Ezra Genç, The Circle

Massachusetts Üniversitesi’nden mezun olan Ben Thomas genç yaşına rağmen iş hayatında büyük başarılar elde eder. Deniz kenarında kumsalı bulunan ve bahçesinde rengarenk çiçekleri olan evi küçük bir cenneti andırmaktadır. Güzel eşini sevdiği işi sebebiyle biraz ihmal etse de nasıl gönlünü alması gerektiğini iyi bilmektedir. Bitmesi istenmeyen bir rüya gibi geçen hayatı, yedi kişinin ölümüyle sonuçlanan bir kazaya sebep olmasıyla alt üst olur. İçindeki suçluluk, pişmanlık ve bedel ödeme isteği onu çılgınca bir planı uygulamaya iter.

Ölümüne sebep olduklarına karşılık yedi kişiye hayat olmayı kafasına koyar. Bunu, yapacağı intihar girişimi sonrası önceden belirlediği kişilere organlarını bağışlayarak yapmak istemektedir. Hayati tehlikeye sahip yüzlerce hasta arasından seçimler yapmaya başlar. Bunu yaparken doktor olan en yakın arkadaşından profesyonel yardımlar alır. Gözlerini vereceği adayları en ince ayrıntılarına kadar araştırır. Bu kişi iyi ahlaklı ve insanlığa yararlı biri olmalıdır. Keza diğer organlarını bağışlayacağı kişileri de yine iyi ve mağdur insanlardan seçecektir.

Araştırmaları yaptığı bir yıl içerisinde tebessüm etmeyi unutmuş, sebep olduğu ölümlerin pişmanlığını her daim hissetmiş ve her an ölümü düşünür olmuştur. Belirlediği kişiler arasında gençler olduğu gibi yaşlılar da vardır. Bu yedi kişinin kalan ömürlerinde daha sağlıklı yaşamalarını hedeflemiştir. Bu doğrultuda sahip olduğu her şeyi bir tarafa koymuş ve hayatı pahasına bu arzusunu gerçekleştirmek istemektedir.

Buraya kadar anlattığım hikâye Will Smith’in başrolünü oynadığı Yedi Yaşam (Seven Pounds) isimli filmden. Seyredilmesinin gerekli olduğunu düşündüğüm filmlerden. Ancak ilgimi çeken birkaç ayrıntıyı sizlerle paylaşacağım.

Dert adamı inletir..

Siz hiçbir insanın hayatını kurtarmak için tebessüm etmeyi unuttunuz mu? Herhangi bir sebeple gülmeyi kendinize haram kıldınız mı? İnsan malından, mülkünden, sevdiklerinden vaz geçmişse, hayatını ortaya koymuşsa yapacağı tebessüm yüzünde eğreti duracaktır. Izdıraptan, üzüntüden ve korkudan gülememek..

Ya yardım edilecek insanların en iyi ahlaklı olanlarından seçilmesine ne demeli? Siz öldüğünüzde gözlerinizi alacak insanın zulmeden biri olmasını ister misiniz? Zulüm karşısında sessiz kalan, haksızlık yapan ya da yalan söyleyen biri.. Kalbinizi vereceğiniz insanı seçecek olsaydınız en layık olanı seçmek ister miydiniz, istemez miydiniz?

İnsan inandığını zannediyor olabilir mi?

Peki yedi insanın bu dünyada biraz daha yaşamaları için dertlenen biri hayatın bütün renklerini, zevklerini bir tarafa bırakabiliyorsa; ya ömrünü insanların ahiretini kurtarmaya adamış insanların mal, mülk kaygısı yaşamaları, gelecek endişesi taşımaları, bu dünyaya bile yakışmayacak değişik arzu ve isteklerin peşinden koşmaları ne ile izah edilir?

Zorluklar karşısında hemen isyan bayrakları açılıyorsa, -bırakın dini vecibeleri- evrensel insani değerlerden bile kısmi bir rahatlık için tavizler verilebiliyorsa; yapacağı hizmet ile kimlerin kaç yıllık dünya hayatını, kaç yıllık ahiret hayatını kurtaracağını (!) tahayyül etmek zor olmasa gerek.

Eğer Thomas, o yedi kişinin hayatını kurtarma noktasında tereddütler yaşasaydı sizce seçimlerinde kılı kırk yarar mıydı, servetini harcar mıydı, tebessümü unutur muydu, canına kıymayı düşünür müydü? Bırakın tereddütü, inancında zerre sarsıntı olsaydı parasıyla kefaretini ödeyip hayatına devam ederdi.

Filmi tavsiye etmekle içinde geçen her şeyin tasvip edildiği manası elbette çıkmayacaktır. Ancak almak isteyene hayati dersler verdiği bir gerçek. Davasına inandığını iddia eden varsa göstergeler üç aşağı beş yukarı yukarıda geçtiği gibidir. Hodri meydan!