Dr. Ahmet Çamalan, The Circle

Aslında eleştiriye karşı direnç evrensel bir reflekstir. Hemen her toplum/kurum/birim veya düşünce sistemi ne kadar kendini eleştiriye açık ilan etseler de yapılan eleştiri karşısında soğukkanlılığını muhafaza etmekte zorlandıkları da bir gerçektir. Gelişmişlik ve demokrasi düzeyini eleştiriye ne kadar ve nereye kadar tahammül edebilirlik belirliyor. Eleştiriye karşı tahammül seviyesi bir anlamda gelişmişlik seviyesini de gösteriyor. Zira yeni fikirlere açıklık, kendini geliştirmek ve yenilemenin olmazsa olmazlarından.

Meseleye bu zaviyeden bakıldığında gelişmek ve değişmek hevesindeki bir hareketin kendisine yöneltilen eleştirilere karşı daha açık, daha tahammülkâr ve daha pozitif yaklaşması gerekiyor. Hizmet hareketine yöneltilen eleştirilere karşı “büyük abiler” veya “üst düzey yöneticiler” seviyesinden açık bir reaksiyon, olumlu/olumsuz tepki şimdiye kadar pek görülmedi. Ancak “taban” diyebileceğimiz bir kesimden özellikle sosyal mecralarda yoğun tepkiler geliyor. Eleştiri sedreden her hesabın altına “hainlik”den ajanlık”a, “bozgunculuk”tan “kriptoculuk”a kadar geniş bir yelpazede ithamlar yapılıyor. Eleştiri ortaya koyan şahıs adeta tekmelenerek “dairenin” dışına itekleniyor. Bu konuda eleştiren ve eleştirilen cephesinde üslubun ve soğukkanlılığın korunabildiğini düşünmüyorum. Hatta üslup konusunda uyarıla karşı oluşmuş bir “üslupsavar” cephe bile var. Ama benim kastettiğim üslup o değil. Eleştirenin veya eleştirilenin müzakere zemininden çıkıp kendi söylediğinin mutlak doğru olduğunu dayatması durumu söz konusu. Bütün bu gerekçelerle biz eleştiri konusunun müzakere zeminine çekilmesi adına birtakım kurallar çerçevesinde sürdürülmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu yüzden eleştiri yaparken bir kural dairesinde bunu yapmak için kendimize bazı sorular sormamız gerektiğini söyledik. Bu yazımızda da “eleştirilenin” neden eleştirildiğini anlamak ve bundan ders çıkararak mevcut durumu hayra kanalize etmek adına kendisine sorması gereken soruları yine akla kapı aralama sadedine sıralamaya çalışacağız.

Öncelikle “eleştirilen” açısından kendi adıma şu rezervi koyup öyle başlayayım. Eleştirinin hedefi konumunda olan şahıs, kurum veya birimler şunun kabul etmeli: Şu an içinde bulunduğumuz sosyo-psikolojik durum, şartların ağır olması, atmosferin bulanık olması “eleştirinin zamanı değil” düşüncesini haklı çıkaracak vaziyettedir. Ancak mevcut ortam yeni fikirlerin, düşüncelerin, projelerin ortaya koyulması açısından da mümbit bir durum oluşturmaktadır. Zira içinde bulunduğumuz durum itibariyle eleştiri ortaya koyacak şahsın fikirlerini kısıtlayacak, düşüncelerini baskılayacak, “acaba başımdaki ne der?” düşüncesine sebep olacak bir hiyerarşik yapı artık ortada yok. Varsa da önceki kadar etkin/baskın değil. Tabiri caizse “sıralı amirleri”ne hesap verme veya “acaba böyle dersem vazifemi elimden alırlar mı?” korkusu olmadığından insanlar artık düşüncelerini daha özgürce, serbestçe ve açıklıkla söyleyebiliyorlar. Zaten şu sıralar eleştiriye karşı en çok söylenen şey “Daha önce bunun niye söylemediniz?” değil mi­?

Kabul edelim/etmeyelim bugüne kadar “Ne derler? Ne düşünürler?” korkusuyla ve mevcut konumunu kaybetme endişesiyle insanların çoğu düşüncelerini rahatça söylemediler/söyleyemediler. Bu insanlar “şimdi zamanı değil” diye susarlarsa/susturulurlarsa gelecekte yeniden bir hiyerarşik yapı oluştuğunda yine baskılanacak ve şu an söylemek istedikleri şeyleri o gün rahatça ve şu andaki serbestlikle söyleyemeyecekler. Bu sebeple (tabi ki bazı çekincelerim ve rezervlerim olmakla birlikte -ki bunları ilerde paylaşacağım-) bugün insanların rahatça eleştiri yapmalarına imkân verilmeli ve ilgili şahıs/kurum/birim ve mercilerce bunlar veri/data olarak değerlendirilmeli ve hassasiyetle not alınmalıdır.

Girizgahı yine çok uzatmakla birlikte gelelim “eleştirilenin” eleştirileri hayra kanalize etme, değişme/gelişmeye kapı aralama adına kendisine sorması gereken sorulara:

1. Neden eleştiriliyorum?

-Bu kadar insan bir şey söylüyor bunun haklı bir zemini olabilir mi?

-Neyi düzeltmeye çalışıyorlar? Hedef ben miyim, sistem mi, işleyiş mi?

2. Eleştiriye ne kadar açığım?

-İşin başındaki zatın sürekli/ısrarlı uyarılarına rağmen aslında kendi çapımda bir bir Tiran mı oldum? Kendimi eleştirilemez olarak mı görüyorum?

-Önceleri değil de şimdi eleştiriler patladıysa bunun sebebi daha önce benim bunu baskılamam olmuş olabilir mi?

3. Eleştiriye mahal konu hakkında yeterince bilgi sahibi miyim? Yani eleştiriye reaksiyon gösterirken konuyu ayrıntısıyla bilerek mi bunu yapıyorum? Vukufiyetim hangi seviyede?

-İşleyişin direk içerisinde miydim yoksa aşağılara havale ederek aldığım raporlara/tablolara/exel dosyalarına binaen mi bu bilgiye sahibim?

4. Eleştirildiğim kurum veya birimin başında değil de dışarıdan biri olsam aynı eleştiriye benzer tepkiler mi verirdim? Veya benim de eleştirme ihtimalim var mıydı?

5. Benim de eleştirdiğim kurum veya birim hiç yok muydu? Varsa onlarda olmayıp bende olan ne var?

6. Gerçekten her şey mükemmel miydi? Değilse elbette eleştirilecek bir yönü vardır. Öyleyse değiştirmek için ne yaptım?

7. Hesaba çekilmeden önce kendimi hesaba çektim mi?

-Sürekli örnek olarak anlattığım “selef” kendisini düzeltmek için, kötü giden şeylerin raporlatılması amacıyla “siyasetname/nasihatname” türü eserler yazdırmış. Peki ben hatalarımın/yanlışlarımın/eksikliklerimin düzeltilmesi için raporlar hazırlattım mı? Hazırlatmalı mıyım?

-“Daha önce bu eleştiriler niye yapılmadı da şimdi?” diyoruz. Peki önceleri bunun için alan açtım mı? İmkân verdim mi, hatta teşvik ettim mi?

8. Sürecin başından beri bunun manevi bir ihtar ve uyarı olduğu söylenip duruyor. Bu uyarılar acaba kapıdaki bekçi, kermes yapan teyze, öğrenciyle ilgilenen belletmen veya eve gelen talebeyle ilgilenen abiye mi yapıldı yoksa bana da bir mesajı var mı? Varsa bunlar neler kafa yorup maddeler halinde sıraladım mı?

9. “Sürecin sonunda her şey düze çıkarsa yaptığım şu hataları düzelteceğim.” diye bir “to do list” yaptım mı? Hatta sürecin sonunu beklemeyip -zira bunun bir sonu olacak mı onu da bilmiyoruz.- elimde var olanı yeniye tahvil etmek için bir teşebbüsüm/gayretim/niyetim var mı?

10. Sürecin bizden bir değişim talep ettiğini düşünüyor muyum? Sancılı da olsa değişime hazır mıyım?

11. “Bu süreç hepimizi sıfırladı” diyoruz. Peki süreç sonunda da sıfır olarak kalmaya hazır mıyım yoksa eski konumumu yeniden elde etmek için sabırsızlıkla mı bekliyorum? -Zira bana göre asıl imtihan süreç sonunda (ders alınarak çıkılmazsa) yeniden post kapma telaşında yaşanacak ve asıl elenme o zaman olacak-

12. Hocaefendi’nin işin bidayetinden beri söylediği “Akreplerle, çıyanlarla geçineceksiniz” veya “Dövene elsiz, sövene dilsiz” düsturları çevresinde beni eleştirenlerle bir araya gelip ortak yol haritası/raporlar hazırlama konusunda yeterli olgunluğum, hoşgörüm ve hevesim var mı?

…………….

Elbette ki bizim yukarıda sıraladığımız soruların muhatabı salt “tepedeki abiler” değildir. Kendini vazifeli hisseden, özellikle de süreçten önce herhangi bir postun başında durmuş herkestir. Eminim ki sizin soracağınız daha binlerce soru vardır. Bizim önerimiz eleştirme/eleştirilme işinin bir metodoloji dahilinde yapılmasıdır. Bu iş serinkanlılıkla yapılabilirse yoluna baş koyduğumuz hareketin daha ileriye taşınması adına çok güzel neticeler ortaya çıkacaktır. Özellikle çok kızdığımız ve çok absürt bulduğumuz eleştiriler ortaya koyanlardan başlayarak bir komisyon oluşturulmalıdır. Bu vetirenin hayırla ve kazançla geçirilmesi adına bir “eleştiri akademisi”nin veya “eleştiri platformu”nun kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bu akademi veya platforma evdeki öğrenciden, kermesteki teyzeye, okuldaki öğretmenden açık-gizli her birimde bir vazife tutmuş en tepedeki zatlara kadar bir örneklem alınmalıdır. Eleştiri konusunda öne çıkmış ve en hoşumuza gitmeyen şeyleri dahi söylemiş kişileri de dahil ederek uzun soluklu bir müzakere ortamı oluşturulmalıdır. Herkes her şeyi bilemeyeceğine göre ilgi alanlarına göre komisyonlar oluşturulmalı ve belki de yıllara yayılacak bir çalışma başlatılmalıdır. Unutulmamalıdır ki tarih boyunca büyük değişimler alttan gelen talep ve baskıyla gerçekleşmiştir. Bizim tarihimizde etkili bir reform ve dönüşümün olamamasının en önemli sebebi değişim talebinin hep tepeden gelmesidir. Tanzimat, ıslahat fermanları, meşrutiyetler, cumhuriyet devrimleri bunun en belirgin örnekleridir. Hizmet hareketinin şu an yaşadığı değişim talebinin tabandan geliyor olması değişimin etkili olacağının göstergesidir. “Ya yeni hal, ya izmihlal” düşüncesiyle işin başında duranların buna direnç göstermektense ortak hareket etme yolunu seçmeleri daha etkili ve verimli olacaktır.


Yazarın Önceki Yazıları

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine-3

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine-2

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine-1

Meded Ya Hu

Kelimelere Yüklediğiniz Anlamlar Sizin Dünya Görüşünüzü Yansıtır

Hamaset Üreten Tarih Anlayışından Kurtulmalıyız

Sürece Dair Bir Analiz Denemesi-2 Umumi Bir Musibet Beklentisi Doğru Mu?

Bizim Allahımız var

Sürece Dair Bir Analiz Denemesi-1 Neden Evlerine Ateş Düşmedi?