Engin Sezen, The Circle

Vurgulamakta yarar var: The Circle, ne Cemaat’i topa tutma ne de Cemaat’e sadakat ve merbutiyet bildirme platformu!

Yurtdışında mukim, Hizmet Hareketi’ne yakın, bu tefekkür ve tahassüs ikliminde yetişmiş veya bu Hareket’e sempati duyan kimselerle mülakatların da yapıldığı bir mecra. Sözkonusu mülakatlar serisini verimli bulanların yanında, bu mülakatlara olumsuz yaklaşanlar da var. Burada, benim için en önemli husus, “konuların medenice tartışılıyor olması”. Cemaat aydınlarının kendi heybelerindeki düşünce hevenglerini içtenlikle birbirlerine sunabilmeleri, birbirleriyle paylaşabilmeleri.

Bir ay içinde, bu mülakat serisi tamamlanmış olacak ve geriye, zamanında yapılmış bu yerinde konuşmaların müspet neticeleri kalacak.

Serinin bugünkü konuğu Prof. Dr. İhsan Yılmaz.

Eleştiriden, eleştirmek ve eleştirilmekten çekinmeyen biri.

“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz” diyen

“Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” sözleriyle yoluna devam eden Akif-meşrep bir akademisyen. Takdiri de tekdiri de bir bilenlerden.

Yılmaz, kendisini çeşitli mahfillerde gayet iyi ifade ediyor, sesini duyuruyor. Bir dönem anaakım medyada da sıklıkla “Cemaat kontenjanı”ndan yer aldı. Polemiği seven fıtratıyla Cemaat’i yalınkılıç savundu. Daha geniş kitlelere ulaştı. Hareket’in “medya yüzü” oldu.

Prof. Yılmaz, lafını esirgemeden konuşsa bile, Cemaat meclislerinde içtenliği tartışmasız biri olduğunu biliyorum.  Gıll ü gışsız, gizli bir ajandası yok. Rahatlıkla “hata yaptık, hata yaptım, bak meğer burda yanılmışım” diyebilen biri.

Mülakatta, kendisiyle hem-fikir olduğum çok mesele yanında, kendisine katılmadığım konular da var. Bununla birlikte aslolan, düşüncelerini dürüstçe ve cesurca ifade eden bu bilimadamının ademe mahkum edilmeden dinlenilmesi ve anlaşılmaya çalışılması.

Zeki insanlardan gelen müspet eleştiri, evet başta rahatsız eder, kafa karıştırabilir, bazılarını “comfort zone”larının dışına çıkmaya zorlayabilir, ama neticesi semeredardır.

İhsan Bey’le uzun uzun konuştuğumuz söyleşinin ilk bölümü burda. Sizi temin ederim ki,Yılmaz’ın daha söyleyecek çok sözü var. Arkası gelecek.

 

Bize biraz İhsan Yılmaz’dan bahsedin desek?

Zor soru. İnsanlar kendilerini tanıtırken, genelde eğitimlerinden ve işlerinden söz eder; halbuki bunun çok farklı şekilleri olabilir. Ben yine de geleneği bozmayayım:

1960’larda İstanbul’a yerleşmiş Trabzonlu bir ailenin 7 çocuğundan üçüncüsüyüm.

Güngören ve Bayrampaşa’da 60-70 öğrencili devlet okulu sınıflarında eğitim gördüm. Sağmalcılar Lisesi’ni bitirdim. Lise 3’te Matematik derslerimizin boş geçmesine rağmen, %50 burslu devam ettiğim Sosyalist bir dershanenin de ciddi katkılarıyla ÖSS’de hatırladığım kadarıyla Türkiye 124.sü oldum. Boğaziçi Üniversitesi’nde mühendislik bölümünü kazandım. Ama mühendisliğe pek ısınamadım. Bilahere, tekrar sınava girip aynı üniversitenin bu kez Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne kayıt yaptırmaya hak kazandım. Bu bölümden de mezun oldum.

İş adamlıgı yapan babam ben lisede iken iflas etti. İnşaat işçiliğine başladı. Komşu ve akrabalarımızın “oğlanları tamirciye ver, eve ekmek getirsinler” sözlerine rağmen çocuklarını yüksek eğitimlerinde sonuna kadar destekledi. Hem bu fedakar babaya, hem de okuma yazma bilmemesine rağmen çocuklarının tahsili için sonuna kadar eşine destek çıkan anneme, elbette ne kadar medyun u şükran olduğumu anlatamam.

Üniversiteyi bitirdikten sonra Fatih Üniversitesi açılacak diye gayr- ı resmi başladığım masterda Ahmet Davutoğlu yönetiminde Postmodern Türk Medya Eliti başlıklı bir tez yazdım. Ne yazık ki, üniversite açılmadığı diploma alamadan Londra Üniversitesi’nde Hukuk Sosyolojisi, Felsefesi ve İslam Hukuku üzerine doktora yapmaya Ingilitere’ye gittim. İki yılda bitirdiğim için Oxford Üniversitesinden çalışma teklifi aldım, Londra Üniversitesi’nde daha iyi bir pozisyon buluncaya kadar, 2 yıl Oxford’da çalıştım.

Hocaefendi’yi ziyaret gittigim bir zamanda, beni daha önceden de tanıdığı için, Türkiye’ye tersine beyin göçünü teşvik etti ve “Türkiye’ye geri dönmeyi düşünmez misiniz” dedi. Bunun üzerine 12.5 yıllık gurbet hayatından sonra, Britanya vatandaşlığını da Türkiye Devleti’nin onayı ile almış olarak memlekete döndüm. 2008 Ekim ayında Fatih Üniversitesi’nde hocalığa başladım.

Gurbete giderken yalnızdım, dönerken yanımda en iyi arkadaşım, eşim Arzu ve 3  dünya tatlısı çocuğum da vardı. Dönüşümüze, elbette en çok her görüşmemizde ağlayan annem sevindi. Şimdi de her görüşmemizde yine ağlıyor.

Şu anda neredesiniz?

Türkiye’de işini kaybedenler içinde sanırım iş bulma açısından en şanslı kişi benim. Her akademisyenin hayalindeki bir işe sahibim: ders verme mecburiyeti olmayan tam zamanlı araştırmacı profesörlük ve aynı zamanda bir kürsü sahibiyim. Üst üste her yıl dünyanın en yaşanabilir şehri seçilen Melbourne’dayım.

Bununla birlikte, evet içim kan ağlamakta…Türkiye denilen dert bir beyin tümöru gibi (rahmetli Hrant’a yapıldığı gibi bu sözümü de çarpıtıp, beni şeytanlaştırmazlar umarım!) her an insanı içten içe yakıyor. Ama mağdurlar, mazlumlar, çocuklarımız ve gelecek nesiller için ağlayıp ah vah etmenin de bir faydası yok. Ayakta kalmaya, tutunmaya, sağlıklı ve başarılı olmaya; mümkün olduğu kadar da mağdurlara maddi manevi yardımcı olmaya çalışıyorum.

Bugün, doktoraları yarım kalan, şu an sığınma kamplarında ayakta kalmaya çalışan 3 eski öğrencime, akademik çalışmalarına benimle burada devam edebilmeleri için imkanlar araştırdık ve üçüne de üniversiteden bursları çıktı.

Bulunduğunuz yerden Türkiye’ye bakınca, nasıl bir manzara görüyorsunuz?

Acı bir manzara…

Sanki hiç düzelmeyecek gibi, çünkü bir kısım Kürtler, bir kısım Alevi ve Hizmet’ten insanlar haricinde herkes halinden memnun görünüyor. İnsanlar alışıyorlar hallerine, memleketteki bu olağanüstülüğe, dolayısıyla da günübirlik yaşamlarına sanki hiç bir şey yokmuşçasına devam ediyorlar. Kendilerine dokunmayan yılan bin yaşasın diye düşünüyorlar diyeceğim, ama vaziyet öyle gösteriyor ki, sanki bunu bile düşünmüyormuşçasına bir hal içindeler. Tıpkı benim de 20 yıl evvel, Kürt’e, Alevi’ye, Rum’a ve Ermeni’ye neler olduğunu, bu ülkede bu vatandaşlara nelerin yapıldığını hiç düşünmediğim, çünkü aslında hiç bilmedigim, ilgilenmediğim gibi. Burda şunu da belirtmeliyim, sorun daha derinde; bu bir parti meselesi değil. Siyasi kültür değişmedikçe AKP gider, BKP gelir.

Süreç’in öncesinde ve sonrasında ulusal medyada Hizmet Hareketi’nin en etkin seslerinden biri haline gelmiştiniz. O günlerden bugüne, kısa zamanda çok şey değişti. Adeta günler uzadı yıl oldu.  Siz bu dönem zarfında kendinizde ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz?

Söylem ve düşüncelerimde Hizmet’in haklılığını savunma açısından bir şey değişmedi. Ben Hizmet’i Lise 2-3’te Cuma namazlarına giderken, çıkışta çok iyi sohbet yapan üniversite öğrencileri var diyen arkadaşlarımla tanıdım. Dünyalar tatlısı, mübarek, apaydın, eğitimli, dürüst, fedakar, dini bugüne göre anlayan, insanlığa acaba nasıl bir katkım olur diye geceleri ağlayan, ibadetlerini aksatmayan, eğitime ve hayrata çok önem veren insanlar topluluğu olarak tanıdım. Süreçte de TV’lerde bu Hareket’i savunurken aslında ben bu değerleri ve insanları savunuyordum, anlatıyordum.

Ama elbette, 2000’lerle birlikte, Cemaat, büyük bir hareket’e dönüşmüş, zamanla da homojenliğini kaybetmiş ve içinde türlü fıtratlarda insanları barındırır bir hale gelmişti. Bu yüzden, bilmediğim şeyler hakkında konuşmadım televizyonlarda, bu Hareket’i de ezbere savunmadım. Agos’a verdiğim röportajda Hareket’i eleştirdim de. Körü körüne bir savunmam olmadı hiç bir zaman.

Hizmet eleştirisi demişken bir hususun altını kalın kalın çizmek isterim: Ben Hizmet eleştirisi yaparken, Hizmet’i kendi kriterlerine, ahlaki standartlarına topluma vaad ettiklerine ve prensiplerine göre tahliller yapıyorum, o açıdan eleştiriyorum. Yani, bak senin bir zamanlar şu ideallerin, şöyle prensiplerin vardı, sana gönül verenler, destek verenler de bunun için destek vermişti diyorum. Acaba içinden bazı insanlar bu itibarı alıp suistimal ettiler mi, bu krediyi gidip siyasetçilere  pazarladılar mı, şahsi maddi ya da manevi menfaatlerine alet ettiler mi, gayr-i meşru haller ve tavırlar içine girdiler mi, etraflarına kibir ve nobranlık saçtılar mı? Ben bu ve buna benzer soruları sordum ve sormaya devam edeceğim.

Burada kesinlikle yanlış anlaşılmaması gereken bir diğer husus da şu: Hizmet Hareket’ine laf etme hakkına sahip Türkiye’de hiç bir grup yok. Herkes önce aynaya baksın. Sayısı elliyi yüzü geçmeyecek Ahmet Altan gibi tertemiz ve dümdüz insan evlatlarının dışında, Hizmet’ten ahlaken daha üstün kişi ya da grup yok memlekette. İşte hepsinin halini şimdi daha iyi görüyoruz, masum insanların olduğu grubun hepsine birden sabah aksam F.TO, yani düpedüz terör örgütü diyebiliyorlar. Bu iftira ile hapislerde türlü zulüm ve işkence gören onbinlerce masum insan var.  İstisnası cok az olmak üzere hemen hemen herkes, zulüm altındaki bu kişilere, arkadaşlarına, akrabalarına her gün terör örgütü diyerek, AKP’ye ve zulümlerine aslında destek çıkmış oluyorlar.

Hizmet Hareketi sadece bir mağdurdur. Bununla kastım sadece mevcut mağduriyeti değil. Baskıcı sistemin bu kişilerin kimliklerini gizlemesine sebep olarak travmalara ve patolijelere sebep  olmasını da kastediyorum. Bu açıdan İslamcılar da mağdurdur ama bugun zalimleriyle ortak olup zalim cepheye geçtiler.Orda bu masum insanlara karşı bugün birlikte mücadele ediyorlar.

Anlayabildiğim kadarıyla, 2007-2010 arası kısa bir süre, Hizmet’in icindeki Bürokratik İslamcı (sivili, ilahiyatçısı, bürokratı ve medyadaki elemanları ile beraber) birileri AKP ile elele ülkeye yön vermiştir. Ama ne o zaman, ne başka bir zaman bu Hareket’in gönüllülülerin %99’ının iktidarla, ülkeyi yönetmekle ilgisi olmamıştır. Onlarca yıldır Ermeni, Dersimli, Alevi, Rum, Kürt, Solcu, Nurcu demeden, önüne gelene zulmeden, halkı çoluk çocuğu ile perişan eden, hatta yok eden bu devlettir, onu yönetenlerdir. Kazanan,  devletin ayrıcalıklı vatandaşı olan Kemalistler, Atatürkçüler, milliyetçiler, Beyaz Türklerdir. Bunlara hiç kimse, hiç bir zaman özeleştiri yap demiyor. Yaptıklarının,  sustuklarının ve başkasının rağmına kazandıklarının hesabını ver de demiyor, diyemiyor. Birazcık diyenlere de bugün neler yaptıkları ortada.

Sözün özü, Hizmet eleştirisi ya da özeleştirisi derken, Hizmet bu zulmü haketti, yaptıklarının cezasını çekiyor vs asla demiyorum.  Dediğim, neden bir kısım üst-orta-alt tabaka yonetici ve bir kısım tabandan insanlar (mesela bazı işadamları) kendi ideallerine uygun neden davranamadı, neden tüm Hizmet’e bu kadar çok hasım ve düşman biriktirdi, kırıp döktüğünün farkına bile varmadı.

Neden herşeyinin (insan kaynağı, para, medya, zihni enerji, gayret vs) %90’ını Türkiye’ye yatırdın, zeki gençleri ille de devlete yönlendirdin ve neden AKP’nin arkasında AKP’yi aşan şeylerin olduğunu göremedin!

Neden bir gün kaybetme ihtimaline veya yeni bir 28 Şubat’a göre bir hazırlık yapmadın ve kendine güven sarhoşluğu ile açıldıkça açıldın!

Neden excel listeleri ile kendini sistematik olarak kandırdın!

Neden Hizmet bir an evvel Türkiye’deki ağırlığını dışarı taşımalı diyenlere kulak vermediler?

Tekrar edeyim, bu soruların hiç biri AKP iftiralarını desteklemiyor, yaşanan zulme % 1 bile olsa hak vermiyor.

Ve son olarak da bu sorularu sormak, zulümle mücadeleyi azaltmıyor, mağdura, mazluma yardım edecek olanın elini tutmuyor.

Şimdi o günlere baktığımda, evet keşke biraz daha sakin konuşsaymışım diyorum.

Karadenizlilik?

 Kesinlikle, Karadenizli olmamın elbette etkisi var, ama istesem sakin de konuşabilirdim. Sarsıcı olmak istemiştim. Çünkü 10 yıl boyunca Hizmet’in kendi tabanından MHPlilere kadar herkese, “bu kabine Cumhuriyet tarihinin en çok namaz kılan kişisini barındıran bir kabine”, “Erdoğan, aynen senin benim gibi hasbi, mübarek, ehl-i hizmet bir insan” vs gibi şeyler ısrarla enjekte edilmişti. Gözleri buğulanarak Cemaat’e Erdogan’ı anlatan hatipler vardı, gazeteciler vardı, bölgeciler vardı ortalıkta.

Hizmet’in medyasında AKP aleyhinde minicik eleştiriler belki çıkardı, ama onları da Hizmet’ten kişiler değil de Şahin Alpay gibi liberal entelektüeller yazardı. O yüzden, 10 yıl sonra birden kavga çıkınca, insanları sözün etki gücünü artırarak iyice sarsmak gerekiyordu. Bu bir işe yaradı mı? Hayır, yaramadı. Olan benim itibarıma oldu. Soğukkanlı bir akademisyen değil de heyecanlı, duygusal biri olarak algılandım, dahası öyle de tescillendim. Sağlık olsun.

Pişman gibisiniz?

Evet, geçmişle ilgili pişmanlıklarım var. Zaten, bir aforizma kurgulayıp söyleyecek olursam: “Pişman olmayan insan olamaz”. En önce, yukarıdaki soru ile ilgili, acaba benim agresif muhalefetim, bu zalimleri daha da azdırdı mı ve benim yüzümden 1000 yerine 1010, hatta 1100 şiddetinde zulüm yapıyorlar mı? Bu sancıyı kafamdan atmam mümkün değil. Cevabını da Allah bilir.

Bir başka pişmanlığım, keşke Türkiye’ye döner dönmez çok daha sesli ve net bir şekilde, hem AKP hem de Hizmet eleştirileri yapsaymışım. AKP konusunda, ehven-i şer ideolojisi ben başta olmak üzere çoğumuzun kişiliğini de prensiplerini de erozyona uğrattı. Kemalistlerin, 28 Şubatçıların, 367 rezaletine imza atanların zulmü korkusu ile AKP’ye gereksiz kredi verdim. Mesela kirada yaşayan bir adamın oğluna nasıl olur da düğünde bir milyonluk altın alınır diye sormadım. Bu  o zaman aklıma bile gelmedı Çünkü herşeyimle hasım ve zalim cepheye odaklanmıştım. İşte şimdi benzer hataları yapmamalıyım. Bir kısım Arapların Yahudi düşmanlığının, onların tersten pusulası olması gibi zalim, hırsız, katil ve iskenceciler de benim tersten pusulam olmamalı. Benim cephemden diye yanlışı görmezden gelmemeliyim.

Şimdi, ehven-i şer ideolojisini de toptan reddediyorum. İksinden birini seçmek zorunda değilim. Yanlışı varsa ikisine de karşı çıkmalıyım, birini ötekine tercih etmemeliyim, en azından susmalıyım.

Hizmet ile ilgili de “kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışı bana hata yaptırdı. Güç sarhoşu olmuş kişilerin güçlü oldukları zamanda hiç bir itirazı dikkate almayacaklarını görebilmeli ve açıktan kamu yararına olduğu için daha sesli ve çok konuşmalıydım.

Bir başka pişmanlığım, 10 yıl boyunca köşe yazmış olmak. Bu beni hep 2. sınıf akademisyen olarak tuttu. Daha fazlası için potansiyelim vardı. Ama köşe yazabilmek için vaktimin önemli bir kısmını Türk medyasını takip ederek geçirdim. Şimdi olsa asla kabul etmez ve kendimi makale, kitap yazmaya, araştırmaya ve öğrenci yetiştirmeye adardım.

Şu sıralar, çok daha az Türkiye merkezli düşünmeye ve yaşamaya çalışıyorum. Zulüm bitse, mazlumlar kurtulsa ilgimi daha da azaltacağım. Düşüne düşüne kahrolmamak için, bu yaştan sonra, kendime hobiler, ugraşılar icat etmeye çalışıyorum.

Türkiye de, milletin büyük çoğunluğu da, aydın sandıklarımız da Hizmet’in karar alıcılarının önemli bir kısmı da bende büyük bir hayal kırıklığı…

En büyük hayal kırıklığımsa, bizzat kendim: fazla duygusallık, romantizm, hüsn-i zan…aşırı dozaj fazla.

Halbuki, bilimsel veriler ortada, bu ülkede ancak bu kadar olur. Bu yüzden de bu ülkeden çıkan Hizmet Hareketi bir başarı hikayesidir. Bu hikaye, devletle ve siyasetle bu kadar içli dışlı olmasaydı, büyümeyi varoluşsal bir öncelik haline getirmeseydi, kokuşan ve giderek sayısı artan çürük yumurtaları eleme sistemi geliştirebilseydi, elbette çok daha iyi devam edebilirdi. Ama benim gibi, annesi okuma yazma bilmeyen, babası ilk okulu bitirememiş insanlarla dünyanın 170 ülkesindeki insanlığa umut mesaji ile ulaşmış olmasının İslam dünyası denen coğrafyada ve tarihinde eşi benzeri yok. Bu yüzden, çürük yumurtalara, elmalara; ve onları görüp bilip de kendine zarar gelmesin diye susanlara daha fazla kızıyorum.

Peki, Hizmet kurumlarda çalışırken dile getirdiniz mi bu söylediklerinizi?

Ben Fatih Üniversitesine Hocaefendi’nin ricası ile dönmeden önce Fatih’te kazandığımın en az 5 katı parayı Londrada kazanıyor ve hatta bu paranın bır kısmı ıle Hızmet kurumu olarak kurduğum bir think tankı finanse ediyordum. Öğleye kadar uyuyan İngilizce bilmeyen ama güya itaatkar kişilere verilen maaş ve burslardan think tanka para kalmıyordu çünkü. Bunu istişarelerde dile getirdiğim için bir ayet iki hadis eşliginde duyduğum hakaretleri hiç mesele etmedim ve ilk defa şimdi söylüyorum. Yani Hizmet kurumundan para alırken susuyordum diye bir şey yok. Fatih’te çalışırken de daha iyi yerlerden teklifler geliyordu.

STV, ilk döndüğümde beni 2-3 kez çıkartmıştı, ama bir problemden dolayı (konuk iptal edince programdan sadece birkaç saat evvel çağırmalar), ben de biraz gurur yaptım ve “istepne lastiği muamelesini çok belli ediyorsunuz” gibi bir şey dedim nazikçe. Onlar da yıllarca adeta küstüler, aramadılar. AKP ile kavga başlayınca, Habertürk ve CNN Türk’e çıkmaya başladım. O zamanlar, daha önce STV’de program yapanlar ve sık sık çıkan Hizmet’ten akademisyenler bile ısrarla çağrılmalarına rağmen artık çıkmak istemiyordu. Ben ise gelen her program teklifine seve seve evet deyip koştum.

Hizmet’in kendini en çok güçlü hissettiği ve AKP oylarını %30’a düşüreceğini düşündüğü 30 Mart seçimleri öncesi Agos’a röportaj verip, Hizmet sosyolojisinin bazı yönlerini eleştirdim. Hem de Hizmet içinde en popüler olduğu bir zamanda yaptım  bunu. Diğer yandan, seçim oncesi Anadolu’da günde 5-6 konuşma yaptığım oldu ve hepsinde de önce kendimize bakalım dedim. Bugün söylediğim şeylerin çoğunu o zaman da söyledim.

Ayrıca, Türkiye’ye döndüğüm Ekim 2008’ten itibaren gördüğüm her sorunu, ilgili ortamlarda defalarca dile getirdim. Pek çok şeyi o günlerde görmek kolay değildi. Hizmet’in terörle uzaktan yakından alakası yok. Suçla da uzaktan yakından alakası yok. Ancak bazı bireylerin tek başına, ya da grup halinda bazen AKPli siyasetçilerle, bazen kendi başlarına ahlaki problemler barındıran işler yaptıkları anlaşılıyor. Bunlar bazen bu bireylerin şahsi suçlarına da dönüşmüş. Ben mahkeme degilim; Türkiye’de de şu anda mahkeme falan yok. Onun için, ne benim ne başkasının bir hüküm verme durumu yok. Ama görüp duyduklarımdan anladığım kadarı ile birileri hırs yapıp kirli işlere bulaşmış. Bunların hukuk içinde üzerine gitmek yerine hiç alakasız insanlaro soykırıma uğratmaksa İslamcılara nasip oldu.

Cemaat’teki sözünü ettiğiniz “kötüye gidişat”la ilgili söylenmesi gerekenler söylendi, ‘hatta bir rapor hazırlanıp verildi” deniyor. O raporla ilgili ve raporun akibeti hakkında herhangi bir malumatınız var mı?

Bir değil pek çok rapor hazırlandı. 30 Mart seçimleri fiyaskosu sonrası, hem Türkiye’nin nabzını tutma, hem de Hizmet içi eleştirel raporlar ve revizyon teklifleri hazırlamak için Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesinde bir think tank kurdum. Belki 20ye yakın rapor çıktı oradan. Bir kısmı Hizmet iç bünyesi içindi. Ama tüm bunlar için çok geç kalınmıştı. Kimsenin böyle raporları dinleyecek hali de yoktu ayrıca. Cemaat medyasının Kürtlerle ilgili sorunlu dili uzerine bir raporumuzu, bir medya yöneticisi “ben onlarla ilgili rapor hazırlıyorum mu” deyip, fırlattı. O süreçte, hiç bir Hizmet kurumunun, müşteri memnuniyeti anketi türü şeyler yapmadığını öğrendik. Yani nasılsa herkes abone oluyor, seyrediyor, çocuğunu okullara, dersanelere yolluyor diye düşünülmüş ve biz toplumca nasıl algınanıyoruz, nasıl görünüyoruz, nasıl bir eleştiri var bizimle ilgili diye bir dert olmamış hiç. Kaz kez sahit oldum Hocafendiye de hep olumlu anektodlar aktarılıyor yaşlı aman üzmeyelim deniliyordu. Mesela üniversiteden gidecek ziyaretçi hocalara sakın universite ile ilgili bir şey demeyin dıye tembihliyorlardı. Belki vardır böyle raporlar, kimsenin de günahını almayayım ama aklınıza gelebilecek kurumlara sorduk, hep yok böyle bir şey denildi. Dediğim gibi eleştiriler, bünye içinde dile getiriliyordu, ama rapor uygulaması AKP ile kavgadan sonra başladı. Bu raporlar için çok geç kalınmıştı. Kavga varken, raporların okunma şansı da, uygulanma şansı da kalmamıştı zaten.

Hizmet Hareketi sizce nedir? Kendinizi bu yapının neresinde görüyorsunuz?

Hizmet, iyi kul olmanın yolunun insanlığa hizmetten geçtigine inanan, bunun için de proaktif bir şekilde özellikle eğitim yolu ile modern kurumlar açan, ibadete önem verdigi gibi donanımlı olmaya da önem veren, fedakarlığı hayatının merkezine yerleştirmiş insanlar topluluğu…

Hareket, zamanla heterojenleştiği için, içine artık her tür insanın dahil olduğu, bunların kolay kolay ayıklanamadığı, hasbilik, fedakarlık, çalışkanlık ve gayret gibi hasletlerin giderek az kişide görünür olmaya başladığı bir yapıya dönüşmeye başlamıştı. Türkiye’ye ilk döndüğüm günlerde bunu farkettim ve çevremdeki arkadaşlara “Tayyip Erdoğan kadar AKP’li, Hocaefendi kadar şakirt” bir sürü melez tip türemiş diyordum. Böyle öğrenci de vardı, işadamı da vardı ortalıkta. Bır kısım Hizmet kurumu yöneticisi ya da bazı bölge hadimleri de buna dahil. Bu kişiler, Hizmet içinde, Hizmet terminolojisini kullanıyor, imkanlarından yararlanıyor ama cefakar değil, nobran, kibirli, dediğim dedikçi, kul hakkını pek dert eder gözükmeyen ehl-i dünya olmuş karakterler…

Yurtdışında bile, Hizmet’in maddi imkanlarının iyi olduğu yerlerde, oran olarak az olsa da böyle insanlar var hala. Kriz dönemi atlatılınca aynen devam ederler böyle giderse.

Ama çoğunluk hasbi, fedakar, mübarek… Tek sorun, Hizmet’ten maaş ya da burs alanlarda söz konusu kişilerin oranları biraz daha yüksek maalesef. Bunlar daha görünür oldukları için ve icraatları daha bağlayıcı, temsil edici oldugu için daha çok zarar veriyorlar harekete. Bunun önüne geçmek çok zor, çünkü her insan grubunda böyle şeyler olur ve en az Hizmet’te oluyor; ama bunu azaltmak mümkün. Artık Hizmet’in bir cemaat değil, hareket olduğunun kabul edilmesi ve hüsn-i zanna ve tek adamlıklara dayalı bir sistem yerine, tamamıyla şefffaf, resmi, hesap verir ve demokratik süreçlerle karar alan ve lokal yapılar kurması lazım.

Ben üniversiteyi kazandığım zamandan itibaren Hizmet içinde aktif oldum. Yani 30 yıl oluyor. Fakir aile çocuklarına bedava ortaokul, fen lisesine hazırlık ve lise dersleri çalıştırırdım, rehberlik yapmak için uğraşırdım. Üniversiteyi bitirene kadar, esnaf sohbetleri, bölge, mütevelli işleri yaptım. 1994’te mastıra başlayınca bunları bıraktım ama 1996 Şubatında Britanya’ya gidince, doktoramın yanında bu tür işlerle uğraşmaya devam ettim. İşin doğrusu, Avustralya’ya gelene kadar akademisyenliğin yanında her zaman resmi ya da gayr-i resmi bir Hizmet kurumunda ya da biriminde bir şeyler yapar gibi göründüm. Akademik CV’im kadar bir de Hizmet CVim var diye espri yapabilirim. Tüm bunları şunun rahatlığı ile söylüyorum: bu kalabalık görüntü takva ya da ihlasa dair bir şey söylemiyor. Yani övünülecek bir durum yok, hatta kafa göz yardığım çok olduğu için tam tersi bir durum var. En son da Fatih Üniversitesi’nde hocalık yaparken, aynı zamanda GYV’de danışmanlık yapıyor, yurtdışından gelen gazeteci, akademisyen ve siyaetcilerle fırsat oldukça buluşuyordum.

Yeri gelmişken, GYV’nin meşhur deklarasyonlarının bir ikisi hariç, çoğunu kaleme aldım. 10 hatta bazen 20 kişi, kafa kafaya verip söylenecekleri belirliyorduk, ama tek bir kalem ve üslup olsun diye, birimiz yazıp, herkesin değiştirmesine ve onayına sunuyorduk. Tarihi metinlerdir bunlar. İslam ve Demokrasi uyuşumu manifestolarıdır. Hizmet içindeki sorunlu kişilere de ikaz mahiyetindedirler. Tüm bunları şunun için dile getirdim: tanımayıp sosyal medyadan “akademisyen işte, elini taşın altına koymamış, dısarıdan ahkam kesiyor” diye itham edenler var. Onlara izah olmuş olsun. Bugün benim gibi Hizmet özeleştiri yapmalı diyen akademisyen ve gazetecilerin de Hizmet CV’si durumları aşağı yukarı benim gibidir.

Kendimi artık sadece bir akademisyen olarak görmek istiyorum. Asıl işimin hakkını vermeliyim. İnsanlığa da en iyi katkım ancak böyle olur. Hizmet ile ilişkilerimi sempatizanlık seviyesine indirdim. Hizmet ideallerinde ve vizyonunda bir sorun görmüyorum, ama uygulamalarda sorunlar başgöstermeye devam ediyor. Mesela, Türkiye’de yaşanan kazaya rağmen, başka bir iki Müslüman ülkede hala bürokratlara sohbet organize etmeler devam ediyor; siyasetçilerin dibinden çıkmamalar devam ediyor, gayr-i resmi bölgecilik işleri devam ediyor. O yüzden yapılan, açık, şeffaf, resmi işlerin ve projelerin destekçisi ve alkışçısı olmaya devam edeceğim, ama yanlış gördüğüm yerde de dışarıdan ahkam kesecegim.

Gölge yerlerinde birilerinin neler yapıp yapmadığını bilmediğim şeylerin olduğu bir yapının mensubu olmak da istemiyorum. İleride tamamen sivil toplum kuruluşu olur, bürokrasi, medya, sendika, siyaset gibi şeylere eleştirel bir mesafe koyarsa, belki gider resmi üye olurum. Ancak, içinde yüzbinlerce güzel, iyi, doğru insanın olduğu bu oluşuma, içindeki bazılarının tüm hatalarına rağmen, bu zor zamanda elbette destek olmak sadece vefa degil, bir insanlık gereğidir. Hizmetin bu desteğe ihtiyacı olmasa da insan kalabilmek için benim bu desteği ona vermeye ihtiyacım var.

Fethullah Gülen?

Yakın tarihin Turkıyeiden çıkmış en başarılı lideri desem abartmış olmam. Anadolunun muhafazakar insanlarını köylerinden kasabalarından çıkmaya ikna etti. 170 ülkede muhteşem bir ufuk sergilemelerine sebep oldu bu insanların.

Benim annem babam gibi, kızlarını okutmayan yüzbinlerce dindara bir yol gösterdi. Yüzbinlerce insana, hem dindar, hem çağdaş olup gönül huzuru ile yaşamayı öğretti. Tüm bunları kimse yok sayamaz.

Gülen, keşke, Türkiye’ye bu kadar ilgi duymasaydı.

Keşke çok daha etkin şekilde dünyaya yayılın deseydi, uygulamayanları, bu vizyona hazır olmayanları, ayak sürtenleri de kenara çekseydi.

Keşke AKP ile aradaki mesafeyi 2007’de, neredeyse sıfıra indirmeseydi, medya yöneticileri vasıtası ile onlarla iletişim kurmasaydı.

Keşke, Hizmet medyasının AKP borazanı olmasının yolunu açmasaydı. Bunları bugünden söylemek tabii ki kolay iş. Ama bundan sonrası için ve başka ülkeler için dersler barındırıyor. Sonuçta o da bir insan. Hiç bir insan yüz üzerinden yüz alamaz. Benim gibilerin hem mesleklerinde, hem de insanlıklarında yüz üzerinden 50’yi alma mücadelesi verdiği yerde, Hocafendinin çok daha yüksek not aldığı açıktır, ama yüzdeyüz değildir. Cunku insan tanımı geregi %100 alamaz. Peygamberlerın bile zelleleri vardır. Bu arada, şimdi birileri çıkıp da “sen kim oluyorsun da not veriyorsun hocamıza enaniyet fıçısı akademisyen” diyerek, röportajın gerisini yok saymak isteyecekler de çıkacaktır.

Hocafendi, son on yıldır, Hareket’i kendisinden sonrasına hazırlamaya çalışıyor. Eskiden olduğu gibi mikro-yönetim yapmıyor uzun zamandır. Bunu zaten yapması da mümkün değil. Ancak, yukarıda saydığım tür yapılar oluşamadığı için, ortalığı ve otorite bolsugunu, bazen benim tirancık dediğim kişiler doldurdu. Bunlar, kafalarına göre kurumları, bölgeleri yönettiler ve her defasında Hocaefendi’nin arkasına saklandılar; o da ya dervislik dedi ya vefa dedi, ya fitne çıkmasın diye sessiz kaldı. Veya, “bu adam devlet içinde kendini zulme uğramamak için saklamış, kaymakam, öğretmen vs kişilerin isimlerini biliyor, gidip de bu masumları Kemalistlere yem etmesin” diye bazı zararlı tipleri sineye çekti. Bunlar benim tahlillerim. Direkt kendisine sormuş değilim. Ama artık Türkiye’de böyle bir bagaj yok. Bu tiplerden kurtulabilir ve Hizmet 2.0da bunların etkin olmasının önüne geçebilir. Hala bekleşiyorlar cünkü. Zira Hızmet dışında sıradan insan olmaktan başka karşılıkları yok. Yöneticilik uyuşturucu bağımlılığı gibi bağımlılık yapmış.

Israrla Cemaat’teki bir kesimden, üstteki lider kadroda kendine yer edinebilmiş kimselerden söz ediyorsunuz. Bunu biraz daha açmanızı istiyorum, mümkünse!

MiT’in Hizmet Hareket’inin başını koparmaya çalıştığını unutmamak lazım. Onun için toptancı bir şekilde ve AKP ağzı ile tavanı şöyle, tabanı böyle dememek lazım. Zaten AKP’nin yalancı olduğu da ortaya çıktı. Masum dediklerı tabanda kim varsa hapse attılar, yetinmediler her türlü alçak işkenceyi yapıyorlar.

Hizmet’in tabanı, ortası, tavanı artık her neyse, her yerinde her tür kişilik var. Özelliklerine göre konuşmak lazım. Abdullah Aymaz, Mehmet Ali Şengül, İsmail Büyükçelebi gibi mübareklik, fedakarlık, şefkat abidesi olan çok, ama Hoacaefendi sonrası bu hareketi ben yöneteyim derdinde olan da var, rakip gördüğü kimseleri, sohbet ettiği polislere dinleten de var. Bunlar kimseyi ümitsizliğe sevk etmesin. İnsan gruplarında böyle şeyler her zaman olur. Sorun, bizde asla öyle şey olmaz dendiğinde başlar. İnsan fıtratını bilerek, öyle bir yapı kur ki birileri istismar edemesin. Sahabe zamanında bile münafik kaynıyor ortalık.Hz Ömer, Hz. Huzeyfe’yi takip edip, “bakalım, kim, aslinda neymiş” diye öğrenmeye çalışıyor.

Hizmet’in içinde her tür bürokrat var. Kimi mübarek, işinde gücünde; kimi daha hırslı, siyasetçiye yakın olayım, Hizmet irtibatlarımı kullanayım, daha etkin olayım derdinde. Onları dışarıdan kullanmak isteyen siviller de olmuş belli. Siyasetçiler de bu siviller üzerinden, bu bürokratların bir kısmını kendi ağlarına düşürmüşler bugün daha iyi anlaşıldığı kadarıyla…

Bölgecisi, rehberlikçisi, bunların içinde çok fedakar hasbi insan elbette çok, ama öğleye kadar yatan, sonra mahalle baskısı ile himmet peşine düşen, burs, abone toplayıp excelcilik yapan, ama bunları yaparken de aslında milletı kendinden nefret ettirdiğini fark etmeyen de çok.

Şimdi, bunlar artık eskide kaldı denilebilir. Hayır, yurtdışında düşük ölçekte de olsa benzer problemler devam ediyor. Ama Turkiyedekı gecmıs problemlerle sımdıden yüzleşilmez ise Türkiye dışında büyüme oldukça bu sorunlu durumlar da büyüyecek. ABD ve Ingiltere gıbı yerlerde olagansutu degisiklik gayretleri var ama cogu yerde pek bir değişiklik haberi alamıyorum. Talep edenlere mağdurlara odaklanın denilip geciliyor simdilik.

Peki bu bağlamda, sizce yapılması gerekenler ne?

Yapılması gereken, tüm bu yasanan sorunları dikkate alan, şeffaf, resmi, hesap sorulabilir, performans denetimi olan, düzenli teftiş edilen, karar alanların resmi olduğu, kararların demokratik alındığı, fizibletisi yapılmayan hiç bir işe girişilmediği yönetenlerin her 3-4 yılda bir mutlaka değistigi yapılar kurmak ve tamamen sivil alanda kalmak.

Denetim olmayan her yapıda, kendini başarılı göstermek isteyen, aferin peşinde koşan, rakamları abartır, anekdotları arttırır. Sübjektif şeylerle değil, objektif kurallarla çalışılırsa, çürük elmalar azalır ve bunlar Hizmet’e kan ve itibar kaybı yaşatamazlar. Bunun için, iç denetim, gizli müşteri uygulaması, iç ve dış algı anketleri, şikâyet kabul mekanizmaları, performans denetim kriterleri gibi şeylerin geliştirilmesi ve bunların lüzumsuz görülmemesi şart.

Eğer bugün insanlık uzayda yasam aşamasına geldiyse, cebimize TV, radyo, fotoğraf makinesi, daktilo ve bilgisayarı tek bir aletle koyacak durumda ise, evrensel olan yani Müslüman’i da enterese etmesi gereken bu tür şeffaflık, denetim, hesap verebilirlik, şikâyet, sorgulama, yönetişim, iletişim, objektiflik, adalet, insana ve akla saygı, eleştirel düşünceye açıklık kriterleri ve uygulamaları ile geldi.

Mükemmel değiller, ama kendi yanlışlarını yine bu medeniyetleri kendileri tespit edip bize anlatıyor, daha iyi nasıl oluruz diye uğraşıyor, sistemlerine ya yanlışlarına itiraz edenleri şeytanlaştırmıyor, ajan ilan etmiyor. Bütün bunlar müminlerin yitik ilimleri, hikmetleri. Onlara sırt dönen, bu tür şeyler dinimizde yok diyen, kendini matbaayı istemeyen yazıcılar durumuna düşürür. Sonuç, Global Ismailaga Cemaati ya da Global Yazıcılar Cemaati olarak Tebliğ Cemaati gibi yola devam etmek olur. “Oldu mu bu şimdi, biz bu işe bunun için mi gönlümüzü, yıllarımızı, itibarimizi vs verdik” diyenlere de hain, bölücü, münekkit, yönetimden pay isteyen, enaniyetli, Pakraduni, AKPci, ajan vs denilir. En hafifçe de,  “ahiret var, burada dilsiz ol, sus, orada hakkını alırsın” denilir, vicdanlar, kafalar rahat, insanlık ve dünya kurtarılmaya devam edilir.

İstikbale dair “muştulu” haberler veren verene. Siz nasıl bakıyorsunuz Hizmet’in geleceğine?

Allah bilir. Ama Hizmet bitmez, format değiştirir. Daha gevşek bir network haline gelir. Yukarıdan bir şeyler gelmez, sadece prensipler, idealler ve çok genel hedefler ortaya konulur.

Lokaldeki, yönetiminde %50’den fazla Hizmet’ten maaşlı ve burslu olmayan, işadamı, avukat, mühendis, öğretemenin olduğu kurumlar, kendi lokal şartlarına göre, tamamen kendi yetkileri ile kararlar alırlar.

Devlet memurlarından ve siyasetçilerden tamamen uzak dururlar, sohbet isteyene de “sohbet camide, camiye gitmeye çekiniyorsan, o zaman YouTube’da, kusura bakma” derler.

Bu arada, Hizmet prensipleri ile yaşayan, ama organik yapıya dahil olmayan birey ve ailelerin sayısı giderek artar.  Bu ailelerin bir kısmı bir araya gelip, kendi çocuklarına kendileri rehberlik ve sosyal aktiviteler yapar. Sonuçta bu bir ihtiyaç ve hiç bir zaman da ortadan kalkmayacak.

“Hey Gidi Günler”deki Hizmet Medyasıyla ilgili düşünceleriniz?

Bugünden geriye bakıp konuşmak kolay tabi. Ama bunca yaşanandan sonra, durum tespiti yapmamak da sorumsuzluk olur. En önce şunu diyeyim: bence Hizmet’in artık asla bir medya, haber, yorum kanalı, web sitesi vs olmamalı. İçinden yetişen bireyler elbette gazeteci olabilir, ama ya şahsi işini kursun ya da gitsin ciddi ve itibarlı bir kurumda çalışsın.

Geçmişte olan şuydu:

Hizmet medyası ne yaparsa yapsın, bu Hizmetin, Cemaat’in resmi duruşu, söylemi gibi algılanırdı. Hizmet’ten olduğu bilinen kalemlerin de önemli konularda birbiriyle neredeyse hiç çelişmemesi, ağız birliği etmesi, her şeye aynı açıdan bakması bunu pekiştirdi. Benim Twitter’a 2010’da girişimin hikayesi de budur. Başta Kürt konusu olmak üzere, medyada bu konuları yazan çizen arkadasları milliyetci ve devletçi buluyordum. Halbuki Hareket’te çok farklı sesler vardı. STV programa çıkarmıyordu beni, o sıralar Zaman Yorum bana adı konmamış bir ambargo uyguluyordu. Ben de sosyal medyadan sesimi duyurayım istedim. Hiç unutmuyorum, Ayse Hür, bir Twit atip “Cemaat’in Kürt konusundaki duruşunu Ekrem Dumanlı mı, İhsan Yılmaz mı temsil ediyor” diye sormuştu. İstedigim olmaya başlıyor galiba diye mutlu olmuştum.

AKP eleştirileri konusunda da benzer şeyler oldu. Hizmet medyası tamamen AKP bülteni gibi çıkmaya başlamıştı. Bunda medya yöneticilerinin dışındaki faktörler de var elbette. Hareket de AKP ile bozuşmak istemiyordu, ehven-i şer ideolojisi ile hareket ediliyordu, CHP ve MHP ile bağlarını koparmıştı. Medyasından da muhtemelen benzeri  şeyleri istiyordu. Bu tip şeyleri dinlemeyecek Bülent Keneş gibilere de mesela Türkçe köşe vermiyorlardı. Biz de 2008’den başlayarak Today’s Zaman’da ve daha sonra da Twitter’da AKP’yi eleştirmeye başladık, ama kaç kez sivri dillisiniz diye medya ya da GYV yöneticilerinden ihtarlar aldık. AKP eleştirisi istenmiyordu. Kavga çıkınca da, bize sivri dilli diyenler, on kat daha ağır laflar ettiler ama geç kalmışlardı, atı alan çoktan Üsküdarı geçmişti.

Bu arada, “Kendi dershanelerine dokununca konuşuyorlar, Gezi’de bile yolsuzluk ve zulüm aşikarken, ortada durdular” anlayışı çoktan yerleşmişti. Bu yüzden de Hizmet yalnız kaldı. Bu tek sebep değil elbette, yıllarca bazı bölgecilerin, idarecilerin etrafa kibir ve nobranlık saçmaları, farkında olarak ya da olmayarak küçük şirket, cemaat ve tarikatları rekabette sindirir görüntü vermeleri, insanların içindeki kini büyütmüştü. Bunlar fark edilemedi, zamanında tedbiri alınamadı. Hem Beyaz Türklerin, hem muhafazakarların kıskançlık ve hasedi de önemli bir faktör. Binlerce yıldır devlete, Diyanet’e, TRT’ye itaati din haline getiren Anadolu halkının, devlet ile kavga eder görüntü veren Hizmet’i anında bırakması da ayrı bir faktör. AKP’nin sosyal politikaları ile dini kullanması ile Cemaat’te olumlu bakan tabanı yanına çekmesi de önemli bir unsur. Ergenekon ve KCK davaları sırasında Hizmet medyasının davaları asla eleştirmeyen tavrı (buna ben de dahilim) ve bölgelerde insanların “bu işleri bizimkiler yapıyor” övünmeleri yüzünden, yapılan her yanlış Hizmet’e fatura edildi, Beyaz Türklerden, CHP ve MHP’den sempati ile bakan varsa onlar da kaybedildi. En son AKP tabanı kalmıştı, onu da Erdoğan bizzat çekip aldı. Benim Hizmet medyası ile problemim bu. Ve hala bunlarla yüzleşilmiyor, hala aynı kişiler bir Hizmet medyası kurmaya çalışıyor. En çok bozulduklarım da öncelikli olarak bu konuda yapılan izah ve yüzleşme çağrılarına cevap vermesi gerektigi halde (bir tek Abdulhamit Bilici konuştu), “özeleştiri” diyen kişilere,  arada sırada ayar verenler ve bunu yaparken de pataklar gibi yapanlar, had bildirmeye çalışanlar.

SÜRECEK…

 

21 COMMENTS

  1. Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) gibi bir örgüt yaratarak ABD’nin espiyonaj mekanizmasına dönüşen Gülencilerin güç ihtirası nedeniyle eleman kazanmaya daha çok odaklanması, balon gazete aboneleri ile medyaya hakim olduğunu zannetmesi, siyasetle içli dışlı olması, cemaat liderinin basına fazla demeç vermesi, sohbetlerinin açık yayınlanması gibi faktörler cemaatin duvara toslanmasına neden oldu. Az olsun öz olsun anlayışı yerine, çok olsun bizim olsun anlayışının yıkıcı etkisini görememiş olması da ayrı bir negatif unsur olarak belirtilmelidir. Gülen hareketinin, hizmet hareketine dönüşebilmesi için liderin gerçek bir eleştiriye tabi tutulması gerekmektedir.

  2. Son dönem adı Ergenokon örgütü, Jitem vs olmuş, faili meçhul cinayetler, patlamalara ve darbelerle sürekli ayyuka çıkmış kronik bir derin devlet sorunu yokmuş demek en başta insanın aklına saygısızlıktır. Aklı tutulmuş olanlara böylesi feci bir backraundun yanı sıra Ergenokon davaları süresince bir maytapın dahi patlamaması ve 4-5 yıl sonra Yeni muktedir ve devlet imkanlarını istismar eden yeni suçlu hükümet başının zaafları sayesinde, suçlarını çektikleri cezaevlerinden kurtulduktan sonra, faili meçhul cinayet ve patlamaların kaldığı yerden devam etmesi de mi hala sizin gibilerin inkarını devam ettirecek. Ne diyelim, polemikler insanın görmesine mani perdeler oluşturmuş.

  3. çok samimi ama biraz burukluğun neden olduğu subjektifliğin de etkisinde çok güzel bir söyleşi olmuş. Yalnız bir iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, ideal şartlarda verilmesi gereken tepkiler sıralanmış ancak reel düzlemde hizmet hareketinin küresel çapta nasıl hedef haline getirildiğini anlamak lazım. Sivil alan dışında dönen kurguyu ve aktörlerini göz ardı edersek meselenin tahlili eksik kalır. Hizmetin, yalnız İslam coğrafyasına değil aynı zamanda dünyaya da verebilcek bir mesajının olmasının ve hatta hüsnü kabul görme yeteneğinin her geçen gün artmasının, sivil alan dışındaki aktörleri nasıl tahrik ettiğini tahmin etmek gerekir. tabii ki bu aktörler hareket içindeki açık yanları, yanlışları vs istismar etmiştir, ama bunların yeterli olmadığı durumlarda da her türlü kirli oyunu oynmaktan geri kalmadıklarını görmek gerekir. Son olarak meseleyi sadece Türkiye ve Erdoğan seviyesine indirgemek bizi hataya sevk edebilir. Erdoğan zaafları ve işlediği suçlar nedeniyle en kullanışlı aptal konumuna düşmüş tiran görünümlü bir piyondur.

  4. Güzel bir söyleşi olmuş.Ağzınıza sağlık.Şahsen geleneksel yapı içinde konumunu ve hizmet imkanlarını kaybetmek istemeyen küçük klikler veya idareci tayfasında gruplar varlıklarını devam ettiriyorlar.İhsan beyin bahsettiği gibi bu klikler ve gruplar HE sonrası iktidarı ele almak için içten içe bir politika yürütüyorlar…bu kişiler hizmetin ruhu diyebileceğimiz ihlas ve samimiyetten yoksun kişiler. Hizmeti bir ideoloji ve üstü örtülü bir menfaat kapısı olarak gören tipler.Dolayısı ile eleştiriye kapalı kendilerini kusursuz gören meydana gelen her başarısızlığa “kader-i ilahi” deyip hata ve kusurları örten tiplerdir. Ve ne yazıkki bu tiplerin düzeleceğine ve bu eleştiriler doğrultusunda bir yere gelineceğine inanmıyorum…vesselam

  5. Hizmetin içinde bulduğu itibarı dışarda bulma imkanı olmayan insanlar var.Malasef bunlar her şartta itibarlarını,konforlarını,maddi kaygılarını korumak İçin bir statüko oluşturuyorlar.Bunun dışında görüş beyan edenleride bişekilde itibarsızlaştırmayı iyi beceriyorlar.Halbuki üreten, değişen, yeniden fedakarlık diyen olmaları gerekirdi.

  6. İhsan hocam teşekkürler. Dediğiniz gibi eleştirileriniz ayn olmkla birlikte biraz üslup olarak biraz light olmuş. Ama çok doğru tespitler. Bu konuda yani hizmet hareketinin dünü bugünü ve geleceği ile ilgili görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bana iletişim için email adresinizi gönderebilirmisiniz?benim adresim yusuftahsin1972@gmail.com
    Teşekkürler.

  7. Çok teşekkürler İhsan hocam. Bu hareketin metamorfoz sürecinde, başta acımasızca kendine olmak üzere(Allah ayaklarınızı kaydırmasın) herşeye eleştirel bakabilen akla ve cesarete sahip sizlerin ve sizin gibi çağı yakalamış ufuk insanlarının, bu hareketin potansiyeli olup fakat çağının gerisinde kalmış ufku (dünya adına) dar aksiyon insanlarına (Allah onlardan da razı olsun) yön vermesi ümidi ve dileğiyle…

  8. İhsan bey teşekkürler bir çoğumuzun söylemlerine global manada tercüman olmuşsunuz. Bizlerde her platformda elimizden geldiğince kırıp dökmeden bu dönüşümün yaşanması gerektiğini söylüyor, kendi iç eleştirimizi yapamazdak bunun bir şekilde cebride olsa nihayete ereceğini anlatıyoruz. İnşallah bir an önce hizmet hareketinin karar mekanızmasındaki arkadaşlarda bunları idrak ederek yapılması gerekenleri yaparlar..

  9. İhsan hocanın iyi niyetinden şüphem yok fakat fazla iyi niyet bazen bazı şeyleri görmeyi engelliyor. Ergenekon davaları basbaya Cemaatin ordu içinde problem gördüğü kişileri elimine etmek için AKP’yi de ikna edip kurguladığı ve kendi subaylarını bu vesile ile orduda üst kademelere getirdiği bir operasyondu. Öyle kendi başına hareket eden bir iki kişi yapmıştır canım gibi bir ifadeyle açıklanabilir bir şey değil. İhsan hoca lay lay lom bakıyor ama bunlar çok ciddi meseleler. Bu kadar önemsizleştirmesinin iki sebebi olabilir, ya aşırı iyi niyetli ve saf, ya da kasden yapıyor. Başka sebep bulamıyorum. Aynı şey meş’um darbe teşebbüsü için de geçerlidir. Ay bir iki serseri mayın yapmıştır canım diyerek geçiştirilebilecek bir şey değil. Hele hele cemaatin üst düzey yapılanmasında ve ord-bürokrasi yapılanmasındaki gizliliği ve sıkı hiyerarşiyi ele aldığımızda o kişilerin öyle tek başlarına kolay kolay hareket edemeyeceğini görürüz. Bu arada cemaatin dönüşebileceğini ve adem-i merkeziyetçi bir yapıya kavuşabileceğini düşünmek de hayalperestlikten ibaret.

  10. Röportaj aslinda cemaatin ciddi bir eleştiri fotoğrafı olmuş. Ihsan hoca bir cok konuyu gündeme getirmiş ve bazı fevri yanlışları dikkate sunmak istemiş. Bu çok etik ve doğru olmamış belkide amacını aşmıştır. Çünkü mahremiyet biraz ihlal edilmis ve iç dinamiklerin cözebilecegi konular azgın guruha malzeme olarak sunulmus olabilir.
    Bu kadar yasanandan sonra hiç bir şey eskisi gibi olamaz bu yüzden davaya gonul vermis her bir kisinin gerekli dersi alıp ona gore davranması elzemdir. Aslında kimsenin bir sihirli degnek beklemesine gerek yoktur. Yaşanan surec baslı basına degisimin hamili ve kaderin bir sebebi takdiridir.  Mezkur konuların mutlaka muhasebesi yapılmalıdır. Basit sebeblerle dunyanın ihtiyacı olan bu hareketin dağılmasına ve inkisari hayal olmasina müsade edilmesi ciddi bir mesuliyettir. Cemaatin bu problemleri halledebilecek  birikim ve tecrübesinin oldugu da muhakkaktır. Bununla birlikte bu surec kolay olmayacaktır. Cemaatin temel dinamiklerinden olan ihlas-adalet-hacalet dusturlarıyla dunyaya bir model sunmasi cok onemli bir gorevdir.
    Israrla cemaatin ozelestri yapmasını isteyen dis faktorlerin iyi niyetli ve yapıcı olduklarini soylemek zordur, çünkü bu kişiler cemaatin yok olması adına, savundukları demokrasiden-hukuktan-evrensel değerlerin hepsinden vaz gecmişlerdir ve insani-vicdani hiç bir degerleri kalmamıştır. Bu yuzden hic bir soz haklari da yoktur. Ancak cemaat neden bukadar nefret kazandığını sorgulamak ve çözüm bulmak zorundadır.
    Cemaat gerek içerden gerekse dışardan iddia edilen hataları yapmamış olsaydı bile bu süreci yaşayacaktı. Çünkü 2006 yılında donemin basbakanına gonderilen mektupta müsahade edilen durum gelen kasırganın işareti mahiyetindeydi.
    Şer gibi gorunen bu yasananların arkasında muaazzam bir hayır oldugunu basit bir muhasebeyle herkes gorebilir.

  11. The Circle Platformu!
    Bu yayınları Çeşitlendirmeli ve çoğaltmalısınız.. Ben burada dile getirilen ÜSTÜ AÇIK-ÜSTÜ KAPALI tüm ifadelere katılıyorum.
    2013 ARALIK’tan beri yaşananların başlangıcını 2004 yılında daha yolun başında iken ÖZEL SOHBET konuşmalarında İTİRAZ ETMİŞ, GİDİŞATIN YANLIŞ bir HEDEF olduğunu vurgulamış, böyle HİZMET ANLAYIŞININ işin ÖZÜNDE ve TEMELİNDE bulunmadığını söylemiştim. o günkü yerin sorumlusu bana cevap olarak:
    “Bundan sonra YENİ bir HİZMET MODELİ ile devam edileceği, bunu BÜYÜĞÜMÜZÜN TALİMATI olduğu” şeklinde vermişlerdi! ben yine böyle bir “talimatın” 1400 yıllık bir HİZMET Mirasının yerine geçemiyeceğini, böyle bir “modelin” asla uzun soluklu olamıyacağını söylediğimde, “Emir Büyük Yerden” gelmiştir, “bize de İTAAT düşer, İTİRAZ değil” denilmişti.
    özellikle AKP Siyaseti ile olan ET_TIRNAK misali kaynaşmanın bu “HİZMETİ” hayırlı bir sonuca götürmiyeceği o zamandan belli idi. Cemaatin “KAMUOYU görüntüsündeki” ZAMAN Gazetesinde 2013 Aralık başına kadar HİÇ BİR YOLSUZLUK-HIRSIZLIK yazısının yazılmaması bu “BİRLİKTELİĞİN” çok AÇIK bir tezahürüdür.
    2007 yılında BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ Kongresinde rahmetli YAZICIOĞLU, AKP ve ERDOĞAN hakkında ÇOK NET TESBİTLERDE bulunurken, ZAMAN Gastesinde “BİR KELİME” bile bu söylenenlerden bahsedilmemesi, ÇOK DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR!!! Bunun Sebebi ve Kaynağı ise: AKP ile HİZMET CEMAATİ’nin ET_TIRNAK haline getirenler ve böyle bir oluşuma ONAY veren MENFAAT_ÇIKAR beleşçiliğinde ÖN SAFTA bulunanlardır. Bu TİPLERİ 1974 yılından beri çok iyi bilirim ve tanırım.
    F. Gülen HE’nin 1999 MART’ında Türkiyeden ABD’ye gidişini yıllarca “SAĞLIK SORUNU” YALANI ile benim gibi işin başından beri bulunanı uyutanlar, “1972-1990 arasını” çok iyi bilmiyenleri nelerle ve nasıl “uyutacakları” izahtan varestedir.
    1926’da Üstad Bediüzzaman ile başlayan 1972’de HE ile Yeni bir EVREYE giren Allahın Din ü Davasına HİZMETİ 5-10 yıl içinde ASIL RAYINDAN ÇIKARANLAR, kendi hallerine bir KENARA çekilmedikçe, AKP ile girilen YANLIŞLIKLARA sebeb olan ve GÖZ yumanlar, kendilerini tamamen DİSKALİFİYE etmedikçe, AKP SİYASETİYLE İÇLİ_DIŞLI olmayı yaşanılan HAKSIZLIKLARI ve HUKUKSUZLUKLARI “HİZMET İÇİN YAPILIYOR” ise deyip alkışlıyanlar, ömürleri bitinceye kadar ÖNCE ALLAH’dan TÖVBE ve İSTİĞFAR edip sebeb olduklarından medya vasıtasıyla HELALLİK dilemedikçe, bu yaşananlar öyle 3-5 yılda bitmiyecektir.
    Benim 3-4 yıldır gördüğüm kadarıyla, 5-10 kişinin bu konuda gösterdiği özeni ÖZ-ELEŞTİRİYİ bir kenara koyarsak, HİZMET Cemaatinden olduğunu söyleyenlerin tamamına yakını, henüz böyle bir ÖZ-ELEŞTİRİDE bulunmuş değiller! hala, ZALİMİN kendilerine yaptıklarıyla yatıp kalkmaktadırlar. böyle bir tavır, böyle bir cemaate asla yakışmamaktadır! eğer bir yıl daha KADER’e TAŞ ATMAKLA topluca böyle davranışlarında devam derlerse, DÜNYALARINI kaybettikleri gibi, AHİRETLERİNİ de kaybedecekleri masal ve hikaye değildir… Sosyal Medyadaki PAYLAŞIMLARINA ve verdikleri TEPKİLERE bakmak, böyle bir kanaat için yeterlidir.
    SONUÇ olarak, 2004-2013 arasında AKP-Siyasal İslamcılar’la SİYASET Yoldaşlığının ceremesini Hizmet iddia edilen, Allah’ın Dinine BEŞER elinin KARIŞTIRILMASI ve DİNİ Değerlere BEŞERİ YAMUKLUKLARIN karıştırılmasının İLAHİ BİR İKAZ olarak “DUR!” denilmesidir, bu günkü yaşanılanlar… O zaman, Her Hizmet ferdi, “Ben ne tür bir yanlışlık bir hata işledim de, bunları yaşamaya hak ettik!” diyerek YUNUS as. gibi “Zulüm ettim Allahım Senin Dinine Davana!” deyip CİDDİ NEDAMETTE bulunmalıdır… ŞEYTAN gibi “BENİM HİÇ BİR HATAM YOK, BEN TERTEMİZİM, PİR Ü PAKIM!” inadçılığı ile bu DEVRAN bitmez!!!

  12. 9.5 dan 10 veriyorum.

    Hiç birşey olmamış gibi yapılan hatalar neydi, kimler sorumlu tartışmadan, tam anlamadan bilmeden, hataları yapan aynı kişilerlerle mi ‘hizmet’ ediyoruz belli değilken
    ‘hadi biz işimize bakalım’ diyenler okadar çok ki maalesef, İhsan bey gibi açıktan dertlenenler çok kıymetli…

  13. Engin Beyin münferiden yapmış olduğu bu seriden dolayı takdirle karşılıyorum. Roportaj yapılanların bir çoğu ile yakinen tanıdığım ve genel olarak da mevcut hale tavırlarını tahmin ettiğim şekilde gösteriyorlar. İhsan Yılmaz’ı oldukça doyurucu ve geçmişte ikili görüşmelerimizde söylediklerinin aynısını çok da güzel bir üslupla ifade etmişler. Son gelişmelere bakış açısıda muhteşem diyebilirim. Eksik kalan kısmı da Mehmet Alkan eklemiş. Helal olsun. En önemli şey bireylerin bu aşamada kendine hobi veya zihinlerini dolu dolu meşgul edecek bir şeyler bulmalarıdır. Birileri zulmediyor tamam da magdur edebiyatı yeter artık. Vefa sadece maduriyetin köpürtülerek zihinlere kazınması değil. Hizmet müjde veren bir akımdı. Yeni bir toplum mimarisinde okul açar, yurt açar, diyolog da yeni gelişmeler yaşanır, şurada da bir şey oldu burada da yeni gelişmeler var vs idi. BU bela gelmeden önce de bir yığın maduriyet vardı. İlk defa Türkiy’de okullar kapanmadı. Özbekistan sendromu yaşadı bu Hizmet. R. Federasyon sendrumu yaşadı.. Gördük ki, Türkiye öncesi yaşanan hadiselere nasıl vefalı davranıldıysa Türkiye’deki bu krize de böyle davranılıyor. Hiç mi ibret almazsınız geçmişteki olan olaylara. Oradaki hizmet mensuplarının başına gelenlere…. Kısmen bir kitleye vefa gösterilmiş ama çoğunluk gözardı edilmiştir. Herkes kendi yolunu bulmak zorunda.. Bugün Türkiye’ye vefa nasıl olacak hiç tartışılmıyor. Mağdur olana dua etmek acımak kurtarmaz kimseyi. Aylardır kimse kimseye selam vermiyor. Selam artık unutuldu. Hizmet çok vefasız çıktı. Mağdur olanın ne paraya ne maddi bir şeye ihtiyacı var. Herkes her şeyin farkında. İnsanın vefaya ihtiyacı var.

  14. İhsan Bey’le diğerlerinden farklı gördüğüm şey “hataları düzeltip yola devam etme isteği”. Çünkü yolun esasta doğru yol olduğunu zaman gosterdi. Bu hizmet olmasaydı benim İslam’ın geleceği , itibari hakkında zerre ümidim olmazdı. Ama güç (bolgeci, müesseseler idareci olma vs.) herkes gibi arkadaşları da bir havalara sokmuş. Gönül kazanma bazılarında ikinci plana itilmiş. Ama bazen öyle konuşuyorki bazıları, okuyan “demek bu hapislere atılan işinden atılan 100bin küsur insan hak etmiş” sonucuna vardiriyorlar. Adamların yazısı baştan aşağı hizmetin hataları üzerine. Sanki bitirilmesi gereken bir hareket sonucu çıkıyor.

  15. Cemaat yine ayni cemaat yine ayni kafa. Yine elestirenler seytanlastiriliyor. iyi niyetli olmasina ragmen. Cemaat baska birine bu tarz bir analiz yapmasi icin tonlarca para verse yine yaptiramazdi. Ihsan yilmaz bu cemaatin en mahreminde yer almis birisi. Söyledigi her kelimeyi agzim acik okudum tabiri caizse. son zamanlarin tartismasiz en iyi roportaji. ayni zamanda okadar samimi ve icten. Eli öpülesi insan ihsan yilmaz hoca. Böyle beyinleri seytanlastirdikca geriye sadece is beceremeyen koyun sürüsü kalir. cok yazik. okadar hata yapildi, halen devam ediyor. heryer enaniyet kokuyor. Icerden birisinin bile elestirisine kimsenin tahamülü yok. Ihsan Yilmazin degerini cok ama cok iyi bilmek lazim. Böyle insanlar dünyaya cok gelmez. Gurur ve enaniyet yapmadan hakkaniyetle evet hata yaptim diyebiliyor. Cok merak ediyoruz acaba hangi cemaat yöneticisi (en alt tabaka dahil) bunu diyebildi ve diyebiliyor. En ufak elestiride simdi zamani degil edebiyatindalar halen. Bu elestiriler o zulmü artirmiyor, tam aksine en azindan zararin neresinden dönersen kardir mantigiyla hareket ediyor ihsan yilmaz ve ona göre tavsiye veriyor. ama koca cemaat abilerin ihsan bey gibi “basit” adamlara ihtiyaci yok tabii. Yazik ettiniz. hem kendinize hem bizlere. Ihsan yilmazlarin sayisi azalmamasi umuduyla… vesselam

    • Guzel bir yorum ana fire katiyoeum, ama sevdiklerinizin boynunu bukmeyin!!!
      Vay be, ihsan yilmaz, sen neymissin be abi! Kucuk bir latife..

Comments are closed.