Engin Sezen, The Circle

Prof. Dr. Savaş Genç, “Bahtiyar Alman milleti”nden genç bir akademisyen.

Siyasal Islamcılara göre, “Cemaat’ın akıl hocası”…

Bugün itibarıyle zir u zeber edilen Fatih Üniversitesi’nin Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün Bölüm Başkanı, Zaman Gazetesi ve STV yorumcusu, Aksiyon Dergisi yazarı.

Adeta hafızası silinmiş bir aydın.

Zaman zaman çıkışlarıyla şimşekleri üzerine çekmekten içtinap etmeyen bir “public intellectual”.  AKP hükumetinin artık ayyuka çıkmış rüşvet ve yolsuzluklarını, oportunist Kürt politikalarını kıyasıya eleştirdi; hain ilan edildi, ismi tutuklama listelerinde yer aldı, her firsatta AKP Medyasının hışmından payını aldı, almaya devam ediyor. Hükumete muhalif duruşu onu işinden gücünden, hürriyetinden etti. İktidarın “şebek” gazeteci müseveddelerinden birinin ağzına pelesenk ettiği bir tabirle, “medeni ölü” haline getiridi.

Savaş Hoca, aynı zamanda Cemaat’in de kendisinden beklenen açılımı bir türlü gerçekleştiremediğini, netice itibarıyla da kendini Türkiye’ye inhisar ederek, AKP karşısında sadece bir “ehven-i şer”  rolüne rıza göstermekten öteye geçemediğini ileri sürerek Cemaat’e de kimi eleştiriler getirdi. Dahası, Cemaat’in “devletçilik virüsü” ile mefluç ve malul olduğunu ileri sürdü. Cemaat’in şeffafiyetine dair zor sorular sordu. Sonuçta, İsa’ya da Musa’ya da yaranamadı.

Anlamaya çalıştığım bir husustur: Dünya’ya açılma söylemi ve iddiasında bulunan bir Cemaat, neden dünyayı daha yakından tanıyan, lisan bilen, sosyal ve siyasal meselelere ciddi kafa yoran kendi yetiştirdiği genç nesil akademisyenlerinin sesini duymazdan gelerek, sadece zihni kodları hala Necip Fazıl ve Mehmet Akif milliyetçiliğinin dışına çıkamamış geleneksel neslin  değerlendirmelerini esas aldı. Bu tür soruların, Cemaat’teki pek çok kişi için, özellikle bu aralar pek önemi olduğunu sanmıyorum, ama bu arayışların, suallerin çok da fazla uzak olmayan bir gelecekte varoluşsal mahiyette olacağını düşünüyorum, eğer Cemaat’in hala tüm insanlığı kucaklama düşüncesi olacaksa…ve kendi içinden çıkmış, çok iyi yetişmiş Savaş Hoca gibi değerleri hala bıraktığı yerde bulabilecekse…

Savaş Genç’i bir de sizden dinlesek?

Bitmek tükenmek bilmeyen bir göç hikayesinin yaşayan son halkalarındanım. İlkokulu üç farklı coğrafi bölgede, liseyi ülkenin en seküler kolejlerinden bir tanesinde İstanbul’da okudum. Tek kelime Almanca bilmememe rağmen sırf Heidelberg’de siyaset bilimi okuyabilmek için oldukça genç bir yaşta Almanya’ya geldim. Doktoramı Heidelberg’de tamamlarken iki sene Alman kalkınma bankasında çalıştım. Doktoramı tamamladıktan sonra akademisyenliğe devam etmek ve AB istikametinde yürüyen heyecan verici bir Türkiye’ye destek olmak için çok sevdiğim İstanbul’a, Fatih Üniversitesi’ne döndüm.

 

Hayatınızın kırılma noktalarından biri olmuş Türkiye’ye dönmeniz. Peki şu anda neredesiniz?

Almanya’da çocuklarım ve eşim ile babamın evinde yaşarken, zaman olarak sınırlı bir araştırma bursu karşılığında ders verip yayın yapmaya çalışıyorum. Ailemin bulunduğumuz yeni ülkeye entegre olmasına, dil öğrenmelerine gayret ediyorum.

Almanya’dan Türkiye’ye bakınca, nasıl bir manzara görüyorsunuz?

Demokratik seküler azınlığın tezlerinin büyük oranda doğru çıktığını, Türkiye’de denge ve denetim mekanizmaları zayıflatıldığında, halkın demokrasi bahanesi ile kendi sokağının otoriterliğini tercih ettiğini, intikam duyguları ve mikro milliyetçi tercihlerle yaşadığını, küçük olsun ama benim olsun felsefesini ayet gibi içselleştirdiğini üzülerek gözlemliyorum.

Siyasal Islamcılar?

Dindar ve ibadet eden bir mümin olarak; dinin, siyasi bir ideoloji olarak yorumlandığında her türlü günahı meşrulaştıracak bir kalkan olarak kullanılabildiğini, en büyük günahların Aristo mantığı ile yorumlanmış çok basit fetvalarla işlenebileceğine şahit oldum. Bu bağlamda dini, İslamcılardan korumanın gerçekten de tek yolunun, demokratik zeminde Anglo-Sakson tarzı seküler bir sistemden geçtiğini görüyorum.

İslamcı ve dindarları bu kadar suçladıktan sonra, otoriter çizgideki laikçilerin gereksiz ısrar ve stratejik hatalarının da toplumun bu evreye gelmesindeki katkılarını zikretmeden geçmeyelim.

Tablo oldukça karamsar. Bu ülkeden elitler uzlaşısı ile tekrar Batılı anlamda işleyen, dengeli bir demokrasi inşa edilebilir. Otoriterliğe bu kadar güçlü destek veren kitleler, ileride bir post AKP dönemi olursa, o zaman demokrasi ve hukuk talep etme haklarını yani moral üstünlüklerini kendi elleri ile büyük ölçüde yok ettiler. Sanırım İslamcıların tarihi hatası ve kaybı bu. İbni Haldun devletleri elmalara benzetiyor. Kemale eren çürümeye başlar. Güç ellerinden hiçbir zaman gitmeyecekmiş gibi elde avuçta hangi değer varsa AKP trenini yürütmek için kömür kazanına atanların birgün enerjiye çevirebilecekleri herhangi bir değeri kalmayacak. Tren er ya da geç ya yol otarasında duracak, ya da daha kötüsü uçurumdan aşağı düşecek. AKP sonrası bir dönem olursa bugün yaşananlara seyirci kalan ve destek verenler o gün tek bir cümle kurma, adalet talep etme, çoğulcu ve demokratik sistemin nimetlerinden istifade etmek gibi lüksleri maalesef olmayacak. Eski bir Alman hikayeciği vardır. Fırıncı hergün kendisine tereyağı satan kadını hakime gramajdan çaldığı gerekçesi ile şikayet eder. Hakim sözü kadına verdiğinde, “çalmadım, terazinin bir kefesine her sabah bu fırıncıdan aldığım bir kiloluk ekmeği koyup tartımı onunla yaptım. Bu fırıncı halka sattığı ekmekten çaldığı için tereyağı eksik almış olabilir. İslamcılar halka sattıkları, demokrasi, özgürlük, hukuk, adalet, çoğulculuk, hesap verebilen şeffaf bir sistemden çaldılar. Birgün çok geç olsa da mutlaka bu çaldıklarını aslında kendi geleceklerinden aşırdıklarını görecekler.

Sürecin hemen öncesinde ve sonrasında Ulusal Medyada Hizmet Hareketi’nin en etkin seslerinden biri haline gelmiştiniz? Cemaat’in medyasında da sık sık yer buluyordunuz. Yine Fatih Üniversitesindeydiniz. Şimdi o günler hep mazi oldu. 2013-2014lerden bugünlere neler değişti?

Hizmet Hareketi’nin geniş İslam coğrafyasında alternatif bir model ortaya koyup geleneğe ve mesnetsiz ezberlere meydan okuyan cesur bir tavır takındığını görüyordum. Hareketin lideri Fethullah Gülen topluma tüme varımcı bir sözleşme sunmuş ve siyaset gibi yüzeysel ve tepeden inmeci metotlarla işinin olmadığını deklare etmişti. Devlet dediğin aparat içinde güçlü olmaktansa, toplumun seviyesini, eğitim, ahlak ve evrensel değerler gibi normlarla artırıp, uzun vadede devleti kim ele geçirirse geçirsin sağlam bir zeminde huzur içinde yaşayabileceğimiz bu idealin hiç te ütopik olmayan bir hedefi olduğunu düşünüyordum. Bu duruşu toplumun çok geniş kesimleri satın aldı ve Hizmet Hareketi’ne çok büyük bir kredi verdi.

Tüm bunları yaparken 2009’dan itibaren Hareket’in devlet içinde kadrolaşma arzusunun toplumda rahatsız edici boyutlara ulaştığını hatta kitleleri tedirgin etmeye başladığını ifade etmeye başladım. O zamanlar Avrasyacıların F-tipi kavramı ile piyasaya sürdükleri bu korkuların toplumda karşılığı vardı. İnsanlar başlangıçta Anadolu çocukları bu sayede bir yerlere geliyor yorumunu bir tarafa bırakıp endişelerini ifade etmeye başladılar. “Ben bireyim, Cemaat organize ve birbirlerini çok sevip tutuyor. Bunların karşısında benim de çocuklarımın da artık devlette kariyer yapma şansı yok.” korkusu topluma yayılmaya başlamıştı.

Cemaat bunu göremedi mi?

 Hayır. Cemaat karar alıcıları bu korkuları anlamak yerine bildikleri yoldan devam ederken, her şeye hâkim oldukları imajını, net bir dille reddetmediler. Bu güç algısı cemaat içinden kimilerinin hoşuna bile gitmiş ve olduğundan büyük gözüken bu etkiyi kasten köpürtmüş bile olabilir. Çember daralmaya başladığında benim de içinde bulunduğum bir gurup sosyal bilimci akademiysen 657’ye tabi olan insanların Hareket ile organik bağlarının olmaması gerektiğini, toplumdaki korkuların ciddiye alınmasının icap ettiğini ve siyasi aktörlerle bu kadar yakınlaşma aşkının hareketin başına bela olacağını gerek yazılarımızda, gerek mülakatlarımızda, gerekse sözlü olarak ifade etmeye başladık.

Tüm bunlara paralel olarak da cemaat kendi iç yapılanmasını gerçek bir sivil toplum örgütü çizgisine çekmesi gerekiyordu. Bu kritikleri getirdiğimizde cemaatin (hala) gizli hesaplarla yazan abileri “Türkiye, Lüksemburg değil” kritiklerini getiriyorlar. Oysa bu ne bir eksik ne bir fazla, tam da AKP söylemiydi. Onlar da özgürlük ve demokrasi talep edenlere, bu coğrafyanın şartları farklı tezine sarılıyorlar. Ayrıca sanki Lüksemburg’daki cemaat yapılanması Lüksemburg şartlarında demokratik, şeffaf ve tabana dayalı denge denetim mekanizmalarına sahipmiş gibi…

 Bu süreçte bir de Ergenakon ve benzeri davalar var?

Yargılanma süreçlerindeki tüm kusur, eksiklik, hata ve kasıtlara rağmen Ergenekon ve Balyoz darbe planları büyük ölçüde gerçekti ve bu süreç Cemaati, AKP gölgesine hapsetti. Kendi tarihinde hiçbir zaman siyasi bir partiye angaje olmamış olan Cemaat, varoluşsal bir tehdit gördüğü iddiası ve motivasyonu ile AKP’nin hareket alanına kendisini esir etmiş oldu. Devlet içinde yapılanmış ama Türk seçmeninde tabanı olmayan bir tehdit motivasyonu ile yola çıkıp toplumsal tabanı olan ve otoriterleşme eğilimlerini dini söylemle süsleyip defalarca itiraf etmiş İslamcı AKP’yi rakipsiz, dengesiz, denetimsiz bırakacak bir güç savaşına girişmek tarihi bir hataydı. “Bunlar inançlı insanalar,… referansı ile güvenilen dağlara karlar yağdı. Milli Görüş çizgisindeki vakıflardan burs alarak yetişmiş İmam Hatip Lisesi mezunu bir akademisyen yaklaşık dört sene önce bana tarihi bir itirafta bulunmuştu; “İslamcılar din ile siyaset işlerini birbirine karıştırmazlar”!!! Şimdi siz buradan laiklik yorumu çıkarttınız, halbuki arkadaşımın kast ettiği şey, bir şey Allah’ın emri ve dinen doğru olsa bile İslamcılar siyasi çıkarlarını tercih ederler demişti. “Yolsuzluk, hırsızlık değildir” diye fetva verebilen bir fıkıh Frankeştaynından bahsediyoruz.

Cemaat askeri darbe girişimlerini durduracağız referansı ile Balyoz ve Ergenekon süreçlerinde varını yoğunu ortaya koydu. Hiçbir askeri darbe, AKP’nin sivil darbesi kadar “başarılı”, etkili, yıkıcı olamaz ve uzun süremezdi. Denge ve denetim mekanizmaları demokratik bir zeminde gelişmemiş ve olgunluğa ulaşmamış Türkiye’de ne kadar eleştirirsek eleştirelim (maalesef) TSK, Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa Mahkemesi, özgür medya bir denge rolü oynuyordu. Bunları ortadan kaldırırken, yerine gelişmiş demokrasilerdeki yapıları (senato, güçlü yerel yönetimler, medya özgürlükleri, bağımsız yargı, özgür ve ön seçimle gelen millet vekilleri…) ikame etmezseniz kendi ellerinizle sivil dikta kurmuş olursunuz. Sivil İslamcı dikta bağıra bağıra ben geliyorum derken, cemaat aktörleri “Ergenekon’u engelledik” zafer sarhoşluğu içindeydi.  2010 referandumunda denge denetim mekanizmalarının tamamını askıya alan bir süreç gündeme geldiğinde “keşke mezardan bile çıkıp oy verseler” ölçüsünde destek vermek yerine, bu yapı devlet içindeki darbeci klikleri temizler ama, sivil darbenin önünü açan kontrolsüz ve denetimsiz bir karar alma mekanizması oluşturur endişesi ile eleştiriler başlamış olması gerekiyormuş. Özeleştiri yapmam gerekirse, referandum sürecinde bir akademisyen olarak, Suriye politikalarında, Ahmet Şık tutuklanmasında, Gezi’de, medyaya yönelik baskılarda durduğum gibi daha sorgulayıcı bir yerde durmuş olmam gerekiyordu.

Sizin sadece AKP Hükümetiyle ilgili değil, son dönemlerde Cemaatle de ilgili sert çıkışlarınız, kimi tenkit ve değerlendirmeleriniz var. Ben şahsen bunu tartışmaya son derece önemli bir katkı olarak görüyorum. Siz, yukarıda ta 2009’larda tehlikenin farkına vardığınızı belirttiniz ama bunu sanırım şimdi olduğu kadar yeterince vurgulu söylemediniz. Hani bir şarkı vardır ya: Daha önceleri nerelerdeydiniz?”

Hizmet’e yönelik saldırılar, ithamlar ve soruşturmalar 17/25 sonrası seri bir şekilde gündeme gelmeye başladığında kırmızı bir çizgi çektim ve devlet içinde her bireyin görev alma hakkının olduğunu ama seçilmiş siyasiler dışında birilerinden emir almanın ya da iddia edildiği gibi paralel bir hiyerarşik yapı kurmanın suç olduğunu, hatta daha da ileri giderek CNN ekranlarında AKP, AB yani son Lizbon kriterlerini uygulasa, Cemaatin Türkiye şartlarında marjinal kalacağını ifade ettim. Yani cemaati en güçlü bir şekilde savunduğumuz günlerde bu güçlü savunmaya paralel olarak yaptığımız savunmanın sınırlarını da çizmeye çalışıyordum. Hadiselerin çok sıcak bir şekilde tartışıldığı günlerde ortaya koyduğumuz bu eleştirel tavra şahit olanların,” Dün bu eleştirileri neden yapmıyordunuz? “Sorgulamasına karşı çıkıp, “hayır ben şahidim bu arkadaşlar aşağı yukarı benzer eleştirileri senelerdir getiriyorlardı “demelerini beklerdim.

Bugün geçmişe dönme şansım olsa, canlarını, mallarını, kariyerlerini, şirketlerini ortaya koyarak Türkiye’de ve dünyada hoşgörü, demokrasi, eğitim ve diyalog gibi İslam dünyasında eşi benzeri olmayan değerleri pratiğe geçirmiş ve kontrollü darbeye bulaşmamış insanları yine sonuna kadar savunur, devlet içinde var olma ısrarı, AKP ile stratejik ortaklık tercihi, devletçi, milliyetçi söylemleri ise görebildiğim ölçüde ama bu sefer kesinlikle kamusal alanda daha sert ve net ifadelerle eleştirirdim.

İhsan Yılmaz Hoca, “Cemaat’te kötü gidişatla ilgili uyarıcı mahiyette çok sayıda raporlar verildiğini ileri sürdü. Sizin haberiniz var mı bu “Koçi Bey” raporlarından?

Ben bir rapor kaleme almadım. İfadelerimi davet edildiğim ortamlarda anlatmaya ve tartışmaya çalıştım. Cemaatin devlet içinden görüntü vermesinin doğru olmadığını ve bu virüsün tedavisi çok zor olan bir vaka olduğunu anlatmaya uğraştım. Daha sonra toplumsal araştırmalar yapıldı. Halk cemaate seni eğitimci olarak seviyorum, güç oyununa girme uyarısını kamuoyu araştırmaları vesilesi ile açıktan yaptı. Bizim senelerce ifade ettiğimiz hadiseleri toplum da dile getirmiş oldu. Herkesin kendine göre haklı bir senaryo ve meşrulaştırma söylemi olabilir. Neticeye baktığımızda hiç hata yapılmadı derseniz, Suriye siyasetinde pişmanlığım yok diyen Davutoğlu durumuna düşersiniz.

Neleri eleştiriyordunuz mesela?

Hizmet’in ekonomik yapısını da şiddetle eleştiriyorduk. Ben mevcut iktisadi yapıya „hizmet komünizmi “diyordum. İş adamlarından ve esnaftan alınan paralarla ticari teşekkül kurup, başına ilahiyatçı imam geçirip bundan başarı beklemek evrensel değerlere değer katma iddiasındaki bir harekete yakışmıyordu, yapıların gerçek bir  sahibi yoktu. Başındaki abi müsaade ettiği kadar hizmet edebiliyordu. Olması gereken modern şirket yapılarında olduğu gibi, iş adamlarının kendi paraları ile kendi şirketlerini kurup kendilerinin yönetmesiydi. Para, holding, banka vs. gibi kavramların hizmet ile aynı cümlede kullanılması zaman içinde kitleler tarafından da itici bulunmaya başlandı. Cemaat karar alıcıları bu itici durumu da görmemekte ısrar etti. Ya da bu yapılarla vedalaşmak, onları dönüştürmek işlerine gelmedi.

Tüm bunları eleştirdiğinizde, onlarca farklı gerekçeyle mevcut sistemin devam etmesi gerektiğini savunan bir hizmet bürokrasisi ile karşılaşmanız kaçınılmaz oluyor. Cemaate dost hatta içinden çıkmış eleştiri ve tavsiyelerin hangi zeminde yeşerip değerlendirilip tartışıldığını bilmiyorum. Gülen hariç hareketin karar alma mekanizmasında kimler aktif rol alıyor, kimin sözü ne kadar geçiyor bilemiyorum. Bu itiraz ve eleştirilerimiz hangi aşamalardan geçip ya da geçemeyip, karar alması gereken aktörlerin önüne ulaşıp ulaşmadığını bilemiyorum.

Daha güçlü kavramlarla zamanında ifade etmekte geciktiğim bir itiraz burada yatıyor. Secimle gelen şeffaf ve hesap verebilir bir karar alma mekanizması yoksa, alternatif fikirlerin nereye gittiğini takip edip sorgulayamıyorsunuz. Tartışmaların en hararetli bir şekilde devam ettiği günlerde TV ekranlarında “Cemaat soyut bir yapıdır” derken bunu kast ediyordum.

Peki Hizmet sizce nedir?

AKP’ye angaje olmadan ve daha sonra onunla siyasi bir kavgaya girişmeden önce Hizmet, İslam coğrafyasında alternatifi olmayan, eğitim ile kitlelerin ortalama kalitesini yükseltirken çok cesur bir şekilde diyalog çalışmalarını sürdürüp, tüm dünyaya sizlerle aynı masada oturup konuşacak şeylerimiz var diyebilen, çok kültürlü bir sosyal hareketti. Sahada modernite ile barışık işler yapılmaya çalışılırken, merkezden dünyaya verilen ilahiyatçı kareler hiç değişmedi. Hizmet 1.0 kendi tercihleri ile AKP’nin yaşam alanına hapsolduğu gün hiç farkında olmasa da bir evreyi tamamlamıştır.

Kendinizi bu yapının neresinde görüyorsunuz?

Kendi geçmişinde hiçbir zaman, hiçbir partiye varoluş mücadelesi verircesine angaje olmayan Hizmetin, karar alıcılarının bu tercihi ile o gün ilk versiyonu son bulmuştur. Polislerin bağımsız vekil adayı olduğu ve cemaat medyasının bu sürece destek vermeye başladığı gün, harekete yakın üniversitelerinde ders veren ön plana çıkmış meslektaşlarımla kontağa geçtim. Eğitim alanında markalaşmış sivil bir hareketin tabanının bu karar arkasında sürüklenmesi kabul edilebilir bir tercih değildi.

Konuştuğum herkes bu akıl almaz kararın ne kadar yanlış olduğunu dile getirmesine rağmen Cemaat bağımsız adayları desteklemekten geri adım atmadı. O gün kendime şu soruyu sordum; “Siyaset bilimcilerin, siyasi bir konuda bile fikrinin sorulmadığı bir yapıda hayati kararlar hangi saikler ve kimlerle alınıyor?”

Hareket’in karar alma mekanizması o gün bir tercih yaptı ve sivil, eğitimle uğraşan, esnaf, iş adamı tabanına bir mesaj verdi, “benim için sizlerin imajı önemlidir ama girdiğim yoldan ancak daha fazla risk alarak çıkabilirim.” Polislerin seçilme şansı yoktu, seçilse bile hapisten çıkma ihtimalleri yoktu, çıksa bile farklı bir gerekçe ile tutuklanma ihtimalleri çok yüksekti, bu süreç akabinde sokakta imajı öğretmen ve belletmen ya da fedakâr esnaf olan hareketin imajının tamamen polis ve kamu görevlisine indirgenme ihtimali çok yüksekti…  O akşam HDP’nin stratejik oylarla desteklenmesi gerektiğini ve 4. Partinin meclise taşınmasından başka çıkar yol olmadığını savunan tweetler attım. HDP barajı aştı. 7 Haziran seçimleri sadece cemaatin değil tüm Türkiye’nin bu krizden çıkabilmesinin tek mantıklı zeminiydi. O çıkışı da Bahçeli kapatarak Türkiye’yi bir tek adam rejimine mahkûm etmiş oldu. Bugünlerin tarihini yazanlar Erdoğan’ın yanında Bahçeli’nin adını mutlaka zikredecekler. Bana HDP’ye destek verdin diye PKK’lı iftirası atan AKP’liler ise erken seçime gidebilmek için HDP ile koalisyon kurup bakanlık verdi.

Fethullah Gülen’in haftalık Bamtelini sohbetlerini dinler misiniz? 

Dünya klasikleri ile Allah Resulünün hayatı arasında etkileyici bir kelime dağarcığı, kaynak ve üslupla sohbet eden Gülen’in vaazlarını dinliyordum. Fethullah Gülen’in vaazlarını yani Herkül’ü uzun senelerdir dinlemiyorum. Herkül’ün içeriği sahabe dönemlerinden günümüz siyasetine ya da aktüel tartışmalarına mesaj verme formatına geçmeye başladığı senelerden sonra o vaazları dinlememeye başladım. Son 5-6 sene içinde dinlediğim vaazlara geri dönüp baktığımda dini bir ihtiyaç ya da referansla değil de aktüel tartışmalara bakış açısını anlama motivasyonunun ön plana çıktığını söyleyebilirim. Hareketin sosyal ve siyasi aktüel gündeme dair talep ve eleştirilerini seçilmiş bir temsilcinin ya da sözcünün yapmasını tercih ederdim.

Altını çizerek tekrar ifade ediyorum kast ettiğim  sosyal ve siyasal aktüel gündemlere dair meseleler. Dini vaaz yapılan bir kürsüden, takkeli öğrenci ya da dinleyicilerin diz çökerek disiplinli bir şekilde sohbet dinlediği bir kare dini bir hareket içinde çok kıymetli hatta keyifli bir ritüel olabilir. Aynı kareden dünyaya evrensel siyasi mesajlar verme gayreti cemaatin kendi düsturları ile de çelişiyor. Kendi iç yapınızda dini ritüelleri, sohbetleri bu şekilde yapmanızda bir beis yok. En modern salonlarda, en önde gelen üniversitelerde, en modern kıyafet ve enstrümanlarla programlar yaptıktan sonra sizi yakından takip edenler bu iki kareyi yan yana getirip mukayese edip ona göre bir değerlendirme yapıyor. Vitrinde olan modern gönüllüler ve arka planda güç sahibi olanlar diye iki farklı eksende değerlendirip, sınıflandırıyor. Her dini hareketin kendi içinde geliştirdiği ve öncelediği birtakım ritüelleri ve prensipleri olabilir. Oldukça mistik ve bu açıdan değerli olabilecek bir alanın, kamusal alanda ısrarla modern bir enstrüman olarak hemen her detayının paylaşılması en hafifinden faydalı olmadığını düşünüyorum.

Almanya’da mutaden iştirak ettiğiniz bir Sohbet var mı?

Yaklaşık üç senedir herhangi bir programa katılmıyorum. Başta akademisyen ve gazeteciler olmak üzere elimden geldiğince siyasi-dini görüşleri ne olursa olsun mağdur edilmiş insanlara yol göstermek, onlara burs ve danışman bulmak haricinde önemli bir sosyal bir meşgalem yok. KHK mağdurlarına ve Akademik çalışmaları yarım kalmış insanlara danışman ve burs bulup onları Avrupa’daki hayatlarına motive etmek bana kısmen huzur veriyor. Büyük dramlar eşliğinde mağduriyetler yaşamış masum insanlara faydalı olabilmek, onların yeni bir hayat kurmasına yardımcı olmak için özverili bir şekilde çalışan fedakar insanlar her türlü takdiri hakkediyor.

Hizmet Hareketi’nin bugünkü durumuyla ilgili olarak “lider kesim” veya “merkez” kesim şimşekleri üzerine çekiyor genelde. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz? Bu kesimin, Gülen’in kendisi dahil, süreci nasıl yönettiğini görüyorsunuz?

Ortada hala cevaplanmamış çok ciddi ve insanın içini acıtan sorular var. Neden ısrarla hiç hata yapılmadı söyleminin arkasına saklanılıyor? Neden hala tek hata AKP’ye güvenmiş olmaktır savunması ile top taca atılıyor? Neden hala toplumsal algının değiştirilmesi için söylem geliştirilmiyor ve AKP bir gün çekip giderse her şeyin düzeleceğine inanılıyor? Hiçbir acı tecrübenin, Cemaatin karar alma mekanizmasının sosyal olaylara bakış açısını değiştiremeyeceği algısı, Türkiye’de 15 Temmuz sonrası oluşan acımasız sosyolojinin değişmesine mani oluyor. Karar alma mekanizmasındaki insanların pasaportları seneler önce iptal edilmiş olsa ve ülke içinde yaşamaya mecbur kalmış olsalardı, hareket bu kadar ön plana çıkıp, riske girer miydi ve yaşadığının yüzde kaçını yaşardı sorusu aklımdan çıkmıyor. 28 Şubat’ta bu hassasiyetle davranıp, dengeli stratejilerle süreci takip edenler hangi saiklerle tamamen farklı bir yolu tercih ettiler? Tüm yapısal sorunlar, tayinleri bile cezalandırma yöntemi olarak kullanan yönetişim tercihleri gibi kabul edilemez hatalar haricinde, soru çalanlar, delil uyduranlar ve kendi cemaat arkadaşları dahil olmak üzere usulsüz dinlemeler yapanların varlığı neden bir öğretmen ve esnafın boynuna asılı kaldı? Hiçbir somut delil bulamayınca, masum insanları, “neden DigiTürk aboneliğini iptal ettin?”, diyerek tutuklayan AKP yargısı ve algı yöneticilerinin önüne çok çok büyük bir kesimi tamamen masum olan bu insanları aynı anda bırakmak kabul edilebilir değil.

Nasıl çıkar Hizmet Hareketi düzlüğe?

Hizmet tabanı 15 Temmuz darbe girişiminin kontrollü bir darbe olduğu ispatlanırsa her şeyin düzeleceği kanaati ya da umudu ile yaşıyor. 17/25 dosyasının gerçek ve somut delilerle ispatlanmış, cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk davası olduğu ortaya çıktı ama toplumda en ufak değişim olmadı. İleride ekonomik krizler sonrasında AKP aleyhine bir değişim olsa bile bu cemaat adına olumlu bir toplumsal algı değişimi olacağı anlamına gelmiyor. Cemaat kendi yol haritasını çizip, kartlar yeniden karılmaya başladığında şayet bir gün bir post AKP dönem olursa “necip Türk milleti” ile nasıl konuşmaya başlarım sorusu üstüne kafa yormalı. 90’lı senelerde dünyaya açılan, Türk bayrağını farklı ülkelerde dalgalandıran, fedakârca gelecek nesiller için yaşayan cemaat imajına bakarak, 28 Şubatçılar bile kendilerini daha itidalli davranmak zorunda hissetmişti. En acımasız 28 Şubat planlarında bile yurt dışındaki okullara dokunulmamalı kararları alınmıştı. Sadece havuz medyasının seviyesiz yayınları ile imaj kaybına uğranıldığına inanmak çözümsüzlüğe mahkûm olmaktır.

Modern dünya AKP’yi “diktatör” en hafifinden ileri uç marjinal bir yapı olarak algılıyor ama öve öve bitiremediği cemaatin yeterince demokrat olmadığını söylüyor. Demokratmış gibi yaparak, modern dünyaya sadece, marjinal İslamcı guruplardan daha iyi bir yerlerde duruyorlar sinyalini verirsiniz. Ötesine geçmek için gerçekten demokratik, şeffaf, hesap verebilen, çoğulcu yapılar inşa etmeniz gerekiyor.

İstikbale dair “muştulu” haberler veren verene. Siz nasıl bakıyorsunuz Hizmet ‘in geleceğine?

Allah olmazları olan yapandır. Ama insanlar icraatlarını Allah’ın bu dünya için koyduğu kurallara göre, O’nun bahşettiği büyük bir nimet olan aklını kullanarak çözümler aramak zorundadır. Bir hareketin insanlık tarihindeki rolünü abartıp onu adeta din yerine koyup, yol haritanızı ve söyleminizi buna göre geliştirip, ucu açık müjdeli haberlerle tabanı bir yerlerde tutmaya çalıştınız diyelim, bunlar gerçekleşmediğinde insanların dini ve Allah inançlarını sorgulamaya başlayacaklarından endişe etmiyor musunuz? Herşeyini kaybetmiş insanlara umut vermeye çalışırken çok daha hassas olmalı.

Hizmet Hareketi’nin size kattıkları? Sizdeki emeği?

İnanın bu uzun bir liste… Oldukça fedakâr, kibar, cömert ve vefalı insanları hizmet hareketi içinde tanıdım. Laf olsun diye söylemiyorum, gözlerinin içine baktığınızda bile mutlu olabileceğiniz tertemiz insanlarla tanıştım. Türkiye ortalamasının çok üstünde edep, haya, kibarlık, tevazu gibi hasletlere sahip bu kitlenin oluşum süreci, hizmetin en büyük başarısıdır. Delikanlı denilecek yaşta doğru bildiklerimi yazabileceğim, konuşabileceğim mecraları Hizmet medyasında buldum.

İnsanların hayatlarına dokunup onlara daha güçlü bir gelecek inşa etme mutluluğunu yaşayabileceğiniz çok az yer vardır. Hayatımın en mutlu senelerini, tüm kavgalarım, itirazlarım, karşı koyuşlarıma rağmen dünyanın dört bir yanından öğrencileri olan Fatih Üniversitesi kampüsünde geçirdim. Rengarenk öğrencilerim burnumda tütüyor. Sivil toplum çerçevesinde bir eğitim ve diyalog hareketi olarak Hizmet hareketinin hala İslam coğrafyasında muadili yok.

Süreç’te binlerce kişi içerde kaldı, dışarı çıkamadı, hapishanelere düştü. İşinden gücünden olanlar oldu, hatta öldürülenleri, intihar edenleri duyuyoruz. Bu kişilerle ilgili düşünceleriniz?

Darbe yüzde yüz gerçek bir darbe olsa bile, ki planlı ve kontrollü bir darbe olma ihtimali bu ihtimalden kat be kat daha fazla, bu insanların olup bitenle hiçbir alakası yok. Dün bunlar AKP’lilerin öğretmeni, belletmeni, onlarla ekmeğini paylaşan esnaf abileriydi. Bu insanlara terörist diyen, mallarına çöküp işten atan, işkence yapan, hasta mahkumları ölüme terk eden acımasız bir tek adam diktası ile imtihan olunuyor. İnsanlar işlemedikleri suçlardan dolayı senelerce hapis yatmamak için Meriç’te, Ege’de çocukları ile boğularak can veriyor. Masum insanlara yönelik acımasız bir soykırım suçu işleniyor. Bir anne ve babanın kucaklarında çocukları ile buz gibi sularda boğularak can vermesi karşısında bile insafa gelmeyen, acı yarıştıran, daha fazla kan isteyen akıl almaz bir despot rejimle karşı karşıyayız. Ege’de ve Meriç’te işlemedikleri suçlar yüzünden senelerce hapis yatmamak için evlatları ile ölümü göze alarak yola çıkan masum insanların tamamına tüm Türkiye’nin özür, tüm Dünya’nın da sahip çıkma borcu var.

Türkiye’de kalan insanlara yönelik uzun bir söylemde bulunma hakkım yok zira ben özgür bir ülkede yaşıyorum. Bana yapılan bir nasihati anlatıp kısa keseceğim. Üzerimde artan baskı ve tehditler neticesinde 1 Kasım seçimi akabinde Almanya’ya geldim. Beni arayan ve cemaatle alakası olmayan bir arkadaşım, “Profesörlüğünü, köşeni, ekranları, 20 senelik kariyerini, öğrencilerini her şeyini kaybettin, çok üzüldüm” dedi. “Lakin AKP safında olup kazanan olsaydın inan kahrolurdum.” Dramatik bir tablo. Her sabah çocuklarımla birlikte tutuklu masum insanların özgürlüğü ve rızıkları için dua ediyoruz. Keşke duruşma bile yapılmadan özgürlüğü bahşedilen Deniz Yücel’i kurtaranlar kadar güçlü olabilseydim.

Bir de yine binlercesi süreçte dışarı çıktı. Siz yıllarca dışarıda yaşamış bir kişi olarak onlara neler tavsiye edersiniz?

Yaşanan çok acı bir imtihan. İnsanların tüm apoletleri söküldü. Mühendis ve meslek sahibi olanların yeniden bir hayat kurma ve iş bulma şansları çok daha fazla. Biz sosyal bilimciler, gazeteciler vb. arkadaşların ya en kısa zaman içinde dil öğrenip meslek sahibi olmalarını ya da başta online ticaret olmak üzere farklı pazar şartlarını araştırıp, güçlerini birleştirip ticarete atılmalarını tavsiye ediyorum. Başlangıçta dile yapacakları yatırımı kesinlikle kayıp olarak görmesinler. Dillerini konuşan insanlara karşı batılılar çok daha müsamahakar olabiliyor.

Cemaat medyasıyla ilgili görüş ve düşünceleriniz?

Diğer ticari teşekküller gibi Hizmet medyası olmamalıydı. Hizmet Hareketi’ne yakın iş adamlarının sahibi olduğu medya organları olabilirdi.

Süreç, şahsen sizi nasıl etkiledi? Psikolojik, sosyal, manevi ve maddi yönlerden?

Bu mülakatı okuyacak insanlarla acı yarıştırmayı doğru bulmuyorum. Az ya da çok hepimizin yaşadığı derin kırılmalar var ve muhtemelen sol yanımız ölene kadar ağrıyacak. Oldukça mutsuz, yalnız ve her gün farklı bir gerekçe ve kişi tarafından horlanan bir insan oldum. Hayatında okumak, yazmak, düşünmek ve insanların yaşamlarına pozitif katkılar yapıp, ülkesinin gelişmiş demokrasiler seviyesine çıkmasından başka ideali olmamış bir sosyal bilimci için bu hazin bir süreç.

Türkiye’ye ne zaman dönersiniz?

Kendime Türkiye’ye ne zaman dönerim sorusu ile yaşamamam gerektiği telkinini vererek yaşıyorum. Sık sık rüya gören bir insan değilim. Mütemadiyen İstanbul sokaklarında gezindiğim rüyalar görüyorum. Finalleri ise hep aynı “ben burada ne arıyorum? Şimdi buradan nasıl çıkacağım?” telaşesi ile uyanıyorum. Türkiye’de akademisyen olmadan önce Almanya’da düzenli bir hayatım vardı. Ülkenin demokratikleşme motivasyonuna güvenerek her şeyimi bırakıp oldukça sembolik bir maaşla akademisyen olmak ve ülkenin yükselen imajına katkı sağlamak için İstanbul’a dönmüştüm. O zaman muhafazakâr sokağa olan inancım yüksekti.  Yaşanan acı tecrübeler akabinde toplumda o ışığı tekrar görsem muhtemelen tüm kırgınlık ve kızgınlıklarımı gömüp tekrar öğrencilerime uzun uzun ders anlatacağım bir kürsüye geri dönebilirim. Toplumdaki o ışığı tekrar görebileceğime dair umutlarım ise eskisi kadar güçlü değil.

Kırgınlıklarınız?

Bu liste de oldukça uzun. Belki bir gün birçoğunu affederim ama muhafazakâr sokakta cemaat, tarikat, parti vakıf ve derneklerin, Allah’ın dinini kendi güç manivelalarına çeviren, ayet ve hadislerle acımasız bir çarkın dişlileri ve payandası olanları hiçbir zaman affetmeyeceğim.

Hayalleriniz?

Artık çok küçük hayaller kuruyorum. Mutluluk tablom, darbeyle uzaktan yakından alakası olmayan insanların özgür olup kimseye muhtaç olmadan rızıklarını kazanıp yaşayabilmeleri. Türkiye’nin bir gün çoğulcu ve katılımcı bir demokrasi olacağına dair umutlarım büyük ölçüde kayboldu. Birgün post AKP dönemi gibi bir şey yaşarsak, AKP’nin veda şekline bağlı olarak muhtemelen yarı otoriter, seküler ama Batılı eksende bir rejim inşa edilecek. Türk muhafazakarları demokrasi yerine kendi otoriter rejimlerini inşa etme tercihi ile gelecekte hukuk ve demokrasi talep etme haklarını kendi elleri ile AKP mezarlığına gömdüler.

91 COMMENTS

  1. “Selefist yaklaşımı benimsemiş sayısı üçü beşi geçmeyen bir kısım İlahiyatçılarının “derken kimi kastettiniz çok merak ediyorum?isim verirmisiniz

      • Merhaba Süleymanlı Bir Birey olarak Şunu Söylemek istiyorum İlk Taşı yamuk Koyarsak Süreyya yıldızına kadar tasda koysak yamuk gider. 1.Tesbit İlk Taş Yamuk koyuldu(Cemaati CIA Ta 1960larda başladı yönlendirmeye 2.Tesbit Sonuca giden her yol mübahtır gibi islamı gibi masumane görünen ama her türlü islamı ve peygamberi prensibi yıkan görüşün cemaatte kabul görmesi.Kurumları ele geçirmeye çalışmak soruları ele geçirmek Selam ve makam ve para gücü ile haketmeyen insanları haketmediği makamlara getirmek masumane insanlara iftiralar veya siyasi işkencelere tabi tutmak gibi (Bunun sonucu olarak Allahın verdiği dünyevi ceza ve sıkıntılar.)3.Halen Daha farkına varamadığınız İslami Hizmet metodlarını Fen ilmi okumakda profesör yetiştirmek de görmeniz İslami hizmetin 1 Temeli Kuran ve ehlisünnet Ve cemaat üzerine ve hak mezhep üzerine Tam sahip çıkıp ilk taşı tam düzgün koymak ki bunu siz sadece teferruat ve sadece insanların gönlüne ve cebine giden en kestirme yol olarak gördünüz. 4.Tesbit Allahü Ealem Hocaefendi olarak gördüğünüz Kuddei Tariik Olması Çok büyük bir ihtimal Ama Sanırım Ahirette Anlayacaksınız Sevgilerle

  2. Zaman ve Aksiyon yazarı , STV yorumcusu Savaş Genç , Cemaat medyası diye bir medya olmamalıydı demiş . Madem karşıydın kardeşim niye yazdın niye STV’de proğram yaptın . varken proğram yap , yok ken eleştir.
    Ne güzel Dünya

    • insanları fikri değişir erdal ne var bunda, fikri sabit olanlardan korkmak lazım, adam pişmanlıklarını dile getirmiş zaten, ayrıca bu konuda ben eskiden de hep eleştiriyordum ama kapalı kapılardan yapıyorduk bazen diyor bunu.
      Ayrıca sana fırsat gelmişse çıkarsın stv de konuşursun, cnn türk’e de çıkıp konuştu savaş bey, sorsan ona sermaye sahiplerinin zenginlerinin medyası olmamalı medya bağımsız olmuyor bu sefer der. Ama bu çıkmasına engel değilki

  3. Hocaefendiyi ve sevilen abileri küçük gören, onları eski kafalı cahiller olarak niteleyen insanların yapacağı eleştirlerin, hizmet tabanında alıcısı yok. Böyle yaparak gerçekten faydalı olabilecek eleştirilere de tepkisel yaklaşılmasına sebep oluyorsunuz. Keşke insanlar biraz üslup, edep bilse…

    • Hocaefendinin nerede “küçük görüldüğünü” örneklendirebilir misiniz, Savaş bey Gülenin sohbetlerinde ağırlıklı olarak siyasi angajmanlara girdiğini söylüyor, ki bu doğru. Gülen maalesef artık sohbetlerini insanları irşad etmek için değil de, ya taraftarlarına gelecekten asılsız haberlerle ve masumiyet kültüyle gaz vermek ya da hasımlarını ezmek, şeytanlaştırmak için kullanıyor, ki bu şüphesiz üzücü bir durum.

      • Fethullah Gülen’ in sohbetlerinde aktüaliteye değişmesinin sebebinin insanların düşünce dünyalarındaki boşlukları doldurmak olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kafalarındaki soru işaretlerini ve korkularını birinci ağızdan izale etmek istiyorlar ve Fethullah Gülen de bunun farkında. Tabi. unlar şahsi düşüncelerim.

      • Emre bey, zaten bu niyet yazının geneline sinmiş. Sizin de ifadelerinizden benzer fikirde olduğunuz anlaşılıyor. Söyledikleriniz Hocaefendinin sohbetlerinin sığ bir yorumu. Bu işin başındaki kişi olarak tabi ki insanlara ümit vermeli. “Öldük ,bittik” başınızın çaresine bakın mı demeli? Hocaefendi nin sohbetlerinin %90 ı irşat eksenli ama insanlar nehirlerde boğulurken bunu ve buna sebep olanları görmezden gelmesini istiyorsanız bence siz de bir tuhaflık var..

        • Kusura bakmayın ama “bu niyet yazının geneline sinmiş” demek hiçbir anlam ifade etmeyen soyut bir laf ve topu taca atmaktan başka birşey değil. Kimin niyetinin ne olduğunu kimse bilemez. Yapabileceğimiz tek şey yapılmış işler, söylenmiş ifadeler ve s. türü “gerçeklere” (data, veri) bakarak konuşmaktır. Ben ise size net, somut örnekler sunuyorum. Bunun için sadece “MUSÎBET ZAMANI İMTİHANLARI” isimli sohbete bakmanız yeterli. Gülen, sohbette sırayla 1) Kendi hatasıyla hayatları kararan insanlara kendisine ve hareketine vefa göstermeyi telkin ederken hem de onları ahiretteki lezzet ile müjdeliyor ve buna muhalefeti münafıklıkla eş tutuyor, 2) Düşman edindiği kesimleri şeytanlaştırıp onları mesnetsiz, hiçbir delil gösteremeden “Deccal, Firavun” olarak nitelendiriyor, dinci populizm yapıyor, bunu yaparken kendisine olan muhalefetin sadece “dünya zevkinden” kaynaklanacağını belirtiyor, 3) Taraftarlarının saylerini daha doğrusu “sayılarını” eksik buluyor, onları neden daha çok abone bulmadınız diye suçluyor, onların gayretlerini, dolayısıyla bütün bir dini, basit rakamlara indirgiyor, 4) Kendisini ve etrafındaki merkezi halkayı eleştirenleri banal bir “atfı cürüm” yapmakla suçluyor, ” şöyle olsaydı, bu olmazdı” gibi gayet doğal bir sosyal gerçeklik olan sebep-sonuç ilişkisini eleştiriyor, eleştirmekle kalmayıp alenen şeytanlaştırıyor, ve 5) Bu ve benzeri eleştirileri cemaat içinden getiren insanları şeytana uymakla suçlayıp taraftarlarına onlardan uzak durmalarını emrediyor.

          Maalesef sizin analinizde (ki buna analiz denirse) kesinlikle böyle delillendirmeler yok, ve bunun yerine insanların niyetlerini okuma var.

          • Öncelikle ben burda analiz falan yapmıyorum. Duygu düşüncelerimi ifade ediyorum. Bu eleştirilerin bişeyler düzeltmek için değil, kalanı yıkmak için yapıldığını düşünüyorum. Tepkimin temel sebebi bu.
            Sıraladığınız maddeler kendi iç dünyanızı yansıtan, çarpıtma yorumlar. Bunlar üzerinde çok durmayacağım. Zaten “kendi hatasıyla hayatı kararan insanlara” diyerek Tayyibizmin yaptığı zulümleri haklı çıkarmaya çalıştığınız için, kusura bakmayın ama size söyleyecek pek bişey yok.

          • Argümanlara/fikirlere, insanların “iç dünya”larını veya “niyet”lerini okuyarak değil de karşı-argüman/fikirle cevap vermeyi öğrendiğinizde söyleyecek şeyleriniz eminim olacaktır. İyi günler.

    • Tüm yapısal sorunlar, tayinleri bile cezalandırma yöntemi olarak kullanan yönetişim tercihleri gibi kabul edilemez hatalar haricinde, soru çalanlar, delil uyduranlar ve kendi cemaat arkadaşları dahil olmak üzere usulsüz dinlemeler yapanların varlığı neden bir öğretmen ve esnafın boynuna asılı kaldı?

      Röportajin en vurucu yeri.yahu siz onu bunu birakinda bunlarin hesabini kim vericek.

    • Polat bey, Gülen ve sevilen abiler derken, İnsanlar genelikle Gülen ve merkezi kesim üst yöneticler tabirini kullanır, elbette Gülen hedef ama sevilen abiler tabirini doğru bulmadım şahsen ben Ekrem Dumanlının sevildiğini düşünmüyorum, Fuat Avni’nin ya da o hesabı kullanan kişinin, Adil Öksüzün ya da yargı yada polis imamınında sevildiğini düşünmüyorum. Merkezi yapıdan kasıt bunlar, Gülen’in bu cemaat 2 deli ile kuruldu dediği Halid bey ile İlhan beyin biri zaten uzun süredir gülen ile görüşmemiş merkezi bir yapıda değil diğer de zaten hapiste , yani tanınmış sevilmiş bir abi ila karar verici mercide olması gerekmiyor, o taraf muğlak bırakılıyor çünkü bunlar kim tam olarak da bilinmiyor. Gülen sevilse bile o abilerin sevildiğini de düşünmüyorum tabanın görüşü olarak, kendim Güleni de sevmiyorum da ama kendi görüşümü tutup genelleme yapıp millet böyle düşünüyor da diyemem, ama orada Deizm ve intiharlar sürüklenmeler bini bir para Türkiye bir girin de görün, devletin öldürdüğü kişilere intihar demiyorum bunu da belirteyim de. Yani benim hayret ettiğim siz nasıl bu kadar netsiniz. Bu cemaatin yaptığı şeyleri saymama gerek var mı? 15 TEMMUZ ilgili gidip Silivriye itirafçılar neler anlatıyor, mahrem abilerde askerlerde içerde adam abim bana msj attı diyor abiside benim abim de bana attı msjı darbeyle ilgili diyor, bu işin varacağı yer zaten Adil öksüz tsk imamı, yani mit bunu angaje etti diye işin içinden çıkamazsınız, o sevilen abilerinizi niye etmemiş olsun derim ben, kemalletin özdemi emniyet imamı iken ayrılınca beşir atalay angaje etti onu demişlerdi , eğer bu angajeler darbe yapınca ya da ayrılınca farkediliyorsa bu cemaatin işi yaş diğer yandan da tabi bir ‘sevilen ab’ çıkıp fethullah gülen peygamberimizle her işi istişare ediyor diyebiliyor. Yanlış düşünüyorsam beni aydınlattın, ama bana verecek cevabınız yoksa, lütfen Gülen sorgulayın, akpli olanlarla konuştuğumda saatlerce erdoğan nasıl biri olduğunu anlattığımda en son onlar iyi de şimdi F16larımız israili vurabiliyor buna ne dicen dediklerinde tüm ümidimi kaybediyorum. Gülen sorgulamayan cemaati pırıl pırıl görenlerle de aynı şeyi yaşamak istemiyorum. Tabi cemaateki bu kesime karşı çok temkinli de yaklaşmak lazım çünkü bu sefer deizm kayabiliyorlar. Ahmet şık imamın ordusu kitabını okuyun lütfen

  4. Çok faydalı bir söyleşi olmuş, Allah razı olsun. Hizmet 1.0 geride kalmış olabilir ama demokrasiyi tam anlamıyla benimsemiş bir hizmet 2.0 için neden umut beslemeyelim değilm mi? Çok teşekkür ederiz Sayın Hocam.

  5. Bütüncül olarak baktığımda,Savaş beyin hizmeti tam olarak anlamadığını düşünüyorum. Buna rağmen değerlendirilmesi gereken eleştirileri var.Hizmetin hayatın bütün fakültelerinde var olma iradesini reddedenleri, reddediyorum. Medyası olmamalıymış,güç olmamalıymış. Tabi ya Ergenekonun istediği gibi olmalı,sürekli ütülmeli.Katılmıyorum..

    • “Hayatın bütün fakültelerinde var olmak” doğru bir düşünce ancak bunu yapmanın çok farklı metodları var.
      Savaş bey’in örneklerinde görebilirisiniz, ticari bir alanda holdingi bizzat kurup başına hizmet adına insanlar koymak yerine, hizmete gönül vermiş işadamları o sahada çalışmaya teşvik edilebilir. Devletin ticarete girip tekel olması ve haksız rekabet etmesi nasıl sorunlu ise, Cemaat gibi bir yapının da bu tür kurumları bizzat kurup yönetmesi de benzeri sakıncalar doğuruyor. Ayrıca izlenen metodlar konusunda farklı düşünen, icraatı eleştiren insanların “Hizmeti anlamadığı” iddia etmek de çok doğru bir yaklaşım değil. Hoca efendinin çizdiği İslam, Müslüman, ve ideal insan portresi ile koyduğu hedeflerin güzel olması farklı bir şey, o hedefe giderken alınacak stratejik kararlar konusunda farklı düşünmek ve bu konuda kendi sahasında uzman görüşlerini dile getirmek farklı bir şey. Hizmet hareketi bundan 30 yıl önce bu seviyede yetişmiş kadrolara sahip değildi, ve tek bir liderin çizdiği vizyon ve dar bir kadro ile çok büyük, hatta olağan üstü başarılara imza attı. Ancak aynı metod ve kadrolar ile dünya çapında bir yapıyı yönetmeğe ve yetişmiş kadroları ‘kendini beğenmiş ukala akademisyenler olarak’ görmek hiç doğru değil.

  6. Hocaefendi’nin aktüel konulara fazla girdiği doğru ama şu dönemde çiçek böcek duymak istemiyoruz biz de kabul edelim. Senelerce Cuma vaazlarında imamların o kadar önemli mesele dururken ağaç sevgisi, diş temizliği gibi tali konuları anlatmasını eleştirdik. Şu an herşeylerini kaybeden insanların duymak istedikleri şey umut veren mesajlar. Cemaat Türkiye’de kalan mensuplarını manevi olarak beslemeli, bir gece dahi olsa huzurla uyuması için birinin kalbine ferahlık serpmeli. Metod da aktüel kalmak yani, şu an en son istediğim şey hizmet büyüklerin hiçbirşey olmamışçasına konuşmasıdır.

    • Ferid bey bağımlı biride bağımlı olduğu şeyi ister, mesela şeker bağımlısı acı çektiğinde umutsuz olduğunda şeker tatlı yemek ister hemen, gidip ona şeker ve tatlı verdiğinizde hiç bir şey değişmez. Sorunun temeline inmek gerekir. Hizmetteki insanlar umutsuz ise ciddi bir sorun vardır dini yönden. Ve bu sorunun temeline yönelik konuşmalar yapmalı Gülen’de, sahte umutlar verilmemeli gerçekçi olunmalı, Gülen bamtellerini takip etmiyorum ama arada bakıyorum yazıya dökülmüş halini okuyorum. RTE ya da akp laf sokması nasıl size ümit verebilir ki, ya da ne sorunumuzu çözecek. İnsalar umut istiyor diye umut verilmez, zaten 2013ten beri yapılan bu şimdi insalar iyice umutsuzluğa düştü. Gerçekler söylense ve kişiler gerçeklere kendini alıştırsa böyle bir şok yaşanmazdı. Elbette şu dönemdeki diyanet hocaları tarikat liderleri gibi çiçek böcekten de bahsetmesin, ama söylenmesi gereken çok şey var 15 temmuzda bunlardan biri o mevzulara hiç değinmeyip Akp eleştirmesi bence boş konuşmalar, işte bunlar harami milletin malına çöküyor demesi falan yani bilmiyorum sizi rahatlatıyorsa diyecek bir şey yok, aynı lafı muharrem ince, meral akşener, temel karamanoğlu da mitinglerde diyor, ve şahsen onları izlemek sizi daha çok rahatlatabilir çünkü bu adamlar seçimleri kazanırsa hiç değilse bir şey değişecek

  7. Savaş beyin hata olarak gördüğü şeyler ergeç olacaktı. Madem hizmet hayatın heryerinde olacaktı. insan yetiştirme sadece akademisyen öğretmenle tabiki olmazdı. Mutlaka siyasilerle hayatın değişik platformlarında kesişecekti kendini güç olarak görsede görmesene. Yani siyasiler taaa başından stratejilerini kullanma ve bitirme üzerine kurdular kurarlar.Dediğiniz gibi içte hatalar mutlaka oldu. Bunları düzeltmek lazım. Bunda hemfikirim.

    • Hayatın her yerinde olmak farkı bir şey, Siyasiler ile içli dışlı olmak farkı bir şey, kapı kapı akp için oy toplamak farkı bir şey, Ahmet Şık tutuklansın dendiğinde baş üstüne reis demek ve tutuklamak başka bir şey, daha sonra bunu senin gazetedenin başındaki adamın savunması ayrı bir şey. Madem hayatın her yerinde olunacaktı, keşke gezi parkındaki gençler ile kaynaşsaydık, keşke sol kesime açılsaydık. Ayrıca hayatın her kesiminde olmak mı ? yoksa sızmak mı ? Afferdersiniz ama bunu belli kesim için demek zorundayım, yani bir siyasi partiye bir cemaat üyesi giriyorsa girsin ama onlar gibi davranak orda tutunma çabası kimliğini gizlemesi falan bunu nasıl açıklıcaksınız? Ayrıca hayatın her kesimine hitap eden bir cemaat zeki, gözlük kullanmayan, asker ya da polis olmaya olumlu bakan çocuklarla ilgilenmez sadece her kesimin çoçuğuna kapısı açık olur o çoçuklardan kimisi belki bir üniversite bile kazanamaz sorun değil, hayatın her kesiminde olmak budur aslında da o kelime bile yapılan şeylere kılıf olsun diye kullanılıyor işte. Yani sen gazete kur tamam da, mevcut gazetelerden farkın olmayacaksa niye kurarsın ki ? zaman çok farkı vardı falan demeye gerek yok, Cnn türk şuan ahaberden ne kadar farkı varsa zamanın farkıda o kadardı.

      • 1- HE’nin anlattiklari sadece bir kesime mi? Yani cemaat icerisindekilerin nefislerine hitap etmiyor mu? Cemaat icerisindekilerin alici ayarlarina bakmak lazim, bakmasi lazim!
        Umit vermek, umitli olmak herzaman olmasi gerekli.
        Laf oyunlariyla, cerbeze yaparak, porsumus cemaati birarada bir sure tutabilirsiniz! Birarada olsa ne olur olmasa ne olur! Allah vazifeyi verecegi yeni bir toplulugu vakti zamani geldiginde getirir. Vaktin ve zamanin ve sebeplerin ve herseyin yaraticisi da O’dur.
        Demekki basiret ve firaset baglandi mi ne yaparsan yap, anlamiyor, basmiyor, bastirtilmiyor, nasipsiz!
        Ayni sekilde, Akp icinde benzer konular soz konusu. Ben kisaca sunu diyecegim.
        AL BIRINI VUR OTEKINE!!!..
        Beterin beteri var derler, Allah sonumuzu kheyr etsin.
        (Bit tane Allah in kulunun hem AKP de hem de Cemat de kendi istegiyle istifa ettigine 3-5 senedir sahit olan varmi?)

        Bircok ulkede cemaatin fertlerinin durumlari cok kiyak! Hic magdur gibi gorunmuyorlar. Su anda tatil donemi, Ailecek, baska bir ulkeye tatile gidebiliyorlar, planlar yapiyorlar! Tatil, Tatil, Tatil…. Goc falan degil.. Bir iki hafta icin en azindan 2500-3000$ harcayabiliyorlar…

        (Onceki bir yaziya, yorum kapandigi icin ekleme yapmak istiyorum:
        Yazinin basligi “Cemaatin P..leri” olsaydi daha dogru olurdu ama edeben “Cemaatin Kayip Cocuklari” denmis)

        • Temel o yazıda cemaaten ayrılan kişileri kastediyordu, niye onlara p. diyorsun ki?
          Cemaati zaten eleştiriyorsun onlarda zamanında eleştirmiş ayrılmış ‘ p. ‘ ifadesini niye kullandın anlamadım.

  8. HE ve etrafındaki abiler hiçbir zaman ve hiçbir kararlarında yanlış yaptıklarını düşünmediler bundan sonrada düşünmeyecekler. Şimdi süreçle birlikte siyaset ve akp de yanlış yaptıklarını parfon aldatıldıklarını söylüyorlar. Burada bile yanlışlarını kabul etmiyorlar. Aldatıldık kandırıldık diyorlar.. Tıpkı erdoğan ın tabanına söylediği gibi. Çünkü taban aynı. Lider ne derse inanan bir kitle.
    40-50 yıldır he ye kimse burada yanlış yapıyoruz şöyle yapalım diyemedi.söyleyen olduysa bile bazı bahanelerle hizmetten uzaklaştırıldılar veya kendileri gitti. Bu sadece he ve yakın çevresindeki abilerin özelliği değil. Canada daki cansun hoca da amerikadaki saffet de atkantadaki tahsin de ve 3-5 evden sorumlu 23-24 yaşındaki genç arkadaş da yaptığı her işin aldığı her kararın doğru olduğunu düşünüyor. Cansun h nın bursa,tahsin in endonezya da saffet in de rusyada zaten herşeyi mükemmeldi. Şimdi de yeni yerlerinde herşeyi mükemmel yapıyorlar.İşte bu koca bir yalan. Ve bu yalan devam ettikçe hiçbir şey değişmez. şirketlerimiz de okullarımız da medyamızda da ve bunların yöneticilerinde de aynı tavır vardı. Adalet,objektiflik ve kul hakkı gözetilmedi. Şimdilerde devleti kutsallaştıranlar arasında bunlarda vardı. Devleti adalet ten hukuktan uzaklaştırırsanız canavarlaştırırsınız. Aynısı cemaat içinde geçerli. Cemaat maalesef canavarlaştı. Abiler gözünün üstünde kaşın var diyene HAİN diyorlar.cemaatteki aklı başında insanlar bir şekilde pasifize ediliyor. Ama nedense barboros,özcan,dr ali, rektör, yaşa, saffet,bekir,tahsin,cansun,yeşil,cemal,cemil,
    ismet ve bunlara el pençe duran avaneleri hiç değişmiyor.istediklerine oturum, green kart alıyorlar.kendi adamlarına hemen şirketlerde okullarda iş ayarlanıyor. Gariban hep gariban. Şakird fedakarlık,sabır hep laflar bunlar.
    Sistem ne kadar hüzel olursa olsun,yanlış ve ehliyetdiz adamların elinde olunca batar.ana okulu seviyesinde ingilizcesi olan adamı rektör yapan zihniyet ten ne bekleyebilirsiniz. 3-5 mollanın dışında dışarıda çalışıp rızkını kazanan yok. İstişare yapıp çay içip meyve yemek arada da namaz kılmak için maaş alınırmı? Bugün birisi gelse deseki size harward ı veriyoruz. İlk işimiz rektörü değiştirip yerine nizim meşhur rektörü getiririz. Aynı şekilde the new york times ı alsa birisi nize verse ilk işimiz ekrem i yayın yönetmeni yaparız.
    Bu kafalarla daha çok dayak yeriz. Olan garibana oluyor. Hiçbirşeyden haberi olmayan saf temiz anadolu çocukları 3-5 kişinin hırsına kurban gitti.
    Yazacak çok şey var ama içim kaldırmıyor.
    Allah var ve o herşeyi gören ve bilendir.

    • Ahmet Koca

      Gayet açık ve net yazmışsınız. Belki bu dediklerinizi gereksiz görüp hakkınızda ileri geri konuşanlar olacaktır ve vardır da ama maalesef gerçekler acıdır ve durum böyledir. Keşke sadece sizin dediğiniz kadarıyla kalsa anlattıklarınız ama maalesef daha fazlası da var ve bilmediklerimiz de zamanla ayyuka çıkacaktır. HE için üzücü olan aynı zamanda cemaatinden de çekiyor olması.

    • Cok dogru tespitler, Gülen’i hatasız görenler, cemaatin şeffaf olmayan yapısını normal karsılayanlar, itaatte kusur etmeyenler cemaatte yükseltilerek önemli görevler verildi. Cematte bile bir görev/karar verilirse neden/niye sormayın üstteki abilerin dolayısıyla Gülenin bir bildiği var sanrısıyla susturuldu. Kendi içinde antidemokrat olan bir yapı sonra medyaya çıkıp “özgür basın susturalamaz” demesi, yurtdışında “demokrasi / diyalog” seansları düzenlemesi ne derece inandırıcı. Dışarısan oldukça demokrat, özgürlükçü gözükmeye çalışan bir yapı gözükürken içeriden kararların sorgulanmadığı, siyasi olaylarda kendi akademisyeni olan Savaş Genç’den bile fikir almayan otoriter bir yapıydı.

    • Cemaatin tabanında Gülen gibi demişsiniz de, biraz abarttığınızı düşünüyorum.” 3-5 evden sorumlu 23-24 yaşındaki genç arkadaş da yaptığı her işin aldığı her kararın doğru olduğunu düşünüyor.” bırakın 3-5 evden sorumlu kişiyi, 50-100 evden sorumlu bir kişi bile kaç tane karar alıyor? Kararlar merkezden iner. merkezden gelen kararı savunup uygulaması ayrı bir şey. Merkezden gelen kararı uygulamazsa zaten başına ne geleceği belli, sistemi kuran gülen devlet bürokrasisi gibi kurmuş, kimse merkezden gelen kararı uygulamamayı bile düşünmez, öbür türlü cemaatin tabanı bile küçük tirancıklar gibi demişsiniz de, yani olabilir Türk toplumun genel yapısı bu tabanın küçük tirancık olması gayet normal adam bu hizmete zaten daha iyi olmak için giriyor bu hizmet bunun için var mantıken hizmetin tabanının bozuk yukarı çıkıldıkça düzeliyor olması gerekirdi ama böyle bir durum yok ve tam tersi bir durum söz konusu, yani son olarak taban küçük tirancık 3-5 evden sorumlu biri bile küçük tirancık olabilir , olabilir diyorum bilemem ben bunu genel türk toplumu öyle kendini geliştirmediyse o da olabilir. ama bunu eyleme dökecen bir yapı cemaate yok, kimse 3-5 evden sorumlu birine fikrini sormak kendi fikrini uygulayacağı bir boşluk da doğmaz zaten.

    • Biraz somutlaştırayım. Gülen sistemi demokrasi merkezli kurmamış zaten her şeyden sorumlu bir abi var. Yani istişareleri eşit düzeydekiler yapmaz bir tane büyük abi imam olur hep bu en küçük evde bile böyledir. Herkez a dediği şeye abi b diyebilir ve b olur. Bu sistemi kuran Gülen. Yani burda abi konumundaki kişi demokrasiyi ne kadar benimsemiş durum ona bağlı. Ama dediğim gibi kararların %95 zaten merkezden geldiği için %5 lik alan kamp yapılcaksa neresi olsun burası otobüslü mi gidilsin başka araçla mı falan filan bunu istişare etsen ne etmesen ne. Adam zaten kamp yapılması gerektiğini, gününü, okunacak kitabı, içeriğini, herkesin katılma zorunluğunu tepeden indiriyor sana. Millet de kendi dediği olmadı diye itiraz etmez öyle çok da önemli değil çünkü bunlar. Tepedeki kararlar ile o yüzden bunu karıştırmamak lazım. Ayrıca her türlü bu sistem sorunu. Taban için diyorum tabi bunu, yoksa tepede alınan bazı kararları alanlarda da ciddi ciddi şahsiyet sorunu varki bunu kararlardan anlıyoruz.

  9. Savaş Bey’in degerlendirmelerini çok değerli buluyorum.Doğru ve gercekci tespitler.Yirmi yıldır hareketin içerisinde birisiyim.Su anda halihazırda yargilaniyorum mahkemem devam ediyor.Namazda hata yapanı Subhanallah diyerek uyarmayan bizler dik.Gerçi uyarsak ne olacaktı ki!Toplum psikolojisiyle ve bizlere öğretilen mutlak itaat dusturuyla zaten iradelerimiz felç olmuştu.Otobana çıkmıştık bir kere.Şartlar uygunken gaza basmali ve alabildigimiz kadar yol almaliydik.Radar varmis,EDS varmış,baska araclar varmis umurumuzda bile olmadi.Sonra ne mi oldu?Lastigimiz patladı ve aracı devirdik.Asgari kurallara uymadik.Menzile varmak uğruna kuralları rafa kaldirdik.Tevil sınırlarını zorlayıp “enaniyetin zümrüt tepelerinde ” gezindik durduk.Hizmet 1.0 in kahramanları zaten yoktu artık.Hızmet 2.0 çok kötü bir imtihan verdi.

  10. öncelikle yazıda, tek suçu cemaati samimi olarak destekledikleri için bugün madur edilen ama en önemlisi cemaat tarafından sahipsiz bırakılan insanlara vurgu yapılmasına sevindim. bence bugün cemaatin tek çıkış yolu bu mağduriyetleri ortadan kaldırmaktan geçiyor. şayet bu masum ve mağdurlar topluluğu için sadece erdoğanın ölmesi beklenip bir şeyler yapılmazsa erdoğan ölse bile masumların ahi cemaati daha da rezil bir noktaya taşıyacaktir. peki mağduriyetler en hizli ve kısa yoldan nasıl giderilr. başta fetullah gülen olmak üzere tüm yöneticiler tasi tarağı toplayıp turkiyeye gelip “buyrun geldik madem sucluyuz cezamız neyse razıyız” deme cesaretini göstermeliler. (tabi ekrem duman vari mahkeme şovu yapmadan) versinler cemaatin tüm anahtarlarını devlete bakın sonra neler oluyor. haaa gerçekten bu davanın allahın davası olduğunu düşünüyorsanız korkmaya gerek yok. siz anahtarları teslim edin dava allah’ın davası ise allah bu davayı koruyacaktır. işte o zaman göreceksiniz ki cemaat öyle 2.0 sürümlere falan ihtiyaç duymayacaktır. eskisinden daha güçlü bir şekilde ayağa kalkacaktır. kadrolar dönsün turkiyeye başlarını gülümseyerek uzatsınlar celladın baltasına işte akp nin oyu ögün %50 lerden en az %20 ye dusecektir. mevcut durumda maalesef cemaatin yaptığı akp oylarını daha da güçlendiriyor. çünkü bugun akp “bana oy vermez iseniz bu fetö gelir sizi yer” teziyle güçlü. şayet cemaatin ağır toplari yurt dışına kaçma modasına son verip memlekete gelmeye cesaret edemiyor lar ise bilsinler ki bugün akp onlar sayesinde ayakta. burdan yurt dışına kaçan tüm kadrolara sesleniyorum “ergenekon-balyoz” diye vatan hainliği ile sucladığınız insanlar taslarını taraklarini toplayıp ülkelerine döndüler. cezalarına razı olup hapse girdiler. kimse sizin gibi yurt dışında kacak yaşamayı düşünmedi. sonuç bugün onlar halk nezdinde kahraman sizler ise vatan hainisiniz. bu millet her daim kaçana vatan haini gözü ile bakmış, yüzünü kendisine döneni ise hep affetmiştir. Türk milletinin vicdanına ve de adaletine güvenin. not alın akp nin ömrü en fazla 3.5 yıl (42ay)bu şekilde devam eder ise sonu aynı cemaat gibi olacak. atalar olayı özetlemiş alma masumun ahını çıkar aheste aheste. şuan cemaat aldığı ahların cezasını çekmekte. reçeteyi yukarıda yazdım. bugun dönün turkiyeye 20 yil sonra turkiye en kotu ihtimalle dunyanin en güçlü 3. ülkesi olacaktir.

    • Onlar dönmesine dönsünler de ülkemizde 700 bebeğe, nahum insanlara yapılan işkencenin yapılmayacağı ne malum. Işkencecileri yazı yazarak mı durduracaksın.

    • Dönerlerse yapacakları en büyük hatayı yaparlar, Çünkü her türlü naneyi Akp ile birlikte yedikleri için, hemen susturup öldürülürler ya da hücre hapsine girerler kimse ifadesini bile almaz. Bu da tabanın işine yaramaz çünkü 15 temmuz üzerindeki soru işaretini kaldıracak en büyük isim Erdoğan ise diğer Gülendir. Gülen’nin konuşamayacak duruma gelmesi tüm gerçeklerin üzerini örter.

      O yüzden youtube falan yalan dolan anlatacaklarına, gerçeklerden 15 temmuzdan başlasınlar, her şeyi bi anlatsınlar verilen şeyleri bir anlatsınlar da sonra Said Nursi gibi eğer gerçekten hiç bir hata yaptıklarına inanmıyorlarsa gelip mahkemelerde davalarını savunurlar.

      Ben bu lafı sadece Gülen için diyorum, diğer merkez tabaka zerre umrumda değil, yarın bir gün bir sümüklü mendil gibi çünkü atılacaklar. Sonları ya Adil Öksüz gibi olur ya Kemalettin Özdemir gibi. Yurtdışına ilk kaçanlarda ve tanınmışlar = merkez tabaka gibi bir fikrimde yok.

  11. İstikamette zerre yanlış yok !!
    Olsaydı zaten bu oluşum lay lay lom giderdi
    Kaderi tenkit musibeti ikileştrir
    İstişare ile yapılan bir iş eleştrilmemesi gerekiyor. Yanlış bile olsa.
    Şeytan insanı Allahın rahmetiyle kandırıyorsa
    Bizleri de “ben hataları görebiliyorum” diye yazı yazdırır hiç farkında olmadan küskünler ordusunu donatmış oluruz.
    Sanki biraz dozunu kaçırıyoruz gibi
    Bu kadar berrak bakılabiliyorsa hayat, bu kadar net bir şekilde hatalarımızı görebiliyorsak haala hayatın içindeyiz nedir hatalarımız şimdi acaba ?
    Demekki insan içinde olunca bu kadar da net göremiyor
    “50 yıldır hiç hata kabul etmediler” deyip yazdığının hata olduğunu kabul edermi yukarıdakiler ?
    Savaş beyin muştulu haberler yorumunu 😔..

    Tarihteki yapılan eziyetleri zulümler bu gün konuşurken, Bediiüzzaman hz. , İmamı azam, … şu hatayı yapmasaydı diye bir yorum yapıyormuyuz.

    • Şükrü bey 2 tane hayali istişareden bahsedeceğim, Hayali diyorum çünkü ben görmedim yoktum ama bunun istişaresi yapılmış ki sonuçlarını gördük. Bide size Said Nursi’yi 1 noktadan eleştircem, son cümlenizden dolayı.

      1) Yıl 2010, Başörtüsü Üniversitelerde serbest bırakılmaya başlanınca, Türkiye imamı- Gülen artık başka kim varsa istişare yapıyorlar ve karar alınıyor. Alınan karar başlarını örtmesinler tedbire devam şeklinde. Şimdi ben o istişare de yoktum olanlardan biri olsam şimdi eleştirsem haklısınız da, yoktum yani geri dönüp niye eleştirmeyeyim, Ayrıca Yanlış bile olsa demisiniz çok hafif kalmış bu ifade. (ortada islama aykırı şeyler var 😀 susan dilsiz şeytan olur bu kadar net)
      2) Türkiyedeki bir tarikatın şeyhi ve müritleri arasında yapılan istişare yıl 2016, Cemaatin yurtlarını devlet bize vermeyi düşünüyor alalım mı istişaresi. Sonuç= evet alalım. Şimdi ben bu istişareyi de eleştiriyorum, onlarda sizin gibi aynı lafı mı diyecekler . diyebilirsiniz ki onlar farklı bir cemaat 😀 sen kendi cemaatinin istişaresini eleştiremezsin. Bende derim ki size ben kendi cemaatimin istişaresini eleştirmedim ki ben bir çetenin istişaresini eleştirdim derim. (Cemaat ve Çete ayrımım var Adil öksüzler kumpasçılar vs hepsi çete benim için)

      3) Said Nursi eleştiriyim ki eleştirinin önemini görelim, ve kimseyi kutsamayalım, Said Nursi son seçimlerde demokrat partiye veriyor oyunu ya da millete verin diyor. ikisi seçenekten biri. Ama süleymancılar o zaman vermiyor tam hatırlamıyorum lideri hayatta mıydı ama bunlara müthiş bir zulüm yapılıyor şuan cemaate yapılan gibi demokrat parti darma duman ediyor bunları bunlarda oy vermiyor. Keşke diyorum said nursi de süleymancılara acınısı paylaşıyoruz bizde vermeyeceğiz deseymiş diyorum. Said nURSİ şuanki diğer cemaatlerden tarikatlardan farkı ne o zaman ? Elbetteki farklı var Said nURSİ’DE Demokrat partiden zulüm görüyor diye biliyorum ama ona rağmen veriyor galiba, eğer zulüm görmeden verdiyse farkı kalmaz maalesef. Ya da sonradan zulüm gördüyse çünkü zaten ölmeye yakın iç işleri bakanı zulüm ediyor orası kesin.

  12. Ahmet koca
    Sana teşekkür ederim .
    Benim için sizin yorumunuz
    Savaş beyin röportajı kadar faydalı oldu.
    Dedikleriniz den daha fazlası var eksiği veya gereksiz yazdınız denecek tarafınız yok.
    Evet hizmet eski tüfeklerle savaşıyor ve kaybediyor/ kaybetti.
    Zaman eğer bir emanet ise o alındı hizmetten.
    En çok parayı akp liler çaldı doğru ama en çok din diye parayı toplayıp car cur eden ve abilerin paşa kendine “kaynak” oluşturup

    ” baronlar ” kur-an da hizmet oldu. Yani dindarlar hırsızlığa din kılıfı uydurdu . Yırtık çorapla milleti kandırdı.

  13. Mülakatın altındaki yorumlardan da anlaşılıyor ki, insanları hoş görerek onları oldukları gibi kabul etme değil de, hoş görünerek kendini kabul ettirme metodunu savunanlar sürece yön vermeye devam ediyor. Ellerinde argümanları olmamasına ve şu yazdıklarının demagojiden başka bir şey olmadığı apaçık ortada olmasına rağmen. Savaş Genç’in bazı düşünceleri bize uymayababilir, fakat içinde bulunduğu hüzünlü psikolojiyi çok iyi anlatmasına rağmen, sarfedilen cümleleri de ben hoşgöremiyorum. Kimse kusura bakmasın ama bu duygusuzluk, Ortadoğu’da mezhebinden, ırkından dolayı insan öldürenlerin duygusuzluğuyla akraba geliyor bana.
    Bu süreç nasıl olması gereken yöne evrilir, Hizmet kendi söylemleriyle örtüşen bir aksiyona ne zaman karar verir? Dışarıdan bakıldığında – zaten şeffaf olamadığımız için dışardan görmeye mahkumuz- cepheleşme merkez ile yeni nesil akademisyenler arasında cereyan ediyor ve akademisyenlerin pompaladığı modernist hava merkezdekilerin elini hayli güçlendiriyor.
    Hatta öyle ki, ortaya attığı fikirlere bakıldığında bizi modernist bir savrulmaya maruz bırakacak önerilerde bulunduğunu kolay kolay iddia edemeyeceğim Savaş Genç ve benzeri tenkitçi akademisyenler de aynı sepete konuyor ve yapıcı eleştiri ortamı da ortadan kalkıyor.
    Nacizane fikrime göre yapılması gereken üç şey var:
    Merkezdeki Hocaefendi ve/veya etrafındaki hale şu sabit durduğu konumun hakkaniyeti hemfikir mi yoksa aralarında görüş farklılıkları var mı? Mesela akademisyenler gibi düşünen ve belli bir özgül ağırlığı olan merkez üyeleri var mı, varsa düşüncelerini akademisyenler gibi açıklıyorlar mı, açıklıyorlarsa, bunların bize yansımamasının sebebi nedir? Bir araya gelip fikirlerini ortaya koyup ‘Biz ne istiyoruz?’ sorusuna birlikte cevap arıyorlar mı?
    Mesela şunu soruyorlar mı? İnsanlara hoşgörülü olun dedik ama çoğu insan hoşgördükleri ile benzeşti, kılık kıyafetleri, aile içi, dostluk, akrabalık ilişkileri açısından birçok modern yöntemi kolaylıkları ve riskleri ile birlikte hayatlarının içine aldılar. Birçok Hizmet insanı AB üyeliği sürecinde demokrasi ile tanıştı, birçoğu onu benimsedi, yine birçoğu demokrasi ile birlikte modernizmi de benimsemiş görünüyor.
    İşte şu an bizi eleştiren akademisyenlerin bir kısmı da bu insanlar. Dikkatinizi çekerim, sempatizan, hayran kiteden bahsetmiyorum. Bu insanların bu derece dönüşmesi karşısında yepyeni bir sosyoloji gelişti, Türklüğü aşan bir kozmopolitanlıkta kimlikler oluştu ve biz kendimiz modernleşirken, İlayı Kelimetullah’ı dünyanın her tarafına taşımaktan bahsetmeye devam ettik.
    Naptığımızın acaba farkında mıyız? Biz dünyaya ne vereceğimiz konusunda hemfikir miyiz? Durduğumuz yeri biliyor muyuz, biliyorsak tabanımızın başka bir konumda olduğunun farkında mıyız? İşte görüyorsunuz ki akademisyenlerimizin çoğu Sızıntı noktasında değiller. Modern dünya ile olan alışverişimizde nasıl yeni bir kimlik inşa edeceğiz ve bunun tasavvurunu yaptık mı? Çünkü biz bırakın aksiyonerlerimize ve dünya üzerindeki ulaştığımız diğer insanlara bunu ulaştırmayı, bunun daha ne olduğunu düşünmedik gibi bir durum var ortada.
    Okullarımız olsun olmasına da, eğitimli olmanın her şey olmadığını gördük; medyamız olsun olmasına da, diğerlerine benzedikten sonra hiçbir orijinalliğinin kalmadığına şahit olduk. Biz içinde yaşadığımız modern dünyanın sorunlarını çözmeye talibiz; iyi de o dünyayı iyi analiz edip anladık mı, eğer katkıda bulunacaksak, elimizdeki malzemenin ne olması ve hangi organiyasyon türü ile inşaata başlanması gerektiği konusunda takip ettiğimiz bir teori var mı?
    Okul ve diyalog kurumu açtık mı şıppanadak insanı yaşatmış mı oluyoruz, fedakarlık bu mu oluyor? Bu konuda Avrupalılardan ne öğrenebiliriz ve öğrendiklerimizi kendi bünyemize kendimiz kalarak nasıl entegre ederiz? Merkezde bu soruları sorarak, naptığımızın farkında mıyız diyen var mı?
    Ya da en azından şöyle bir açıklamada bulunun ne bileyim, Deccalli, Süfyanlı ahir zamandayız, insanlık elden giderken sadece okulla uğraşmak yetmezdi, Allah bizi gerekli neresi varsa sevk ediyor ve neyi nasıl yapacağımızı düşünüp felsefe yapma lüksümüz yok! Biri çıkıp dese samimi olarak inanasım var. Eğer böyle birşey de yoksa, Allah aşkına insanların onlarca yıldır terleterek, parasını alarak niye yoruyorsunuz? Şu röportajdaki hüzün kafanıza bir şeyleri dank ettiriyor mu?
    Akademisyenlerimiz de acaba şahin ve güvercinleriyle birlikte bir araya gelip ‘Biz ne istiyoruz?’ sorusuna cevap arıyor mu? Eğer Türkiye’nin Norveç gibi bir ülke olması ise maksat, o zaman Hizmet’te işimiz ne arkadaş? Bunu yıllardır savunan solcusu, liberali var, onlarla yürüyüp bi de bu sorunlarla uğraşmasaydık. Madem bu işler böyle, o zaman Hizmet ne?
    Hizmet en azından AKP’ye acı bir yenilgiyi göze alarak diklenmiş. Eğer ben dünyayı kana bulayan ABD, Rusya, İsrail’e kafa tutmayan Norveç’i maksat edinmişsem, o kimselerde bulunmayan katkım ne olacak dünyaya? Hizmet bunun neresinde? Zaten derdimiz modern dünyanın modern çözümlerinin dünyaya yeni problemler açması değil miydi? Bizansın kurumlarına girip çıkamayan Osmanlı gibi Avrupa’nın kurumlarına girip oralarda iyi bir dünya hayatı yaşayıp şanslılardan olmak mı tüm hayalimiz? İçtihat kapısını darmaduman etmeden zorlayacak, Müslümanların önünü açacak tek akademisyenler sizlerdiniz. Var mı biyo etik ve İslam diye bir çalışmanız?
    Sanırım, merkezin farklı düşünenleri ile akademisyenlerin farklı düşünenleri bu büyük kafalar gerektiren sorulara cevap bulabilirlerse üçüncü safhanın yolu da aşılır. Ne istediğini bulan ve bu zamana kadar ne yaptığının farkına varan merkez ve akademisyenlerin resmi olarak birbirini muhatap alması. Birinin kapıyı vurup diğerinin açması.
    Hiç kimsenin kapıyı açmama lüksü olmadığı gibi hiç kimsenin biz bi sürü araştırmalar gönderdik, kaale alınmadı demekle yetinme lüksü yok. Kapılar çalınmalı, araştırmalar, istatistikler, raporlar neden kaale alınmıyor, yoksa birileri mi ulaştırmıyor, ulaştırılmamasında haklılık payı mı var? Bunu öğrenmek senin hakkın! Ama şikayetle yetinmek hakkın değil!
    Şu da bir çözüm aslında: Ya olduğunu gibi görün, ya da göründüğün gibi ol! Eğer sen hoşgörülü ile hoşgörülüsündür. Hoş görünerek hoşgörülü olamazsın! Hoşgörü bir temsil gücü olan bir aksiyondur. Hoşgörünme çökmeye mahkum bir imaj çalışmasıdır.

    • Analizlerin ulaştırılmasını kontrol etmeli yada ulaştırılmamasında haklılık payı olabilir demişsin.

      Zamanında Fehmi Koru Gülen le görüştüğünde ona farklı müritlerine farklı konuşan bir Gülen var artık karşımızda. Gözünü hırs bürümüş, batıya yaranmak temel gayesi olmuş, gerekirse ülkesine Nato müdahelesi isteyecek kadar batıya angaje olmuş bir cemaat lideri var şuan. Haçlılar’ı müslümanlardan daha vicdanlı gören birisi var bilmem duydunuz mu konuşmasını.

      • Duydum, haklı buldum ve bir Müslüman olarak dindarlarımızın durumundan utandım. Din sömürgecisi idarecilerdeki bu hırs toplumun bütün kesimlerini etkisi altına aldığında hepiniz NATO’ya, AB’ye ve daha ne kadar batılı örgütlenme varsa yalvar yakar olacaksınız. O batı belki gelecek ama kendi menfaati ölçeğinde elini uzatacak, bi daha o dul, yetim, engelli maaşlarını, makarna ve kömürü, yolları ve köprüleri de göremeyeceksiniz. Fehmi Koru da anlattıklarına inanacak saf kitle bulamayacak.

  14. Gayri meşru muhabbetin bedeli sınırsızca azap çekmektir.
    Bu eleştirinin içinde yukardaki herşey var.Fırsatını bulan herkes karın grultusunu boşaltıyor.
    Gülen hakkında konuşanlar ; acaba onu hakkıyla anladınızda mı konuşuyorsunuz merak ediyorum.

    • Ben Hocaefendi´den Gülen diye bahsetmiyorum, Hocaefendi diye bahsediyorum ve onun şu sözünü hatırlıyorum: ‘Herkes karakterinin gereğini sergiler.’ Ne acıdır ki, bu süreçte beyefendilikte akademisyenler, nobranlıkta merkezi savunanlar önde.
      Mesela adam kalkıyor, Hocaefendi’yi kimin hakkıyla tanıyıp tanımadığına kendi karar verip sağa sola icazet dağıtıyor. Sanki ben önce Hocaefendi’yi bihakkın tanıyıp, karşısında imtihan olup, daha sonra fırsat kollayacağım.
      Aynı adam, karakterinin gereğini yerine getirip ‘karın gurultusu’ndan bahsediyor, niyetinizi okuyor, kalbinizi yarıp duygularınızı okuyor ve gayrı meşru muhabbet tesbitinde bulunuyor. Şimdi biz bu nobranlıkla acaba dünyaya hangi katkıda bulunacağız. İnsanlar şok geçirdi, ağızlarından çıkanı duymuyorlar diye teselli edeceğim kendimi ama biliyorum bunun sebebi başka yerlerde.. Narsizm ve megalomani bünyeyi sardı.

  15. Hakikati kaldırmak hatta temsil etmek bir bedel ister.Iste bu bedeli ödüyoruz.Yukarıda fazlasıyla karekterinin geregini temsil eden var.Ayrıntısı saklı kalsın ama 6.3 hüküm giyerek tahliye olalı henüz bir ay dolmadı.Bu yargılayıcı tavırları reddediyorum.Sulh ceza hakimlerinden farkimız olmalı degilmi.Savaş hoca zevkle okurum.Yazisinıda iyi niyetle değerlendiriyorum.Karın gurultusu yorumculardan geliyor.Gülenįn yeri herkesin içinde saklı .H E deyip de içini boşaltanlar bir daha düşünmeli.Nerde kaldı ‘Tuba lil guraba.6. mektubu okyan gerekli derside alır.Öz eleştirisini de yapar.
    Savaş Gencin fikirleri velevki uygulansaydı acaba yolsuzluk hırsızlık degildir diyen frenkeştayınların cikması engellenebilecekmiydi.Rezanın önüne yatanlar kalkacakmıydı.Yok herkes katekterinin geteğini yapacaktı Türkiye bu gunlere yine gelecekti.Imtehan yine var olcaktı.Kaybetmesek bari.
    Megolaman ifadeleri sahibine iadedir.

    • Narsizm kısmını kendinize ayırdığınız için teşekkür ederim. Bu kadar dandunlu bi yorum söz konusuyken o da bana döner diye düşünmüştüm. Evet imtihan hep var, tahliye de olsan, muhacir de olsan, ensar da olsan… Vermeyince Mabud…

  16. Yurt içinde de bulundum yurt dışında da.Yıllar oncede bazı olayları görüp eleştirdik.Ama fitne çıkmasın deyip sustuk.İnsan dedik olur dedik düzelir dedik.Su an çok ağır ithamlarla yargılanıyorum.Benim pozisyonumda olan sivil sayısı çok azdır.Durum vahim.Hala şu bunu dedi bu bunu dedi diyerek dedikodu yapıyorsunuz.Savaş bey sonuna kadar haklı.İHSAN HOCA ,ÖZGÜR HOCA ve diğerleri.İcerdeyken insanları dinliyordum.Herkes hayallerle hemhal olmuş.Olanlardan haberleri yok.Bir molla bize nezarethanede Efendimizin ordusunu toplayıp geleceğini ve bizi kurtaracağını anlattı.Bu mudur yani.Alıce harikalar diyarında ….

  17. çok basit;
    sadece iman hizmetleri ve evrensel değerlerle uğraşıp siyasete ve dünyaya dalınmasaydı bu durumlar sebepler planın da böyle olmazdı.
    buraya yazacağım. deli gibi eleştiriler gelecek ama yazacağım.
    elinizin altındaki insanları hakimiyet için operasyonel bir güce dönüştürürseniz sonuçlarına da katlanmak zorundasınız. ama iman hizmetleri ve evrensel değerler şeffaftır saydamdır. bunlara insanlar isteseler de zarar veremezler.
    sonuç olarak diyeceğim şudur;
    tepe karar alıcıları ne yaptıklarını bilmeden korkunç kararlar verdiler
    tabanında dini olarak yıllarca yatırım yapılan bağlılık duygularını kırık şişe cam parçaları için harcadılar. hala da harcamaya devam ediyorlar. ne oluyorsa garibana oluyor. bu zararları yaşatanlar artık bu gariban insanların üzerinden elini çeksinler bi zahmet.
    kendim için söyleyeyim önceden bu yapının fikirlerine çok saygı duyardım hata görürdüm ya bu olay için eleştirilmez ayrılınmaz şu olay için şöyle şuna tevil buna tevil diye diye darbeye kadar geldik ve herşey ortada. ama artık bu yapı zerre umurumda değil. dini duygularımı bozuk para gibi harcadılar ve kenara attılar. tabi bu arada hayatımda harcandı. çok kırgınım. kesinlikle artık işim olmaz.

  18. Dediğiniz medyalar olmasaydı sizleri kim tanırdı ve eleştirilerinizi kim okurdu.keşke şimdilerde bi ufak medya kırıntısı olsa keşke mazlumların sesini duyurabilecek.…

  19. Söyleşinin anlamadığım bir yer var.
    Sayın Gülen’in konuşmalarını dinlemediğini belirtiyor Savaş Bey; peki bir bilim insanı, sosyal bilimci olarak referans aldığı noktaları merak ediyorum!
    Üzerine söyleşi yapacağınız sosyal yapının bir lideri var ve son yıllarda yaptığı beyanları merak edip bakmamışsınız.
    Burada bi hata yok mu? Savaş Bey bu noktaya bir açıklık getirse, cemaat üzerine yaptığı analizler için hangi kaynakları kullanıyor?
    Gülen’i kendi ağzından dinlemiyorsa bu kritik dönemdeki açıklamalarını hangi kaynaklardan ulaşıyor?

  20. Savaş beyin getirdiği
    eleştirilere baktığımız zaman  akli ve
    zahiri yönüyle  eleştirilerde doğruluk
    payı olabilir ama ‘akıl ve kalbin 
    imtizacı ile hakikat ortaya çıkar’’ dusturundaki işin manevi tarafını
    ihmal ettiğini goruyoruz. Sadece felsefi bakış açısı ile sureci ve hizmeti
    anlamak eksik kalır. Çünkü bugüne kadar elde edilen muvaffakiyeti çok iyi iş
    bilmekle açıklamak mümkün değildir. Gelinen noktada İnayet ve ihlasın sırlı
    dokunuşu aşikardır.İhlas’ın tarifine baktığımızda bunu net gorebiliriz: ‘
    Bu  dünyada  hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas,
    en büyük bir kuvvet, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat,
    ….. ihlâstır.’

    Risale-i Nur’u rehber edinen
    cemaate buradaki mesaj açık ve nettir. Bunları dikkate almadan yapılan yorum ve
    eleştiriler ise maalesef hizmeti ve yolunu idrak edememenin  bir tezahürüdür. Bu bakımdan yaşanan sürecin
    büyük hayırlara vesile olması inayeti ilahiye’den beklenen bir lutuftur;                                                               
    1)  Cemaat hep amacının ihlas ve
    Rıza-ı ilahi olduğunu söyleyegeldi. Bu çok büyük bir payeye namzet olma ve
    iddia idi. Allah CC belki de süreçle birlikte cemaate samimiyetini ispat etmeye
    davet etmis bulunuyor.               

     2) Sabır-tevekkül-acz-fakr… insanın mahiyetine
    konmuş çok ali hasletlerdir. Ancak bunlar en iyi okuyarak değil yaşayarak
    öğreniliyor. Bu süreçte bu hasletler lambanın yanması gibi hayatı isaniyede
    aktif hale geldi ve talim edebilenlere muazzam bir değer kattı.

    3) Buhran içindeki dünya
    milletleri en sonunda Kuran’ın hakikatlerini bulacak ve ona yapışacaklar diyor
    Ustad. Kaos içindeki islam dünyasının buna model olması ve rehberlik etmesi
    mumkun gorunmuyor. Cemaat Siyasal İslamcıların gemisinden inerek  yasadıgı mağduriyet ile islama onyargılı ve
    katılaşmıs batı kalbini bir nebze yumusatmıs gorunuyor. Bu yüzden Risale-i Nuru
    rehber edinen Hizmet hareketinin bu rehberliğe ve muştuya en reel aday olduğu
    aleni ortada duruyor.

    Ayrıca devletin dış işleri
    elamanlarının 50 yılda yapamadığını 10 yılda elde etmede buyuk pay sahibi olan
    ufku geniş ve samimi ilahiyatcı buyuklere onyargılı ve haksız bir yaklasımda
    bulunuldugunu vurgulamak isterim.

  21. akılcı, incitici olmayan güzel bir röportaj olmuş. Görüşlerin bir kısmına katılmamakla birlikte olumlu bir bakış. Hemen eleştirmek yaftalamak yerine dikkate alınması gereken noktalar var. sadece, zamanlamasında problem var.

  22. Toplumlar geçmişteki yanlışlarından ders çıkarmalı. Tabi önce yanlışların ne olduğu tespit edilmeli. Yanlışların tespitinden sonra zaman kaybetmeden çözüm önerileri, yeni yöntemler, plan ve projeler geliştirilmeli ve daha çok gelecek üzerine konuşulmalı. Geçmişe çok takılır kalırsak ve sürekli şunlar yanlış yapıldı, bunlar olmamalıydı dersek hem insanları bulunduğu zamandan koparıp geçmişle meşgul ederiz hem de zaman kaybederiz. Savaş bey gibi sosyal bilimciler -akademisyen olmasa da hayatın içinde tecrübe sahibi olmuş insanlar- bulundukları yerlerde çözüm üretmeli diye düşünüyorum.

  23. Özeleştiri zamanı değil diyenlere
    Arkadaşlar bakın Savaş GENÇ dediği şey çok doğru siz dini kullanarak ümit verdiniz hep rüyalar vs. ama şimdi insanlar dinini sorgular oldu. Bu doğru bir tespit bir çok insan da böyle . Hapis işten atılma 1 yere kadar insanları mahveden şey kafalarındaki sorular ve bu sorulara cevap vermeyen Güleni eleştirmiş Savaş Bey’de. Said nursi’den tut her şeyi sorguluyor insanlar gerçek bu. Şunu kabul etmek lazım bazı insanlar daha zekidir , sizin aklınıza soru gelmeyebilir Gülene bağlı olabilirsiniz, ya da basit cevaplar ile meseleyi çözmüş olabilirsiniz. Ama herkes öyle değil, ümidi kıran yazı falan da yok, ümit aşılama da yanlıştır. Karşınız da çocuk yok ki ümit veriyorsunuz, gerçekleri söyleyin, ayrıca dini kullanarak ümit vermek şirktir. Eğer o rüyalar falan görülmüyorsa şirktir.

  24. Savaş Genç, bunları söylemek için çok geç kalmışsın, şu an bunları söylemen hiç bir şey ifade etmiyor. İşlerin içindeyken bunları dile getirecektin, gördüğün yanlışların düzeltilmesi için mücadele edecektin, olmuyorsa kader deyip bana eyvallah diyecektin.
    Bu oluşumun bu hale gelmesinin sebebi bellidir; görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok, her şey ortada …
    Bir zamanlar ”Yıkılası abilik” dendi, nerdeeee yıkılması bilakis, kendisine abi denilenler gardlarını aldı, saltanatlarını daha da sağlamlaştırdılar. Anlaşılan kader, bu oluşum hakkında Fatır/ 16 ‘yı uyguladı.
    Sebep olan yapmış gibidir. Kim bunlara sebep olmuşsa o da hissesini alacaktır. Oluşumdaki ilahiyatçılar, mollalar, abiler, teologlar denen tayfa asıl sorumludur. Hizmetin katili bunlardır. Analitik düşünce yok, insan psikolojisi bilmezler, yönetimsel beceri yok,… yok yok yok, yok oğlu yok. Varsa yoksa argümanları itaat, yalama. Enaniyet 100 batman, dini biz biliriz havaları…ulen ilahiyat fakültelerinin puanı kaçki? sen zehir kafalı, boğaziçiliyi, itülüyü, şunu bunu yönetmeye çalışıyorsun. Eskiden de bi bok değildiniz, şimdi de bi bok değilsiniz. Bundan sonra kimse sizi takmayacak, zaten takanında kafasına vapur düşşün. Üstadın talebelerinin kaçı ilahiyatçıydı lan keratalar?
    Dilerse sizi yok eder ve yeni bir halk getirir. Fatır/16

  25. Hizmet nerede hata yapti konusu hizmetle istigal edenler tarafindan etraflica degerlendirilmeden gerekli dersler alinmadan problemler hicbir zaman bitmeyecektir.
    Ben ozellikle dergide abone fazlasi,gazetede abone fazlasi, daha fazla himmet daha fazla insan diyerek asil maksattan cok uzaklasildigini ve bu gidisle musibetler hizmete cok yakin diye zamaninda ilgili arkadaslarla konusmuslugum var.
    Manevi taraftan bakarsak ne zaman ki himmet, gazete ve dergi abonesi yapan gorevli arkadaslar namazlarini aksatmaya ya da kilmamaya basladilar iste tam o zaman bu sikintilar geldi.
    Dinlememekle beraber hala bu isin basindaki insan gazete abonesi sayisini bu sikintilarin nedeni olraka goruyorsa bence cok yanlis yerlerde dolasiliyor.
    Asil mesele insanlarin imaninin kurtulmasina vesile olmak iken nasil oldu da asil mesele daha fazla para daha fazla abone daha fazla maddi guc oldu?
    Bu sorunun cevabi bulundugunda bir cok sikinti cozume kavusur.Ama anlasilan anlamasi gerekenler hala bu sade gercegi anlamamakta israr ediyor.O halde onlar yurt disinda manevi programlar yapmaya devam etsinler ama Turkiyedeki mazlumlarin ve garibanlarin zulumleri kat be kat artsin.

  26. Hizmet çok ağır bir imtihan ve çok sıkı bir elekten geçiyor.. İçinden geçtiğimiz bu meşum süreçte yazan, çizen, konuşan bir çok insan zuhur etti. Yazıp çizenlerin çoğu Firavun cephesinin modern sihirbazları olarak arz-ı endam etti.. Bunlara modern sihirbaz dedim çünkü yaptıkları vazife Firavunun etrafındaki sihirbazların yaptıklarının aynısıydı. Firavun ve emelleri hesabına halkı aldatmak.. Yalanı hakikat göstermek, hakikatı da yalan.. Birde bizim cephede bir zümre zuhur etti. Bunların az bir kısmı eskiden beri yazıyor, çiziyor ve konuşuyordu. Dün açık yüreklilikle, sadece ve sadece Hizmeti geleceğini düşünerek düşünüyor, yazıyor ve ciddi uyarılar yapıyorlardı. Ancak bir kısmı Hizmet (zahiren) düştükten sonra kalemlerine ayrı bir güç, fikirlerine başka bir ilham, yazılarına farklı bir bereket geldi, cesaretleri arttı.. Modern sihirbazları bir kenara bırakıp bizim cephede yazılıp çizilenler hakkında bir kaç konuya temas etmek istiyorum.

    Hizmet ve ona gönül verenler artık sadece Türkiye`de değil bir çok ülkede özellikle hak, hukuk, demokrasi, kanun ve adaletin olmadığı ülkelerde ciddi bir tehlike ile karşı karşıyadır.. Kardeşlerimiz bay, bayan, çocuk demeden şeytani plan ve operasyonlarla ciddi bir taarruza maruzdur.. En son Meriçte katledilen kardeşlerimiz ciğerlerimizi yaktı kül etti.. Neredeyse hergün bir kardeşimiz bir ülkede bir operasyona maruz kalıyor.. Bütün bu yaşananlar karşısında Hizmet`in ve yönetiminin sahalarında uzmanlar eşliğinde Hocaefendi`nin tabiriyle ortak akıl ile çok daha etkili, daha ciddi, daha kapsamlı stratejiler üretilmesi beklenirdi.. Belli konularda Hizmet`i eleştirenler yaşanılan çok ağır ve acı hadiseler karşısında yüreği yanarak çırpınıyor ve çığlık olup inliyor.. Bunların çoğunu şahsen bir yürek yangını ve samimi serzenişler olarak görüyorum. Zira hala Hizmetle gönül bağlarının kopmadığını düşünüyorum.. Yani Hizmeti ve insanlarını dert edinmektir ki insanı konuşturuyor..

    Son dönemlerde özellikle bazı şahısların Hizmete karşı yaptıkları eleştiri, kritik veya bazılarının ifadesiyle muhasebe, murakabe ameliyeleri ve sorgulama tarzları soruluyor. Bu türden murakabe, muhasebe, eleştirileri yapanlar çeşit çeşit. Bazıları kalem ve fikirleriyle, bir kısmı pozitif katkılarıyla, bazıları sözleriyle, kimileri gıybetleriyle, kimileri tenkidleriyle, kimileri kusur müfettişliği ile hemen her zeminde, her yerde ve her beldede bu tür insanları görmek mümkün.. Acizane kanaatim şudur.. Bu hal Hizmetin içinden geçtiği vetirede kaçınılmazdır. Bu süreç yaşanacaktır.. Bunu engellemeye kimsenin gücü yet(e)meyecektir.. Ama bir şey var yarın bu süreç bittiğinde d]nya çapında bir vicdan sesi hayali olarak size bir mikrofon uzattığında “sen ne yaptın” sorusuna verecek cevabımız olmalı.. Bütün mesele de budur..

    Hocaefendi ne diyor?..

    Öncelikle Hocaefendi bu süreçte yaşananlarla ilgili ne dedi ona bir bakalım..

    Birinci örnekte Hizmeti kusursuz görüp savunanların bolca kullandığı argümanlar… Bir çok örneği olabilir. Sadece bir iki cümle paylaşıyorum..

    “Benim esas meselem: İftira ve bühtanın bir hastalık haline gelmesi, Mü’minlerin arasına bile sirayet etmesi… Bakın!.. “Acaba ne yanlış yaptık ki biz -falanların yanlışı- bugün bu iş başımıza geldi? Ali’nin yanlışı, Veli’nin yanlışı, Osman’ın yanlışı!..”

    “Böyle kritik bir dönemde “atf-ı cürüm” -hukukta geçen bir tabir- çok olur. Bazı insanlarda, başkalarını suçlamak suretiyle işin içinden sıyrılma gibi bir “kompleks” vardır: Atf-ı cürüm… “Birini karalarsak, biz, işin içinden sıyrılırız!” Hasımlar da -esasen- onu istemektedirler. Hafizanallah, böyle bir dönemde “gıybet” çok olur.”

    “Günah-ı kebâir, tevbe ile zâil olur; fakat insan yaptığı günahı, gıybeti, iftirayı, bühtanı, bir mahzursuz şeymiş gibi görüyor, hem de böyle sürekli tekrar edip duruyorsa, bunu “mahzursuz” kabul ediyorsa; beş vakit namaza beş de ilave etse, on vakit namaz kılsa, yine kâfir, yine kâfir, yine kâfirdir!..”

    Birinci örneği kendilerine rehber edinenler, sürekli bu ve benzeri notları ve söylemleri kullanarak konumlarını tahkimleştirenler, nedense yine aynı Hocaefendi`nin mesela aşağıdaki sözlerini veya benzer cümleleri nedendir bilinmez hiç kullanmazlar. Hatta Hocaefendi`nin Çağlayan dergisindeki baş yazıları görmezden gelirler. Son baş yazının başlığı “Kendiyle yüzleşmede Peygamber ufku..”

    İkinci örnek ise ikinci grubu yani bir muhasebe, murakebe ile yeni stratejiler üretip yine Hocaefendi`nin sözüyle “Güzergah emniyeti” alma gayretinde olanları haklı çıkarıyor.. Ancak ne var ki bazen gıybet ve tenkid noktasında kantarın topuzunu kaçırıyorlar…

    “Evet, o açıdan oturup-kalkıp bir taraftan “Başımıza gelen şeyler, şundan oldu!”; bir taraftan “Doğru, misyonumuzu edâ edemedik. Bütün argümanları o istikamette kullanamadık!”; bir taraftan da “Umum dünya konjonktürünü nazar-ı itibara alarak, demek bundan sonra Hizmet metotlarımızı, sistemimizi yeniden ayarlamamız lazım!..” mülahazası ile meşgul olmalıyız.”

    “Meseleye ve maruz kaldığımız şeylere icmâlî bakmalı ve “Şimdi bu gâile ve bu badirelerden sıyrılmanın yolu nedir? …. Öyle ise biz, dua, tazarru ve niyaz koroları oluşturmalıyız. Ve sonra bu badireden, bu gâileden akıllıca, mantıklıca sıyrılma yollarını araştırmalıyız.”

    Hizmet`i korumak ama kimden?.

    Bu iki örnekten de anlaşıldığı gibi, Hizmet`i koruyacağım diye bilerek veya bilmeyerek Hizmet`i bir felakete doğru sürükleme ihtimali mevcut. Daha da ötesinde ahiretimizi mahvetme tehlikesi sözkonusudur. Ama burada bence asıl olan Hizmet`ten önce herkes kendini korusun.. Vebale girmekten, iftira atmaktan, gıybetten, zulm etmekten, yalandan, dalkavukluktan, sünepelikten, riyadan, yaltaklıktan ve daha neler neler… Zira bu dava Allah`ın davası ki bunda şüphe yok. Allah davasını koruyacaktır.. Kimse kendi konumlarını koruma hevesine, şahsi hesapları adına Hizmet`i kurban etmesin yeter.. Her iki cenah için de geçerlidir. Aslında her iki görüşün de derdi bence aynı. (Bazı istisnalar, şahıs ve gruplar müstesna) Ama bazen ifrat bazen tefrit ile olan yine Hizmet`e oluyor. Dolayısıyla bir kısım insanlar bu tür tartışmların içinde adeta kısır bir döngü ile fasit bir daire oluştururken bu dehşetli zamanda asıl yapılması gereken işler yapıl(a)mıyor. Onbinler hapiste, yollarda, hicrette, gaybubette vs.. Hizmet gücü ve enerjisini önce bu insanlara harcamalı. Ama bu arada yol emniyetini almayı da ihmal etmemeli.. Zaman geçiyor acılar, dertler, handikaplar artıyor.. Hasılı hür olan, dışarda olan, demokratik ülkelerde bulunan, imkanı olan insanlara çok ama çok iş düşüyor…

    Bu arada bir nokta gözden kaçırılıyor olabilir mi? Allah Kur`an-ı Kerim`de bir çok yerde defaatle ‘Sizi mutlak imtihan edeceğim…, İman edip kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz?, İmtihan olmayacağınızı mı zannediyorsunuz?, Başınıza öncekilerin başına gelenler gelmeden cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz?” buyuruyor. Acaba bu ayetlerin muhatabı kimlerdir?. Bu arada insanın karşılaştığı bu imtihanlar karşısında insanın cüz-i iradesini yok saymak, tamamiyle hadiselere teslim olmak demek de değil…

    Bazı tespitler…

    1- Özellikle yazı yazmak suretiyle Hizmet`i kritiğe tabi tutanların eleştirdikleri meselelerin bir kısmına katılıp bir kısmına da katılmadığımı ifade etmek isterim. Bunların detayı ayrı bir yazı konusu. Amma benim çok merak ettiğim bu tür yazı yazanların bir çoğunun özellikle batı medyasında, çağa damgasını vuran asrın Zaliminin zulmünu anlatıp tenkit ettikleri, bebekleri bile zindana tıkacak kadar vahşiliklerini, haramilerin hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, yazdıkalrını şahit olmadım. Bu şahısların yabancı dilleri de çok iyi olmasına rağmen bu manada bir yazı yazdıkalrını görmedim. Bence içinden geçtiğimiz bu musibetten dem vururken önce, zalimin zulmünden Nemrud`un ateşe verdiği ülkeden, milleti topyekün ifsat eden müfsitten, Peygamber torunlarını katleden Yezit`ten, bütün ülkeyi cehaletin bataklığına gömen Ebu Cehiller`den, ve masum bebeklere operasyon yapan Firavunlar`dan, masum kadınları ve bebeklerini Meriç`te boğan canilerden bahsetmeli.. Yani durum şu bir kavgaya girmişiz, karşımızdaki zalim bizi öldüresiye dövüyor, yetmiyor sövüyor oda yetmiyor boğuyor ama biz boğulurken bile birbirimize tekme tokat atıyor, kaç göz işaretleriyle hakaretler ediyoruz…

    2- Hizmeti ve hizmet edenleri adeta tirübünlerde oturup, elinde çekirdek çıtlatarak, ayak ayak üstüne atmış kahvesini içme keyfiyetinde eleştirenler, kusur müfettişliği yapanlar ve hizmet insanı için lafazanlık yapmaktan başka bir şey yapmayanların sözlerine zerre kadar itibar etmeyin. Bu tür insanları okumayın, dinlemeyin, izlemeyin, görmezlikten gelip yokluğa mahkum edin. Çünkü bu tür insanların Hizmete katabileceği bir değer olduğuna inanmıyorum.. Olsada zarar ve tahriplerinin daha fazla olacağını düşünüyorum.

    3- Şayet sahada, şöyle böyle koşturuyor, düşe kalka da olsa hizmet etmeye, mazlumların, mahkumların, gariplerin sesini soluğunu duyurma heyecan, plan ve stratejileriyle koşturuyorsa, bizzat sahada ter döküyorsa, on binlerce masum, mazlum ve mahkum için sahip olduğu imkanları seferber etmek suretiyle bir gayret ortaya koyuyorsa, ve aynı zamanda Hizmetin içinde bulunmak suretiyle Hizmetteki bazı arızaları gidermek derdiyle bazı fikirler beyan ediyorsa bunları dinleyin. Bu muhasebe ve murakebeler çok değerlidir. Bu tür insanlar konuşuyorsa konuştukları değerlidir. Ve bu insanlar asla ve kata hain değildir.

    4- Tenkitleri Hocaefendi`ye kadar dayandıranlar hatta bütün bunların müsebbibinin Hocaefendi olduğunu söyleyenler var. Bu çok doğru!. Bütün bunların başımıza gelmesine sebep Hocaefendi`dir. Hocaefendi`nin ufku ve bütün insanlığa sunduğu küresel ve insani reçete temelde Hizmet hareketinin lokal ve global bir taarruza maruz kalmasını netice vermiştir. Asırlarca İslam ve hakiki müslümanlarla mücadele eden dinsiz şebeke ve şirzime-i kalil elbette İslamı kendi coğrafyalarına hapseden, İslam yobazlarına bu tür operasyonları yapmayacaktı tabii ki.. İslamı güneşin doğup battığı her yere ve yöreye götüren Hizmet ve Hocaefendi bu tür soykırıma maruz kalmayacak da, IŞİD, El Nusra, Boko Haram, Hizbullah, Harici, Haruri kafalar mı bu soykırıma maruz kalacaktı? Yoksa camiden eve, evden camiye giden müslümanlar mı? Dinsiz şebekenin istediği Müslüman tarzı ya terörist olmalıydı veya kara cahil, sünepe, dünyadan kopuk olmalıydı. Hizmet bu ikisinden de değildi. Hizmet İslam`ın yeryüzünü kucaklayan bütün insanlığa sunacağı evrensel mesajı 180 ülkeye götürüyordu. İşte bunun için Hocaefendi suçluydu!. Ama dinsiz şebekeye, nifak çetelerine, derin zındık komitelerine, kefere ve fecereye göre suçluydu.. Ama inananlara göre asla ve kata…

    5- Hocaefendi elbette kusursuz bir insan değildir. Her insan hata yapabilir. Ama ben şayet bir hatası varsa onu teşbihte hata olmasın şuna benzetiyorum. Hocaefendi yıllarca Türkkiye`de bulunan cemaatine “dünyanın dört bir yanına yayılın. Hicret edin. Benim adım güneşin doğup battığı her yere gidecektir diyen bir Peygamber`in (sav) ümmeti olarak İslam`ın o güzel yüzünü dünyaya gösterin. Gidin zira insanlığın size ihtiyacı var” dedi. Ve daha neler neler dedi. Daha da ötesi aslında kendi hayatı ile cemaatine örnek olmuştu. Bizzat hicret ediyor ve haliyle de hicret edin hayat bulun diyordu. Ama Maalesef Hizmet erleri o yada bu sebepten bir türlü dünyaya tam manasıyla yayılamadı. İşte bunun için Allah (cc) tabiri yerinde ise bir sinsi planı vesile kılarak Hocaefendi`yi yanıltmış olabilir. Bu hata neticesinde Hizmet adeta bütün dünyaya yayılmış oluyor olabilir. Murad-ı ilahi tahakkuk ederken çok ciddi bedeller de ödeniyor olabilir. Yani tıpkı ilk insanlık hatası neticesinde insanlığın Cennet`ten çıkarılıp dünya ve imtihan hayatına gönderilmesi gibi.. İşte aynen bunun gibi bu hata neticesinde Hizmet erleri yeryüzüne birer tohum gibi saçıldı. Kendi dünyalarından insanlık dünyasına yayıldı. Adeta bir akvaryum içinde hayatını devam ettiren Hizmet bu akvaryumun parçalanmasıyla uçsuz bucaksız okyanusa açılıverdi. Okyanus şimdilerde biraz korkutucu ve sıkıntılı ama yarınlarda okyanus bize çok sıcak ve kendi evimiz gibi gelecek. Çünkü yeryüzü mirasçıları için yeryüzünün her yeri bize vatandır..

    6- Hizmetin özellikle yönetim kademelerinde bulunup Hocaefendi`nin bile bir sürü “acabalar”la kendini muhasebe etmesine, cemaatine yazdığı aylık mektuplarda sürekli kendimizi sorgulayan yazılar kaleme almasına rağmen kendilerini kusursuz ve daha doğrusu suçsuz görenlerin de hizmetin selamet ve bekası için çok ciddi bir murakebe ve muhasebeye ihtiyaçları vardır. Ortak aklı, sahasında uzman insanlardan hakkıyla istifade etmeyi, istişarenin hakkını vererek ve sonunda da alınan kararları samimi, ciddi ve pratik hayata taşıyarak Hizmet`i içinde bulunduğu badireden atlatmak durumundadırlar. Bunu çok samimi bir şekilde icraatlarıyla ortaya koymaları gerekmektedir. Zira yarın çok geç olabilir. Ve bütün insanlığa götürülebilecek bu evrensel mejasın akim kalmasına veya gecikmesine sebebiyet vermek tarihi bir vebal olacaktır. Allah hepimizi bu duruma düşmekten ve düşürülmekten muhafaza buyursun..

    ALP ARSLAN ATAER

    alparslanataer@gmail.com

    alparslanataer.wordpress.com

    • Çok teşekkür ediyorum. Inşallah sizinle de röportaj yapılır. Engin Bey Alparslan Beyle iletişime geçer misiniz?

    • kardeşim nasıl bir kafa yaşıyorsun. üzülüyorum sadece. Dinden diyanetten dem vuruyorsan mesele Hocaefendiye(!) gelince dikkaet edelim kardeşler gıybet iftira diyorsun. ama kendin gelip ^Amma benim çok merak ettiğim bu tür yazı yazanların bir çoğunun özellikle batı medyasında, çağa damgasını vuran asrın Zaliminin zulmünu anlatıp tenkit ettikleri, bebekleri bile zindana tıkacak kadar vahşiliklerini, haramilerin hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, yazdıkalrını şahit olmadım^ bu lafı diyorsun, aç bak kim ne demiş.

      Ben dindarlıktan ihlastan uçtuğumu falan iddia etmem kimseye de din dersi vermem, yazının başında din dersi vermişsin bu net yazının sonunda gene diyorsunki ^Ama dinsiz şebekeye, nifak çetelerine, derin zındık komitelerine, kefere ve fecereye göre suçluydu^ nereye koycan bu lafını şimdi ortaya bir yere sallıyorsun kime dediğin belli değilde birilerini dinsiz ilan etmişsin artık kimse bunlar, kim olduklarının bana göre bir önemi yok, bu üslupla iftiraya girmemen imkansız çünkü.

      Böyle uzun yazılarda yazacaksanız keşke izah etseniz bazı şeyleri tutup din dersi vereceğinize. Neden mi ? Çünkü Adil öksüz akıncı üstünden çıktı, binlerce itirafçı takır takır abilerimizden sms geldi diyor onların abileride bana da benim abim msj attı eagle üzerinden diyor. Bu durum nedir biliyor musun, ben FG’yi yatakta biriyle basmışım FG’nin yüzüne bakıyorum o da Ben açıklama yapmıcam diyor susuyor bende arkasından her gittiğim yerde lafımı söylerim, sende gidip FG’ye açıklama yap müslümanları suizana sevk etmek günahtır , ayrıca sen bir lidersin öndersin takipçilerin sukütu hayale uğradı yazıktır günahtır intihar eden ateist deist olanlar var müdahale et bu duruma diyeceğine, gelip bize iftira etmeyelim suizana girmeyelim vs diyorsun.

      Biraz empati yapsanda millet niye FG eleştiriyor bir düşünsen, ve kendin ona toz kondurmuyorsun ya kafandaki bu rahatlığı bize anlatsan keşke, yani benim sana burda ne sorcağımı daha neler diyeceğimi bilmen lazım, madem kafan rahat o kelimeleri o sorulara cevaba yönetsene, madem FG avukatlığını yapıyorsun tam yap. FG hakkında binlerce ? işareti var.

      Şu olaylar için ^Allah (cc) tabiri yerinde ise bir sinsi planı vesile kılarak Hocaefendi`yi yanıltmış olabilir. Bu hata neticesinde Hizmet adeta bütün dünyaya yayılmış oluyor olabilir. ^ bu lafı dedin ya gel kafama sık gene bu lafı deme, kahroldum resmen. Bu hizmetin dünyaya örnek olacak bir değeri maalesef yoktu, olsa akp ile 2013 kadar birlikte yürünmezdi bu mevzu bu kadar net. Demokrasi-insan hakları en temel mevzular 15 temmuz sonrası oturdu bu hizmette. Onun öncesinde üst tabaka zaten zulüm ediyor millete, alt tabakada hiç bir şeyin farkında değil bazen farkında olsa da Ekrem dumanlı gibi birinin ‘onlar gazeteci değilki terörist’ gibi bir lafıyla hizaya çekiliyordu.

      bylock listesini MİT’e biri vermiş, FG çıkıp bylock mylock gene bişi uydurmuşlar diyor, FG çıkıp o listenin Mit’e nasıl geçtiğini demiyorsa ben FG’ye söverim. Benim için Erdoğandan farkı yok, Erdoğanı savunanlara nasıl katlanamıyorsanız bende siz FG savununca katlanamıyorum bari biraz somutlaştırıp savunun savuncaksanız, Erdoğanı savunanlar gibi ama o ümmetin lideri gibi laflarla değil. Belki İsmail Sezgin gibi olabilir.

  27. Bazen eksiklikleri kendimizde aramaktan korkariz. Halbuki toplum sen duzelirsen duzelir. Insanoglu icin herzaman eksigi baska yerlerde aramak daha kolayina gelmistir. Bugun yapilan tartismalar elbetteki gereklidir. Ancak cemaatin suyu buyu olmamaliydi demektense “biz bu isin bizcesini ne derece yapabildik” sorusuna cevap aramali, tabiki önce kendisinden baslayarak.

  28. Aslinda herkes gördüğünü yaşarmış. Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir hikayesi malumdur. Bizde diyelim sende doğru söylüyorsun. Ama doğrularini yanlişin uzerinde bina etmek anlamsizca bir durum. Sanirim Aksiyon dergisi, Zaman yorum sayfasinda yillarca yazi yazdiniz. Ben bugun söylediğiniz ifadeleri o gün böyle deyip yazmamaliydiniz cemaatin mecmualarda. Sizin yazilarinizin hemen hemen hepsini okudum. Bir ara TRT de de program yaptiniz, bazilarini izledim😊😊😊😊

  29. Bir akademisyen olarak, bir akademisyenin yazılarının bu kadar sığ üretilmesine tepkiliyim! Savaş Bey’in yazılarını Ortaokul talebesi kompozisyon seviyesine indirgemesinden şikayetçiyim. Bir sosyal bilimci olarak ifade etmeliyim ki, hiç bir veri, istatistik yöntem, analiz metodolojisi kullanılmadan şahsi vehimlerle yazılan bu yazıların dikkate alınır bir yanı bulunmamaktadır (tamamen akademik bakış açısıyla ifade ediyorum). Gerek Fatih Üniversitesi’nden gerek Zaman ve STV den banka hesabına paralar yatarken asla bu tip yorumlar yapmayan ancak şu an oralardan nemalanamayan bir insanın böyle bir yazı kaleme alması için ancak hafızasının silinmiş olması lazım. Pek tabi insanların fikirleri değişir ancak erdem odur ki zaten akademik olmayan böyle hissi yazıları geçmişteki yaşantısı sebebiyle kaleme alma selahiyetini insanın kendinde görememesi gerekir (bu sefer de tamamiyle ‘erdem’ açısından ifade ediyorum) İnsanın hayatında dilinden ve elinden sadır olanların bağlayıcılığı vardır. Ama akademik yazılar başkadır, verilere ve analizlere dayanır ve okuduğunuzda sizde “hırs, bencillik,….(daha fazlasını yazmak istemiyorum)” tadı bırakmayan tarafsız yazılardır. Çok rica ederim değerli vakitlerini yanlışın kuyruklusunun yapıldığı başka sosyal oluşumlara yöneltip çözümlere katkıda bulunsalar keşke. Zira bu tip yazılar yazan basiretsiz insanların da yüzlerinin kızaracağı zaman gelecek, bunu çok net görüyorum.. NOT: Her hadise kendi dönemi, coğrafyası, etkilendiği ve etkilediği insanlar-durumlar yönüyle ele alınmalı, olaylarda vektörel sapmalar oluşturacak karşıt durumlar, düşmanlar, olanaksızlıklar da göz önünde bulundurulmalı, bazen istenilen çözüme ulaştıran şeyin 1.doğrunun değil de 2.doğrunun seçilmesi durumsallığını da eklemelidir. İşte Cemaat/Hareket/Hizmet her ne deniyorsa niçin zamanında öyle yapmış, hangi sebeplerle- motivasyonla hareket etmiş, alternatif kararı alsaydı hadiselerin nasıl şekilleneceği bilgileri YOK iken, bir takım kişilerin yazdığı böylesi “ne idüğü belirsiz” yazıları, ben “Kabataş Yalanı”nın yazılarına benzetiyorum. İnanın mesele Savaş Genç ve benzeri yazarların asla bilemeyeceği kadar derin, bazı kararları alanların akılları ve iz’anları da bu yazarlarınkinden kat be kat kalitelidir. Hareketin serencamesine bakıldığında, öyle yokluklarla oldurulmaya çalışılmış, kimlere-nelere rağmen hangi manevralarla hayatta kalmış, kimler kimlerin özveri kelimesini patlatırcasına hayatlarını adamasıyla şekillenmiş, kimlerin gözyaşı, kimlerin teri, kimlerin duası ile bu kadar büyümüş ve bir Savaş Hoca hocalığını en rahat O Üniversite’de yapmış, en rahat O Kanal’da konuşmuş, O Gazete’de yazmış, şimdi de yemek yediği kaba tükürüyor. Yapma Hoca, oldu mu? Varsa bir bildiğin kimseye fayda vermeyecek bu yazıları yazarak değil, niyetin iyiyse işin bir ucundan tutup mevcut acıyı hafifletmek için didin, çünkü şu an acıların çığlığı sizler gibi oturduğu yerde rahat insanların gerine gerine yazdığı bu tip yazıların duyulmasını engelliyor zaten. Hmm, eğer niyet kötüyse, zaten bu dünyadakötü çok, bir fazlasına inanın hiç tahammülümüz yok! Hareket 4/4lük mü? Olmadığını zaten ilahi kanundan biliyoruz, bu yeni bişey değil ki! Siz yeni mi anladınız? Ama yapılacak daha güzel bir gayret sunan da çıkmadı şimdiye kadar, dil kaslarından hariç gayret kasları kuvvetli olan birisi daha iyisini bize sunana kadar, bu davaya laf ettiremem hiç kusura bakılmasın! Bu işin kaçınılmaz eksikliği, uygulamada eldeki insan faktörünün mutlak eksikliği kadar eksiktir, insan mükemmel bir varlık olsaydı, sermayesi insan olan bu hareketin uygulaması da mükemmel olacaktı, yani Hareket hepimizi ‘Peygamber’ yapacaktı (!) Son söz diyeyim “Kardeşim niyette-hesapta-kurguda hata yok! Hata uygulamada var, ama zaten minimum olması için kontrol mekanizmaları vardı, doğru işletilseydi! Fakat o hata türleri de mutlak hata değil, kardan zarar! Yüzlerce ülkede binlerce okulda tecavüz vakası yok! Bırakın aşırılıkları, antipatiklikleri, gidinilen sosyal ortamlara uyum sağlayamama diye bir problem yok, grup çalışması kimyası olmayan bir millete pozitif bir konuda sürdürülebilir özellikli organize olmayı öğretmişsiniz, sen daha neyden bahsediyorsun Savaş Hoca? Bunlar elbet övünülecek şeyler değil, zaten asgari olması gerekenler ancak, bunların hiç gerçekleştirilemediği bir ülkede çıkıp da cemaatin medyası ile ilgili mevzuyu dillendirirsen ben de derim ki “nolmuş bu Savaş Hoca’ya, realite ve zamandan bu kadar mı kopmuş? Bedende kangren varken, o bedene yapılacak estetik nitelikteki extralardan bahsederek niye iz’anını sorgulatır hale düşürüyor?” diye şaşırırım.. Vesselam

    • Nur al hareketine başına çal senin olsun Hizmet.

      Madem çok cesaretlisin Savaş Genç gibi buldun garibanı ona saydırıyorsun, kendi abine ablana ya da FG şu lafı desene bi ^sizler gibi oturduğu yerde rahat insanların gerine gerine yazdığı bu tip yazıların duyulmasını engelliyor zaten^
      Şu savaş’a dediğin lafların 10 da 1 ini kendi üstündekilere desen ülke bu hala gelmezdi merak etme, Savaş’a istediğini de eleştiri olsun, o hizmetin üstündekilere bişi deyince kendi yemek yediğin kaba tükürmek olsun, güzelmiş çok akademik bir tespit.
      ^Varsa bir bildiğin kimseye fayda vermeyecek bu yazıları yazarak değil^ hemen tespit ettin kimseye fayda vermediğini zaten , niye vermiyor acaba , sizin gibi üst merkezler kulaklarını tıkadığı için fayda vermiyor demek istiyorsun yani biz sallamıyoruz seni demeye getirmişsin. Tabanı 2 gram düşünmediğinizi gene ifade etmişsin, bu yazılar çünkü tabana terapi gibi geliyor.

    • yazına tekrar baktığımda gördüm ki
      ^ Gerek Fatih Üniversitesi’nden gerek Zaman ve STV den banka hesabına paralar yatarken asla bu tip yorumlar yapmayan ancak şu an oralardan nemalanamayan bir insanın böyle bir yazı kaleme alması^

      İlk okuduğumda bu ifadeyi, Hizmetten hiç bir nemalanması olmayan Savaş bey olarak okumuştum. Yani siz geçmişte nemalanan paragöz biri olsanız anlayacağım sizi Savaş bey onlar zaten çakıyor geçiyor hizmete ama siz öyle değilsiniz diye anlamışım. Niye öyle anladım çünkü yorumu yazan kişiyi Hizmet insanı diye düşünüyorum, ve ismine de Nur demiş, kadın bir troll olacağını düşünmedim asla, kadınlar zaten cemaatin merkez tabakasında da olmaz diye hiç aklıma gelmedi yani böyle iğrenç bir ifade kullanacağın. Elbette yazının altına inince zaten sinirim tepeme attı ve ilk üsteki yorumu yaptım. Ama genede çok mu sert oldu hizmetten biridir belki kalbini kırmayım diye yazına tekrar baktığım da bu ifadeyi gördüm ve kesinlikle trollsun ya da kötü niyetli birisin. Böyle bir şey denir mi ya, bir insana böyle iftira laf atılır mı ne farkın kalıyor bunu diyince aktrollerden. O hocanı çok seviyorsan bari dediklerini örnek alsaydın, ama sen galiba ona o kadar yakınsın ki yaptıklarını örnek almışsın. (Burda aynı şekilde sende FG iftira atıyorsun diyen olabilir, dediğim gibi FG susarak zaten 15 temmuz darbesine karıştığını bana göre kabul etmiştir çoğu konuda da susarak bir çete lideri gibi davrandığına zaten kanat getirdim ben, böyle trolleri görünce de direk aklıma Erdoğan ve trolleri geliyor, yani ortada troll varsa bir Erdoğan da vardır diyorum.)

  30. Bilmem ben.. anlayamam, göremem duyamam hissedemem…
    Tek bildiğim 40 yıllık hayatında hocam bana tek bir yalan söylemedi. Bu yol uzundur menzili çoktur geçidi yoktur derin sular var dedi.. hep ilkin kendisi daldı o sulara.. her dönemde acıyı en çok o çekti.. başkalarına da hep konuşmak düştü; hep konuşmak.. iyiyken başka türlü kötüyken başka türlü..

    • Gülen daha geçen bylock mylock ben bilmem o neymiş ya diye güldü,

      17-25 yapanları tanımam etmem hiç alakamız yoktur diyip sonra ailelerine belgesel çekmek daha sonra da 17-25 yapanlar aramızı bozmak için tertiplemiş olabilir gibi bir ifadesi vardı

      Adil öksüzü tanımam ben demek

      sizin yalan tanımınız nedir acaba ?

  31. ^zihni kodları hala Necip Fazıl ve Mehmet Akif milliyetçiliğinin dışına çıkamamış geleneksel neslin değerlendirmelerini esas aldı^ Bir dini cemaatin aslından İslam dininden de ne kadar uzak olduğunu gösterir bu laf. Akif’i bilmiyorum ama Necip Fazıl ve o ekol bugünki Akp, ve diğer cemaatlerinde mayasını oluşturur ve ne kadar dinle alakaları var sizin takdiriniz. Kendimizi Müslüman derken, Osmanlının kundak daki şehzadelerini öldürmesini savunan bir anlayış ile, mesele vatansa gerisi teferruattır anlayışına, Atatürk Abdülhamite darbe yapmış ise Abdülhamit o zaman melektir onun karşısındakiler ise masondur anlaşıyla hem bilimsel tarihi çarpıtma hem birilerine iftira atma açık açık yalan söyleme, belli kesime(mason) karşı toptan karşı çıkarak adete bir nefret suçu, eyleme dökülürse soykırım vs. Böyle bir zihniyet bir dini cemaate barınıyorsa ona nasıl dini cemaat diyebiliriz ki, Yukarda saydığın şeyler islam diniyle nasıl alakası var nasıl fetvalar veriliyor anlamış değilim. Allah yasakladığı tüm büyük günahlar var yukarda. Cemaatin böyle zihniyettekileri dinlemesi sosyal bilimcileri dinlememesi ayrı bir olay, böyle zihniyetteki insanların cemaatin tepesinde olması ayrı bir olay, Gülen hiç mi talebelerini yetiştiremiyor ya da kendi de mi bu zihniyette, ‘üstad NFK ‘ diye sohbetlerinde onun da geçiyor maalesef. Birinin çıkıp Said Nursi böyle değildi biz batırdık demesi ya da Said Nursi de maalesef böyleydi, yalancı bir bahar yaşadık demesi lazım. Herşeyden elini eteğini ÇEKEN KESİM, SİZ SUSTUKÇA AHİRETTEKİ HESABINIZIN DAHA MI AZ OLCAĞINI ZANNEDİYORSUNUZ, 3 GÜNLÜK DÜNYADA HALA DAHA O KÜÇÜK AKILINIZDAN PLAN YAPMAYIN, AKP GİDER TOPARLARIZ FALAN OLMADI TÜRKİYE DIŞINDA DEVAM EDERİZ FALAN, BİR ŞEKİLDE HALLEDİLİR, MİLLETİN MORALİ BOZULMASIN DİYE YALAN SÖYLENİR SAVAŞTAYIZ FALAN DİYE FETVALAR VERMEYİN KENDİNİZE AKLINIZ ARTIK ŞEYTAN AKLI GİBİ ÇALIŞTIĞI İÇİN AKLINIZ NE DİYORSA ZITTINI YAPIN VE KURAN KERİM EN TEMEL AYETLERİNİ ÖRNEK ALIN ARTIK ŞU AYETLERİN ETRAFINDA DOLANMAYIN. HALA DAHA ÇIKIP BYLOCK MYLOCK O NEYMİŞ DİYE YALAN DEMEYİN, İNSANLARA İÇERİKLER YOK FALAN DİYE YALAN DEMEYİN, HİÇ İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMAYINCA DA MİT BİZDEN ADAM DEVŞİRMİŞ DİYE KURTULMAYA ÇALIŞMAYIN, HACI YATMAZ GİBİ HİÇ YATMIYORSUNUZKİ HEP HAKLISINIZ HEP BU BİR YOLUN KADERİ, PEYGAMBERLER DE BU YOLDAN GEÇMİŞ GİBİ GİBİ, HANGİ PEYGAMBER BU YOLDAN GEÇMİŞ AFFEDERSİNİZ DE, taban çok fena kandırıldı ve masum masum hapiste yatıyor, onlarınki peygamber yolu mu elbette masum hapiste yatmak öyle. Ama size gelince adete bir çete kurmuşusunuz terör örgütü falan demicem abartmaya gerek yok o kadar, o çete ile yemediğiniz nane kalmamış şuan ki Akp gibi zaten onun bir parçasıymışsınız sonra da çete içi kavga olmuş ve yolun kaderi diyorsunuz utanmadan.

  32. Demokrasi denen şeyin insanlara atılan yüzyılın en büyük kazığı diye konuşmaya başladığımız gün bakış açılarımız değişecektir. müslümanlar, demokrasiyi geçiş aracı olarak görselerde, köprüyü geçinceye kadar nimetlerinden faydalanmak isteseler de, köprüyü tutanlar, bunun idrakinde. onların her dediği yapılsada yinede memnun olmayacaklardır.

    müslümanın kriter konusunda sıkıntısı var. kriterimiz demokrasimi, islammı. demokrasinin içindeki güzel kısımlar zaten islamda var. ama islamın tamamı demokraside yok. dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile demokrasi yokki bizde olsun. demokrasideki güzellikleri anlatan müslümanlar, haramlarından hiç bahsetmiyor. demokrasi insanların dediği, islam ise Allahın dediği demek değilmi en kısa tabirle. o zaman müslüman hangisini benimsemeli, hangisi için gayret göstermeli.

    dünyadaki egemen güçler, klikler, devletler gerçekten insan haklarına ve demokrasiye inanıyorlar, önem veriyorlarmı?

    gerçekte, dünyayı yöneten güçlerin umrunda değil demokrasi. bunu bilen bilmek isteyen görüyor. ama esas demokrasinin ana teması olan halk buna inanmak istemiyor. demokrasi yalanı sayesinde istediklerine kavuşabileceğini düşünüyor.

    aslında demokrasinin ne olduğunu, gerçekte neler getirdiğini kimse görmek istemiyor. savunan müslümanlar bile. görenin de dile getirmeye ya cesareti yok, yada demokrasi zırhını giyen yöneticilerin zulmünden korkuyor.

    işyerlerin de bile patronun, müdürün, şefinin, sizlere sunduğu kadar demokratik haklara sahipsin. haber alma hakkınmı var. gazeteler muktedirler tarafından satın alınır her yerde istedikleri haberleri okursun. grev hakkınmı var. bakın kanunlara grev tamamen etkisiz hale getirilmiş. hayat pahalılığı işsizlik işverenlere sizin her türlü hakkınız gasbetme imkanı sunmuş. istersen sokağa çık hakkını ara. eşşek sudan gelinceye kadar dayak yer oturursun.

    demokrasi bir ideoji. ama islam bir din. ikisini karşılaştırmak bile abes.

    • Işıdcı selafi zihniyete misin ?
      Demokrasinin uygulamasını eleştiriyorsun ve demokrasiyi çöpe atmak istiyorsun. O zaman ilk islamdan başla islamın uygulamasında 1 tane düzgün ülke yok , ülke geçtim 1 tane düzgün insan yok bana göre , al İslami at çöpe o zaman o kafayla. İslam deyince batıda akla ne geldiği Türkiye’de 15 temmuzdan sonra ne geldiği malum artık.

      Demokrasinin tanımı da git gide gelişiyor değişiyor, tam olarak hangisine taktın, senin dediğin gibi demokrasinin güzel şeyleri zaten islamda var, peki islamda olmayan senin taktığın kısmı hangisi ? en ilkel demokrasi tanımında demokrasi = cumhuriyettir yani halkın yöneticilerini kendi iradesiyle seçmesidir. İslamın bu konuda zaten bir hükmü yok devlet nasıl kurulur yönetilir vs buna karışmamış din. Halife döneminde de zaten demokrasi ile seçilmiş, ama sen diyebilirsin ki herkese sorulmadı mevzu ehil kimselere soruldu dersin, bu da genel oydur, demokrasi ilk geldiğinde genel oy yoktu sonradan ortaya oturdu, batı bunları 100 sene önce tartışmış, biz yerimizde sayarken platon kaç bin sene önce demokrasi güzeldir ama halk demokrasiye uygun değilse Erdoğan tipi bir rejim oluşur demiş. Denge-Denetleme olmazsa halkın oyu ile gelen , seçim sistemine müdahale eder ve bir daha inmez iktidardan demiş. oturup o demokrasiyi geliştirmek varken, atalım gitsin diyorsun yerine İSLAMI koyamazsın, sen demişsin çünkü islam bir din diye. Demokrasi de bir ideoloji değil, Bir devlet vatandaşlarına en temel hakları sağlamalı der demokrasinin şartıdır bu, neresi ideoloji bunun bu tartışmaya bile açık olmayan bir haktır. Devlet vatandaşlarının malına ırzına canına dokunamaz. Bu ideoloji mi yoksa bir hak mı düşün bi.

      Kapitalizm ile demokrasiyi ve cumhuriyeti bu 3 şeyi karıştırmamak lazım. Demokrasi cumhuriyetten çok daha kapsamlıdır, cumhuriyeti eleştirince demokrasinin bir bölümünü eleştirmiş olursun ama tamamını değil, ve cumhuriyetide kötü uygulamalardan dolayı eleştirirsen sana derler ki şartlar hazır olmadan geçmişsiniz halk bilinçli değil sizin suçunuz derler. Denge-denetlemeyi tam kurmamışsınız, yani aldığınız aleti servise kurdurmamışsınız kafanıza göre parçaları takmışsınız sonra çalışmıyor diyorsunuz derler.

  33. FG’ nin Adil öksüz ü tanımıyorum yalanına halen nasıl inanıyorsunuz arkadaşlar ?? (Mahrem Video ve eski yeni fotoğraflar olmasına rağmen) (nacizane ben cemaat içindeki güç zehirlenmesini 17-25 ‘ten cok önce gordum ve sohbetleri bıraktım şükür, çünkü yenen kul haklarını , mahkemelerdeki burs santajlarini biliyordum…) şu bir gerçek ki ama 17-25 insanların cemaate mesafe koymasını zorlaştırdı çünkü güya FG hiç hak yemez kalemi bile kendi maaşından verir yalanları 100 farklı senaryo ile kulaklara yillardir çalınmisti…

  34. Kimseyi suclamiyorum sadece aklinizi kullanın ve sorgulayın tefekkür edin = Bir din adamı her sohbetinde yarim saatini guya harcayarak 1 kelebeği kurtardığını ve 1 karıncayi kurtardığını niye anlatır ??? Bir Cemaatcinin itirafları diye Kitap yazsam bestseller olur :)) Şaka bir yana evet çok güzel şeyler de yaşadım iyi insanlar (Aro) zaten yüzde 60-70 oranında ama nasıl halen güvenip de burs verilir aklım almıyor , ben de zorlandım ayrılırken ama zaten bana Buyuk Abim kendi dedi sen ayrıl diye çünkü üst kademede verilen fetvaları da biliyorum 🙂

  35. Öğretmenlere faizli kredi çektirildiğini herkes biliyor ba ‘ya yatırılması için. Buyuk burs veren isamdamlarina envai fetvalar, bildigim: Büyük oteller sahibi rixos fettah beye otellerinde içki fetvası … daha anlatım mi gerek var mı adaşım 🙂 (ha ister hurafe deyin , ister iftira veyahut realite… o sizlerin takdiri)

  36. Neyse ne ya, Allah hepimize doğru yollari (Kuran ve Sünnet yollarini) göstersin inşaallah, kimseyi kınamıyorum herkesin imtihanı farklı , en büyük dava imanla kabre girebilmek derler ya inşaallah öyle insanlardan oluruz tüm müminler olarak…. Vesselam, dua +1

  37. Savas Genc…
    Gokhan Bacik…
    Ihsan Yilmaz…
    Ahmet Kuru…
    Ozgur Koca…

    Dusuncelerinizi begenen de var begenmeyen de…
    Isin o kisminda degilim…
    Bence; her birinize tesekkur borcumuz var.
    En karanlik gunlerde, ortaya cikip dusuncelerinizi mustear isimle degil kendi isminizle,
    tum acikligiyla ve cesurca ifade ederek,
    ilmin izzetini, akademisyenligin namusunu muhafaza ettiginiz icin..
    Icinden yetistiginiz cemaatin varolus mucadelesi verdigini gorup, kayitsiz kalmayip, aforoz edilmeyi goze alip, dogru bildiklerinizi soylediginiz icin…
    TR’de gorev yaptiginiz yerlerde arkanizda enkaz birakmadiginiz icin..
    Yaptiklarinin sorumlulugunu baskalarina yukleyip, yurtdisina kacarken digerlerinin tutuklanmalarina sebep olanlardan olmadiginiz icin..
    Yurtdisina cikinca, hizmete yuk olup, “bana sahip cikacaksiniz, bir maas ve makam takdir edeceksiniz” diyenlerden olmayip; ilminizin, emeginizin karsiligini Allah’dan bekleyip, kit kanaat gecinmeye razi oldugunuz icin…
    Herkesin, bir strateji uretilmesini bekleyip, gozunu yukari diktigi bir donemde, yazdiklarinizla cikis yolu onerileri sundugunuz, uzun suredir kiraya verdigimiz aklimizi tekrar calismaya baslattiginiz icin…
    TESEKKUR EDERIM…
    TESEKKUR EDERIM…
    TESEKKUR EDERIM…

    Meraklisina Not: Surekli bu akademisyenlerin STV’den Fatih Uni.den vs aldigi maaslari dillerine dolayanlar.. Emin olun; o paraya siz olsaniz calismazsiniz…Eger yuksek maas alanlari merak ediyorsaniz, bu gariban akademisyenlere degil, baska yerlere bakin derim.

  38. TheCrcl’daki yazilari okumayi biraktim ve tartismalari okuyorum artik. Iki uctaki bazi tiplerin keskin ve tepetaklak soylemlerini cope atarsak cok hos tartismalar yasaniyor.

  39. “Eğer o rüyalar falan görülmüyorsa şirktir.”

    adrese teslim bu rüyaların görüldüğüne inanıyor musunuz gerçekten?

    cemaatin diniymiş gibi davranan özde siyasi bir hareket olduğunu, siyasi mücadelede ağır bir şekilde yenildiğini, yenilgisine ağlarken yine dini argümanlara sarıldığını ancak bunun hiçbir anlamı olmadığını anlamak lazım artık.

    gülen;

    binlerce adam yetiştirip anadolunun islamlaşmasında, anadolu selçuklu devletinin tutunmasında ve daha sonra osmanlının neşv-ü nema bulmasında pay sahibi olan ve bugün bile hayırla yadedilen ahmet yesevilerin safında değil; dini rolü siyasi güce dönüştürmeyi tercih edip, büyük selçuklu devletinin zayıflayıp yıkılmasında pay sahibi olan ve islam alemini uzunca bir dönem rahatsız eden sabbahların safında olmayı tercih etti.

    fark bu kadar net.

  40. Yani bu akademisyenler grubu ne olur hizmeti terk etmeyin… Size çok ihtiyaç var.. kovsalar da mağdurların hatrına daha çok sarılın.. Bir de mümķünse sık sık gruplar halinde Hocaefendiyi ziyarete gitseniz…

  41. Sn.Prof.Savaş Genç. Twetter’da Ahmet Turan Alkan’ın tahliyesi sonrası yazmış olduğun “tüm masumlara özgürlük” dileğine bir yorum yaptım. Mealen “cemaat büyüklerine itaat saikiyle darbeye karışanların masumiyeti hakkında ne düşünüyorsun” diye sordum. Anama küfredip beni engelledin. Ben seni adam yerine koydum, annene herhangi bir saygısızlık yapmam bana yakışmaz, ama hakkındaki kanaatim değişti. Sonra düşündüm; akademisyeni senin gibi olan crmaatin başına gelenler az bile. Allah cemaatteki masumları bir an önce selamete çıkarsın, ama cemaati asla muktedir etmesin. Cemaatin muktedirlerinin/alimlerinin/aydınlarının nasıl esfeli safiline dönüştüğünü sayende aynel yakin gördüm. Annene değil ama sana da benim anneme söylediğin şekilde saygılar sunarım.

    • adam ahmet turan alkan tahliyesi üzerine bir tweet atmamışki ekran görüntüsü alıp hızlıresim sitesine falan yükleyip linki atsana , ayrıca twitterdan yazılan küfür direk herkes tarafından görülüyor öyle bir şey yapsa takipçi kaybeder

Comments are closed.