Mostarîzâde Esfendiyâr Bey, The Circle

Kıymetlü ve aziz kâariler,

Dâru’l-Funun’da aciz ü fakir bir muallim iken meymenetsüz bir şeb-i temmuzda memleketümüzde esüp gürleyen neseb-i gayri sahih bir bâd-ı kebir bendenüzün ömrünü tar u mar etti. O uğursuz gicede pîrim Mevlanâ’ya meded okumakluğundan mıdur nedür! Kendümü kadîm devürlerün esatirlerindeki gibi bir lahza içünde eski “Cow-Boy”ların memleketinde buluverdüm. Efendim; zatı-ı âlilerinizin de fehm edeceği üzere, ne Dâru’l Funûn’da hocaluğum, ne de mektebdeki talebelerüm kaldı. Her şey bir rûya misüllü hâk ile yeksan oldu gitti.

Diyar-ı Cow-Boy’da bu bed-bahd rûyayı tevil etmek ilen uğraşup, evlad ü iyalün derdü ile hem-hal olur iken; kadim dostum Engin Beyefendi, arayup halkasunda yazmamı teklif eyledi. Bu teklif, bendenizi ziyadesiyle mesrur etti. Müşfik refikam, bu rûyadan hisse almakluğun yetmedi herhal”  dimesi dahi hevesimi kırmadı. Böylece bu halka-i mubarekeye dâhil oldum.

Aziz ve muhterem başmuharrir kardeşüm Engin Beyefendi kamu tecrübesini benimle paylaşup; Esfendiyar Beg kardeşüm aman hâ! Karası, yeşili, mavisi, kırmızısı ne kadar trol u troliçe var ise hepsinden uzak durasun didi. Kıymetli Kardeşüm Engin Beyfendiye; Demürden korksam şimendifere binmez idüm diyüp. Dübürlerine İblis kaçmuş bu fitne taifesinden korkmakluğum olmadığını evvelen söylemiş oldum. Saniyen, pek muhterem kardeşüme dedüm; “Asla ve kata bendenizi “push” itmeyünüz, tahrir eyledüğümde ancak; Cenab-ı Yezdân’a hesap virirüm, bilesün!” Başmuharrir Engin Bey kardeşümün lakırdılarımı kabul u tasdikleri, Hazreti Pirin himmeti ve Cenab-ı Hak’kın nasib eylemesi ile dividümü mürekkebe baturdum…

Efendim, bugün zat-ı âlilerinizle tarihimizdeki meşhur damadlar ve husesen hâlihazırdaki azemetlü bir o kadar yabız Sultanımız hazretlerinin damadı, Kâküllü İç Oğlan Berat Efendi üzerine birkaç lakırdı itmek istedüm. Her ne zaman Der-Saadet’te bir damad nazır olsa memleketümüze garb u şarkdan, şimal u cenubdan bin bir türlü belalar yağmağa başlar? Bu damad taifesi, “kurb-ı sultan, âteş-i suzan” darb-ı meseleni bildükleri halde iktidar hırsı ve “father-in-law”larına yağ u yağdanluk yapmak hırsı ile nice hata ü günah işlerler.  Onların hata ü günahları bu zatlarun da acuklu sonları ile nihayet bulur. Yahut bu âdemler koca Devlet-i Âlîye’de işleri zir ü zeber idüp sıçup batururlar.

Şu bizim Pargalu ilen başlayalum!, Diyar-ı Rumdan neş’et etmiş bir öksüz ü yetim olduğundan mudur nedür! Maktûl, pek hırs-ı can eder idi. Amma, Diyar-ı Bekir’in Beginin katline sebep olması ile alduğu bed-dua onun da ahirinin katl ile nihayete ermesine sebep olmuş idi. “Makbûl” iken haris tabiatundan sebeb, “Maktûl” namını alan Damad İbrahim Paşa’nun makberinin hangi camiinin haziresinde olduğu bugün dahi münakaşa mevzuudur.

Gelelim Damad Ferid Paşa’ya! Memleketi istila edenlerle iş tutacak kadar “Esfeli Safilin” gayyasunda yüzen bu denî zat, kimilerince bir ahmak,  kimilerünce din ü vatan düşmanudur. Ancak kamu vicdanında herkesin hem hal olduğu mevzuu; onun haris bir âdem olduğudur. Hırs ve hub-ı cah sevdalusu bu budala âdemin yegâne hususiyeti Sultan Vahdettin’in damadu olmasıdur. Devründe “Sevr” gibi bir paçavranun imzalanduğu bu meymenetsüz herif, baygrağımız dalgalanmağa başladukta soluğu Frenk memleketlerinde almışdur.

Nihayet geldük, Kâküllü İç Oğlan Berat Efendi Hazretleri”ne! Kâkülünden mi başlayayum, bî-çare bir mektep sabisi gibi arz u endam eylemeklüğünden mi başlayayum bilemedüm! Gözünü Sevdiğimün İç Oğlanı Berat Efendi! Şu kâkül ü işve, hazine nazırına yakuşacak hal mudur? Tarihimizde kâküllülerin ne işler yaptuğu hepimüzün malumudur! Mahbubperestlerin nazarını üzerine toplamanın âlemi var mudur? Yok, eger muradın bu ise, aşikâr eyle ki zatına, “altı renkli Rainbow flag” hediye idelüm. Yok degül isen, derhal azim bir makas ile o nazenin kâkülünü ber-taraf eylemeklüğün lazım gelür.

Vakta ki, Berat Efendi nezaret makamına oturdu, müşfik refikama; “Eyvah, akçemüz pul; mekleketimüz rezil ü rüsvay olacak” dedüm. Refikam, “Sus Efendi! Ağzını hayra aç.” dimeden, akçemüz Cow-boy dûları karşısında pul olmaz mı?  Teyyare, şimendifer ve otomofiller ile Şehr-i Stanbul’u temaşaya gelmiş ecnebiler bu hali fırsat bilüp, mal bulmuş Mağribi gibi şehrin mağazalarına huruş eylemesi karşusunda, izzetü kırılmayan Allah’un bir âdemi kalmuş mudur bilmeyorum!

Çin ü Maçin’den, bin bir dürlü memalikten gelmiş niçe ajanslar, Sultanımız hazretlerinün ve meymenetsiz damadunun şu dûlar krizine karşu ne diyeceklerüne nazarlarını celb itmiş iken; Bizim Damad efendi, sıbyan mekteblerinin müsamerelerindeki heyecanlı sabi gibi kürsüde arz-ı endam eyledi. Her lakırdısının ahirinde yabız sultanımuzdan tasdik bekleyen bu acemi ve sefil efendinin kürsüde bayulup kalmaması, dahası dar-ı bekaya irtihal etmemesi içün niçelerün dua ettüklerine şu gözlerüm şahiddür. Üstüme iyilik sağluk! Bir de bu hal karşusunda, oradaki hazirunun Kaküllü’ye takdir u iltifatlar itmesi, müsamere sonrası altunu ısladan sabiye teselli gibi acuklu bir hal aldı!

İmdi! Ey Azizler, bu mücrim damad bu kadar nim akıllı ise bunun “father-in-law”ı, yabız Sultanımız hazretleri niyçün bu nâ-çarı posta oturtdu? El-Cevab, Sultanımız hazretlerinin hikmetlerüne sual eylemek ne haddümüze! Sultanuzumun tahlil ü tefsirlerine, dürlü dürlü oyunlarına ne ilmümüz ne irfanımuz yeter! Biz ne bilelüm! Sultanımuz bilür!

 Cenab-ı Yezdan, memleketimizi hırsuz u uğursuzlardan muhafaza eylesün!

Efendim, bendenüz Mevlevî meşreb olmakluğumdan her daim bir gülbank ile sözlerimi nihayete erdüreceğim. Hayır diyelüm, hayır olsun ey azizler!

Vakt-i şerifleriniz hayr olsun

Cümle belalar def’ ü ref olsun

Hanenüz huzur, gönlünüz surur ile dolsun.

Kalın sağlıcakla.

Mostarîzâde Esfendiyar.

Dibace: Muazzez Kaarilerim; Sizler ilen yakın tarihte mulakiy olduğumuzda zemane şeyh müsveddeleri ve onların boş lakırdıları üzerine istihza edeceğüm.

1 COMMENT

Comments are closed.