Süreç’te Cemaat’in yanında çok net bir pozisyon aldınız. AKP’nin yanlışlarını eleştiren sohbetler ve sosyal medyada çeşitli paylaşımlar yaptınız. The Circle’da mülakat yaptığımız aydınlarımıza yönelttiğim ortak bir soru var: Dünden bugüne, özellikle Süreç’te, Cemaat’in de kimi hataları olduğunu düşünüyor musunuz?

Evvela bir şeyi tespit etmek lazım. Bugün Türkiye’de el üstünde tutulan cemaatler veya tarikatlerin AKP’ye kayıtsız şartsız biat etmekten başka Hizmet’ten daha fazla ne artıları var?

Hepsi bir şekilde okul, yurt ve eğitim işleri, bazıları itibariyle de medya alanında faaliyetleri var. Bu alanların hemen hemen hepsinde Hizmet’in ya kötü bir taklidi ya da en iyisi itibariyle bir kaç sene gerisinden geliyorlar. Hiç birisinin okulları Hizmetin okullarıyla kıyas edilemez, yurtlarını derseniz Ensar hadisesi dehşetli bir örnek olarak ortada. Medya cihetiyle de hiç biri Hizmettekiler kadar başarılı olamadı.

Hem de bunca Devlet desteğine rağmen. 

Yurt dışında hizmet etmekle alakalı onca devlet yardımlarına rağmen hizmetin topuğuna yetişemiyorlar. İnsan cihetiyle kıyasladığınız zaman genel toplamda  hizmettekiler bir kaç gömlek üste görülüyor. Hocalarını kıyasladığınızda Fethullah Gülen ilmiyle, ahlakıyla, zühd ve takvasıyla, nezaket ve zerafetleriyle fark atıyor. Kadınların saygı görme, İslami kimliklerinden taviz vermeden hayata katılma cihetiyle Hizmet yine en önde. Dini açıdan baktığında Hizmettekiler itikatta Maturidi ve Eşari, yani ehl-i sünnet kelamı, amelde Hanefi ve Şafii mezhebini takip ediyorlar. Namazlara hassasiyet –ilk vakitte kılmak hariç- Hizmette tanıdıklarım diğer cemaatlerden tanıdıklarımda daha iyiydiler. Nafile ve teheccüdlerde ise Hizmettekiler bariz fark atıyorlardı hem bana hem de diğer cemaatlerden tanıdıklarıma. Buna herkes katılmayabilir ben sadece kendi tecrübelerimi ve gözlemlerimi söylüyorum.

“Bütün insanlar ziyandadır ancak…” Asr suresine göre Hizmet ziyanda değil.

Bugün itibariyle Türkiye’de Hizmet Hareketi bütün müesseselerini kaybetti, binlerce insan demir parmaklıkların arkasına konuldu. Bu kayıplara bakarak bazıları bunu bir başarısızlık olarak görebilir. Söz konusu dini cemaatler olunca ben ilk bakılması gereken kriterin eldeki müessese, sayılar rakamlardan ziyade Asr suresindeki ölçüler olması gerektiğini düşünüyorum. İmam Şafii’nin “Allah cc Kur’an’ın tamamı yerine sadece bu suresiyi indirseydi insanlara yeterdi dediği Asr suresinde Allah cc yemin ederek bütün insanların ziyanda olduğunu ifade ediyor ancak dört şeyi kendinde toplayanları sadece bu kayıptan istisna ediyor. Nedir onlar?

1-İman etmek

2- Salih amel işlemek

3-Birbirine hakkı tavsiye etmek,

4- Sabretmek.

Hizmet Hareketi onca maddi kayıplarına rağmen bu kriterlerin hepsine haizdir, bu cihetle ziyanda değildir. Bu cihetle ziyana uğramaması esas maksat olmalıdır. İyi niyetle Hizmeti eleştiren veya yeni çıkış yolları bulmaya çalışanlar bu kriterlerin sapasağlam ayakta tutmaları icap eder. Burada şunu söylemeden geçemeyeğim:  Bazı Hizmet mensuplarının bazı eleştiri, öneri veya sosyal medya paylaşımlarını görünce, İslam’la alakalı bilgilerin tazelenmeyi veya sağlam kaynaklardan bir kere daha okunması gerektiği hissine kapılıyorum. Bazıları haklı olarak kendilerine “gavur”un bile yapmadığı zulmü ve gadri yapan “the müslüman”lara tepki göstereyim derken haksız olarak İslam’ın sınırlarını biraz zorluyorlar. 

Esasen neden bütün cemaatleri konuşmuyoruz ki?…Sadece Hizmet için değil, bütün cemaatler için bir şeyler söyleyeceksem o da şudur.

1-Cemaatler artık eskisi gibi değil, okulları, yurtları, medyaları var. Makamlar, amirler, memurlar, tayinler var. Bu kadar insanın, makam ve tayinin olduğu yerde mutlaka bazı adaletsizlikler ve adli vakalar olur. Bu da normaldir çünkü insanın olduğu yerde mutlaka problemler de vardır. Cemaatler böyle durumlarda mahkemelere gitmezler. “Kol kırılır yen içinde kalır.” anlayışı tedavi etmez aksine kangrene çevirebilir. Pek iyi cemaatler bu haksızlıkları nasıl giderecekler? Buna Hizmet hareketi dahil bütün cemaatlerin bir çözüm yolu bulmaları gerekiyor.

2- Her cemaat ve tarikatta askeriyeden emniyete, amirden memura, işçiden esnafa kadar müntesipler var. Özellikle devlet kademelerinde çalışanların itaatleri, bağlılıkları nereden başlayıp nereden bittiğini meselesine cemaatle bir ölçü getirmeli mi? cevap evetse bu ölçüler ne olmalıdır? Kamuya, yani her kesime hizmet etmek üzere devlet tarafından istihdam edilen ve bunun için maaş alanların kendi cemaatlerini kayırma suretiyle günaha girmelerinin önüne nasıl geçecekler? İslam’ın “Emanet ehline verilir.” ilkesini nasıl realize edecekler?

3- “Kale şeyhuna yani şeyhimiz şöyle buyurdu, hocamız şunu söyledi” meselesine bir çözüm bulmalılar. Şeyhlerinin veya hocalarının bunu söylediklerinden nasıl emin olacaklar? Burada Adem Yavuz Arslan’ın “15 Temmuz’la alakalı olarak bazı abiler devşirildi.” İfadesine baktığımızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. O devşirilen abiler “Hoca efendi destek verin, dedi.” kabilinden ifadelerle, tamamen iktidara ve onun ortağı olan derin yapılara yarayan bu çok bileşenli kontrollü kalkışmaya, bazılarını dahil etmişlerse bu meselenin ehemmiyeti daha iyi anlaşılır. Muhtemelen 15 Temmuz’la alakalı başka soru saracaksınız. Orada devam etmek istiyorum bu konuya.

Daha özel olarak Cemaat’le ilgili konuşmanız gerekirse?

Cemaat’in kendi içindeki problemlere gelince, ben cemaatin karar mekanizmalarında hiç olmadım. Onun için tam olarak nasıl bir işleyiş var ona tam anlamıyla vakıf değilim. Hal böyle olunca tam olarak vakıf olmadığım bir şey hakkında konuşmak istemem, en azından şimdilik.

Hizmet’e yöneltilen ciddi eleştirilerden biri halktan kopuk olmalarıdır. Doğrusu bu şaşılacak bir durum. Zira Hizmet’ten tanıdıklarımın büyük çoğunluğu işçi, memur çocuğu yani Anadolu’nun orta sınıfından. Neredeyse 11 senedir Amerika’da yaşıyorum. Bu 11 senede Türkiye’de ne değişti bilmiyorum. Ama kopukluk meselesine dair buradaki müşahedelerimi söyleyebilirim.

Evet doğrusu Amerika’daki müslümanlardan kopukluk meselesinde bir haklılık payı var. Ancak hemen şunu da tespit etmem gerekiyor. Hizmet’e mensup olmayan diğer Türkler de mesela Arapların, Pakistanlıların camilerine gitmiyorlar. Araplar ve diğer Müslüman toplulukların da Türk camilerine gidelim kardeşlerimizle iç içe olalım diye özel bir çabaları yok. Buradaki müslümanları bir araya getiren şey mescitler ve camilerdir. Hizmettekiler camilerin olduğu yerlerde bile genellikle kendi müesseselerinde cumayı kılmayı tercih ediyorlar.

Aynı durum Kanada için de geçerli.

Evet, çok azı müstesna diğer müslüman toplulukların camilerine ise neredeyse hiç gitmiyorlar. Yurtdışında yaşayanlar bunu son derece normal olarak görebilir ama bu kopukluğa sebep oluyor işte. Gitmemenin en büyük sebebini güvenlik problemi olarak görüyorlar. “Bu camilere IŞİT’ten veya diğer radikal gruplardan birleri gelir de onlarla aynı karede görülürsek yapacağımız hizmetlere zarar gelir.” korkusu var. Bu çok gereksiz ve yersiz bir korkudur. Amerikadaki diğer müslüman milletler Araplar, Pakistanlılar ve Hintliler, Türklerden çok daha fazla yerleşik hayatın içindeler, Amerikan sisteminin içine girmişler.

Dilleri ve eğitimleri yönünde Türklerden çok daha ilerdeler çünkü burada üçüncü veya dördüncü nesillerini büyütüyorlar. Dolayısıyla bunların açtığı camiler, büyük oranda devlet tarafından çok daha saygın olarak kabul ediliyorlar. Yersiz korkularla hizmetteki insanlar bu camilerden uzak kalınca müslümanlardan da kopuk hale geliyorlar. Gerçi son zamanlarda buna dair bazı faliyetler var. Hatta yaklaşık bir sene önce bir toplantı oldu. Ben de davet edildim. Konu diğer müslüman milletlerle nasıl irtibata geçer ve onlarla nasıl kaynaşabiliriz idi. Hepsi bu faliyetleri için “intrafaith” kelimesini kullanıyordu. İnterfaith dinler arası, intrafaith aynı din mensupları arasındaki diyalog, konuşma için kullanılıyor. O toplantıda bana söz geldiğinde “Rica ederim bu garip kelimeyi kullanmayın.

Diğer müslüman milletlerle kaynaşalım diyorsunuz ama daha bu ilk adımda bu kelime ile “biz” ve “onlar” mesafesi koyuyorsunuz. Niyetiniz güzel ama bu intrafaith kelimesinin ben de oluşturduğu duygu bu. Sizin en güzel adınız Hizmet, misyonunuzda öyle. Diğer müslüman milletlerle kaynaşmak mı istiyorsunuz? Çok basit. Camilere gidin özellikle vakit namazlarına. Sabah ve yatsıya gidip, sadece insanlarla tanışın, hiç bir şey anlatmayın. Vakit namazlarına istikrarlı gittiğinizde bir müddet sonra kendinizi müezzinlik yaparken bulacaksanız. “Bugün namazı bize sen kıldır.” teklifleri alacakksınız. Onların verdiği bazı yemekli programlara katılın. Sizin güzel karakterleriniz kısa sürede bir sürü saygın dostu etrafınızda halkalandıracaktır.” dedim. İntrafaith kelimesini kullanmakla alakalı dediğim kale alınacağını zannetmiyorum. O gün edindiğim hava buydu. Olsun, benim açımdan bir problem yok. Teklif var ısrar yok.

Cemaat’e sunabileceğiniz bir reçete var mı? 

Yıllar önce bir kitapta okumuştum. Kitabın yazarı araba yarışlarına merak sardığını ve bu konuda eğitim aldığını yazmıştı. İlk dersinde similasyonda yaşadıklarını anlatmıştı. Yazdığına göre similasyonda hızlanıyor birden arabası spin atmaya başlıyor, bir türlü arabayı düzeltip yoluna devam edemeğini gören hocası eliyle kafasını tutup yola çeviriyor ve bu iş için en ömenli kuralı söylüyor. “Yola devam etmek istiyorsan, arabanın spin attığı tarafa değil asıl gitmek istediğin istikamete bakacaksın. Yoldan gözlerini asla ayırmayacaksın.” Hizmetin yapacağı da bu olacak. Atılmağa çalıştıkları istikamete değil gitmek istedikleri asıl hedefe fokus olacaklar. Nefsini ve neslini ıslah etmekle Allah’ın rızasına ulaşmak gayesi daha bir canla başla sarılacaklar. Her tarafta Nur-u Muhammediyi şehbal açtırmak düşüncesi niyetlerden fiiliyat dönmeli. Bunu biraz açacak olursam, hizmettekiler “İslam’ı güzel ahlakımız ve iyi bir temsille anlatmalıyız.” diyorlar. Bunun ehemmiyeti ve gerekliliği her türlü tartışmanın üzerindedir. Ancak iyi bir temsilin yanında doyurucu bir bilgiyle hakikatı anlatmak da gerekiyor. Amerikadaki Türk toplumu özellikle Hizmet hareketindeki insanların bir resmini çekecek olursak: büyük çoğunlukla dil bilenin dini bilgi itibariyle eksiği var. Dini bilgisi olanın da dil problemi var. Biraz da bu sebepten “Güzel bir temsille anlatalım.” hakikati bazıları itibariyle bir öğrenme gayretsizliğine bile sebep olabiliyor. O kadar ki İmanın altı şartını bile İngilizce olarak tatmin edici bir şekilde ifade edememe söz konusu.

Amerika’daki kültür merkezleri sayısız programlar yapıyor, insanları davet ediyor. Gelen insanların büyük çoğunlukta İslam’a bakış açılarını pozitif yönde değiştirdiklerinden de eminim hatta şahidim. Ama bu kültür merkezlerinin, mesela İman esaslarına dair dört beş haftalık bir ders serisi yaptıklarını hiç duymadım. Belki evlerde yaptıkları sohbetlerden dolayı buna gerek duymuyor olabilirler. Ama on bir yıllık tecrübelerimin bana öğrettiği bir şey varsa o da şudur. Türkiye’deki gibi bir sohbet tarzı Amerikalılara pek fazla gitmiyor. Amerikalılara beşer veya altışar haftalık dersler konulmalı. Bu derslerin haftalık müfredatı, hangi kitapların veya metinlerin okunacağı belirtilmeli. Hatta belki dersin sonunda bu derse katıldığına dair bir sertifika verilmelidir. Amerikan tarzına uygun yapılacaksa 20 veya 25 usd katılım parası ilave edilmeli. Kültür merkezleri böyle pragramlar yapmağı için Kültür merkezlerine gelip yiyip içenler, bakış açısı pozitif yönde değişip İslam’a ilgi duyanlar bir camiye gitme ihtiyacı duyuyorlar.

Bir başka konu Hizmet Hareketinin yurt dışında muhatap olduğu kitle –yabancılar itibariyle söylüyorum-hep orta yaş ve üstü insanlardır, gençlere yönelik çok ciddi bir çabadan henüz bahsedemeyiz. Bunun için evvela ciddi bir insan kaynağına, sonra maddi kaynağa ihtiyaç var. En azından Gençlerin gelip helal dairede eğlenebilecekleri gençlik merkezlerine ihtiyaç var. Bu başlı başına uzun bir tahlil gerektirir, şimdilik bu kadarıyla kalsın.

Bu toplu çıkış yepyeni bir misyona ve fırsata dönebilir.

   

Tarih bize gösteriyorki tarihin seyrini değiştirenler genellikle göçebelerdir. Ve böylesi toplumsal fırtınalar, arkasından baharlar getirmiştir. Kayı boyu şartların zorlamasıyla Anadolu’ya geldiler. Bu göçleri sırasında ne kadar mutluydular?

Özellikle ilk nesle sormak lazım çektikleri çileleri. Ama çocukları ve nesilleri Osmanlı İmparatorluğunu kurdular. Mevlana’nın ailesi yurtlarını terk ederken kim bilir nasıl sarsılmış, nasıl ümitsizlikler yaşamışlardır ama Mevlana Anadolu’dan bütün dünyaya ışık olmuştur. Bugün bütün dünyayı bir şekilde etkileyen Amrika yine vaktiyle kendi ülkelerinde tutunamamış veya duramamış insanların eseridir. Hasılı nice mücevherler varki başka memleklerin madenlerinden çıkar, diğer memleklerin krallarının taçlarına süs olurlar. Hizmetin bu toplu çıkışı ve coğrafyalara yayılışı bütün zorluklarına, acılarına ve travmalarına rağmen bana hep bunları hatırlatıyor. Eğer bu ağır travmadan bir an evvel kurtulup yeniden Hzimetlerine hız verirlerse, bu, Hizmet hareketine yepyeni bir misyon, onur ve muvafakiyetin fırsatı olabilir. Bu çoğrafyalara yayılış, şimdi Hizmet’e yeni bir vazife daha yükledi diye düşünüyorum.

Hizmet Türkiye’de sadece kafası ve kalbi aydınlanmış mühendisler, doktorlar, öğretmenler yetiştirmekle meşgul oluyordu. Kur’an kursları açmak, hafız yetiştirmek, camilere imam bulmak bunların çok fazla tasasını çekmiyordu. Nasıl olsa bunu yapanlar vardı. Ama şimdi buralarda özellikle Amerika ve Avrupa’da İslamın geleceği ve müslümanların ihtiyacı için imam, vaiz, hafız ve dailer de yetiştirmeyi gündemine almalıdır. Hizmet Türkiye’de kolejlerde fen, matematik, fizik, biyoloji öğretirken rehberlikle, okul saatleri dışındaki sohbet ve derslerle de öğrencilere iman, İslam, namaz ve ahlak öğretiyordu.  Ama aynı anlayışın burada başarılı olması çok kolay görülmüyor. Şu an faklı hizmet alanlarına da bakmak gerekiyor. Kanaatimce Hizmet hareketi mevcut hizmetlerine dört alanı daha ilave etmelidir.

  • Ana sınıfından liseye kadar dini eğitimin de verildiği okullar açmak. Yurt dışında müslümanların ihtiyaç duyduğu okullar bunlardır. Türkiyedeki kolej tarzı okullar değildir. Şu an çocuklara dini eğitim vermek için Türk kültür merkezlerinde haftasonu okulları yapılmaktadır. Elbette hiç yoktan iyidir ama asla yeterli değildir. Haftada 45 dakika Kur’an-ı Kerim, Türkçe ve Din kültürü dersiyle buradaki nesilleri yetiştirmek mümkün değil. Onun için dini eğitimin haftanın diğer günlerine yayılacak şekilde müfredatında olduğu okulları açmak elzemdir. Bu okullarda iki farklı program uygulanmalıdır. Bir tanesi seküler eğitimin ağırlıklı olduğu program. Bununla dinini öğrenmiş ahlaklı mühendisler, doktorlar, avukatlar vs yetiştirmek suretiyle Fethullah Gülen’in ifade ettiği gibi asimile olmadan gittikleri ülkelerin sitemlerine entegre olabilen nesiller yetiştirmek hedeflenmelidir. İkinci program geleceğin din adamlarını yetiştirmeğe matuf olmalıdır. Bunlar ilkokuldan hemen sonra hafızlık programına alınarak Kur’an ezberletililmeli bu arada ya home school tarzında ya da hafifletilmiş şekilde seküler dersler verilmelidir. Ortaokulun sonunda hafızlığını bitirmiş olanlar Arapça konuşulan bir ülkede lise ve üniversite eğitimleri aldıktan sonra bulundukları ülkelere geri gelmelidirler. O ülkelerin üniversitelerinde en azından master yapmaları teşvik edilmelidir. Hafız olmaları çok önemli zira buralarda bilgisi ne kadar fazla olursa olsun hafız olmayanı alim olarak kabul etmiyorlar. Arapçayı konuşuyor olmaları da son derece mühimdir.

Böyle okullar açabilirse Hizmet Arabı, Pakistanlısı ve Afrikalısıyla bütün Müslümanların ihtiyacını giderecek bir zemin oluşturmuş olur. Aynı zamanda her kesimden Müslümanların buluşabileceği bir platfom oluşturur.

  • İslam klasiklerini halkın anlayabileceği bir lisan gittikleri ülkelerin dillerine tercüme yapacak bir yayın evi kurmak. İslam klasikleri derken hadis, tefsir, kelam, fıkıh ve tasavvuf gibi İslami ilimlerin en önemlilerinden başlayarak tercümeyi kast ediyorum. Şu an bu işte zirveyi tutanlar selefilerdir. Kendi anlayışları dışındaki bütün anlayışları sapıklık hatta kafirlikle itham ediyorlar. Maturidiler, Eşariler hepsi sapık tek doğru anlayış Selefilerindir, ehl-i sünnet vel cemaat yanlız Selefilerdir diyorlar. İşlerine gelen kitapları tercüme ediyor, diğer kitapları ademe mahkum ediyorlar.

  • Master ve doktora bazında İslami ilimlerim öğretildiği üniversiteler kurmak. Bu üniversitelerin bünyesinde düşünce kuruluşları bulunmalıdır. Hatta belki bu düşünce kuruluşu ile işe başlamak daha kolay olabilir. Dünyanın her tarafındaki akademisyenleri artık internet ortamında buluşturmak bile mümkündür. Bu düşünce kuruluşları dünyanın her tarafındaki müslümanlara açık, sadece müslümanların dertlerine değil dünyanın geri kalanına da bir şeyler söyleyebilen, çözümler sunabilen kuruluşlar olmalıdır. Mesela İslam dünyasında hali hazırda bir bilgi ve düşünce krizi var, ahlak krizi var, devlet ve yönetim krizi var . Gücü elden eden bir şekilde diktatörlüğe dönüşüyor. Bunu yaparken din, pozitif veye negatif olarak en fazla kullandıkları argümanlardan birisi oluyor. Acaba çağın gerisinde kalmadan, İslamın özünden kopmadan islami bir yönetim olabilir mi? Bugün İslam ülkelerinin hemen hemen hepsinde az-çok İslami bir yönetim talebi var ama modern unsurları da içinde bulunduracak bir şekilde İslami bir model yok. Öyle olunca ortalık bu talepleri dile getiren radikal gruplara kalıyor. Daha somut bir örnek verecek olursam mesela Fethullah Gülen yıllar önce “Demokrasiden dönüş yok.” dedi ve çok enteresan bir şey daha ilave etti buna “Laisizmi sekülerizm olarak anlayan kimseler tamamen meseleye dünyevilik şeklinde yaklaşıyor. Öyle olunca idaremizin içinde hiç bir uhrevilik olmasın, hiç bir ukba olmasın diyorlar. Oysaki bana göre -mümkündür veya değildir- Demokrasi, insanların bütün ihtiyaçlarını karşılamaya cami’ bir sistem şeklinde dizayn edilirse şayet, ben, kabre kadar benim hayatımı yaşamaya yaradığı gibi, kabirden öte benim problemlerime cevap vermesini de çok arzu ederim.” Bu düşüncelere mukabil gittikçe yayılan Selefi anlayış “Demokrasi küfürdür, oy kullanan kafirdir.” diyor ve buna işte şu ayet, falan hadis delildir diyebiliyor. Hizmetteki ilahiyatçılar “Demokrasiden geriye dönüş yok.”un altını veya şeklini ayet ve hadislerle doldurabiliyorlar mı? hizmetteki akademisyenlerin “Kabre kadar benim hayatımı yaşamaya yaradığı gibi, kabirden öte benim problemlerime cevap verecek” bir demokrasi anlayışı üzerinde kalem oynatıyorlar mı? Ben böyle düşünce kuruluşlarında bunlara cevap aramasının ciddi faydalar getireceiğini düşünüyorum. Bu düşünme ameliyesini yapmanın zemini İslam ülkelerinde yoktur. Dolayısıyla yurt dışında yaşayan müslüman entellektüellere düşüyor bu iş. Amerika’da hizmetten pek çok akademisyen olduğunu biliyorum. Daha bir kaç gün önce Florida’da on dokuz yaşındaki bir genç bir liseyi basıp on yedi öğrenciyi öldürdü. Geçen sene on sekiz tane bu şekilde okul basıp ateş etme hadisesi var. Bu düşünce kuruluşları bunlar için bir çözüm öresi de getirebilmeli. Amerika’daki Afrikan Amerikanların durumuna Avrupa’da gettolardaki Müslüman gençlerin gerek kendilerine gerekse içinde bulunduğu ülkelere verdiği veya vereceği zararların önüne nasıl geçilebilir, bunlara da eğilmeli.

  • İslamın 1000 yıllık müesseselerini ıslah ederek Amerika ve Avrupa’da yeniden tesis etmek. Medreselerin kapatılmasını hep eleştirdik. Kapatmak yerine ıslah etmek gerekiyordu deyip duruyoruz. Öyle de olmalıydı. Buralarda onları yeniden ihya etmek mümkündür.

Burada bir kaç nesil büyüttüğümüz zaman muhtemelen Türkçe okuyup yazanları azalacak belki de bazıları kendileri Türk, Arap veya Pakistanlıdan ziyade Amerikan olmaya daha yakın görecek. En fazla “ben Türk-Amerika’nım, Arap-Amerikanım” diyecekler. Bu anlaşılır bir durum olabilir ama “Ben Müslüman değilim.” Hatta “ben Katolikim, Protestanım.” İşte bu kabul edilemez. İslamın 1000 senelik ilim aşkını, mayasını ve asaletini taşıyan o medreselerin burada canlandırılması bu cihetle çok çok önemlidir. Bu yapacağım tespit bencileyin olabilir yani subjektif, akademik müesseseler ile halk arasında sanki biraz resmi, biraz soğuk bir mesafe var. Normal halka nufus edemiyorlar. Bu teklifim Hizmetteki bazı insanlara çok uçuk hatta gereksiz gelebilir ama ben yetmiş sene sonra Fethullah Gülen’in şu an talebeleriyle ders okuduğu mekanların çok saygın bir İslam medresesi –daha güzel bir isim bulunabilir-olmasını çok arzu ederim. Bugün Filedelfiya, Kaliforniya veya Amerikanın başka eyaletlerinden Yemen, Batı Arfika ve Arabistandaki medreselerine gidip icazet alan ve buralarda çok saygı duyulan insanların ilim irfan için bu müesseseye şeddi rihal etmelerini çok arzuluyorum. Keşke bu iş şimdilerde başlasa. Fethullah Gülen hoca efendinin mevcut talebelerinin yanında en az on tane ilk okulu bitirmiş kabiliyetli çocuk hafızlığa başlasa, hafızlıklarını bitirdikten sonra kendisinin feyz ikliminde ulum u arabiyeyi alsalar. Aksansız İngilizce konuşabilen, İslamın 1400 yıllık mirasının yoğrulmuş müesseselrin ruhunu alan geleceğin hadis, tefsir alimleri olacak bu mübarek oluşumun ilk taşının kendisi tarafından konulması Allah’tan ümit ederim.

Süreç’te Cemaat’in yanında yer almanız konusu?

Cemaat’in yanında durma ısrarım yok, Hakk’ı ifade isteğim var.

Gittikçe hayat felsefem olmaya başlayan bir sözü prensip edinmeye çalışıyorum: “Basit olma ama basit yaşa, sıradan olma ama sıradan yaşa.” Abartmadan, fantazilere girmeden basitçe değerlendirmeler benim için daha anlamlı. Defalarca söyledim, yine söylüyorum hangi cemaatten, partiden, hizipten veya gruptan suça kim bulaştıysa adil yargılanıp cezalandırılmalıdır. Ama suç şahsidir. Kuran’da bunu söylüyor, evrensel hukuk da. Bir aileden birisi bir suç işlese ailenin tamamı bundan sorumlu olmaz, ailenin akrabaları hiç olmaz, varsa ailenin aşireti hiç hiç olmaz. İlk başladığında bir “paralel yapı” uydurdular. Hükümet memurlarımız amirlerini değil, “imamlar”ını dinliyor dediler. Benim tavrım, böyle bir şey varsa kabul edilemez, disiplin mekanizmalarını mı işleteceksiniz yoksa mahkemeleri mi? Adil yargılayın gereğini yapın dedim. Bir hukuk devletinde başka ne denilebilir? Ama çok kısa bir süre içinde işin renginin farklı olduğu ortaya çıktı. Yurt dışı gezileri yapıp para verip “okulları kapatın!” demeğe başladılar. Olacak iş mi bu? Benim ülkemde memur amiri dinlemiyor diyor ama başka ülkelerdeki okulları kapatıyor, siz de bunun yanlışlığına dikkat çekince hakkı ifade etmiş oluyorsunuz. Cemaatin yanında durmak değil bu.

Rıza Zerrap’ın Amerika’da yargılandı ve her şeyi itiraf etti. Arkasından bir zamanlar milli kahraman ilan ettikleri bu adama İran, CİA ajanı deyip mallarına el koydular. Bunlar gösterdi ki 17-25 Aralık tam anlamıyla gerçek bir yolsuzluk operasyonuydu, öyle “darbe ihtilal” değildi. Ben, görevini yapan bu adamları alkışladım. Tabi bu cemaatin yanında durmak gibi oldu. Hayret edilecek bir şey! AKP’ye muhalif olanlar Zarrap’tan rüşvet almayan bir memur Teoman’ı göklere çıkarıyorlar ama bu adamı ve çetesini delilleriyle ortaya çıkarıp Türk yargısına teslim eden o kahraman polisleri yokluğa mahkum ediyorlar. Bu iki yüzlülük değil mi?

Bu olaylardan sonra suç unsuru olarak hiç bir şey bulamayan AKP, dizi senaryolarıyla cemaat şeytanlaştırılmaya başladı. Bunlardan en etkili olanı “Peygamberin kamyon kasasına bindirilme sahnesi idi.” Meydanlarda “Bunlar peygamberi Miraçtan indirip kamyon kasasına bindirdileeeer.” dedikçe birileri, kalabalık adeta çılgına dönüyordu. Sosyal medyada kiyamet kopuyordu. Benim için olay basitti. Sahne kötüydü. Ama Rüyada Peygamberi görmenin hükmü nedir? Caizidir. Kamyona konulmuş yaralı bir askerin rüyada peygamberi görmesi mümkün müdür? Mümkündür. Kamyona binmek Peygamber için hakaret midir? Niye olsun ki efendimiz eşeğe bile binmiştir. Hatta eşeğinin adı Ya’fur’dur. Peygamberin miraçtan indirilip kamyona bindirilmesi iddiası ise hem yalandır hem eğer buna inanlıyorsa, bu itikadi bir bozukluktur. Diyanetin buna mudahele etmesi icap ederdi. Böyle düşünmek ve bunu ifade etmek cemaatin yanında durmak değil, doğruyu ifade etmektir.

Bu şeytanlaştırmaların en acımasız yapıldığı bir konu da Suriye dinlmesi idi. Başbakan miting miting geziyor, etkili cümlelerin arkasına “ulusal güvenliğimizi tehlikeye attılar.” diyordu. Zaten yükseltilmiş olan milliyetçilik dalgasıyla insanlarda bununla adeta kendilerinden geçiyorlardı “vay hainler, vay ajanlar” diyorlardı. Benim için -şimdilerin moda tabiriyle- yine yükselmeğe gerek duymadan sakince düşünmek esastı. Biraz da kahve ağzıyla “Yahu kardeşim seni CİA dinlemek ister mi? İster, MOSSAD ister mi? İstemez olur mu? Almanya, Yunanistan, Rusya, İran, Suriye dinlemek ister mi? Tabiki ister hem de en son teknolojilerle. Hatta bu Suriye dinlemsini de onlardan biri yaptı. Sen dinletmemelisin. Senin görevin bu. Hal böyleyken nasıl oluyordu da karanlık odalarda, en mahrem meseleleri konuşan en yetkili insanların, en gizli toplantısı youtube düşüyor? Ülkenin ulusal güvenliğini en başta koruyamamış olan kişi başbakandı sonra üstünden astına alt kademe. Onların istifa etmeleri gerekiyordu. Ne istifa ettiler ne de bu dinlemenin kaynağını ortaya koyabildiler.

F… kelimesini dört sebepten kullanmayı redediyorum

F… kelimesini kullanmayı ret ettim. Türkiye’deki dindarlar yaklaşık yüz elli sene “irtica” ve “mürteci” kelimesi ile dövüldü, engellendi hakları yenildi ve perişan edildi. İslam’a ve müslüman’a açıktan saldıramayanlar takiyye yaparak bu kelimelerin ardından bu kötülükleri yaptılar. Onun için “irtica” küfrün takiyyesidir. “F…” kelimesi de nifakın takiyyesidir ve Türkiyedeki bütün cemaatlerin boynuna geçirilmiş bir ilmiktir. İstedikleri zaman alttaki tabureye tekmeyi vuracak bir posizyonda bekletiyorlar. Ben en az dört sebepten dolayı bu kelimeyi kullanmayı ret ediyorum. 1- her şeyden önce koskoca bir yalan olduğu için. 2- AKP’nin elinde bütün muhaliflerini susturan bir zulüm aracına döndüğü için 3- CHP zihniyeti-şeçmenleri demiyorum- tarafından bir zamanların “irtica” kelimesi gibi kullanması ve bütün dindarlara saldırma aleti olduğu için. 4- Hucurat suresinin 11. Ayetine göre lakap takmak olduğundan haram olduğuna inandığım için

E “15 Temmuz ne oluyor?” belki diyebilirsiniz. Benim için tam da zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Cevapsız binlerce soruya rağmen net olan şu gerçek var. Saatler öncesinden biliniyordu. Engellenmedi, kontrollü bir şekilde dünyanın en salak ve acayıp darbesi sadece iki şehirde sahne aldı. NATO’nu ikinci büyük ordusuna ve neredeyse sayı itibariyle bir o kadar polise sahip olan ülkemde güvenlik güçleri yerine halk meydanlara davet edildi ve 250 yakın şehit verildi. Bu arada siyah transportırlardan halka açılan ateşler, asker kafası kesen tipler, o gece dağıtılan ve sayısı bilinmeyen silahlar vs..vs… hemen ertesi sabah tutuklanan binlerce hakim, savcı, öğretmen vs… vs… Neticede bugün askerden daha fazla darbeden tutuklanan öğretmen, doktor, akademisyen, esnaf, memur, ev kadını ve emekli var. Ne 15 Temmuz’dan önce ne de sonrasında hiç birisinde bir çakı dahi bulunmamış insanlara yapılan bütün haksızlıklara gerekçe olarak sadece 15 Temmuz gösteriliyor. Bu da 15 Temmuz’un en büyük aktörünün AKP olduğu gerçeğini ortaya koymaktan başka bir anlama gelmez. Bununla beraber cemaaten bazı insanların buna dahil olduğu görülüyor. Fethullah Gülen onları yıllardan beri anlattığı değerlere ihanetle suçladı. Geçen Adem Yavuz Arslan’ın röportajında “Bazı abiler AKP tarafından devşirildi ve alttaki insanlar buna dahil edildi.” dedi. Bu benim de düşündüğüm bir ihtimaldir. Ancak ben sadece bu “devşirilmiş abi”lerle bu çok bileşenli ve salakça darbeye katıldıklarını zannetmiyorum. Zira cemaat mensuplarının darbe yapması kesinlikle mantıklı değil. Başarılı olsalardı bile bu onlar için intihar olurdu. Çünkü dünyanın 170 ülkesine yayılmış, hep sevgi ve barış mesajları vermiş ve oraya gittikleri günden beri de fiilen bunu ortaya koymuş bir hareket kendi ülkesinde böyle bir şey yaparsa kendi ülkelerinde korkunç bir nefret diğer ülkelerde de dediğim gibi intihar etmiş olurlardı. Onun için Hizmet hareketinin böyle bir intihara girişmesi asla mantıklı değil. Bırakın tek başına böyle bir darbeye teşebbüs, planlanmış bir darbeye katılmaları dahi mantıklı değil. Bu yüzden Erdoğan’ı marmaris’te koruyan polis, dalamandan İstanbul’a getiren pilot, darbenin merkez üssü Akıncı’yı vuran beş pilot, o gece vurulan ve madalya verilen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler’in koruma müdürü Yüzbaşı Burak Akın ve o gece sokaklarda darbecilerle çarpışan binlerce polis sonradan F… suçlaması işten atıldı veya hapsedildi. İzahı var mı bunun? En kuvvetli izah Hakan Fidan ve Hulusi Akar’ın marifetiyle bütün ordunun beraber planladığı bir darbe olarak göstererek bu “devşirilmiş abiler”le bazıları tuzağa çekildi. Bu tuzağa çekilmiş olanların işin arkasında Akar’ı görmeselerdi sırf “devşirilmiş abiler”le dahil olacaklarına ben ihtimal vermiyorum. Şayet böyle bir şey varsa bu ciddi bir problem anlamına gelir. Bu işin karanlıkta kalmasının vebali iktidarın boynunadır. Çünkü hiç bir şekilde işin aydınlatılmasını istemiyor.

Diyanet raporu tam bir faciaydı. Diyanetin bir utancıdır. Ben dayanamayıp sosyal medyada yaptığım canlı yayında yaktım o saçmalıkları. Bir din adamı olarak yapılandan utanç duydum. Bakın ilk defa size bir şey söyleyeyim. Hatırlar mısnız bilmem Hayreddin Karaman köşesinde cemaatin yolda çıkma tarihi olarak 2013 verdi. Ama bu diyanet raporuyla firak-ı dalle dediği raporun ilk 39 sayfasında fetullah Gülen’den 58 alıntı yapmışlar ama sadece 3 tamesi 2013 ten sonra gerisi 1978, 80,90 vaazlarından alınmış. Şimdi 2013’ten önce yayınlanmış kaset ve kitaplardan fırakı dalle olduklarına hükmediyorsanız neden 2013 senesine kadar hiç bir şey söylemediniz? Hanginiz yalan söylüyorsunuz, Hayreddin Karaman mı Diyanet mi? Hayreddin Karaman ve Diyaneti yalan kelimesiyle yanyana getirmek çok rahatsız ediyor beni ama malesef şunu söylemek zorundayım ikisi de yalan söylüyor. Bu kadar yalan dolan karşısında fevkalde üzgünüm. Bunları dile getirince cemaatin yanında durmak gibi oldu ama bemim öyle bir ısrarım yok.

 Bir de Prof. Suad Yıldırım’ın meali üzerinden cemaati vuruyorlar ki Allah u Tealaya –haşa- yalan isnad ettiklerinin farkında bile değiller. Allah u Teala “Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (Hicr:9) buyururken, başta Türkiye gazetesi camiası olarak algı yapanlar “Bunlar Kur’an’a 600 ayet ekledi.” dediler. Bunlar ya Kur’an ile Kur’an mealinin ne demek olduğunu bilmiyorlar yada bile bile algı için yalan konuşuyorlar. Bir örnekle bunu açıklayayım. Mesela Bakara suresi 124. Ayete bakarsanız 124 – Şunu da hatırda tutun ki: Bir vakit Rabbi İbrâhim‟i birtakım emirlerle sınamıştı.O da onları hakkıyla yerine getirdiğinden Rabbi kendisine: “Seni insanlara başkan (İmam) yapacağım” dedi. İbrâhim: “Ya Rabbî, neslimden de başkanlar çıkar” deyince, Allah: “Zalimler ahdime (nübüvvete) nail olamazlar” buyurdu. [6,161; 16,120-123; 3,67-68; 37,113; 14,40; 22,78] {KM, Tekvin 12,1; 17,11; 22,1-10; Matta 3,9; Luka 1,73} Suad Yıldırım hocanın parantez içinde kırmızı yazılarla bazı rakamlar verdiğini görürsünüz. Demek istiyor ki Suad hoca bu konu aynı zamanda 6. Surenin yani Enam suresinin 161. Ayetinde de geçiyor. Sonra KM yani Kitab-ı Mukaddes deyip Tekvin kitabının 12. Babının 1.ayetin,17.babın 11. Ayetinde, 22. Babın 1 den 10 kadar ayetlerinde buna benzer bilgiler var demektedir. Bu iyi bir ilmi çalışmadır. Meal Kur’an değil. Aynı yaeyin dinayet tefsirine (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir. Hayreddin Karaman, Mustafa Çağrıcı, İbrahim Kafi Dönmez, Sadrettin Gümüş)bakın hem ayet numaralarını veriyor kitab-ı mukaddesten hem de bizzat meallerini veriyor. Suad hoca İncilden sadece numaralar veriyor. Şimdi sırf bunu yaptı diye dinler arası diyaloğu da katarak “Bunlar Kur’an’a 600 ayet ekledi. Kur’an’ı tafrif etti.” diye algı yapıyorlar. Gidin diyanete bakın eğer bu tahrifse esas Diaynet tahrif yapıyor demektir. Bu bir bozmaysa Diyanetin İslam ansiklopedisinin arş maddesine bakın. Allah’ın arş gibi haberi bir sıfatı izah ederken ilk Kitab-ı Mukaddes’ten aldıkları ayetlerle başlıyorlar izaha. Hasılı kelam bu kadar yalan, aldatma ve algı karşısında gerçekten midem bulanıyor bunları dile getirmeğe çalışıyorum. Cemaatin yanında ısrarla durma niyetinden değil bunlar. Kaldı ki 25 senedir tanıdığım, okuduğum bu insanların yanında durmakta hiç bir sakınca görmüyorum.

16 COMMENTS

  1. Arvasi abi alice harikalar diyarında yaşıyor galiba. Türkiye’yle bağlantısı kopmuş. Cemaatin istihbarat/komplo aşkının zirve yaptığı yılları pas geçmiş.

    Bir de cemaattekilerin bile artık kabul etmeye başladığı darbe olayını, sadece devşirilmiş birkaç kişiye bağlamak mı? Bir gözden geçirelim:

    1) Cemaatin birçok üyesinin nedense aynı gün Ankara’nın bilmem ne bölgesine akın akın tarla bakmaya, film çekmeye vs. gitmesi
    2) Adil Öksüz ve Kemal Batmaz’ın darbeden üç dört gün önce Amerika’ya gitmesi. Gülen’le ne konuştular? İzahat var mı, yok!
    3) Osman Özsoy’un TV’de ballandıra ballandıra darbe imaları! O günlerde olunacak en iyi hizmet makamı albaylıkmış! Niye?? Askerlere namaz kılmayı öğretsin diye mi.
    4) Tuncay opçin’in darbe günü “yatakta basacaklar, şafakta asacaklar” twiti atması. Açık açık darbe tehditi bu. Bu adam mahrem imamlardan. Eğer devşirilmiş darbeciler varsa, bu adam herhalde onların irilerindedir. Peki darbeden sonra cemaatten tard edildiğine, uzaklaştırıldığına şahit olduk mu?
    5) Daha Zaman gazetesinin tam 1 yıl önceki reklamı, Kerim Balcı’nın ve daha birçok cemaat üyesinin darbe akşamı milleti sokağa çıkmamaya teşvik etmesi, hatta tehdit etmesi gibi bir sürü detay..

    Uyanın! Ya da uyanıksanız, aklımızla alay etmeyin!

    • OKK bitmissin. Daha kaliteli trol yetistir. Bunlarla duvara tosliyacaksiniz. Perincek, Saldiray Berk, ve seytan ittifaki sizlere sesleniyorum, Hizmet’ten kimse bu sacmaliklarla kaydiramazsiniz. Perincek napsin arkadas adam tek seytan, simdi hirsiz var onla idare edior. Gelecek karanlik bunlar icin.

      • Sıradan vatandaşım. Cemaattenmiş gibi izlenim vermeye çalışmıyorum. Değilim. Soyadına hürmeten Arvasi abi dedim, yoksa cemaatten kimseye abi demem.

        • Ben de sıradan bir hizmet mensubuyum. Omer Aziz’den daha sıradan olduğum da kesin. Hiçbir ihtimali saf dışı bırakmasam da, sıradan ihtimalleri vakıa gibi sunanları da anlayamıyorum. Beş tane ithamı savcı gibi arka arkaya saymışssın da bunlar Hizmet’i şüpheli yapar, suçlu değil!
          Şu her şeyin karman-çorman olduğu ortamda ihtimalleri gerçek gibi sunma kolaylığı ile işin içinden çıkacaksak, ben de o zaman Adil Öksüz, Kemal Batmaz devşirme ve sırf sen bu suçlamada bulunasın diye göstere göstere gittiler der ve bu ihtimali gerçek gibi gösterebilirim. Tuncay Opçin, Osman Özsoy gibi geveze olduğu için her daim saçmalama şansı yüksek adamların okulların levhalarının söküldüğü, kitapevlerinin basıldığı bir zamanda güya insanlara moral vereceğim diye kendi kendine görev vererek yıldızlaşma amacı güttüğünü veya hatta onların da devşirme olduğunu iddia edemez miyim? Bak çözdüm olayı, kaç yıl ceza vereyim sence bunlara?
          Açık açık darbe etmişmiş. Yaa, zaten genelkurmay da Tuncay Opçin’e kilitlenmişti ne diyecek diye! Kerim Balcı sokağa çıkmayın demişmiş. Ben de dedim ne var! Adamlar asker boğazladı, yetmedi iki faklı sosyoloji birbirine mi girseydi sabaha kadar? Napıcaktık dışarı çıkıp, tank mı durduracaktık? Biz o kadar geri zekalı mıyız? O üç-beş tank paşa paşa kışlaya geri dönecekti. O 250 kişinin canından kim sorumlu şimdi. Dışarı çıkın diyenler mi, çıkmayın diyenler mi?

          • Yukarıda sorduğum sorular gayet geçerli sorular. Kafanızı deve kuşu gibi kuma gömmek isteyen kendi bilir.

            “O 250 kişinin canından kim sorumlu şimdi. Dışarı çıkın diyenler mi, çıkmayın diyenler mi?”

            Hain darbeyi planlayan, yapan, halka kurşun sıkanlarla birlikte onları alkışlayan, destekleyen, o gece darbe başarılı olsun diye duaya duran herkes sorumlu.

            Çıkın diyen de çıkan da çok doğru yaptı. Bir darbe yalnızca böyle durdurulabilirdi.

  2. Degisik.
    Dervis misali bir roportaj.
    Orjinal dini tespitler.
    Bircok yonuyle, dogru gibi, ama cemaate birsey kondurmamis! Yada cemaatin yaptigi yanlislari cok basitmis gibi gecmis…

    Bu arada birkac dugune gec kaldim, kusura bakmayin.

    Yeni yorumcu arkadaslar goruyorum. Mehmet A. hosgeldin.
    Onceki yazilara yorum yapan Saloh sende hosgeldin.
    Yorumcularin tesbitleri cok orjinal, en az yazi kadar.
    Ahmet Koca, Tamer Guder, Ahmet Gumus, zaten bu sitenin kiymetli yorumculari, zevkle yorumlarini takip ediyorum.
    Mr. Hamilton’ da guzel edebiyat yapiyor. Yanlis anlasilmasin, edebten uzaklasilmamasini soyluyor. Birazda, sis ve kebap I yakmiyor.
    E.T.Aytav, a yorum yapan Ibrahim de, aman bize dokunmayin, donen carklari(kirli) bozmayin der gibi.

    Asagida simdi bir ‘ironi’ paylasiyorum, yorumu sizlere kalmis..;

    Hizmeti ayaklara dusurmeyin canim kardesim.

    Sayin abilerimiz aynen devam etmelidir.
    Amerikayi tekrar kesfetmeye gerek yok.
    Halihazirda ki kadrolar pekala cok guzel isler cikardi, bundan sonrada cikaracaktir.

    Nifak cikarmak isteyenlere firsat tanimamali. Kendini yetistirip, potaya girmeye baksin sonrada sirasini beklesin.. Makami istesin.

    Arkadaslarimizdan, kardeslerimizden esnaflik kabiyeti olanlari gecikmeden yonlendirmeliyiz. Baslarinin caresine baksinlar. Tazminat vs. imkanda vermemeli, hazineyi zayiflatmamali.

    Idarecilerimizin tutacagi el-fenirini izlemeliyiz.

    Esnaf abilerimizi tekrar gozden gecirmeliyiz. Bu donemde tam bizden olmayan zaten dokuldu gitti. Simdi geriye gercek esnaf abilerimiz kaldi. Onlarda kendilerini verecekleri miktarla ispatlamak zorunda. Yoksa onlar icinde secici olmaliyiz. Vermeyen esnaf neye yarar. Lami cimi yok.

    Esnafin cigerini biliriz. Esnaf yok diyorsa, ozellikle uzerine gideceksin, bak nasil bulup veriyor.

    Bu taktikler istisarelerde paylasilmali.
    Esnafi ic islere karistirmayacaksin.
    Egitim islerinden ne anlarki.

    Problem olan adamla hic ugrasmayacak, gecmiste ki sadakatine bakilmadan, local idarecinin verecegi kararla hemen isten el cektirilmeli. Basinin caresine baksin…
    Hic ugrasmayacaksin.
    Boylelerinin hizmeti babalarinin mali gibi kullanmasina musaade etmeyecek, hizmeti koruyacak, local idareci..

    Problemli adamlarin sikayetlerini dikkate almayacaksin, Boyle bos sikayet ve elestirilerle hic vakit kaybetmeyecek, idareciyi de yaptigi hatalar olabilir, arkasinda durup koruyacaksin. Idarecimiz, nasil olsa herseyi biliyordur.

    Hatta bundan sonra local idareciye ozerklik vereceksin bak hizmeti nasil inkisaf ettiriyor, saha kaldiriyor…

    Local idarecilerin, yakinlari, tanidiklarindan belli olcude kadrolasmasina musaade edeceksin ki, guvendigi ekip ile harmony icerisinde calisabilsin.

    Hatta, hizmetleri bu idareciler ve yakinlari uzerine kayit ettirmeliki, kendi mallari gibi calisip sahip ciksinlar.

    Degisik ulkelerde, vatandaslik alabilir, o ulke vatandasi akrabalari ile hizmetlere sahip cikabilirler. Bakin amudi hareketleri nasil goreceksiniz…

    Okullarin alim satiminda da encok himmet yapan(oyle gozukse bile farketmez) abileri destekleyecek, onlarin issiz kalmamalarida saglanmis olacak.

    Hatta, abimiz fazla fiyatla satmis olsa bile, problem yapilmayacak, cunku, zaten bizim abimiz, idareci abimizinde yakini. Hamili yakini gibi. Yine icimizde kaliyor demek, cok sorgulamayacaksin. Bilen biliyordur, vardir bir hikmeti. (Sayin Arvasi hocam, buna benzer birseyden cok onemli degil gibi bahsetmissin)

    Hizmet prensibi ile catisan durumlarda, idareci abinin yetkisi ile bu ozel durumdur deyip, meseleyi hic uzatmadan, idarecinin dedigi sekilde olmasina dikkat edeceksin.

    Isin gercegi ne olursa olsun, gercek olmasa bile bazilarinin efsane olmalarinin devamini saglayacaksin ki, harmony bozulmasin.
    Herhalde bazi hususi meselelerde yalan soylenebilir gibi, bir seye uyarlayacaksin.
    Cerbeze yapilmasinda bir sakinca olmayabilir. Akli plan dogruyu anlar nasil olsa.

    Cok uzatmadan, agir burokrasiye musaade etmeden, insaatlara, tefrisata, binalara, goruntuye yatirimi hizlandiracaksin.
    Cunku, getirisi, geri donusu yuksek oluyor. Cirolarin artmasi icten bile degil.

    Bu arada, rehberlik deyip, bir miktarida bu alanda harcamayi unutmamak lazim, ne de olsa, velinimet musterilere sunacak ikramimiz olsun..

    Biliyorsunuz, gunumuzde, reklam cok onemli, idarecilerimizin meshur olmalarinin onunu acacaksin. Eziklik hissetmesinler.

    Ozellikle de idarecilerimizin, gelecekten endise etmemeleri icin 7 sulalesini sigortalayacaksin ki, endise etmeden hizmetlerine devam edebilsin.

    Idarecilerimizin, gidip geldikleri yerlerde mahcup olmamalari icin, en guzel sekilde yasamalarina imkan saglayacaksin. En iyi mahhallede oturmasi, hatta EV sahibi olmasi vs. Yani kisaca ust duzey UN personeli gibi.

    Formul belli, Allah askina, daha fazla aheste revlik etmeyelim, aksiyona gecelim. Aktif sabir donemi bitti, simdi cikip, gumbur gumbur gumbur hizmet etme zamani.

    Gecmisi unutun, dun dundur bugun bugun.
    Gecmiste bazi hatalar olmustur, bunlari raflardan indirip cozmekle vakit kaybetmeyin, hak hukuk varsa, Allah(cc) affetsin. Kul hakkini Allah(cc) satin aliyormus, herhalde satmayacak cikmaz!(cikar mi dersiniz?)
    Neyse vakit kaybetmeyelim,

    Haydi yolunuz acik olsun.

    Nacizane, FAKIR…

    • Merhabalar
      Fikirler çatışmasından hakikat doğuyorsa, fikrimi beyan etmek isterim.
      Evvelen, seyyidlik (idarecilik) o toplumun hadimi olmak demektir. Yoksa amirlik zatı itibarıyla çok ta istenilmesi gereken birşey olmamalı.. Ustadın dediği gibi hilebaz kısmında aceze, seelenin işi ve bir nevi çimengelik olur hizmet ve hamiyet için değilse..
      Ikinciden, kimse ötekileştirilmemeli. Şahsen hizmeti severim ve halisane koşturanlar için gözümü kırpmadan canımı veririm diye düşünüyorum. Problemliden ne kastettiyseniz, belki ben de problemliyim kriterinize göre. Beni neden uzaklaştırırsınız? Kendi konumumda kabul etmeniz gerekmez mi?
      Hepimiz nefis taşıyoruz ve biliyorum ki iş çok zor. Bazen elinin sırtıyla hepsini itmen gerekecek ama olmaz. Böylece insan iki arada kalıyor.

  3. Sayin The Circle,
    Son roportajlari, “sizin icin onerilenler” kismina koyarsaniz, daha rahat ulasabiliriz.
    Thanks.

  4. Ağzın şeker şerbet yesin sevgili Mehmet Arvasi hocam! Umarım gözlemleriniz ve tespitleriniz gerekli yerlere ulaşıp, değerlerlendirilir!
    Saygı ve selamlarla.

  5. Sacit Arvasi’nin yapılan işlerde dini vurgudan kaçınılmaması gerektiği anlamına da gelen düşüncelerinin üzerinde durulması gerekiyor diye düşünüyorum. Sadece dindarların yaptığı faaliyetler dinimizin hanesine yeterince yazılmıyor. Hele hele işin içine dindar Hizmet mensuplarının hatalarının da İslam’ın hanesine yazılma riski var. Daha neyi saklıyoruz. Bütün dünya bizi İslami kimliğimiz ile bilmiyor mu. Aslında çok sayıda imamın, vaizin varlığı da bizi düzlüğe çıkarmaz.
    HE’nin çok da öğündüğümüz bir ders halkası var. Bu ilahiyatçıların araştırmacılarla bir araya gelerek İslam’ın neyi helal neyi haram gördüğü ile alakalı çalışmaları var mıdır diye merak ediyorum. Mesela Endonezya’da işçilerin üç kuruşa gece-gündüz çalıştırılması ile üç kuruşa satılan kıyafetleri almamız haram mıdır veya bir Müslümana yakışır mı? Korkunç derecede su, insan gücü harcanarak elde edilen palm yağı gibi katkı maddeleri içeren gıda maddelerini alarak dünyanın sonunu getirmek gerçekten helal mi? Daha yumurtasından çıkar çıkmaz sırf erkek diye öldürülen civcivlerden dolayı toplu olarak yumurta yemeyi bırakmak için modern dünyanın bu insani gelişmişliğe ulaşmasını mı beklemek gerekiyor yoksa deneme-yanılma terminolojisinden çıkıp Müslüman vicdanına göre hareket etmek, İslami terminolojiyi mi takip etmek gerekiyor?
    Kim bilir belki de bu hayati sorulara kendi terminolojimiz içinde ve zamanında cevap aramadığımızdan dolayı koca bir Müslüman topluluğun ahıretini de yakıyoruzdur, ne dersiniz? Birtakım çevrelere şirinlik olsun diye değil, karakterimizin gereği olarak modern dünyanın sorunlarına biz de eğilsek, tavır belirlesek, koyduğumuz tavrın altını doldursak dünya çapında birçok çevre kuruluşlarına, düşünce kuruluşlarına, bilim etiği çevrelerine ilham olurduk. Bu bizim için İslam için dünya çapında softpower alamına gelirdi. Araştırmacılarımız ve ilahiyatçılarımız dünya çapında söz sahibi olur, her bir müntesibimiz bilinçli tüketici olarak üretime, ekonomiye yön verirdi. Ben devlette söz sahibi böyle olunur diye düşünüyorum.
    Düşünüyorum da, Zaman gazetesi Almanya’da holding mağdurlarının sesi olsaydı, ortalığı birbirine katıp bu hakların verilmesini sağlasaydı, bugün en azından Almanya’da dindar insana olan bakış bu kadar bulanmazdı. Demek ki prensip önemli bişeymiş.
    Peygamberimiz Yahudinin sakalına, Hıristiyanın saçına gıcık olduğu için siz de şöyle saç uzatın, sakal bırakın demedi. Müslüman kimliği oluşsun, ayırt edilsin, içselleşsin diye bunu yaptı. Geçen zaman içinde Hıristiyanın saçı, Yahudinin sakalı türlü değişikliklere uğradı ama Müslümanın saç sakal takıntısı 1400 yıldır bitmedi, bitmiyor.
    Zaman açgözlü, sinsi, ucuzcu, yüzeysel, hırsız, cani, cahil, günün adamı, yobaz gibi sıfatların Müslüman kimliğine yapışmasını engellemek, bunlardan arınmış bir kimlik inşa ederek dünyaya sunmak.

  6. Sacit hocam dini tespitlerin güzel. Ancak cemaatin “hususi” denilen yapısıyla ilgili bilgin olmadığı görülüyor. Ben her yerde söylüyorum cemaat hususi denilen yapısının ceremesini çekiyor. sen öyle bir yapılanmaya girersen içine mit de girer it de girer. el bombasının pimini çeker kucağına da bırakır. Cemaatin önde gelen abilerine “hususi” yapı hakkında sorular sorun bakalım cevap verebilecekler mi? Hayır. Çünkü kazın ayağı öyle değil. Hizmetin, herkesin takdir ettiği eğitim,din,iman hizmetlerini perde yapmaya devam ediyorlar. Pazardaki teyzelerin, öğrencilerin , çocuklu bayanların tutuklanmasına vesile olan şey hususi yapıdır.

    Mesela tüm abi sıfatlı kişiler cemaatin illegal işlere bulaşmadığını iddia ediyor. O zaman neden baylok kullanmayı tercih ediyorsunuz? Onu geçtim kavganın başladığı zamanalara kadar “tedbbir tedbir” diye milletin başının etini yiyen cemaat yöneticileri baylok gibi bir ahmaklığı ısrarla neden cemaatin dört köşesine yaydılar? Sonra da aman inkar edin kabul etmeyin diyerek iki tarafı da kendileri okuyorlar. Akp’nin tabanını salak yerine koymasıyla, bunların cemaat tabanını salak yerine koyması aynı şey.

    Zalim zulmünü 1 yapacakken bu hususi denilen bürokratik gizemli istihbari yapının yüzünden zulüm 5 oldu. soruyorum “evde kalan bir öğrencinin hapse girme olasılığı sıfırken,Baylok ile yüzde yüz’e ulaştı. Buna neden olan yöneticiler bir sorumluluk kabul ediyorlar mı? sanmıyorum. Baylok sadece bir mesele ve en bilineni olduğundan ondan örnek verdim.

    Cemaat 1 metre önünü dahi göremeyen liyakatsiz yöneticilerden kurtulmadıkça ve hususi işlerini lav etmedikçe daha çok 15 temmuz bombası kucağına bırakırlar benden söylemsi.

  7. Arvasi Hoca nin gosterdigi yol haritasi cok onemli. Hafizlar yetisitirilmeli, arapca bilen ingilizce bilen bati toplumunu bilen gencler geelcekte cok hzmt edeceklerdir. Ayrica diger muslumanlarla da diyaloga gecmek cok onemli ozellikle Turklere dini acidian en yakin Pakistanlilar oldugundan dolayi Nouman ali Khan ile irtibata gecilip onlarla ortak projeler yapilabilir. Cunku onlar(Bayyinah Inst) ABD deki genclerle ilgileniyor.

  8. 1) Sacit Hocanin cok tatli, halktan bir uslubu var,
    bu uslubun begenilmesinin bir sebebi de Hizmet’in anlasilmaz ve agir bir dil kullaniyor olmasi.
    Iyidir kotudur demiyorum, tespit yapiyorum. Engin Sezen Bey de bahsettigim agir dili kullananlardan.
    Ama Sacit Hocanin basit ve anlasilir dili begeniliyor.

    2) Sacit hocayi sosyal medyadan ilk tanidigim andan beri “kripto sakirt” oldugunu dusunuyorum. Bu kripto isleri cok tasvip etmiyorum. Zaten bircok kisi Sacit Hocanin hizmetten olduguna inaniyor. Kendin cal kendin oyna. Gercek kripto nasil olur biliyor musunuz? son 1 yila kadar Bahceli iyi bir kriptodur. Simdi de Saadet partisi baskani ayni rolde. Sanki A.Gul aday olacakmis gibi yapip kamuoyunu mesgul ediyorlar. Oysa ki A.Gul’un aday olacak kadar “cesareti” olmadigini cocuklar bile anladi.

    3) Sacit Hoca Hizmetin genel soyleminin disina cikmamis, elestirilerini dogru ve hakli buluyorum. “Yonetsel sorunlar”a hic deginmeyen roportaj verenleri en hafif ifadesiyle cok naif veya Hizmetin sadece gorunen yuzunu bilen garibanlar olarak kabul ediyorum.

  9. ABD’de Hizmet Hareketinin manevi yönden etkili ve kalıcı olabilmesi için, özellikle MATERYALİST ve DÜNYEVİ AKIL ile doğduğu günden beri yüzyıllardır yoğrulmuş kitleleri faydalı olabilmenin yolunu çok güzel izah etmişsiniz.
    Entel seviyede ABD Toplumunu hem AKLİ hem de KALBİ yoldan etkilemenin yolu, öncelikle RASYONEL şartları çok verimli kullanmaktan geçer. ABD toplumu şidiye kadar her şeyi DÜNYEVİ ve AKILCI yöntemlerle ele almışlardır. Bu, BATILI İNSANIN Genel karakteristik özelliğidir. Oradaki insanları MANEVİ yönden etkilemenin yolu, onların alışık olduğu MADDİ araçları kullanmakta geçtiğini, MEHMET SACİD ARVASİ hoca çok güzel realize etmiş. Oradaki insanları, İSLAM HAKİKATLERİYLE buluşturup kalıcı kılmanın yolu, onların çok kullandığı SERTİFİKA yönteminden geçer. Üstelik çok uzun süreli değil, en fazla 4-6 haftalık, 15-20 kişilik gruplar halinde ve 2-3 saatlik seminer programlarının bir BELGE ile resmileştirilmelidir. hatta onların DİL KURSLARINDA uyguladıkları A_B_C_D_E kur basamakları gibi, Genel İSLAMİ KONULARIN kendi Dini inanç örf ve Gelenekleriyle de bağdaştırarak, ama işin DOĞRUSUNUN ve Gerçeğinin İSLAM KELİME-i TEVHİD esası vurgulanarak KUR BASAMAKLARI ile tamamlanmalı ki, hem HİZMET Hareketini hem de Hizmet Hareketi perspektifinden İSLAMİ HAKİKATLERİN yorumu öğrensinler. Aslında bu yol, HE’nin de işaret ettiği bir yöntemdir.
    1977 yılında Almanya seyahati dönüşünde özel bir sohbetinde BATI’ya İSLAMI NASI ANLATMALIYIZ konusunu izah ederken söylemişti. HE’yi her işe burnunu sokan despot bir kişi görünümünden kurtaracak olan, onun her konuda ağzına bakanlar da, ellerini taşın altına koymalılardır.
    önce Dünya’da olup bitenleri çok net okuyabilmeli, sonra 10 yıl 20 yıl 30 yıl sonrasını görüp ona göre yeni yeni HİZMET metod ve davranışları geliştirilmelidir. yani bir tür THINK TANK organları oluşturulmalıdır, “ZAHİRİNE ALEL HAK” üzere olunacaksa, Allah’ın Dini’ne İHLASLA sadakatle HİZMET edilecekse…

  10. Today, SEO is just a term which means Search Engine Optimization. SEO is done by proper SEO techniques utilized in SEO services.
    Search Engine Optimization services is like compelling
    a site to grow-up from search engines like Google, Yahoo!
    and MSN. Now-a-days its really crucial to attain a good standing to own a respectable
    online enterprise.

Comments are closed.