Hazal Seyitoğlu, The Circle

Yalnızlığı sevenlerdenim.. Kendimle sinemaya gidebilir, sahilde oturup çay içebilir, evde pencere kenarına geçip, kahve yudumlarken gökyüzünde bir o yana bir bu yana süzülerek uçan martıları ve bazen uçuk pembe, bazen kızıl, bazen gümüş renkli bulutları tatlı bir heyecanla seyredebilirim..

Kendimle gezmesini de severim.. En çok da Kadıköy ve Üsküdar’da bulunan antikacılar çarşısını gezmeyi severim.. Antika çalışma masalarını, gramofonları, elbise vesaire bir çok şeyi büyük bir saygıyla incelemenin yanı sıra, siyah beyaz fotoğraflar da bir hayli ilgimi çeker.

Bayramlık kıyafetlerin giyinilip, en güzel pozların verildiği ve arkasına divit veya dolma kalemle kısa notların, duyguların, şiirlerin yazılarak tarihe bir not düşüldüğü siyah beyaz fotoğraflara tek tek hiç üşenmeden bakar, arkasındaki notları sanki bana yazılmış gibi ya da ben yazmışım gibi iç çekerek okurum..

Fotoğraf arkasına yazılan notlardan örnek bulabilir miyim, diye internette biraz araştırma yapayım dedim.. Sonra birden “sanki ben daha önce buna benzer bir şey yazmıştım” şeklinde bir his geldi içime.. Kendimi arattım internette.. ve gerçekten Aralık, 2009 da yazdığım bir yazıyı buldum.. Yıllar geçmiş ama bendeki bazı özlemler dinmemiş anlaşılan.

“Ankara Gençlik Parkı’ndayız… Babam, bıyıkları ve oturuş tarzı ile modern yeniçeri ağası… Pantolonu İspanyol paça olan  açık tonda bir takım elbise giymiş. Sağ eli sağ dizinde, ağzının kenarına doğru tuttuğu nargilenin marpucu sol elinde bir flüt gibi tutmuş, yandan yandan çekiyor, bıyıklar itina ile yukarı yukarı kıvrılmış, Yavuz Sultan Selim modeli.. Rahmetli annem… Mütevazi bir gülümseme yüzünde… Başörtüsünün önünden bir parça perçemi alnına düşmüş. Ablam, muzır bir gülümseme ile… Rahmetli kardeşimin suratı bir karış.. Hüzünlü ceylan gözleri kocaman, içindeki birkaç damla gözyaşı Japon çizgi filmlerindeki gibi yanıp sönüyor sanki… Az evvel babam fena azarlamış kuzumu, çakıl taşlarının üzerinden gazoz kapağı topladığı için… Ben alt dudağımı ısırmışım, saçlarımın bir kısmı sağ kulağımın arkasında bir kısmı ise sol gözümün önüne düşmüş, mahcup bir ifade… Üzülmüşüm kardeşimin azarlanmasına… Siyah beyaz bir kare…

Bir başka siyah beyaz kare… Rahmetli dedem ortada, yanında selametlik babaannem.. Kucaklarında kardeşim… Resme göre en sağda ben… O yaşıma rağmen bir “Clark bakışı” atmışım… Dedemin yanında en solda ablam. Dalga dalga sarı saçları, yine muzır bir gülümseme var yüzünde. Annem ve babam arkada ayaktalar. Tam bir aile fotoğrafı… Babam siyah polis üniformasının içinde, yine bıyıklar yukarı kıvrılmış, itina ile… Hep siyah beyaz kareler… Tıpkı rüyalarım gibi… renksiz ve hareketsiz… Haftasonu Üsküdar’daydık; antikacı dükkanlarını gezdik. Bir dükkanın önünde siyah beyaz fotoğraflar vardı. “Sevgili annemize, düğün hatıramızdır” yazıyordu bir tanesinin arkasında… …Bana kalsa sepetin içindeki tüm fotoğraflara bakıp, arkalarında ne yazıyor okumak isterdim…”

Siyah beyaz fotoğraflar zamanla renklendi. Kağıt baskılarından, dijital ortama geçti.. Fotoğraflar artık makinalardan değil, telefonlardan çekilir oldu ve saniyede dünyanın her yerinde, eskiden özene bezene, üzerinde düşünülerek, tasarlanarak bir kereliğine verilen tozlar yerine, anlık hemen hemen birbirinin aynı, milyonlarca poz çekilir oldu.. klik, klik, klik…

İlk gençlik yıllarıydı.. Dört genç kız giyinip kuşanıp, yanyana oturup, aynı yönde bacak bacak üstüne atıp, poz vermiştik anneme.. “Anne bak, bacaklar düzgün, aynı şekilde olsun, bizi uyar düzgün gözükmüyorsa” şeklinde annemi ısrarla uyarmıştık.. 24’lük 36’lık poz çeken makaralar vardı o zamanlar artık hangisi ise, kıymetli de, şak şak her şeyi çekmiyoruz.. Bitmesini beklemek belki de birkaç hafta sürmüş olabilir.. Sonra film makarasını fotoğrafçıya götürdük. Bir hafta sonra da baskıları aldık.. Heyecanla o pozu aradık.. Bir de ne görelim! Dört kızın sadece göbekten altı bacak görüntüleri! Rahmetli annemi o kadar çok uyarmışız kı sadece bacaklara odaklanmış.. Ne kadar gülmüştük..

Şimdilerde, ağzım yamuk çıkmış, yemek yerken olmuş, elim havada kalmış.. öyle olmuş böyle olmuş.. silip silip baştan çekiyoruz..

Hayat da keşke böyle  olsa.. beğenmediğimiz bir kareyi silip, yeniden çekebilsek..


Yazarın Önceki Yazıları

Niye Bu Ötekileştirme

Göçebelik… Yolculuk… Leylekler…