Hasan Yılmaz, The Circle

 

Yaklaşık yirmi yıl önce Toronto’da Sunrise Eğitim Vakfı adına yayınlanan Sunrise dergisi için yazmıştım bu yazıyı. Kimileri yazıyı çok beğenmiş, kimileri ise kadınların aşağılandığını iddia ederek tepki göstermişti. Hatta bu tepkilerin ardından derginiz sizin olsun diyerek Sunrise’tan ayrılmış, Canadatürk gazetesini kurmuştum.

Güncelliğini koruduğu için bu yazıyı Canadatürk’te de belli aralıklarla birkaç defa daha yayımlamıştık.

Türkiye’den Kanada’ya düzenli olarak her yıl iki binin üstünde göçmen olarak gelenlere ilaveten son birkaç yıldır da 2000-2001 yıllarındakinden daha fazla sayıda bir mülteci göçü yaşandı ve halen de yaşanmaya devam ediyor.

Haliyle Türkiye’den gelen hem göçmen hem de mülteciler, özellikle kadınlar ilk başlarda yeni ülkeye alışmakta zorlanıyorlar. 2000’li yıllarda kadınların yaşadıkları zorluklara farklı bir açıdan gelin bir göz atalım:

TÜRKİYE, KANADA VE GÖÇMEN KADINLAR

 

Babamın 1978 yılında ben henüz ilkokul birinci sınıf öğrencisi iken almış olduğu Delta marka siyah-beyaz televizyon sayesinde, evimiz, bir süre bütün köylülerin uğrak yeri olmuştu. Her akşam çok sayıda komşumuz, gecenin karanlığına ve yolun uzunluğuna aldırış etmeden evimizi doldurur, ağzı açık bir vaziyette TRT ekranından yansıyan görüntüleri izlerdi.

Kısa bir süre sonra, onların var bizim niye olmasın diyen kadınların ısrarları karşısında, babamın kahvedaşı diğer komşular da birer birer televizyon alınca, toplu halde televizyon izlemek zevki kısa bir süre sonra sona ermişti.

Yıllar sonra, halamın almış olduğu otomatik çamaşır makinesi de öylesine yankı bulmuştu ki, onun var benin de olsun diyen komşu kadınlar, yeni almış oldukları merdaneli makineleri dahi bir tarafa bırakarak otomatiğini alma yoluna gitmişlerdi.

Yukarıda değindiğim iki örnek, aslında, Türkiye’de kadınlar arasında gerçekte var olan bir mücadelenin dışa vurumunu yansıtıyor.

Bu mücadeleyi kısaca, onda olandan bende de olması, hatta mümkünse bir üstününe sahip olunması olarak adlandırabiliriz.

Balkona asılacak çamaşırın komşununkinden daha beyaz olması.

Evin eşyasının daha gösterişli, pahalı ve son model olması.

Takılan altının ayarının 22 olması, bileziklerin dirseğe kadar çıkması, gerdanlıkların boynu üç kat dolaması.

Vesaire vesaire…

Öyle yeni bir şey almak pek de kolay değildir kıt kanaat geçinen bir Türk ailesi için. Bir çamaşır makinesi için bir yıl taksit ödemek zorunda kalınır. Kadınlar arasında yaşanan bu mücadele, erkekleri kara kara düşündürüp saçlarının aklaşmasına sebep olur.

Türkiye’de kıskandığı komşusundan daha üstününe sahip olmak isteyen ve bunu da bir nebze gerçekleştiren kadınlar, Kanada’ya göçmen gelince ne yapıyor?

Türkiye’de evlerin baş köşesinde pembe fistoyla kenarlarının işlendiği örtünün içinde gelin gibi duran çamaşır makineleri yok burada.

Göçmen Türk kadını elindeki çamaşır sepetiyle birlikte, apartmanların bodrum katında yer alan, Türkiye’de komşusundan kıskandığı için aldığı, otomatik makinelerin uğruna çöpe attığı merdaneli makinelerin benzerleriyle çamaşırlarını yıkıyor.

 “Ay şekerim bulaşıkları makineye atıyorum, ben Mehmet Ali’nin Çarkı Felek’ini rahat rahat izliyorum” diyerek bulaşık makinesi olmayan komşusuna sükse yapan kadın, Kanada’ya gelince, eline geçirdiği sarı eldivenlerle, ikinci elden ucuza aldığı eski kasetçalardan çıkan nağmeler eşliğinde dağ gibi bulaşıkları bana mısın demeden yıkıyor.

Türkiye’de en az haftada bir gün kuaföre giden kadın, Kanada’ya gelince saçını bakımsızlıktan adeta süpürge yapıyor. Kocasının saçını kesmesine ve hatta kaşlarını almasına izin veriyor.

“Mahmutpaşa’dan giyinecek kadar düştüm mü ben, Akmerkez benim mekanım” diyen kadın ne hikmetse Trift Store’u, Goodwill’i aile mağazası olarak seçiyor.

“Üniversite bitirdim ben, kocama dahi sekreterlik yapamam” diyen kadın evlere temizliğe gidiyor.

“Üç odalı ev küçük canım, daha büyüğü olsun” diyen kadın bir odalı evde dört kişi yaşamaya çalışıyor.

Aslında Türk kadını Kanada’da hayatın gerçek yüzüyle karşılaşıyor.

Gerçek yaşama, o yaşamın hızına ve düzene alışmaya çalışıyor. Türkiye’de mücadelesi bir diğer komşusuyla idi, şimdi Kanada’ya ve yaşam standardına karşı mücadele veriyor.

Bu mücadeleden kimin galip çıkacağını ben şahsen çok merak ediyorum.

Aradan yaklaşık sekiz yıl geçtikten sonra bu defa Canadatürk için başka bir yazı kaleme almış ve yıllar öncesinden sorduğumuz sorunun cevabını aramıştık.

Özetlemek gerekirse bize göre sonuç şu şekildeydi:

Bu süre zarfında yazara ilham olan kadınlar şimdi yıllanmış Kanadalı oldular. Çok az kısmı hariç Kanada’yla giriştikleri mücadeleyi kazandılar ve düzeni kendilerine uydurdular. Çamaşır ve bulaşık makineleri de saray yavrusu evleri de oldu. Ellerinde son model iPhone’lar, altlarında SUV’ler, Starbucks’tan alınan kahveleri yudumluyorlar.

Kanada’ya yeni ayak basmış, ilk günler ya da haftalarda Türkiye’deki yaşam standardını bulamamış, bu yüzden de panik, endişe, korku ve ümitsizlik yaşayan kadınların kendilerini zamanın akışına bırakmaları ve filmin ilerleyen bölümlerine odaklanmaları daha yararlı olur.  Şartlar ne kadar zor olursa olsun kazanan yine kadınlar olacak…


Yazarın Önceki Yazıları

Baby Boomers Kuşağı

İçki Yasağı (Prohobition)

Kanada’nın İlk Türkleri