Suat Yıldırım, The Circle

Orucun hikmetleri çok. Biz bu yazımızda en kapsamlı hikmetlerinden ikisini özetleyeceğiz: Allah’ın azametini ilan ve O’nun nimetlerine şükretme görevimiz...

Ramazan ayı, İslamiyet’in en büyük şeairlerinin başında gelenlerden. Şeair insanın şuurunu canlandıran aşikâr, zahir alâmet… M. Hamdi’nin muhteşem ifadesiyle, Allah’ın ibadat ve tâatına nişane olan alamat-ı müş’iresidir [1]. Allah’ın azametinin delilidir. Ezan, Kur’an, cami, namaz, oruç, Kâ’be bunlardandır.

İnsanlar kendi küçük dünyaları içinde yuvarlanıp giderlerken Allah’ın gökleri ve yeri, bu kâinatı yarattığını unutuyorlar. İnsan, çoğu zaman Rabbi olan Allah’tan habersiz yaşıyor. Allah’ı insanlara etkin bir tarzda hatırlatacak dünya çapında alametlere ihtiyaç vardır. Şeairin bu gerçeği hatırlatmak işlevleri vardır. Bir ay devam eden oruç bu alametlerin en önemlilerinden.

Yarım dakika ayırıp, içinde bulunduğumuz kâinatın genişliğini hatırlayalım: Dünyamıza en uzak galaksi otuz milyar ışık yılı uzaklıkta. Dünyadan 149,6 milyon km. uzaklıkta bulunan güneş, sadece 8 ışık dakikası uzağımızda, daha doğrusu yakınımızda. Saniyeler yakınlığındaki Ay’a İnsanlık binlerce yıllık bilimsel birikimle ancak yirminci asrın sonlarında ulaşabildi. En uzaktaki yıldızın uzaklığını göstermeye sayılar yetmez. İnsanın havsalası alamaz, hayali bile yetmez. Kâinatın bu uçsuz bucaksız genişliği içinde dünya küremiz ancak bir zerre olabilir. Bunun yanında tek tek insanın maddi varlığının adı bile anılamaz. Fakat Allah Teala , Kur’an-ı Hakîm’in semavat olarak nitelendirdiği koca evreni, o uzayın milyarda biri durumunda olan “arz”a, bir anlamda denk tutuyor. Bir çok ayet-i kerimede “Rabbu’s-semavati ve’l-arz” (göklerin ve arzın Rabbi) buyuruyor. Bunun hikmeti, eşref-i mahlukat olan insanların, özellikle peygamberlerin ve bilhassa âlemlere rahmet olan Hatemu’l-enbiya Hz. Muhammed aleyhi ve aleyhimü’s-s salatü ve’s-selam’ın dünyada yaşamış olmalarıdır. Çünkü bütün varlığın mânası ve maksadı nübüvvet nuru ile, vahyin aydınlığı ile anlaşılır.

Rabbü’l-âlemin’in kemal sıfatları, kâinatı ve insanı yaratma maksatları ancak bu nurun aydınlatması ile görülebilir. Bütün bu kâinatı dolduran milyarlarca yıldızı çekip çeviren, genel ahengi bozmayacak şekilde ve hızda yerleştiren ilahi azameti insan nasıl unutabilir? O’nu hatırlatmak için dünya çapında çarpıcı alamet gerekir. İşte Ramazan’da dünyanın bütün ülkelerinde yaşayan Müslümanların bir ay boyunca ellerini bir bardak suya, bir lokmaya uzatmak için iftar vaktini beklemeleri, o alamet olur. Dünyanın her tarafında bulunan müminler muntazam, eğitimli büyük bir ordu haline gelir, “Varlığımıza hükmeden Yüce Kumandanımızın emri ile hareket ederiz” tablosunu dünyaya ilan ederler.Yüz milyonlarca Müslüman gösterir ki, bu dünya ve insanlık sahipsiz değil, bütün kâinatın Rabbinin nimetlerinden yararlanmak için O’nun iznini beklemek gerekir. Yer kürenin her yöresindeki bir milyardan fazla müslüman, Rububiyetin kâinat çapında Kendisini tanıtmasına, “Elbette Seni tanıyoruz!” anlamına gelen bu bekleme ve “Allahu Ekber” sadasıyla ilan etme ile karşılık verdikten sonra sofraya otururlar. Bu tablo, inananlara bunu hatırlatırken, Müslüman olmayanlara da bunu etkin bir şekilde gösteriyor. Bu manzara, onlar üzerinde İslam hakkında bir kaç kitap okumaktan daha fazla bir tesir uyandırır.

Orucun önemli hikmetlerinden biri de şükür maksadını gerçekleştirmesidir. Allah insanı, gözle görülemeyecek kadar küçük, hiç mesabesinde bir hücreden yarattı. Bu hücre normalde yok olmaya mahkûmdu. Binlerce yok olma tehlikelerinden onu koruyup hayata kavuşturan sadece Allah’ın rahmeti ve iradesi oldu. Rabbinin iradesi onu dünyaya getirmekle bırakmayıp binlerce nimetiyle donattı. Göz, kulak, el, ayak, kalp, akıl, irade, hafıza vb. sinir, sindirim, kan dolaşımı gibi yüzlerce sistem verdi. Bunları besleyen su, hava, ışık, ısı, her türlü rızıkla evreni donattı. Rabbimiz öyle bir kâinat kurmuş ki , mesela insanın gözüne görme ışığını vermek için uzayda Güneşi yerleştirmiştir. İnsana bir elma, bir üzüm ikram etmek için koca güneş sistemini çalıştırmakta, toprağı, suyu, dünyayı çevreleyen atmosfer küresini seferber etmede, bahar ve yaz mevsimini meydana getirmek için yer küresinin ekseninine 23,5 derece eğim vermektedir.

Daha düşünecek neler ve neler yapmış ki bir çok bilim dalı bunların kanunlarını anlamaya çalışmaktadır. Şirazlı Sadî’nin dediği gibi “Güneş, Ay bütün kainat çalışıyor, ta ki sen bir parça rızık yiyesin, ama gafletle yemeyesin”. Bunların gerektirdiği şükrü insanın yerine getirmesi imkânsız. Bunlar şöyle dursun, bir tek nimet hakkında Behlül Dâna’nın öğüdünü hatırlayalım. Saltanatına güvenen Sultan’a : Susuzluktan için yansa su içmezsen öleceğini anlasan bir bardak su için bütün mülkünü verir misin? diye sorunca: “Veririm” demiş. Sonra “Peki, içtiğini çıkarmak için sıkışsan, acıdan kıvransan, boşaltmak için mülkünü vermen gerekse verir misin?” deyince “Veririm” demiş. Bunun üzerine Behlül Dâna: “Bir bardak suyu içmek ve çıkarmak için verilecek mülke aklı olan hiç güvenir mi?” demiş.

Hayatımızı dolduran sayısız nimetlerin değerini yukarıdaki anekdot pek etkin bir şekilde anlatıyor. Bu nimetlere şükür borçluyuz. Hayatımız boyunca ibadet etsek bile bu borcu ödeyemeyiz. Ama Ramazan orucu bu borcumuzun kefilidir. Şöyle ki:

Şükür için dört şart vardır:

Birincisi: Nimetlerin gerçek sahibini tanımaktır. Bir bardak suyu, bir tane zeytini bile ağzımıza götürmek için Allah’ın iznini beklemekle “Bu nimetler, bu vücut bizim değil. Onlar Rabbimizin ihsanıdır. Bu meyveler, bu sebzeler, bütün rızıklar, bunların ortamını hazırlayan Güneşten, buluttan, atmosfere kadar ilh. bütün bir sistemi çalıştıran O’dur. Biz de bunlardan yararlanmak için O’nun iznini bekliyoruz”, halimizle O’nu tanıdığımızı ilan ediyoruz.

İkincisi: Nimetlere olan ihtiyacını hissetmektir. Açlığın uyarmasıyla bir yudum suya, bir lokma ekmeğe bile ne kadar muhtaç olduğunu insan oruç sayesinde anlar.

Üçüncüsü:Nimetlerin kadrini bilip onları yerli yerince kullanmak, israf etmemektir. Rabbimizin verdiği rızıkların, sıhhatin, imkânların kıymetini bilmekle, Allah’ın bize verdiği değeri anlarız. Nimetten ziyade, Yüce Rabbimizin bize değer vermesi bizi sevindirir. Oruç sayesinde nimetin kıymetini daha iyi anlar, değer bilmezlik olan israftan kaçınırız. İnsan bir elma yerse ondan bir lezzet alır. Ama onu bir Sultan ikram ederse, ondan aldığı lezzet kat kat fazla olur.

Dördüncüsü: Nimetler, onları ihsan eden Allah’ın razı olduğu şekilde kullanılmalıdır. Helal yeyip, helal işlerde sarf etmeli, O’nun haram kıldığı yerlerde telef etmemeli. Ramazan orucu bu dört şartı hem hatırlatır, iyice hissettirir, hem de fiilen yaşatarak bu alışkanlığı insana kazandırır. Onun içindir ki Cebrail aleyhisselam “Ramazana ulaştığı halde ondan yararlanarak Cenneti kazanmayan kimseye yazıklar olsun!” diye dua edince Peygamberimiz aleyhisselam da “Amin”[2] demiştir.

Biz içinde bulunduğumuz 1439/2018 Ramazan’ında orucun hikmetlerinden sadece bu iki gayeyi gerçekleştirmekle bile çok şey yapmış olacağız. Bunları özümsedikten sonra başka hikmetlerine de geçebiliriz. Rabbimizden inayet ve muvaffakiyet dileriz.

[1] Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 2/1552.
[2] Buhari, Edebu’l-Müfred, 1/338; Mecmau’z-zevaid, 10/164.