Signpost concept

Yasir Bilgin,  The Circle

Varlıkta asıl olan düzen, ilim ve hikmettir. İnsan aklı sebep-sonuç ilişkileri üzerinden tutarlı, öngörülebilir, manalı ve genel geçer bir varlık örgüsü kurmaya eğilimlidir. Rasyonel akıl sürekli sebepleri ve sonuçlarını irdeler; bu ilişkiler üzerinden kanunlar ve kurallar çıkarır. Varlıkta gözlemlenen bu tutarlılık ve öngörülebilirlik insana güven ve kontrol hissi verir. Böyle kuralları, sebepleri ve sonuçları belli bir ortamda neşet eden insan hayata daha bir güvenle bakar. Arız olan bir problemin sebep ve tamir yollarını bilmenin verdiği rahatlıkla iç endişelere fazla girmeden rotasını ve müracaat edeceği kaynakları belirleyebilir; her düğmesi ve fonksiyonu bilinen bir aleti rahatlıkla kullanma hissine benzer bir hisle hayatı kendi evi ve avucunun içi gibi hisseder.

Peki, insan a) sebep ve sonuç ilişkilerinin tarumar olduğu, b) müracaat kaynağı olan yerleşik müessese ve kaynakların otoritelerinin sarsıldığı, c) başvurulan yolların eskisi gibi çözüm üretmediği, d) ustalıkla evirip çevirdiği hayat aygıtının artık komutlarına beklenmedik yanıtlar verdiği ve e) kendisini kuralları belirsiz yabancı bir alemde hissettiği dönemlere ne tür tepkiler verir? Bu dönemlerin bilinmezliğine ve kontrol edilmezliğine kendince nasıl çareler üretir? Bu çareler zamanla nasıl itikadi bir boyut kazanır?

Kaos dönemleri diyebileceğimiz bu tarihi dilimler siyasi, toplumsal, dini ve bilimsel alanların her birinde yaşanabilir. Yıkılan imparatorluklar sonrası oluşan siyasi karmaşalar, ideolojik ayrışmaların hasıl ettiği toplumsal bölünmeler ve çatışmalar, dini öğretilere getirilen yeni yorumların meydana getirdiği klikleşmeler ve anomalileri açıklayamayan mevcut ilmi paradigmalara yönelik eleştiri ve alternatif arayışları kaos dönemlerinin farklı boyutları ve tezahürleridir. Bu dönemler eldeki siyasi, dini, sosyal ve bilimsel paradigmaların güncellenme zamanlarıdır ve daha kuşatıcı paradigmalara gebedirler.

Temelde hepsi aynı kaos ortamı tarafından tetiklenmek ve beslenmekle birlikte, dini, varlıksal ve mistik bir mahiyete de büründürülen bu dönemler insanlar üzerinde farklı tesirler icra ederler ve oluşumları netice verirler. Kaosa cevabi nitelikteki bu tepkisel ve aşırı oluşumlar durumu açıklayamayan ve problemleri çözemeyen mevcut paradigma üzerinde türlü değişim baskıları oluştururlar ve bir fonksiyon bozukluğunun semptomları olarak tezahür ederler.

ŞÜPHECİLİK

Bu tesirlerden ve oluşumlardan ilki şüpheciliktir. Mevcut problemlere çözüm getiremeyen yada daha da azdıran dini yorumlar, bilimsel anlayışlar, sosyal düzenler ve siyasi ideolojiler bu şüpheciliğin ve sorgulamanın hedef noktalarıdır. Çözüme yönelik şüpheciliğin yanında, bir de ‘varlığın tümden insan idrakinin ötesinde olduğu’ anlayışını benimseyip her türlü paradigma, sistem ve öğretiye karşı temelden şüpheci yaklaşan ve bunu bir hayat tarzı haline getirip hiç bir zaman dinginlik yaşayamayan varlıksal şüphecilik söz konusudur. Yaşanan kaosun ve hasıl ettiği travmanın/yaranın derecesine göre, kimi insanlarda tüm temelleri sorgulayan, hiçbir dogmaya güvenemeyen, inanmayı bir zaaf addeden ve çürük elmalardan kurtulma gayesiyle tüm sepeti boşaltan kökten bir şüphecilik meydana gelebilmektedir. Geleneksel müesseselere ve öğretilere yönelik inkar, tahfif, sorgulama ve güvensizlik bu tavrın genel tezahürleridir.

 TAASSUP VE DOGMATİZM

Kaosun hasıl ettiği belirsizlik ve hayatı kontrol edememe hissi kişilerde korku ve iç endişeler oluşturur. Bu korku ve iç endişeleri teskin ihtiyacı sağlam bir rükne ve güce sarılma, sığınma ve sırtını dayama arzusuna dönüşür. Bilinmeyen ve kavranması güç müteşabihat ve olasılıklar, yerini muhkemat ve yoruma kapalı netliklere bırakır. Tehdit altında her türlü ihtilaf bir fitne, fantazi, ihanet ve lüks olarak algılanır. ‘Sarsılmayan sağlam temeller’ olarak belirlenen öğretiler ve muhkemat merkeze konarak diğer tüm kafa karıştırıcı belirsizliklere karşı savaş açılır; kaos fırtınası geçene kadar bunlara sıkı sıkıya tutunup gözler “ayartıcı heveslere, yorumlara ve tev’illere” karşı kapatılır. Düşmekte olan balondan tüm fuzuli eşyalar atılır. Sağlam bir şeye tutunmanın ve kaos rüzgarı önünde sağa sola savrulmamanın verdiği iç güven ve kontrol hissi böyle bir taassup ve dogmatizmin temel motivasyonudur.

 KADERCİLİK VE DÜNYAYI TERK

Tüm gayretlerine rağmen olanı engelleyemeyen, bir yaprak gibi hadiselerin önünde sağa sola savrulan, iradesinin bir kıymeti olmadığı kanaatine varan ve neticede kendini akışa salan insan, iç huzuru bulmak, endişelerden kurtulmak ve olanı açıklamak için bir itikadi anlayış geliştirir. Bu itikadi anlayışa yönelen kişi a) kadere karşı mücadele edilemeyeceğini, b) teslim olmanın daha az yıpratıcı olacağını, c) yaşadıklarında idrak edemediği hikmetler olduğunu, d) vazifesinin olanı değiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya gayret etmek olduğunu ve e) dünyanın içine dalıp bağlanmanın ve kontrol edebileceği düşüncesine kapılmanın acı veren bir aldatmaca olduğunu dillendirmeye başlar.

Böyle bir inanç

  • pasiflik,

  • dünyevi arzulara ve gelecek planlarına karşı mesafe,

  • sebep sonuç ilişkisinden ziyade mistik bir bakış ile hadiseleri yorumlama,

  • insan iradesini, mücadelesini ve potansiyelini küçümseme,

  • her şeyi ilahi takdir yörüngeli ele alma

  • kötülüğe ve güce bir kutsallık atfetme

  • arzulardan kaçma, ruhbanlaşma ve ahlaki fazileti acıdan bir kurtuluş reçetesi olarak dogmatikleştirme

gibi neticeler hasıl eder.

HEDONİZM VE HİSLERİ TESKİN

Son olarak, kaos ortamının ortaya çıkardığı ve beslediği diğer bir akım ise hedonizmdir. Acı, kayıp, korku, endişe ve belirsizliklerle dolu kaos ortamına çare arayan ve hisleriyle sürekli bu duyguları tekrar tekrar yaşayan insan, a) bu hislerden kurtulmak yada yüzlerini başka şeylere çevirmek ister, b) kaosun hayhuyundan asude bir iklim oluşturarak, benzer düşünceleri paylaştığı kişilerle, acıyı onun zıddı olan zevkle dengelemeye çalışır c) kontrol yetisini kaybedip hislerinin tesirinde acı çektiği kaos ortamından, kontrol edebildiği, iradesini hissedebildiği, duygularını yönlendirebildiği ve bir nevi kendi olarak kalabildiği zevkler ve hisler aleminde bir korunma serası oluşturur. Bu sera tamamen bedensel zevklere ve aşırılıklara dalan bir hayat tarzı şeklinde olabileceği gibi küçük bir arkadaş grubuyla oluşturulabilecek hobi faaliyetleri, sanat aktiviteleri ve doğa gezileri şeklinde de olabilir. Kaos yangını içinde kurulan bu sera kişiye var olma, hissetme, hislerini yok etmek yerine yüzlerini alternatif zevklere çevirme ve alem yanarken absürd bir tarz ile yaşama tutunma duygusu verir. Zira travma yaşayan kişiler, kendilerine o travma anlarını sürekli yaşatan hislerinden kopmak istelerler. Bu kopma ya o hisleri uyuşturmak yada meşgul etmekle mümkündür. Bu meşguliyet de ya inşa edici yada tahrip edici tercihlerle şekillenir.

Yaşam tercihlerini bir felsefe etrafında örgüleyen bu grup hislerini alternatif mecralarda canlı tutarak yaşama tutunmayı hislerini bastırmaya tercih ederler. Kaos yangını gelip kendilerini bulana kadar, bu yangının acısı yerine hislerinin ve absürd tercihlerinin sağladığı zevklerin peşinden koşmayı varlıklarını inşa etme adına bir misyona dönüştürürler. Bu misyonu, ‘bastırdıkları acılara verdikleri tepki’ yerine ‘varoluşsal heyecanlarını, önceliklerini ve motivasyonlarını takip ve tesis’ şeklinde ifade ederler.

Kaosa verilen bu dört tepki farklı itikadi fırkalar, felsefi okullar, sosyal hareketler ve siyasi ideolojiler şeklinde tarih sahnesinde kendi ifade eder. Kaos dönemlerinin şiddeti, süresi, tesir alanı ve kategorisine göre farklı kombinasyonlar oluştururlar. Tepkisel, dönemlik ve hissi olmaları açısından ortaya çıktıkları ve tesir altına aldıkları insanlarda olumsuz neticeler hasıl edebilirler. Lakin bu oluşumların önemli bir fonksiyonu da çıkmaza giren paradigmalar ve bunları benimseyen toplumlar üzerinde semptomatik bir dönüşüm baskı oluşturmaktır.

2 COMMENTS

  1. şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir,
    mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ’at.
    -sabit

    en uzun geceyi (21 aralık) gök bilimcileriyle takvimciler ne bilir
    dert sahibine sor ki geceler kaç saat

Comments are closed.