Bilal Sarımeşeli, The Circle

“15 Temmuz” her dile getirildiğinde yüreklere bir acılık salan talihsiz bir tarih. Yazarken bile yüzümün değişik bir şekilde kasıldığını, beynimin cidarlarının yük altında kaldığını ve uygun kelime bulamadığımı fark ediyorum. 15 Temmuz ifadesi akıllarda, hafızalarda ve kabuslarda öyle yer etti ki hem 15 sayısı hem de Temmuz ayı artık ikisinin nasipsiz birleşiminden nasibini aldı benim dünyamda. İşte burada yine durdum. Matematik öğretmem yönüyle 15’le hep karşılaşacağım, ve Yaratan ömür verdikçe Temmuz ayının sıcağını hep çekeceğim. 15 Temmuz ve hatırlattıkları hep yamacıma sokulacak sinsi bir düşman gibi. Yazının burasından sonra ikiliyi çok bir araya getirmemeye çalışacağım, tekrar böyle kötülüklerin topyekun olarak bir araya gelmemesini safça umarak. Belki çok rasyonel gelmeyebilir size, ama benim kuşağım bir 68 Kuşakları gibi bir 15 Temmuz kuşağı mağdur olarak ve mağdurların büyük acılarıyla pişerek. O meşum güne dair göze çarpan her resim, yazı ya da video tekrar yaraların üzerindeki sıcak kabuğa dokunuyor ve yayılan bir acı bırakıyor geride. O gece ve ardından gelen iç yakıcı hadiseler hepimizde bir perspektif kaymasına sebebiyet verdi. Kimileri tüm gayretini “fail(ler)”in meçhullüğüne adadı, kimisi mağdurların hallerine ağladı ve delice koştu; kimileri de kendi yaralarını sarma dersine düştü.

Kelimeler birer ok gibidir; gül yağı sürerseniz ya da aşk suyu oka, Eros’unki gibi meftun edersiniz. İsterseniz kin, nefret ve hasetinizi sıvarsınız ve yaralarsınız muhatabınızın ta içini. Sineler zaten dağlanmış, o bakımdan ben de tüm acıları göz önünde tutup kelimelere emanet etmek istiyorum bu hali.

Gelin susalım, ve aklımıza gelen kelime ve tamlamaları boşaltalım buraya gözyaşları misali. Bir labirent gibi yok oluşa açılmış; her dönemeçte mimlenmiş bir kapı ve her kapının üzerinde: Uzayan yollar, kan kokan caddeler, yakıcı çığlıklar, biten hayatlar, kaybolan talihler, belirsiz sürgünler, korku dolu göçler, yüze kapanan telefonlar, korkulu sesler, susturulan vicdanlar, istismar edilen duygular, yaralanan adalet, amansız bölünmüşlük, kahreden buhran, taşan nefret, kinde kaybolma, kuruyan ümitler, en yakından darbe, kesif anlamsızlık, biteviye bilinmezlik, rayiç yalan, hapishane soğuğu, bebek çığlığı, görülmemiş ayrılıklar, kandırılmış yığınlar…Kuruyan gözyaşı pınarları ve donan ruhlar!

Benim bir dünyam vardı ümit ışıklarıyla parlayan, geleceğe açılan geçmişten nemalanan. 15 Temmuz üzerine oturuverdi, gıcırdamaya başladı binlerin acısının yüküyle. Katledilen masumlar, hapse doldurulan bebekler daha demeye hacet bırakmıyor. Bizler olayın politik kabuğunda dolaşırken, özde özler yitiyor. 15 Temmuz bir ayna tuttu içimize. Öyle derin bir darbe oldu ki hayatlara, hayat boyu konuşulacak. Ben artık susmalıyım, -artık adını anmayacağım-acısını tekrar anıp, binlerin ah u vâhını arkama alıp kırık bir dilekçeye O’nun Kapısı’nın tokmağına dokunmalıyım.