Mehmet Akar, The Circle

Nejat Muallimoğlu’nun ‘Politika’da Nükte’ kitabında okumuştum. Hitabetiyle ünlü bir İngiliz senatör (kütüphanem yanımda değil, ismini hatırlayamadım), verdiği bir kanun teklifini kabul ettirmek istediğinde, Müslümanlar’ın tarihte yaptığı bir uygulamayı örnek verirmiş. Bu uygulama, onun verdiği teklifin tam zıddı olurmuş. Her şeyi bütün detaylarıyla resmeder, tarih, mekan, şahıs ismi verir, ‘Sizin de bildiğiniz’ gibi dermiş.

Müslümanların öyle yaptığını elbette ki herkes bilirmiş. Kim bilmeyen olmak ister ki?

Veya kim o konuda Müslümanlarla aynı şeyi yapmak veya aynı görüşte olmak ister?

Sonunda senatörün teklifi büyük bir oyla kabul edilirmiş. Halbuki tarihte ne öyle bir uygulama varmış, ne Müslümanlar öyle bir uygulama yapmış… Söylediği her şey hayali bir kurgu ve kendi delilsiz kabullerini başkalarına destekletmek için bulduğu uydurduğu şeylermiş.

Yalana dayalı bu taktik evrim teorisinin baştan beri kullandığı bir yöntem… Şimdilerde bazıları bu uygulamayı Müslüman alimlerle ilgili kullanıyor.

Onları dinler ve inanırsanız, İslam medeniyeti, insanın ulviyetini, meleklerden üstün bir varlık olduğunu anlatan ve insanı arındırma, terakki ettirme yollarını öğreten bir medeniyet değil de bütün yatırımını insanın behimi bir varlık olduğunu isbat etmeye adamış bir medeniyet…

Adamlar, isimlerini söyledikleri alimin, hangi kitabının, hangi paragrafını, hangi arapça ve din bilgisiyle tercüme ettilerse, insanın hayvan olduğunu onların da söylediğini paragraf paragraf alıntılar yaparak anlatıyorlar.

İnanırsanız…

Allah’ın kainatta merdiven basamağı gibi tertip vazettiğini, çekirdekten meyveli ağaca kadar terakki ettirerek her basamakda tecelli-i esmasını seyrettirdiğini, görüp gösterdiğini bir Müslüman alimin söylemesi, evrimin iddia ettiği inkılab-ı hakikat değildir ki…

Veya yerkürede önce bitkilerin var edildiğini, yani gelecek misafirler için sofra kurulduğunu, ardından hayvanların yaratıldığını, insan türünün bu misafirhaneye hayvanlar da yaratıldıktan sonra alındığını, getirildiğini söylemek inkılab-ı hakaik midir?

Peki bu ısrarın sebebi ne? Niye şimdi uydurma fosiller gibi, İslam tarihinden uydurma deliller bulma derdine düştüler.

Dillendirdikleri yeni yalanı duymuşsunuzdur? 

‘İslam da evrimi reddeden bir şey yok. Tamam tesadüfen olma mantıksız. Fakat belki de Allah tek hücreli bir canlıyı zamanla geliştirerek insanı yaratmıştır, belki de doğrudan topraktan Hz Adem’i yaratmıştır. Yaratan Allah olduktan sonra bunun ne sakıncası var? Dün yediğiniz tavuğun veya salatalığın bugün size dönüştüğünü kabul ediyorsunuz da, maymundan geldiğinizi niye kabul etmiyorsunuz?’ diyorlar.

Kendi kafa karışıklılarını ve maneviyatsızlılarını cerbezeyle, sivri zekalılıkla, itikadı ve itimadı zayıflamış Müslüman gençliğine bulaştırıyorlar. Bunu kabul ettikten sonra, hayvan gibi helalsiz haramsız akıbeti ve ahireti hesaba katmadan yaşamanın arasındaki zayıf perdeyi yırtmak çok daha kolay olacak…

Yurt dışında doğup büyüyen ve okullarda evrim dersi okuyan gençler bu konuda sohbet edilmesini istemiş, fırsat bulamamıştım. Geçenlerde güya hizmet camiasına yakın akademisyenlerin de aynı şeyi seslendirdiğini görünce, Üstadın dediği gibi ‘Eyvah!’ dedim ve bu yazıyı o saikle yazdım.

Uzun olmuş demeyin… Bu yazı muhataplarınadır, bölünsün, eksik kalsın istemedim, bir defada anlatabileceğim şeyleri anlatayım dedim.

Allah hayırlı eylesin. 

Evrim, belirleyici olarak insanın maddi yapısını kabul eder ve maddi yapısının zaman içerisindeki değişiminin insanı netice verdiğini iddia eder.

Evvela, şekli belirleyen manadır. Ceset ruha göredir. Yani insan ile maymunun ruhu farklı olduğu için cesetleri farklıdır. Kimliklerini cesedlerinin farkı değil, ruhlarının farkı belirler. Allah (c.c.) cesedleri inşa ile ruhu ibda ile yaratıyor.

Evrime göre kimliği ceset belirliyor. Ve güya o cesetler dönüştükçe mana yani ruh da dönüşüyor.

Leben, milk, süt… Üçünün de şekilleri farklı, manaları aynı… Demek ki, şekil manayı belirlemiyor, mana şekli belirliyor. Çiçek yazısı ile süt yazısının da manaları farklı olduğu için şekilleri farklı… Bu iki kelimeden birisinin diğerine dönüşmesi imkansız…

Yazan sütle anlatmak istediğini süt yazarak, çiçekle anlatmak istediğini çiçek yazarak anlatır. Birisini diğerine dönüştürmeye ihtiyacı yoktur.

Süt yazısının şeklini manası belirledi. Peki, maddi sütün şeklini, özelliklerini belirleyen ne? Allah’ın rahmet tecellisi cisimle süt olarak yazıldı. Rahmet manası besleyici, latif bir madde ile yazılınca karşımıza süt çıktı.

 Yani Allah (c.c.), rahmetini ve annelere verdiği şefkati süt ile yazdı.

Cemil, müzeyyin, mülevvin, musavvir manalarının tecellilerine cisimden elbise giydirilince karşımıza çiçek çıktı.

Tersini düşünür, maddeyi belirleyici konumuna getirirseniz, m,i,l,k harfleri sütün özelliklerini belirledi, onun için aklımıza beyaz, latif, besleyici bir hakikat geliyor gibi absürt bir anlayış ortaya çıkar. Ne yazık ki, fikrinin iç yüzünü bilmeyen günümüz insanı böyle düşünmeyi bilimsellik zannediyor. Yazanın muradını günlük hayatında hesaba katmamayı alışkanlık haline getirdiği için, yazılan kelimede belirleyicilik arıyor.

Soruyu biraz daha belirli hale getirelim? Mana mı maddeye hizmet eder, madde mi manaya…

İnsana köşk, tavuğa kümes, koyuna ağıl yapılmasının sebebi nedir? İçine insanı koydukları için mi dün kümes olan bir hane, bugün köşke dönüşmüştür; yoksa misafire göre hane yapıldığı için mi insana köşk yapılmıştır?

Nasıl ki tavuk, tavuk olduğu için ona kendisine uygun bir barınak yapıldıysa, tavuğun ruhuna da tavuk bedeni uygun olduğu için o ruh o bedene konmuştur. 

Tavşanın da ruhuna uygun ceset verilmiş, bedeni ruhu için değil, ruhunun özellikleri bedeni için belirleyici olmuştur. Ayağın ayakkabıyı belirlemesi gibi…

Aslanın manası hükmünde olan ruhunu getirip tavşana koyarsanız, hikmetsiz, abes, cahilce, adaletsiz bir iş yapmış olursunuz. Öyle de aslanın ruhunun ve bedeninin ilerleyen zaman içinde değişip dönüşmüş dünün tavşanı olduğunu düşünüyorsanız, cehalette ulaşılmaz bir ufku gönüllü sahiplenmişsiniz demektir.

Tavşan aslanın parçalamak, gürlemek isteyen ruhunu taşıyamaz. Bedeni de o ruhun ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğinden, değil zamanla tekamül etmek, üç gün yaşayamaz, o bedende çatlar ölür.

Tavşanın ruhunu aslana koysanız o da gülünç hallere düşer.

Böyle bir muvazenesizlik, kainatın hiçbir yerinde yoktur, atomunda da galaksisinde de…

İslam’ın hakim, rahim, adil, alim, bedi diye bize tanıttığı yaratıcı anlayışıyla evrim teorisi zıt düşüyor muymuş, düşmüyor muymuş, anladınız mı?

Mesele biyoloji değil ideoloji

‘Şeytanın bin dili, bin dilinin de bin dili vardır.’ Yani dün söylediği bir yalana herkesi inandıramadıysa, bugün size cazip gelsin diye aynı yalanı daha farklı söyler. Aldananlar olur mu? Elbette… Özellikle kendi aklına güvenenler bu yeme sazan gibi düşer. 

Batıda sanayi inkılabı oldu ve batılı insan köyden şehre akın etti. Fabrika köşeleri şehre gelmiş bekar insanların, dinlerin yasakladığı günahları işlediği mekanlara dönüştü.

Vicdanında mahkum olan ve yaşadıkları gibi inanmak isteyen bu insanlar, asırlardır derebeyleri ve kilise tarafından sömürülüyordu.

O dönemde birileri karşılarına çıkıp ‘hayat madde, insan aslında hayvandır’ deyince, başlangıçta onlar bile bu saçma düşünceyi kabullenmedi, kilisenin yanında saf tuttu. Fakat zamanla o iki zümreden yakalarını bu reddiye ile kurtaracaklarını anladı ve saf değiştirdiler. Ruh da yoktu, din de yoktu, ahlak da yoktu, günah da yoktu, pişmanlık da yoktu artık…

Her nasılsa milyarlarca senede tesadüfen oluşan tek hücreli bir canlıdan yine milyarlarca sene sonra gelişe dönüşe insana dönüştüklerini kabul ettiler. Şimdilerde fen böyle bir tesadüfün olmayacağını ilan edince, şeytanın fısıltısını dillendiren insanlar dil değiştirdi; ‘tesadüfen değil, Allah insanı böyle bir gelişim ve dönüşüm seyri içinde yarattı’ demeye, hayvanlaşmaya yeni bir kapı aralamaya başladı.

Peki, insan hayvan olmanın niye bu kadar sevdalısı olur ki?

Bir lirası olan onu en uygun yerde değerlendiriyor, yüz lirası olan onu bir lira kadar dahi kullanamıyorsa, bir lirası olana imrenir. O ondan üstündür çünkü… Bazı insanlar, Kur’an’ın ifadesi ile ‘hayvandan daha aşağı varlık’ derekesine düşünce, bir üst basamağa çıkmaya mesela müdür olmaya heveslenen bir memur gibi hayvan olmaya heveslenir hale geldi.

İmansız ve ahlaksız insanların uydurduğu bu batıl fikri niye sahiplenelim, niye illa onun doğruluğuna ve dinen hiçbir problemi olmadığına inanalım ki?

Başlangıçta çok mu doğru esaslara dayandılar? Onlara mı kıyamıyorsunuz?

Bunlar, ta baştan bozuk fikirlerdi. Bir tek aminoasit zincirinin tesadüfen oluşması bile ihtimal hesapları ile matematiğin reddeceği noktada iken…

O aminoasitlerden bir hücrenin oluşması ihtimal haricindeyken…

Muhal farz, olmaz ya olsa, dedikten sonra bazı şeyler söylenebilir. Muhal farz tesadüfen o hücre oluşmuş olsa bile… Onun içinde bulunduğu kainattaki yerçekiminden, dünyanın süratine, ondan atmosferin özelliğine, suyun buharlaşıp yağmur olmasına, güneşin mesafesinden, ışınlarının geliş açısına, denizlerden, yer kabuğunun ısısına kadar milyarlarca şey nasıl o tek hücrenin yaşayıp beslenmesine müsait bir tesadüfle oluştu.

Bu kadar korkunç bir hezeyana isnad eden bir fikrin Neo Darwinizm- Yeni Darwincilik yaveleri ile savunulması mümkün mü?

Evrimin yaratıcı anlayışı yerine insanlığı kuşatacak yeni bir din olduğunu söyleyen biyolog isimli ideologlar, delilli isbatlı bir tek fosil bulsaydı, ellerindeki bunca imkanla dünyanın kulağının zarını çatlatırcasına, dünyaya ilan etmezler miydi?

Niye hala müzelerinde çoğunu elle yaptıkları uydurma hayali şeyleri sergiliyorlar?

Delil olacak bir tek fosil yok çünkü… ‘Yok’ u nasıl bulsunlar?

Ne diyorlardı?

İlk hücreden çok hücreli canlı oluşmuş, onun da kullandığı kabiliyetleri gelişmiş, diğerleri körelmiş..

Sürünüyormuş, ayağa ihtiyaç duymuş, ayakları gelişmiş…

Peki atlar niçin koşuyor?

Otlar çok hızlı kaçtığı için mi?

Yoksa aceleleri olduğundan, toplantıya yetişeceklerinden mi?

Atın vücut yapısı, kasları, yüksekliği, yol bulma özelliği, sese duyarlılığı, gözleri, Allah’ın, onu, insana binit olarak yarattığının apaçık göstergesidir.

Acelesi olan da, bir yere yetişmeye çalışan da insandır. Yere yakın olsaydı, böyle bir binit olamazdı.

Bu batıl fikrin özü şudur.

Dünya, zamanla milyarlarca yıllık bir gelişim ve değişimle insanın özelliklerini belirledi. Şartlar o ilk hücreli hayali canlıyı zamanla yonta yonta insan diye bir varlığın oluşmasını sağladı.

Yani dünya insana göre bir misafirhane gibi hazırlanmadı, insan ruhu ve bedeniyle dünyanın özelliklerine göre bir gelişim kazandı.

Çok mu mantıklı…

Bu ne demek biliyor musunuz?

Soruyla konuşalım….

Beşik mi bebeğin özelliklerini belirler, yoksa bebek mi?

Yani bebeği de beşiği de bilen birisi, bebek daha dünyaya gelmeden bebeğe göre bir beşik mi hazırlar?

Yoksa bebek doğduktan sonra çocuğun ayaklarını beşiğe göre biraz yontar mı, uzun geldi beklemiyorduk diye…

Evet, dünya insan için bir beşik gibidir. Dünya insanın özelliklerini belirlememiş, insanı bilen Zat gelecek misafire göre bir misafirhane hazırlamıştır.

İkisi de birer kelimedir. Nasıl ki kitaptaki bir kelime diğer kelimeyi yazmaz veya diğerinin yazılmasında tesiri olmaz. Öyle de insan kelimesini de kainat kelimesini de yazan Allah’tır. İkisinin birbirine uygunluğu tesadüften değil, yazan Zat’ın aynı olmasındandır.

Aynı mantıkla soralım… İnsan mı eve göredir, ev mi insana göre… Yani insanda su içme özelliği olduğu için mi eve musluk yapılmıştır, yoksa evde musluk olduğu için mi insanda su içme ve boşaltma mekanizması; ağız, mide vs. zamanla gelişmiş, şekillenmiştir?

Evrimin nasıl gülünç bir hezeyan olduğu ve şeytanın düşman olduğu insan nevini, insanlıktan sukut etmiş varlıklar aracılığıyla ne hallere düşürdüğü zannediyorum bu misallerle daha açık anlaşılmıştır.

Bütün bunları söylerken, kainattaki tekamül kanununu elbette inkar ediyor değilim. Üstadımızın dediği gibi, “inkılab-ı hakaik muhaldir” diyorum.

Yoksa elbette filiz ağaç, bebek alim, civciv kartal oluyor.

“Alemde meylü’l istikmal var. Hilkat i alem kanun u tekamüle tabidir. İnsan ise, alemin semerat ve eczasından olduğundan, onda dahi meylü’l istikmalden bir meylü’t terakki mevcuttur. Bu meyil ise telahuk u efkardan istimdatla neşv ü nema bulur.” 

İnsanın geçmişin birikimini kullanarak geliştiği, olgunlaştığı, nutfeden alakaya gönüştüğü elbette bir hakikattir. Ama bir türün diğer bir türe dönüşmesi, yani hakikatinin, kendi özünün değişmesi imkansızdır.

Bakımını iyi yaparak daha mükemmel portakallar elde edebilirsiniz. Ama bu onun hakikatinin, aslının değiştiği manasına gelmez. Yani portakal dış etkilerle nara dönüşmez.

İnsanın Adem’i (a.s.) olduğu gibi, her türün bir ademi vardır.

Allah (c.c.), insan türünü Hz. Adem’i yaratarak başlattığı gibi, bütün türleri de öyle bir ata ile başlatmış ve yaratmıştır. 

Nasıl ki, bir yazar “nar” kelimesini “portakal” kelimesini geliştirip değiştirerek yazmaz, doğrudan ilk olarak nar yazar. Portakal kelimesinin takılar alması ve böylece gelişmesi hakikatinin de değişeceği ve değiştiği manasına gelmez. Yani portakalım, portakalın, portakalımız yazdınız diye, nar’ ın da portakaldan yazıldığını düşünmek sadece bilim kisvesine bürünmüş bir kibir ve kuruntudur.   

İnsan ve Hayvanın farkı

Nesilden nesile aktarılan özellikler bir türün asli özellikleridir. Arızi özellikler aktarılmaz.

Marangozluk insan için arızi bir özelliktir. Baba marangoz olunca çocuk marangoz doğmaz. Halbuki o el becerisi babada bir meleke haline gelmiş, adeta kanına ruhuna işlemiştir.

İnsan hayvandan tekamül ettiği kabul edilirse, bu kemal yolculuğunda kazanılan vasıfların el, göz gibi asli özelliğe dönüşmeden evlada intikali düşünülemez. 

Eğer asli özelliğe dönüştüğü ve babadan oğula intikal ettiği düşünülüyorsa, insanlar doğarken dünyaya hayvandan çok daha donanımlı, çok daha kabiliyetli gelmelidirler.

Halbuki insan ne bir kuzu gibi doğar doğmaz yürüyüp annesini emmeye başlayabilir, ne balıklar gibi yüzebilir, ne at gibi koşabilir, ne aslanlar gibi parçalayabilir, ne kuşlar gibi uçabilir, ne bal, ne ipek yapabilir. Bu nasıl bir tekamüldür ki hem bir sonraki nesle aktarılamamakta hem de gelişim seyrine devam etmektedir.

Hakikat şudur ki, insan hayata ecnebi, hiçbir şey bilmez bir halde başlar. Öğrenerek gelişir. Demek ki insanın bu dünyadaki görevi ilim öğrenerek kemale ermektir. “Allah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyorsunuz. Şükredesiniz diye size işitme, gözler ve gönüller verdi.” Nahl:78 

Hayvanlar dünyaya insan gibi gelmez. Hayvanların görevi ne ise, dünyaya gelmeden önce, sanki onu bütün ayrıntısı ile öğrenmiş gibi gelirler.

Görevini yapmak için gelen ve binlerce yıldır “me demekten bir adım öteye geçip “meh” diyemeyen koyunlarla, hiçbir şey bilmeden başladığı yolculuğu milyarlarca hakikatin keşfi ile tamamlayan insanın aynı zannetmek, kum ile altını, elması aynı zannetmekten çok daha vahim bir hatadır.

İnsanın hayvanlardan gelişip dönüşmediği, maddi bir çok özelikte hayvanlardan çok daha geri olmasından, manevi bir çok özellikte bir insanın hayvanların toplamından ileri olmasından bellidir.

Kur’an apaçık anlatıyor.

“Biz sizi başlangıçta (yeryüzünde varlığınız adına hiçbir şeye yokken) topraktan yarattık (ve her birinizin maddi yaratılış menşeiniz yine topraktır); sizi sonra (baba ve anneden gelen) birkaç damla sıvıdan, sonra rahim duvarına yapışan yapışkan bir maddeden, sonra dokuları kısmen belirmiş kısmen belirmemiş bir çiğnem et görünümündeki bir cisimden yarattık.” Hac:5

Kur’an-ı Hakim, insanın yaratılışı bir çok ayet-i kerimede, ayrıntısı ile anlatır. Bu ayetlerden hiç birisinde menşein toprak olmasına rağmen Hz. Adem’in haşa herhangi bir hayvanın değişim ve dönüşümüyle ilk insan olduğuna dair en ufak bir ifade veya işaret yoktur.

Böyle bir iddia “Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği batıl bir düşünceyi” ifade veya iddia etmektir. 

Bu türlü düşünceler putperestlerin düşüncelerini ve Kur’an’ın onları anlatan ayetlerini akla getiriyor.

Üstadımızın ifadesi ile “acz-i insani noktasından küfrü inkari uyanmış” ve aynı anda gökteki yıldızları yaratıp hükmeden Allah’ın, aynı anda denizin derinliklerindeki balıkların hücrelerine, karadaki hayvanların atomlarına müdahale etmesini akıllarına sığıştıramamışlardı.

Zaten nefisleri teslim oldukları bir yaratıcıya inanmaya, diledikleri yere oturtabilecekleri, diledikleri gibi kullanabilecekleri, dilediklerini söyletip istetebilecekleri yani teslim aldıkları bir şeylere inanmayı tercih ediyordu.

Bu arzuyla putlar yaptılar ve onların Allah’ın işlerinde ortak ve yardımcı olduğunu iddia ettiler. Bu hakkında hiçbir şey bilmedikleri ve Allah’ın hakkında delil olarak hiç bir şey indirmediği bir ortaklıktı.

Şeytan bu fikri onlara süslüyordu. Yardımcıya muhtaç bir yaratıcı emrine kayıtsız şartsız uyulacak bir yaratıcı olmayacak, nefislerini ilah edinmenin örtülü hali olacaktı.

Kur’an onların Allah ve din adına uydurduğu bu yalanı defalarca ve katiyen reddetti ve onu Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği batıl düşünce olarak tarif buyurdu. (Hac -71, Al’i İmran 151, A’raf 33)

Evrimin Kur’an’la çelişmediği iddiası da, nefisten kaynaklanan bir hezeyanı, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği bir yalanı, Allah’ın apaçık anlattığı bir hakikate tercih etmektir.

Dünün salatalığı

Kur’an insanı “en güzel makamda yaratılmış”, “ikrama mazhar” kılınmış, “halifelik” şerefine erdirilmiş, esma i ilahi talim etmiş bir varlık olarak tarif eder.

Evet o, mazhar ı cami i esmadır, kainatın ayat-ül kübrasıdır, hülasa-i kainattır.

İnsan Allah’ın muhatabıdır. Yeryüzü misafirhanesi ve sofrası bu özel misafirin istifadesine göre hazırlanmıştır. Üstelik o bu geçici misafirhaneden daimi misafirhaneye davet edilecek kadar şereflidir. 

İnsanın ve hayvanın bedenine bakıp, “maymun da insan da etten, kemikten, kandan oluşan bir beden elbisesine sahip, öyleyse ikisinin cevheri aynı” demek, bir köpek barınağına bakıp, “ o barınak da taştan, tahtadan yapılmış, insanın köşkü de, öyle ise insan ile köpeğin aslı aynıdır” demek gibi bir densizlik ve divaneliktir.

Bu düşünceyi makul görenler, melekler gibi tertemiz ve ulvi duygularla yaşayan insanların dünyasını bilmediklerinden ve behimi varlıklar gibi yaşadıklarından, onlarla aynı asıldan olmak düşüncesinden rahatsızlık duymuyor olabilirler.

Kendileri adına nasıl düşünüyor olurlarsa olsunlar, bu çirkin düşünceyi peygamberleri meyve vermiş bir asla bulaştırmak, onları haşa dünün behimi bir varlığı olarak tarif etmek, elbette ki Kur’an’la ve İslam’la çelişen çok çirkin bir düşüncedir. 

“Dün yediğiniz salatalığın veya koyunun bugün bedeniniz olduğunu kabul ediyorsunuz. Onlar da bitki ve hayvan. O hayvandan oluştuğunuzu kabul ediyorsunuz da bu hayvandan yani maymundan geldiğinizi niye kabul etmiyorsunuz. Bu düşünce insanın keremiyle çelişmiyor mu?” sorusu bütünüyle cerbezedir, yani bir sivri zekalılıkla aklı aldatmaya çalışmaktır.

“İnsan dediğinizde insandan kastettiğiniz şey, onun bedeni, yani maddesi ise bu sivri zekalılığı bir derece doğru kabul edebilirsiniz.

Yani bir kitabı mürekkepten oluşmuş çizgiler zannediyor, oradaki mananın ve ilmin asıl olduğunu kabul etmiyorsanız, evet doğru, kitap da kağıt ve mürekkeptir.

Yok eğer insanı ruh ceset bütünlüğü içerisinde değerlendiriyor, aslının ve manasının ruh olduğunu, insanın ruhuna tenine hakim kıldığı kadar insan olduğunu kabul ediyorsanız iş değişir.

Bize göre ceset ruhun hanesi, elbisesidir. Birisi koyun postundan giydiğiniz kabanın siz olduğunu zannetse “Ahmak o benim elbisem, ben o değilim!” dersiniz.

Evet insan üzerindeki elbiseyi zaman zaman değiştirip yenisini giyer. Değiştiği giysi insanın kendisi değildir.

Öyle de insanın yediği şeyler, mesela salatalık veya tavuk onun sadece beden elbisesini oluşturur. Bu elbise altı ayda bir değişir. Allah yeni yediği şeylerden yeni hücreler ve onlardan da yeni bir beden inşa eder. 

Maymundan gelmeye bu kadar heveslenip ona Kur’an’dan delil arayanlar ashab-ı sebt kıssasına bakmalı… Aradıklarını sebt ashabı gibi haşir meydanında -ihtimal- maymun olarak dirilerek bulabilirler.

18 COMMENTS

  1. Bilimsel makaleleri anlamaya Türkçem ve İngilizcem yetiyor ama dini makaleleri anlamaya Arapçam yetmiyor :/

    • Bu makalelerin gençliğe inememe sebeplerinden biridir bu durum. Yazar yıllarca risale üzerine uğraştığından yazım dili yabancı kelimelerle beze…
      Galiba anlayabilmek için lügat ile okuma yapmak gerekiyor.

  2. 3 ay önce de Facebook’ta bunu paylaşmıştınız galiba bu sıralar en büyük derdiniz bu anlaşılan.

    Bilim evrimi ispatlayıp, Türkiye dışında kimse bu mevzularla uğraşmadığı için , hem bilmi reddemeyi istemeyen hem de müslüman kişiler, uyuşuyor ikisi de diyorlar. Yoksa evrimcilerin umrumda değil islam ile uyuşur mu uyuşmaz mı falan, ateistlerinde umrumda değil. Kimse de evrime tapmıyor, bilim nasıl ilerliyorsa o da ilerliyor, o alanda çalınmanız varsa evet bize paylaşabilirsiniz ama ilahiyat fakültesindeki bilgiler ile yazının başında belirttiğiniz sivri zeka demagoji laflar ile çürütemezsiniz. Bunu yapmaya çalışmanız bile İslam dünyasının nasıl bir bataklığına battığını gösteriyor. Evrim benim zerre umrumda değil, öyle inandığımı da söylemem ama din adamlarından okumadım gittim bilimsel kaynakları okuyarak karar verdim, gençlerin evrime inanmamasını isteyenler de niye din adamı çağırır? Nedeni söyleyim ben size psikolojisi bozulan genci niye Afganistan’da imama götürüyorlarsa aynı sebepten CAHİLLİKTEN.

    Sizin nesilden bize kalan kan gözyaşı, acı ve cahillik oldu. İslam’ın hiç bir sorununu çözememişsiniz, anladığınız İSLAM bugün sapık tarikatları, AKP’ye tapan rantçı cemaatleri, binlerce insanı işten atan hapse atan AKP’yi ve iktidar hırsına bulaşan soru çalan Gülen cemaatini oluşturdu.

    Hala daha hatalarınızda ısrar ediyorsunuz, istediğiniz kadar böyle yazılar yazın , eğer Evrim’i bilimsel çürütmezseniz, 50 sene sonra tüm nesliniz torunlarınız ve onların torunları kabul edecek, evet köye kapatıp okutmak cahil yetiştirirsiniz belki kurtulurlar. O insanları 50 sene sonra ateist olmasını istemiyorsanız bence Evrim İslam ile çelişiyor demekten vaz geçin, önemli bir mevzu olmayabilir çok da önemli değil deyin de Allah adına konuşmayın. Tabi sizin umurunuzda değil 50 sene olacakları biz yaşacağız, gençliğimiz baharında zaten bize 15 temmuz’u armağan ettiniz, 50 yıl sonrasına da büyük buhranlar bırakmayın, insanların evrimden dolayı sorgulamaya girip ateist olmasına psikolojilerin zarar görmesine neden olmayın. Çok merak ediyorsanız bu mevzuyu bilimsel izah edin, araştırma yapın, lab kurun deney yapın, oturduğunuz yerden yazı ile olmaz bu işler, adam orada lab kurmuş deney yapıyor sonucu paylaşıyor.

    1) “maneviyatsızlılarını cerbezeyle, sivri zekalılıkla, itikadı ve itimadı zayıflamış Müslüman gençliğine bulaştırıyorlar” Evrime inanmak maneviyatsızlıkmış yukarıda dediğim gibi inanmamaya daha yakınım, ama inanan kişiler de benim KARDEŞİM artık insanları DİN ile kutuplaştırmayın sıkıldık. KİMİ PAKRADUNİ der kimi Maneviyatsız yeter artık sizin neslin kavgalarından bıktık, KANA BOĞDUNUZ HAYALLERİMİZİ

    2) Gençler gayet zeki, milletin itikadını itimadını mercedeslere binen din adamları ve tarlardan çıkan ilahiyatçılar zayıflattı, gençleri ikna etmek istiyorsanız rasyonel, bilimsel yazacaksınız ya da cübbeli gibi diyeceksiniz ki siz boşuna NASA kuruyorsunuz uzayda yaşam yok bunu İslam diyor deyip kapatacaksınız. Kim iman ederse sizin dininize eder o zaman, böyle uzatmaya gerek yok.

    3) 1 tane ayet hadis vermeden “tavuğun ruhuna da tavuk bedeni uygun olduğu için o ruh o bedene konmuştur. ” böyle önermeleriniz var tamamen boş laf bence. Ruh hakkında hangi ayet bu kadar detaylı bilgi veriyor da ruh üzerinden analiz yapıyorsunuz ki siz 1400 senelik eski kitaplarda gördüğünüz bilmem ne İmam X kişisinin yazdığı kitaptan bilgi veriyorsunuz. Onlar bile bilimsel keşif sonrası Dünyanın Güneş etrafında dönmesinin ortaya çıkması sonrası falan tefsir kitaplarını güncellemişler. Hala daha oturduğunuz yerden mantık ile çıkarım yapıyorsunuz, adam orada deney yapıyor ve deneyin sonucu paylaşıyor. Şimdi ben desem uzaya gittim uzaylı gördüm, yok imkansız hadis var göremezsin. Sizin ki bu mantığa benziyor hatta baştan benim uzaya gitmek için para harcamamı israf görüyorsunuz.

    4) ” Özellikle kendi aklına güvenenler bu yeme sazan gibi düşer. ” Darbe günü Adil Öksüz’ün aklına güvenen teğmenler müebbet aldı, hala daha böyle önermeler yapıyorsunuz. Kuran’da kaç tane ayet var akletmez misiniz diyor, kendi aklımıza vicdanımıza güvenmeyeceğiz de koyun mu olacağız?

    5) Millet evrimi günah işlemek için ortaya attı diyorsunuz da, en büyük günahları DİNDARLAR işliyor. Evrime inanan napıyor tecavüz mü ediyor, rüşvet mi yiyor, soru mu çalıyor, torpil mi yapıyor, kumpas mı kuruyor, oy mu çalıyor geçin hocam böyle ilk okul laflarını. Darwin bile araştırma yaparken niyeti bu değil araştırmalar ilerledikçe içine şüphe düşüyor Allah’a dua ediyor ateist olmamak için.

    6) “fen böyle bir tesadüfün olmayacağını ilan edince” hangi fen bu, Risalelerde geçen fen 100 sene önceki fen mi, ilahiyat kitaplarında böyle diyor olabilir de, bilim adamları hiç böyle demiyor komik cidden

    7)”insan hayvan olmanın niye bu kadar sevdalısı olur ki?” bilmin araştırmanın merak etmenin sorgulamanın anlamını bilmiyorsunuz ki. Adam deney yapıyor genetik ilmi için yoksa umrumda değil insanın hayvan olması, cahiller aaaa maymundan mı geldik diye gocunuyor, bilim adamların çoğu sizin gibilere evrim bile anlatmıyor, cahille uğraşmamak için ister inanın ister inanmayın adamı mürted ilan edip öldürmeyin de gerisi önemli değil. Ya biz hiç öldürür müyüz demeyin, bugün okullarda öğretilen biyoloji ilmini ortaya koyduğu için kaç kişi mürted ilan edildi yer çekimi kanunu yok kafir seni allah düşürüyor o elmayı diye? cesaretiniz varsa onları bir araştırın Selaaddin Eyyübi dönemine bir bakın kimi idam etmiş.

    8) “İmansız ve ahlaksız insanların uydurduğu bu batıl fikri niye sahiplenelim” Batının ahlakına kurban olun siz, görüyoruz ne kadar ahlaklı olduğunuzu. Sizin için soru çalma, torpil kadrolaşma, günah değil ahlaksızlık değil, senelerce AKP destekleyip 2013’de aaaa pardon demek ahlaksızlık değil ama, işte batılı içki içiyor ya o büyük günah ve ahlaksızlık.

    9) “Delil olacak bir tek fosil yok çünkü” adnan oktar mod on :)) , ulvi amaçlar için yalan söylenebilir mod on, adil öksüzü tanımam mod on :), cemaatle zerre bağlantım yok ya (binali) mod on :))

    10) “”Sürünüyormuş, ayağa ihtiyaç duymuş, ayakları gelişmiş…
    Peki atlar niçin koşuyor?
    Otlar çok hızlı kaçtığı için mi?”” bunlar darwin teorisi, insan az evrimi araştırıp son versiyonu yazar be. Ama ne gerek var ki cübbe still on “uzayda yaşam yoktur hadis var sorgulayamam çünkü %100 iman ettim” okursam demek ki aklımda şüphe varmış olur o yüzden hiç evrimi okumadan bu yazıyı yazdım

    11) “şeytanın düşman olduğu insan nevini, insanlıktan sukut etmiş varlıklar aracılığıyla ne hallere düşürdüğü zannediyorum” batıdaysanız inşşaaallah nefret dilinden cezayı alırsınız, toplumu kutuplaştırma bu KADİR MISRIOĞLU gibi yapıyorsunuz ettiğiniz nefret tohumları bizim dönemimizde patladı zaten, batıya demediğiniz kalmadı lütfen sudi arabistana gidin o zaman yada Türkiye’ye dönün.

    12) “Bakımını iyi yaparak daha mükemmel portakallar elde edebilirsiniz. Ama bu onun hakikatinin, aslının değiştiği manasına gelmez. Yani portakal dış etkilerle nara dönüşmez.” bir genetikçi şunun ne kadar saçma bir mantık olduğunu izah etse keşke 😀 gen değişiyorsa ve daha gelişmiş bir portakal yapıyorsan, o geni daha çok değiştirip türü de değiştirebilirsin her şey genle ilgili çünkü

    13) cahillik yayıyorsunuz, inş sizden etkilenen olmamıştır sonra o nesil bizim başımıza BELA OLUYOR. Laiklik elden gidiyeaah atatürk masonmuşş dış güçler bizi istemeyeahh vs. diye.

    14) Verdiğiniz bir ayet var, ona da parantez eklemişsiniz, parantez içindeki ifadeler nerden geldi? Parantez olayı nedir? Sizin eklemediğinizi biliyorum da o parantezleri, onun mantığını diyorum doğrudan çeviri yapmıyorsunuz ayrıca o ayetten de evrim olmadığı manası çıkmaz. kuranda dünyanın yaşının da 4,5 milyar olduğu yazmıyor eee napacağız?

    15) “Evrimin Kur’an’la çelişmediği iddiası da, nefisten kaynaklanan bir hezeyanı, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği bir yalanı, Allah’ın apaçık anlattığı bir hakikate tercih etmektir.” aynen ya biz günah işlemek istiyoruz mesela ben soru çalmak istiyorum onun için ateist olmam lazım evrimi öne sürüyorum, sonra gidip darbe yapıp insan öldürcem, ensar vakfı kurup tecavüz etmem lazım, siyasete atılıp yalan söylücem, rant lazım, melih gökçek arsa dağıtıyor onları alıp kolej yapmam lazım, yalan söylemem lazım, 35 daire almam lazım, atatürkçüleri fişleyip hapse atmam lazım, banka kurmam lazım, gazeteye orası burası açık kadın reklamı almam lazım, twitterdan milletin anasına sövmem lazım, altıma mercedes çekmem lazım, kadın haklarını sınırlamam lazım, eşimi dövmem lazım, gidip savaş çıkarmam lazım vs. ama işte hepsi günah napalım evrimi öne sürüp ateist olduk abi büyük resmi görmüşsün. Sıkıntı yok ahirette maymun olarak dirilirsek, o günahları işleyen islamcılar ile gezeriz orda.

    Hocam artık gölge etmeyin yeter. Sizin nesil bizim HAYALLERİMİZİ ÇALDI, artık umurumuzda değilsiniz, sizin bu yazınızdan sonra daha çok evrime inandım.

  3. Kızma Ahmed’im,
    Sen bilime inanan birisisin. Bu kadar alakasız şeyden bahsedeceğine, mesela “Yılanların sürünmekten bıktıklarını ve zamanla ayaklarının gelişmeye başladığını bilim adamları tesbit ve ilan etti, (bakınız tarih…laboratuvar…) veya genetik ilmi şu bilimsel tesbite ve şu laboratuvar bulgularına göre göre Allah’ın her şeyi baştan bir planla ayrı ayrı takdir edip yarattığının delili değildir, deseydin daha bilimsel olurdu.

    • Abi evrim ağacı diye bir site var oraya bakabilirsin. Türkçe yayın yapıp bu mevzuları az çok anlatan ben orayı gördüm.

      Diğer yandan ben sizin yazınızı eleştirdim, yoksa evrimi tartışma gibi bir niyetim yok. Bu yazının işleniş şekli argümanları, uslüp, satır aralarındaki bazı ifadeler çok sorunlu. Eğer İslam adına evrimi sorun ettiyseniz çok daha büyük sorunlar var bu yazıda onları etmelisiniz.

      Evrim teorisine benim bakış açım: Allah öyle şeyler yaratmış ki adeta bizim aklımız karışsın ve imtihan olalım. Öyle dalga geçilecek bir mevzu değil evrim teorisi. Evrim teorisine inanıp inanmamayı da bizim imtihanımız olduğunu da düşünmüyorum. O yüzden sallamıyorum. Selametle

    • Sayin Akar, bilim dunyasinin ugrastigi konulara sadece felsefi cevaplar verebildiginizden Ahmet’in bahsettigi 4 bucuk milyar yilin ne manaya geldigini anlamaniz zor.

  4. Elle tutulur tek bir argüman yok. Yazarın, zamanın tefsiriyle çatışan din anlayışını bir kenara koyup, sadece konu uzerindeki araştırma ve kafa yorma gayretine baktığımızda bile tartışmayı hak etmeyecek bir sığlık görünüyor. Bu konuda yazılmış mesela Nature dergisinden bir makale bile okumamış olduğu çok açık.

    Bunun yanında yazar, islamı epistemik bir kafese hapseden günümüzdeki yaygın din anlayışını seslendirmekle kalmayip, ayni anlayışın hamasetini, niyet okuyuculugunu ve nefret söylemini yazıda bayağı öne taşımış.

    Malesef bu anlayışın epistemi, ahlaksızlığın, sefaletin, adaletsizliğin, zulmün önünü kapamak yerine tam aksine din tarafindan “ulvi gayeler” diyerek moral lisansı alıp meşrulaştıran bir epistemdir.

    Yazarla aynı düzeyden konuşacak olunsaydi herhalde buna “Klasik şeytanlık: pek bir şey bilmediği halde herşeyi bilen ilahiyatçılık” denirdi.

  5. Akıllı bir insan ”bilgiden veriden” hareket eder sonra ”hükme-sonuca-inanca” ulaşır.
    Yazar ”imandan” başlayıp bilgi ve verileri imana uygun şekilde adeta ”yeniden düzenlemiş”
    Örneğin ”ceset ruha göredir” diye başlamış.
    Ruhun ne olduğu hatta varlığı belirsiz.
    Ne olduğu bile net olmayan ruh üzerinden yorumlar yapıyor.
    Kendi ön kabulleri ve imanına uygun şekilde bilgi uyduruyor.
    Somut bilgiden yola çıkıp somut sonuçlara ulaşamıyor.
    Kuran bile önce doğayı-somut veriyi gösteriyor sonra Allah diyor.
    Yazar ise önce iman sonra bilgi diyor.
    Anlaşılan Evrim teorisi hakkında da hiç bir şey bilmiyor.
    Kesin inancın sorunu; Rasyonel ve somut bilgi üzerinden hareket etmiyor,
    rasyonel ve somut bilgi üretemiyor. Paralel bir gerçekllikte yaşıyor.
    Gerçek dünyaya inemiyor, iman edilmiş ön kabuller ve kaynağı belirsiz
    bilgiler üzerine yorum yapıyor inanç ve hayale vehme dayalı paralel bir gerçeklik inşa ediyor.
    Birçok ön kabulün kaynağı ise ”veli” kabul edilen şahısların yorum ve ”keşifleri”.
    Tarih boyu uydurulan hadis ve ”veli keşifleri” ile inşa edilmiş bir metafizik dünya
    üzerinden yapılan yorumlarla nereye kadar gidilir bilemiyorum.
    Gerçek dünyaya inmeden, ayakları yere basan rasyonel objektif bilgiye
    dayanmadan ne sağlam bir islam inancı, ne de dünya ile rekabet
    edebilecek bir islam medeniyetinden söz edilemez.

  6. Yahu hacı, birisi işaret parmağını belli bir yöne tuttuğunda parmağın ucuna mı bakıyorsun, işaret ettiği şeye mi ? Bu kadarlık zekayı bile Kur’an okumaya niye sarf etmiyorsun ? Kur’an bilim kitabı değil akl’etmeyi ve tetkik etmeyi işaret eden bir vahiy. İşaret ettiği yere bak ve Kur’an’da Allah’ın belirttiği gibi ” O her an yaratmadadır” ile neye işaret edildiğine kafa yor biraz. Ha bu arada, söyleminin tipik Risale-i Nur tedrisatından geçenlerin söylemi olduğu da gözümden kaçmadı. 😀 Sizin işiniz Allah’a kalmıştır, inşallah kurtulursunuz…

  7. Yazıyla ilgili söyleyeceklerimi, üç farklı kategoride sunacağım: bilimsel ve tarihi, dini, popülist. Popülist kısımda söyleyeceklerim, sizin de yazınıza sinmiş olan ve başlığa kadar taşıdığınız yaklaşımdan dolayıdır. Şimdiden özür dilerim.

    Bilimsel ve tarihi:
    1- Evrim teorisini sadece insanın behimi bir varlık olduğunu gösterme gayreti sanma, 1900lerden kalma tepkisel bir yaklaşım. Daha önceden ve şu an böyle yaklaşımı olmuş olanlar olabilir ama böylelerinin varlığı, teorinin zaman içinde evrilmiş, gelişmiş bilimsel içeriğini ve onu destekleyenleri hedonist yapmaz. Öte yandan, sizi böyle düşünmeye iten bir gözleminiz mi oldu? Yani evrim teorisini destekleyen kimi görseniz tamamen ehli dünya ve takva ehli kimi görseniz mutlaka evrim karşıtı? Böyle bir gözlem var da yorum yapıyorsanız, bir derece anlaşılabilir söyledikleriniz, ama bu genellemeyi haklı çıkaracak derecede etraflı bir gözleminiz olmadan konuşuyorsanız, “güneş sadece gündüz çıkar, ay da sadece gece çıkar” diyenlerden farkınız kalmaz.
    2- Benzer şekilde evrim teorisinin tam ispatlanmamış yönleri olması veya birilerinin onu felsefi bir silah olarak kullanması, onun dışlanmasını doğrulamaz; aynen İslam adı altında terör yapanlardan dolayı İslam’ın terör dini olamayacağı ve bütün Müslümanlara terörist denemeyeceği gibi.
    3- Çiçek süt örneği, sadece sizin kafanızdaki bir takım metafor ve paradigmaları resmetmekten öteye gitmemektedir. Allah’ı görmek isteyen ve O’nun esma ve sıfatını tefekkür etmek isteyen, bunu öyle de yapar böyle de. Hidayet Allah’tan.
    4- Bilimi, Allah’ın varlığını ispatlamak için kullananların düştüğü metodolojik ve ontolojik hataya düşüyorsunuz. Evrim teorisinin “objektif, tekrar edilebilir, yanlışlanabilir” yönleri ortadadır, öyle olmayan yönleri de ortadadır. Her halükarda bilim, bir şey i Allah’ın cc yapıp yapmadığını göstermez. Dolayısıyla da evrimi, İslam bağlamında tamamen mutlak doğru kabul etmek ile tamamen yanlış kabul etmek aynı derecede hatalıdır. Şimdi durum buyken, gelişen teknolojiyle birlikte bilim insanları insanları, maymundan insana dönüşümü gösterirlerse, sizin hesabınıza göre din yanlış mı olacak? Yoksa insanoğlu Allah’ın cc yaratmasındaki yeni bir sırrı keşfetmiş oldukları için yeni bir imtihan kapısı mı aralanmış olacak ve din alimleri (!) birbiri ardına evrimi Kuran’ın 1400 yıl önce zaten haber verdiğini mi anlatacak?
    5- İnsan merkezli bakış açısı kendine göre doğru olsa da eksik ve hataları da olan bir yaklaşımdır. Mesela, bugün çevreyle ilgili yaşanan sorunların temelinde, kendini efendi ve ama evren ve tabiatı hizmetçi gören insan anlayışının payı büyüktür. İnsanoğlu tarih sahnesine çıkana kadar tabiat gayet güzeldi, insanın gelmesiyle dengeler sarsıldı. Bu noktaya, din başlığı altında tekrar değineceğim.
    6- İnsan-beşik denkleminde insanı tanımadığınızı ilan ediyorsunuz. İnsan, çok farklı ortamlara uyum sağlayacak şekilde yaratılmıştır; bu bedenine ek olarak aklını ve elini kullanmasıyla ilgilidir. Bugün hayvanlar ve bitkiler alemine bakarsanız, insan kadar geniş coğrafyada ve farklı koşullarda yaşayıp üreyebilen başka canlı yoktur. Bunu dini terminolojiyle söylemem gerekirse, Allah, hem insanı hem de beşiği değiştiriyor, siz görmek istemeseniz de. Kabul etmek istemediğiniz evrim teorisinin ayaklarından biri olan doğal seçim, tam da bunu anlatır.
    7- Her türün Adem’i fikri, bir hipotezdir. Kuran’da açık bir dayanağı yoksa, tartışmaya açık bir görüşten öteye gidemez. Böyle bir konuda hadislere de tam anlamıyla dayanamazsınız, eğer varsa tabi ki, çünkü Peygamberimiz sav Kuran’da olmayan hususlarda sözlerini, o devirde hakim olan tecrübi anlayışa göre veya kendi görüşüne göre söylüyordu. Bundan dolayı da “her türün Adem’i” konusunda akıl, nakle tercih edilir, eğer Kuran’da açık bir ifade yoksa.

    Dini:
    1- Allah evrimi yaratıyor olamaz mı şıkkını göz önünde bulundurmayı kafa karışıklığı ve maneviyatsızlığa bağlamışsınız. Öncelikle kimsenin kalbini bilmiyorsunuz, kimin Allah’a ne kadar yakın olduğuna siz karar vermiyorsunuz. Teheccüd kılan, hafızlığa çalışan, tefekkür eden ve iman hizmetine gayret eden bir insan da pekala evrim ihtimalini göz önünde bulunduruyor olabilir. Kafa karışıklığı hususunda ise, böyle bir durum söz konusu olabilir ama insanların kafa karışıklığı, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında bir cevap sunmaz. Aksine, var olan veya bilinen yaklaşımların yetersizliği karşısında bireylerin arayışa girdiğini gösterir. Ve Kuran açısından, ”babalarının anlayışlarına saplanıp kalanlar” ile ”arayışta olanlar” kıyaslandığında, tercih ikincisi yönündedir (Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa! (Bakara suresi 170. ayet)). Bununla beraber, imanıyla onur duymayıp kompleksini Batı’ya benzeme şeklinde bastırmaya çalışanlar da olabilir. Fakat bu, genelleme yapmayı haklı çıkarmaz (Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.(Maide suresi 8. ayet)).
    2- Hak ve hakikat adına konuşmak, Allah’ın açıkça dile getirdiği hususlarda geri durmamayı ve insanların ne diyeceğinden çekinmemeyi gerektirir (Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar…(Maide suresi 54. ayet)). Hak ve hakikat adına konuşmak llah’ın açıkça dile getirmediği hususlarda ise en iyi ihtimalle kendi görüşünü dile getirip “Allah doğrusunu bilir” demeyi gerektirir (Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalan sayandan daha zalimi kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.(Enam suresi 21. ayet)). Aksi halde, yani Allah cc net bir şey söylemediği hususlarda, sanki net bir şeyler söylemiş gibi konuşmak, Allah adına yalan söylemeye girer diye düşünüyorum. Evrim özelinde de oldu veya olmadı diyenler veya hangi mekanizma üzerinden olduğuyla alakalı konuşanlar eğer dine dayandırarak konuşacaklarsa, ellerinde açık ayetler bulundursalar iyi olur.
    3- Ruhun ne olduğuyla ilgili bize az bir ilim verilmişken, nasıl olur da din adına net bir çizgi çekmek için onu kullanırsınız? (Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruhun ne olduğunu ancak rabbim bilir, size ise pek az bilgi verilmiştir.” (İsra suresi 85. ayet)) Öte yandan bizzat kendi argümanlarınızda, dini kaynaklarla çelişmeniz da söz konusu. Örneğin deli olan bir insanın ruhu mu hastadır yoksa sağlam bir ruha ev sahipliği yapan beden mi hastadır? Kendi örneğinize göre delilerin ruhları sorunlu ve onlar için hiçbir çare söz konusu olamaz. Aynısı bütün psikiyatrik hastalar için de geçerli olması lazım. Fakat bu tamamen bugünkü bilimsel gerçeklerle çatıştığı gibi ruh hakkındaki geleneksel kaynaklarla da çatışma halindedir.
    4- İnsana ruhun verilmesi hadisesiyle ilgili olarak şöyle bir ihtimal de söz konusu olabilir. Önce biyolojik olarak insan yaratılır ama ne şuuru ne de entelektüel potansiyeliyle bugünkü gibi değildir. Daha sonra Allah cc ona insan ruhunu ve şuuru verir. İlk insanın cennetten dünyaya gelişi de ve insanlık tarihinin başlangıcı da böyle olmuş olabilir. Bu dediklerime Kuran’dan kaynak isterseniz: “Gerçek şu ki, insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir.” (İnsan suresi 1. ayet), ayrıca “Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.” (Bakara suresi 30. ayet). Bakara suresinde geçen ayette cailun fiili, olmayan bir şeyin yaratılmasını değil, olan bir şeyde gerçekleşen dönüşümü anlatır. Bu durumda insanın, zaten dünyada olması ama henüz halife olmaması ihtimaline kapı açılır. Ki Allah’ın cc sözünü takiben meleklerin “kan dökecek birini mi” diye itiraza yönelmesi de, bu ihtimali destekler, yoksa insanın kan dökeceğini nereden bilsinler? Bu durumda da, İnsan suresindeki ayetin, insanın dini anlamda insan olmadan önce, ama biyolojik anlamda insanken, henüz halife olmadan önceki hayvansı dönemini anlatması söz konusu olabilir. Doğrusunu Allah bilir.
    5- İnsan merkezli bakış açısı, Allah’ın cc her şeyi insanın hizmetine sunmuş olmasıyla uyumludur (Allah’ın, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz? İnsanlardan öyleleri vardır ki bir bilgi, bir rehber ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışmaya kalkışırlar. (Lokman suresi 20. ayet)). Ne var ki Allah’ın evreni ve tabiatı yaratmasındaki yegane gaye, insana hizmet değildir (Bazı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bazı şeyler de vardır, hoşlanırsınız, şerdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki.(Bakara suresi 216. ayet)). Bundan dolayı da, bizim zihinsel rahatımıza ve alışageldiğimiz paradigmalara uymayabilir her şey. Allah bu evreni ve tabiatı, ki insan da içindedir, “esma ve sıfatına bir sahne olması için yaratıyor” görüşü bu anlamda daha oturaklıdır ve büyük resmi daha doğru anlatır (En güzel isimler Allah’ındır. O halde Allah’a o güzel isimleriyle dua edin.(Araf 180)). Bu anlamda at ile ilgili verdiğiniz yaklaşım ciddi sorunlar içermektedir. Her şey, sırf insana hizmet edebilmek için o şekilde yaratılmış değildir. Ama her şeyde, bizim için bir fayda dercedilmiştir. Bundan dolayı madenleri çıkarmak için kilometrelece yeri kazıyoruz. Bundan dolayı tarım ve ziraat zararlılarıyla mücadele ediyoruz, virüslere karşı savaş veriyoruz.

    Popülist:
    1- Rasyonel dayanak olmadan veya Kuran’dan net destek olmadan belirttiğiniz görüşlerinizi paylaşmayanları susturmak veya tarafsızları karşı görüşten korkutmak için şeytanlaştırma, vs tekniğine girmeniz, entelektüel zavallılıktan başlayıp dine ihanete kadar uzanan bir dizi sıfatı hak etmektedir.
    2- Maymuna dönüştürülme hadisesi (2/65-66), kendilerine sayısız ve açık deliller, mucizeler gelmesine rağmen Allah’ın sebt (cumartesi) yasağını çiğneyenlere verilmiş bir cezadır; net olarak belirtilmemiş hususlarda tefekkür kapısından girenler ve bu yolda muhtemel hatalar yapanlarla ilgili değildir. İnsanlık, deneyerek, hata yaparak ve kendini düzelterek ilerlemiştir, ki Allah cc bunu yasaklamamıştır. Şimdi durum buyken korku faktörünü kullanarak, insanları tefekkürden ve sorgulamaktan uzaklaştırmanız ve insanları Kuran’la buluşturmak yerine taklitçi bir zihniyet doğrultusunda 150 yıllık fikirleri kritik düşünceden geçirmeden değişmez gerçeklermiş gibi dayatmanız, iyimser ihtimalle, dibi görünmeyen bir basiretsizlikle açıklanabilir. Her ne kadar o fikirler, kendi üretildikleri devir itibariyle ve kendi çerçevelerinde tefekkür ve kritik düşünce meyvesi olmuş olsa da…

  8. Maalesef bombos bir yazi. Aslinda Islam aleminin 800 yildir akli pazara gondermesinin kacinilmaz sonu gibi olmus. Yazarin da dedigi gibi, sivri zeka demagoji laflar, ayrica cok zayif mantiksal halkalar, oldu bittiler, hic mumkun mudurler vs. Elle tutulur somut bilgiye dayanan bir cumle dahi yok. Oturup her bir yanlisa tek tek cevap vermek isterdim ama cok vakit alir.

    Yazarin isaret ettigi kisilerden birisi de benim. Ben de gencligimde bu fikirlerle buyutuldum, ve bir bilim insani olmama ragmen evrim konusunu bilincli olarak hic arastirmadim, imanima zarar gelir aklim karisir dusuncesiyle. Cok sukur aklim basima geldi, eskilerin her dediklerini kutsayip, dusunmeden her seyi kabul edip, tekrarlamak yerine, sorumluluk almayi, arastirmayi, ve somut bilgiyi one cikarmayi zor da olsa ogrendim.
    Cok sukur muslumanim, imanima hic bir zarar gelmedi, ve kainat kitabina bakip Allah in sanatini anlamaya calisiyorum. Gunumuz bilmi ilk canlinin nasil orata ciktigi ile alakali net bir teoriye sahip degil. Fakat elimizdeki butun bilimsel veriler, butun canlilarin ortak bir atatdan geldigini gosteriyor. En basit canli olan E.coli deki elzem genlerin hepsi diger canlilarda da var, tabii ki buna insan da dahil, ve bir genin evrim boyunca hangi asamalardan gectigini, baskalastigini molekuler duzeyde takip edebiliyoruz artik. Onun icin bos laflara karnimiz tok.

    Kainatin alti gunde degil de 13.5 milyar sene once buyuk bir patlamayla meyadan geldigini Kur’ana karsi gormeyen alimlerimiz, her neyse evrim teorisini yaratilisa aykiri gorur.

    Mehmet bey, gordugunuz uzere genclimiz eskisi gibi koylu Mehmet Aga degil artik. Herkes sorguluyor ve net, akla makul aciklamalar bekliyor. Lutfen siz ve diger bir cok ilahiyatcilar, aklinizi basiniza aliniz ve bilim ne diyor, insanlik nereye gidiyor, bunlara kulak verin ve anlamaya calisiniz. Burnundan kil adirmaz, herseyi ayet ve hadislerin 800 yil onceki yorumlarina dayanan aciklamalara son veriniz. Zira, bu geri tepip insanlarimizin bu gectigi zor donemlerde daha bir umutsuzluga sevk etmektedir. Inanin bir cok insan dinini yasamak istiyor, fakat bilme, gerceklige, mekana ve zamana aykiri olarak degil.

  9. Yazı çok güzel.Beni etkiledi.Mesele aklın ve mantığın argümanlarıyla etraflıca izah edilmiş.Kullanılan dile neden takınıldığını anlamadım.Derin meseleler popüler kültürün basit diliyle anlatılamaz zaten.İnsanlar uğraşıp tamamen yabancı bir dili öğrenebiliyorlar da zahmet edip sadece yüzde yirmisini anlayamadıkları,üstelik kendi kültürümüzün meyvesi olan bir dil için kafa yoramıyorlar.Yazar seviyesinden taviz vermesin,okuyucu kendi seviyesini yazara yükseltmeye çalışsın bir zahmet.İnanın değecek.

  10. uzun zaman sonra siteye uğradım. dikkatimi çekti açtım okudum. çok uzun fakat hiçbir şey söylemeyen bomboş bir yazı.

    yazarın biyoloji ilmi ile bir alakası olmadığı belli. biyolog olmadığı halde biyoloji üzerine bir şeyler söylüyor. neye itiraz ettiği niye itiraz ettiği belli değil. insan önce itiraz ettiği şeyin ne olduğunu bilmeli. hem yazan hem okuyan için vakit israfı bu.

  11. Bu teorileri ortaya atanlar felsefecilerden ziyade sahada calisan biyologlar. Evrime inanmiyorum ancak Haberturkte yayinlanan (linki bulamadim) 4 saatlik programi usenmedim izledim. Dindar biyolog ve diyanetin ilahiyatcisi maalesef karsidaki insanin deneysel tezlerini curutemiyor yetersiz kaliyor. Simdi siz sahada bu kdr aktif calisan bir biyolog la bu adamlarin karsina cikmaz ve iddialarini bilimsel olarak da curutemezseniz k bakmayin ama size gulerler… Acinacak halimiz maalesef bu!

Comments are closed.