Güler Orhan, The Circle

Değerli Circle okurları, kısa bir aranın ardından bir röportajla sizlere merhaba diyorum. Rana Yurtsever’i ben de çoğumuz gibi twitter dan tanıdım. Genç yaşına rağmen, eğitiminden ve tecrübelerinden faydalanmak üzere kendisinden bir röportaj talep ettim. Sağ olsun kırmadı. Yeni anne olmuş olmasına rağmen, kabul etti. Ben rahatlıkla sorularımı sorarken Rana Hanım samimiyetle cevaplar verdi. Kendisiyle; geçmişini, Hizmet Hareketi ile tanışmasını, İslami feminizmi, Amerika’daki Türk diasporayı ve daha birçok keyifli konuyu konuştuk. Teklifimi kabul ettiği için Rana Yurtsever Hanımefendiye teşekkür ediyor ve sizi röportajla baş başa bırakıyorum.  

1-Kendinizi tanıtır mısınız?

Rana Yurtsever. 25 yaşındayım. Evliyim ve 4 aylık bir kızım var. Üniversite eğitimimi University of Illinois’ta Kadın Bilimleri ve Sosyoloji olmak üzere iki dalda, Honors Kolejinden iki bölümümde de yüksek ortalamayla tamamladım- burada Summa Cum Laude deniyor. Şu anda Management alanında MBA yapıyorum. Ailevi sebeplerden dolayı bir süre ara verdim, fakat en kısa zamanda eğitimime devam edeceğim. Üniversite 3. sınıftan itibaren Hizmet’in diyalog kurumlarından biri olan Niagara Foundation’da önce part time, mezun olduktan sonra full time olarak çalıştım. 2014 Eylül ayında başlayan Niagara Foundation serüvenim, 2018 Eylül’de kariyer değişikliği istemem sebebiyle Başkan Yardımcısı olduğum dönemde sona erdi. Şu anda Amerika’da çok kapılar açan real estate lisansımı alıyorum ve bu yönde ilerlemek istiyorum. Bunun yanı sıra gönüllü olarak koordinatörlüğünü yaptığım bir mentörluk programı var. Amerika’daki profesyonel dünyada çalışan esnaf, avukat, mimar, akademisyen vb alanlardaki büyüklerimizi gençlerimizle birebir iletişime geçirip, üniversite hayatları boyunca ücretsiz olarak mentorluk hizmeti almalarını sağlıyoruz. Henüz iki ay önce başladığımız bu program şu anda 30 tane gencimize hizmet veriyor. Fakat kısa sürede çok daha büyük çaplı adımlar atma yolunda ilerliyoruz.

2-Hizmet Hareketi ile nasıl tanıştınız?

Hizmet Hareketi ile tanışmadım. İçine doğdum. Annem, İzmir’deki eski esnaflardan Zeki Sakman’ın kızı. Babam ise 7 yaşından itibaren Hocaefendi’nin himayesinde büyüme şansına nail olmuş Hizmet Gönüllülerinden. İkisi de ailevi ve gönül yakınlıklarından dolayı Hocaefendi’nin tavsiyesi üzerine evleniyorlar. O zamanlar babam Yamanlar Lisesi’nin ilk öğretmenlerinden.

Hizmet’in içine doğmuş olmak, beraberinde birçok sorumluluk ile geliyor aslında. Kendinizi, seçmediğiniz bir hizmet hayatının içinde buluyorsunuz. Hele de yurtdışında büyüyorsanız ve oranın dili anadiliniz gibiyse, beklentiler bir anda ikiye katlanıyor. Bir yandan; diyalog faaliyetlerinde aktif olmanız, kendinizden 40-50 yaş büyük insanlarla diyaloga geçmeniz beklenirken, bir yandan da sizden sonraki jenerasyonun yetişmesinde katkı sunmanız (Kültür Merkezlerinde dini ve Türkçe eğitimi veren hafta sonu okulunda görev almak, gerek ablalık-abilik yapma konumunda olmanız) beklenebiliyor. Bunlar henüz 6-7. Sınıftayken başlayan beklentiler olabiliyor ve içine doğduğunuz için, tabir-i caizse, tahkikî den ziyade taklidî bir şekilde hizmet ediyorsunuz-belki de zorunda hissettiğiniz için. Ben de bu Bandwagon’da olan gençlerden birisiydim. Ailem hizmette olduğu için ve benden beklentiler olduğundan dolayı bir şeylere dahil oluyordum- bazılarından zevk alıyordum, bazen de zorunda hissettiğim için yapıyordum. Daha küçükken benim için Hizmet’in en çekici yani Üstad’ın “iştirak-i amali uhreviye” bahsinde bahsettiği bir çarkın parçası olunca dünyanın da her yerindeki hizmetlerin sevaplarından faydalanabileceğim düşüncesiydi. Anlayacağınız biraz bencilce bir hizmet anlayışıydı. Bir de Hizmet’teki “servis” anlayışı aslında Batıdaki servis anlayışıyla birebir örtüştüğünden parçası olduğum hizmetleri lise de mezuniyetin bir şartı olan “service hour” larıma saydırmıştım. Normal şartlarda bir lise öğrencisi bizim okulumuzdan mezun olabilmek için 20 saat servis yapmak zorundayken, ben Hareket’in faaliyetleri sayesinde 120 saatle mezun olmuştum. Hafta sonu okulu öğretmenliğimi, öğrencilerime verdiğim mentorluk eğitimini vs saydırıp, bundan lise mezuniyetimde ödül bile aldım. Bu yüzden hep söylerim, Hizmet Hareketi yakından analiz edildiğinde aslında Batı’nın çok içinden olan ve gençlerimize akademik anlamda dahi birçok başarı kazandırabilecek bir hareket ve müessese. Sorunun özüne dönmek gerekirse, benim Hizmet Hareketi’ni tam anlamıyla benimsemem üniversite tezimi yazarken karşılaştığım bazı gerçekler ile oldu. Birazdan bunları daha detaylı açacağım.

3- Evet tezlerinizden sosyal medyada da bahsetmiştiniz. Ben de diğer sorularda ayrıntılı sormak istiyorum. Ama öncelikle şunu öğrenmek istiyorum. Hizmet Hareketine şu an ki yakınlığınız ne durumda?

Önceden Hareketin benim yaptıklarıma ihtiyacı olduğunu düşünürken, şimdi aslında benim bu Hareket’e ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. Hayatımı şöyle gözden geçirdiğimde “en”lerim hep bu Hareket sayesinde oldu. En mutlu, en başarılı, en vefalı, en sadık, en fedakar ve saymakla bitmeyecek tüm “en”lerim bu Hareket’in eseri. Hocaefendi’nin vizyonuna ve bu Hareket’in insanlarına, fedakarlıklarına çok şey borçluyum ve bu çarkın bir parçası olabilmek için de ne yapsam az diye düşünüyorum. Allah mahrum etmesin.

4-Sosyoloji, Kadın Hakları ve Bilimleri olmak üzere iki bölüm okumuşsunuz. Sosyoloji tezinizi Hizmet Hareketi üzerine yapmışsınız. “Harekete bağlılığım o zaman arttı” diyorsunuz. Bu akademik tecrübenizden bahseder misiniz?

Tabi ki. Daha önce bahsettiğim gibi, büyürken bazı faaliyetlerde zorunlu olduğumu hissettiğim veya bana akademik kariyerimde faydalı olacağını düşündüğüm için aktiftim. Hizmet kurumlarından birisinde çalışıyor olmanın verdiği ünvanla çoğu toplantılara genç yaşıma rağmen dahil olabiliyor, fikrime değer verildiğini hissediyordum. Fakat içten içe beni rahatsız eden, Hizmet’in başarısız olduğunu hissettiğim birçok husus vardı. Bunları da hiç çekinmeden dile getiriyordum. Hani insan hep kendini en ağır şekilde kritik eder ya, ben de Hizmet kurumlarını o şekilde yetersiz görüyordum (sanki dışarıdan bir company’de çalışmış ve işleyişine çok hakimmişim gibi). En yetersiz gördüğüm alan da Kültür Merkezlerimizdi. Çok içine kapanık ve misyonunu icra edemediğine inandığım kurumlardı. Bundan 4 sene önce üniversiteden mezuniyetime 6-7 ay kala mezun olabilmek için Kadın Bilimleri ve Sosyoloji bölümlerim ve de Honors Kolejinden mezun olabilmek için üç ayrı tez yazmak zorunda olduğumu öğrendim. Normal şartlarda bir üniversite öğrencisi bir tanesini bile yazmaktan çekinirken, 3 tane yazmak zorunda olmak beni çok tedirgin etmiş, strese sokmuştu. Hemen Sosyoloji tez dersimdeki hocamla konuma karar verebilmek için bir randevu istedim. Kendisi de bir phd öğrencisi olan hocam bana “en çok bildiğim yerden” düşünmeye başlamamı söyledi. Kendisinin tezi “parochialism” adli konsept üzerineydi ve bana da bu konuda yazmamı tavsiye etti. Bu benim için bulunmaz bir fırsattı çünkü Türk Kültür Merkezimizi analiz edebilir ve sonucunu bildiğime inandığım “dışarıya kapalı” sonucuna ulaşabilirdim. Çalışmalarıma başlayıp, verilerimi topladım.

Fakat evdeki hesap çarsıya uymadı. Bu tezde yapmak zorunda olduğum araştırmalar Hareket’in Amerika’da aslında ne kadar başarılı olduğunu görmemi sağladı. Buna, okuyan sosyologlar belki de katılmayacaktır, fakat bunun sadece 20-30 sayfalık, kısa bir BA mezuniyet tezi olduğunu hatırlatmamda fayda var. Ben Kültür Merkezimizi dışarı çok kapalı ve yetersiz bir müessese olarak görürken, Amerika tarihinde buraya göç etmiş diğer dini gruplarla karşılaştırıldığında aslında eşi benzeri olmayan, daha ilk jenerasyonda “bu ülkeye nasıl faydalı olabiliriz” şuuruna ulaşmış bir topluluk olduğunu fark ettim. Hizmet İnsanı zaten insanlığa faydalı olma ilkeleri üzerine yaşadığı için bu bize çok normal geliyor. Fakat Amerika tarihine baktığımızda hiçbir dini grup – hele de azınlık bir dini grup ise- ilk jenerasyondan “bu ülkeye nasıl fayda sağlayabiliriz” şuuruna ulaşmış gözükmüyor. Her grubun ilk derdi “nasıl para kazanırım, nasıl daha iyi bir eğitim alabilirim, çocuklarımı nerede yetiştirebilirim” vs iken, bizim insanımız yüzlerce Charter Schoollar açarak Amerika’nın en ücra köşelerindeki fakir öğrencilere daha iyi bir eğitim sağlama derdinde. Kültür Merkezimiz Amerika’nın kültürünün bir parçası olan Thanksgiving (Şükran Günü) bayramında Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist, Ateist, din, dil, irk farkını önemsemeden insanları bir araya getirme çabasında. Burada göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, bu şuura; ilk gelen ve henüz ingilizcesi iyi olmayan gönüllülerin bu şuurda olması ve çabalaması. İşte diğer dini gruplarla kıyasladığımda onların 3 jenerasyonda elde etmeye başladığı “dışarıya açılım” başarısını, Hizmet Hareketi’nin daha ilk jenerasyonda elde etmiş olması beni çok etkiledi. Sosyoloji okumamın bana en büyük getirisi Hizmet’i benimsemem ve gönülden bağlanmam oldu.

5-İslami Feminizm üzerine de bir tez çalışmanız var. Birikiminiz göz önünde bulundurduğunda, Hizmet Hareketinde Kadının yeri ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Konteks içinde değerlendirildiğinde aslında pozitif anlamda çok yol aldığımıza inanıyorum. Fakat Chigago’da olmamın da bu düşüncemde ciddi bir etkisi var. Çünkü burası diğer bölgelere nispeten daha progresif diyebileceğimiz bir şehir. Belki de diğer yerlere öncülük edebilecek kapasitede. Hizmet Hareketi tipindeki grupları değerlendirirken konteks içinde değerlendirmenin gerçekten çok önemli olduğuna inanıyorum. Global Güney’de doğmuş, henüz 40 yaşında olan Batı’ya gelmesi henüz 20 sene olmuş bir Hareketin bu denli hızlı bir değişim göstermesi takdire şayan.

Fakat, Hizmet Hareketi Türkiye’de doğmuş olsa da, belli bir eğitim seviyesi üzerinde olan insanlar tarafından benimsenmiş bir Hareket olduğundan, bu durum değişim ve yeniliğe açıklık beklentilerini tabi ki yükseltiyor. Daha önce bahsettiğim gibi, benim diyalog kurumundaki konumumdan dolayı Amerika toplantıları dahil, birçok karar merciliğinde bulunma fırsatım oldu. Ve her zaman fikirlerime değer verildiğini hissettim. Birçok defa sunum yapma fırsatım oldu. Bunların hepsi ciddi manada önemli adımlar.

Fakat karar alma merciinde kaç kadın var?

Erkeklere kıyasla oranları ne kadar?

Bunlar düşünüldüğünde daha çok yol almamız gerekiyor. Katıldığım birçok toplantıda oran olarak belki her 10 erkek katılımcıya, 1 kadın katılımcı oluyor. Yeni sistemde imamlık kaldırıldı, yerine Konsüller kuruldu. Bu Konsül’ün başında bir kadının başta olma ihtimali var mı?

Şu ana kadar sistemin getirdiği sebeplerden dolayı kadınların ikinci planda kalmış olduğu bir gerçek. Günümüzde eşit şartlar ortaya konulsa dahi, aslında geçmiş sebebiyle tam bir eşitlik ortaya konulmuş olmuyor. Mesela Amerika tarihinde çok fazla eşitsizlik olduğundan dolayı burada “Affirmative Action” diye sistem sebebiyle azınlıklara yapılan haksızlık veya eşitsizlikleri bertaraf etmek için azınlık önceliği var. Eğer Hizmette de gerçekten bir eşitlik istiyorsak, kadınların üst konumlara getirilmesi için bu tip uygulamalar gerçekleştirilmeli.

“Neden illa kadınlar olmalı ki?” Diyecek insanlar olacağını da düşünerek şu iki hususa da dikkat çekmek istiyorum:

-Diyalogda çalışırken ki gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki; hiç abartmıyorum, ne zaman kadın-erkek karışık bir toplantı olsa, sorunlar çok daha hızlı çözülüyor. Erkeklerin bazen saatlerini harcayıp çözemediği bir soruna, kadınlar çok hızlı bir çözüm sunabiliyor. Bunu söylerken “kadınlar daha zeki” gibi bir iddiam yok. Yanlış anlaşılmasın. Fakat, beraber oturup problemleri etraflıca düşünerek çözebilelim diye farklı yaratıldığımızı düşünüyorum. Kadınların beyninin daha kompleks çalıştığına sanırım herkes katılır. (gülüyor)

-İkinci bir husus olarak da, geleceğimiz olan gençlerle görüşmemizde açık ara farkla kızlarımızın daha aktif (proaktif) olduğunu gözlemliyorum. Hizmetteki birçok aktivite, organizasyon erkeklere kıyasla genç kızlarımızın daha fazla ilgisini çekiyor- en azından bu Amerika’da böyle.

Yani “Hizmet’in Geleceği Kadınlar” gibi iddialı bir slogan kullanmak istiyorum. Bu sloganı kullanmayı da yaptığım gözlemlere ve aldığım eğitimlere karşı borç biliyorum. Dolayısıyla kadınların Hizmet’te daha etkin rolleri biran önce alması, daha etkin rollerde istihdam etmek için özel bir enerji sarf edilmesinin şiddetle önemli olduğunu düşünüyorum.

Gerçekten Kadınlar ile ilgili tespitleriniz çok kıymetli. Umarım etkin merciler tarafından da dikkate alınır ve uygulanır.

6- Erkam Tufan Aytav ile yaptığınız programda, yurt dışında büyüyen gençlerdeki itaat kültürünün Türkiye’deki gibi olmadığını söylediniz. Bu durumu örneklendirebilir misiniz?

Ailem ilk defa Amerika’ya taşındığında sadece 9 yaşındaydım. Dolayısıyla şu andaki Türkiye’de yetişen gençlerin ortamlarına çok hakim olduğum söylenemez. Fakat gözlemlediğim kadarıyla Türk kültüründe itaat ile saygı sanki beraber olması gereken şeyler olarak görülüyor. Yani bir büyüğe saygınızdan dolayı itaat etmeniz beklenebiliyor. Fakat Batı kültüründe bu böyle değil. Aksine, insanlara saygınızdan ötürü onların düşüncelerine katılmıyor olsanız bile bunu dile getirmeniz gerekiyor. Benim tecrübem: Türk insanı kendisinden büyük birisiyle fikir ayrımına düşerse “saygı”dan ötürü sessiz kalabiliyor, veya “yumuşatarak” anlatmaya çalışabiliyor.

Batı’da ise fikir ayrılıkları gerçek anlamda güzel karşılanıyor ve hangi yaştan olursanız olun bir mecliste yaşınız kadar değil, fikirleriniz kadar var oluyorsunuz.

Bence eğer yapıcı bir düşünce insanın aklına geliyorsa, karşısındaki her kim olursa olsun, onu söylemek o kişinin üzerine vebaldir. Sonuçta bu Hizmet hepimizin ve hepimiz onun bekasını düşünüyoruz. Ayni şekilde, fikir ayrılıkları da biz insanlar için. Yoksa Allah hepimizi tek kavim, tek cinsiyet, tek dinden (liste uzatılabilir) insanlar olarak yaratırdı, değil mi?

7-Fikir ayrılıkları kesinlikle önemli. Bu çeşitliliği de arttırıyor. Ama bu çeşitliliği hazmetmede sıkıntılarımızın olduğunu düşünüyorum. Siz Twitter’da babanızın fikirlerine zıt bir görüş beyan ettiniz. Bunu da babanızla birebir konuşma yerine açıktan yazmayı tercih ettiniz. Ne gibi yorumlar aldınız. Olumsuz bir tepki aldınız mı?

Geleneklerine bağlı bir Türk ailesinde yetişmiş olsam da, babam her zaman tatlı tartışma ortamlarını sevmiş, bana katılmıyorsa dahi fikirlerimi dile getirmemi hep desteklemiştir. Birbirimizin fikirlerini değiştirebildiğimiz çok nadirdir ama tatlı tartışma ortamlarımız beni hep daha fazla araştırmaya itmiştir.

O yorumu yazdığımda da herhangi bir olumsuz tepki ile karşılaşmadım. Pozitif anlamda destekleyenler oldu. Hatta Erkam Tufan Aytav ile yaptığımız program yazdığım o yorum akabinde gelişti.

8-Batı’da şeffaflık çok önemli diyorsunuz. Şu anda Hizmet Hareketi batıda şeffaf mı? Şu hali yeterli mi? Değilse tavsiyeleriniz var mı?

Sadece Batı’da değil, değişen global dünyamızda şeffaflık genel olarak çok önemli. Fakat Batı’da şeffaf değilseniz, ademe mahkumsunuz. Batı’da şeffaflığın çok önem arz ettiği konu finansal konulardır. Eğer vergileriniz, kurumlarınıza giriş çıkış yapan paralar şeffaf olarak açıklanabilir değillerse, çok ciddi sorunlarla karşılaşabilirsiniz, kurumlarınız direk kapatılır. Hizmet Batı’da kurumlar vesilesiyle aktif olduğu için finansal açıdan şeffaf olmak zorunda. Fakat bizim kültürümüzde elden verilen sadakalar, bağışlar vb. her zaman not edilmeyebiliyor. Son dönemde şeffaflık açısından ciddi adımlar atıldı- en azından Amerika’nın Orta Batı bölgesinde: kurumların finansal durumlarıyla bizzat ilgilenecek konsüller kuruldu. Amerika genelinde vergi sezonundan önce kurumların hesap verilebilirliğini kontrol etmek ile görevli bir heyet kuruldu ve Amerika genelindeki kurumları her sene web sitelerinden tutun, programlarının organizasyonuna kadar denetliyorlar. Fakat, hesap verilebilirlik konusu çok önemli. Bizim bölgemizde hala, daha önceden sürekli değişen görevlilerin verdiği kararlardan dolayı zorlandığımız çok konu var. Bunların başında da parasal konular geliyor. Kişiler tarafından imzalar atılmış, fakat imzayı atan kişiler artık burada değil, ardından gelenler bunun zorluğunu çekiyor. Bunu çözmenin tek yolu, kurumlardaki pozisyonların iş tanımlamasının tam anlamıyla yapılması ve tanımlamalara riayet edilmesi. Verilen kararların neticelerine karar veren kişinin katlanması gerektiği. Kurum heyet üye seçimlerinin şeffaf bir şekilde yapılması. Heyet toplantılarında verilen kararların dakikası dakikasına kayıtları yapılması vs. Hizmet’te birçok kurumda çalışanlar gönüllü şekilde çalıştıkları için bunların takibi zorlaşabiliyor, fakat yapılması çok önemli. Himmetler ve diğer türlü bağışların bir foundation altında toplanması ve diğer hizmet kurumlarının da bu Foundation’a her sene projeleri için başvuru yapıp hibe almaya çalışmaları güzel bir çözüm olabilir. Diğer azınlık gruplarda bu tür yapılanmaların çok örnekleri var. Bu durumda da çok gelenekçi birinin bu foundation’in başına gelmesi korkusu olabilir, fakat o konuda da Hizmet içindeki farklı grupların bir araya gelip ortak olarak karar vererek seçtikleri bir CEO atanmalıdır. Bu Foundation’da ne kadar paranın hangi kuruma gideceği konusunu her sene değerlendirecek bir heyet olması da, her türlü fitneyi bertaraf edecektir.

9-Yurtdışında sizler gibi yıllardır yaşayanlar var. Bir de 15 Temmuzdan sonra zorunlu olarak gelenler. Gözlemlediğinizde ne gibi farklar tespit ediyorsunuz? Uyum süreçleri uzun mu, yoksa hızlı mı?

Benim gözlemlediğim kadarıyla çok hızlı uyum sağlıyorlar. Bazılarının, yıllardır burada olan Hizmet Gönüllülerinden daha hızlı bir başlangıç yaptığı bile söylenebilir. Fakat şu hususta göz önünde bulundurulmalıdır; bizim ailelerimiz 15-20 sene önce buraya geldiklerinde burada hiçbir şey, danışabilecekleri hiç kimse yoktu. Her şeyi kendileri araştırıp öğrenmek zorundaydılar. Bu süreçte gelen arkadaşlarımız yeterince travma yaşadıklarından, hızlı bir uyum sağlama sureci olması için buradaki arkadaşlarımız onlara yönelik programlar düzenlediler, kardeş aile uygulamaları oldu, “ehliyet nasıl alınır?” dan tutun, “ev nasıl tutulur” tarzı konuların detaylı anlatıldığı programlar yapıldı. Dolayısıyla önceden birilerinin burada olması onlar açısından bayağı avantajlıydı.

Bir de, gözlemlediğim kadarıyla buraya (Chicago, IL) gelenlerin maddi durumu genel itibariyle belki de başka yerlere (Avrupa’ya) gidenlere kıyasla daha iyi. Dolayısıyla yıllar önce buraya birçok güzellikten feragat ederek gelen büyüklerimizden daha hızlı bir başlangıç yapabilme fırsatları oldu. Esnaflar burada hemen iş kurabildiler, kendileri ve eşleri biran önce ücretli, dolayısıyla daha kaliteli dil kurslarına yazılabildiler.

Yani bir anlamda Amerika’ya gelene kadar sıkıntıların birçoğu aşılmış olduğundan, orada uyum süreci yaşandığından mı bahsediyorsunuz?

Tabi  Türkiye’deki zor şartlar, Meriç, Yunanistan gibi aşamalar düşünüldüğünde öyle de diyebiliriz. 

10-Kadınlarımızın, “Yorgun olsa dahi güçlü” olduğunu düşünüyorum. Buradan kadınlarımıza ne demek istersiniz?

En başta onların birbirlerine destek olmaları gerektiğini söylemek isterim. Hizmet içerisinde “Kadınlar daha çok önde olmalı” düşüncesini birçok kadın dile getiriyor, fakat uygulamaya geldiğinde yine aynı kişiler bunu çiğneyebiliyor. Görev almış, bir şeylerin ucundan tutmuş kadınların elde ettiği otoriteyi ilk fırsatta bizzat kendileri çiğneyebiliyorlar. Yakın zamanda bir seminere katılmak için gittiğim California’da çok saygı duyduğum, mühendis bir ablamızla tanıştım. Kendisi Amerika’da mesleğini icra etmiyor, fakat Hizmet kurumlarında aktif bir şekilde gönül olarak hizmet ediyor, aktif roller alıyor. Öyle ki, yıllardır hizmet etmekten mesleğine yoğunlaşma fırsatı bulamamış. Kendisinden öğrendiğim ve başka zamanlarda da, maalesef, gözlemlediğim bir örnek vermek gerekirse: ablalar bir görevde aktif rolde olsalar bile, onların otoritesini kabul etmeyen başka ablalar öncelikle ablayla konuşarak bir sorunu halletmek yerine, abilerin daha profesyonel yaklaşacağına inandıkları için onlara yöneliyorlar.

Biz kendi kadınlarımıza profesyonelleşme firsatı vermezsek kim verecek? Veya biz kadınlar olarak birbirimizi çiğnersek, erkekler niçin ve nasıl bizi sayacak? Sonuçta erkekler de doğuştan profesyonel değil, önlerine sunulan firsatlar ve tecrübeler doğrultusunda profesyonelleşiyorlar. Yaratılış itibariyle erkeklere kıyasla (genelde) daha duygusal olan kadınlarımızın karar mekanizması “duygusallık” ile küçümsenirken, erkeklerin hiçbir zaman “fazla mantıklı” olduğu için bir kimse tarafından küçümsendiğini göremezsiniz. Çünkü ataerkil toplumlar kadınlarda daha hakim olan hasletleri hep küçümsemiştir. Daha duygusal, daha profesyonel veya daha mantıklı. Her ne olursa olsun, kadınların en başta birbirlerine destek olmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede belki de yorgunluğumuz bir nebze azalır…

11-Son söz olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yakın zamanda yapılan bir sayıma göre Amerika’da yetişen Hizmetteki gençlerimizin sayısı 12,000 civarında. Bu müthiş bir rakam ve doğru değerlendirilirse ortaya müthiş projeler çıkartabilecek bir enerji topluluğu. Fakat maalesef gençlerimize yeterince söz hakkı tanındığına inanmıyorum. Düşüncelerine değer vermeyi bırakın, dinlemediğiniz bir topluluğun size bir faydası olmasını bekleyemezsiniz. Gençlere yönelik yapılan birçok programda dahi onların fikirleri dinlenmiyor. Biz Illinois’ta bu konuda daha rahat ve öndeyiz. Bildiğim kadarıyla diğer bölgelere, hatta ülkelere göre daha çok önümüzü açıyorlar. Fakat Hizmet içerisinde genel anlamda genç temsili ciddi manada az. Artık gençlerin daha çok dinlenmesi, hatta karar mercilerine getirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bu toplum içerisinde büyüyen, bu toplumun değerlerini, düşüncelerini, eğilimlerini, ihtiyaçlarını vs. daha iyi anlayacak olanlar yine gençlerimiz. Birçoğunu dinlediğinizde görürsünüz ki şu anki haliyle “Hizmet” olarak tanımlanan sistemin içinde bulunmayı kabul etmiyorlar, fakat bu hamurla yoğruldukları ve Hizmet’in misyonuna inandıkları için kendi Hizmetlerini kendileri yeniden yazmak istiyorlar. Belki de bir şeylerin değişmesinin vakti gelmiştir. Geçmişteki başarılı veya başarısız tecrübelerimizden ders çıkararak daha emin adımlarla yürümeliyiz. Fakat “emin adım” derken alışıldık adım değil, bulunduğumuz yerin ihtiyaç ve isteklerine öncelik veren adımlar olmalı.

Kıymetli bilgilerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum Rana Hanım.

Rica ederim. Ben Circle yayın ekibine teşekkür ediyorum. Yeni yayın döneminde başarılar diliyorum.

8 COMMENTS

  1. Bence Hizmet’e ve insanlığa en büyük katkınız, bu hareketin DİĞER yüzünü babanızdan öğrenip, onla ilgili şeyler yazmak olacaktır. Öbür türlü AKP’li üst düzey alelerin şu an en torpilli yerlere gelmeleri gibi, siz de taban tarafından nefret edilirsiniz. Yani siz çok rahatlıkla şöyle toplantılara katıldım , şu fikrimi beyan ettim falan derken aslında çoğu insan bırakın o toplantılara katılmayı bir tane bile muhatap bulamıyorlar, böyle bir hareketi övüp, hareket içinde ne kadar aktif olduğunuzu ne kadar yüksek yerlere geldiğiniz vs anlatmanız tam tersi AKP’li üst düzey çocukları normal bir ülkede bir halt olamayacakken şimdi bilmem nerenin dernek başkanı, bilmem nerenin müşaviri falan, onların instagramdaki paylaşımları gibi olmuş.

    Bu harekette üst düzey herşeyi bilen birinin kızı olarak, herşey güllük gülistanlık gibi lanse etmeniz bana hırsız zengin kocaları eve trilyonlarca para getirince paranın nerden geldiğini sormayan kadınları ve çocukları anımsatıyor. Türkiye’de bir kesimin ailesi kalmadı artık, bir taraf AKP’li diye sen nasıl benim hocaefendime laf söylersin diye aileler ortadan ikiye koptu. Sizin babanız da hala utanmadan ayrılanlara zayiat diyor, sonra özür bile dilmedi güya biz onu yanlış anlamışız. Siz bir tepki koymuyorsanız buna ohhh ne alaa, hizmetin kaymağını yemeye devam o zaman. Bizim ailelerimiz Gülen’e laf diyor saçma sapan kaç kere ailemizle kavga ettik, evet bizim aptallığımız bunlar tabi, ama babanız açıkça tabanı küçümseyen bağnaz bir bakışla bakıyor, genelde böyle bakanlarda bu Hizmette pisliğe sonuna kadar bulaşmış Hususi işlerin tüm pis yanlarını bilen kişiler oluyor. O tarafı aydınlatmak varken, mesela o tarafla ilgili nasıl oluyor da 5 vakit üstüne 3 vakit daha ekleyen bu insanlar sınav sorusu çalıyor başlarındaki adamlar da fetva veriyor mesela bu konuya bir değinseniz bunun sosyolojisi neymiş ? Babanız orada müthiş bir bilgi kaynağı, öyle bir babam olsa savcı gibi saatlerce sorgulardım. Mesela Adil Öksüz ile ilgili hiç mi birşey bilmiyormuş, onun bildiği şeyleri Türkiye’de herşeyin faturasını ödeyen bizim bilme hakkımız yok mu, 7 yaşından beri Gülen’in yanında biri keriz kandırır gibi yolun kaderi diye insanları aptal yerine koyuyor, herşeyi öğrenmek istiyoruz artık.

    25 Yaşındasınız ağaç yaşken eğilir, twitter’da falan babanızın iki tane tweetine karşı çıkmak la olacak şeyler değil bunlar, biz ailemize karşı gelirken Bedir örneği verilirdi, ne içi karşı geldik tamamen bir hiç için karşı geldik ailelerimiz haklı çıktı bu cemaatin karanlık tarafı var derken. Peki bugün bu karanlık taraf ayan beyanken hiç babanıza sormuyorsanız siz de onun yoluna girmişsinizdir, yaw sorunlar ufak tefekmiş algısı yapıp işte Hizmet’te biraz kadınlar arka planda kaldı ya onun dışında masum insanlara senin polis ve yargı imamın kumpas kurmuş, bylocku 2014 yılında mor beyin ile millete kumpas ile yükletmişler falan bunların bir önemi yok her cemaate olabilir böyle şeyler, biz cv mizi yazacak yeni hizmet organizasyonları ile kaymağı yemeye devam edelim…

  2. Bence Hizmet’e ve insanlığa en büyük katkınız, bu hareketin DİĞER yüzünü babanızdan öğrenip, onla ilgili şeyler yazmak olacaktır. Öbür türlü AKP’li üst düzey alelerin şu an en torpilli yerlere gelmeleri gibi, siz de taban tarafından nefret edilirsiniz. Yani siz çok rahatlıkla şöyle toplantılara katıldım , şu fikrimi beyan ettim falan derken aslında çoğu insan bırakın o toplantılara katılmayı bir tane bile muhatap bulamıyorlar, böyle bir hareketi övüp, hareket içinde ne kadar aktif olduğunuzu ne kadar yüksek yerlere geldiğiniz vs anlatmanız tam tersi AKP’li üst düzey çocukları normal bir ülkede bir halt olamayacakken şimdi bilmem nerenin dernek başkanı, bilmem nerenin müşaviri falan, onların instagramdaki paylaşımları gibi olmuş.

    Bu harekette üst düzey herşeyi bilen birinin kızı olarak, herşey güllük gülistanlık gibi lanse etmeniz bana hırsız zengin kocaları eve trilyonlarca para getirince paranın nerden geldiğini sormayan kadınları ve çocukları anımsatıyor. Türkiye’de bir kesimin ailesi kalmadı artık, bir taraf AKP’li diye sen nasıl benim hocaefendime laf söylersin diye aileler ortadan ikiye koptu. Sizin babanız da hala utanmadan ayrılanlara zayiat diyor, sonra özür bile dilmedi güya biz onu yanlış anlamışız. Siz bir tepki koymuyorsanız buna ohhh ne alaa, hizmetin kaymağını yemeye devam o zaman. Bizim ailelerimiz Gülen’e laf diyor saçma sapan kaç kere ailemizle kavga ettik, evet bizim aptallığımız bunlar tabi, ama babanız açıkça tabanı küçümseyen bağnaz bir bakışla bakıyor, genelde böyle bakanlarda bu Hizmette pisliğe sonuna kadar bulaşmış Hususi işlerin tüm pis yanlarını bilen kişiler oluyor. O tarafı aydınlatmak varken, mesela o tarafla ilgili nasıl oluyor da 5 vakit üstüne 3 vakit daha ekleyen bu insanlar sınav sorusu çalıyor başlarındaki adamlar da fetva veriyor mesela bu konuya bir değinseniz bunun sosyolojisi neymiş ? Babanız orada müthiş bir bilgi kaynağı, öyle bir babam olsa savcı gibi saatlerce sorgulardım. Mesela Adil Öksüz ile ilgili hiç mi birşey bilmiyormuş, onun bildiği şeyleri Türkiye’de herşeyin faturasını ödeyen bizim bilme hakkımız yok mu, 7 yaşından beri Gülen’in yanında biri keriz kandırır gibi yolun kaderi diye insanları aptal yerine koyuyor, herşeyi öğrenmek istiyoruz artık.

    25 Yaşındasınız ağaç yaşken eğilir, twitter’da falan babanızın iki tane tweetine karşı çıkmak la olacak şeyler değil bunlar, biz ailemize karşı gelirken Bedir örneği verilirdi, ne içi karşı geldik tamamen bir hiç için karşı geldik ailelerimiz haklı çıktı bu cemaatin karanlık tarafı var derken. Peki bugün bu karanlık taraf ayan beyanken hiç babanıza sormuyorsanız siz de onun yoluna girmişsinizdir, yaw sorunlar ufak tefekmiş algısı yapıp işte Hizmet’te biraz kadınlar arka planda kaldı ya onun dışında masum insanlara senin polis ve yargı imamın kumpas kurmuş, bylocku 2014 yılında mor beyin ile millete kumpas ile yükletmişler falan bunların bir önemi yok her cemaate olabilir böyle şeyler, biz cv mizi yazacak yeni hizmet organizasyonları ile 3 maymunu oynamaya devam edelim…

    • Allah söylentilere kulak veren kalbini ıslah eylesin. Elbet eleştirilecek kısımlarımız var. Ama ne o masumlara kumpas hazırlamak.karşımızda bizleri ıldupunuzdan farklı göstermek için hiç bir kaide ahlak tanımayan, yüzlerce insanı bir çırpıda öldüren eski ve yeni suçlu koalisyonu var. Hamile, yaşlı demeden gadreden bir mekanizmanın ortaya saçtığı şüphelere kalbinizi hiç bir elekten geçirmeden. Türkiye’nin hiç bitmeyecekmiş zannedilen eli kanlı katillerinin muktedir olduğu bir geçmiş yokmuş gibi, ve bu iktidarın bin yıl sürmesi adına askeri ve diğer can alıcı yerlerde en iyi notlara rağmen aşamadığın bir kotadan da habersiz gibi, Adil Öksüzle alakalı bir tane reel(ne askeri üs görüntüsü ne emir verdiği ses kaydı) delil olmamasına rağmen sadece gürültüye pabuç bırakıyor. Karşımızda esir ettiklerinin bağırsaklarını çopla yırtacak kadar korkunç insanların varlığı dahi ülkenin ne kadar da büyük bir belasını almaya çalıştığımızın ispatı değil mi. Sizlere de cop sokulduou zaman mı yahu dünyada böyle korkunç insanlar vE mekanizması varmış mı diyeceksiniz. Sadece Jitemden arındıran hukuki uygulama cesaretini gösteren Hizmetin yetiştirdiği insanların sevabı yeter. Sadece mış mışlı dedikodulardan öteye gitmeyen somut delillerin olmadığı şeyleri mutlak doğru imiş yaklaşımınız sağlıklı değil. Dün normal yolla Devletin önemli kurumlarına akla ziyan dar kriterlerle kısıtlı sayıda insanlar alınırken ve bugün iktidar partisi ocaklarından memur alınırken cemaat soru çaldınız kısır döngüsüne kaptırmak safdilliktir.
      bir bürokrat neden güvenlik birimlerine de insan yetiştiriyordunuz sorusunu sorduğunda, onun daha evvel ki Suriye’de devlet imkanları ilke milyonlara nasıl ateş ediliyor, nasıl bu kadar acımasız olabiliyorlar şaşkınlığı üzerinden anlattım. Suriyeli halkı sivil bebe kadın hiç ayırt bomba yağdıran histerik ruhlu, iyi bir şey yaptığını zannederek dehşet saçan devlet görevlileri gibi militarist Ortadoğu’nun son 100 yıllık hikayesini normalleştirmek idi çabamız dedim.
      Siz elinize internette bulunan ergenokon, poyrazköy ve diğer iddianameleri iyi bir okuyun. Nasıl askeri ve diğer alanlara yüzdelik kontenjanların ayrıldığı ÇYD derneği gibi taşeronların faaliyetlerini öğrenin. İlk şunu diyeceksiniz Türkiye’nin en büyük realltesini dahi kumpas kurdular diyerek inkar edenlerin şayihalarına ve kişisel hikayelere fazla kendimi kaptırmışım.
      İddiabameleri okuyun lütfen gelin bir daha yazın burada. Zira okumadığınız takdirde kafa karışıklığınız giderilmeyecek. Zira denklemse asıl nokta eksik kalacak

      • Bir bürokrat derken eksik olmuş. Şu an yaşadığım Avrupalı bir bürokrat olacaktı.

      • abicim bu sözler bana sökmez, bunlarla safları kandırırsın ancak. DİNİ BİR CEMAAT SORU ÇALAMAZ. ALLAH BELASINI VERECEK KADROLAŞMA TORPİL İLE GİRENLERİN DE SORU ÇALmaya tepeden karar verenlerin de. Ergenekoncular çok kötüydü işte ne yapalım bunları ölünce Allah’a anlatırsınız bana sökmüyor bunlar, karşı taraf kötü diye aynı şekilde kötü olanların ALLAH BİN TÜRLÜ BELASINI VERSİN. Ergenekoncu diye masum insanlara kumpas kuranların da , bugün ergenekoncu olup cemaatçilere terörist diyenlerin de Allah belasını versin. Hepsinin de belasını verecek. Ergenekocular da darbe yaptığı için, cemaatte hulusi akar’a güvenip darbenin bir parçası olduğu için Allah belasını versin. Biz kötünün iyisiydik diye bugün kimi kandırabileceğinizi düşünüyorsunuz? Gözünüzü seveyim açın biraz gözünüzü biraz da ahlaklı olun, onlar yaptı biz de yaptık falan hikaye, iğrençleşmeye gerek yok bu ülkede ne ergenekoncu ne akpli ne ülkücü ne chpli ne cemaatçi ne tarikatçı olmayan milyonlarca insan var, onların suçu ne? Onların hakkı yenmiyor mu sorular çalınıp kadrolaşılırken? aDİL ÖKSÜZ ile reel görüntü yoksa Gülen çıkıp reel görüntü yok diyecek. Ben onu tanımam mit ajanı olabilir demeyecek.

      • Ben o iddianamelerin hepsini okudum. ÇYDD ne yapmış mesela? Ulusalcı başörtüsüne karşı kurulmuş kemalist bir örgütü PKK ile ilişkilendirdiler. Bu adamlar hem doğuda jitem ayağına kürtleri öldürüyor ırkçı faşist diyorsunuz hem de pkk’ya yardım ediyor. Türkan Saylan kanser hastasıyken 35 gün kala evi basılıyor. Ona o zulmü yapanın Allah belasını versin bugün de işte kadın çocuk yaşlı bize acımıyorlar. Bugün de cemaati PKK ile ilişkilendiriyorlar. İftiralar değişmiyor. İddianameleri okuduğunuzu zerre düşünmüyorum, ezbere yazıyorsunuz ancak. Ne yazıyormuş iddianamelerde , baştan aşağıya saçmalık iddinameler zaten Zaman gazetesi ve STV tüm iddinamelerdeki iddiaları o gün haber yapıyordu. Munferit . net’ te cemaatçi askerlerin itiraflarını okuyun nasıl insanları MENFİ diye kodlayıp sevmediklerini Balyoz’dan ergenekon’dan içeri attırmışlar açın okuyun da görün. Jitemmiş , jitem davaları hala görülüyor, jitem ile ergenekon’un alakası yok. Madem iddianameyi okudunuz, Ahmet şık gibi bir hdplinin ergenekon ile ne alası var? Jitemci mi ahmet şık? İlhan cihaner jitemin ilk davasını açan savcı türkiye’de o da mı jitemci ergenekoncu oldu. Açın iddianemeyi okuyup bir cevap verin lütfen, boş sallamalar ile olmuyor. Kimmiş bu ergenekonun 1 numarası ya da yöneticileri madem okudunuz iddianameyi şu 1 numara kimmiş bir deyin. Ortada örgüt var diyorsun ama 1 numarasını diyemiyorsun.

        denklemdeki asıl nokta eksik kalcakmış yaw hala ergenekon diyorsunuz abicim birazcık ahlaklı olun be, kumpas kurduk zulm yaptık insanlara amacımız demokrasi falan değildi, 28 şubatçılara e muhturacılara jitemcilere dokunmadık çünkü hepsi emekliydi, muhazzaf askerleri temizleyip bizimkiler yükselsin diye ergenekon diye bir şey uydurup millete kumpas kurduk deyin artık, millet inansın diye veli küçük gibi sivri isimleri aldık önce sonra nerede masum varsa doldurduk deyin 2 gram ahlaklı olun artık. Valla deliresim geliyor, adamların anasını ağlatmış işte cemaattekiler ve o zulmü yapanların hepsi kaçmış bugün yolun kaderi diyor, Allah belamızı verdi zulm çekiyoruz insan biraz özeleştiri yapar, biz bu insanlara çok zulm ettik der. hala daha soru çalma da haklıydık millet de kadrolaşıyor aynı şey diyorsunuz. Gelmiş poyrazköy iddianamsi diyorsunuz, polisler gidip şak diye toprağı kazıp silahları buluyor silahların üstünde bugünün gazetesinin tarihi vs. millet nasıl o zaman kumpas kurduğu itiraf ediyor açın artık okuyun yazılanları. ulusalcısı, akplisi, cemaatçisi ülkeyi mahvetti. Hala daha savunmayın bunları

  3. Hizmet icinde beyaz turkler benzeri bir tanim uygun duser mi bilmiyorum. Ancak babanin ve annenin ne kadar buyuk abi ve ablalardan oldugunu anlatarak baslamak sevimsiz duruyor. Kadinlarin gorev almasi noktasinda ki eksiklik ve cozumlerle ilgili onemli bilgi ve birikimler soru(n)larin paylasilmis olmasi elbette guzel. Ancak en az bunun kadar buyuk sorun olan “genclerin onunu acma” ve “yenilenme” gererkliligi konularinda da muhatabinizin yorumlarini ogrenmek isterdik. Bu ozellikle gelenekci abilerin dayatmalari ve yenilenmeye israrla karsi durmalari gercegi nedeniyle bana gore cok daha onemli bir problem. Ali beyle kizi arasindaki o fikir ayriliginin temeli de buydu ama roportajda niyeyse suya sabuna dokunmama gayreti fazlasiyla goze carpiyor. Bu vb roportajlarin devam etmesini bekliyoruz Engin bey. Zira bu gunlerde cok onemli bir eksigi bu vesileyle kapatiyorsunuz. Tesekkurler

Comments are closed.