Salih Ömer Tezcan, The Circle

Kendimizi, hayatın ve kaderin bizleri konumlandırdığı yeri gerçekten bildiğimize dair sorgulamalarım ve şüphelerim artıyor. Bu tablo moralimi bozmuyor. Tahlil yapıp düşünüyorum. Kendini bilmeyen “neden”lerine “niçin”lerine verilecek cevapları hazır olmayan, hala o dinginliği yaşayamayan insanın yine kendine ve etrafına nasıl bir duruluk vereceği, zihnimde büyük bir soru işareti sadece.

Hayata bizi bağlayan iki olgudan söz edebiliriz. Birincisi kendini anlamlandırma, ikincisi etrafını anlamlı hale getirme. (Bir anlamda; Yaşamak, sevmek, öğrenmek ve ardında bir miras bırakmaktır ama çok genişletmek istemedim) Yaşamın sebebi ve hedefi belkide bunlar. Bugünlerde hepimiz çeşitli sorunlar yaşıyor, sık sık amaç ve hedef kesintisine uğruyor türbülanstan çıkamıyoruz. Bunların hepsi birer sorun, küçüğü ve büyüğü ile. Sorunu tam tespit edebilmek için ise ilk önce tanımlama gerekiyor. Bu bir süreçtir ve süreç yönetiminde temel argüman; Tanımla, Ölç, Yönet üçlüsüdür. Tanımlayamazsan ölçemezsin, ölçemezsen yönetemezsin. Bizim ilk soruya odaklanmamız lazım. Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Bu soruyu ortaya attığımda şöyle bir kendime dönüyor, duruyor ve sonra etrafı yokluyorum. Gördüklerim şunu çağrıştırıyor. Durum ne olursa olsun birşeyleri çözmek istiyorsak sanırım, biraz sakinleşmemiz gerekli. Herhalde bugünlerde en çok ihtiyacımız olan sükut etmek ve sessizce enfüse bir yolculuk yapmak.

Bu noktada bulunduğu hali tahlil edip yeni yaşam şekilleri, savunma mekanizmaları oluşturmak, yeni ilişkiler geliştirmek, yeni açılımlar yapabilmek için ilk önce bir durmak ve düşünmek gerekli. Fakat hala duramadık. Durulmadık değil, daha da gerideyiz, duramadık! Beklentiler, hislerimiz, yaşananlar, acılarımız hep üst üste geliyor. Sakin düşünemiyor üzerimizdeki tepkiselliği atamıyoruz. Halbuki bize verilen tüm nasihatler kendimizi ve nefsimizi bilmeye yönelik. Gözlerimiz hala hızla sağa sola bakıyor. Biraz ateş, derin bir durgunluk, hırs, öfke, acı… Her ne ise!

Bir halin içinde iken o halin formunu alıyor insan, etrafında da ona göre bir kılıf, bir zar oluşuyor kendi nevinden… Artık o zardan ne geçerse! Bu saydıklarımın çoğu olumsuz tepkiler meydana getiren durumlar. Bu sebeple olumsuz halin oluşturduğu çeper de zihne iyi şeyleri ulaştırmayabiliyor. İnsan sakinleşip neredeyim, şu an yapılması gereken ne, ne durumdayım diyerek kendisini masaya yatırmadığı her gün, karşısına çıkan sorunlar problemler ilişkiler konusunda bocalamaya başlıyor.

Biraz somutlaştırmaya çalışayım. Hayat şartlarında büyük değişim olanlar, ailesinden ayrı, ailesi dağılmış olanlar, yeni bir hayatın eşiğinde olanlar. Geçici yerlerde, yollarda, bir bavulla yaşayanlar. Herkes iç içe geçmiş yüzleşmeler ile karşı karşıya. Bu sahneler gerçeğin ta kendisi. Bu sahneler bize değişik fırsatları ile beraber geliyor. Hepsine verilecek bir proaktif bir de reaktif tavır var. Bulunduğumuz konumun zorluğu karşısında güzelleme yapıp boş hayaller peşinde koşulmasını istemem ama tüm bunları yönetebilmek için ilk önce durumu kabul edip, bunu ilk önce kendimize sonrada en yakınımızdakilere itiraf etme zorunluluğumuz var. Bu itiraf, diğer bazı itiraflar gibi bişeyleri bitirmeye, bir çuval incirin üzerinde tepinmeye değil, bilakis yeni bir başlangıç yapmamıza vesile olacaktır. İlk itiraf, bulunduğumuz durumu kabullenip tanımlamaya başladığımız andır. Yani dibe vurdum dediğimiz ayaklarımızın, suyun altında kuma değdiği andır. Ayakların dibe vurmasından hiç korkmayalım. Mühim değil. Eğer dibi buldu isek bir boy verelim. Bu ölçmedir. Durumu tespit etme, boyutlarını anlama. Burada ayaklar kuma saplanmadı ise sorun yok. Şöyle bir güç verir ve elinizi yukarı doğru kaldırıp suyun yüzeyini bulursunuz. Bunun anlamı şudur. Geldiğim nokta neresidir. Yalnız mıyım bu yolda, yalnız mı devam edeceğim yoksa yanıma hemen ya da bi müddet sonra bir yaren bulabilir miyim. Bunların hepsini yapabilmek için biraz yalnız kalmaya düşünmeye ihtiyacımız olabilir. Tek yapmamız gereken yüzleşmek. Bunu süreki öteliyor, kaçıyorsak çözümden her geçen sürede uzaklaşıyoruzdur. Tanımladık, az da olsa ölçebilldik ise artık bazı şeyleri kabul edip tanımladığımız için kendi yolculuğumuzu yönetebiliriz.

Bu yolculukta  Zaman ve Mekan’ın Sahibi’nden cc yardım isteme, küçük hedef ve amaçlar koyma, aynı durumda olduğunu hissettiğin insanlarla pozitif konuşmalar, olumlu şeyler üzerine yoğunlaşmanın önümüzü açacağını düşünüyorum.

Üzerimizde bizi ağırlaştıran, canımızı sıkan negatif duygular pompalayan, hal kişi ve durumlardan da olabildiğince kaçmak bizi hafifletecektir. Bazen insan kendi içine dönmeli ve içindeki önemli işlere öncelik vermeli. Bunun ismi bencillik değildir. Koskoca hayat yolunda, bazen bir ağacın altında yalnız oturup nefeslenmek, az etrafa bakmak, yola revan olmadansa vakit kaybı gibi gelebilir insana. Fakat yolun sonuna genelde, az da olsa durup dinlenenlerin vardığı çok konuşulan gerçeklerdendir.

Biraz durup dinlenmek ve düşünmek, bazı kararlar almak ve tepkilerimizi makulleştirmek için iyi bir fırsat olabilir.

Bir denemekte fayda var.


Yazarın Önceki Yazıları

Kırık Bir Ayna Parçasından Kendine Bakmak

Gözden Kaybolanlar

Ayna Kırılırken

Gökhan Bacık ın Ahval’deki Ekonomi Yazısı Eleştirisi

1 COMMENT

  1. Hocam sürekli düşünüyoruz zaten, yemek yerken, lavaboda, banyoda, kitap okurken, bir şey izlerken sürekli sürekli düşünüyoruz gece yatağa girince düşünüyoruz. hayat düşünmek ve kendini dinlemek durmakla geçiyor. ^Bugünlerde hepimiz çeşitli sorunlar yaşıyor, sık sık amaç ve hedef kesintisine uğruyor türbülanstan çıkamıyoruz^ aynen türbülansta da bol bol düşünülüyor koşturulmuyor ki. Yani ben anlamadım sizi.

Comments are closed.