Dr. Ahmet Çamalan, The Circle

“Eleştiri hareketini” 4 gruba ayırabiliriz:

  • Samimi olup, iyi gitmediğini veya yanlış gittiğini düşündüğü şeyleri ve gördüğü bazı hataları bir daha olmasın, daha güzeli olsun düşüncesiyle eleştirenler. Bunların düşüncesinin temelinde hizmet hareketini daha güzele, daha iyiye kanalize etmek ve ileriye daha emin adımlarla ilerlemek vardır.

  • Samimi olup kızgınlıktan, kırgınlıktan, yürek yangınından “Bunlar başımıza niye geldi” diyerek suçlu arayışına giren ve içinde bulunduğu manevi boşluk ve psikolojik sıkıntı sebebiyle kullandığı üslubu ayarlamakta zorlananlar.

  • Samimi olup beslenme kaynaklarından uzak düştüğü için doğru bilgiye ulaşma imkânı kısıtlı olanlar. Bunlar ikinci grupta olduğu gibi kızgınlık, kırgınlık gibi gerekçelerle suçlu arayışında olup eline geçen ilk bilgiye (velev ki havuz kaynaklı olsun) gerçek muamelesi yaparak sorgulamadan, araştırmadan, hakkaniyet düzeyini test etmeden elindeki o argümanla nereye geldi saldıranlardır.

  • Art niyetli olup tahrip amaçlı, bozgunculuk çıkarmak, uhuvveti, tesanüdü sarsmak, ortamın bulanıklığından faydalanarak kafalarda istifhamlar oluşturmak… vs amaçlı çalışanlar. Bunlar çoğu itibariyle “Trol” diye tarif edilen, harami/haydut çetesinin maaşlı elemanlarıdır. Bir bölümü de sırf fikri/ideolojik saplantılarından dolayı cibilli olarak düşmanlık besleyen sağcı-solcu-dinbaz yobazlar ve operasyonel derin yapılardır.

Daha önceki yazılarıma gelen tepkilerde benim bazı şartlar öne koyarak eleştirinin önünü kesmeye çalıştığımı söyleyenler oldu. Öncelikle ve tekraren söylemem gerekirse eleştirinin hiçbir çeşidinden gocunulmaması ve yalan yanlış bile olsa not edilerek bir müktesebat oluşturulması, daha sora da bunların bir komisyonca değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorum. Ne var ki benim eleştiri metodolojisi konusunda yazdığım yazıların muhatabı birinci grup eleştirmenlerdir.

“Eleştiri Hareketinde” genel olarak dikkatimi çeken şey eleştirenlerin çoğunlukla zaten önceleri de “hiyerarşik yapıyla” pek uyumlu olmayan, -Azerbaycan tabiriyle- “yola gidemeyen” arkadaşlarımız olmaları. Yani bu eleştiri hareketi yeni çıkmadı, önceleri de vardı. Sadece sesleri bu kadar gür çıkmıyordu veya -maalesef- çok da dikkate alınmıyordu. Fakat yazılarımın yayınlanmaya başlamasından beri dikkatimi çeken yeni bir şey oldu. Daha önceleri Hizmetin değişik kademelerinde önemli görevler almış, sorumluluklar almış ve icraatın içinde bulunmuş arkadaşlardan bir bölümünün de bana yazarak eleştirel yaklaşımlarda bulunduğunu görmeye başladım. Demek ki gelinen durum itibariyle bu bir ihtiyaç halini almış. İnsanlar konuşmak ve dinlenilmek istiyor. Mevcut şartlarda insanların gidip çayını içeceği, dertleşeceği, içini dökeceği bir merci de kalmadığından, kafasında kurduğu problem çözülemez hale gelince bir yerde patlama ihtiyacı hissedilmeye başlanmış.  Burada da en kolay yol sosyal mecralar olduğundan içlerini rahatça oraya döküyorlar. İşte bunlar da ikinci ve üçüncü grup eleştirmenler oluyor.  Bu günkü yazımın muhatabı da bu ikinci ve üçüncü grup eleştirmenler.

Eleştirisinde samimi olup vicdan sahibi olanların dikkat etmesi gereken hususların başında şu geliyor: Beslenme kaynaklarından kopmuş, kimseyle görüşemeyen, doğru düzgün bir şeyler okuyamayan, buna mecali de imkânı da olmayan ama hala hizmet hareketine samimiyetle ve gönülden bağlı, hizmet aşkı ve şevki canlı arkadaşlarımız var. Müşahhaslaştıracak olursak bunlar:

  • Zalimin esareti altında mahpushanelerde çile dolduran ya görüş günlerinde ya da ulaşabildiği sosyal mecralar aracılığıyla bir şekilde dışarıdan haber alabilenler. Bunlar kimi zaman işkence altında, kimi zaman tecritte tek başına, kimi zaman kapasitesinin 3-5 katı koğuşlarda sıkış tıkış yaşayanlardır. Buna rağmen bulunduğu yerde samimiyetle manevi hayatını yaşamaya, hapishaneyi medrese-i Yusufiye haline getirmeye çalışanlardır. Bunlar, sürecin belki de maddi olarak en çok kaybedeni ama manevi olarak zirveyi tutanlarıdırlar. Dışarıdan çok fazla haber alamadıklarından içeride seyr-ü süluk-ı ruhanide kat’-i meratib eden, hizmetin gelecek ışıklı günleri için hayal kuran hak dostlarıdır.

  • Arandığı için gaybubete çekilen ve çok sınırlı imkanlarla birileriyle görüşebilen, dünyayla bütün bağlantısı sosyal medya olanlar. Bunlar her an gelip kendisini bulacaklar endişesiyle gecesi gündüzüne karışmış, hayatı bir güvercin ürkekliği ile yaşayan, güya özgür ama mahpusluktan çok da farklı olmayan bir hayat yaşayanlardır. Belirsizliğin verdiği endişeyle hop oturup hop kalkan, “hapse girsem bundan daha iyi” diye düşünen ama zalimin işini kolaylaştırmamak için teslim olmayan kaçkınlardır.

  • Ailesi eşi dostu tarafından dışlanıp sosyal hapishaneye mahkûm edilenler. Bunların da beslenme kaynakları, havuz medyasından kulağına ister istemez çarpan şerareler ve sosyal medyada görüp duydukları şeylerdir.

  • Hizmet hareketi mensubu olduğu çokları tarafından bilindiği halde bir şekilde dışarıda kalabilmiş ama ya beraber görünüp kimseye zarar vermek istemediklerinden ya da kem gözlere görünüp zalimin kulağına su kaçırmak istemediğinden kimseyle görüşemeyenler, ihtiyari mahpusluğu tercih edenlerdir.

  • İşinden gücünden edilen üstüne üstlük eşi, kardeşi, anne-babası, çocuğu vs hapsedilen, bu yüzden duygusal bir sıkışmışlık ve travma içinde olanlar. Bunlar çoğu zaman içinde bulunduğu maddi-manevi boşluğun üstesinden gelemeyerek duygusal olarak sıkışıp kalan hem geçim sıkıntısı çekip hem hasretle boğuşmak zorunda kalandır. Bir yandan da çocuklarının sosyal hayattan kopmaması, geleceğinin kararmaması için özverili bir şekilde çaba sarf edenlerdir. Bunlar genelde zaten içinde bulunduğu problemler sarmalını çözmekte zorlandıklarından ve maddi sıkıntılar içinde boğulduklarından psikolojileri çökmüştür. Manevi olarak da bunalımda kimselerdir. Hiçbir şeye takatleri yoktur. Huzurla oturup iki satır bir şey okumaya ve hatta haftada bir bamteli dinlemeye bile enerjileri kalmamış, sıkışıp kalmış insanlardır.

  • Bir şekilde kapağı yurt dışına atabilmiş ama gittiği ülkede sıfırdan hayatını kurgulamaya çalışanlar. Bunlar hem gittiği ülkenin dilini öğrenmek hem çoluğuna çocuğuna, ailesine normal bir hayat düzeni kurmak, istikbal hazırlamak için bir meslek edinmek zorundadırlar. Genelde eğitimcilik haricinde bir iş yapmadıklarından çok fazla donanım istemeyen işlere girmek zorundadırlar. Uber’e çıkma, yemek dağıtma, inşaatlarda çalışma, taşıma/getir götür işleri… vs gibi. Kariyerlerini sıfırlayıp belli bir yaştan sonra dipten yeniden bir istikbal kurmaya çalışmanın zorluğu bir yana bir de özellikle gelişmiş ülkelerin talep ettiği resmi evrakların zorluğu ve pahalılığı (sığınma süreci, avukat masrafları), sağlık, barınma, eğitim gibi şeylerin pahalılığı karşısında gece gündüz çalışıp çabalamaktan başka bir şeye vakit ayıramazlar. Veya esnaf olup mallarına el konulduğu için yanında hiçbir şey götüremeyip sıfırdan bir iş kurmaya çalışanlar. Bunlar da yorgunluktan eve anca cesedini atabildikleri için uzandığı yerden sosyal medyaya göz atmaktan başka beslenme kanalı olmayanlardır.

  • Yurt dışına çıktığı halde ailesini, çoluk-çocuğunu yanına alamadığı için aylar yıllar boyu eşinden-eşiğinden, evlad-u iyalinden ayrı kalıp hayatı melankolik yaşayanlar.

  • Sığındığı ülkelerde kamplarda yaşayan veya hedeflediği ülkeye ulaşabilmek için geçmek zorunda kaldığı ülkelerde sıkışıp kalan bir yandan da elindeki kısıtlı maddi imkanları her geçen gün eriyenler. Bunlar da kamp şartlarının zorluğu, hijyenik, sosyolojik, psikolojik havanın son derece kirli olması sebebiyle ciddi sıkıntı çeken ve bir an evvel şartları biraz daha iyi bir odaya/yere geçebilir miyiz umuduyla gün geçiren ve varsa çoluğuna çocuğuna mevcut şartların ağırlığını yaşatmamak için projeler üretenler. Kaçarken olabildiğince az ağırlık olması için en zaruri şeylerden başka yanına bir şey alamadıklarından bunların da çoğunlukla sosyal medyaya göz atmaktan başka imkânları yoktur.

  • Hal-u hazırda dünyanın değişik yerlerinde mevcut sistem içinde çalışmaya devam edenler. (Bunlar mevzumuzun dışındadır)

Siz örnekleri çeşitlendirip çoğaltabilirsiniz…

Şimdi bütün bu saydığımız keyfiyet üzere hayatını bir şekilde imrar ettirmeye çalışan mağdur, mazlum, mahkûm, mehcur kardeşlerimiz üzerinde, yaptığımız özensiz eleştirilerin nasıl bir tesir bırakacağını düşünelim….

Gelecek hafta da bu tesirlerin neler olabileceğini yazmaya çalışacağım…


Yazarın Önceki Yazıları

Eleştiride Denge ve Kantarın Topuzu- 1

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine 4

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine-3

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine-2

Eleştirinin Metodolojisi Üzerine-1

Meded Ya Hu

Kelimelere Yüklediğiniz Anlamlar Sizin Dünya Görüşünüzü Yansıtır

Hamaset Üreten Tarih Anlayışından Kurtulmalıyız

Sürece Dair Bir Analiz Denemesi-2 Umumi Bir Musibet Beklentisi Doğru Mu?

Bizim Allahımız var

Sürece Dair Bir Analiz Denemesi-1 Neden Evlerine Ateş Düşmedi?

6 COMMENTS

  1. Yazarımızın saydığı hafifletici sebeplere bakılırsa dördüncü sınıfa dahil değilim; çok şükür birinci grupla ikinci grup arasında gidip geliyorum; tabii beslenme kaynaklarından kastı ne anlamadım; anlasam belki arada üçüncü gruba da uğrarım diye düşünüyorum.
    Ya aslında tam olarak beslenecek kaynağın nerede olabileceğini bilemiyorum; duyduğuma göre Bamteli zaten belli kişilere hitap ediyormuş, ben ordan sadece manevi mesajlar alabiliyorum, nasıl bir yapılanmaya gidileceğini, somut hangi derslerin alındığını öğrenemiyorum, Adil Öksüzle alakalı olarak Bamtelini takip etmenin anlamsızlığını artık biliyorum mesela; onun dışındaki yayınlar da bilgi vermiyor, veremiyor, veremediği gibi habire mağdur edebiyatı yapıp daha da moral bozuyor.
    Zaten onlar Hizmet organizasyonu ile olan işler de değil, kişisel hayatta kalma çabaları, patreon olana kadar tıklayarak destek olmaya çalışıyoruz. Zamanım olsa İsmail Sezgin’in yükünü hafifletecek işler yapardım. Bilmem ki yazarımız bizi öyle bir durumda eleştiri hareketinin gururlu birinci grubuna yerleştirir mi, hatta ordan da alıp adanmışlar klasörüne koyar mı?

  2. “Daha önceki yazılarıma gelen tepkilerde benim bazı şartlar öne koyarak eleştirinin önünü kesmeye çalıştığımı söyleyenler oldu.” Ben de diyordum ki, bunu böyle bir ben mi anlıyorum?.. Ee, demek bir ben aptal değilmişim, hele şükür yani!..
    “Öncelikle ve tekraren söylemem gerekirse eleştirinin hiçbir çeşidinden gocunulmaması ve yalan yanlış bile olsa not edilerek bir müktesebat oluşturulması, daha sora da bunların bir komisyonca değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorum.”
    Beyefendi tekrardan bahsediyor, onun bütün yazılarını okuduğum halde böyle bir şeyi savunduğu hatırlamıyorum, ha bire başka şeyleri savunup duruyor gibiğime geliyor…
    Yazar arkadaşa şöyle bir şey teklif etmek isterdim: hani madem (kendi sözleri) eleştiri hakkını savunup duruyor hem madem tasnif konusunda bu kadar maharetli bir de eleştiri karşıtı akımı da sınıflandırma ameliyesine tutsun, hani pozisyonları eşitleme babından!..

    • Demek ki yeterince dikkatli okumışsınız hocam veya umutmuşsunuz. Şu satırlar “Eleştiri Metodolojisi üzerine -4” yazımızdan.

      “bugün insanların rahatça eleştiri yapmalarına imkân verilmeli ve ilgili şahıs/kurum/birim ve mercilerce bunlar veri/data olarak değerlendirilmeli ve hassasiyetle not alınmalıdır.”

      “Özellikle çok kızdığımız ve çok absürt bulduğumuz eleştiriler ortaya koyanlardan başlayarak bir komisyon oluşturulmalıdır. Bu vetirenin hayırla ve kazançla geçirilmesi adına bir “eleştiri akademisi”nin veya “eleştiri platformu”nun kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bu akademi veya platforma evdeki öğrenciden, kermesteki teyzeye, okuldaki öğretmenden açık-gizli her birimde bir vazife tutmuş en tepedeki zatlara kadar bir örneklem alınmalıdır. Eleştiri konusunda öne çıkmış ve en hoşumuza gitmeyen şeyleri dahi söylemiş kişileri de dahil ederek uzun soluklu bir müzakere ortamı oluşturulmalıdır. Herkes her şeyi bilemeyeceğine göre ilgi alanlarına göre komisyonlar oluşturulmalı ve belki de yıllara yayılacak bir çalışma başlatılmalıdır”

      • Merakla bekleyeceğim 😊
        Feedback için (tam Türkçesini hatırlayamadım) teşekkürler.
        Selametle.

Comments are closed.