İskender Sezek, The Circle

17 – 25 Aralık sürecinde, Türk yargısı ve polisinin yaptığı operasyonlar sonucunda yolsuzluk dosyaları ortaya saçılmış, “Yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluğa son” mottosuyla iktidara gelen AKP hükümetinin karizması ağır yara almıştı. Bu operasyonlar aynı zamanda 2002’de başlayan AKP – Cemaat ittifakının da artık bittiğinin resmi ilanıydı. Mart 2014 Yerel Seçimlerine daha 3.5 ay vardı. Türkiye’de kendini merkez ya da ana akım medyası olarak tanımlayan basın, yolsuzluk operasyonlarını; okuyucusu, izleyicisi ve dinleyicisine AKP – Fethullah Gülen Cemaati kavgası olarak yansıtmıştı. Akşam, TV’lerin en çok izlendiği saatlerde, haber kanallarındaki tartışmalar bu minval üzere devam etmişti. Ekranda boy gösteren tartışmacıların yarısı cemaatin AKP’ye ihanet ettiğini, diğer yarısı ise yapılan yolsuzlukların boyutunun ileride ülkeyi esir alacağı noktaya geldiğini ve cemaatin doğru bir iş yaptığını dile getiriyordu. Toplumda genel kanı, AKP’nin yerel yönetim seçimlerinden ağır yenilgiyle çıkacağıydı.

Türkiye bu tartışmalar ışığında yerel seçimlere girdi. AKP; Ankara, Adana, Mersin, Manisa gibi büyükşehirlerde ağır yara alsa ve kaybetse de diğer büyükşehirlerde değişen bir şey olmadı. CHP; İzmir, Aydın, Muğla ve Eskişehir’i korurken, Antalya’yı kaybetti. HDP beklendiği gibi Diyarbakır, Van ve Mardin’i kazanırken, Urfa’da oyunu arttırdı. MHP Adana, Mersin, Manisa’yı kazanırken, Balıkesir’i kaybetti. AKP; İstanbul, Konya, Kayseri, Bursa, Kocaeli, Maraş, Antep, Trabzon, Samsun, Erzurum, Sakarya gibi kalelerini korurken, bu şehirlere CHP’den Antalya’yı, MHP’den Balıkesir’i hanesine ekledi.

 AKP – Cemaat kavgası aslında en çokta Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP’ye yaradı. MHP, 2011 Genel Seçimlerinde aldığı yüzde 13 oyu 2014 Yerel Seçimlerinde yüzde 16.6’ya çıkardı. 3 büyükşehir ve 5 ili (Osmaniye, Isparta, Karabük, Bartın, Kars) kazanmakla birlikte Erzurum, Afyon, Kütahya gibi kent merkezlerinde oyunu yüzde yüz arttırdı. Örneğin 2011 Genel Seçimlerinde Afyon Kent Merkezinde yüzde 17 oy alan MHP, 2014 Yerel seçimlerinde aynı kent merkezinde dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na rağmen yüzde 42.6 oy aldı. Afyon Kent Merkezinde seçimi yüzde 49 ile AKP kazandı. AKP’nin 2011’de aynı kent merkezinde aldığı oy yüzde 66 idi.

Seçim sonuçlarından sonra cemaat tabanında ciddi bir hayal kırıklığı yaşandı.Zira cemaat tabanına göre Anadolu insanına hizmet edilmiş, öğrenci yetiştirilmiş, insanlar eğitim, iş insanları yurtdışıyla tanıştırılmıştı. Taban bu insanların kendilerine vefasızlık edeceğini düşünmedi. Düne kadar cemaate övgüde sınır tanımayan birçok gazeteci, yazar, çizer tayfası da kavgada AKP saflarında yer aldı. Cemaat tabanının yakından bildiği ve yazılarına aşina olduğu Hüseyin Gülerce, Etyen Mahçupyan, İskender Pala, Beşir Ayvazoğlu gibi Zaman Yazarları ve Ahmet Taşgetiren, Gülay Göktürk gibi Bugün Gazetesi Yazarları bile AKP’den yana tavır koydu. Cemaat tabanını bu yazarlar arasında hiç kuşkusuz en çok Hüseyin Gülerce şaşırttı. Zira düne kadar çeşitli mahfillerde cemaat sözcüsü olarak lanse edilen Gülerce, onlar için tam bir hayal kırıklığı olmuştu.

Gözlerinde büyüttükleri, kimini cemaat içinde, kimini cemaat dostu sandıkları nice insanın tavrı karşısında tam bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı içindeydiler. Ama yine de umutlarını kaybetmemişlerdi. En azından hukukun bu kadar çiğneneceğini hiç düşünmemişlerdi.

2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri olmadı, 2015 yılında yapılacak genel seçimlerde durumun değişeceğine inançları tamdı. Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda yüzde 52’ye yakın oy alarak Cumhurbaşkanı seçildiği, 2014 şokunu çabuk atlatarak, 7 Haziran 2015 Seçimlerini beklediler. 2015 seçim sonuçları tam da istedikleri gibi oldu. Oyu yüzde 40’a düşen AKP ilk kez mecliste milletvekilliği çoğunluğunu kaybetti. Fakat seçim gecesi MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin erken seçim talebi, sanki ülkede olacakların habercisi gibiydi.

Milletvekili çoğunluğu muhalefette olmasına rağmen meclis başkanlığı seçimini AKP kazandı. Suruç’ta ve Ankara’da bombalar patladı, 135 kişi öldü. Hakkari – Dağlıca’da çatışma çıktı, 16 asker yaşamını yitirdi. Cemaate yakınlığıyla bilinen Bugün TV ve Bugün Gazetesi’ne kapılar kırılarak girildi ve bu medya kuruluşlarına el kondu.

Bu olan biten içinde Türkiye, 1 Kasım 2015’te yeniden seçimlere gitti. AK Parti 5 ay sonra yenilenen seçimde yüzde 50’ye yakın oy alarak mecliste milletvekilli çoğunluğunu ele geçirdi. Muhalefet partileri CHP, MHP ve HDP, 7 Haziran 2015’te aldığı başarılı sonuçlara rağmen koalisyon kurma ve meclis başkanını belirleme konusunda kendi aralarında uzlaşamamışlardı. Bunun faturası 1 Kasım 2015 seçimlerinde muhalefet için ağır olurken, iktidar, altın tepsi içinde AKP’ye sunuldu.

Türkiye en son demokratik seçimini 7 Haziran 2015’te yaptı. Ondan sonra yapılan halk oylaması, başkanlık ve milletvekilliği seçim sonuçları seçmenin büyük bölümünde şaibeli olarak görüldü.

Tabi cemaat tabanı içinde tüm bu seçim sonuçlarına rağmen asıl büyük kırılma 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminde oldu. AKP İktidarı mensuplarının daha ilk anda ekranlara çıkarak, bu işten cemaati sorumlu tutması “Cemaat darbe yapıyor” algısını pekiştirdi. Bu algı kısmen  Cemaatin tabanında da tuttu.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre Allah’ın bir lütfu olan darbe girişimi batıda ve bazı aydınlarda tiyatro olarak görülse de, sonuçları itibarıyla cemaat için çok ağır oldu. Cemaat bir anda insanların gözünde “hain” ilan edildi. Bazı ebeveynler, cemaat kurumlarında çalışan çocuklarının tutuklanmasını alkışladı. Kimi çocuklarını güvenlik birimlerine ihbar etti, kimi evinden attı. On binlerce insan cemaate yakın oldukları gerekçesiyle işinden oldu, gözaltına alındı, tutuklandı ve işkence gördü. Yine cemaate yakın oldukları gerekçesiyle binlerce iş insanının para, işyeri, mal ve mülküne el konuldu. Tutuklu hamile kadınların doğumu için hastane kapılarında polis bekletildi. 700’ün üzerinde bebek hapisle tanıştı. 50’in üzerinde insan intihar etti. Baskı ve şiddetten bunalarak, kurtuluşu yurtdışına göç etmede bulan onlarca insan Ege ve Meriç’in soğuk sularında boğularak, can verdi.

Tüm bu olumsuzluklarla birlikte Avrupa’nın bazı ülkelerinde hatırı sayılır bir cemaat nüfusu oluştu. Avrupa olsun, ABD olsun, Kanada olsun, gelen kişilerin çoğu nitelikli insanlar. Birçoğunun mesleği var. Meslek sahibi oldukları alanlarda gayet iyiler.

Fakat bu görüşüm hoşlarına gitmese de, bazı olumsuz gördüğüm alışkanlıkları hala terk etmiş değiller. İlk önce yapmaları gereken , yönetim anlayışını değiştirmek olmalı. Tepeden gelen direktiflerle yönetilen klasik dini bir cemaat olmak yerine, tabanın karar alma süreçlerinde aktif yer aldığı, şeffaf, sorgulanabilir, hesap verebilir , tüm programı kamuya açık ,ne yapmak istediğini açık ve net bir şekilde ifade eden , yaygın bir sivil toplum hareketine dönüşmeliler. Evleri, yurtları, dil kursları, okulları dernekleri ve benzeri sahip oldukları tüm kurumları gerçek kişilerden oluşmalı, yönetim taban tarafından belirlenmeli ,  program ve işleyişi şeffaf olmalı. Farklı kesimlerle diyalogda çok zayıflar. Büyük bir çoğunluğu itibariyle, yaşadıkları zulmün “ilk ve tek” kendilerine uygulandığına inanıyorlar. Oysaki ülke tarihi bu zulme benzer bireysel ve kitlesel  pek çok zulümle dolu. Bunu farketmeli ve kendi acılarını dünyaya duyururken ,tüm zulme uğramışların sesi olmalılar.  “Biz farklıyız, biz iyiyiz, biz nitelikliyiz,biz diğer mazlum ve mağdurlardan farklıyız” söylemleri antipatik karşılanıyor. Farklı kesimlerle diyalog kurma yerine, hala birbirlerine propaganda yapmaya çalışmaları onlar açısından sağlıksız bir durum. Seçilmiş insanlar olmadıklarını, diğer insanlardan farklı görünmeye çalışmalarının beraberinde gurur, kibir ve bencilliği getireceğini bilmeleri lazım. Temelde “Bizler de sizler gibi insanlarız, baskı ve şiddetten dolayı göç etmek zorunda kaldık” anlayışında olmaları gerekir. Diğer göç eden Suriyeli, İranlı, Iraklı, Afrikalı gibi kesimlerin sıkıntılarını da kendi sıkıntıları gibi hissetmeli ve ona göre çözümler geliştirmeliler.

Bulundukları ülke ve kente adapte olmalılar. Nasıl Ermeniler ve Yahudiler baskı ve şiddetten dolayı yer değiştirmek zorunda kaldı ve gittikleri yerlerde değer ürettilerse, cemaatin de gittiği ülke ve kentlerde adına değer üretmeleri lazım. Bu ürettikleri değerleri göçe maruz kalmış diğer ülke insanlarıyla da paylaşmalılar. Köln’de, Berlin’de, Kopenhag’da, Stokolhm’de; İstanbul, İzmir, Ankara, Adana için proje düşüneceklerine, “Artık bu kentlerin insanlarıyız, bu kentler için ne yapabiliriz, ne üretebiliriz” bunu düşünmeliler.

Türkiye’de sık sık kullanılan deyimle sen, ben bizim oğlan anlayışını bırakmalı, kol kırılır yen içinde kalır sözünü unutmalı, yaptıkları işlerde yaşadıkları yerlerin hukukuna uymalı. Avrupa değerlerine göre hareket etmeli, Şeffaf ve hesap verebilir olmalılar.

Özellikle bilim ve sanat alanında yetenekli insanlara sahip çıkmalılar. Bulundukları ülkeyi öyle benimsemeliler ki, nasıl tüm Fransa, Ermeni asıllı şarkıcı, söz yazarı ve diplomat Charles Aznavour’a sahip çıktıysa, yarın cemaat içinden çıkacak bir sanatçı ya da bir bilim insanına da, bulunduğu ülke ve kent öyle sahip çıksın. Söylemleri ile değil, yaşantı ve davranışlarıyla örnek olmalılar.

Cemaat medyası ve kendini cemaate yakın hisseden gazeteciler ,bulundukları ülkelerde siyasi partilerle ve iktidarla sınırlarını belirlemeli, işlerini kolay halledebilmek gibi günübirlik çıkarlar için, herhangi bir siyasi partinin arka bahçesi haline gelmemeliler. Zulme uğrayan , mağdur edilen her insanın, grubun ve halkların yanında olmalı, bu durumun kendilerine ne kazandıracağını veya kaybettireceğini önemsememeliler.

En önemlisi cemaat ne olduğunu, ne yapmak istediğini net ve anlaşılabilir bir şekilde ortaya koymalı,   yuvarlak tanımlamaları ve söylemleri terketmeli , kafalardaki soru işaretlerinden kendisini uzaklaştırmalıdır..

Geçenlerde bir sosyal medya hesabında  şöyle bir paylaşım vardı ; “cemaate yakın bir insan bulunduğumuz ülke yetkilisine kendilerini övünce, yetkili aynen “Suriye’den gelen o kadar çok nitelikli insan var ki, ama bunlar sizler gibi kendilerini övme gereği duymuyorlar” dedi. Aynı yetkili “Biz sadece sizlere, yaşadığınız sıkıntıları bildiğimiz ve insan olduğunuz için anlayış gösteriyoruz, yoksa bahsettiğiniz nitelikte insan çok” demeyi de ihmal etmedi.”  O yüzden cemaate yakın insanların Türkiye’deki eski alışkanlıklarını yurtdışına taşımaları, kendilerini antipatik kıldığı gibi zarar da verir.

Özetle, Göç etmek zorunda kalan bu kitle doğru işlenirse, evrensel değerlere sadık kalınırsa Cemaat lobisi dünyada çok etkin ve etkili olacaktır.

 Bu bağlamda , cemaate mensup akademisyenlerin Ermeni ve Yahudi lobisini araştırmalarını ve üzerinde çalıştaylar düzenlemelerinde ciddi fayda olacağını düşünüyorum.


Yazarın Önceki Yazıları

Gülen Cemaati’nin Kürtlerle İlişkileri