Gültekin Bibar, The Circle

Engin Sezen Bey Hocaefendi hakkında yazı talep ettiğinde tutulup kaldım. Bir açıdan yıllardır yapmayı düşündüğüm bir  çalışmaydı bu. Ama diğer taraftan beni çok çok aşan bir konuydu.  İçinden geçtiğimiz ifritten sürecin şiddetinden dolayı duygu, düşünce ve fikirlerimin dalgalı olması da ayrı bir handikap. Öte yandan Rabbimin lütfu Hocaefendi ile yıllarca aynı mekanda bulunmanın bana yüklediği devasa sorumluluk ve özellikle de başabaş şahit olunan hatıraların nesillere aktarılmasının gerekliliği de izahtan varestedir.  İşte bütün bu faktörler elimi klavyeye bir götürdü bir getirdi.. Neticede bir yerden başlamanın en doğrusu olduğu gerçeğinden hareketle yazıya başladım.

Her şeyden önce şunu kesin bir dil ile vurgulamanın gereğine inanıyorum; Hocaefendi adına konuşan kim olursa olsun, kendi penceresinden görebildiği kadarını başkalarına anlatır, ben de kendi penceremden görebildiğim Hocaefendiyi anlatmaya çalışacağım. Elbette benim göremediğim, anlayamadığım, bilemediğim birçok yönü olabilir, dolayısıyla da yazılan ve anlatılanları bu bakış açısıyla değerlendirmek gerekir.

Bana tek kelimeyle Hocaefendiyi anlat deseler “Okyanus” derim. Öyle bir okyanus ki derinliğine vakıf olmanız yıllar alır. Sığ görünür ancak derine daldıkça dalarsınız; bir noktaya gelince artık dibe ulaştım zannedersiniz, ama iki adım atacak olsanız henüz çok da yol almadığınızı anlarsınız.

Abartıyor muyum? Kesinlikle hayır, burada yazacaklarım yaklaşık 30 yıllık bir serencamenin tahkik edilmiş mahsulatıdır.

Bana Hocaefendiyi bir başka kelimeyle anlat deseler bu defa “Kavşak” derim. Zira O, bir kavşak insandır; madde ile mana, akıl ile kalp, his ve mantık, Doğu ile Batı, gelenek ile modernite, din ile felsefe, iman ile amel, düşünce ve aksiyon, kararlılık ile şefkat, irade ile kader, azim ile tevekkül, edep ile sorgulayıcılık, disiplin ile esneklik ve adanmışlık ile tabiat arasında bir kavşaktır Hocaefendi.

O öyle bir noktada durur ki, bütün bu birbirine zıt gibi görünen alemlerin dengesini hem kendi hayatında hem eserlerinde hem de hizmet hayatında kurabilmiş ender-i nadirattan mümtaz bir insandır.

Bir başka kelime istenirse şayet Hocaefendiyi tanıtmak için, bu sefer de “Izdırap” derim. Çünkü kavşakta durup bahse konu dengeleri sağlayabilmesinin ana dinamosudur ızdırap.. öyle bir ızdırap ki zamanları aşıyor, öyle bir ızdırap ki onunla coğrafyalar silikleşiyor ve öyle bir ızdırap ki dünyaları aşıp ötelere uzanıyor…

O kadar muzdarip bir kalp taşıyor ki, bir taraftan Hz. Adem’in cennetten ayrılışından ötürü ızdırap duyuyor, öte yandan aynı kalp mahşerde kendisine her türlü zulmü yapan kişiler karşısına gelip de mahcup olmasınlar diye de ızdırap duyup Allah’a dua dua yalvarıyor… insanlığın şeytana uymasına, tarih boyunca akan kanlara, yapılan zulümlere, özellikle günümüzün müslümanlarının haline -ona da hal denecekse- hususen Türkiye’ye ve de içinden çıkmış hizmetin dertlerine… Hasılı hayat baştan aşağıya ızdırap onun için… o yüzden geceleri uyuyamaz çoğu kere..

Kendisinden bizzat duyduğum ve bir kaç defa tasdiklettiğim şu cümleye bakın “Hayatımda hiç uyayamadığım geceler, uyuyabildiğim gecelerden çok fazladır”…

Antrparantez diyeyim, yanında kaldığım yıllarda Hocaefendi için en çok yaptığım dua “Allah’ım şöyle aralıksız 3 saat istirahat ver Hocama” idi…

Bana Hocaefendiyi anlatacağın bir başka kelime söyle deseler “öngörü” derim; hayat ve hadiselerin yönünü basireti ve engin firasetiyle-elbette Rabbimin lütfuyla- önceden görür, ona göre tedbirini alır. Kişileri görür, karakterini okur, zarar verecek birisi ise zararını bertaraf edici tedbirleri alır (imkan dahilinde), faydalı olacak birisi ise önünü açar, işlerini kolaylaştırır… bazen kaderinizi okuduğunu zannedersiniz, bazen de size okuttuğunu..

Bazen herkesin akıntıya kapıldığı zamanlarda öngörüsünü konuşturur, şaşırırsınız, neden böyle dedi diye merak edersiniz, ama zaman onu hep haklı çıkarır. İsterseniz Arap Baharına Arap Hazanı deyişini, isterseniz Mavi Marmaradaki beyanatını aklınıza getirin… burada onlarca misal yazabilirim, hele kendi hayatım ile ilgilli olanları…

Bana bir başka kelimeyle daha Hocaefendiyi anlat derseniz “strateji” derim, yol, yöntem, metod derim, hem de iç içe geçmiş, labirent gibi stratejiler… Bunun tafsilatının anlaşılması bu tozlu dumanlı günlerde çok zor, ama bir gün bu konuyla alakalı önemli bir eser çalışması yapılması gerektiğine inanıyorum; zira Hocaefendinin bu yönü çok bilinmeyen ama kendisini başka alim, veli ve mürşidlerden den ayıran en önemli özelliklerin başında geliyor… sadece bir iki cümle ile temas edeyim: 90 ların başında Orta Asya kapıları açılınca hemen oralara insan göndermesi başlı başına büyük bir hamle idi, ikincisi de dünya dengeleri açısından çok önemli sayılan “diyalog” hamleleri…

Hocaefendiyi anlatabileceğim bir başka tabir ise “aşk”tır; hem de hudutlarını tahmin edemeyeceğiniz bir ufukta.. Bir kere Hocaefendinin Zat-ı Uluhiyet’e karşı hissettiği aşk u iştiyak, kelimelerin kaba kalıplarına sığmaz, dahası bu konu kendisinin en ketum olduğu konudur,  o yüzden ne desek hakikati tam ifade edemeyiz… Yine de bir vahid-i kıyasi olarak O’nun Efendimize duyduğu aşkın tezahürlerini vaaz, sohbet, yazı ve şiirlerde görebilirsiniz… Yaşı 80 e gelmiş bir insanın Efendimiz adını anınca ayağa kalkmasını aşktan başka bir şeyle izah edemezsiniz. Allah Rasülüne böyle bir aşk duyan bir kalbin Allah cc karşı neler hissettiğini tahmin ediniz..

Allah tan ötürü varlığa duyduğu aşk, hayata duyduğu aşk, ilim aşkı, hakikat aşk, düzen ve tertip aşkı, sanat aşkı…. Aşık olanlar nereden baksa onlar için Hocaefendi tamamen aşktır.

Hocaefendi “sır insandır” aynı zamanda; hem de şimdiye kadar gelmiş geçmiş en açık sırdır, esrar-ı uluhiyet, esrar-ı risaleti alıp yansıtan ama kendisi de “sır” olan bir prizmadır. ( Bu konuya ilk temas eden Feridül Ensariyi rahmetle anıyorum)

Hasılı Hocaefendi  “ruh” tur, hayattır, şuurdur, farktır, farklılıktır, farkındalıktır,

edeptir, hayadır, nezakettir, hüzündür, ihlastır, duadır, ubudiyettir,  sabırdır, şükürdür, rızadır, vuslattır, istikamettir, samimiyettir, tevazudur, fütüvettir, ilimdir, hikmettir, irfandır, yakindir, teslimiyettir, tevekküldür, azimdir, sadakattir,  zevktir, şevktir, incizaptır, temkindir, tahkiktir…

Hülasatül hülasa Hocaefendi “Allah Adamı” dır!

İnşallah önümüzdeki yazılarda burada temas edilen konuları tafsil etmeye çalışacağım, gayret bizden tevfik Allah’tandır.

1 COMMENT

  1. gültekin bibar beyin resmini görüne koştum geldim yazıda kaç tane hocaefendi sözü geçecek diye meğerse zaten direk onu anlatmış. Evet çok iyi tanıyorsunuz buna şüphe yok ama algınız bozulmuş aktaramıyorsunuz. Aktarımda bulunurken en önemli şey tarafsızlıktır sizin yaptığınız gibi edebiyat değildir. Madem aktarmak boynumuza borç oldu diyorsunuz o zaman çekip gidip 2 sene uzak kalcaksınız, ondan da onun kitaplarından da vaazlarında da vs. sonra aktarırsınız. Başka çözümü yok mu yani sahabe de mi efendimizinden uzak durmalıydı diyebilirsiniz. Vardır başka çözümü bilemiyorum, hiç sahabe ile kıyaslamam ben de sizin aklınıza ilk o örnek gelecek diye onu yazdım. Bire kere o dönemi tam örnek alın tamam buna gerek yok 2 yıl uzak kalmanıza derim ama siz örnek almıyorunuz ki, ordaki örnekte peygamberimiz var ona rağmen sorgulanıyor burdaki örnekte normal bir insan var. Aşık delikanlılar olur ya, oğlum bu kızın neresine bakıyorsun dersin, o bir tane kötü özelliğini göremez onun gibisiniz. Yani engin beyin yaptığıda yanlış sizinkide , sizin aktarmanız ancak edebi eser olarak okunur, öbür türlü hiç bir faydası olmaz insanlara, tarihe müritleri deli gibi aşıkmış gülen’e notunu düşersiniz sadece, o yüzden tarafsız bakamıyorsanız hiç aktarmayın. Ben tarafsızım da onun hiç kötü yanı yok diyeceksiniz büyük ihtimal, bu zaten tarafsız bakamadınızı gösterir. 2 sene uzak kalın beyin kendini toparlasın anlarsınız doğru bakış nasıl oluyor.

Comments are closed.