Burhan Demir, The Circle

Ahmet Altan’ın gözaltına alınışından itibaren yaşadıklarını, hissetiklerini, umutlarını, hayal kırıklıklarını ve endişelerini, yorumladığı metinler  Avrupa`da yayınevleri tarafından kitaplaştırıldı. Önce Fischer Verlag tarafından Almanya’da daha sonra  Hollanda, İngiltere, Norveç, İspanya ve İtalya’da  6 dilde yayımlanan eserle ilgili bu ülkelerde makaleler yazıldı.

Geçtiğimiz günlerde  İngliz tiyatrocu Simon Callow’un  The Guardian’da yayımlanan yorumu Altan’ın neden okunması gerektiğini çok iyi anlatıyor.

Batı’da aydınların Altan’ın metinlerine ilgisinin nedenini; olağanüstü toplumsal olayların yaşandığı dönemlerin o toplumun ve zamanın içinde yaşayan özgür, cesur, vicdanlı yazarların-sanatcıların gözüyle görüp anlamaya çalışmasında aramak gerekir.

Dönemlerinin popülizm etkilerini-toplumların  nefretle nasıl mobilize edilebildiğini , barışa ve huzura giden yolların ne şartlarda arandığını anlamak için  Albert Camus, Bertolt Brecht, Thomas Mann,Ernest  Hemingway veya Sabahattin Ali gibi yazarlar bugün nasılokunuyorsa bu dönemi anlamak için gelecek nesiller de sanırım Altan’ı okuyacaklar.

Kitabın ismi ”I Will Never See the World Again /Dünyayı birdaha Göremiyeceğim”yayınevlerinin önerisi mi, yazarın kendi tercihi mi bilemiyoruz. Ama okurlarının  temennisi  Ahmet Altan’ın bu isimde yanılması, dünyayı ve gökyüzünü cezaevi duvarları olmadan en yakın zamanda tekrar görebilmesidir.

Almanya’nın tiyatro salonlarında Lesung (okumalar) sergilenir. Gösteride tek kişi vardır ve içerik oldukça sadedir. Aslında yazarın seyirciye kitabından metinler okumasından ibarettir. Bazen okuma sonunda kitapla ilgili moderatör eşliğinde kısa bir söyleşi olur.

Bu toplumların, yazarlarına verdiği değeri anlayabileceğimiz bu okumaları seyircisi; kalabalık ve meşhur bir oyuncu ekibinin kostüm,sahne-tasarım,ışık gibi pahalı içeriklerle döşenmiş bir prodüksiyonu izler gibi saygıya izler/dinler.  

Ahmet Altan’ın‚ ”Birdaha dünyayı göremiyeceğim” adlı metinlerini okurken böyle bir Lesung-Okuma arzusuna tutulabilirsiniz. Altan tekrar özgürlüğüne kavuşsa; büyük sanat şehirlerinin birinde bilbordlarda ”Lesung /Ahmet Altan” yazsa, insanlar biletini temin edip, Lesung günü tiyatro salonunda kalın kadife siyah perdenin önünde, rustik parke ile döşenmiş sahnede ışıkların sadece koltuğunda yazara yöneldiği ortamda 45 dakika metinlerini Altan’ın kendisinden dinlese….
tüm gösteri bu olsa….

Altan metinlerde duygularını saklamamış. Tutuklanma sırasında kendine çay hazırlayacak kadar soğukkanlı,araçda kendisine sigara ikram eden memura ”sadece gergin olduğum anlarda sigara içiyorum” diyecek kadar kontrollü, ilk günlerinde ”bunlara dayanamıyorum” diye haykırmak isteyecek kadar yorulmuş,  zamanın siyasest ve propagandasının oluşturduğu nefretten etkilenen memurların ona davranışlarını anlamaya çalışacak kadar erdemli, uzun bir aradan sonra okumasına izin verilen ilk kitap olan Tolstoi romanına ulaşınca sevinçden çocuk gibi avluda yağmur suları ile oynayacak kadar heyecanlı….

Savunmaları bile  cesaret veren bir roman tadında okunan bir ustanın cezaevinde plastik masada, bazen de karanlıkda yazdıkları, sizi biraz ürpertse de onun yanına götürüyor. Koğuş arkadaşları ile olan diyaloglarının bir parçası oluveriyorsunuz. Sonra odanızda özgür bir ortamda olduğunuzun farkına vardığınızda ”aman Allah’ım” deyip çekiliyorsunuz.

Boris Pasternak,Doktor Zhivago ‘sunda : ”Şiiri severseniz şairi de seversiniz der. Altan’ın romanları da öyledir, önce o romanı sonra Altan’ı seversiniz..  

Okuyucusunu nefrete sürüklemiyor. Çok büyük bir hukuki trajedinin mağduru olmasına rağmen, acıları, umutları, hayal kırıklıkları, o ve onun gibilerin durumuna sebep olan sosyolojiyi anlamaya yöneltiyor.

İnsan hayatına ve onuruna kıymet vermeyen her türlü siyasi veya sivil iradelerin geçmişde ve günümüzde kurbanı olmuş birçok aydın, gazeteci, yazar ve sanatcının unutulmamaları ile de ilgili çok önemli bir kitap olan eseri Simon Callow’un dediği gibi ” okuyun sonra tekrar okuyun”

Altan en sevdiği yazarlardan biri olan O. Henry’e atıfla onun romanından; ” Durum o kadar karmaşık ki, dürüst olmakdan başka çaremiz yok” sözünü anımsatıyor. 

Ahmet Altan dürüst olmayı seçti ve onun bedelini ödüyor… 

1 COMMENT

  1. Bugun ozellikle Avrupa’da veya Bati’da yasayan Musluman dindar topluluklarin, her firsatta takdirle bahsettigi ozgurlukcu demokratik sosyo-politik standartlarin temelinde 18.yy Aydinlanma Cagi dusuncesi yatmaktadir. Ayni sekilde 21.yy’in, Islam Dunyasi’nin Aydinlanma donemi olmasi icin onemli firsatlar getirdigini dusunuyorum. Ne var ki, Muslumanlarin bunun icin henuz yeterince kafa yorduklari ve istekli olduklari konusunda iyimser degilim. Siyasal islamcilarin kirlettigi zihin dunyalarinin, trollemenin otesine gecemeyen sig atismalardan cok daha fazlasina ihtiyaci var. En cok da “okumaya”. Ahmet Altan, kendi mahallesinde ozgur dusuncenin hayat veren suyuyla yetismis ve bugunun “Dindar”larinin en onemli aydinlanmaci yazaridir. Burhan Demir de Altan’i seven ve onemseyen biri ki ona hakettigi degeri vermek, tarihe not dusmek adina guzel bir yazi kaleme almis. Bir cagdasi olarak tesekkur ediyorum.
    Kant “Aydınlanma nedir? adlı eserinde der ki: “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmayış durumundan kurtulup aklını kendisinin kullanmaya başlamasıdır.
    İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır”

Comments are closed.