Mehmet Akar, The Circle

Oturup yazılı bir metnin altına imzamızı atmadık, elbette… Ama bu yola girerken, bilip kabul ettiğimiz temel esaslarımız vardı. Gönüllerimizin kabul edip manen altına imza attığı esaslar…

Biz bu esaslar üzerinde tesanüdümüzü temin ettik.
Tesanüdünü kaybeden bir cemiyetin canlılığını devam ettirmesi mümkün değildir.

“Cemaatin maye-i hayatı, tesanüddür.” “Tesânüd bozulsa, cemaatin tadı kaçar.”
Onun için gelin bunları konuşalım bir kez daha…
Belki bazılarımız insafa gelir, bazılarımız da sürekli başkasının amel defterini tutmaktan kurtulur, belki….
Birkaç temel tespitle başlayalım:

Gencin en kuvvetli duygusu, şehvettir. Şehvet, akıl ve iman bağı ile kontrol altına alınıp bağlanmazsa insanı yoldan çıkarır, uçurumdan aşağı atar.
Yaşlının da en tehlikeli duygusu şehvet midir?
Yaşlı için ondan daha belalı bir duygu vardır.
Yaşlının en tehlikeli duygusu, hükmetme, hakim olma duygusu, makam sevgisidir. Yaşlıda, hükmetme arzusu şehvet gibidir. Ne bu arzusundan vazgeçer ne yakasını onun elinden kurtarabilir.
Bir diğer mesele…. İltibas yapmamak bazı şeyleri bazı şeylerle karıştırmamak gerektir.
Çünkü, bir yerde doğru olan bir başka yerde yanlış olabilir. Bir yerde güzel duran bir başka yerde çirkin durabilir.
Mesela, toplumu, tasavvufun kuralları ile yönetemezsiniz.
Tarikatta, “seninki senin, benimki de senin”dir.
Ama hukukta evvela hak sahibine hakkını vereceksiniz, adalet ve güzellik buradadır. Sonra o dilerse, yapması doğruysa ve lazımsa, kendi iradesiyle, “benimki de senin” diyebilir.
Yanınızda çalıştırdığınız işçiye tasavvufa göre muamele edip, “hani kardeştik, seninki de benimdi” deyip, maaşını vermemezlik yapamazsınız.
Durumun doğrusunu bilmeyen doğruyu bilmiyordur.
Bir topluluğu yönetirken, haklar üzerinde tasarruf yapılamaz. İnsanların hayatları, “feda olsun” mantıksızlığı ile korunamaz. Bir başkasının hakkı için “feda olsun” demek samimiyet ve fedakarlık değildir.
Başlarken yapacağımız üçüncü tesbit…
Biz peygamberimizin geldiği dönemdeki cahiliye Arab’ının karakterini taşımıyoruz. O günün Arab’ı cahildi, tarifsiz ölçüde vahşiydi, ama riyakâr, zilleti kabul etmiş, başkasına özenen, menfaati için her şeyinden vazgeçebilen bir toplum değildi. İzzetlerine halel getirecek en küçük bir söz bile meydan yerine çıkmalarına, savaşmalarına yetiyordu.

Günümüz İslam dünyası olarak biz, İsrail oğullarının karakterini taşıyoruz.

O günün İsrail oğulları, Firavunun asırlar süren baskısı altında zilleti kabul etmiş, miskin, “bizden bir şey olmaz” diyen bir toplumdu. Eli kitaplı bir topluluk olmalarına rağmen, Firavunun batıl adetlerine özeniyor, Kıptileri taklit etmekte paye arıyorlardı. Riyakâr, ikiyüzlü, güvenilmez, bencil ve menfaatperest idiler.
Hizmet işte böyle bir toplum içinden çıkmış bir harekettir. Ve bu hareketin mensupları da ayaklarındaki kum torbalarından, kendilerini bağlayan bağlardan bütün bütün azade olabilmiş değildir.
Böyle bir toplumdan bu cemaatin çıkması Üstadımıza ve Hocamıza bahşedilen hususi bir ihsan ve muvaffakiyettir.
Bizden ancak bu kadar oluyor.

Hizmetimiz bu günlerde bir savrulma yaşıyor. Ve dayanılmaz acılar yaşayan insanlar insanlık tarihinde emsali görülmemiş bu tepe üstü ve tepeden çakılma hakkında konuşuyor.
Kimileri, konuşulmamasından, kimileri konuşanlardan rahatsız.
Ben sadece yola çıkarken ahitleştiğimiz konuları hatırlatmakla yetineceğim.
Zira hala tesanüdün öneminden bahsedip, tahşidat yapmanın böyle bir zamanda hiçbir geçerliliği ve kıymeti olmaz. Bu, insanlara güdülen varlık muamelesi yapmak olur.
Tesanüd, dayanışmadır, senetleşme kökünden gelen bir dayanışma…
Siz birisi ile belli konularda anlaşarak bir yardımlaşma, bir dayanışma içine girdiyseniz, dayanışmanızın, tesanüdünüzün devamı anlaşmanın esaslarına riayetle mümkündür.
Anlaşma maddelerine riayet etmeyenin tesanüdden bahsetmesi aldatmadır. Muhatabı hafife almak ve hatta onunla alay etmektir.
Evet, oturup yazılı bir metnin altına imzamızı atmadık. Ama bu yola girerken gönüllerimizin kabul edip altına imza attığı maddeler vardı.
Sayalım mı? Sayalım…
Evvela yaptığımız her şeyi rızayı İlahi için yapacak, Allah’ın rızasını şer-i şerif dairesinde arayacaktık. Fıkhın, ilmihalin hükümleri bizim sınırlarımızı belirleyecekti. Feraiz-i diniye ve takva yaşantımız olacaktı.
Dine ait hiçbir emri hafife almayacak, marufa ait hiçbir şeyi küçük görmeyecektik.

İkincisi, meselemiz, muhabbetimiz, sohbetimiz marifetullah olacaktı. Marifetullaha ait bir bahsi kainattaki her meseleden mühim tutacak, nefeslerimizi bu yolda kullanacaktık. Gündelik işler ve ehl-i dünya bizim kalp aynamızda yer işgal etmeyecekti. Ve asla bir marifetullah hakikatine, gündelik bir meseleyi, siyasi bir sohbeti tercih etmeyecektik. Kim neyden hoşlanırsa hoşlansın, biz bize ait şeylerden manevi lezzetimizi alacaktık.

Üçüncüsü, bu örf haneye fedakârlık yapmak, ortaya bir şeylerimizi koymak için gelmiştik. Sahiplenmeyecek, sahip çıkacaktık.
Kimimiz hayatını, kimimiz ilmini, kimimiz servetini ortaya koyarak sahip çıkacaktı. Sahiplenmediğimiz, sahip çıktığımız, bize sorulmadan bir şey yapılamaz demememizden, bize emanet edilen işi çok rahatlıkla bırakabilmemizden, perçinlenmiş duvar gibi olmaya, konulduğumuz yerde durmaya razı olmamızdan belli olacaktı.

Dördüncüsü, bizde ref-i imtiyaz vardı. Makam sahibi olmak, imtiyaz sahibi olmak manasına gelmeyecek, yükün çilenin büyümesi manasına gelecekti.
Kimse herhangi bir imtiyazından ötürü bir diğerine haşerata bakar gibi bakamayacak, “ezerim” der gibi konuşamayacaktı.
“İşte sulh-u umumî, aff-ı umumî ve ref-i imtiyaz lâzım.
Tâ ki, biri bir imtiyaz ile başkasına haşerat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın. Fahr olmasın.” Divan-ı Harb-i Örf-i

Beşincisi, bizde kimse hakkını aramaya ihtiyaç hissetmeyecekti. Çünkü en baştan fazilet üzere anlaşmıştık. Yetkili olanın kendi nefsine bizi tercih edeceğini, ondan bize zarar gelmeyeceğini düşünüyorduk.
Kardeşler makamı da maddi menfaati de diğer kardeşine bırakacaktı.
“Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz.”

Altıncısı, beşeriyetin neticesi yaşanan bir sıkıntıda, en zayıfımız, en güçlümüz karşısında hakkını aramaktan zerre kadar tereddüt etmeyecekti. Zira “Zayıfların güçlüler karşısında başına bir şey gelir endişesi duymadan hakkını arayamadığı toplumda hayır yoktur.” hadis-i şerifini hepimiz biliyor, ona göre davranmakta tereddüt edileceğini düşünmüyorduk.

Yedincisi, hizmette de dünyevi işlerde de makam sahibine veya zengine yakın olmaya çalışmayı, haksız kazanç beklentisi veya münafıklık alameti olarak görüyorduk. Biz bir insana makamından ötürü rağbet etmezdik. Rağbetimiz şefkatimizden, yani ona bir şey anlatmak için değilse, ancak fazilete ve ilme olurdu.
Onun için kimin hizmette hangi makama geldiği bizi hiç etkilemeyecekti, durumumuzu, adama karşı duruşumuzu belirlemeyecekti. Rağbet ettikse, ta baştan rağbet etmiştik, etmedikse, bir yere oturdu diye etmezdik.

Sekizincisi, ilmi fikri bir hareket olarak dünyaya söyleyecek sözümüz vardı. Bizi ilmi olmayan bahisler ilgilendirmiyor, “mesail-i imaniyeden bir bahsi kainattaki her meseleden daha büyük görüyorduk.” Bizi gündelik konuşmaların içine çekemez, gündelik bahisleri, siyaseti konuşan insanları, adı gazeteci de olsa, unvanı prof. da olsa dinletemezdiniz. Çünkü biz Allah’ın kıymet verdiği şeylere kıymet vermek için bu yola girmiştik.

Dokuzuncusu, Fert için iman, toplum adalet lazımdı.
En mühim meselenin bir insanın gönlünde imanın taht kurması ve ebedi hayatının kurtulması olduğuna inanıyorduk, şahsımızın, meşrebimizin veya başka birisinin taht kurması değil…

Onuncusu, biz adaleti, İslam’ın dört büyük davasından birisi olarak görüyorduk.
Hatta bize bunun da ötesi gösteriliyor, gündemimiz sürekli fazilet oluyordu. Adalet hak sahibine hakkını vermek, fazilet kendi hakkını da başkasına feda etmekti.
Adalet diye bir meselemiz pek olmadı. Güya bunu zaten kabul ediyor ve yaşıyorduk, onun için bize hep ondan sonraki merhale ve geçit işaret edildi.
Fakat, adalet köprüsünden geçmeden fazilet köprüsüne gelenler, bir yerde faziletli davranıp çok büyük fedakarlıklarda bulunurken, aynı anda bir başka yerde çok büyük adaletsizliklere, haksızlıklara düşebilir. Düştü mü, bunları çok konuşmayacağım…
Dini bildiğini iddia eden insanlar size ait bir şeyde size hiçbir hak tanımadan “gayr-i kabil-i rücu” anlaşmalara kıyamete kadar geçerli imzalar atmanızı istedi, “Bu İslami ve insani değil” dediğinizde hakkınızda dehşetli bir şayia çıkardı, o yalana herkesi inandırdı ve o günden sonra size öyle davranıldı ise ötesini siz düşünün.
On birincisi, ulvi bir gayeye hizmet için yaşayan kardeşlerimizi herkesten aziz bilecek, yolun çilesini çekmişlerle, uzaktan iki cümle alkışlayanları bir tutmayacaktık.

On ikincisi, bizde insan kaybetmek yoktu. Bu daire içine gireni bırakmaz, kimseye sana ihtiyacımız yok der gibi davranamazdık.
Birkaç kişi varken, bir kişinin kıymeti birse, binler milyonlar olduğunda, bir kişinin kıymeti binler kadar milyonlar kadar kıymetli olacaktı.
Kapıyı göstemeyi değil, kapının eşiğine başımızı koyup “gitme” demeyi dinlemiştik yıllarca…

On üçüncüsü, insanlığın kardeşliğine, herkesi kendi konumunda kabul etmeye inanmış bir hareket olarak, meyvelerin birbirine benzememesini, farklılığını en başta biz güzel bulup kabullenecek, kardeşlerimizi tek tip olmaya mahkûm etmeyecek, Üstadımızın ifadesiyle “yolu daraltmayacak”, aslanları koyun haline getirmeyi meziyet saymayacaktık.
Herkesi kendi konumunda kabul ederken de, bir yolu ve daveti olan insanlar olarak, “haram helal önemli değil, hepsi kabulümüz, tabakta zehir de olsa bizim için fark etmez” der gibi değil, helal dairesinde, meyve gibi temiz ve güzel olanlar kabulümüz olacaktı.

On dördüncüsü, yatırımımızı kitle ruh haletine veya kalabalıkların alkışına yapmayacak, kuru kalabalıkların nefsi birlikteliktekilerine önem atfetmeyecektik.

On beşincisi, Üstadımız, “İstikbale hakikat-i İslamiyet hükmedecek” dediği için, biz önce hakikatimizin galibiyetini izhar edecek, yaptığımız programlarda hakikatimizin kaynağına böylece bakışları çevirmeyi hedefleyecektik. Dünyanın karşısına bir fikir olarak çıkacaktık.
İnsanlık yaptığımız programlarda bizi bir gün “özgürlük”, diğer gün “adalet”, bir başka gün “kâinat” hakikatini konuşurken görecek, sloganik tavırlar ve pastel renkler içinde bulamayacaktı.

On altıncısı, yoluna basiret üzere davet eden bir Peygamberin (s.a.s.) talebeleri olarak, insanlara körü körüne “itaat et, rahat et” deme basitliğine düşmeyecek, itaatin güzelliğini ikna ve ispat güzelliğinden sonra arayacaktık.

On yedincisi, muvaffakiyetinden ötürü alkışladığımız insanları putlaştırmayacak, gündelik hayatımızda Rabbimizin emirlerine itaati onların bilinip sevilmesinden üstün tutacak, bunu her halimizle gösterecektik.

On sekizincisi, vazife vermeyi bizde hissiyat belirlemeyecekti. Vazife verme ilme, fazilete, birikime, gayrete, kapasiteye göre olacaktı.
Öyle olsaydı, bir köyde birkaç tavuğu emanet ederken düşünüp endişe edeceğiniz, karar iradesinden ve ilimden mahrum şahıslar, en önemli hizmetlerin başına getirilmez, orada yıllarca oturtulmaz, kırk elli yıllık hizmetler zayi ettirilmezdi.
İnsanlara görev verenler, onların kendilerine tazimini esas alma hissiliğine düşüyorlarsa, bilerek veya bilmeyerek hizmetlerine en büyük zararı veriyorlar demektir.
Yetki vermeyi hissiyat belirleyince binlerce masumun heba edilmesinin önü açılmış oldu.
Büyüklerimiz birisini bir yere gönderip işi ve insanları ona emanet ederken, “Kalpleri akılları uyarsın, uyandırsın, sarssın, varsın bize “Ne güzel buyurdunuz kralım diyen köleler gibi davranmasın.” diyecekti. Böyle biliyor, öyle zannediyorduk.

On dokuzuncusu, bizde idarecinin yanında, gerektiğinde yol gösterebilen, gerektiğinde idareci gaza bastığında frene basıp ona “dur” diyebilen, ilmiye sınıfına ait bir yetkili olacaktı. “Saltanat ve hilafet gayr-ı münfek ve müttehid-i bizzattır.” İlmiye sınıfı, yetkisiz süs eşyası konumuna düşürülmeyecekti.

Yirmincisi, muvaffakiyet evvela rahmet-i İlahiyeye ve umuma, başarısızlık ve mağlubiyet öndekilere verilecek, bizde yetki birkaç şahısta saltanat gibi ölene kadar devam etmeyecek, aramızda dünya yansa yıkılsa aynı havasını koruyan hükmetme sevdalıları olmayacaktı. “Hata benim, günah benim” diyen ve geri çekilmeyi bilen insanlar görecektik. Hala bir adet olsun göremedik.

Yirmi birincisi, bir yol, bir tek şahısla ancak bir patika olabilirdi. Yolun bir cadde-i kübra olması için, dünya çapında söz söyleyebilen bir çok insana ihtiyaç vardı. Kimse kabiliyet kıyımı yapmayacak, kendi konumunu korumanın adını “hizmeti korumak” koyan kapasitesiz zorbalar olmayacak, Hoca Efendiye alternatif çıkar deli saçmasıyla değişik bastırma teknikleri uygulanmayacaktı. Biz olamayacağına inanarak bu yola girmiştik.

Yirmi ikincisi ve belki de en önemlisi, gayr adına fedakârlık ihanettir. İnsanlığın bütün cinayetlerinin sebebi budur. Hizmetimizde hiç kimse hiçbir kardeşinin en küçük bir hakkını onun adına ve izni olmadan feda etmek cinnetine düşmeyecek, izzetimize, malımıza, hayatımıza zarar verme hakkını ve yetkisini kimse hizmet için bahanesiyle kendinde görmeyecekti.
Bu mesele gördüğünüz gibi çok hamur götüren bir mesele… Bir yirmi daha rahatlıkla yazılabilir. Kimseyi ismen veya açık işaretle suçlamadan, hepinizin kaynaklarımızdan bildiğiniz temel düsturlarımızı saymaya çalıştım.
Kim ne kadar riayet etti, ne kadar riayet etmedi, Onu Allah bilir.
Gelin ilk günkü gibi yeniden marifetullah bahislerine dönelim…
Rabbimizden, yeni bir yeşermenin arifesinde olduğumuz, dünyaya savrulduğumuz şu günlerde hiçbir kardeşimizin çürüyüp kaybolmamasını dileyelim.

 

16 COMMENTS

  1. İlk günki gibi olması için hizmetin kurumlarının başında bulunanlar yaptıkları hatalar yüzünde hizmet rte akp zombilerin yemi oldu neyse yem edenler Hale’n hizmetin içinde söz sahibi gişilerdir onların susmasılazım varsa söyliyeçek sözleri nerde hata yaptıklarını yazsınlar iş başına geleçek yeni nesil için ibret ve misal olsun

    • Sadece yazmasin, HELALLESSIN kardes!

      Gec kalinmis bir yazi. Zamaninda nerdeydin diye soruyorum?
      Okay, Late is better than never.

      Saffet Senih bugun guzel bir yazi yazmis! Tavsiye ederim. Eksik ama izaya geliniyor, ayak surunsede.

      Yazidaki maddelerin hepsi guzel. Hizmete ne zaman cifte standard girdi, yani adaletsizlikler basladi, akabinde yalan ve iftiralar, goz boyamalar basladi. Buna kimler musaade etti, Tabiki her konumdaki idariciler. En bastada en onemli konumdaki idareciler.
      Adam akrabasi diye, seni kollayacagim diyenler oldu.
      Peki ne oldu, kollananin yaptigi zalimlikler yanina kar kaldi(Iyiki Mahkemeyi Kubra var).
      Kollayan hic sorumlu olmayacak mi?
      Elcevap;………./ Sayin,kiymetli,fedakar,kadirsinaz, ve de … Dunya ve makama kendini kaptirmamis, super, muhtesem abiler, kendinizi bir gozden gecirin. Nacisi, S.aksoyu, Aymazi, Sengulu, Kurucan, doktorlar, ve de diger mubarek, muhterem abiler, butun kararlarinizda, hakki tutup kaldirdiniz mi? Kilikirk yararcasina, prensipler isiginda mi kararlar verdiniz? Yoksa, bir donem iyiydi, baska bir donem nefsiniz, akrabaliginiz, hamili kart yakinimdir vs… islerinize, kararlariniza karisti….

      Yine HIKAYE yine HIKAYE.

      • Bu yazi ozetle, asagidaki dusturlari iceriyor.
        1-Ihlas dusturlarini,
        2-Uhuvvet dusturlarini,
        3-Idare dusturlarini
        Dolayisiyla muzakereli bir sekilde , mumkunse la-akal ayda bir okunmali.
        Siz kimsiniz? Neyin Altina imza atiyorsunuz? Bu bir kimlik tanimi;
        Muminlik tanimi,
        Muslumanlik tanimi,
        Insanlik tanimi,
        Sakirtlik tanimi,
        Hizmet ehli insanin tanimi…

        Yazinin elbette eksikleri ve kusurlari olabir, dolayisiyla ilave edilebileceklerde olabilir.

  2. Güzel yazıda, ilk güne dönme falan zor gibi. Belki Gülen ölünce üst yapı korkup dağılır anlatırlar her yedikleri naneyi. Yada kendi aralarında gruplaşmışlarsa hepsi birbirinin kirli çamaşırını döker Gülen gidince. Gülen varken zor, Gülen 2,5 senedir çizmiş yolunu o yolda devam edecek.

  3. Tuzu kurular ne de güzel yorumlar dosemisler.Ben 3 dil bilen üniversite hocasiydim.Esim tutuklandi.Esim TRde iki kucuk evladim baska bir ulkede ben de baska ulkede yasadik bir muddet.Basima gelmeyen kalmadi, Meriç maceramda var merak etmeyin.Ben durumumdan sikayetci degilim.Vasat olarak da cogunuzdan zeki sayilirim.Derecelerim var.Ben yikim yasadim ama ne hikmetse tuzu kurular sanal klavye savasi veriyorlar.Madem hizmetten degilsiniz(yazdiklariniz onu gosteriyor)size ne hizmetin geleceginden ve mevcut durumunundan.Birakin ne halimiz varsa gorelim.Eger hizmetten olduğunuzu iddia ediyorsaniz cok arzuladiginiz sonuca birlikte varalim:EVET HE HATA YAPTI,IDARE EDEMEDI.Ne yapalim simdi?Asalim mi?Istifa mi etsin?{en komigi buydu ve malesef bir akademisyen bunu soyledi}Once hizmetin ne oldugunu anlamakta fayda var.Sayin yazari da iyi tanirim.Ona da tavsiyem su:Sonuna kadar haklisiniz.Lutfen bu hale gelmis insanlarin icinde artik bulunmayin.Size yakismiyor,nasil olsa bunlar altina imza attiginiz hicbir sozde durmadilar.Sizi hayal kirikligina ugrattilar.Ama “yaslilarda yonetme şehveti”cumlenizdeki ima bence cok tehlikeli.Imaya gerek yok acik acik soyleyin kimi kastettiginizi.Neyse Allah kalpleri cok iyi biliyor,Allah istikametten ayirmasin.

    • Maalesef üç dil öğrenmiş ama hakikat dilini öğrenememişsiniz.

      Bu taasupla devam ettikçe daha çok Meriç geçersiniz.

      Hocaefendi’nin veya Bediüzzaman’ın değil hakikatin peşinde olun bence. Kuru çubuk onlar, üzüme odaklanın.

      HE’ye laf söylenecek diye ödünüz patlıyor. Demek ki eğitim değil mesele…

      • Kafanızı kumdan cikarin lutfen.Cerbezeye gerek yok.Mesele HEye laf soyleme meselesi degil.Mesele konunun asıl sahipleri dururken sizin gibi HEnin kanını emmeye can atanlarin işe mudahil olmasi.Yahu birakin ne halimiz varsa gorelim,ben bunu diyorum.Bir de Allah inanciniz varsa siz size düşeni yaptiniz demektir.Yillarca zerre kadar vasiflari olmadigi halde cemaatten nemalanan ama işler tersine döndüğünde aninda cephe alan onlarca insan biliyorum.Ben diyorum ki sanal şövalyelerin savaşı değil bu konu.Neden burunlarini sokuyorlar.Ben gidip de AKPnin bir web sitesine yorum yazmıyorum,ahlaki değil çünkü.Hakarete gerek yok,insani normlarda sadece yazilanlara cevap vermek kafi sanirim.

    • Ragıp Bey;
      Yazıya yaptığınız yorumlara katılıyorum. “hikayesi olan biri”yim.
      Birkaç cahil idarecinin yönetim zaafı bu afetin tek sebebi olamaz.
      Ayrıca;
      yazar gibi “elitlerin” sözüm ona böyle naif ve sureti haktan(!) yazılar yazmasının sebebini düşünüyorum: Kaybettikleri nüfuz ve mevki, diye de aklıma gelmiyor değil.

  4. Şimdiye kadar mülahazaların ve düsturların en güzel özetini okuduğum yazı diyebilirim. Ellerinize sağlık.

  5. Tepeden tırnağa herkes yaptığından yapmadığından tövbe ederse İnşallah sahili selamete çıkarız. Aksi mümkün görünmüyor.

  6. “İnsanlığın bütün cinayetlerinin sebebi budur. Hizmetimizde hiç kimse hiçbir kardeşinin en küçük bir hakkını onun adına ve izni olmadan feda etmek cinnetine düşmeyecek, izzetimize, malımıza, hayatımıza zarar verme hakkını ve yetkisini kimse hizmet için bahanesiyle kendinde görmeyecekti.”
    Hizmet için diyerek masumları ateşe atanlar , masumların canlarını , mallarını ve izzetlerini harami bir çete ile savaşta feda edenler bu düsturu öyle bir çiğnediler ki , bilmiyorum masumlara kıyan onlara bin bir türlü işkence yapan harami çetenin vebali daha büyük yoksa bunların mı?!

  7. Yazıyı çok beğendim. Hayatımda sahip çıktığım tek davamdan maalesef bulunduğum bölgede yetkili olan, ancak yetkiye hiç de ehil olmayan olan bir kaç kişi yüzünden uzak kaldım. Hakkımı helal etmek istemiyorum. Duygularım çok yaralı…

  8. Degerli arkadaslar

    Gordugum su

    Su anda dostlarimiz kardeslerimizin buyuk bir kismi TR de tutsak durumdalar Rabbim yar ve tardimcilari olsun..
    Gelelim mevzumuza

    Arkadas h.efendide de insandir yanlis yapabilir ve bu sebepten dolayi elestirilebilir.
    Lakin bir kisim arkadaslar maalesef hala elestirilemiyecegini dusunuyorlar

    Ancak soylemleri elestirilebilecegi yonunde lakin herhangi bir elestiri gelince de maalesefki elestiri yapan i tuzu kurulukla klavye kahramanligiyla itham ediyorlar.
    Lutfen samimi olalim.

    Ortada bir gercek var yuzbinler zulum altinda
    Ve bunun da sorumlulari olmali.

    Simdiye kadar neden 1 kisi dahi olsa sorumlu bulunamadi yada cikip 1 kisi yahu ben zamaninda surdaydim yanlisliklar yaptim hakkinizi helal edin bile demiyor.
    Hemen gerekcelerde hazir simdi zamani degil vs
    Size sunu soyleyim bu zaman hicbizaman gelmedi
    Yanlisliklar karsisinda duran elestiren insanlara benim bildigim 30 senedir ayni cevap veriliyo

    Bence tek nedeni var biat kulturu.

    Bakin canciger 30 senelik dostum fenafil i hizmet -ben sahidim hep vermis ama hic almamis bir arkadas –

    3/4 temel meselede ki ilki 20 sene onceye dayanir. Hatalari elestirdigi icin duzelmesi icin karsisinda durdu her seferinde dislandi ancak gecen surede kendi cabasiyla hem mesleginde hemde maddi olarak biyerlere geldigi icin hep halkaya dahil edildi. ( kendisini hic bi zaman halka disinda gormedi ve ayrilmadida)
    Bu basitce bir ornegi
    Bakin 2 sene gecti ne yapildi sadece yardim edilmeye calisiliyor insanlara o kadar
    Ancak ust kadronun buyuk cogunlugu disarda ve yine buyuk bi cogunlugu maslahatguzarlik yapiyor sadece

    Daha soyliyecegim cok sey var lakin duruyorum burada
    Arif olan anlar zaten

    Rabbim dogru yolundan ayirmasin
    Size tek tavsiyem Vicdaninizin sesini dinleyin
    Her daim dogru yola cikartir sizi

    • çok güzel demisiniz,
      Size şunu da diyim, Gülen eleştirilemez diyen tr724 yazarları vs var, twitterda da imamlar molalar vs bişiler diyor cidden. Ama benim gördüğüm bir grup var bunlar ciddi ciddi tröl ve sövüyorlar sert dil kullanıyorlar bu kişilerin başka tweetlerini de araştırdığımda nedense 4 sene önce falan akpli hesapları rt etmişler, ve şuanda saadet liberaller yeniasya gibi gayet makul çizgide olanlara küfür ediyorlar, çok ilginç şeyler genelleme yapmayayım genede ama bu Gülen’i hala TWİTTERDA savunanların ve üslubuda bozuk olanları kesinlikle cemaatle alakaları olmadığını söylerdim. Ama diyemiyorum büyük imamlar yazar çizer takımı vs de aynısını yapıyor çünkü, onların açtığı kapıdan Aktroller giriyor. Cemaati savunan insanlara küfürler ediliyor cemaat hesaplarıyla , ali aktaş, a. karsli, kazım güleçyüz vb bakabilirsiniz. Gene kitalararası ekibine , thecrcla yazarlarına hakaretler ediliniyor. Ve bu hesaplar o kadar aptal ki 4-5 yıl önceki tweetlerini bile silmemişler akp rtleri var. Bunu izleyen Gülen gene suçludur, madem bu kişiler Gülen’i mehdi görüyor versin emri çeksin bunları twitterdan, o zaman çekilmeyenlerin ak troll olduğu ortaya çıkar. Ama onun yerine mollasından il imamına bu hesapları rt edip takip ediyor, paralel açıklama yapabiliyor. Belkide onların yan hesaplarıdır akplilerin günahını almayayım. Yani klavye kahramanı kötü bir üslup onu diyene bu gözle bakın diye dedim.

  9. çok güzel demisiniz,
    Size şunu da diyim, Gülen eleştirilemez diyen tr724 yazarları vs var, twitterda da imamlar molalar vs bişiler diyor cidden. Ama benim gördüğüm bir grup var bunlar ciddi ciddi tröl ve sövüyorlar sert dil kullanıyorlar bu kişilerin başka tweetlerini de araştırdığımda nedense 4 sene önce falan akpli hesapları rt etmişler, ve şuanda saadet liberaller yeniasya gibi gayet makul çizgide olanlara küfür ediyorlar, çok ilginç şeyler genelleme yapmayayım genede ama bu Gülen’i hala TWİTTERDA savunanların ve üslubuda bozuk olanları kesinlikle cemaatle alakaları olmadığını söylerdim. Ama diyemiyorum büyük imamlar yazar çizer takımı vs de aynısını yapıyor çünkü, onların açtığı kapıdan Aktroller giriyor. Cemaati savunan insanlara küfürler ediliyor cemaat hesaplarıyla , ali aktaş, a. karsli, kazım güleçyüz vb bakabilirsiniz. Gene kitalararası ekibine , thecrcla yazarlarına hakaretler ediliniyor. Ve bu hesaplar o kadar aptal ki 4-5 yıl önceki tweetlerini bile silmemişler akp rtleri var. Bunu izleyen Gülen gene suçludur, madem bu kişiler Gülen’i mehdi görüyor versin emri çeksin bunları twitterdan, o zaman çekilmeyenlerin ak troll olduğu ortaya çıkar. Ama onun yerine mollasından il imamına bu hesapları rt edip takip ediyor, paralel açıklama yapabiliyor. Belkide onların yan hesaplarıdır akplilerin günahını almayayım. Yani klavye kahramanı kötü bir üslup onu diyene bu gözle bakın diye dedim.

  10. Sahi,
    Filmin sonunda herkes ölüyordu değil mi?
    Biz Hüsnü zann edip (bazı imamlara, abilere ) hayatımızı mahvetmiş olabiliriz, mağdur olabiliriz.. Yapan Allah için yaptıysa bırakın sevabı kalsın..
    “İmam kafasından “çıksa keşke hürmetli büyükler. İnsanlardan bir insan olmaya çalışsa keşke herkes..
    Elbet bu yaralar sarılacak ve hepimiz ya bu dünyada ya ahirette kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı günde hesaplaşacağız..
    tek dileğim gelecek nesillere birbirimizden utanmadan anlatabileceğimiz bir kardeşlik miras bırakalım. Hizmeti bir iş yeri yada hobi merkezi değil de “Gönüllüler Hareketi” imzasıyla tanıtalım ve unutanlara bizzat yaşayarak hatırlatalım inş..

Comments are closed.