Hüseyin Kara, The Circle

Altmışlı yılların ortalarında Türkiye’de ilim-ahlak yörüngeli yeni bir neslin yetiştirilmesi gayretleri beklenen neticeyi vermiş, Türkiye içinde belli bir seviyeye gelmişti ki doksanlı yılların başında Rusya’nın yıkılması ile birlikte önce Türkî cumhuriyetlerden başlamak üzere Hizmet Hareketi’nin yurt dışı macerası başlamış ve beş kıtaya yayılmış oldu.

Bir çeyrek asır gibi kısa sayılabilecek bir zaman diliminde gelinen noktada 170 ülkede 2000’i aşkın okul ve 25 üniversite ve pek çok dil ve kültür merkezleri, hastane ve yardım dernekleri ile ulaştığı seviyesi sosyologları da tarihçileri de şaşırtmaya devam etmektedir. Samimi bir niyet ile başlanılan bu yolu, bu kadar kolay ve hızlı aşmanın bir inayet-i ilahî olduğuna kat’iyen şüphe yoktur.

Ancak sebepler açısından bakıldığında bu eğitim hizmetlerinin koordinasyonunun başında bulunan asrın dertli dava insanı ve de bu asrın müceddidi muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin olması ile birlikte müesseselerin kurulmasında ilk günden beri maddi desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen dünyanın en cömert insanlarının Hizmet Hareketinin içinde yer alması da, en fedakâr öğretmenlerin bulunması da bir tavzif-i ilâhîdir.

Zira Hizmet Hareketi’nin içinde bulunan kadın-erkek hiç kimse Hizmeti’n içinde oluşunu kendi arayışlarının neticesinde bulduğunu iddia etmemekte, tam tersine hizmetin kendilerini bulduğuna yani kaderin bir sevki sonucu kendilerini hizmet hareketinin içinde bulduklarına inanmaktadırlar.
Doğru olanı da bu olsa gerek…

Hizmet Hareketi’nin projesi semavî, içinde tavzif edilenlerin ise arzî olduğu gerçeği asla göz ardı edilemez. Onun için hizmet hareketinde hiç kimse temininde güçlük çekilen insan konumunda değildir. Zira Allah’ın lütuf ve inayetleri tamamen şahs-ı manevi üzerine yoğunlaştığı için kadın-erkek bütün hizmet insanları inayet-i Rabbanî altındadır. Dolayısıyla hizmet hareketinin şahıslara ihtiyacından ziyade şahısların hizmet etmeye ihtiyacı vardır. Zira bu dava iman ve Kur’an davası olması itibarı ile sahibi de, garantisi de, korunması da Allah’a aittir. Hizmet hareketinde bulunanlar ise şahs-ı manevinin içinde bulundukları sürece bu korunmadan istifade ederler. Hizmet insanlarının dünyevî korkusuzluğu da bundan kaynaklanmaktadır. Çünkü kendisine ait herhangi bir şeyin korunma telaşı taşımamakta, tam tersine son nefese kadar kendisinin bu hizmet hareketi içinde kalacağına dair teminatı olmadığından kendi nefsinden endişe etmektedir. Az sayıda da olsa yolda dökülenlerin varlığı bu endişenin haklılığını ispatlamaktadır.
Dünyalık hiçbir getirisi olmayan bu peygamberanî yolun yolcuları mükâfatlarını ahirette alacaklarına iman etmişlerdir.

Dünyada hiç bir kimseden herhangi bir beklentileri olmadığı gibi Allah’tan başka hiçbir kimse ve otoriteden de korkuları ve endişeleri olmaz. Zira Allah’tan gereği gibi korkanlar Allah’ın kullarından korkmazlar, bilirler ki sahip oldukları iyilikler Allah’tan, kötülükler ise kendi nefislerindendir. Hizmet yaparken de başlarına gelen her türlü bela ve musibeti de bu yolun bir kaçınılmazı olarak görür ve asla şikayete tenezzül etmezler. Varsa bir şikâyetleri onu da davanın sahibi olan Yüce Yaratıcı’ya yaparlar ve kendi nefislerinden şikâyet ederler. Başkalarını şikâyet etme hamakatı göstermezler. Zalimlerin zulümlerini de Allah’a havale ederler. Kendileri aradan çekilir, mahfiyet perdesi arkasında hizmetlerine hiçbir şey olmamış gibi devam ederler. İçeride olmuş, dışarıda olmuş gerçek hizmet insanı için farklı mekân sayılsa da değil mi ki ruhlar hapsedilemiyor, öyleyse ne gam. Varsın cesetler medrese-i Yusufiye’de olsun, oranın ecri dışarının ecrinden kat kat daha yüksek ödenecekse ona da dünden razıdır zaten. ‘’Her hangi bir endişeye mahal yoktur’’ der ve işi yine kader-i İlâhiyeye bağlar, zihnen rahat eder. Zira O varsa her şey var, O’nun rızası varsa gerisi teferruattır.

Sebepler açısından bakıldığında kanaat-i acizanemce bu Hizmet Hareketinin muvaffak olmasının bir nedeni de; hem 20. asrın müceddidi olan üstad Bediüzzaman Hazretlerinin eserlerini okuyup anlama ve gereğini yapma gayretinin yanı başında, 21 asrın müceddidi olan Hocaefendinin eserlerini okuma talihliliğini aynı anda yaşayan hizmet insanlarını Allah’ın başarılı kıldığı görülecektir. İki müceddidin de Anadolu’dan ard arda zuhuru da asla tesadüfe kurban edilemeyecek kadar büyük bir tasarruf-u ilâhinin gereği bizim milletimizin dünyaya bir kez daha tertemiz bir temsil-tebliğ birlikteliği içinde i’la-i kelimetullah için tavzif edildiği gerçeği yatmaktadır.

Hatta bu asırda tebliğin dilinin Türkçe olacağını müjdeleyen Üstadımızın beyanları asla görülmezlikten gelinemez. (Birinci şua 4.ayetin yorumu)
Bütün gücünü ve kuvvetini, Kuvveti sonsuz’dan alan bu davanın elemanları ile belli güçlerin ilgilenmemesi elbette düşünülemez. Takibe maruz kalmamaları beklenemez. Hizmet büyüdükçe ona muvazi düşmanlarının da büyüdüğünün farkındayız. İç ve dış hasetçilerin artarak diş gösterdiklerini görerek bugünlere geldi bu hizmet. Aslında ”asfalt yol hiç görmedi bu hizmet hareketi’’ dense yeridir. Bu güne kadar hep akabeleri aşarak Allah’ın inayet ve hafıziyyeti ile bugünlere ulaştı. Bundan sonra da öyle olacaktır.

Bu Hizmet Hareketi zaten fizikî güçle de korunamaz, siyasî güçle de asla mağlup edilemez. Zira bu güçlerin hepsi fani, hizmet ise kıyamete kadar devam edecek, bundan hiç bir hizmet insanın zerre kadar endişesi bulunmamaktadır. Dünyevî hiçbir gücün denetimine girmeden, politik mülahazaların dışında olmayı kendisine düstur edinmiş olması düşmanlarının gayzını artırmış olabilir.
Fakat unutulmamalı ki hizmet hareketinin dünyadaki intişarının biricik nedeni de bu olsa gerek. Her türlü güçten bağımsız olan bir hizmet hareketi ancak diğer milletlerde hüsn-ü kabul görebilir. Arkasında devlet güçlerinin olduğu hizmetler hem endişe kaynağı ve hem de sürekli olamamaktadır.

Hizmet Hareketinin doğduğu ülkede (Türkiye) son yıllarda karşılaştığı zorluklar, daha önceki karşılaştıklarının belki en ağırı olabilir. Fakat ileriki yıllarda bundan daha ağırı ile karşılaşmayacağımız konusunda şimdilik hiçbir şey bilmiyoruz. Kesin bildiğimiz hakikat ise, karşılaştığımız her zorluktan sonra yaşanan güzellikler olmuştur. Gecenin karanlığından sonra gelen gündüzün aydınlığı gibi. Zaten tarihi gerçeklere bakıldığında kudsî davalar doğduğu yerde değil hicret ettiği yerde boy atmış gelişmiştir. Sonunda doğduğu ülke de ondan nasiplenmiştir. Allah’ın bu kanununa karşı çıkmaya kimin gücü yeter? Yaşanan sıkıntı ve zorluklara her bir hizmet gönüllüsü kendi penceresinden baktığında fakire gözüken manzarayı maddeler halinde sıralamam gerekirse: (Bu olaylardan bendenizin çıkardığı dersler)

1- Allah bu Hizmet Hareketini bir dünya hizmeti yapmayı murad buyurduğu için Türkiye’nin dar sınırları içinde kalmasına razı değil. Hele hükümetlerin desteğine hiç mi hiç ihtiyaç kalmayacak.
2- Bu kadar badireleri aşarak bu günlere gelen hizmete, devlet bütün güçleri ile zulmedip gadap gösterse de Allah’ın koruduğu bir hizmeti Allah’ın kullarının bitiremeyeceğini bütün bir aleme gösterecek.
3- Son yılların getirdiği surî rahatlıklar ve Hizmet Hareketi’nin cazibesi hizmete pek çok ciddiyetsiz insanların kolayca girmesine yol açmıştı. Zorluklara karşı dayanıklık gösteremeyecek bu zayıf karakterli şahısların ayrılması ile hizmet daha kaliteli ve daha uzun soluklu,samimi kişilerin omuzlarında istikbale yürüyecek.
4- Hataen, yanılıp da yakın durduğumuz politik yapılardan bu hizmete fayda gelmeyeceğini, fayda beklediğimiz yerlerden şefkat tokatları yiyerek Allah’ın bizi bu yanlışları bir kez daha yapmamamız için uyarıda bulunduğu idrak edilecek.
5- Hizmet Hareketi tarihinde hep din-diyanet bilmezlerin gadrine uğrayarak ve hepsinden de Allah’ın lütuf ve inayeti ile güçlenerek çıkmıştı. Şimdi de farklı bir testten geçiyor. O da dindar olduklarını savunan fakat hasetleri ve kinleri basiretlerini örtmüş kişiler devletin gücünü arkalarına alarak hizmet insanlarına zulmediyor, hizmet müesseselerine el koyuyorlar. Bununla Allah’ın bizlere verdiği ders, politikacının müslüman görüntülüsüne de asla bir daha kanmayasınız. Çünkü onların yolu ile sizin yolunuz 180 derece ters düşmektedir. Zira onlar dünyaya talip, sizler ise ahirete talipsiniz. Hizmet Hareketi gelecekte bu tiplere karşı takınacağı tavır konusunda büyük bir tecrübe kazanmış olacak.
6- Hizmet Hareketinin bütün enstrümanlarını ellerinden alsalar da, hizmet gönüllüleri canları bedenlerinde olduğu sürece sıfırdan ve yeniden vira bismillah deyip ömürlerinin sonuna kadar ister hapiste isterse dışarıda yine hizmet yapmaya devam etmesi gerektiğinin şuuru bu zorlukları gördükten sonra daha güçlü bir biçimde sürdürecek.
7- Hizmet Hareketinin er oğlu erlerine göre verilen her şeyi Allah (cc) vermiştir, geri alınan her şeyi de Allah (cc) almıştır. Zira mülkün gerçek sahibi O’dur. Bunların sebeplerini yaratan müsebbib-ul esbab da O’dur. Geride kalan sebeplere takılmadan acaba biz nerede hata yaptık da başımıza bu haller geldi? deyip hata ve kusurlarına tevbe ve istiğfar ile hayat hakkı tanımayacak.
8- Bu zorlu ve sıkıntılı şartlar hizmet insanını daha üst seviyede bir dua ve yakarış insanı haline getirdi. Gerçek güç ve kuvvetin fani varlıklarda olmayıp ’’La havle vela kuvvete illa billahil ‘aliyyil ‘azim’’ cümlesini yürekten ifade etmesini sağlayacak.
9- Bu zorlu süreç hizmet insanlarına gerçek dostlarını tanıma fırsatı verdi. Kiminle kaç adım yürünebileceğini ve kimlerle mahşerde bile aynı yerde dirilmek istemeyeceğini öğrenme imkanı tanıdı. Bundan sonra dost edinmede daha seçici davranılacak.
10- Allah bu hizmetin hadimlerini çok seviyor. Zira dünyaya karşı onları küstürüyor. Yönlerini kendisine çeviriyor. O sevdiklerine hep böyle yapagelmiş, enbiya, evliya ve mukarrabinden hiç birisini ağır bela ve musibetlerden uzak tutmamış. Hizmet insanları da kimlerin arkasında olduklarını ancak böyle anlayacak.
11- Bela ve musibetler karşısında takva ve sabır urganlarına sımsıkı sarılmak sureti ile selefimiz felah buldular. Aynı yolun yolcusu olan hizmet insanları da bu güzergâhı takip edecek. Asla isyan ve taşkınlıklarda bulunmadan icraat-ı subhaniyeyi bekleyecek . İbrahim Hakkı gibi. Mevla görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

Sonuç: Şöyle veya böyle her şey er veya geç bitecek. Şimdiye kadar bittiği gibi. Ancak geride her zaman olduğu gibi birbirine zıt iki insan tipi kalacak:

1- Kazananlar. 2-Kaybedenler.

Sizler, hangisinden olmak isterdiniz?

7 COMMENTS

  1. Bu tip yazılar bana Akplilerin konuşmalarını hatırlatıyor laf döndürme olarak görüyorum.

    Küçükken anlatılan ninniler gibi geliyor böyle yazılar.

    Mesela ^^Bu Hizmet Hareketi zaten fizikî güçle de korunamaz, siyasî güçle de asla mağlup edilemez. ^^şöyle bir laftan sonra neden, Ama içerden çürürse Allah’ta davasını temsil etcek başkasını getirmez demiyorsunuz ? Camideki hocalarda aynen böyle hutbelerde falan tüm günahları sayarlar ama iş zulme hırsızlığa torpile yalana gelince onları saymazlar.

    Valla artık laf diyecek gücüm kalmadı böyle yazılara. Böyle yazıları okuyunca hayır ben ifrat tefrit olmayacağım orta yolda gideceğim diyorum kendime, çünkü böyle yazıları okuyunca toptan tüm ilahiyatçılara sövesim geliyor. Gülen ve etrafındaki tüm molları toptan silip atasım geliyor. Ama orta yol bu değil biliyorum.

    Genede 1 iki laf demem lazım. Öncelikle bu şahıs büyük ihtimal tabandan bi haber.
    1) Diyorsunuz ki ^^Son yılların getirdiği surî rahatlıklar ve Hizmet Hareketi’nin cazibesi hizmete pek çok ciddiyetsiz insanların kolayca girmesine yol açmıştı. Zorluklara karşı dayanıklık gösteremeyecek bu zayıf karakterli şahısların ayrılması ile hizmet daha kaliteli ve daha uzun soluklu,samimi kişilerin omuzlarında istikbale yürüyecek.^^ Bakın bu sevinilecek bir durum değil, hem dünyaya açılcağız diyorsunuz hemde kayıp gidenler iyiki gitti diyorsunuz, ayrıca son zamanlardaki rahatlamadan kastınız ne ? Hizmet evlerinde kot pantolona izin verilmesi sonucu giren kişiler mi ? Sigaraya biraz müsamaha gösterilmesi mi ? Hayır tabiki bunlar değil çünkü bunların tabanın bileceği şeyler sizin kastınız Melih gökçeklerin vs. bu hizmete girmesi, almasaydınız öyle pislikleri , eğer benim dediğim şeyleri kastediyorsanız dayakçı kuran kursu hocasından farkınız yok dayağı az attım zayıf karakterliler aramıza girdi diyorsunuz. Bakın ^^ Zorluklara karşı dayanıklık gösteremeyecek bu zayıf karakterli şahısların^^ Bu laf falan denecek laf değil, yurtdışındasınız hapse girmediniz zülüm görmediniz, ben itirafçı olmadım ama itirafçı olup ismimi verenlere de hiç kin beslemiyorum o şartları gördüm çünkü açın 1984’ü bir okuyun.
    2) ^^1- Kazananlar. 2-Kaybedenler.
    Sizler, hangisinden olmak isterdiniz?^^Lütfen artık insanlara baskı yapmayın kim kazanan kim kaybeden ? Hizmetin pisliklerini görüp ayrılanlar kaybeden ve sizler hep kazanansınız, tamam öyle olsun ama bu baskı neden niye korkuyorsunuz insanların çekip gitmesinden, onlar çekip gidince çünkü kimse size ^abi ^ demiyecek diye mi? . Suizan falan yapmıyorum bir yazısının sonuna bu eklenir mi ? Üstü çizili isimler sohbetinin linkini atsaydınız direk, ayıptır kime mesaj veriyorsunuz böyle. Yukardaki yazıda hizmet = din vurgusu var en sonda gelip kaybeden mi olacaksınız gençler bakın üstünüz çizilir bu Allahın davası ahiretiniz gider dünyanızı Erdoğan zaten mahvettti tarzı konuşamalar. Cevap vermiyorum, beddua da etmeyeceğim, Allah hidayet versin. Yalnız niye bu kadar tedirginsiniz ben anlamıyorum, madde 3 te belirtiğiniz gibi bırakın insanlar kaybetsin gitsin hizmetiniz sizin olsun daha sağlam olacak ya ne güzel size.

    Bu sitede niye bu yazılar yayınlanıyor ? Bu kişiler zaten Gülen’in dizinde altında koca ülkeler kıtalar var aklındaki fikri gündem diye koca ülkeye indiriyor , Gülen’in orda istediği kararı alıyor ve kararları bize gündem diye iniyor, tr724 den tut twitter dan kaç tane siteleri var, Gülen’i bile kandırırsa ya da Gülen bile böyle düşünüyorsa herkul da da sohbet olarak yayınlanıyor fikirleri. Toplasan bir bura var farklı fikir burayada çöreklendiler. Yani burası bu kişilerin yazısını yayınlayınca ‘tarafsız’ olmaz. Ortada çünkü açık bir güç dengesizliği var. Yani bu insanların yazısı yayınlanmazsa bunlar bize thecrcl.ca hain yeri fitne yeri tarafsız sadece eleştiri varsa yayınlıyor diye propaganda yaparlar diye korkulunuyor mu . NET olmak lazım, biz bu insaları eleştiriyoruz ve bu basit bir eleştiri değil ki ben adamın fikrini yayınlayayım. Ben olsam asla yayınlamam böyle yazıları, Erdoğan’ın yazısını bu sitede niye yayınlamayacaksam aynı nedenden yayınlamam. Aklımda şüphe yok çünkü netim eleştiriyorum bunları ve bana göre %100 yanlış bilgiler zehir gibi hala zehirliyorlar. iyi niyetli değiller çünkü adamın ünvanı ^dr.^ bir doktoralı bunu göremiyor mu ? Ha adil öksüze burda köşe vermişim ha bu kişi , kafa yapısı tamamen aynı ve utanmasa gene demiş süreç başımıza gelmiş çünkü ibadetlerimize dikkat etmiyormuşuz. Ben dayanamıyorum ya ben mi anormalim, ben mi 15 temmuzdan sonra korku travma ile melek gibi olan bu insanları(bu tip üst tabaka molla-imamlar) şeytan olarak görüyorum.

  2. Yukaridaki yoruma, son kisimi haric, katiliyorum. Yazarin kazananlardan oldugunu ya da kimin bu zumreden oldugunu nasil anladigina, neye gore karar verdigini hic bilmiyorum. Yazik farkinda degiller ama su zulum insaallah bitince etraflarinda insan bulamayacaklar.

  3. Sayın ahmu senin maksadın üzümmü yemek yoksa bağcıyımı dövmek bu hizmet tertemiz olduğunu hizmet edenlerin saf hemide çoook saflar çoçuklar bile kandırırlar hizmet insanı yemedi yedirdi yeyenlerde hizmeti YÖK edelim yemin hepsi bize kalır ve herşeyi gasb ettiler aynı hatalar yapılmaması için eleştiriler yapılır haraları fırsat bilip HE saldırmak hizmete saldırmak bu şunu gösterir çok gişiyi rte zehiriynen zehirlenmişler o zehiri bal diye içenlere yazık oluyor

    • ahmu diye bana mı diyorsun, yazın zor anlaşılıyor. Kürtler ile ilgili tüm yazılarda cemaate mollara demediğin laf yok faşistsiniz siz diye, adam hiç bir hata yok diye yazı yazmış tabiki eleştircem lafımı dicem. Ben Gülen ve etrafındakileri eleştiririm, hizmete ve tabana lafım yok.

  4. Ahmet Bey’in uslubu sert olmakla beraber katilmamak elde degil. Maalesef hizmette yonetici konumdakilere artik taban olarak bizlerin guveni kalmamistir.

    Acik konusmak gerekirse neredeyse Hocaefendi’ye bile guvenimiz sarsilmis durumda.

    Hocaefendinin yanindaki istisare ekibindeki abilerimiz ust perdeden bizi kaybetmekle tehdit ettikce daha cok ofkeleniyoruz!..

    Birisi de kalksin desin ki, biz hata ettik yanlis yaptik yanlis yonlendirdik, guc zehirlenmesi yasadik desin. Bunu ne mollalar soyluyor ne istisare ekibi ne de Hocaefendi. Ama bizi kaybetmekle tehdit edip durmaktan imtina etmiyorlar maalesef.

  5. Madde 1-Artık şu akıl verenler ve nasihat edenlerin kenara çekilme vakti gelmedi mi? Acaba hiç mi düşünmüyorlar benim burada rolüm nedir? İstişarede tutarsa 2 sevap tutmazsa 1 sevap. Hala 1-0 oynuyorlar. Eğer doğru yaptıysak insanlar niçin bir zalimin pençesinde? Yanlış yaptıysak ben hala niçin konuşuyorum?
    Madde 2- Sayın bu yazarlar neden doğruyu bildikleri halde gizleyip böyle kıvırtırlar anlam veremiyorum. Hizmet insanları verdikleri sadakadan, yaptıkları hayırlardan şikayetçi değiller. Yalancılardan ve hatasında ısrar edenlerden şikayetçiler. Dürüst olun ciğerimi yeyin.
    Edeb ya hu!

  6. MEHMET E VE AHMET E….

    Mehmet kardes, he bamtelinde anlatmadi mi, gayri mesru muhabbetin cezasi aci cekmek diye. Bu özelestiri degil mi? Bir de empati yap Allah askina: Kocaman bir sirketin var, 200.000 calisan. Herhangi bir sebepten sirkette yangin cikiyor, alevler her yani sariyor. Sana diyorlar, cik konus. de ki yanlis yaptik. Sen sirketinde ki yangini söndürüp hasari aza indirmez misin? Yoksan yangini kendi haline birakip herhangi bir yerde demec demec itiraflarda mi bulunursun? Bu davaya sen de gönül verdiysen ve Sizinti dergisini seve seve okudu isen, arka sayfada ki dörtlügü hatirlarsin: Bu yol uzundur, menzili coktur, gecidi yoktur, derin sular var. Bu seneleeer önce arka sayfa bos kalmasin diye mi yazilmis? Kazanan ve kaybedeni yargilamaya gelince Allah biilir!!! Kimse, kimse hakkinda hüküm veremez. Kimin kaybettigi, kimin kazandigi ötede belli olacak. Uhrevi kayip var bir de dünyevi kayip. Tabii bir de su var: Halisane hizmet edenlerin icinde kendi menfaatini düsünen insanlar yokmuy du? Vardi. Nereye kayboldular??? Elmas kömürden ayrilmis olmadi mi?
    Ebedi kaybedenleri Allah bilir. Ama bu kadar halisane hizmet eden insanlarin hakkina glrenlerin mahserde isi kolay olmasa gerek, cünkü he bile umumun hakkina bir sey diyemem demedi mi?
    Ahmet Kardes: Güzel tespitlerin var… ama cok dolmussun birader ya…Bence sen iki hafta bu siteyi okuma:)). Öfke gelir göz kizarir, öfke gider yüz kizarir…
    Genel Tavsiye: pensilvanya günlügü kitabini tavsiye ederim bu sitenin okurlarina, bakin taaa 2002 de he neler demis neler, Kücük notlar halinde…o kadar ikaz, ve özelestiriler var ki, Mesela: 1- yanindaki arkadaslarin her türlü sarsintida kacmadilarsa kacirmamalisin onlari, sahip cikmalisin (S.282) 2- saffet ve samimiyet fikir bosluklarini doldurabilir. (214) 3- Müminler her zaman cetin ve cetrefilli bir yolda test edilmislerdir.( 213) 4- Sürekli bizim ic alemimizi aksettiren projeler hazirlamak gerekiyor(213). 5- Hic kimse kücük basarilarinin sarhosu olmamalidir…(213).
    Bir de izmir de cübbesiz ciktigi vaaz var, orada bile yapilan hizmetleri insanlarin kendine mal etmesi karsisinda hicap duymasina bu kelimeler kifayetsiz kalir… Ninni gibi dinleyince tesiri kisa sürüyor… En büyük özelestirilerden biri idi bana göre…
    He sözü ile bitrelim: Irtifa kaydetmeyen irtifa kaybeder…

Comments are closed.