Engin Sezen, The Circle

Sevgili Dr. İsmail Tutar’la gerçekleştirdiğimiz mülakatın girişinde de belirtildiği gibi, The Circle’daki mülakatlar vesilesiyle birbirinden değerli insanla tanışma imkanı buldum. Kendi payıma, mülakatlardan yegane kazancım da budur.

Hizmet ikliminde neşv ü nema bulmuş, bu ‘ruh akrabalarınızı’ hemen yanıbaşınızdakilerden bile daha yakın hissedebiliyorsunuz kendinize bazen. Yalnız olmadığınızı fark ediyorsunuz.

Kamboçya’dan, Kenya’ya, Kırgızistan’dan Hollanda’ya, Amerika’ya kadar, dünyanın her yerinden gelen bu selam sesleri…

Kah üniversite hocaları, kah mukim oldukları ülkelerin devair-i devletinde çalışan memurlar, kah işadamları, kadınları…kah iltica ettiği bir ülkede temizlik yapan, ÜBER şöförü olarak çalışan gönül dostları, okuyan, düşünen istikbal için bana hakiki bir ilham kaynağı olan birbirinden güzel, hatırlı, duyarlı insanlar…

Değerli akademisyen Prof. Dr. Ertan Salık hocamızı da bu süreçte tanıdım. Haza bir bilimadamı. Ömrünün yarısını Amerika’da imrar eylemiş, okuyan, araştıran, sorgulayan, düşünen bir ruh… Müthiş bir değer. Aşağıdaki mülakatta bizi çıkardığı ufuk turundan dönünce sanırım çoğunuz bu sözlerime hak vereceksiniz. İlginç anekdotlar aktarıyor, kısa öyküler anlatıyor, yer yer bizi sarsacak fikirler sunuyor, çözüm yolları öneriyor…

Salık Hoca, Türkiye’nin en kaliteli okullarından mezun olunca, Özbekistan’a hizmet gönüllüsü olarak gidenlerden, dünden bugüne Hizmet’in sıhhat ve selameti için fikir üretenlerden. ‘Eleştirmekten, sormaktan ve sorgulamaktan korkmayın’ diyenlerden. Tanzimat’ın fenni münevverleri gibi, ‘terakki ve teali için tenkid-i tahkiki elzemdir’ diyenlerden..

Hareket’in bugün, özellikle Salık Hoca gibi içten ve donanımlı insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Bir zihniyet değişimi için, Hareket’in Batı ile sağlıklı entegrasyonu için, cehalet ve kabasabalığın yerine bilimi, düşünce cehdini, etik değerleri ikame etmek için. Günümüzde, bir hareketin en büyük zenginliği bir dünya vatandaşı olabilmiş bu insan modelidir.

‘Eleştirel düşünce, okuma, tefekkür’ vadisinde söyleyecek daha çok şey olduğunu bildiğim Salık Hoca’nın tecrübesinden, perspektifinden, ayakları yere basan cümlelerinden ben çok istifade ettim.

 

Öncelikle bize kendinizi tanıtsanız.

California Devlet Politeknik Üniversitesi’nde Fizik ve Astronomi bölümünde Profesörüm. Eğitim hayatım ailemden uzak yatılı okullarda geçti. Ortaokulda Aydın Nazilli’de, sonra Kayseri Fen Lisesinde. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümünü 1994’de bitirdim. 1994-95 akademik yılında Özbekistan’ın Tirmiz şehrinde öğretmenlik yaptım. 1996’da doktora için ABD ye geldiğimden  beri California’da yaşıyorum. USC’de doktora yaptıktan sonra 2002-2005 arası bir NASA merkezinde çalıştım; sonrasında 2005’den beri şu an bulunduğum üniversitedeyim.

Hizmet Hareketi’yle ilk temasınız oldu?

Fethullah Gülen’in ilk vaazını dinlemem ortaokul yıllarına dayanıyor. Köyümüzdeki cami imamı dinletmişti. Yazın Kur’an kursuna gitmiştim. Ciddi bir şekilde Kur’an’a ve dine ilgi uyanmıştı bende. Yalnızca Arapça okuma değil, o hocamızın bana hediye ettiği Kur’an mealini de baştan sona okumuştum. Ortaokulda Aydın, Nazilli’de bir öğrenci yurduna ara sıra giderdim. Bilgi yarışması gibi şeyler yaparlardı. Daha sonra Lise 3. sınıfta ciddi olarak temasım oldu. O zamanlar kendimi bir arayış içinde hissediyordum. Orta 1’in yazında namaz kılmaya başlamıştım ama sonraları pratik yaşayışımda aksamalar olmuştu. Ama kalbim bu konuda rahat değildi. Lise 3’te sınıfımdaki bazı arkadaşlarla birlikte Erciyes Üniversitesi’nde okuyan bazı “abilerin” evlerine gitmeye başladık. Özellikle Risale-i Nur’dan çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Nursi’nin iman ve dini meseleleri anlatımında ciddi bir mantık örgüsü kullanması, aklın ikna edilmesini önemsemesi bana çok çarpıcı gelmişti. Sonrasında da İstanbul’da üniversite eğitimim boyunca Cemaat evlerinde kaldım. İnançlı, inancından dolayı hakka hukuka dikkat eden, ahlaklı, aynı zamanda aklını kullanıp kendisini dünyadan izole etmeden yaşayan bir nesil ideali bana çok ciddi motivasyon veriyordu.

Özbekistan’da öğretmen olarak çalıştığınızdan söz ettiniz.

Üniversite bitince Özbekistan’da öğretmenlik yapmam istendi, ben de seve seve gittim. Çok güzel hatıralarım var Tirmiz’de yaşadığım. İmkânsızlıklar çoktu. Maaşlar 4-5 ay geç geliyordu. Ama çok ciddi bir kardeşlik vardı aramızda. Çok orijinaldi her şey. Öğretmenliğin ilk senesi, yepyeni bir mekân. Alfabe Kiril alfabesi hala. Özbekçeyi sonra Rusça öğrenmeye çalışıyoruz. Çok ciddi bir hayat tecrübesi oldu, hayat gayem adına tatmin olduğumu söyleyebilirim. Özbekistan’da iken teknoloji henüz çok zayıftı. Telefon etmek için postaneye giderdiniz. 1-2 saat beklerdiniz. Bir kısa dalga radyo aldığımı oradan Amerika’nın Sesi’ni ve diğer istasyonları dinlediğimi hatırlıyorum. Ara sıra da ziyaretçiler olursa Türkiye’den gazete getirirlerdi. En çarpıcı olarak o günlerden hatırladığım Fethullah Gülen ile siyasetçiler arasındaki görüşmelerdi. Bu bize çok değişik, biraz da garip geliyordu. Çünkü daha önceki yıllarda evlere gazete girmesine bile izin verilmezken, şimdi Cemaat’in lideri doğrudan siyasetçilerle görüşüyordu. Ciddi değişikliklerdi bunlar.

1996’da ABD’ye doktora için geldikten sonra da Hareket’le irtibatım devam etti. Çeşitli eğitim ve diyalog projelerine katkıda bulunmaya çalıştım. Hayatımın her safhasında Cemaat vesilesi ile tanıştığım çoğu insanı da iyi insanlar olarak yad ediyorum.

Salik Lab group2-Ertan Salik’s research group at his lab at Cal Poly Pomona July 21, 2014.

Hizmet’le olan şu anki irtibatınız?

Son on yılda yavaş yavaş zihniyet olarak ve son üç yılda da fiilen Hizmet’ten ciddi bir uzaklaşma yaşadım. Şu an Hizmet Hareketi’nin hiyerarşik yapısını ve kullandığı metotları tamamen reddeden bir durumdayım. Prensip olarak eğitim, diyalog, adalet, Gülen’in sözleriyle “evrensel insani değerler” odaklı teşebbüslere destek vermek istiyorum. Yardıma ihtiyacı olanlara elimden geldiğince destek oluyorum. Ama şu anki Cemaat yapısı ve metotları bana çok yanlış geliyor.

Son zamanlarda Hareket’in içinden çıkan aydınların kimi eleştirel değerlendirmeleri oluyor. Siz bu değerlendirmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şahıslar, kurumlar, milletler hata yapabilirler. Hataların tespit edilebilmesi, hatalarla yüzleşip bu hataları ortaya çıkaran gelenek ve sistemlerin bir daha çıkmamak üzere yok edilmesi için aklın kullanılması ve eleştirel bakış açısına ihtiyaç var. Kamuya açık eleştiriler keşke daha önce yapılsaydı. Şimdi yapılıyor ama keşke daha fazla yapılabilse. Keşke eleştirilen konularla ilgisi olanlar akli mantıki karşılıklar verip meselelerin gerçekten anlaşılmasına katkıda bulunsalar. Değişik sebeplerle susanları da eleştirmeye davet etseler. Özetle ben eleştirileri çok faydalı buluyorum. Hem Cemaat’e hala bağlılık duyanlar hem de Türkiye ve Müslümanlar için.

Ahmet Dönmez anlattı “hem global hareket olacağım diyeceksin, hem de kapalı grup refleksi vereceksin” bu kabul edilemez, diye. Bazıları meselelerin halka açık tartışılmasından rahatsızlar. Avam – havas ayrımı var Müslüman gelenekte. Ama nerede avamlık bitiyor, havaslık nerede başlıyor, bu pek belli değil. Hele günümüz kriterlerine göre böyle bir ayrımın pek önemi de yok. Şu an ellerinde akıllı telefonlarla insanlar her türlü bilgiye ulaşıyor. Birçok insan iki üç dil konuşuyor. Yani şu an yaşayan insanların çoğu bu kategorizasyonun yapıldığı yüzyıllara nazaran havas olmuş zaten. Öte yandan eğer böyle bir sınıflandırma yapılacaksa her bir alan için ayrı ayrı yapılması lazım. Ama bu bile ‘‘halka açık konuşmayı bırakalım’’ demekle olmaz.

Mesela bilim adamları halka açık şekilde yayınlarını yaparlar.  Teknik jargondan dolayı anlamayabilirsiniz, ama saklı gizli değildir. Öte yandan halka açık konuşulan insanların merak ettiği her husus acaba özel bir uzmanlık mı gerektiriyor ki? Mesela hepimiz Cemaat’in 15 Temmuz ile alakasını açık ve net şekilde öğrenmek istiyoruz. Hepimiz Cemaat denen yapının geleceğe ait Müslümanlara ve takipçilerine faydası olur mu olmaz mı, nasıl bir transformasyon olursa daha faydalı olur bunu anlamaya çalışıyoruz. Bunları herkesin duyacağı şekilde tartışmaktan daha normal bir şey olamaz.

Şöyle bir örnek verelim:

Mesela bir uçağa bindiniz, uçak kalkmak üzere. Ama pencereden bir kanattan ateş çıktığını gördünüz. Ne yapacaksınız. Vardır bir bildikleri mi diyeceksiniz. Veya size hostes dese ki önemli değil her şey kontrol altında, lütfen sessiz olun, siz susacak mısınız? Yoksa bütün yolcular duyacak şekilde bağıracak mısınız? Gözünüzle görüyorsunuz işte ateş çıkıyor…

Halka açık tartışmanın zararlı olduğunu söyleyenlerin önemli bir iddiası bazı konuların kafaları karıştırıp insanların imanını tehlikeye sokacağı.

Diyorlar ki bizim insanımız tahkiki değildir. Birilerini severek bu Cemaate hatta imana yaklaşmıştır. Açıktan tartışırsak imanları tehlikeye girebilir. Böyle düşünenlere şu soruları sormak istiyorum: Yıllarca tahkik-i imanı elde etsinler diye yetiştirdiğiniz insanlar epey bir kısmı idari ve siyasi meseleler diyebileceğimiz konuları tartışınca birden imanlarını kaybedeceklerse zaten sizin savunduğunuz hareket tamamen iflas etmiş değil midir?

Öte yandan yıllarca Allah’a ulaşmanın zerreler adedince yolu vardır deyip şimdi sanki Allah’a ulaşmanın yolu Cemaat’e hem de bilinen hiyerarşik ve merkeziyetçi idare yapısıyla bağlı olmaktır manasında anlaşılabilecek bir tepki vermek büyük bir tutarsızlık değil midir? Tevhid anlayışımızla ne kadar bağdaşır?

Hatırlayalım Hz. Muhammed (SAV) vefat ettiğinde Hz. Ebu Bekir ne demişti: “Eğer Muhammed’e tapıyorsanız bilin ki o bir insandır ve ölmüştür. Allah ise ezeli ve ebedidir.” Yani yalnızca bir vasıta olarak adlandırabilecek şeyleri sanki asıl gaye gibi sunmak kabul edilemez. Cemaat de onun metotları da vasıtadır. Bunları tartışınca imanlarını kaybetmek bir yana belki de insanlar zihinlerini zorlar, daha fazla şahsi sorumluluk alır, tefekkür eder ve imanları artabilir.

Bakın eleştirel yazanları kötüleyenler, bunların okunmasını engellemeye çalışanlar bu Cemaat’in lideri Gülen’e ve takipçilerine çok büyük kötülük yapıyorlar.

Mesnetsizce övülen bir insan için “kardeşinin boynunu kırdın” diyen Peygamberimizin sözünü hatırlasınlar. Ve kendileri mesnetsizce övmeler yaparken aslında çok daha büyük hatalara meydan açtıklarının farkında olsunlar. Mesela bazen Cemaat’in lideri olarak Fethullah Gülen’i Cemaat’in sahibi gibi sunulduğunu görüyoruz. Eğer bütün dünyaya biz yeni de değil eskiden beri bir kült oluşumuyuz itirafı yapmak istiyorsanız o zaman ancak böyle davranabilirsiniz.

Başka bir tutarsızlık da şu:

Başarılar veya birilerinin başarı diye tarif ettiği şeyler konuşulduğunda Hizmet bir mucize gibi takdim ediliyor. Ama arızaları söylemeye başladığınızda tabii ne yapalım bizler de Orta Doğu insanıyız filan deniyor. Bu bir devekuşu yaklaşımı. Eğer halktan para topluyorsanız, halka birtakım hizmetler getireceğinizi söylüyorsanız, halkın sizi sorgulamaya, eleştirmeye hakkı vardır. Eğer bir güce ulaştıysanız ve aldığınız kararlar toplumun birçok kesimini etkiliyorsa, tabii ki her şeyinizle eleştiriye açık olacaksınız.

Batı üniversitelerinde yıllardır eğitim gördünüz, araştırmalar ve idarecilikler yaptınız, dersler verdiniz, NASA’da çalıştınız.  Bu meyanda, eleştirel düşünme- düşünce ile ilgili bize neler söylemek istersiniz?

İsterseniz eleştirel/kritik düşünme ne değildir ile başlayayım. Bu birilerini aşağılamak, onların ne kadar yanlış olduğunu bağıra çağıra anlatmak, politikacıların doğru ve yanlışı birbirine karıştırıp birbirini eleştirmesi, gazetelerin büyük puntolarla yazıp birilerine karakter suikastı düzenlemesi değildir. Bu fiillerin hepsinde de “eleştiri” kelimesi geçebilir. Biz bunlardan bahsetmiyoruz.

Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) devamlı “hiç düşünmez misiniz?” diyor. Ben bunu “critical thinking” veya “eleştirel düşünme” olarak algılıyorum. Bu konuda 2010 yılında Fountain dergisinde bir yazım yayınlanmıştı. Oradan alıntılar yapıp anlatmaya çalışayım. Bilimsel metodu ilk kullananlar arasında sayılan İbnü’l Heysem (965-1040) şöyle diyor:

“Doğruyu arayan eskilerin yazdıklarını okuyup tabii içgüdüsünü takip ederek onlara güvenen değildir. Tersine doğruyu arayan bunlara olan inancına şüphe duyan, onlardan öğrendiklerini sorgulayan, delil ve tecrübe (deney) lere dayanıp sonuca varandır. Doğruyu arayan tabiatı bir sürü eksiklik ve kusurlarla dolu bir insanın söylediklerine inanıveren değildir. O zaman bilim adamlarının söylediklerini araştıran birinin vazifesi—eğer hedefi gerçeği öğrenmek ise— kendisini okuduğu her şeyin düşmanı yapması, zihnini okuduklarının merkezine ve kenarlarına odaklaması, okuduğu şeylere her açıdan saldırmasıdır. Bu eleştirel incelemeyi yaparken kendinden de şüphelenmelidir ta ki pozitif veya negatif önyargılar onu yanıltmasın. “

Fountain’daki yazıda eklediğim başka bir şey de Harvard’ın eski Rektörü Derek Bok’un “üniversite eğitiminin en önemli gayesinin kritik (eleştirel) düşünmeyi öğretmek olduğunu söylemesi” idi.

Benim görebildiğim kadarı ile Türkiye’de ve belki de genel olarak Müslümanlar arasında eleştirel düşünme yok gibi. Cemaat içinde de aynısını görüyoruz. Düşünmeyi öğrenememiş, seviyeli eleştiri yapamayan ve çeşitli kaynaklardan okumayan insanlardan oluşan gurupların hatalar içerisine çok daha fazla girebileceğini itiraf etmemiz gerekiyor.

Peki kişinin kendisine ve başkalarına faydası olacak kritik/eleştirel düşünme işi nasıl yapılır?

İbnü’l Heysem’den yaptığım alıntı aslında birçok yönünü açıklıyor. Okuduğunuz duyduğunuz şeylere karşı sağlıklı seviyede şüphe duyacaksınız. Aklınıza yatmıyorsa meşhur birisi söylemiş olsa bile sorgulayacaksınız, varsayımları ortaya çıkarmaya çalışacaksınız ki varsayımlar açık olabildiği gibi herkesin hemen göremediği kültürden, gelenekten kaynaklanan gizli varsayımlar da olabilir. Okuduğunuz şeyleri düşmanınız yazmış gibi okuyacaksınız ki doğru yerleri bütün parlaklığıyla ortaya çıksın, yanlış yerleri belli olsun ve düzeltilsin. Bunların başka doğru bildiklerimizle uyuşup uyuşmadığını kontrol edebilir miyiz? Küçük çapta da olsa test edebilir miyiz? Soracaksınız. Bunları yaparken kendinizin de eksik ve kusurlarla dolu, bilgisi sınırlı, anlayışı sınırlı bir insan olduğunuzu unutmayacaksınız.

O yüzden etrafınızda farklı düşünen insanları bulundurup onlardan geri dönüşüm alacaksınız. Ayrıca söylenilen şeyler söyleyene bir menfaat kazandırmakta mıdır? Bir bilimsel çalışma sunuyorsa, yaptığı araştırmalar kimler tarafından fonlanmıştır? Bunları sorgulayacaksınız ki söylenilen şeylerde herhangi bir taraflılık söz konusu mu, anlayasınız.

Evet kritik/eleştirel düşünmek yorucudur, zordur. Ama bir toplumda kültür haline gelirse çok faydalar getirir. Eğer bu kritik/eleştirel bakış açısı olmasa bilim ve teknoloji şu an bildiğimiz manada ilerleyemezdi. Yani sonuçları açısından eleştirel düşüncenin bir toplumda yerleşmesi çok önemlidir. Elinizdeki akıllı telefonla birçok şeyi yapabiliyorsanız bilin ki kritik düşünebilenler sayesindedir. Eğer şu an kâinatın yaşının 13.8 milyar yıl olduğunu öğrenebildiysek yine kritik düşünce sayesindedir. Hukuka önem veren toplumlara bakın, birçoğunda kritik düşüncenin öne çıktığını görebilirsiniz.

Sizin Hareket’le ilgili eleştirileriniz var mı?

Gülen Cemaati eleştirel düşünceyi iptal edip itaat odaklı bir yapı olmuştur. En önemli eleştirim bu. Ve bu son senelerde oluşmuş bir durum değildir. Cemaatin 1970’ lerden beri olan yapısında yani genlerinde var. Bu yönüyle Cemaatin işleyiş tarzı belki de Müslüman dünyasındaki ve Türkiye’deki diğer cemaatlerden hiç farklı değil. “Tahkiki iman” ın önemini yıllarca vurgulayan yapının nasıl böyle eleştirel düşünceye uzak insanlar yetiştirdiği ise önemli bir sosyolojik araştırma konusudur.

Ben deneysel Fizik yapıyorum. Herhangi bir bilimsel model eğer test edilmezse aslında çok kıymeti yoktur. Ve ne kadar güçlü ve kapsamlı bir model olduğunu gerçekten test edilince deney yapınca anlarsınız. Aynen İbnü’l Heysem’in 1000 yıl kadar önce söylediğinde olduğu gibi. Cemaat özellikle varlığının görünür hale gelmesinden beri birçok test geçirdi. Bunların neticesinde Cemaat’in sunduğu modelin aslında çok orijinal bir model olmadığını ve çok hataları olduğunu anlamış olduk.

Özellikle altını çizmek istediğim husus şudur:

Bazıları yapılan eleştirilere Cemaat’in yayınlarında dile getirilen, Gülen’in sohbet ve yazılarında yazdığı güzel prensipleri devamlı vurgulayarak cevap veriyorlar. Önemli olan yazılan ve söylenilenler değil, pratikte yaşanılandır. Mesela ilim çok önemli diye birçok yerde söylemiş olabilirsiniz. Asıl mesele fiilen ilme ne kadar yatırım yaptığınız, ilim adamlarına ne kadar önem verdiğiniz, üniversitenizin ne kadar kaliteli ilim ürettiğidir. Demokrasiden geriye dönüş yok diyebilirsiniz, ama asıl mesele kritik noktalarda ne kadar demokrat davrandığınızdır. Ziya Paşa’nın meşhur sözü ile “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Burada benim dile getirdiğim eleştiriler pratikte yapılanlar ile ilgilidir. Yoksa yazılan çok güzel prensipler vardır.

Eleştirel düşüncenin zayıf olduğuna örnekler verebilir misiniz?

Elbette, bizzat yaşadığım bazı somut olaylardan bahsedeyim o zaman:

10 sene kadar önce Abdullah Aymaz Risale-i Nur’dan ders yapıyor. ABD’nin değişik üniversitelerinden akademisyenler olarak bizler de dinliyoruz. Risale-i Nur’da “Hüve Nüktesi” diye bir yer var. Burayı okurken örnek vereyim dedi ve ışığı açtığınızda elektronların ışık hızı ile tellerden geçip ışığın yandığını söyledi. Herkes susuyor. Ben dedim ki bu yanlışı düzeltmek lazım. Ama o anki hissimi söyleyeyim. Bunu böyle içim rahat hissederek yapamadım. Elimi kaldırıp söz istedim ve ‘‘bu dediğiniz doğru değil, elektronların hızı salyangoz hızı gibidir’’ dedim. Işığın çok kısa sürede açılması elektronların hızlı gitmesinden değil, bir telin içinin elektron dolu olmasından.

Şimdi o ortamda ‘‘bunu tartışalım, doğrusunu konuşalım’’ gibi bir hava olmadı. Hatta ‘‘ne gerek vardı, sohbetin havasını bozdun’’ tarzı yorumlar yapanlar oldu. Ve bu sohbeti dinleyenlerin birçoğu akademisyen. Bakın bu bize önemli bir şey gösteriyor. Cemaat içerisinde rahat konuşmak, hele vaaz eden, sohbet edenin hatasını açıktan söylemek çok zordur. O zaman da hakikat feda ediliyor. Yani uzman olduğunuz bir alanda bile, Cemaat içerisinde meşhur olan birini eleştirmek çok çok zor hale gelmiştir.

Başka yaşadığım bir hadise de şu: 2010 yılında İzmir’de oradaki Sızıntı Dergisi’ne seçilecek yazıları müzakere eden bir heyete misafir oldum. Bir yazı okunuyor herkes fikirlerini söylüyordu. Okunan bir yazı şöyle başlıyordu: “2010 Ağustos ayında Mars Dünya’ya çok yaklaşacak, o kadar yakın olacak ki Ay’dan daha büyük görünecek”. Bir Fizikçi olarak başka bir arkadaş ile birlikte bunun ne kadar saçma olduğunu izah ettik. Sonra başka bir arkadaş bu ifadenin internette dolaşan bir aldatmaca (“scam”) olduğunu söyledi ve araştırıp buldu. Yazıyı gönderen emekli bir profesörmüş. Cemaatin “amiral gemisi” dergisi diye bilinen bir dergide yayınlanmak üzere düşünülen yazı içinde olan şeylere bakın. Ama asıl dehşet veren şey bundan sonra duyduklarım oldu. Toplantıyı idare eden Türkiye’deki bir üniversitede profesör olan hocamız bu yazının reddedilirken dikkatli olmamız gerektiğini, internetten aldığı bir aldatmacayı yazısına girizgâh yapan emekli profesör beyefendiyi kırmadan izah etmemiz gerektiğini anlattı. Çünkü bu emekli profesör beyefendi daha önce bir yazısı yayınlanmayınca Hoca Efendi’yi arayıp şikayet etmiş ve iş büyümüş…

Bu dehşet anları yaşadıktan sonra ben onlara “hakem” sistemine geçmelerini, Batı’daki gibi ismi saklı hakem raporu sistemine geçerlerse yazıların içeriğine odaklanılıp, yazıların reddedilmesi veya kabul edilmesinin kişisel ilişkilere dayanmayacağını anlattım. Kendi metotlarının yeterli olduğunu söylediler ve pek değişiklik yapma niyeti de göremedim.

Bir başka örnek de şu: Samanyolu TV’nin ilk yayına başladığı zamanlarda her kesimden insanın severek seyrettiği Avni Çetinkurt’un sunduğu ‘‘Entropi’’ diye bir bilim programı vardı. Bu program yayına başladığından çok uzun zaman geçmeden birden kesildi. Sonra öğrendik ki Avni Hoca programda Evrim’den bahsetmiş ve sanırım çoğu İlahiyat kökenlilerden oluşan sansür heyeti tehlike görüp bu programı iptal ettirmiş.

Sanırım sistem olarak en büyük problem bu. Aykırı ve alternatif fikirler her zaman bastırılıyor. Halka açık eleştiri hiçbir zaman olmadı ve şu anki yapılan eleştirilere verilen tepkilere bakınca da Cemaat yöneticilerinin eleştirel bakış konusunda çok ilkel olduklarını görüyoruz. O zaman da hataları tespit edebilmek, bunları konuşabilmek ve bu hataları zamanında düzeltmek mümkün olmuyor.

Eğer sizce düzeltilmesi gereken başka hatalar nelerdir diye sorarsanız: Tedbir doktrininin kültür haline gelmesi, acelecilik, pragmatizm, “çıkar çatışması” konusunun gözardı edilmesi, akla ve ilme yeterince önem vermemek diye özetleyebilirim. Bakın bunlar son 4-5 yılda ortaya çıkmış meseleler değildir. Belki de Cemaat’in ilk zamanlarından beri yapılagelen ve Cemaat kültürünün parçası haline gelmiş şeylerdir.

Tedbir meselesini ele alalım.

İnsanlara ayrımcılık yapılan bir ülkede kişinin kendi inanç ve fikirlerini patronundan, amirinden saklaması anlaşılabilir. Ama bu zaman ve mekanla sınırlı olmalıdır. Hedef herkesin açıkça kalbindekini ve aklındakini ifade edebildiği bir toplumdur. Ama tedbir meselesi her türlü zaman ve mekânda uygulanır olunca hiçbir zaman kendisini doğrudan ifade edemeyen, asıl hedefini kendi en yakınına bile net anlatamayan, bununla birlikte başkalarını da kendi aynasından bakınca “tedbir yapıyor olabilir” diye düşünüp ciddi çelişkiler yaşayan insanlar ortaya çıkarmıştır. Zaten komplo teorilerine çok açık olan Türk toplumunda tedbir doktrininin tesiri de eklenince tamamen komplo teorileri ile yaşayan, gerçeklerden uzaklaşan ve art arda bir sürü hatalar yapan bir topluluk ortaya çıkmıştır.

Cemaat’in eğitim, medya, devlet bürokrasisi, finans gibi her türlü alanda faaliyet göstermesi bir sürü hizmet fırsatları açıyor gibi görünse de, ciddi bir şekilde büyük hataların yapılmasına da sebep olmuştur. Medyanın vazifesi güç sahiplerinin denetlemek ve hesap verdirmektir. Ama merkezden yönetilen medyada bir abinin telefonu Ahmet Dönmez’in örneklediği gibi bir belediye başkanı hakkındaki haberi engeller. Eğer açtığınız dershane ve okulların hepsi bütün eğitim malzemelerini şu şirketten alacak diye kural getirirseniz o zaman garantili müşteriye sahip olan bu şirketlerin idarecileri pahalı ve çok da kaliteli olmayan ürünleri satarlar. Her türlü esnaftan para toplarsanız, size himmet veren bu esnaf aynı zamanda onun mallarını almanızı ister. Aslında bunların hepsinin çaresi vardır, üretilmiştir. “Çıkar çatışması”nın bir insani hakikat olarak görülmesi ve açılan kurumların ekonomik ve idari olarak bağımsız hale getirilmesi bu meseleleri çözebilirdi.

Bir de Cemaat’e yakın üniversiteler vardı. Özellikle son dönemlerde sayıları da artmaktaydı. Bir üniversite hocası olarak ve bu konuda fikir yürüten bir aydın olarak, kısaca bir şeyler söylemek ister misiniz?

 Elbette. Fatih, Gediz, Turgut Özal, İpek üniversitelerini ziyaret ettim. Zirve ve Mevlâna üniversitelerinde de çalışmış arkadaşlarım var. Onlarla defalarca konuştum. Buralara personel bulmak için bu üniversiteleri temsil edenler ABD’ye gelirlerdi. Onlarla yaptığım görüşmeler var. Özet olarak söylemek gerekirse Cemaat inisiyatifi ile açılan üniversiteler çoğunluğu itibari ile fiyaskodur. İdare yapıları çok problemlidir. Hepsinde görünürde olan idareciler ile birlikte esas sözü kesen başka idareciler söz konusu olagelmiştir. Bunların çoğunun akademiden ve bağımsız bilim insanı fikrinden haberleri yoktur. Mütevelli heyetlerinin asistan alımlarına kadar karıştığı durumlar vardır.

Örneklerle anlatayım:

Zirve üniversitesinde müfredat hazırlıyorlar, belki 2-3 sene uğraşıyorlar. Sonra bir rektör veya dekan geliyor bunlara karışıyor, arkadaşların yaptığını tersine çeviriyor. Bundan dolayı orada işi bırakıp gidenler biliyorum.

On sene kadar önce Fatih Üniversitesi’nde çalışan Boğaziçi’nden de tanıdığım bir arkadaşıma “bilim eğitimi” konulu üniversite hocaları için bir eğitim programı düzenleyebiliriz dedim. Bana verdiği cevap: “Bunu idaredekilere çok iyi anlatmamız lazım, yoksa engellerler” oldu.

İstanbul’da üniversite açılacak, sanırım Süleyman Şah Üniversitesi. İstanbul’da yaşayan, orada değişik üniversitelerde çalışanların haberi yok. Gizli bilgi gibi saklıyorlar. Nedir amacınız o zaman? Sizin hizmetlerinizi beğenen, az-çok size bağlılık hisseden akademisyenlere güvenmiyorsanız, o zaman niye üniversite açıyorsunuz?

Bu hataları fark edip ABD ve Türkiye’deki bazı arkadaşlarla Zirve Üniversitesi’ni örnek olarak inceleyen bir rapor hazırladık. Zirve Üniversitesi’nde sanırım 9 fakülte 36 bölüm vardı. Tabii birçoğu için kaliteli hoca bulamıyorlardı. Birçok üniversite anlayamadığımız şekilde çok büyük planlanıyor ve eğitim ve bilim kalitesi feda ediliyordu. Bunları sunduğumuz çoğu kişi ‘siz Türkiye şartlarını bilmiyorsunuz’ cinsi cevaplar verdiler.

Yakın zamanda olan bir olayı dile getireyim. Kapatılan Fatih Üniversite’sinin son rektörü Şerif Ali Tekalan Houston’daki North Amerikan College’a rektör oldu. Konuştuğum akademisyenlerin çoğu merak ediyor. Amerika’da akademisyenlik veya idarecilik tecrübesi olmayan birisi nasıl ABD’de bir üniversitenin rektörü oluvermiştir? Ben ABD’de bir üniversitede çalışıyorum. Değişik işe alma heyetlerinde vazife aldım. ABD’de hiç akademik tecrübesi olmayan bir insanın rektör olmayı bırakın herhangi bir öğretim üyesi olması bile çok ama çok zordur. Üniversite’de hocaların katılımı ile adaletli bir işe alım süreci işletildi mi?

Medenilere galebe ikna iledir diye yola çıkan bir Cemaatin takipçilerine hiçbir açıklama yapmadan tepeden inme kurallar ve işler dikte etmesi anlaşılır gibi değil. Bu tip yaklaşımlar aslında Cemaat’in kendisini bitirmesidir. Kendi prensiplerinizi kendiniz çiğnerseniz fiziksel olarak var olsanız da zamanla yok olursunuz.

Mesele dini meseleler için de böyle. Herhangi bir dini mesele ile ilgili zorlayıcı bir soru sorsanız hemen ‘’bunları herkesin arasında tartışmayalım’’ diyorlar. Mesela ben merak ediyorum; Gülen ve Hizmet içindeki ilahiyatçılar, dinden çıkan mürtettir ve öldürülür, diye bilinen hükümle ilgili ne düşünüyorlar? Bu hükmün zamanımızda uygulanabilirliği söz konusu mudur? Zamanımızdaki toplumlarda bu hükmü savunabilir misiniz? Burada bir tutarsızlığı da dile getireyim. Her bir ferdine Risale-i Nur’u hakkıyla okuyan zamanımızın mühim bir alimi olur deyip, Risale-i Nur okumayı teşvik edeceksiniz; sonra da sizi dini konularda sorguladıkları zaman, siz avamsınız konuşmayın, diyeceksiniz. Bu kabul edilemez.

Hareket’in lideri Fethullah Gülen hakkındaki düşünceleriniz?

Kim olursa olsun herhangi bir meselede çok derinleşmiş bir insan dikkat çeker, haber olur, kitaplara geçer, hatırlanır. Gençliğini, şu 80 yaşına dayanmış haliyle bütün hayatını inandığı davasına vermiş, birçok insanın sevgisine ve takdirine muhatap olmuş bir insan olarak Fethullah Gülen Hoca Efendi önemli bir şahsiyettir ve sanırım Türkiye tarihinde ciddi bir yer etmiştir.

Boğaziçi’nde okurken 1990’ların başında İstanbul’daki meşhur camilerde vaaz ederdi. Süleymaniye vaazlarından birinde idi biraz geç kalmış tıka basa dolu camide kapıda içeri girmeye çalışıyorduk. Hoca Efendi o anda kapıda belirdi ve o kapıdan içeri girdi. Yüz yüze geldik ve “Selamün Aleyküm” dediğini hatırlıyorum. Kendisini olabildiğince mütevazi ve sıcak hissetmiştim. Ben Cemaat’i yeni tanımış üniversiteli bir gençtim o zamanlar. O ise etrafına on binlerce insanı toplayan önemli bir dini lider. Bir binada hademelik yapanın bile bazen gururundan yanına varamadığınız Türkiye’de bu kadar büyük bir liderin bu kadar mütevazi davranışı çok ciddi etkileyicidir. Takip eden yaklaşık otuz yılda her kesimden birçok insanın kendisi ile yakın veya uzak teması olmuştur. Özellikle sanırım Müslüman camiadan vaazlarını dinlemeyen yok gibidir. Hislerini tutamayarak ağlaması önemli bir özelliğidir ve birçoğumuza hislenip ağlamayı öğretmiştir. İnsanın kendisini bir davaya feda etmesi düşüncesini birkaç nesle aşılamıştır. Belli bir zamanda Türkiye’de yıllarca baskı içinde yaşamış Müslüman kimliğini öne çıkaran kitleye özgüven aşılayabilmiş, somut projelerle onların geleceğe ümitle bakmasını sağlamıştır.

Beni 17 yaşında bir lise öğrencisi olarak Gülen’in liderliğini yaptığı Cemaat’e çeken akıl ile olan barışıklığı idi diyebilirim. Risalelerdeki aklı ve mantığı kullanma vurgusu, medenilere galebe ikna iledir düsturu gibi yaklaşımlar ilginç gelmiştir. Bunlarla birlikte Gülen’in sohbetleri ve vaazlarında rahatlıkla duyabildiğiniz Nebulozlar, James Jean’ler de benim için önemli bir ikna edici unsurlar olmuştu. Tabii 17 yaşında bir genç olarak ve daha sonraki hayatımda hep benzer kaynaklardan beslenip benzer düşünen insanlarla beraber olunca önemli bazı şeyleri de fark etmiyorsunuz. Bunu açmaya çalışacağım.

Şimdide 46 yaşında son 22 yılını ABD de geçirmiş birisi olarak bir değerlendirme yapayım:

Bir Müslüman lider olarak Gülen İslam geleneğinin bir ürünüdür. Gençliğinde okumuş ve ansiklopedik olarak değişik alanlarda terminolojiye az çok vakıf olmuştur. Ama Gülen bir bilim adamı değildir, bir ekonomist değildir, bir politikacı değildir. Herkes gibi hataları olan bir insandır ve Dünya’da gelmiş geçmiş birçok liderin yaşadığı problemlerle o da karşı karşıyadır. Bunları söylüyorum, çünkü kendisine âşık olan takipçileri içerisinde çok insan var ve bu insanlar onu insanüstü bir varlık gibi sunuyorlar.

Mesela kendisinin yanında yıllarca kalmış “Mollalardan“ birisi ile bir tartışmamda Gülen’in bir konferansında verdiği bazı bilimsel detayların yanlış olduğunu, dediği şeylerin çok eski bilgilere dayandığını ve öyle olmadığının anlaşıldığını söyledim. Bana verdiği cevap “Bilim adamları dönüp dolaşıp Hoca Efendi’nin dediğine gelecekler” oldu. Bakın bu hastalıklı bir zihniyettir. Hele yakınında yıllarca bulunan bütün Cemaat’e dini olarak referans noktası olarak sunulan “Mollalardan’’ biri bunu söylüyorsa bu gerçekten herkesin dehşet duyması gereken bir husustur. Kilise ile Galile arasındaki ilişkiyi hatırlatmaktadır. Yakın dairesinde anlayabildiğim kadarı ile Gülen’i eleştirebilen insan olması bir yana, hemen herkes bir tarikat şeyhine yapılan şekilde Gülen’e aşıktır. Ve bu aşk ile hareket eden bu insanlar kendi sevdikleri liderlerine en büyük kötülüğü yapmış ve liderin çok önemli kavşaklarda ciddi hatalar yapmasına sebep olmuşlardır. Yani bazen korkudan, bazen üzeriz duygusuyla, bazen âşık olduklarından dediği şeylere eleştiri getiremeyen etrafındaki insanlar liderin hatalarında pay sahibi olmuşlardır. Öte yandan eleştirel bakabilen insanlar yetiştirmeyerek, etrafında kendisini eleştirebilecek ve denge getirecek danışmanları bulundurmayarak, sanırım lider kendisi de şu an yaşanılan travmaları oluşturmaya müsait bir ortamı tercih etmiştir.

Gülen’in yazdığı ve söylediği çok güzel prensipler vardır. Ama pratik ile prensipler birbiri ile zıtlaştığında çok rahatlıkla pragmatist olarak okunabilecek yönlendirmeler yapabilmiştir. Mesela ‘’Excel’’cilik ve ‘’binacılık’’ hastalığı diye bilinen tartışmalarda yer alan sorunların en baş sorumlusu yanına gelen her guruba sayı ile hedefler veren Gülen’in ta kendisidir. Şuraya 50 okul, şu kadar milyon dolar himmet, şu kadar kişi, vs. gibi söylemler ile… Ve söyledikleri birçok Cemaat takipçisi tarafından olduğu gibi harfiyen ele alındığı için de şu an –hiç kimsenin önüne geçemediği– prensipleri ve kuralları hiçe sayan pragmatist bir Cemaat kültürü oluşmuştur. Takipçilerinin soyut düşünceye açık olmasını yıllarca anlatan Gülen, –ironik bir çelişki olarak– hep somut şeyler cinsinden düşünen ve soyut prensipleri bazen hiçe sayan bir Cemaat ortaya çıkarmıştır. İtaat konusuna aşırı vurgu yaparak, yetiştirdiği insanların abisine itaat etmekle bazı prensip, kural ve kanunları ihlal etmek kavşağına geldiklerinde maalesef itaat etmeyi tercih etmelerinde de sanırım lider olarak Gülen’in payını belirtmemiz gerekiyor.

Özetle Gülen şu an anlayabildiğim kadarı ile insanı ve toplumu güzele doğru değiştirme ulvi niyeti ile yola çıkmış, kendini bu ideale adamış, ama kendi içinde yetiştiği Türk-İslam geleneğindeki problemlerin maalesef hemen hepsini de Cemaat’in vizyonuna aksettirmiştir.

Türkiye mahreçli bu Hareket’in Türkiye’ye neler verdiğini düşüyorsunuz?

Türkiye’de sanırım Müslüman kimliği ile ortaya çıkan birçok insana özgüven vermiştir. Birçok Müslüman gencin eğitimine katkıda bulunmuştur. Birçok gencin dünyaya açılıp dünyanın birçok yanını öğrenmesine vesile olmuştur. Belli bir dönemde toplumun çok farklı kesimlerini bir araya getiren diyalog faaliyetleri takdire şayandır. Bunlar pozitif şeyler.

Ama son on yılda gücü arttıkça art arda hatalar yapmıştır veya daha önce de olan hataların tesiri çok daha büyük ölçekte hissedilmiştir. Türkiye’de şu an İslamcılar idarede ise bu Cemaat’in desteği sayesindedir. Son on yılda bütün önceliğini Türkiye bürokrasisinde kadrolaşmaya verip kendi adalet prensiplerini çiğnemiştir. Bu şekli ile şu an Türkiye’de ciddi bir kaos yaşanıyorsa bunda Cemaat’in de ciddi bir payı vardır.

Hareket’in geleceği hakkında kimi değerlendirme ve tahminleriniz var mı?

Çok sevdiğim bir kitap var: “Power of Failure” Yani ‘başarısızlığın gücü’. Otuzdan fazla örnekle başarısızlık gibi görünen şeylerin uygun bir tepki ile nasıl başarıya dönüşebildiğini anlatıyor. Gülen ve Cemaat içerisinde yetişmiş birçok kişinin ortaya koyduğu ve inandığı güzel prensipler var. Cemaatin çoğunun iyi niyetli insanlardan oluştuğuna inanıyorum. O zaman ciddi şekilde geleneksel problemler, sistem hataları ve oluşan kültür ile yüzleşip, yeni teşebbüslerinde alınan bu derslere dikkat ederlerse, bütün insanlık adına ve Allah’ın rızası istikametinde güzel şeyler yapabilirler.

Öte yandan merkezi, lider odaklı, bilinen şekli ile Cemaat yapısı varlığını devam ettirebilir gibi gelmiyor bana. Eğer devam ederse, korkarım ki şu an yaşanan acıları değişik şekillerde tekrar ettirme potansiyeli de var.

Benim kanaatim bu Cemaat ile ilişkili olan, şu an Dünya’nın dört bucağına dağılmış insanlar kendi bulundukları yerlerde, yerel, o bölgelerinin realitelerine göre –küçük de olsa– bağımsız ve hedefleri net yapılar kurabilirler. Böylece daha sürdürülebilir bir gelecek oluşturmuş olurlar. En başta dediğim gibi Cemaat’in hiyerarşik yapısı çok kötü ve çok hatalar yaptırıyor. Bu hiyerarşik yapıyı reddetmelerini tavsiye ederim. Ancak tavsiye şeklinde bazı şeyler de yayınlanabilir. Bunlar da halka açık şekilde tartışılmalı, Kur’an ayeti veya Peygamber’in sahih hadisi gibi algılanmamalıdır. Ahmet Kurucan’ın yakın zamanda dediği gibi, siyasi İslam din olmadığı gibi Hizmet de dinin kendisi değildir. Ayrıca her kaynaktan beslenmelerini, okudukları ve dinlediklerinin çeşitlilik oluşturmasına dikkat etmelerini, eleştirel bakışı benimseyen bir nesil yetiştirmeyi tavsiye edebilirim.

Amerika’dan Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

Türkiye için en büyük duamız bir gün adaletin geri gelmesi. Çok masum insan çok ciddi acı çekiyor. İşinden atılanlar, hapse girenler, baskı ve işkence altında ölenlerin haberleri, Ege Denizi ve Meriç’te boğulanlar hepimizi üzüntüye boğuyor. Medyanın var olan adaletsiz ortamda takındığı tavır dehşet verici.

Adaletin olmadığı yerde sanırım çok ümitli olmak mümkün değil. Ama bazılarının düşündüğü gibi Türk milleti toptan bozuldu diye de düşünmüyorum. Türk insanı da insandır, başka milletlerde benzer şartlarda gördüğümüz refleksleri veriyorlar. ABD’de kocaman kocaman festivaller yapıp, ABD’deki milletvekillerini Türk Devlet politikalarına destek manasında ziyaretler organize ederek Türkiye’ye geziye götüren Cemaat yapısı daha 5-6 sene önce öve öve bitiremediği Türk insanını şu an tamamen sükut etmiş gibi yansıtıyor. 5-6 sene gibi kısa bir zamanda milyonlarca insan birden sükut edemez. Bu akla aykırıdır. Ama daha önce dediğim gibi Cemaatin de katkısıyla şu an ortaya çıkan siyasi şartlar kimisinin korku ile, kimisinin menfaat ile hareket etmesini ortaya çıkarıyor. Ayrıca asıl meselenin Türk-İslam geleneğinde aranması gerekiyor. Cesaretle kültür ve geleneğimizde olan problemleri tartışabilirsek yakın olmasa da uzak gelecekte belki bazı şeyler iyiye doğru değişebilir.

Son olarak söylemek istedikleriniz…

Eleştirel düşünceyi tamamen kucaklayan bir nesil yetiştirmeye çalışmalıyız. Bu konuda söylemek, yazmak önemlidir. Ama bunu en iyi bizzat eleştirel bakış açısını hayatımıza entegre ederek yapabiliriz. Somut hataları eleştirip tartışırken bu somut hataların meydana gelmesini neredeyse zorunlu kılan İslam kültür ve geleneğine ait problemleri de cesaretle tartışmalıyız. Bunu yapabilirsek gelecek hakkında ümitvar olabiliriz.

44 COMMENTS

  1. Bir cemaatin bilimsel dergi çıkarması bence sakat, kimse okumadığı için değil millet okusa bile cemaatin işi midir bu. Cemaat içindeki bilim adamları bir araya gelip yapabilirler ama cemaatin bu işe girmemesi lazım. Dergideki amaç bilime hizmet etmek mi yoksa bilim ile din aynı doğrultudaysa o bilimi mi aktarmak? Yani bilim mi yapacağız yoksa dini mi öveceğiz?

    Abdullah aymaz sohbetinde de aynı durum var, sohbet veren kimse insanların aklını bulandırmak istemez, yani sohbette din mevzularını tartışmıyoruz onun yerine hitabeti güçlü biri duygusal bir konuşma yapıyor ve insanlarda etkileniyor, bu tip sohbetler ile sorgulanan sohbetler farklı olmalı. Risale sohbetleri zaten duygusal olmuyor kitaptan gittiği için bolca sorgulayarak ilerlemek lazım. Siz o soruyu sorunca birileri abdullah aymaz’ın bundan sonraki sohbetlerine bu adam bilmiyor diye katılmaz ise de o onun imtihanı kimse mükemmel değil yapacak bir şey yok varsın bu yüzden gelmesinler kendi imtihanı olur.

    Tüm bu eleştirilerde de şunu görüyorum, Gülen ve çevresi bu işin içinden çıkamaz. Nasıl bir program hata verdiğinde onu yazan kişi işin içinden çıkamaz ama kodları da paylaşmak istemez değerlidir çünkü kodları başkası kopyalaya bilir bir bilgidir sonuçta değeri vardır. Aynı şekilde gülen de kodları paylaşmıyor, herkeste az az belli kodlar var ama bütünü görmeye yetmiyor, Gülen vefat edince etrafındaki insanlar o kodları paylaşsa bile acaba gerçek kodlar bunlar mı sorusu olacak hep ? Mit şuan gerçek kodları topluyor, paylaşırken gerçek haliyle mi çarpıtılmış haliyle mi paylaşır artık bilinmez. Gülen bir an önce programın kodları olur onu topluma paylaşsın ki herkes elinden geldiğince çözüm üretsin. Mit zaten topladı çoğunu nato ülkelerini de gönderecek, yurt dışındaki okulları düşünmeye gerek yok bu dakikadan sonra.

    Şerif ali tekelan gücünün de cemaat içindeki konumundan bağlantılarından Gülen’e yakın olmasından geldiğini düşünmüyorum. Bana göre gücünün kaynağını Haberal’ın hapisten çıkıp 1 hafta sonra onunla görüşmesinde aramak lazım.(yerseniz Başkent ü. iadeyi ziyaret yapmış Fatih ü.’ne ikisi de rektör ya o zaman)Ya cemaatin çok pis işlerini bildiği için gönlü hoş tutuluyor, ya da devletimizle DERİN bağlantıları olduğu için gönlü hoş tutuluyor. Bu tip cümleler yazınca iftira atıyorsun diyenler oluyor kendi fikrimi belirttim. Çıktı açıklama yaptı mi bilmiyorum twitter var sonuçta, bu haberal mevzununu oğlunu suriye istihbaratının önemli bir komutanıyla evlendirmesi mevzunu açıkladı mı acaba? ya da devletimizle DERİN bağlantıları olmuş mu geçmişte bağlantıları devam ediyor mu yoksa ihraç mı edilmiş? Adam kendi halinde über yapan biri olsa ve adil öksüz gibi olaylar yaşanmasa bu tip şeyler sorgulanmaz da yaşanan şeyler bu tip şeyleri sorgulatıyor

  2. ucak ornegi vermissiniz cikan etesi yolculara soylrseniz ne olacak (herkes yanmis zaten)izdihama yol acarsiniz yetkililere soyleyin ucagi sagsalim yere indirsinler ondan sonra kimde suc bulacaksaniz bulun ucak ucarken vip kisminda gidip geliyordunuz perdeyide cekince arkayi gormuyordunuz bazi insanlar uzerinde versiginiz ornekler sirasimi demeyecegim faydasi yok neyse Allah herkesin niyetine gore versin

  3. Kime daha cok tesekkür edeyim bilemiyorm. Engin beyemi yoksa ertan beyemi?

    Beni sevdiren bir husus var. Bu yazilarla anladim ki, cemaatten soguma konusunda tek degilim ve elestirilerimin aynisi ve cok daha fazlasini baskalarida yapiyormus. Öyle bilinc olusmustu ki, cemaatten cikinca sanki dinden cikmis gibi saniyordu insan kendini. Zerre miktar elestiri yapamiyordum desem yalan olmaz. Zaten hain ve düsman ilan ettiler.

    Bi düsünmek lazim. Niye bilhassa avrupa veya amerikada cemaat kurumu disinda calismis insanlar cemaate ciddi elestiri yöneltiyorlar? Cünkü elestiri ve calisma kültürünü ögreniyorlar. Itaatin artik bu zamana uymadiginin farkina variyorlar. Isyerlerinde itaat etmeyenleri baska ülkeye sürmediklerinin farkina variyorlar. Vs vs. Yüzlerce örnek olarak cogaltin. Cok üzelerek diyorum bunlarin hepsini. Düsman degilim. Zamaninda cok aktif olmus biri olarak yaziyorm bunlari. Halende kesinlikle düsman degilim. Ama ihsan yilmazin dedigi gibi, karanlik bir yapinin parcasi olmak istemiyorum. Cok yazik ettiler hem kendilerine hem insanlara…yaziklar olsun ene ene diye dolasan katillere.

    Engin bey cok tesekkür ederim. Harika roportaj lar cikiyor. Lütfen bitirmeyin.

    • Yanlis anlasilmasin.
      1) Karanlik derken mafya anlaminda söylemiyorm. Sadece toplantida kim nasil karar aliyor bilemiyorm. Benim hakkimda konuslanlari bilemiyorm. O manada.
      2) katil derken baska insanlari nefret ettirdiler manasinda
      3) üstte „sevdiren“ degil. „Sevindiren“ olcakti

      Aciklama ihtiyaci hissettim

      Ayrica: elestirmenin hicbir faydasi oldugunu düsünmüyorum. Halen ayni kafa devam ediyor. Daha yeni dendi ki, itaat kültürü degismez vs vs. Bos geliyor bana artik bu konulari konusmak. Herkes kendi yoluna diyorum o yüzden

  4. Bugün demokrasinin hakim olduğu ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal tarihlerinin yarım asır öncesine kadar çok ciddi süreçlerden geçerek, olgunlaşarak bugünkü yapılarına kavuştuklarını biliyoruz.
    Bütün toplumsal olguların bu gibi süreçlerden geçmesi kaçınılmazdır. Hizmet hareketinin de bu süreçten nasibini alması sürecin muteberdir.
    Bu ciddi bir dönemeçtir. Herkes için kendi dinamikleri doğrultusunda etkilendiği, preslendiği, az veya çok tesiri altında kalarak kabuk değiştirdiği bir süreç. Kiminin yön değiştirdiği, kiminin bulunduğu duruma göre kuluçkaya durduğu, kimilerinin de omuz vererek bir adım öteye taşımaya çalıştığı bir süreç. Kimilerinin de sebep sonuç ilişkilerini değerlendirirken suçlu arama goygoyuna durduğu bir süreç.
    Halihazırda bütün imkanların önlerine kırmızı halıda sunulduğu bir yerde bulunanlar, sahip oldukları bilgi birikim ve tecrübelerini bir araya gelerek doktrin üretmeye harcaması gerekirken, bilmem kimin kaprisiyle, bilmem kimin bilmem kimlerle bağlantısı varmış, bilmem kimler bilmem hangi hislerini tatmin ediyormuş vs vs vs.
    Arkadaşım senin isminin önündeki titrinin bir faydası olmasını istiyorsan titrine göre bir doktrin ortaya koyar başka ihtisas sahibi planlarla proje hâline getirilir ve muhataplarına sunulursa çok daha etkili ve faydalı olacaktır.
    Bugün burada bulunan insanlar; bugün eve acaba ekmek alabilecek miyim, acaba bu görüş gününde bir dk fazla özlem giderebilecek miyim, acaba beni ne zaman içeri alacaklar, acaba bu duruşmada serbest kalacak mıyım gibi hayatının en önemli duygu sarmallarıyla sarmaş dolaş. Ne gündüzün aydınlığını ne gecenin rahat uykusunu tadabiliyorlar. Bugün burada tarihinin en ihtişamlı temizlikçisini, asgari ücretlisini ve hatta sigortasız gündelikçisini görüyor bu ülke. Ağlamadığı ne bir günü ne de sızlamadığı bir kemiği var bu insanların.
    Herkesin keyfi yerinde sanırım oralarda.
    Eğer bir katma değer ortaya koymak istiyorsanız, bu yangına bir kova su taşımak istiyorsanız, bu değerli birikimlerinizi bir araya gelip proje kapsamında muhataplarına sunarsanız. Böyle bir ortalık malı gibi çarşı pazar sermez, zaten dermanı tükenmiş insanları bir de siz yaralamamış olursunuz.
    Bugün bu Hareket kabuk değiştiriyor. HE de bunun farkında. Onun da önüne geçemeyeceği bir kült yapı var. Ancak yeni nesil onun asıl inşa etmek istediği fennî ve tekvini ilimlerle dopdolu dengeli o beklenen nesli oluşturacağı sizlerin de malumunuzdur.
    Bunlar daha sonra paylaşılması gereken değerli bilgiler.
    Lütfen gazetecilik yapacağım diye döküp saçarak bizleri de yaralamayın.
    Selamlarımla.

    • Yazdıklarınıza inanmak istiyorum fakat beklenen nesilin öncüsü olması gereken bir grup var ve bu grubun röportajdan da anlaşılabileceği gibi titrinin hakkını vermesi için dini rehberlerle çalışması gerekiyor. Aksi takdirde kendilerine üstat olarak Popper’i, Habermas’ı alacakları gün gibi ortada.
      Böyle bir durumda biz 50 sene sonra bugünkü Avrupa’nın içinden çıkamadığı sorunlarla ilgili çoktan tartışılmış konuları tartışırken, Avrupa o sorunları çözmüş ve çözümün İslam’da olduğunu kendisi çoktan bulmuş bile olabilir.
      İlahiyatçılar kapılarının sürmesini çekip, kapıyı açacak, tits sahiplerine gel kardeşim neler yapabiliriz, neler biliyorsun, anlat bana demedikçe, titr sahiplerinin egosu daha da şişecek, onlara bisiklet yapmaktan aciz Afrika ülkesi aydını nazarıyla bakacak ve aydınlığı daha güçlü bir şekilde bilimde bulacak, ona sığınacak, nihayet tamamen onun dili ile konuşacaktır.
      Bu durumda asıl vebal titr sahiplerinde değil, ilahiyatçılardadır. Eğer daha şimdiden, Özbekistan’da en safi duygularla öğretmenlik yapan bir insan bile, gelenek ve kültüre hasmane bir tavır almışsa, sohbet ortamı ile konferans ortamını birbirine karıştıracak kadar kültürel kodlarına yabancı kalmışsa, neyin nerede ne zaman ne şekilde söyleneceğine bambaşka bir dünyadan aldığı ruhla karar veriyor ve bunu da dikte ediyorsa, siz çok şeyler kaçırmışsınız demektir. Bu insanlar Özbekistan’da hiç tanımadıkları çocukları dersinden uykusuna kadar her şeyi için fedakarlık yaparken, onlar için de birilerinin fedakarlık yapması gerekiyordu ve onlar da ilahiyatçılardı. Biz bu ilahiyatçıların nedense hep askerlerle ilişkili olduğunu duyuyoruz sadece. Gen teknolojisi ile ilgili olarak bir ilahiyatçımızın topa girdiğini hiç duymadım. Küresel ısınma diye bi şey varmış, Tuz Gölü kurumuş, umrunda olan bir İlahiatçı var mı çok merak ediyorum. O titr sahiplerinin tek başına bi şey yapamayacakları, yaparlarsa çok başka yönlere savrulacakları apaçık ortada. Ne duruyorsunuz yapsanıza demek bile bir hata.

    • Bugün burada bulunan insanlar; bugün eve acaba ekmek alabilecek miyim, acaba bu görüş gününde bir dk fazla özlem giderebilecek miyim, acaba beni ne zaman içeri alacaklar, acaba bu duruşmada serbest kalacak mıyım gibi hayatının en önemli duygu sarmallarıyla sarmaş dolaş. Ne gündüzün aydınlığını ne gecenin rahat uykusunu tadabiliyorlar. Bugün burada tarihinin en ihtişamlı temizlikçisini, asgari ücretlisini ve hatta sigortasız gündelikçisini görüyor bu ülke. Ağlamadığı ne bir günü ne de sızlamadığı bir kemiği var bu insanların.
      Herkesin keyfi yerinde sanırım oralarda.
      Eğer bir katma değer ortaya koymak istiyorsanız, bu yangına bir kova su taşımak istiyorsanız, bu değerli birikimlerinizi bir araya gelip proje kapsamında muhataplarına sunarsanız. Böyle bir ortalık malı gibi çarşı pazar sermez, zaten dermanı tükenmiş insanları bir de siz yaralamamış olursunuz.

  5. Açıkçası Profesör Ertem beyin röportajını Ben de ilgiyle okudum önemli bulduğum değerli bulduğum birçok görüşleri var.
    Eleştiri ve eleştirel akıl, biat kültürü ve ve tarihsel olarak devralınan İslam kültürü ile tespitleri yerinde ve çok doğru görüşler..
    ziyadesiyle istifade edilebilecek faydalanılacak önemli hususlara değinmiş.

    Bu röportajda Profesör Ertan Bey ile ilgili garipsediğim ve beni rahatsız eden husus şudur; Profesör Ertan Bey yaklaşık 10 yıldır Cemaatte mesafeli olduğunu uzak olduğunu söylüyor; ama buna rağmen cemaat hakkında çok güçlü kritik ve önemli değerlendirmelerde bulunuyor. Tabii bu değerlendirme ve kritikleri de bulunurken; aslında bu son 10 yılda fiili bir uzaklaşma olmadığını da verdiği örneklerden anlıyoruz. Keşke kendisi de mevcut konjonktürün getirdiği baskıyı içselleştirme emaresi gösterenlern uzaklaşma ifadesini kullanmasaydı.
    Ya da bu ifadeyi kullanıyorsa çok içten kritikler yerine daha mesafeli bir yaklaşımla eleştiri ve tespitlerine dile getirebilirdi.
    Açıkçası bu tutum ve durum bu röportajın üstüne gölge düşürmüştür.
    Acaba kendisi Türkiye’deki akrabalarının bir sıkıntıya uğramasından çekindiği için mi böyle bir yaklaşım sergilemiştir.
    Bu da ilginç bir durum tabii ki

    • “Son on yılda yavaş yavaş zihniyet olarak ve son üç yılda da fiilen Hizmet’ten ciddi bir uzaklaşma yaşadım” diyor. Çok net ve anlaşılır. Okuduğumuzu anlamıyorken düşünmek ve üretmek çok uzak gibi. Kusura bakmayın ağır oldu ama görünen bu.

  6. Ertan Bey yillar once kendisini Amerikaya atmis, dunyevi olarak guzel bir hayat kurmus. Kendisini garanti altina alanlar nedense cok rahatlar.Problemler var ama cozmek onun dedigi kadar kolay degil. Amerikadan bakarak degil, sanki Afrikada bir okuldaki ogretmen gibi bakarak elini vicdanina koyarak konusmali. Unutmayin konusmak kolay, yapmak zordur.

  7. “elestirirken isim verin, kim ne yapmis bilelim, ortaya konusmayin” diyen bir grup var.
    Ertan Bey yeterince acik sekilde orneklendirmis. Gormek isteyene bircok not dusmus..
    Sizinti, Kaynak Holding, Samanyolu, Zaman, Universiteler, mafyadan himmet alan eyyamci imamlar, Houston’daki rektor..Sorunlu yerler genelde kokusmus kurumsal yapilar ve bunlar TR merkezli. Yoksa Anadolu’da veya Yurtdisinda fedakarca vazife yapan, ogretmenlik yapan gariban abilerimin-ablalarimin ayaginin altini operim. Zaten icerdekilerin cogu onlar.
    Bakalim burada ismi gecen veya ima edilen kisiler, “Madem benim ismim uzerinden hizmet yipraniyor, o halde ceketimi alir giderim” diyebilecek mi?
    Yoksa yine He’yi ve magdur/mazlumlari siper edip, kulaginin ustlerine mi yatacaklar.

  8. HE’nin her iş mevsimine göre yapılır sohbetini öneririm.

    Biografisinde yüz de yüz doğru bir meselede fertlerin abiler ne der algısının kendisini ürperttiği vs bakılabilir.

    Hasende ittifak, ahsende ihtilaftan iyidir.

    Kimseyi bağlamaz ama evet ben HE’ye sahip nazarıyla bakıyorum ve bir asır önce yaşamış, ondan önce yaşamış büyüklerin istihraçlarına itimad ederim.

    Şuan ki asıl mesele, mağdurlardır.
    Zaten yaşamayan tam anlayamaz. Birkaç gündür hiçbir lokma bulamayın, çocuklara yediremeyini çakır keyif yaşayanların anlaması zor..

    • Walla dostum, cakirkeyif yasayanlar, elestirenler degil;
      orda burda “profesyonel abiliklerine” devam edenler.

      • Kendine düşen hissesini alıyordur herkes umarım.

        Benim de kırgınlıklarım var ama birşeyleri ispat etmeğe çalışmak meseleyi enaniyete götürmek mi olur? Kime ne benim kırgınlıklarımdan.
        Kendi halime sempatizan serseriyim dışardan.

  9. Ertan, HE hatalarının hesabını vermeli, ya da kendi ifadesi ile ‘hatalarin hesabini vermekten onu alikoyamaz’. diyor.
    Her olay ya kendi haliyle, ya da sonucu itibari ile güzeldir (en azından ben böyle inanıyorum). Şu anda yaşananların bile aslında rahmet tarafı çok daha fazladır. Evet her organizasyonun olduğu gibi hizmetin de hataları olmuştur, ama bu hatalar kime göre hatadır ve bu yaşananlar yaşanmamış olsaydı acaba yine bu yazılar çıkacak mıydı? After the facts konuşmak kolay. Bir olay olmuş, olasılığı ‘1’ artık.
    İnsanlar eleştiri yaparken ilk önce kendilerine bakmalılar. Sanki herkes melek, hep doğruyu söylemiş, sonra HE yanlış yönlendirmiş gibi sanki. Yine Ertan’dan devam edeceğim. Mülakatında 96’da nispeten demokrasinin beşiği olan US’e geldiğinden bahşediyor. Acaba US’deki hizmet hayatı boyunca HE’nin güzel prensiplerini mi takip etmiştir, yoksa abilerin yanlış uygulamalarının arkasında durup kafa kaş mı yarmıştır. Yanlışlara vakti zamanında karşı durmazsan birgün bumerang gibi gelir seni vurur. Sadece Ertan için değil, şu an eleştiri yapan herkesin bu soruyu kendisine sorması lazım.
    Ben de ortaokulda tanıdım hizmeti ama her zaman itiraz ettim yanlış gördüğümde. Bu bir fıtrat meselesi, çalıştığım şirketlerde de haksızlığa karşı hep tepkimi gösterdim. Şundan da hep rahatsız oldum : olmayacak konularda itaat ettiğin arkasına saklanıyorlar, problem olunca da karşı tarafı suçluyorlar.
    1)HE bizzat hangi hatayı yapmıştır. O da bir insan, hatadan beri olamaz, Peygamberlerin bile zelleleri olmuştur ama bizzat kendisinin ne gibi bir hatası vardır acaba?
    2)HE’yi kim yargılayacaktır bir suçu varsa, Türkiye mi? Hırsızları kollayan, masumları işkence ile öldüren Türkiye mi?
    3)Kaldı ki HE bizzat vaazlarında kendi hatalarından bahsetmektedir
    4)Peygamber efendimiz zamanında yaşananlara bakın, üst üste ne hadiseler yaşanmış, ne şehitler verilmiştir. Eğer Onun yolundaysak bir hırsıza destekçi olamayız, müspet hareket etmek zorundayız.
    4)Yaşananların yapılan bir hatadan değil, aksine birçok şeyi kaybetmek uğruna erdemli davranmaktan dolayı başımıza geldiğini görmemek olayları okuyamamaktır. Belki bir hata güçün de bir vücudu olduğunu bir kenara koyup, doğru bildiğini yapmaktır, bu da hataysa artık.
    5)Halife olma sevdasındaki bir hırsız size hayat hakkı tanımamayı kafaya koymuş zaten. Bunları gücü eline geçirdiği anda eninde sonunda yapacaktı. HE bu konularda eskiden bu yana çok defa uyarıda bulunmuş ama ne yazık ki hizmetin içindeki bazı kişiler temel prensip olan Allah rızası için hareket etmeden uzaklaşıp conjectureden kendi menfaatleri için faydalanmışlardır.

    Herşeyi dozunda yapmak gerekir kanaatindeyim. Hayatında 1000 kişiden fazla kişiyi profesyonel manada yönetmiş (yani yukarıdan bir atama ile değil de, interview ile seçilmiş), hukuk tecrübesi olan birileri ile de röportaj yapsanız iyi olur. Eşekten düşen anlar insan yönetmeyi.

    • Davut Kardeşim,
      Eğer HE i hizmeti yönetiyorsa ve hizmet insanları , hizmete selem verenler bile buğün yargılanıyor, işlerinden oluyor,çoluk çocuğu kafasını yerden kaldıramayacak şekilde hakaretlere uğruyorsa bu durumda bir hesap vermeyi düşünmesi gerekmez mi ?
      %1′ ini tanımam dediği Polis şeflerine cemaati stand açıyor oy topluyorsa hesap vermesi gerekmez mi?
      Kendini eleştiren Taşgetiren’ e gebeş diyorsa saygınlığı tartışılmaz mı?
      Goril v.s hakaretlerini sıralayıp siyasetçi sevyesine düşüyorsa edebi tartışılmaz mı ?
      Acıyarak bakılacaklar deyip kendi cemaati acınacak duruma düşüyorsa öngörüsü , feraseti tartışılmaz mı?
      Siyasetin her noktasına balıklama dalıp yorum yapıyorsa Hocalığı tartışılmaz mı ?
      Cemaati batıran abileri Amerika’ lara taşıyıp rektör yapıyorsa yöneticiliği tartışılmaz mı?
      Cemaatten darbeye katılanlar olmuş olabilir diyorsa cemaati idare edebilirliği tartışılmaz mı?
      HE ‘ nin Abdülhamitlik merakı buğünkü fecaati doğrurdu. Cemaat darbe yapsın veya oyuna getirilsin bunun sebebi tamamen hususi denilen gizli bir şebekenin devlete sızdırılması, adliye’ deki hakim ve savcılardan 5-10’unun militan gibi kullanılması ve AKP’ye ayakçılık hatta tetikçilik yaptırılması, referans olunan Polis ekibinin RTE’ nin tetikçisi gibi davranması ve buna da teşvik edilmeleridir.
      Sonuçta ortada ana gövdesi itibarı ile batmış bir şirket var ama CEO’ ya övgüler düzen bir zarar görmemişler ekibi sanki herşey süpermiş, bütün olaylarda CEO ve ekibinin hiç suçu yokmuş, tamamen dış düşmanlar şirketi batırmış gibi davranıyor..Dış güçler zaten yapacaktı söylemi yabancı değil demi..Hayır bu şirketi şirketin CEO’ su batırdı. Onun büyülediği yığınlar yani bizler cennet diye ateş çemberlerine koştuk, koştuk. Geçmişte yapılan güzel şeylere aldanıp , ateş çukurlarını gül bahçesi sanıp atladılar, atladık..
      Biz yandık hala yanmayanlar kendini yakmasınlar. Kaçın sizi ateşe gönderip parmakları bile ısınmayanlardan. Kaçın çile deyip , villalarda çile çekenlerden!…Kaçın tabana Yusuf deyip kendini Yurt dışına atanlardan! “Hocam bu ıstırabın bitmesi için belki bizde hapse girmeliyiz” diyen abilerin geriye bile bakmadan kaçtıklarını gördüm ben. Ya sallamıycan yada zoru görünce kaçmayıp kardeşlerinle çileyse çile çekecen..İlk sorguda bu arkadaşların evine gidiyorduk sohbete, ben sadece sohbete gidiyordum diyen sohbet abisi gören arkadaşlarımda var…
      Saygılar,

  10. Şunu sormak istiyorum Ertan bey,siz yıllardır Amerikada yaşıyorsunuz. Buraya yazdiginiz konulari Hocaefendiye aktarmak icin hic mi fırsat bulamadınız? Bi kaç akamdemisyen ve sizin gibi düşünen
    bi kac kisilik bir heyet ile buraya yazdiklarinizi HE ye aktarmanıza engel olan neydi acaba.

    • Bu soruyu ust yonetime soracaksin. Etrafinizdaki insanlara gordukleri eksiklikleri rahatlikla aciklayabilme ozgurlugu verdiniz mi?

      • 96 yilinda ABD`ye gelmis birisi hic HE ile gorusme firsati bulamamis? Burda kendi ihmalinizin oldugunu dusunuyorum. 22 yil icinde bir kere bile kafaniza yatmayan seyleri aktaramamissiniz. Bu bana cok tuhaf geliyor.

  11. “elestirirken isim verin, kim ne yapmis bilelim, ortaya konusmayin” diyen bir grup var.
    Ertan Bey yeterince acik sekilde orneklendirmis. Gormek isteyene bircok not dusmus..
    Sizinti, Kaynak Holding, Samanyolu, Zaman, Universiteler, mafyadan himmet alan eyyamci imamlar, Houston’daki rektor..Sorunlu yerler genelde kokusmus kurumsal yapilar ve bunlar TR merkezli. Yoksa Anadolu’da veya Yurtdisinda fedakarca vazife yapan, ogretmenlik yapan gariban abilerimin-ablalarimin ayaginin altini operim. Zaten icerdekilerin cogu onlar.
    Bakalim burada ismi gecen veya ima edilen kisiler, “Madem benim ismim uzerinden hizmet yipraniyor, o halde ceketimi alir giderim” diyebilecek mi?
    Yoksa yine He’yi ve magdur/mazlumlari siper edip, kulaginin ustlerine mi yatacaklar.

    • O değil de, şu Houstondaki rektör ne ayak cidden?! Adamın CVsine baktım. ABDde bırak rektörlüğü part-time instructor bile olamaz. Tam bir rezalet. Konuyla ilgili Texas State Auditor’s Office’e mail atıp şikayette bulundum (SAOIntake@sao.texas.gov), incelemelerini talep ettim. Cevap almazsam FBI’ya yazacağım.

  12. Yakinda yagmalama baslar!
    Heryerde, her ulkede beylikler olusmaya baslar!
    Kontrol mekanizmasi, Hakem Heyeti, vs. Denetleme mekanizmalari olmadigi zaman, bu kopuslari en kisa zamanda bekleyin.
    Mesela, Ertan Bey, Local merkezler olsun, oradaki insanlar kendi merkezi yonetimlerini olustursun, gibi bir tavsiyesi var.
    Duzgun Format isletilmezse, cikarcilar ve yagmacilar icin super bir firsat.

    Mesela, Adam(lar) hizmetten degil, hizmet prensipleriyle, 180 derece zit yasantilari var. Ama bu adamlar, bulunduklari yerde, hizmetleri kontrol ediyorlar. Nasil oluyor bu peki? Cok basit, Tamamen cikar iliskisi.
    Bir yada birkac uckagitci esnafin oradaki idarecinin agzina bir parmak bal surmesi yetiyor. Bu uckagitci Adam(lar), o bolgenin yada ulkenin gercek yoneticileri aslinda.

    Istedikleri gibi, idareciyi ve hizmetin gucunu kendi cikarlari dogrultusunda kendilerine asker ediyor. Su anda, simdi bile, su kadar magduriyetlerin yasandigi, her kose basinda tehlikenin kol gezdigi bu zamanda bile bu kirli Adam(lar) keselerini ayni hizla dolduruyor.
    Yahu, icinizde hesap yapmayi bilen kimse yok mu? O kadar universite mezunusunuz, profosorsunuz, matematikci, fizikcisiniz.
    Adam(lar) sizden en az 5 , genelde 10 almadan 1 vermiyor! vermemis!
    Istedigi kadar, 100bin$ himmet etsin, senden 1m$ istifadesi var!!! Ne kadar karli bir is…
    Normal piyasada esnaf, yuzde 5-10 la calisiyor. Yuzde 1000 le calismak nasil ama…!
    Cok basit, basta imami satin alacaksin, uslubunca tabiki.
    Birazda uzaktanda olsa akrabalik, ortaklik gibi iliski ile kendini saglama koruma altina alacaksin…

    Birde, coook enteresan, bazilari varki efsanelestirilmis! Yok efendim, soyle muhteremmis, seyhmis, veliymis, ruyalarinda neler neler gormus!. Ginla hilafi vaki beyanlar.
    Aslinda adam dupe duz, uckagitci tuccar…
    Senelerce mali goturmusler.

    Aha da sana, super bir ortam simdi. Yakinda yagmalama da bunlar yerlerini almayacak mi sanki? An meselesi, acmis agzini firsatini bekliyor! Nasil olsa, soyle diyeceksiniz, bu bizim abimiz, buraninda vatandasi(x ulke), okullari onun uzerine yapalim…
    Ohh, Olduda bitti MasaAllah..

    Daha bu hamur cok su goturur.
    Gorecez. Bekleyip gorecez.

  13. Bazi abartili elestirmeleri gorunce dusunuyorum ki elestirilerin icinde yer almamak en dogrusu.

    HE son sohbetlerinde: “Ne yapilacak mi… Bu iste meleke kesb ettiniz, siz biliyorsunuz.” gibisinden diyor.
    Is basina zaten en iyi diye bildikleri kisileri koyuyorlar..

    Insallah, surec tamamlansin.. Ashab-i Kehf ortaya ciksin.. Insanliga Ilahi mesaj ulassin..
    Kosmaya devam..

    • Hem ashab i kehf diyeceksin, hem kosmaya devam diyeceksin! Cok yaman bir celiski!
      Neyse, celiski bir kenarda kalsin…

      Nereye kosuluyor?

      Davaniz nedir?
      Gayeniz nedir?
      Amaciniz nedir? (Ucude benzer)

      Bunlara ulasmak icin metodlariniz nedir?
      Bu metodlarin idareci ve uygulayicilarinin ozellikleri nelerdir?

      Baslama, gelisme ve final de beklentiler neler?

      Bu islerin el kitaplari var mi? (Kolay anlasilir, edebiyattan uzak, net cumleler ve prensipler)

      Bunlara uyulmakta midir?

      Uylmuyorsa, yapilmasi gerekenler, yapiliyor mu?

      Hizmeti, Vicahi kultur olmaktan cikarmali mi?

      Keyfiyet-kemmiyet dengesi var mi?

      Her yas, ve akademik alanda, diger alanlarda acilan muesseselerin, amaclari nelerdir?

      Hizli buyume, cok binalasma, buyuk paralar toplamanin, getirdigi dengesizliklerle ilgili yapilmasi gerekenler, net olarak nelerdir?

      Hizmette, hizmetleri, gruplara ayirmayi dusunuyor musunuz?

      Etkili, yetkili, ve maneviyat yonunden, insan ve kurum cesitleri olarak.

      Ayni hiyerarsik yapiyi devam mi ettireceksiniz?

      Diger muslumanlar ve cemaatlerle iliskiler nedir?

      Dialog hizmetlerinin amaci nedir?
      Hristiyan toplumunun icerinizde yeri var mi?

      Hristiyanlarla beraber calisip, onlara hiyerarsiniz icerisinde yer verecek misiniz?

      Ayni sekilde diger din toplumlari icin durum, ve bakisiniz nedir?

      Cemaat ya da camia olarak, ne kadar buyuk bir yapiyi yonetebileceginizi dusunursunuz? Bir ulkeyi yonetebilir misiniz?

      Magdur fertleriniz haricinde, diger magdur muslumanlar icin yapabilecekleriniz var mi?

      Cemaat olarak bencilligi nasil tanimlarsiniz?

      Cemaatin bencillik seviyesi icin ne soylersiniz?

      Hirsizlik, yolsuzluk, adaletsizlik adina malum kesime actiginiz savas’in yaninda,
      kendi icinizde ki, hirsizlik, yolsuzluk ve adaletsizlikler icin ne dusunuyorsunuz?

      Buyuk ihtimalle olmadigini mi dusunuyorsunuz?

      Bununla ilgili isin saglamasini dusunur musunuz?

      Hamur cok su goturecegi icin, son bir soruyla bitiriyorum,

      Insanlara mesaj vermek isinizin bir parcasi ise, verdiginiz mesajlarda,

      Insani degerler,
      Islamic degerler,
      Allah(cc) ve Resul(sav)’u, Dini, Diyaneti, Ahireti Hatirlatmak,,
      var ise,
      bunda ne kadar basarilisiniz?

  14. Kezalik görüyoruz ki: Fennin himmetiyle, zaman-ı halde filcümle, inşaallah istikbalde bitamamihî, kuvvete bedel hak; ve safsataya bedel bürhan; ve tab’a bedel akıl; ve hevâya bedel hüdâ; ve taassuba bedel metanet; ve garaza bedel hamiyet; ve müyûlât-ı nefsaniyeye bedel temayülât-ı ukul; ve hissiyata bedel efkâr hükümfermâ olacaklardır, karn-ı evvel ve sanî ve salisteki gibi ve beşinci karna kadar filcümle olduğu gibi.

    Kur’ân’ın üslûb-i hakîmanesine yemin ederim ki, nasarayı ve emsalini havalandırarak dalâlet derelerine atan, yalnız aklı azl ve bürhanı tart ve ruhbanı taklit etmektir. Hem de İslâmiyet’i daima tecelli ve inbisat-ı efkâr nispetinde hakaikı inkişaf ettiren, yalnız İslâmiyet’in hakikat üzerinde olan teessüs ve bürhan ile takallüdü ve akıl ile meşvereti ve taht-ı hakikat üstünde bulunması ve ezelden ebede müteselsil olan hikmetin desatirine mutabakat ve muhakatıdır. Acaba görülmüyor mu: Âyâtın ekser fevatih ve havatiminde nev-i beşeri vicdana havale ve aklın istişaresine hamlettiriyor.

    Zahirden ubur ediniz! Hakikat sizi bekliyor. Fakat gördüğünüz vakit incitmeyiniz.
    Muhakemat (S.60-61-62)

  15. Ertan bey, emeğinize sağlık. Çok güzel ve yerinde fikirler beyan etmişsiniz. Fikirlerinizi açıklamak için verdiğiniz örnekler de çok yerinde. Zaten bunlar, işin içinde olup da az başını kaldırıp etrafa objektif şekilde bakan herkesin yıllardır gözlemlediği şeylerdi. Genelleme yapmayın diyenleri ikna etmek için herhalde yüzbin tane örnek vermek lazım. Gerçi o zaman bile ikna olmazlar 🙂

    Günümüz İslam düşüncesine hakim olan bağnazlık maalesef Hizmete de sinmiş durumda. Bunu çıkarıp atmak çok zor. Benim tek umudum, Batı toplumlarında yaşayıp büyümeye mecbur olmuş ikinci nesil belki birşey yapabilir. Ama açıkçası Batıda doğup büyümüş Pakistanlılara ve s. baktıkça o ümidim de yok oluyor. Kaldı ki, Hizmetin şü haliyle o jenerasyona verebilecek bir değeri de yok. Farketmişsinizdir, Batıda doğup büyüyen nesilden Hizmete yakın olanlar hemen hemen yok gibi. Ne diyeyim, Allah bu dini ikame etsin diye dua ediyorum.

  16. Adam en bașta Hoca Efendiye sallamıș. Hizmeti külliyen ademe mahkum etmiş. Zaten bu yapısını reddettiğini söylemiş. Bazı salaklarda eleştirilenler ceketini alsın gitsin diyor. Okuduğunu anlamayan bu tipler ne zaman türedi anlaşılır gibi değil. Şu ana kadarki en seviyesiz eleştirileri sıralamış adam. Yine de emeğine sağlık deniyor. Bunun gibi yada benzer inançsızlar zamanında hizmetin sırtından inseydi hizmet bu sıkıntıların bir kısmını çekmezdi diye düşünüyorum. Allaha şükür şimdilerde çogu yakamızdan düşüyor. En azından gelecekte bu tiplerin ne olduklarını bilelim. Tipik bir Türkan Saylan olmuş adam. O ne demişse aynı șeyleri söylemiș. Demekki ayak kayıpta onların olduğu noktaya gelince onlar gibi görüyorlar. Yazık…

  17. Batı’da doğup büyüyen nesilde Hizmet’e yakın potansiyel insanlar olmadığı gibi, Türkiye’de doğup büyüdükten sonra Batı’ya göçen nesillerdeki potansiyelde de esef verici bir beyin ve kalp göçü var. Bunun izlerini röportajda da görmek mümkün.
    Hizmet’teki metotsal bağnazlıkla mücadeleye amenna ama bu potansiyellerimizin bağnazlıktan anladıkları sadece bu değil maalesef. Burada Ehli Sünneti bile sorgulamaya kadar götürebilecek yıkıp yeniden yapmaktan medet uman bir zihniyet var.
    Maksat, zamanımızın yeni problemlerine çare bulmayan ve gereksiz yere ayağa takılan kültürel faktörlerden kurtulmak olsa, bir şey demeyeceğim, fakat Türk-İslam sentezi gibi evrensel bir söylemle ne alıp veremediğimiz var anlayamıyorum. Türk devletinin ikame etmeye çalıştığı renkten renge girebilen sentezden bahsetmiyorum. Bu görevi yeni nesille birlikte en iyi şekilde yerine getirmesi beklenen Hizmet’ti. Görünen o ki, olmamış, olamamış. Bayrak teslim edilmemiş, NASA’da çalışan, Amerikan üniversitelerinde profesörlük yapan gençlerimizin elince ecnebi bayrakları dalgalanıyor. Evet Müslüman tabii, kalıbımı basarım ki, benden daha samimi bir dindardır da.
    Fakat eleştiri; daha iyiyi, daha doğruyu bulmanın metodudur. Bu metodun çok iyi işliyor olması ve Hizmet’in çok işine yarayacak olması, onu bir hayat tarzı olarak kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Her kültürün yanlışı düzeltmek için sunduğu farklı şartlar ve zeminler var. O şart ve zeminlerde düzeltme yaptığımız sürece sosyal dokumuzu koruyabiliriz. Bu şartlar ve zemin elimizden alındı diye kafadan o kültürü ortadan kaldırmaya kalkmak çok nihilistçe bi şey.
    İşin kötüsü, şu an asli meselelerde suskunluk gösteren ilahiyatçılarımız, elinde bu yeni jenerasyona aktaracağı değer yok iken Ehli Sünnet düşüncesini ve sosyal dokuyu tehdit altında görür görmez sahaya indiğinde kaybetmeye mahkum olacak.
    O zaman şu soru ortaya çıkıyor. Kendi neslimize bile belli bir rotayı takip edebilmeleri için değer aktaramıyorken, biz dünya çapında okullar açmaya nasıl cesaret ettik? Kendi sohbetlerimizde yetişen insanlar bile İlayı Kelimetullahı farklı bir terminolojide okumaya başlamışken, biz dünya insanına ne vermeyi ve nasıl vermeyi düşünüyoruz? Dünya bize neyi borçlu olacak?
    Eğer bir onurlu savaş zamanındaysak ve tonla öğretmenle sadece öğrenci seçme ver önemli yerlere yerleştirme gibi bir amacımız varsa ve okullarımız bunların merkezi ise, tonla doktorumuz da bu işleyişin devamı için varsa, hepimiz Kıyamet öncesi birer acemi ersek, bunu böyle söyleyin, eminim dağınıklığı toplarsınız. Tek ricamız, Ahmet Dönmez’in güzel ifadesiyle komuta kademesinin bu kadar paçoz olmaması.
    Yok biz cemaat değil, camiayız diyorsak; sadece cemaat insanına değil, solcusu, sağcısı, ateisti ile bütün ülke ve dünya insanının aklına, vicdanına, ruhuna hitap eden sanatçılarımız, yazarlarımız olmalıydı. Helal olsun Ahmet Altan’a, adam ne yazmış, adam ne konuşmuş diyoruz. Var mı ateistler içinde cemaatten bir yazara böyle bir şey söyleyen? Şu an kendi mağdur insanına yetişmekte bile sınıfta kalmışsak, biz ne bir camia, ne bir cemaat, olsa olsa işlenmemiş, işlenememiş, paha biçilmez bütün değerleriyle kim olduğunu ve nereye doğru gittiğini bilmeden yalpalaya yalpalaya yolunu arayan ve maalesef bu kafayla dağılmaya da açık bir hareket olabiliriz.

    • …”Bu metodun çok iyi işliyor olması ve Hizmet’in çok işine yarayacak olması, onu bir hayat tarzı olarak kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor.”…
      Aynen devam edilsin o zaman.Eleştirdiğimiz her ne varsa bu süreçte hemen hemen hepsi bizde de mevcuttu.

      • Aynen devam edilsin diyen kim? İşte tıpkı sizin işinize gelen bir yerden alıntı yapıp benim bütün bir yorumumu çöpe atmanız gibi röportaj yapılan kişi de işine gelen eksikleri dile getirerek bin yıllık tecrübeyi çöpe atmaktan bahsediyor. Bu bin yıllık tecrübe hizmetin başındakilere alakasız bir insanı alakasız bir üniversitenin başına koymanızı mı emrediyor? Binacılığı mı emrediyor? Her işinizi eleştiri ile halledin mi diyor?
        Elbette özellikle itaatin altını çizmek gibi hele hele zamanımız insanına hiç uymayan konularda hakkı var ama bunlar bizim kendi değerler sistemimizin içinde çözümü bulunabilecek şeyler.
        İtaatin altını bu kadar çizmek nasıl tehlikeli ise, eleştirinin altını bu kadar çizmek de tehlikeli. Modern dünyada bile denetim kurulu, sendika gibi bu işi üstlenen kurumlar var. Hiyerarşinin olmadığı yer mi var? Ben de bugün tonla şeyi eleştiriyorsam, sebebi işte bu gibi modern ve klasik mekanizmaların işlemiyor olmasından.
        Eleştirilenlerle eleştirenlerin kesinlikle anlaşması ve birlikte yol alması kaçınılmaz. Yoksa ortada ortak bir amaç da kalmayacak. Karşılıklı olarak bir şeylerin altını doğru düzgün okumadan, dinlemeden çizmeye devam ettiğimiz sürece de bu maalsef olmayacak.

  18. Mahmut Akpınar dan “Ancak genelde akademisyenler, özellikle batıda yetişen, batı üniversitelerinde çalışan, Batı toplumunun değerlerini özümsemiş aydınlar Hizmet Hareketinin geneli için bir miktar elit kalıyorlar. Tespitleri, çözümleri doğru olsa da dil, üslup, yaklaşım açısından tabanla sağlıklı diyalogda zorlanılıyor. Doğruluğuna inandıkları bazı tespitler, düşünceler havada kalıyor ve insanları etkilemiyor. Onlar istiyorlar ki herkes kendileri gibi her şeyi fark etsin, kendileri gibi görsün ve kendileri gibi düşünsün. İnsanlar olaylara laboratuvar ortamındaki netlikte, sebep sonuç ilişkileriyle bakabilsin. Ama halk, toplum öyle olmuyor. Pek çoğu üniversite mezunu olsa da sosyolojik gerçekler farklı çalışıyor. Bediüzzaman’ın dediği gibi “insanların kahir ekseriyeti ehli tetkik değil, ehli taklittir”. Bazı bilim adamları, akademisyenler herkesin ehli tetkik olmasını, karmaşık meseleleri anlamasını bekliyor. Doğulu bir toplum kesimine batı kriterleriyle hitap ediyorlar ve o kriterlerin kolayca anlaşılıp hazmedilmesini umuyorlar. Ama hayatın realiteleri, insanoğlunun karmaşık yapısı üniversite koridorlarından her zaman net görülemeyebiliyor. Her şey deney masasına yatırılamıyor. Herkes rasyonel olamıyor. İnsanın duygusal tarafları da var. Hatıraları var, aidiyet hissi var; öfkesi, alışkanlıkları, bağımlılıkları var.

    Nitekim demokrasinin beşiği olan, eğitimi yüksek ülkelerde dahi halklar rasyonel kararlar veremiyor. İngiltere toplumu aleyhine olmasına rağmen Brexit derken, ABD seçmeni Trump gibi bir adamı tercih edebiliyor.

    Aydınlar, akademisyenler hataları tespitte ve problemleri çözmekte önemsenmesi, dikkate alınması gereken insanlar. Ancak dünya akademisyenlerin gördüklerinden, rakamlardan, verilerden, rasyonel değerlendirmelerden ibaret değil. Son olaylar Hizmette de tabanla elitler arasında bir mesafe oluşturdu. Her iki taraf diğeri tarafından yeterince anlaşılmadığını düşünüyor. Hizmet çok farklı gelir ve eğitim düzeyindeki insanları bir amaç etrafında birleştirdi ve yıllarca omuz omuza koşturdu. Bugünlerde her şeyi sorgulayanlarla mutlak biat ve sadakat içinde olanlar arasında bir açı oluşmuş gibi görünse de bu tartışmalar dengesini bulacak, istikamete erecektir. Yeter ki birbirimizi kırmayalım, dışlamayalım; anlamaya çalışalım.”

    • Okuduğumuz her şeyi gördüğümüz her şeye birebir uygulayamayız ve burdan da düşünce çıkmaz. Elitlerin arasında da farklar olabilir, anlattıklarının yüzde 90ı doğru ilen yüzde 10u yanlış olabilir. Biz buna rağmen ona elit muamelesi çekip ‘vardır bir bildiği’ diyemeyiz. Mahmut Akpınar’ın röportaj yapılan kişinin ortaya koyduğu tüm düşüncelere katılacağından emin misiniz? Yani şimdi röportaj yapılan kişi üslubunu düzeltse Türk-İslam sentezi konusunda beni ikna edebilecek mi?

  19. sayin Profesor,

    Madem 10 sene olmus elinizi eteginizi cekmissini hizmetten, ve kendinize kendinizce dogru bir yol cizmissiniz, musaade edin de su an icinde olan, aidiyet hisseden, hizmete aidiyetinden dolayi mazlum, mahcur olmus kitle kendisi yapsin elestirisini. sizler cok yasayin, izdirap dert tasa gormeyin, cekmeyin insaallah…

    • Sayin Akin,
      Anlasilan, siz hizmet kurumlarinda gorev yapip, iasenizi burdan aliyorsunuz!
      Kendi iasenizi kendiniz cikaracak kadar cesaretiniz yok gibi.
      Once kendi iasenizi kendiniz disarda bir kazanin bakalim, 2-3 sene kendi isinizi yapip, hizmet ederek hizmet edin bakalim.
      Bunu yaparkende, hizmetten istifade etmeyin(ihlasi zedelemeyin). Karsiliksiz, verebilmeyi deneyin.
      Bakalim, haliniz ne olacak?
      Elestiri yapanlara karsi davranis ve tutumunuz tamamen degisecektir!..
      Elestirilerin bir kismi, Hizmette, sizin gibi bulundugu konumun hakkini veremeyenler icindir.
      Yapilan elestirilerin, rahatinizi bozmasindan korkmaktasiniz.
      Bu elestirilerle yapmakta bir vazifedir.
      Boyle bir mevsimdeyiz demek ki.
      Bu elestriler yerine de ulasacaktir.
      Dinleyip, dikkate almakta vazifedir.
      Gerekli tasnif ve degerlendirmeler er yada gec yapilacaktir.
      Eger siz, Hizmette calisiyorsaniz, yaptiginiz is in hakkini verememektem, temsil edememekten tirtir titreyin.
      Eger siz, Hizmette calismiyorsaniz, endise etmeyin, ayrica bu yorumda sahsinizla direk alakali degildir.
      Vesselam

  20. HOCAEFENDİ, DARWİNİZM KONUSUNDA İDDİALI MI?

    Hocaefendi pek çok konuda konuşmuş bir insan. Dar dairedeki sohbet atmosferinden, cami ya da konferans salonu gibi yerlerde daha kalabalık kitlelere, hatta pek çok insanın ulaşabildiği internet ortamında yayınlanan konuşmalarına kadar, sayısını tespit etmek adeta imkansız durumda olan sohbetler, vaazlar, hutbeler, sorulara cevaplar, dersler, konferanslar…
    Darwinizm, Hocaefendinin 1960’lı yıllarda kendisi 25-30 yaşlarında bir vaiz iken meşgul olduğu bir konu. Öncelikle dar dairedeki sohbetlerde üzerinde durulmuş, 1970’li yıllarda ise konferanslara dönüşmüş. Farklı şehirlerde verilen bu konferansların en meşhurları İzmir (9 Mayıs 1975) ve Ankara (27 Mart 1977)’da verilenler olmuş. Ankara konferansı sesli olarak da yayınlanmış ve daha sonra kitaplaşmış. Ayrıca Hocaefendi camide konuyla ilgili sorulan sorulara cevaplar da vermiş.

    Hocaefendi, ne konferanslarda ne de daha sonra “Yaratılış Gerçeği ve Evrim” adıyla kitaplaşan bu eserde, “konunun uzmanı olduğu, problemi kökünden çözdüğü” gibi iddialarda bulunmamış. Bilakis her fırsatta bunun aksini vurgulamış. Kitabın başındaki tavzihi de bunu ifade sadedinde tarihe düşülen bir not:
    “O günlerde konuyla alâkalı doküman ve belge yok denecek kadar azdı; tabiî buna, benim yetersizliğim de inzimam edince, ortaya ne türlü bir eserin çıkacağı açıktır.
    Ben şahsen, kitaba konu teşkil eden hususlarla alâkalı çok ciddî şeylerin yazılıp çizildiği bir dönemde, yetersizlik nazara alınmadan, zaruret ve ihtiyaca binaen yazılmış ve söylenmiş bu kabil beyan kırıntılarının neşrine gerek olmadığını düşünürüm. Ama öteden beri hatırlarına hep saygılı kalmaya çalıştığım düşünce ve yol arkadaşlarım, o eski konuşmaları deşifre ve tashih edip önüme koyunca, ben de sırf bir hatıra saygı mülâhazasıyla bu tür evrak-ı perişanın neşrine “evet” dedim; işte hepsi o kadar!” (s. 9)

    Ayrıca Hocaefendi bu konu üzerinde durmakla konunun uzmanlarının hakkını yemek şöyle dursun, konu üzerinde hak iddia edenlere de haklarını teslim etmiş:
    “Gerçi, evrim konusunda yazmak ve konuşmak, benim gibi farklı bir sahada meşgul olan birinin işi değildir. Fakat, bir genetikçi, bir biyokimyacı, bir paleontolog ve konuyu dinî yönüyle ele alabilecek bir ilâhiyatçı bir araya gelip de, uzun bir süredir ilim mahfillerinde münakaşası yapılan bu meseleyi, konunun mütehassısları olarak Türkiye sathında, hatta gerekirse, bütün dünya sathında anlatıp, gerçeği ortaya koyuncaya kadar benim gibi insanlar hak hatırına konuşmalarını sürdüreceklerdir.” (s. 13)
    Kendisini Darwinizm konusunda söz söylemeye sevkeden sebebin de şu olduğunu anlıyoruz:
    “İşte böyle bir zeminde, arz etmeye çalışacağım hususların çoğu doğrudan meşguliyet sahama girmemekle birlikte, iman ile imansızlık arasında âdeta bir duvar gibi duran bu meseleyi, idrakimin elverdiği ölçüde inceleyip takdim etmeyi bir vazife, bir mesuliyet olarak gördüğümden, üstesinden gelinmesi oldukça güç bir işin altına girmiş bulunduğumun farkındayım. Aslına bakılacak olursa, konunun mütehassıslarının bağışlayacağı ümidi içinde böyle bir işe girişmemin altında yatan temel düşünce, bu sahada salâhiyetli olanları gayrete getirmekten başka bir şey değildir.” (s. 14)
    Hocaefendi bu konferansları verirken, “iş başa düştü” mülahazasıyla tabiri caizse bir çocuk gibi ders çalışmış ve bunu da ancak o günkü imkanlarla yapabilmiş:

    Bütün bu açıklamalar, “Madem uzman değilse, Hocaefendinin bu mevzuda söylediklerinin ne ehemmiyeti kalıyor?” gibi bir düşünceye itebilir. Bunu anlamanın yolu, ya zikredilen kitabını okumak ya da ona kaynak teşkil eden konferansı dinlemekten geçer. Tabii ki yukarıdaki bütün bu izahları ve yaklaşık 50 sene önceki şartları göz önünde bulundurarak. Ve hiç değilse, pek çoğumuz hayatta bile değilken, bu konuda konferansa teşebbüs edebilen bir vaizi dinliyor gibi…
    Konferansta üzerinde durulan başlıklar şu şekilde:
    https://fgulen.com/tr/ses-ve-video/fethullah-gulen-hitabet/fethullah-gulenin-siirleri-konferanslari/114-evrim-anaforu-ve-gercek-konferansi
    00:01 0. KONFERANS: Giriş
    03:58 1. Bazı İslâm âlimlerinin, Kur’ân ayetleriyle teyit edilen yaratılış mevzuuna zıt beyanları, Kur’ân-ı Kerim’in ve hadislerin Darwinizm’e müsait olduğuna dair yanlış fikirleri…
    05:24 2. Darwinizm’e reddiye niteliğinde kaleme alınan ilk eserler ve Bediüzzaman’ın kendi kendine bir canlının meydana gelemeyeceğine dair görüşleri…
    07:20 3. Kelime ve ıstılah anlamı itibariyle tekâmül ve evolüsyon…
    10:46 4. Darwin’e etki eden yazarlar ve fikirleri…
    15:48 5. Tekâmül nazariyesinin dört prensibi…
    17:10 6. Kendi iddialarını desteklemek için Darwin’in ileri sürdüğü deliller ve bu delillerin tenkidi
    17:28 6a. Tutarsız ve kifayetsiz benzetmeler ve tenkidi: İnsanla hayvanın görünüş itibariyle birbirine benzemesi ve insanda bulunan hastalıkların hayvanlarda da bulunduğu iddiası ve tenkidi…
    23:04 6b. Kullanılan ve kullanılmayan organlar teorisi ve adaptason… insanın sonradan kazandığı özelliklerin gelecek nesillere geçmeyeceğine dair misaller ve Darwin’in düştüğü tenakuzlar…
    32:19 6c. Çeşitli fosillerden ara tür çıkarma gayretleri ve bu konuda ileri sürülen delillerin kifayetsizliği… ara tür olduğu iddia edilen fosillerden daha eski insan fosillerinin varlığı…
    43:34 6d. Endüstri melanizmi…
    45:26 6e. Anne karnındaki ceninin belli safhalarda fizyolojik açıdan diğer canlılara benzemesinin evrimi desteklediği iddiası ve Kur’ân’ın mucizevî ifadeleri arasında anne karnında ceninin gelişimi…
    52:06 6f. Natürel Seleksiyon, yani hadiselerin kahrediciliğinin mukavemeti olmayan canlıları öldüreceği, geriye sadece kuvvetli canlıların kalacağı iddiası ve yeryüzünde zayıf canlıların güçlü canlılardan daha fazla bulunduğu gerçeği…
    54:27 6g. Tabii mutasyonlar neticesinde meydana gelen değişikliklerin gelecek nesillere intikal etmesiyle yeni canlı türlerinin ortaya çıktığı iddiası ve DNA’nın koruyucu yapısı…
    56:47 6h. İzolasyon: Aynı tür canlıların, sel ve deprem gibi tabiat olayları sonucu aralarının açılması ve farklı bölgelerde değişik hayat şartlarına maruz kalmaları sonucu farklı şekilde gelişecekleri…
    57:47 6i. Alloploidi, yani ayrı cinsten iki tür canlının kromozom sayılarını iki katına yükseltip aşılayarak yeni melez bir tür elde edilebileceği ve bu durumun da mutasyona örnek olduğu iddiası ve tenkidi…
    65:10 7. Kendi kendine var oluşun imkânsızlığı ve hilkatin başlangıcında bir yaratıcının varlığının zorunlu olduğunun delillerle ispatı
    65:30 7a. Maddenin ezeli olamayacağının delillerle ispatı…
    76:46 7b. Bir dönem yeryüzü şartlarında deniz dibinde protein yığılmaları meydana geldiği ve kimyevi tepkimeler sonucu aminoasitlerin oluştuğu iddiası ve Bediüzzaman’ın yaradılışta tesadüfün olamayacağına dair verdiği örnekler…
    88:39 7c. Kendi kendine bir canlının meydana gelebileceğine dair Hegel’in iddiaları ve Günaltay’ın cevapları…
    90:06 8. Kimyevi terkipler sonucu canlı bir hücrenin meydana gelebileceğine dair Miller’in yaptığı deneyler ve bu konuda ileri sürülen fikirlerin tenkidi…
    100:55 8a. Difüzyon usulü beslenmenin ilk canlının meydana geldiği iddia edilen vasatta gerçekleşemeyeceği…
    103:24 8b. Her saniye gerekli enerjinin temin edilmesinin mümkün olmadığı… Beslenme gerçekleşse bile vücutta biriken şeylerin dışarı atılamayacağı…
    105:22 8c. Oluşan canlının bir anda birden fazla sisteme sahip olmasının gerektiği, bu durumun ise tekâmül nazariyesine uygun olmadığı…
    107:35 8d. Bir canlı meydana gelse bile bu canlı üreyebilmek için kendisiyle aynı zamanda tekâmül etmiş karşı cinsten bir canlıya ihtiyaç duyacağı…
    113:06 8e. Hücrenin koruyucu keyfiyeti harici müdahaleyi ve mutasyonu reddetmektedir…
    116:03 8f. İnsanın kromozom sayısında oynamalar hastalıklara veya ölü doğumlara neden olmaktadır…
    116:53 9. Mutasyon, yani radyosyon, ışık ve çevre şartlarıyla canlılar üzerinde bir kısım değişikliklerin meydana gelebileceği fikrinin tenkidi…
    117:23 9a. Drosophila sineği üzerinde yapılan deneyler mikro varlıklarda dahi mutasyon türünden değişikliklerin olmadığını göstermektedir…
    120:35 9b. Tekâmülün olması için ara kademelere ihtiyaç vardır. Genetik ilmi bir canlının tüm vasfını birden değiştiremeyeceğini göstermiştir.
    122:17 9c. Abiyogenezi, yani kendi kendine varoluşun ve nihayetsiz arzularla donatılmış insanın kabiliyetlerinin, hiçbir kabiliyeti olmayan bir ecdattan intikalinin imkânsızlığı…
    124:20 10. Kur’ân-ı Kerim ve hadislerde Allah’ın varlığının delilleri:
    124:57 10a. Kur’ân’ın mucizevî ifadeleri arasında sütün meydana gelişi… (Nahl sûresi, 16/66)
    126:30 10b. Yükseklere çıkıldıkça oksijen miktarının azalmasının Kur’ân-ı Kerim’de ifadesi… (En’âm sûresi, 6/125)
    128:16 10c. Aşılayıcı olarak gönderilen rüzgârlar ve bulutların (Hicr sûresi, 15/22) artı-eksi, bitkilerin dişi ve erkek olarak (Hicr sûresi, 15/22) yaratıldığı…
    130:27 10d. Kur’ân-ı Kerim’de dağlarvari bulutlar ve dolunun meydana gelişi… (Nûr sûresi, 24/40)
    132:23 10e. Semanın genişlemesi (Zâriyât sûresi, 51/47) ve galaksilerin birbirinden uzaklaşması…
    135:01 10f. Kur’ân-ı Kerim’de yaratılış gerçeği (Mü’minûn sûresi, 23/12-14) ve Hz. Âdem’in (a.s.) bir atası olmaksızın yaratılışı… Hz. Havva ve Hz. İsa’nın yaratılışı… 143:17 11. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) hadislerinde yaratılış ve kadının eğe kemiğinden yaratılışı…
    151:40 12. Tevrat’ta yaratılış…

    • Aciklama icin cok tesekkurler.
      Calisip, isin hakkini vermek demektir bu.
      Konferansi veren HE, Roportaja konu eden Ertan Bey, Detayli anlamamiza yardimci olan Ahmet Bey, cok tesekkurler.
      Hayatta, yaptigimiz isleri, dikkatli yapar, hakkini verirsek, kili kirk yararcasina zinde yasarsak, bircok mesele otomatikman olmasi gerektigi gibi olur.

  21. Merhaba,
    Şu anda yaşanan sıkıntılar RTE nın hocalık makamını da istemesi,HE nın de birazda tepki olarak,saklamayacak kadar büyük hale gelmiş olmanın da zorlamasıyla hükmetme makam
    ınıda istemesinden kaynaklandı gözüküyor.
    Aman HE ye çamur sıçramasını etrafından dolaşsın çabasını bırakıp mantık çerçevesinde darbe öncesi Bamtellerini sosyal medyayı incelerseniz doludizgin son hesaplaşmaya yada ölüm kalım savaşına gidildiğini anlarsınız.Kendinin zarar görme ihtimali olmayanların ya istiklal.ya ölüm emrini vermiş olabileceğini düşünmek lazım.

  22. Şuan en değerli eleştiri,halihazırda bulunduğu konum itibari ile yaşanan sıkıntılara merhem olmaya çalışan,ne olursa olsun işin ucundan gücü nisbetinde tutan insanların eleştirileridir.Bunun dışında yaşananları tv seyrediyor gibi seyredip onu bunu döven insanlar kendi egolarını tatmin etmekten başka bir şey yapmıyorlar demektir.Bunun manası satır aralarında da hissedildiği gibi kişisel hesaptan başka birşey değildir.Hizmet bir şahs-i manevidir kişilere feda etmeyelim,kendimizi de heba etmeyelim.!

    • Yasanan SIKINTILAR nelerdir, acabilir misiniz Can Bey? Magdurlar ve mazlumlarin durumundan baska problem yok mu sizce?
      Begenmediginiz elestiriler mi var? Biraz daha net olur musunuz? Siz begenmediniz diye, elestirileri yapanlari kovacak misiniz?

  23. Ertan Beyin yazdıklarında doğruluk payı var. Özellikle cemaat işi ehline vermek konusunu yeniden ele almalıdır. Tanıdık ya da turnikeye önceden girdi diye bir yerlere gelmenin doğru olmadığını süreçte gördük.

    Röportajda eleştirel düşünce üzerinde çok durmuş Ertan Bey. Eleştirel düşünce önemli ama bilim yapılmıyor sonuçta. İlayı kelimetullah yapılıyor.

    Not: Türkiyedeyim. Korkuyorum. Ama Allaha çok şükür, yanlış tarafta değilim.

  24. mülakatı veren zat özbekistanda öğretmenlik yapacak kadar cemaatin içindeyken on yıldır soğuk durmuş son üç yılda da tam açık söylemese de artık cemaatten değilmiş. ona benzer bir şeyler söylüyor. yine de cemaatten olmadığını söyleyen birilerine de burada ifade hakkı tanınması güzel. ilki de bu değil zaten.

    gelgelelim söylediği şeylerin çoğu boş laf. yani şu an ortada ne olup ne bittiğine dair tek laf yok. yahudi soykırımı esnasında yahudi bankerlerin faiz oranlarını anlatan amerikalı iktisat profesörlerini andırıyor. beğenmediğimiz ahmet kuru gibi siyasete bulaşıldı, kayırmacılık hoş görüldü, şöyle yanlış şeyler yapıldı falan bile demiyor. sorduğu en dehşetli sual, cemaat ilahiyatçıları dinden çıkanın idamı hakkında ne düşünüyor olmuş!!! aman ne dehşete kapıldım. abimiz sanırım abdullah aymaz abilerle ve çeyrek asırdır bulunduğu amerikada muhtelif abilerle katıldığı yüzlerce sohbette böyle bir soru sormayı akıl edememiş. elektronun hızı nötronun ağırlığı konusunda yaptığı değerli aydınlatmalarından fırsat kalmamış olmalı. yoksa bu kadar temel bir konu hakkında cemaatin şahsi manevisinin fikrinin ne olduğu konusunda şübheye düşmüş olamaz. ben buradan kendisine şunu da sorayım iyice dehşete düşmüş olalım. hırsızın elinin kesilmesi bahsinde acaba abimiz ne düşünür, zina edenlerin sopalanmasına ne der veya daha dehşetlisi katilin idamına ne der? (yoksa amerikada o hala var mıydı) nitekim bunların hepsi yaşadığımız çağda uygulanabilir cezalar değil. o halde birlikte dehşete düşelim ve cemaat kendini iptal etsin çünkü bilim programı bile aniden yayından kaldırılmış.

    yaşadığın ülkede o kadar televizyon var, hiçbirinde bilim programı olmasına takılmayız, bizimki niye kaldırıldı der dururuz. hiç kimsenin hiçbir taşın altına elini koymamasını tabii buluruz, biz o işleri niye üstlenmedik deriz. sanki uzaydan geldik, bu ülkenin insanı değiliz. türkiyede bilimin çapı ne ki cemaat mensubu insanlar bilimden ne anlayacak. cemaat insanı köyünden çekmiş almış, en iyi okullara amerikalara kadar okutmuş, şu cumhuriyet tarihinde ilk defa mütemadiyen tahkir edilen anadolu insanını fikri zindanından çıkarmış, ufku genişletmiş, promete gibi ateşi çalmaya kalkmış… üzerine onca fedakarlık yapılan köylü çocuklarıyla varılan netice vay cahil gericiler hele bir soru sorayım da dehşete düşün… yazık.

Comments are closed.