Ahmet Yılmaz, The Circle

Bu yazıda sürecin ne acılara yol açtığını veya bunlara kimin, niye sebep olduğundan bahsedilmeyecek. Hele “olanda hayır vardır” anlayışıyla, çok ağır sınav geçiren kardeşlerimize “teselli” verme amacı da yok bu yazının. Bunların hepsi çok çok önemli konular olsa da bu yolun yolcuları arasında çok farklı görüşler ve bakış açıları olduğu ve bu konular farklı platformlarda yeterince tartışıldığı için, bunun yerine bundan sonrası yapılabilecekler adına daha birleştirici bir yazı ortaya koymayı, varolan / kalan enerjimizi nasıl daha yapıcı ve bize yakışır şekilde pozitif, geleceğe iz bırakır projelere kanalize edebiliriz diye kafa yormayı hedefliyoruz.

Bu yazının tek amacı; süreçte gelinen nokta üzerinden bu yola gönül vermişler, bu yolun henüz bitmediğine inananlar, sarsılıp, düşüp, yaralansa da ayağa kalkma gayretiyle “Allah yolunda üzerine düşeni yapma” gayretinde olanlar için bundan sonra yapılabilecekler, yeni görev tanımı ve yeni hedefler üzerine bir düşünce mesaisi yapmaktır.

Son iki yıl, bu kutlu yolun yolcuları için birçok açıdan çok zorlu geçti. Kimi yerinden yurdundan, kimi işinden aşından, kimi eşinden çocuğundan oldu. Yolcular yol arkadaşlarının acılarına deva olabilmek adına elinden geleni yapma gayretinde. Şu anda en acil ve en önemli görev, bu zor durumdaki kardeşlerimizin tekrar normal, insani yaşam standartlarına kavuşmalarına koşuşturmak olsa da bu yaşananlar, bu yolun yolcularının omuzlarına yeni, çok önemli görevler yükledi, onlara yepyeni hedefler çizdi.

Çok değil, bundan birkaç yıl önce bu yolun gönüllüleri alanlarının önde gelen, saygı duyulan iş adamları, uzmanları, meslek erbaplarıydı. Büyük ölçüde maddi imkanlarıyla dünyaya yayılmış bu eğitim hizmetine destek olarak bu kutlu yolda yürüyüp, bu manevi şirkete hissedar olma huzurunu yaşıyordu. Bu gönüllüleri bir araya getiren maddi menfaatler değil, din için insanlık için ortaya konmuş güzel hedefler ve bu hedefler doğrultusunda ortaya konmuş çok güzel, kutlu işlerdi. Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın birçok yerinde türlü sebeplerle eğitim imkanına ulaşamayan dünyanın “alt tabakası”na eğitim imkanı sağlayarak ve böylece bu gençlere sosyal kademe atlatarak, dünyadaki sosyal adaletsizliğe küçük ölçekte de olsa çare olma, öte yandan dünyanın dört bir yanında “Müslüman” kelimesi çok kötü çağrışımlar yaparken, dinini bütün insanlığın takdirini kazanacak şekilde temsil etmedeki güzellikler, Anadolu’daki üniversite öğrencisinden mahalle bakkalına, büyük iş adamından doktoruna bu kutlu ülkü arkasında insanları bir araya getiriyordu. Yoksa bu yol, dünyevi zenginlik veya statü için girilecek yol, çekilecek çile değildi.

Son birkaç yılda yolun yolcuları için çok şey değişti. Doğru bildiği birçok şeyle sınandı, elindekini, avucundakini yitirdi. Yalnız bunların ötesinde, olaylara büyük ölçekte bakıldığında o kutlu hedefler, her aklı başında Müslümanın kendine sorması gereken aşağıdaki sorular, olduğu gibi yerli yerinde duruyordu:

  • Bu zamanda din en güzel şekilde nasıl yaşanıp ve temsil edilebilir?

  • Dünyaya, insanlığa bir Müslüman, bir mümin olarak nasıl katkıda bulunulabilir?

  • Ahiret yolunda Allah’ın istediği gibi bir kul nasıl olunabilir?

  • Peygamber Efendimiz (SAV) bu zamanda yaşasaydı neler yapardı, nasıl yaşardı?

Günde 40 defa söylenen “İhdines sirat-el müstakim” sözünün, aktif olarak bu soruların cevabını aramaktan başka bir şey olmadığı muhakkak. Bundan öncesinde, bu hedefler için ortaya konan yol, yolcular için oldukça rahat ve pratikti. “Hizmet”, zamanın ruhuna göre yapılması gereken işleri ortaya koymuş, formüle etmiş, herkese elindeki imkana göre bu yola nasıl destek olacağını, kulluk sınavında yukarıdaki zor sorulara tatminkar bir şekilde nasıl cevap verebileceğini tarif etmişti. Bundan 20-30 yıl öncesinde Türkiye ölçeğinde çok başarılı olmuş bu kutlu hareket, son 20 yılda dünyaya açılmış, benzer metotlarla dünya çapında büyük başarılar hedeflemekteydi.

Yalnız, son 5-6 yılda bu metotlarla dünya çapında benzer bir başarı yakalanmasının çok zor olduğunu, yapılan işlerde ciddi tıkanıklıklar yaşandığını aklı başında, dünyayı tanıyan, gerçekçi, bu kutlu yolun kendi yetiştirdiği entellektüellerin bir çoğu farketti. Nasıl 50 yıl önce Türkiye’nin küçük bir kasabasında bu kutlu hareketi başlatanlar -ev, yurt, okul ve dersane açmak gibi- o zaman için sıra dışı ama zamanın ruhunu yakalamış, yepyeni orijinal fikirlerini, akranlarının tepkisine ve eleştirilerine rağmen ortaya koyup hayata geçirdilerse, bu zamanda da dünya çapında zamanın ruhunu yakalanmalı, yepyeni orijinal fikirler ortaya konmalı ve var olan enerji bu fikirlerin hayata geçmesi için harcanmalıydı.

Sürece bu açıdan bakıldığında bu yolun yolcuları için amaçların / hedeflerin değişmediği, yalnız artık ülfet olmuş, alışkanlık yapmış –büyükler söylesin, biz yapalım- anlayışının tekrar baştan ele alınması gerektiği ve her yolcu için “söyleneni yapma” kolaycılığı yerine tekrar en baştan, çok daha bilinçli bir şekilde yukarıdaki zor sorulara nasıl cevap vereceğini düşünmesi gerektiği görülmektedir.

Kısaca, bu yaşananlar, bu yolun yolcularına “Kendinize bir bakın, hedeflerinizi unutmayın, zamana uygun bir şekilde dininizi yaşayın” uyarısı olarak da görülebilir. Birçok yolcu için varlıkla imtihandan sonra bir de yoklukla imtihan gözüyle de bakılabilir. Tekrar altını çizelim, bu yazıda amaç, bu yaşananlara kimin, niye sebep olduğu veya “Olanda hayır vardır” tespiti değil, bu yolun güzel, yorgun, samimi yolcuları için “Yeni konumumuzda hedeflerimizi ve yaşayışımızı nasıl güncelleyebiliriz?” sorusuna cevap aramaktır.

YURTDIŞINA GÖÇ VEYA MUHACİRLERİN ÖNÜNDEKİ YENİ İMKANLAR:

Bu süreçte birçok hizmet gönüllüsü işini, makamını, malını mülkünü bırakarak zorunlu muhacirler oldular. Dünün büyük iş adamı, doktoru, akademisyeni şimdi gurbette mavi yaka işlerle geçimlerini sağlamaya, ailesini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bu durum, Türkiye’deki yaşantılarıyla kıyaslandığında göreceli olarak çok kötü görünse de beraberinde farklı yenilikler ve fırsatlar getirdiğini, bu kadar kötü görünen bir durumdan çok önemli kazanımlar edinilebileceğini de görmekte fayda var.

Öncelikle bu çok güzel hedefleri olan insan topluluğunun önemli bir kısmı artık Türkiye’de değil yurtdışında yaşamaktadırlar. Yukarıda bahsedildiği gibi bu güzel hareket geçmişte Türkiye’de birçok gence dinini tanıtarak güzel bir neslin yetişmesine vesile olmuşsa da maalesef yurtdışında aynı metotların ulaşabileceği potansiyel belli bir noktaya kadar başarıyı yakalamıştır. Zaten, incelendiğinde yurtdışında benzer metotların en başarılı olduğu yerler gelişmemiş, geri kalmış ülkeler olarak göze çarpar. Objektif olarak değerlendirildiğinde, bu sonuç maalesef hiç de şaşırtıcı değildir.

Küçük bir analoji yapmak gerekirse Türkiye’ye açılan Alman, Fransız veya Amerikan okulları mı talep görür, yoksa Uganda, Hindistan veya Paraguay okulları mı daha fazla talep görür sorusunu düşünelim. Tabii ki cevap Alman, Fransız veya Amerikan okullarıdır. Bunun sebebi bu ülkelerin gelişmiş, müreffeh ülkeler olarak Türk insanı üzerindeki imajlarıdır. Öte yandan Uganda, Hindistan veya Paraguay’ın böyle bir imajları olmadığı için bu okulların popülerliği pek mümkün görülmemektedir. Bu nedenle bu eğitim hizmetleri gelişmemiş ülkelerde çok önemli bir boşluğu doldurup, çok talep görürken, benzer teşebbüsler gelişmiş ülkelerde kaçınılmaz olarak akim kalmıştır. Bu açıdan bakınca, eğitim hizmetlerinin az gelişmiş ülkelerde çok başarılı olurken, gelişmiş ülkelerde istenen başarılara ulaşamamasının nedeni daha net görülmekte. Bu tecrübe batılıların deyimiyle “One size fits all” yanılgısına işaret etmektedir. Her ülke, hatta aynı ülke içinde farklı şehirler kendi şartlarına göre değerlendirilmelidir. Bu noktada hatada ısrar etmek yerine en başa dönüp, çok daha orijinal, o ülkeye özgün, zamanı yakalamış metotlar geliştirmek gerekmektedir. Bu noktada muhacirlere ve onların o ülkelerde yetişen çocuklarına büyük sorumluluklar düşmektedir.

MUHACİRLER VE ÇOCUKLARI:

Yukarıda bahsedilen, gelişmiş ülkelerde istenen seviyelere ulaşamamış, tıkanıklık yaşayan Hizmet, temsil sorununa şu andaki zorunlu muhacirler sayesinde etkili bir çözüm sunabilirler. Bu konuda ilk akla gelebilecek not, yukarıda belirtildiği gibi her ülkenin ve şehrin kendi şartlarında orijinal fikirlere ve bu fikirlerin hayata geçirilmesi için yeni metotlara ihtiyaç duyduğudur. Süreç öncesinde bu kutlu yolun yolcularından, yapılması gerekenler konusunda çok fazla kafa yormasına gerek olmadan başka yerlerdeki başarılı örnekleri orada hayata geçirmek üzere ellerindeki imkanlarla “zaten işleyen bir sisteme” destek olmalarından başka bir beklenti yoktu ve bu durum yolcular açısından da oldukça pratik karşılanıyordu. Halbuki, yukarıda belirtildiği gibi, her ülkenin ve şehrin şartları, ihtiyaçları ve oradaki imkanları birbirlerinden çok farklı olduğu için her yere daha lokal, daha özgün ve orijinal fikirler gerekmekteydi. Süreç sonrasında yaşanan şok, bu kısır döngünün farkına varılmasını sağladı. Bununla beraber, artık her yerde yapılacak işlerle ilgili, oradaki lokal hizmet gönüllülerinin yapılacak işler konusunda yeni fikirler üretmesi ve bunların uygun bir şekilde denenmesinin çok daha verimli olacağı görüldü. Bu değişikliğin kısa ve uzun vadede yapılan işlerde çok önemli bir çeşitlilik ve zenginlik kazandıracağı umulmaktadır.

Öte yandan yurtdışında yaşayan birçok eğitimli hizmet gönüllüsü, bulundukları ülkeye ne kadar adapte olsalar yine de oradaki yerliler gibi yaşayamamakta, onlar gibi düşünememektedirler. Ama aynı şeyi muhacir çocukları için söyleyemeyiz. Yurtdışında yetişen bu çocuklar, bu kutlu yolun geleceği için en önemli sermaye ve fırsattır. Türkiye’den çıkmış bu güzel grup, “Türk” sıfatıyla dünya için yapabileceklerini en üst seviyede zaten yapmıştır. Bundan sonraki aşama için benzer idealleri paylaşan o ülkelerin yerli halkları ve “muhacir çocukları” o ülkelere özgün, orijinal yeni fikirlerle bu işi devam ettireceklerdir. Bu açıdan, muhacir çocukları “dünya vatandaşı” olarak yetişirken, aynı zamanda ebeveynlerinin güzel ideallerini paylaşmaları çok önemlidir.

Bir başka deyişle, bu güzel hareket Türkiye’deki başarılarını dünya için devam ettirmek istiyorsa ilk yapması gereken “Türk” sıfatından sıyrılıp, çağdaş bir dünya sivil toplum hareketine dönüşmesidir. İçinde ülkü birliği etmiş Orta Asyalı, Afrikalı, Uzakdoğulu, Avrupalı ve birçok değişik milletten gönüllünün bulunduğu, çok farklı düşünebilen, çok farklı geçmişten insanların bir araya geldiği, yukarıdaki önemli sorulara beraber cevap arayan bir topluluk haline dönüşmelidir.

Bunun uzun vadeli ve çok özveri gerektiren bir yol olduğu muhakkak. Yalnız talip olunan büyük hedefin bundan daha az fedakarlığı kaldırmayacağı da bir gerçek. Bu yüzden, muhacirler ülkelerindeki yaşantılarından çok çok daha kötü şartlarda yaşasalar da olaylara daha yukarıdan bakıp, halihazırdaki durumu hedefler bakış açısından değerlendirdiklerinde, gelecek daha umut verici görünmektedir.

Yukarıda belirtildiği gibi, bu yeni durumda muhacirlere düşen en önemli görevlerden biri, bulundukları ülkelerde çocuklarını “dünya vatandaşı” olarak yetişirken, aynı zamanda onların dinini zamana uygun bir şekilde anlamış, ebeveynleriyle benzer idealler taşıyan iyi bir Müslüman olarak yetişmelerini sağlayabilmektir. Bunun hiç kolay bir vazife olmadığını hemen bütün çocuklu muhacirler iyi bilmektedirler.

İSLAM’IN GÜNCEL YORUMU:

Türkiye’den çıkmış bu güzel grubun dünyada İslam’ı temsil adına eğitim ve benzeri faaliyetlerinin ötesinde vadettiği şeyler olmalıydı. Bu noktada en acil ve öncelikli görevlerden birinin, dünyada son yıllardaki malum olaylar vasıtasıyla oluşmuş kötü, çağdışı İslam imajını yoketmek, azaltmak olduğu muhakkak. Bu konuda bu grubun özellikle eğitimli ve entelektüel kesiminin üzerine çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Batı’da yerleşmiş algının aksine İslam’ın bir barış dini olduğunu, Peygamber Efendimizin (SAV) uygulamalarının şu andaki modern dünya değerleriyle ne kadar uyumlu olduğunu, çağdaş dünyanın her alanında Müslümanların çok rahat ve uyumlu bir şekilde yaşayabileceğini göstermek, bu konuda ikna edici olmak, dünyadaki diğer Müslüman topluluklar göz önüne alındığında altyapısıyla bu grubun en önemli vazifelerinden biri olduğu söylenebilir. Diğer bir tabirle, hizmetin bir sonraki aşamalarından biri mutlaka “entelektüel hizmet” olmalıdır.

Bu tabiri biraz açmak gerekirse, çağdaş dünyada son yıllardaki gelişmelerle Evrim Teorisi, LGBT ve Kadın Hakları gibi bazı konularda yerleşik düşünceler ve bakışlar çok değişmiştir. Örneğin, Evrim konusu Türkiye ve birçok Doğu ülkelerinde çok önemli bir problem teşkil etmez ve ciddiye alınmazken, Batı’da okullar ve bilim insanları için kırmızı çizgi denebilecek niteliğe gelmiş durumdadır. Başka bir güncel örnek de LGBT konusu. Yine Türkiye’de ve Doğu toplumlarında bu konunun üzeri kapatılır ve konuşulmazken, Batı’da gün be gün çok daha yayılmakta ve toplum içinde çok daha görünür hale gelmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Şu ana kadar müslümanlar için bu tip konular pek sorun oluşturmamaktaydı ve kolaylıkla göz ardı edilebilmekteydi. Halbuki, bu konuların Batıda bu kadar ciddiyet görmesi İslam’ın bu konulardaki yorumlarını çok önemli hale getirdi. Yukarıda bahsedilen zaten oluşmuş İslam’ın kötü imajını düzeltmeye çalışırken, kaçınılmaz olarak İslam’ın bu konulardaki görüşleri de karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar, muhacirler için bu konular acil bir sorun olarak görünmese de bu ülkelerde yetişen çocuklarından dolayı “İslam’ın güncel yorumu” na çok acil ihtiyaç başgöstermiştir.

Kısaca, zorunlu hicret, hizmet gönüllülerini dolaylı olarak “Entelektüel Hizmet”e ve “İslam’ın güncel yorumu”nu araştırmaya zorlamaktadır. Yani, bu zorunlu hicretin başka bir sonucu da muhacirlerin çocukları vasıtasıyla Batı toplumu ve değerleriyle yüzyüze gelmesidir. Her ne kadar muhacirler, yurtdışındaki iş ortamları ve değişik münasebetler vasıtasıyla Batı toplumuyla muhatap olsa da çocukları vasıtasıyla Batı toplumu ve değerleriyle çok daha güçlü bir münasebet kurmak durumunda kalmıştır. Konuyu açmak gerekirse, birçok muhacir için Batılıların düşüncelerindeki problemler bir sorun teşkil etmemektedir. Hayatının belli yaşlarına ulaşmış bu muhacirlerin hayat görüşleri çoktan oluşmuş ve hayatına buna göre devam etmektedir. Halbuki henüz hayat görüşü oturmamış ve yeni yeni şekillenen çocukları için, özellikle Batı okullarında okuyarak bir dünya görüşü oluşturdukları göz önüne alındığında, ergenlik döneminde bütün bu gençler “Evdeki İslam” ile “Dışarıdaki Batı Dünya Görüşü” arasında kalmakta ve bunları birbirine uzlaştırmaya çalışmaktadır. Çocuklarının bu ikilemde çok büyük sıkıntı yaşamamaları için Batı değerlerinin getirdiği sorulara “Güncellenmiş İslami Yorumlar”a çok ciddi ve acil ihtiyaç duyulmaktadır. Çocuklar okulda evrim öğrenmekte, TV ve arkadaşlarının aileleri vasıtasıyla toplumda normalleşmiş LGBT olgusuyla karşılaşmaktalar. Benzer şekilde bulundukları ortamda aldıkları eğitimle İslam’da kadının yerini sorgulamaktalar. Doğal olarak, ergenlik yaşlarında bu konuların İslam’daki yerleri oldukça önemli bir soru haline gelmektedir.

Bu grubun en büyük şansı, içerisinde hemen her alandan konusunda uzman bireyleri barındırmasıdır. Bu açıdan, bu zorunlu hicretin bir başka pozitif yansıması, bu ihtiyaç duyulan “İslam’ın güncel yorumu” konusunda, hizmet gönüllülerini dolaylı bir şekilde bu yönde zorlamasıdır. Bu fırsatın çok iyi değerlendirilip ihtiyaç duyulan “Entelektüel Hizmet” için en kısa zamanda gerekli altyapının hazırlanması, bu tip soruların cevapları için yetkin kurulların kurulmasına başlanmalıdır.

1 COMMENT

  1. Bu cemaatin en büyük sorunu cehalet. Evet eğitim hareketinin düştüğü durum budur.

    Bunların olacağının işaretleri geçmişte hep varmış ama okumamışız.

    Cemaat hakkında ulusalcıların yazdığı kitaplarda tüm gizli kapaklı işler anlatılıyor ona rağmen bir hizmet mensubu cemaat bunlar bunları mı yapıyormuş diyorsa okumuyordur kusura bakmasın.

    Hanefi Avcı kitabı yazdı ertesi gün toplandı kitap, ve milliyetçi işkenceci dedimiz polisi sol terör örgüt üyesi diye tutukladılar ve bizde mal gibi inandık. Açıp kitabını okuyan kaç kişi vardı ? Bugün ben o kitaba baktığımda her şeyi çok net yazmış adam. Biz naptık Stv’de çıkan nedim şener yazdı o kitabı olayına odaklandık, hanefi avcı karısını aldattı vs kadın oyunuyla ayağını kaydırdılar vs vs komplo teoriilerine hemen inandık. Oturup kitabı okuyan var mı ? Yok demi, kitabı okusanız cemaat içinde bir tane klikin tam bir FUATAVNİ olduğunu ve hükümete darbe yapmayı kafaya koyduklarının işaretlerini görürdünüz görürdük. Ama biz hiç bir halt okumadığımız için Fuatavni diye bir adam çıkıp tweet atmaya başladığında bile bu kesin ergenekoncudur bizden değildir diyenlerimiz oldu, o kadar saftık yani. İster bu adamlara merkezteki derin bozulmuş yapı deyin ister mit devşirmeleri deyin bunlar içimizdeki Adil Öksüzlerdi, ister Gülen habersiz diyin ister Gülen biliyordu diyin bir halt farketmiyor biz Risale ve Gülen’in kitaplarını okumaktan hiç bir olayı göremedik doğru okuyamadık her şeyin işareti varmış, her şey yazılmış çizilmiş. Bunları geçtim İslamı gerçek kaynaklarından okusak, soru çalma gizlenmek için içki içme gibi şeylerin olmadığını da ögrenebilirdik. Siyaset bilimi-tarih okusak Türk insanın genelde hep böyle olduğunu kimsenin pakrudini dönme falan olmadığını bilirdik. Gülen’e olan aşkımız gözümüzü kör etmese, 2-3 tane işletme kitabı okusak ceoların yazdığı 1 tane kitaba göz gezdirsek böyle piramit gibi bir sistemin ne kadar zararlı ve verimsiz olduğunu anlardık. Bana göre toyduk cahildik, mehdi olmasada hadis külliyatını ezberlediğine inandığımız biri bir müceddid olduğunu düşündüğümüz birine inanmak işimize geldi. O zaten rüyalar anlatıyordu bizde daha çok işleri aklımıza değil oluruna bırakmaya başladık o rüyalar sayesinde. Paralelci olmasak da paralel bir hayal dünyasında yaşadığımız kesin, o yüzden tek tavsiyem okuyun, araştırın düşünün tekrar okuyun, artık tüm ipleri kendiniz tutun, kimseye bağlılığınız olmasın, en temel taşlarınızı kendiniz atın. Doğru şeyleri okumayınca da insan cahil kalıyormuş biz bunu gördük. Her karşıt fikre eşit yaklaşmak lazım. Bu cemaatin yapabileceği tek şey sürekli farklı şeyler okuyarak kendini geliştirmek bu en temel şart bu olmadan hiç bir şey olmaz. Kaç kişi dönüp Ergenekonda ne oldu diye bakıyor? 15 temmuzla ilgili kaç tane yazı okuduk kimleri okuduk ? hala daha sadece tr724 okuyup, ergenekon ilgili de ismail sezgin dinleyip rahatlıyorsak hiç bir şeyden ders almamışızdır. İlahi takdir yol kaderi ne yapıyorsak aynen devam etceğiz diyorsanız, bunca faciayı gece kılmadığınız 2 tane teheccüd namazına bağlıyorsanız, diyecek çok bir şey yoktur. İlk ayet oku boşuna demiyor çok önemli bir şey. Okuyan bir adamı kaldırmak zordur, okuyan iki adamı daha zor, 5 adamı çok çok zordur. Cemaat okumuş 2 milyon kişi vardı çok rahat kandırıldı, demekki kimsenin bir şey okuduğu falan yok, şamil tayyar kitaplarından ergenekon, bilmem neyin kitaplarından türkiyede derin yapılar, dönmeler, acem oyunları, osmanlı evliya padişahları, atatürk deccal miydi, vs kitapları okumakla bir yere varılmıyor. Tek türkiye gibi dizilere baksan son 5 dakika karanlık kurul konuşmalarından cemaatin zeka kabiliyet seviyesi ortada. Küçük fili küçükken zincire vurma hikayesini herkes bilir bizide vurmuşlar zincire, o zincirden kopmanın tek yolu okumak.

    Gene ne manevi ne maddi bu hareketten bir bekletiniz olmasın, herkes kendi başının çaresine baksın derim, bencil olun demiyorum yardımınız dokunacak biri varsa edin ama siz yardım beklemeyin. Yani Allahtan umudunuzu kesmeyin ama yok biz seçildik yok rüyalar var yok her kışın baharı var gibi fikirler ile işlerin düzeleceğini düşünmeyin gene belki bu hareket devlet ile barışır üst taraf antlaşma yapar avrupa birliği belki şunu yapar belki aihm karar verir gibi maddi beklentilerinizde olmasın. Görünen o ki hiç bir şey olmayacak. Başınıma bu gelenlerin nedeni belli, değişime yönelik hiç bir adım yok, kol kırıldı içinde kaldı, her şey aynı tıkır devam ediyor. Artık kim mit ajanı ve hala üst düzey imam, kim yozlaşmış imam, kim o kim bu karıştı gitti ve bu adamların geri dönüp suçlarını itiraf etme gibi bir niyetleride yok. Dhkpc şuanki hali gibi birileri işkenceden ölüp hapis yatarken birileride devlete yada diğer devletlere örgütünü kullandırcak sefasını sürcek. Dhkpc örneği tam oturmadı farkındayım, ama benzetmek istediğim yönü netti, birileri içerde ölüyor(suçlu yada suçsuz, cemaatin farkı %99 suçsuz içerde) diğer tarafta bakıyorsun üst düzey liderleri devlete çalışıyormuş, onu da fetö davaları sayesinde öğreniyoruz fetöden içeri giren polislerin eski dosyalarını açtıklarında dhkpc lideri ile devlet adına görüşen iş yapan polisleri aslında cemaat-dhkpc bağlantısı yapıyorlar diye göstermek istediklerinden haberimiz oluyor.

    ”İslam’ın güncel yorumu ” : mevcut islam bilime-akla yetmiyor, bir değiştiri verin mi demek oluyor. Yani ”normalleşmiş LGBT olgusuyla” ”kadının yerinin sorgulanması ” gibi kavramlar için ben anlamadım bunlar zaten anormal ise islamı güncellemeye gerek yok, zaten mevcut islam fıkhını bastırıp okula gitmeden beyinlerine işleyin mi diyorsunuz ? Seçtiğiniz kelimelerden bu çıkıyor yalnız, ya da sizde ne doğru gerçekten bilmiyorsunuz ikilemdesiniz ki ben böyle olduğunu düşünüyorum. Seçilmiş! bir hareket 2018 yılında mevcut islam yorumlarıyla gidemiyor, bize bugüne kadar öğretilen islam ile olmuyor diyor. Her konuda seçilmiş öngörülü geleceği gören , peygamber ile istişare! edilen bir yapı daha islamı mı bilmiyor ? evet ahmet kurucanın da dediği gibi ilahiyatçılar din yerine askerlere imamlık ile uğraştığı için maalesef islam nedir sorunumuz hala devam ediyor. Bize ne güzel hocalar işte kitaplarını okuyun denilen kişiler Akpli olunca bir dakika burda bir yanlış var dedik ve uyandık ve şimdi de o zaman hangi islam? sorusu kaldı. Bugün akpliler tarikatlar hocaları gördükçe tiksiniyor ve sorguluyoruz çoğu şeyi, düne kadar ise sıkıntı yoktu tıkır tıkır ateistlere karşı o hocaların dediklerini der dururduk. Osmanlıda padişahlar evliya lütfen düzgün konuş, kardeş katli mecburdu gerekliydi vs vs. şimdi aynı lafı diyebilen var mı kardeş katlini yaşadıktan sonra. Bazı akademisyenler çıkıp bir şeyler diyordu ama kim okuyordu, Gülen’in sözleri varken mollalar varken osmanlı laf eden densiz akademisyenler kesinlikle ilgilenme hizmete kalpleri ısıtılan bizden yetişmemiş kişiler olmalıydı. Ya yaşayarak ya okuyarak bu işin başka yolu yok, aptal olan yaşayarak değişmeyi seçer , tecrübe ede ede bata çıkar ölmezse değişir. Yazdığım şeylerin çoğu bende de var, toydum küçüktüm kendi öğrenciliğim kalan vakitte hizmet işlerinden zaten okusam okusam dini kitap okumaya vakit kalıyordu, okumayı en başa koymak gerekirmiş, şüpheli en ufak şeyde durup düşünmek okumak gerekirmiş, 17-25 olunca bir yerini yırtarcasına polisleri savunmadan önce bir durup bakmak gerekirmiş, akp sonradan bozuldu demek yerine eski dönemlerindeki pisliklerini araştırmak okumak gerekirmiş. Tvdeki gürleyenleri dinlerken ne yiğit adam ne güzel konuşuyor, zalimi gördüm mü nasıl mertçe döktürüyor demeden önce o adamın eski köşe yazılarına bakmak gerekirmiş, miş miş…. kandırıldık ama kandırmadık aptallık cahillik ne suç ne günah, ama müslüman 1 kere ısırılır.

Comments are closed.