Adem Korkut, The Circle

            Memleket isterim,

            Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

            Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.  (C.Sıtkı)

            Gel gör ki ne memleketin göğü mavi ne dalı yeşil ne de tarlaları sarı. Kuşlar terk edeli çok oldu bu diyarları, çiçekler bir daha eskisi gibi açmadı.

            Memleketim yıllardır Moğol istilasından daha beter bir istila altında. Vandallık istilacıların paylaştığı tek ortak kutsalı. Hele bir de vandallık adına yaptıklarını şirin göstermeleri yok mu?! Ya bunu saklayan halk? Hangisinin tavrı daha aşağılıkça?

            Medeniyetin yıllar önce çevreyi kirlettiği için kullanmayı bıraktığı termik santrallerin kurdeleyle açıldığı bir memlekette gök mavi olabilir mi? Yeşilde huzuru, sükuneti görecek gözler rantı görüyorsa, ormanlar dikecekleri yeni beton ucubelerin alanını işgal etmişse orada yeşil bir dal bırakırlar mı?

            Ülkemin en verimli ovalarına şehirler kurdular, devasa binalar inşa ettiler güya medenileştiler. Toprağın anasını öyle bir bellediler ki millete toprağı belletmeyi unutturdular, böyleyken görebilir misin bir tarlayı sarı?

            Memleket isterim,

            Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;

            Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

            Heyhat baştaki derdin bini bir para. Allah’ın belası bir ruh hastası insanlara iki seçenek sunuyor;  ya biat edecek ağrısız bir başla birlikte onursuz bir hayatı seçecektiniz ki bu çok kolaydı ”Padişahım çok yaşa!” demeniz dünyanın yalancı cennetlerinin kapılarını ardına kadar aralayabilirdi ya da dik durmayı seçecek türlü belalara göğüs gerecek kâh işinizden atılacak kâh derdest edilecek memleketin zindanlarını dolduracak kâh yerin dibine batası düzenin kemik yalayıcılarının tiksindirici nefeslerini ensenizde hissedecektiniz.

            Gönlünüzü hasretten başka bir şey doldurmayacak, hasretiniz bazen sıla bazen cezaevinde anasıyla mahpus yatan bebeğiniz-çocuğunuz bazen de Meriç’in , Ege’nin yuttuğu canlarınız olacaktı. Kardeşini, dostunuz, ahbabınız kimi zaman yumruk savuranınız kimi zaman çelme takanınız kimi zaman da salya akıtanınız olacaktı bu memlekette.

            Memleket isterim,

            Yaşamak sevmek gibi gönülden olsun;

            Olursa bir şikayet ölümden olsun.

            Bu memlekette birbirine benzemeyenlerin birbirini sevmesi de pek olası görünmüyor üstadım. Sevilmeye layık olan sadece kendileri gibi olanlar. Haliyle yaşamayı da en çok onlar hak etmekteler. Sevginin taht kuracağı gönüller kinle nefretle beslenmekten kas katı kesilmiş, işine gelmeyenin hakkından gelmek karakterlerin şiarı haline gelmiş. Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmek mi? Sadece bu topraklardaki hoş bir sada imiş.

            Ölümden şikayet etmek şöyle dursun yığınlara göre toprağa düşen her genç beden onların deyimiyle huzurumuz, mutluluğumuz ve güvenliğimiz içinmiş. Ha bir de vatan millet bayrak teraneleri…. benim huzurum, mutluluğum için birileri hayatının baharında kopup gitmesin arkadaş! Ben işte o zaman huzursuz oluyorum ama gel gör ki ne ölen halinden şikayetçi ne de öldüren, ahalinin keyfi zaten yerinde.

            Yani üstadım o istediğin memleketi bulursan bize de haber ver olur mu? Zira buralardan çok uzakta olmalı ki göremiyoruz, duyamıyoruz, bilemiyoruz.


Yazarın Önceki Yazıları

Koşarken

497. Gün

Çınar mı kavak mı?