M. Ertuğrul, The Circle

İri gözleri, kıvır kıvır saçları, üstü başı yırtık elbisesi ve çıplak ayakları ile sanki O’na dünyaları bağışlamışım gibi minnet dolu gözleri ile bana bakıyordu. Yaşı belki altı belki yedi idi. Dünyanın tüm yükü omzunda gibi bir hali vardı. İkram ettiğimiz çorba ,pilav, biraz et ve muzdan oluşan bu mütevazı menü O’nda tarifi mümkün olmayan bir sevinç meydana getirmişti.

Bir başka zaman yaşının yetmişlerde olduğunu tahmin ettiğim, kilometrelerce uzaktan yürüyerek gelen, bir deri bir kemik kalmış yaşlı bir hanımefendi; ağlayan ve aynı minnet dolu gözlerle elimdeki iftar paketini alıyordu; utanıyordum,sıkılıyordum bu tablolardan ve insanlığın düştüğü bu fakru zaruret hallerinden. Bu ve buna benzer Afrika kurban veya iftar sahnelerini yaşayanlar bilirler ; ihtiyaç sahipleri bu yardımları alırken onların teşekkür ve minnetine mukabil,siz daha çok ezilir onlara bu fırsatı verdikleri için daha çok teşekkür eder ve vicdanınızın altında ezilir kalırsınız. Hasılı Afrika’da Ramazanlar fakir ve ihtiyaç sahibi insanların doyduğu ,çok dualar alınan bereketli bir aydır.

Başka bir zamanda düzenlediğimiz farklı din mensuplarını davet ettiğimiz diyalog iftarına katılan Rektör Hanımın sözleri ise bizleri şaşırtmıştı;
“müslümanların başkaları ile yemeğini paylaştığını ilk kez görüyorum”.

Evimize aldığımız aile ve tanışma iftarları da çok bereketli ve renkli geçiyor. Bazen bir editör, bazen bir akademisyen bazen de bir kanaat önderi ile saatler süren Ramazan, kültürel farklılıklar, eğitim, politika ve farklı mutfaklar üzerine konularda hoş sohbetler oluyor, tatlı dostluklar kuruluyor.

Sırf bizi anlama adına oruç tutan başka dinlerden dostlarımız da oluyor. Sizi tanıdıktan sonra İslam’a bakışımız değişti, diyenler de.
Bir defasında bir dostumuz ;kilisede bir tartışma çıktı, müslümanlar Buda’ya mı inanırlar, şeytana mı yoksa başka şeylere mi diye ? Ben de Onlar Allah’a inanırlar diyerek sizleri savundum, demişti.
Bir başka iftar organizasyonda iyi Hıristiyan olan bir bayan; sizlerden çok etkilendim, eminim Hz.İsa yaşasa idi, bu programa O da katılırdı demişti.

Afrika’da camii iftarları da çok renkli görüntülere sahne olur, evinde ne varsa getiren veya imkanı olanların iftar sofralarını donatması ile ayrı bir heyecan oluşur. Teravihler muhakkak hatimle kılınırlar. Tefsir dersleri yapılır. Kari’ler güzel sesleri ile muhteşem performans sergilerler. İkindi sonrası akşam namazına kadar camiilere ve mescidlere bayram neşvesi ile gelip dua eden müslümanların da alışkanlık haline getirdiği bu adet kayda değer bence.

Hintli zenginlerin evlerinde verdikleri iftarlara ise daha üst seviye insanlar katılırlar. Seviyeli sohbetler olur. Evlerinde özel olarak ayırdıkları ibadet mekanlarında ise özenli bir şekilde ibadet edilir.

Bir seferinde iftar programına katılan bir Bakanın sözleri de manidardı ; Türkler çok uzaklardan bizlerle yiyeceğini paylaşmaya gelmişler, biz niçin kendi yiyeceğimizi ve imkanlarımızı birbirimizle paylaşmayalım! .

Güzel bir sözdür ; bağış ve yardım odur ki erdem ambalajında olandır.

Afrika’yı anlatma adına Şems’in Hz. Mevlâna’ya söylediği sözle bitireyim;

Dünyada üşüyen birisi varsa sen ısınamazsın, dediğinde Hz. Mevlâna; o günden sonra ısındığımı hiç hatırlamıyorum, der.

2 COMMENTS

Comments are closed.