Kendinizi kısaca tanıtınız?

Mehmet Balsever, dersane-kolej-evler üçgeninde zihni şekillenmiş, öğretmenlerim gibi olacağım diye, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bırakmış, gençlik hayallerinden üniversite okumaya fırsat bulamamış, en son başladığı 3. üniversiteyi bitireceği dönemde bir arkadaşının itirafçı olmasıyla soluğu Atina’da almış, 7 ay ordaki insanlık dramına şahit olduktan sonra, şimdilerde Paris’te hayata tutunmaya gayret eden bir muhacirdir.

Eskiden zihni berraklardandı. Çocukluğumda abilerimin yaşına uygun değil dediği Hocaefendi kitaplarını okurken babamın farklı kitaplar da oku demesini kulak ardı ederken, yıllar sonra Gökhan Bacık’ın “her grubun zihni yayınevinin şablonuyla aynıdır.” cümlesine denk gelince anladim ki, insanlar düşüncelerini tam kompoze edemeyebilir, siz mürekkep yalamış biri olarak her söylenene diyalektikle cevap da verebilirsiniz. Fakat bu durum insanların sözünde bir hakikat payı olmadığı anlamına gelmez. Dinlemesini bilen için herkesten alınacak dersler var. Oysa biz dinlemedik, ne sevenlerimizin nasihatlerini, ne de sevmeyenlerimizin hassasiyetlerini..

Burada paylasacağım düşünnce uçları yurtdışına çıktığım son bir yilda filizlendi. Geçen sene, İhsan Yılmaz’ın yazısını öneren arkadaşıma, T.O’in tweetleriyle cevap veriyordum.

Bir senede ne değişti?

Toplumla etkileşim içerisinde olmayan, hatta kendi içerisindeki birimler arası iletişimin de yeterince sağlanmadığı bir yapıda, aşağıdaki fikirleri fark edebilmek kolay değil.
Atina’nın felsefeye beşiklik etmiş özgür ortamında herkes eteklerindekini dökünce birçok konuda vaad ettiklerimizden hızla uzaklaşmış olduğumuzu gördüm. Biri bize çarpmasa da büyük bir kaza zaten kapımızdaymış. İstanbul’da talebe hizmetlerinin girdiği krizi biliyordum mesela! Eskisi gibi adam yetişm,yordu, insan kalitesi düşmüş, yöntemlerimiz de eskimişti.

Ben Atina’da yeni bir başlangıç yapmanın heyecanını insanlarda göremedim. Travma vardı, yaralar sarılmaya çalışılıyordu, herkes kendi derdine düşmüştü. Süreçle birlikte abilere güven de yara aldı. Bunun sebebi de kriz yönetiminde uygulanan stratejiler. Mevcut zararı minimize etmek iken, 28 Şubat’tan 100 kat daha güçlü hale gelmiş cemaatin tüm kazanımlarını yok edecek bir strateji izlediler. Bundan sonra kim hayatını kararların nasıl alındığını bilmediği, olmayan bir ortak akla emanet eder? Samimiyetine, maneviyatına, basiretine şahit olduğum bir çok muhacir arkadaşım, artık yeni dönemde vazife almak istemiyor, ‘eski işlerde yokum, sadece güvendiğim 1-2 kişinin ricalarını yaparım’ diyor. Bu insanlar da ‘kayıp gidenler’ mi?

Birand’ın gördüğünü Cemaat niye göremedi? Toplumda bizimle alakalı kanaat hızla değişirken neden izlemekle, hayır izlemekle değil, daha kötüleştirecek hamleler yapabildik?

17-25 Aralık?

17-25 Aralık öncesi AKP yanlısı siyaset de, sonrasındaki -eski yanlışı telafi etmek için- AKP karşıtı siyaset de yanlıştı. 17-25 Aralık, Dersane sürecinde haklılığı herkes tarafından kabul edilen Cemaate bir darbedir. Eğer Cemaat ben siyasetten çekiliyor kendi gündemime dönüyorum deseydi, bugün olanların 1/20 i yapılamazdı. 17-25, Türkiye’de hukuksuzluğa giden yolu açmış, Cemaatin herşeyini kaybedeceği süreci başlatmıştır.

Bugün Cemaat, dünkü siyasi heveslerini hala korumaktadır. Cemaatten bir Gazetecinin Reza Zerrap videosu 350 bin izlenme alırken, mağdurlar için yapılan bir video üç beş bin izlenme almıyor. Hizmetin amacı, derin yapılarla mücadele midir? Ergenekon-balyozu bitirme cemaatin üzerine vazife midir?

Sonra yine, yurtdışında entegrasyonu zorlaştıran bir Türkiye tasavvurumuz var. Erdoğan bir dönem daha kazansın, işler iyice kötüye gitsin, sonra yıkılan devlet trenini gelin siz kaldırın diye bizi çağıracaklar diye eli kulağında bekleyenler var. Bizim için artık Türkiye’nin bitmiş olabileceği ihtimalini bile akla getirmek istemeyenler var. Gurbette hala Türkiye saatiyle yaşayanlar var. Düşünün bu hareket dünyayı kucaklamaya ahdetmiş!

Türkiye bizi hiçbir zaman çağırmayacağı gibi, Türkiyeye demokrasi de gelmeyecektir. Çünkü orada Cemaat de dahil, kimse demokrasiye yatırım dün yapmadı, bugün de yapmıyor.

Şu sürecin en önemli konusu, Türkiye’deki hizmet gönüllülerinin, arkadaşlarımızın, eşin dostun  tahliyesidir. 15 Temmuz öncesini geçtim şu an bile arkadaşlarının yurtdışına çıkmasına -yukarıdaki bakış açısının etkisiyle- müsaade etmeyen bir zihniyet var. Neden çıkabilecek insanları teşvik edeceğinize görev yerini terk etmekle itham ediyorsunuz?
Bu ülkede şuuraltındaki öcü nurcu imajı 60 yılda düzelmedi. Cemaatin imajı da düzelmez: Cemaat hakkındaki iddialardan aklanamıyor. Halk yoğun ve büyük bir propaganda altında. Evet hukukta iddia sahibi iddiasını ispat eder. Ama sokağın kuralları farklıdır. Cemaat, bürokrasideki memur abilerinin masumiyetini doğru işler yaptıklarını ispatlayabilir mi, müntesip askerlerinin tamamen darbe karşıtı olduğunu ortaya koyabilir mi? Bu konular zor ve karışık, ama Cemaat de susuyor.

O zaman bu algı Türkiye’de değişmeyeceği gibi, Dünyada da akıllarda hep bir soru işareti olarak kalmaz mı!

Bugün Batıda sadece Türkiye’de işkence görme ihtimaline binaen insani haklarımızı alıyoruz. Yoksa hiçbir devlet Cemaatin Türkiyedekine benzer yapılanmasını istemez. Bu mümkün de değil zaten. Mesela almanya, Cemaatin güvenlik kaygısıyla bir grup siyasetçiyle iş tutarak devlette yapılanmasını hoş görür mü? Artık sivil kanat, memurların ve abilerinin, ne eski alışkanlıklarını avrupaya taşımalarını ne de başlarına yeni gaileler açmalarını kabul etmeyecektir. onlar hareketi koruduklarını düşünüyorlar, ben de gölge etmeyin ey memur taifesi, başka ihsan istemeyiz diyenlerin çoğaldığını düşünüyorum.
Bu hareket yoluna artık sadece sivil hayatta devam edebilir. Devlet memurları hareketle bağlantılarını şeffaf bir şekilde ilan edemiyorsa, maneviyatlarına internetten devam etsinler.

Maaş: Bu artık bugün çok hassas bir konu haline geldi her bakımdan. Hareket, maddi krizden dolayı maaşlı çalışanlarını azaltsa da, eli güçlendiği yerlerde, gönüllü çalışanlara tekrar maaş teklif ettiğini duyuyorum. ifade hürriyetine ket vuran, otokratik yönetime dayanak olan maaş sistemi tamamen kaldırılmalıdır. Bugün (uber, adwords, amazon) gibi iş modelleri ile bir insan serbest zamanlı çalışıp aynı zamanda hizmet edebilir.

Samimiyet: AKP dönemine denk gelen büyük maddi fütühatı betona gömen, devasa insan kaynağını da akp memuru yapan bürokratik akıl, çok büyük bir imkanı heba etti. Ama birinden istifa veya özür duymadığımız gibi, gittikleri yerlerde abi koltuğuna oturmakta hiç tereddüt etmediler. Cemaat kendi içinde demokratik değerlere yer vermediği halde, mesela kendi yöneticisi özür dilemediği, istifa etmediği halde, başkalarına ilkeli olun demesi, istifaya çağırması ne kadar doğru?

Ermeni soykırımı: düne kadar Batı’da ermeni soykırımı aleyhine lobi çalışması yapan cemaat, bugün bize yapılan bir soykırım gibidir diyor, medyasında bu konuya yer açıyor. Peki dünkü lobiciler özür dilemeden, bu insanlara samimi gelir mi? Benim cevabım Hayır.

Gençlik: bugün gençlerin idolleri youtuberlardır. Zamana adapte olmadıklarını söylediğimiz nur gruplarından çıkan sözler köşkü (ve 2 kardeş kanalı) 2011 de açıldı, 2 milyon abone ve 210 milyon izlenmeye ulaştı. (Herkulnagme’nin açılış tarihi 2012) Gençlere hitap eden hiçbir youtube kanalımızın olmadığına dikkat çekmek istiyorum. İşin daha kötüsü, hareketin açtığı youtube kanallarının %90’ı siyasi/haber yayını yapıyor. İşin daha da kötüsü, neden bir sanat-kültür sitemiz yok diyenlere, cezaevlerindekiler karikatür yapıyor diyerek dalga geçen, her makul soruyu cezaevindekilerin ve gaybubettekilerin arkasına saklanarak savmaya çalışan bir bağnazlık türedi.

Gelecek: 60 darbesi sonrası nasıl nurcu ağabeyler, Hocamızı kendi içlerinde barınamadı, nasıl küçümsendi, nasıl getirdiği teklifler o işler öyle olmaz biz biliriz diyerek engellendiyse, bugün de aynısını yaşıyoruz. Cemaat içinden çıkan yenilikçilere alan açmayacağını, Üstad hazretlerinin belirttiği 3.döneme bu yenilikçilerin yürüyeceğini, cemaatin okuyucu abiler pozisyonuna geçeceğini (saygı duyduğumuz, ara sıra feyz almak için sohbetlerine gittiğimiz abiler) öngörüyorum.
Hocaefendi ne diyor : “Zamanla her sistemde sitem körlüğü ortaya çıkar. Artık insanlar yeni şeyler düşünemez hale gelir. Oysa dünya, sürekli değişmektedir. Çok hızlı ve sürekli değişen dünyada, yerleşmiş sistemler içinde kalıp, o sistem çerçevesinde düşünen değil de, düşünen ve aksiyon planında inkılapçı ruhlara ihtiyaç vardır.”
Statüko: Bugün hareketin oluşturduğu paradigmanın problemlerini çözecek bir bürokratik ve stratejik akıl, kurmay zeka yok. Tam tersi Hocaefendinin gündemlerini filtreleyen, vizyonunu, tasarruflarını bypass eden bir irade görüyorum. AKP’yi doğuran muhafazakar iklimde yetişen avrupadaki esnafların değişim talebi olmadığı gibi, şnsanlara maaş verme gücünü korudukça, bürokratik akıl değişime direnecektir.

Hocaefendi: Burda, cemaat bürokrasisinin Hocaefendiye ettiği ayıba ayrı bir başlık açmak gerekiyor. İsmi dünyanın en büyük filozoflarıyla, entelektüelleri ile anılacak bir muhterem zatı, bürokraside yapılanmış illegal bir yapının lideri konumuna düşürdüler. Hocaefendi her kesimin saygı duyacağı, fikrine müracaat edeceği bir zattır ve bu öyle kalmalı, korunmalıydı.

Yeni bir dünya: Hocaefendinin eserlerinden en iyi olduğumuzu iddia ettiğimiz eğitimde bile bir eğitim felsefesi çıkaramadık. Okul olmayan ülkelerde okul açınca, batıdaki okulları göçmenlerle doldurunca, finansmanı çekilince bir günde yıkılan medya grupları kurunca, akademisyenleri aşağılayıp, kimliği belirsiz sosyal medya fenomenlerini alkışlayınca, dil öğrenmeye göndereceğine alıp memur yapınca yeni bir dünya kurulmuyor.

Kadın: Kadınları sadece kermes düzenlerken görünce hiç olmuyor. Kız kolejine bile erkek müdür atayan statükoyla yeni bir dünya kuracağım derseniz ancak gülerler size. The Circle’da bile Cemaat mensubu bir kadınla röportaj yapıl(a)madı. En azından bu serinin yarısını onlara ayırmalısınız.

Benim bugünkü yerim: Sosyal medyadaki huşunetli tweetler beni korkutuyor. (bence) Hizmet makuliyettir. Makuliyetini koruduğu müddetçe geleceğe yürüyecektir. Umarım Altına İmza Attığımız Dava Neydi diye düşünüp, söylem ve eylemlerindeki aşırılıkları tadil edebilir. Hocaefendinin felsefesiyle, dünkü fedakarlıklarımdan pişmanlık duymadan, insanlık adına ne yapabilirimin yolunda yürümeye devam etmek istiyorum. Ümit ederim bu eski arkadaşlarımla birlikte olur..
Vakit ayırıp okuduğunuz için ve Engin Bey, sayfanızı açtığınız için teşekkürler..

9 COMMENTS

  1. Ergenekon balyozu bitirmek cemaatin vazifesi değildi zaten, savcının polisin göreviydi..onlar da üzerine düşeni yaptı. Cemaat le alakası ne? TV nin, Gazete nin haber yapması kadar da normal bişi olamayacağına göre? Ee başka? Eleştirmeden önce de düşünsek?

    • Derin devlet ile mücadele, hırsız iktidar ile mücadele bir savaştır, savaşında kendi mazemesi erzağı olur. Cemaat pikniğe gider gibi eline erzak almışken savaşa sokuldu bu bir hata. Zaman gazetesi kılı kırk yaracasına haksızlığa karşı çıkmış bir gazete değil, çoğu şeye göz yumdu, hizmet kurumlar zarar görür diye sustu, zaten bu nedenle bir cemaatin medyası olmamalı dediler, çünkü medya susmamalı. Geçmişte susmayan bir zaman gazetesi olsa 2013ten sonraki yayın politikasına bir şey denmez hadi yap haber denirde, geçmişte susan bir gazete zaten bir ilkesi zaten yok ne diye koca cemaati savaşa sokuyorsun. Ayrıca yolsuzluk haberi vermek ayrı bir şey, 100 yılın en büyük yolsuzluğu diye haber etmek ayrı bir şey. Gülen’in biz bu polisleri tanımayız demesi varken onlara kahramanlar diye sahip çıkmak ayrı bir şey, dersaneler kurumdur çok önemli değil derken Gülen, Zaman dersaneyle ilgili eğitime darbe diye manşet atmıştı.

  2. Burayada bırakayım yazımı:

    Engin Sezen bey, ben DAVUD müstear ismiyle bir çok yorum yaptım daha önce. (Başka davud kullananlarda olmuş hepsi değil ama aynı müstear emaili kullandım hep, siz görebilirsiniz). Aslında size emaille sorularınıza cevap verecektim ama yayınlamama ihtimaliniz var. Benim vaktim de düşüncelerim de bana göre değerli. Eğer yayınlamazsanınz en azından burada okunabilir diye buraya koyuyorum. Ayruca yayınlarsanız memnun olurum.

    1. Kendinizi kısaca tanıtınız?
    Yaklaşık 40 yaşındayım. Doktoralıyım ve Amerika’da bir araştırma kurumunda uzman araştırmacı olarak çalışıyorum. Hizmete bakan yönüyle, ben yaklaşık 22 yıldır iştişare zincirinin son halkasında bulunan bir tabandım diyebilirim.

    2.17/25 Aralık Süreç’inden bugüne gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

    Bu soru altında herşeyi yazayım.

    Her şeye bakan yönü var o sürecin. Tam cevaplasam çok uzun olur. Ama duygu dünyamda pik yapan bir kaç bir şey söylersem şunu diyeyim. O tarihten sonra marjinal bir duyguyla hizmete daha da bağlandım ve mağduriyet psikolojisiyie hep savunma halinde herkese cevap veriyordum. O marjinalleşmenin sonucu bugün hayal kırıklığı ve kızgınlık var. Kime karşı, o süreci yönetemeyenlere karşı (zaten rte tayfasına bir şey dmeye gerek yok, Allah müstehaklarını versin. Şeytana kızmadığım gibi onlara da kızmanın alemi yok bu durumda.). Bank Asyayı kurtaracağı diye herkesi kayıtlı belgeli fişletenletenlere kızgınım. ‘Oysa tedbir namusumuzdur’ diyordi he. Hatta o süreçte, ben TR’deydim, gelen bir gündemde he nin hatırladığım kadarıyla ‘bu zaman tedbirin 10 kat artırılması gereken zaman’ dediği bile gelmişti. Buna rağmen o süreçte Bank Asya, Sendika, Bylock ve hatta gösteriler düzenlemede en değerli varlıklarımız yani insanlarımız kurumlar için feda ediliyordu. Oysa o kurumların hepsi yine insanlarımızca tekrar inşs edilebilirdi. Bu eleştiriyi Amerika’ya geldikten sonra ilk zamanlarda sohbete gelen meşhur A.K. beye sorduğumda o zaman Bank Asyayı Uhud gibi görüyorduk manasında bir şeyler söyledi. Zaten sorunda bu. O zaman tepelerdeki kafa yapısı kurumları Uhud kadar değerli görüyormuş. Sanki Bank Asya kapatılınca hizmet bitecek! Yahu Bank Asyayla var olmadı ki hizmet o kapatılınca bitsin. Uhud kaybedilse İslam davasının kaybedileceği düşüncesi kabul edilebilir. Ayrıca Uhud’da başkomutan vahye muhatap en yüce bir peygamber. Bu örneği her mağlubiyette önümüze koyanlar bence suistimal ediyorlar bu olayı. Akplilerin her sıkıştıklarında dini kullanmasına benzetiyorum artık bu tür argümanlarla kabahatlerine bahane üretenlere. Kim olursa olsun böyle bakıyorum!
    Hizmete bakan yönüyle bu süreçte bilerek veya bilmeyerek hatalı karar verenlerin, aldıkları kararlardan dolayı bu süreçte zarara uğrayan insanlarımız olduğundan, her kararın hesabını insanlarımıza vermeleri gerek. Yani bu eleştiri yapan sizin gibi arkadaşları ve eleştirile gazetecilerin çağrıldığı ve zaman sınırı olmadan tüm sorulara canlı olarak cevap verildiği bir ortamda olmalı. Yada hesap verebilir konumda olanlar, sohbete değilde hesap vermeye tüm şehirleri gelmeli. İlk zamanlar şu abi gelmiş sohebete diye gittiğimde, sorularımı soruyordum ama bir iki soru sonrasında benim sorumluluğumda olan birşey değil bende sizin gibiyim moduna geçtiklerinden atık sohebete gelen olursa katılmıyorum. Yaşım 40’a gelmiş. Benim sizlerin sohbetine ihtiyacım yok. İngilizcemde var internette hertürlü konuda sohbeti buluyorum zaten. Kafamda çoğunuzdan iyi çalışıyor elhamdülillah.
    Her neyse, bu zatlar aklıma geliince biraz kızgınlık geliyor böyle şeyler yazıyorum…

    Yani kısaca bana şu dönemde hizmetin aldığı ve eleştirilen tüm kararların alan heyet veya kişiler kimse onlar tarafından hesabının verilmesi lazım. Hesap vermiyorlarsa onları tanımıyorum. Bunları yazdım ama iki senedir ne bu heyet nede o hetin uzantısı diyebileceğimiz hiyerarşiden bu sorulara olması gerektiği gibi bir cevap gelmediğinden artık pek bir beklentim de kalmadı. Beklenti kalmayınca bağlılıkta pek kalmıyor doğal olarak.

    Daha önce yorumlarımda da yazdım, özellikle Ahmet Dönmez röportajında çok kritik ve spesifik sorular sordu. Keneş, Yılmaz, Genç gibi ve diğer bazı yazarlar da önemli eleştirileri açıkça yazdılar. Peki bunlara yazılı olarak veya herkülden açıkça HE tarafından cevap verildi mi? Hayır. Üstü kapalı, muğlak, ortaya karışık hiçbir cevabı da kabul etmiyorum. Cevap verenler Hayrituğ, Delilermangası, amiralyamamoto veya saçma sapan isimleri olan saçma sapan hesaplar tarafından yine muğlak ve ‘sizin bilmediğiniz şeyler var’ tarzında i fadelerle verildi. Görevde olmadığı için kaale alınmayan bir-iki eski abinin twitlerini saymıyorum, kendi görüşleri. Bu trol hesaplardan hayrituğun, Barbaros diye bir adamın olduğunu yazıyorlar twitterda yine. Ve bu adamın He’nin yanında kampta olduğu söyeniyor. Eğer bu doğruysa ve HE’nin gerçek gündemleri ve veapları bu hayrituğ hesabından veya türevlerinde geliyorsa bu bir faciadır ve zaten hizmet diye bildiğimiz şey en başından sorunluymuş. Değilse bu hesapları neden açıkça reddetmiyor mesela O. Şimşek hesabıyla hizmet.
    Amerika’da tartıştığımız arkadaşlarımız ve Sargında cemaati uzun yıllar HE’nin yönetmediğini söylüyor. Ben doktorları biri olarak He yönetiyor zannediyordum TR’de ve gelen gündemleri O’na nispet ederek ciddiye alıyordum. Dolayısıyla şu anda kendimi kandırılmış hissediyorum. Bir yıldan fazladır iştişare sohbete katılmadığım gibi son 3-4 aydırda artık Herkülü dinlemiyorum.

    Çok bekledim HE bu yanlışlara, eleştirilere ne diyecek diye sohbetlerinde ne diyecek ve nasıl düzeltecek diye ama bişey çıkmadı. Hatta son dinlediklerimde öndekileri eleştirmeden yolumuzda deva anamını çıkardığım şeyler söyleyince dahada pek dnleyesim gelmedi. Sanırım Baran’ın sitesinde Hikmet Şahin, He tercihini eski arkadaşlarında yana kullandı gibi bir yazı da çıkmıştı o sohbetlerden sonra. HE farklı bir şey söylerse zaten twitter da önüme gelir bend ehaberdar olurum diye şmdilik O’na da bir şey demeden biraz daha bekliyorum. Malum kendisinin kredi çok büyük, hemen bir kenara koyamayız…

    Şu süreçte zekatlardan maaş alan koca koca adamlar ise beni ayrıca soğuttu hiyerarşiden. Bulunduğum yerde himmet edilenlerin %10 civarı mağdurlara gidiyor ki bu çok yanlış. Hala kurumlara insanlardan daha fazla değer verildiğini görüyorum ve hiyerarşinin süreci iyi yönetemediğini düşünüyorum. Şahsen ben azda olsa zekatımın hepsini madurlara gönderdim. Böyle yapmayan arkadaşlara da teessüf ediyorum. Ya siz olsaydınız o mağdur insanların durumunda? Zekatların maaş olara çalışılabilecek durumda olanlara verilmesine razı olurmuydunuz, diyelim parasız kaldınız 4 nüfus elinize bakıyor, çocuklar sefil halde. Duygu sömürüsü yapıp evini arabanı sat demiyorum. Ekstra bir fedakarlık istemiyorum. Neden zaten verdiğin zekatının ABD içinde harcanmaına göz yumuyorsunda hemen hepsinin mağdurlara gitmesi için çabalamıyorsun?
    O zamanda tepedikelerde ‘eşşek olunca semer vuran çok olur’ ata sözünü üzerinizde doğrulayınca şikayet etmeyeceksin. Sen eşşek olmayacaksın ki o da semer vuramasın. Bazen böyle sert konuşmayınca anlamıyor bazı insanlar. Yoksa %99 arkadaşları çok mübarek ve iyi insanlar olarak görürüm ama bu hatalı davranmayacakları anlamına gelmez ve ben de uyarıyorum.

    Darbeye gelince, daha 2. günüde TR’de şahit olduklarımdan bunu RTE-AKR-FDN üçlüsünün planladığını ve uygulattığını görmüştüm. Ozamandan buzaman bu kanaatim sadece pekişti. Çok açık deili var ve daha önce burda ki yorumlarımda da yazmıştım.Birkaç tane örenk yazayım hala anlamayanlara. Öncelikle Ece Sevim açık kaynaklardaki çelişkileri orata koydu diye daha yeni içeri alındı. Kim içeri aldı, kimin içeri alabilir,RTE. Yani yarası olan gocunmuş, sorulardan rahatsız olmuş. Saray RTEnin en kıymetli oyuncağıydı ve Darbe günü Meclisi bombalayan uçalar sarayın bir camını bile kırmad, bahçesini bile bombalamadı. Sadece darbe sabaha, heralde çok dikkat çektiğinden, canlı yayında nizamiyein dışındaki yolu bir kere bombalattı. Oysa darbe saraya karşı yapılmıştı, ve gerçekten öyşe olsaydı milletin meclisi değil saray bombalanırdı. Ama RTE, bu haince planında, açığa çıkacağını bilsede çok sevdiği ve yeni yaptırdığı sarayına kıyamadı. Meclisi bombalattırarak ise milletin darbecilere nefretini artırdı. Prime time da ise darbe olmayacağını en salak darbeci bile bilir. Daha önceki darbeler gece 3-5 arası zaten olduda bitti maaşallah tarzında yapılmıştı ve gayet tecrübelidir bu konuda tsk. Ayrıca bu rte-akr-fdn üçlüsü doğru düzgün bağımsız bir hakim karşısında canlı ifade vermediler. Neyden korkuyorsunuz yalanınız yoksa!
    Kemalist ve Cemaatci askerlerin bu planda tuzağa düşürüldüğünü düşünüyorum. Yol verilmişler ve sonra yol verenler arkadan sıvışmış bence. Yoksa hangi salak köprünün birini canlı yayında kapatır da diğerini bırakır hemde cuma akşamı trafikte. Diğer mantıksızlıkla değinmiyorum, sadece bir örnek.
    Cemaatin ise Adil Öksüz araclığı ile kısmen ve küçük bir grup olarka bulaştırıldığını düşünüyorum. Bu zaten cemaat içinde de birşeyler duyanlar tarafından konuşuluyor. Cemaatin toptan bu darbede olmadığını delili şu ki o gece canını ortaya koyup rte yi savunan asker ve polisler ve onu taşıyan pilot ve tüm yağverleri bile tutuklandı. Cemaat toptan darbe yapsa zaten tüm gücünü kullanıp bu işi bitirmek iserdi. Bu durumda şu demektir. Adil Öksüz ve araclığıyla darbeye bulaştırılan küçük bir grup suçludur ve cezalarını çeksinler. Ama darbeyi planlayını amaca bu küçük pisliği bir tanker süte karıştırıp hepsini çöpe atmak. Maalesef muhalefet ve akp veraber bu büyük cinayeti işlediler. ‘F.tö’ diyen herkes, eğer arkasından bensadece cemaat içindeki çok küçük bir grubu kast ediyorum demiyorsa, bu günaha ve vebale ortaktır. Bu F. diyenler sayesinde milyonlarca masum zulüm görüyor hala daha. Zalimler için yaşasın cehennem… ne diyelim.

    Benim bugünkü yerim:

    Artık, bir seneden fazla, cemaate karşı bir adidiyet hissetmiyorum. Çünkü cemaat içinde de konuşulduğu gibi az bir grup da olsa kul hakkına girenler olmuş. Hatta bunu savunanlar bile hala çok azda olsa var. Şimdilerde seslerini kestiler yoğun tepkiyi görünce. Twitlerini silen ‘delikanlı dava adamları’ gördüm…
    Kimin kul hakkına girilmiş. Koca bir milletin. Detaylara girmeyeceğim daha fazla. Peki ben ne yapabilirim. Ben tabandaki biri olarak ait olduğum yapının herhangi bir yerinde olan bir yanlışın hesabını gerçek manada soramıyorsam ve cevabını alamıyorsam o yapıda bulunmamın bana ancak vebal olacağını düşünüyorum. İ. Yılmaz sağolsun ifade etmişti ilk. Sorun şu, biz bu yapıya iman davası denildi ve bizzat melek gibi abiler tarafından gösterildiği için girmiştik. Bir güç mücadelesi içi değil. Bize hizemete sokan mübarek abiler ortaasyanın bilmem ne unutlmuş yerinde ama onlar geçti gittiler bize bu ‘profesyonel abilerle’ (yani hizmetten maaşlılar) veya kısaca hiyerarşiyle muhatap olmak kaldı.

    Peki nasıl bir yapı olmalı, tamamen ortadan mı kalmalı. HAYIR bunu demiyorum.

    Ortadan kalkması gerek şey HİYERARŞİdir sadece bence.
    Herkes elini vicdanında koysun ve sorsun kend kendine. Yaptığınız hangi hizmeti maaşlı abilerden biri başınızda olmasa yapamazsınız? Bence hepsini en azından bu şekilde yapardınız ve zaten gönüllü olansa ziler yapıyordunuz bu hizmetleri.
    Peki dünyaya yayılmış devasa bir yapının herhangi bir yerinde olan bir yanlışın hesab nasıl sorulabilir gerçek manada? Bence işe bu sorunun pratik karşılığındaki sistem, yereldeki BAĞIMSIZ sistemdir. Herkes yerellik felan diyor ama detayına tam girmiyor. Zaten şimdide yerelsin. Eğer bağımsız olmazsan eski durum değişmeyecek. Bugün belki uyandın hesap soruyorsun ama yarın işler düzelince yine uyuma moduna geçeceksin. Sne geçmezsen bu süreci bilmeyen gelecek nesiller aynı acı tecrübeleri yaşayabilir. Bence Her yerel grup tam bağımsız olmalı. Yani bir cami cemaati gibi. Kendi kendilerini yönetmeliler. Zten az çok yapılan hizmetler belli. İlkeler amaç belli. Bunnların etrafında sadece imand davası etrafında % 99 bu güzel insanlar GÖNÜLLÜ (asla maaşlı değil) bir araya gelmeli ve bulundukları yerdeki hizmeti yönetmeliler. İsteye herkülü dinler istifade eder ve hatta isterse yerel gündemine getiri, bu da özgürlük kapsamında. Sayısı yeterince çok olan kalabalık gruplar isterlerse maaşlı bir imam tutarlar ve yönettikleri hizmet bölgesini en az 40 saat mesaisini dolduracak şekilde
    dini hizmet verdirebilirler. Bağımsız hizmetcikler kurulunca daha neler neler ortaya çıkar hayal bile edmeyiz. Güzellik bulaşıcıdır, iyiyi her grup görür kopyalar ve bir bakmışssınız bu küçük ama bağımsız hizmetçik grupları dünya genelinde ne büyük hizmetlere vesile olmuş inşallah.
    Dolayısıyla böyle yerel hizmetçiklerde herkes bağlı bulunduğu yere gördüğü hataların hesabını sorar ve cevaını alır. Bağlı olmadığı yerlerde olan hatalardan sorumlu olmaz.

    Devlete adam sokmaya gelince. Bir abiyle gürüşüldüğü müdetçe bu bir paralellikti ve kul hakkına da girer. Maaşını millet veriyor ve sane bunu yapmana izin veriyormu? Eskiden müslüman insanlarda devlette bir yerlere gelsin düşüncesiyle bu tür işsleri iyi niyetle düşünce olarak destekliyorduk ama suistimal edilebilceğini bilmiyorduk. Şimdi gördük ve bu asla yapılmamal. Eğer hizmet ideallerini benimseye biri devlete girerse ya fiziksel bağını tamamen koparmalı. Bu da onun hizmeti olmalı. Manen bağını kalbşnde ve manevi dünyasında veam ettirebilir kim karışır.

    Benim etrafımdaki tüm doktoralı arkadaşlar hizmete kendilerine göre bir mesafe koymuş durumdalar.
    Eğer dediğim gibi bir aksiyon alınmazsa bu arkadaşlar da zamanla tamamen kopabilirler. Bence hiyeraşiden veya He den bir emir beklemeden bu küskün arkadaşlar bir araya gelip bağımsızlıklarını ilan edip hizmetçikleri kurmalı ve yolların öyle devam etmeliler. Bu hizmetçikler bir birlerini dostane ziyaret eder ve birbirlerini iyi yönlerinden istiffade ederler zaten.

    Başa türlü ben şahsen hizmette artık bulunmayı düşünmüyorum. Eski yapıda bir gelecekte görmüyorum.

    Davud Doğrucu

  3. Gökhan bacık bu lafını “her grubun zihni yayınevinin şablonuyla aynıdır.” Gülen demesini beklerdim. Demişse de bastıra bastıra demesini ben rastlamadım çünkü. Gene ahmet kurucan din = hizmet değildir lafını demesini beklerdim. Üstü çizili isimleri anlatınca çünkü tam tersi bir algı oluşuyor.

    Yazı güzeldi. Bu serideki her yazı güzel çok şey anlatıyor. Türkiye Tvlere baktığımda kahvehane muhabbeti yapan kişileri görünce bu adam niye Tv çıkıyor ya da gazete yazıyor diye düşünürdüm. Ahmet hakan mesela neden o da başkası değil ne vasfı var. Bunun gibi %90ını vasıfsız. Hizmet medyalarıda böyle olmamalı adam abi diye yazıyor orda, ne vasfı var ? Thecrcl bu noktada iyi oldu, çok güzel oldu bu yazılar.

  4. Aferin gerçekten. Bir gün güzel insanlar güzel işler yapacaklar. Hizmet asrı saadeti yaşamak demektir. Asr-ı saadet Kur’an ile dolu dolu geçen yaklaşık 20 yıldır. Bunun 10 yılı Mekke diğer 10 yılı da Medine’dir. İlk yıllar çiledir, heyecandır, gençlik hareketidir. İkinci dönem ukubattır, Usül’dür, hukuktur, devlettir bürokratik yapılanmadır. Mücadele ise büyüktür. Bedir’dir, Uhud’tur. Hendek’tir. Hudeybiye’dir vb onlarcasıdır. Sonra biter. İlk dönem yeniden gelir. Farklı heyecan farklı fütuhat. Günümüze bakalım benzeri şeyler. 70’li yılları bilen bilir. Anarşi ile burun buruna alınan tedbirler yanında devletin sıkı takibi. Sonra 80 li yıllar tam 6 yıl arananlar listesinde gönül mimarının resimleri terörist listesinde tüm kamu kurum ve kuruluşlarının kapılarında pençelerinde asılı durdu. Sonra bir 10 yıl daha üç – beş okul ve üç -beş dersahane ile kurumsal yapı vardı. 28 şubat süreci ısrar edilince devlete verelim zaten milletin bunlar dendi. Bu civanmertliğe karşı taraftan üç – beş adam gibi insan “hayır” dedi. Fakat yine de HE zorunlu olarak terk etti memleketi. Yenilenme oldu var. Uzlaşı oldu. Var olanlara yenileri eklendi. Palazlandı güçlendi. Güç zehiri bulaştı. Düşman bildiği Perinçekgiller bilmiyorum bir teklifle mi geldi, Bir şekilde ziyaret etti Dumanlıyı. Ne oldu bilinmez ama sonuç olumsuzdu. Zaten sevmezlerdi bir birlerini kırk yıldır. Her iki tarafta rakiplerinin gücünü iyi bilir. Dost ama düşman kadar uzak durulan radikal islam temsilcileri ile mesafe aynıydı erbakangiller. Mesafeyi hep korudu. Doğru da yaptı her ikisine de ama gömlek değiştirdim diyen radikal islamcılara kandı. İşte hata burada başladı. ve yukarıdaki iki yazı Mehmet ve Davut beyin yorumu bu husus destekliyor.
    Sonrası için hiç endişelenmeyin bu döngü tekrar dönecek. Sadece bu süreç akıllıca yönetilemiyor ama The Cicrcle bir hareket ordusu gibi geliyor. 31 mart vakasını yöneten Abdulhamit’i akibetine giden yolu hazırlayan Mahmut paşa harekatı gibi

  5. Sayın Mehmet Balsever gerçekten bakgibi biryazı kaleme almışsın sizden böyle balgibi fikri yazılar bekliyoruz bu son olmadın devamı gelsin

  6. The Circle, Engin Bey, bu son interviews aniden gerceklesti.
    Keske onceden hazirligini yapip, reklamini da yapip, bir baslik altinda toplayip, okuyuculari hem sayi hemde merakli, dort gozle beklenir olacak sekilde hazirlasaniz!
    Bu gunlerde ki roportajlar kanaatimce cok onemli ama cok hizli geciyor! Takip etmekte zorlaniyorum… Hizmetin gecmisi ve gelecegiyle ilgili hususlarin degerlendirilmesini yaptiginiz bir zamanda araya, baska konulari karistirmazsaniz iyi olur… Baska bir lose yada baslikta yada baska zaman araliklarinda yapabilirsiniz.

    Daha once birkac yerde gecti, konular, problemler vs. HE’e ulasiyor mu, yoksa etrafindakiler tarafindan ulastirilmiyor mu seklinde! Herhalde, HE’nin etrafinda kati bir duvar var, Doktorlar hastaliga ya yanlis teshis koyuyorlar yada yara cok derin, mudahale edemiyorlar, Âlî abiler, HE rahatsiz olmasin gibi bahanelerle, hayati derecede ki onemli konulari kendi kistaslarina gore onemli bulmayip iletmiyor olabilirler.
    Derin yaraya gerekirse, penisilin sisesi kirilir, toz halinde yaranin uzerine uygulanabilir. Yaranin kuruyup iyilestigine sahit olacaksiniz.

    Roportaj ve yorumlardan da anlasilacagi gibi, halen dertli, kaliteli, yuksek idealli, beklentisiz bu hizmeti seven cok insan var.

    Bircogunun ortak gorusu, artik birseylerin yapilmaya baslanmasi gerekiyor. Peki bunu kim, hangi heyet veya ekibin gozetiminde yapilacagi, hizmetin, ve abilerin yuzlesmesi ve hesap verebilmeleri hangi kistaslara gore yapilacagi, nefis muhasebesi, samimiyet ayarlari, insan olma, oncelikler, tamirler vs…

    HE’ ye en kisa zamanda ulasmanizi, Simdiye kadar ki roportajlarin ozel bir derlemesini ve degerlendirmesini hazirlayip kendisiyle istisare etmenizin cok onemli oldugunu dusunuyorum.
    HE’ye ulasmanizi saglayabilecek abiler muhakkak vardir. Belki Ahmet Kurucan, ya da Suat Yildirim hocamiz bu konuda size yardimci olabilir. Tabiki tanidiginiz baskalarida…
    Yolunuz acik olsun…

  7. şuradaki yorumlarda bile aynı hastalık salgın halde devam ediyor.
    adamın bir fikri yok fakat sahabeden efendimizden örnekler verince bir fikri varmış gibi hava verebiliyor.
    bedir yaşıyoruz şakirt uhuddur bu olup biten mübarek hendektir şu haller hep.
    bu edebiyat olduğundan büyük görünmede işe yararda başka bir şey olmaz.zamanla bu söylem herşeyin içini boşaltıp maskeleme yapmaya yarar oldu.
    bakara makaranın cemaatcesine dönüştü.ne yani sen koskaca himmet sahibi hocamızı mı eleştiriyorsun.
    o her gün her dem asfiya evliya mukarrebin ile istişarede senin fikrin ne ki lo.ayda bir kainat imamı olarak efendimizden direk mesajı alıyor gibii..uzar gider.
    bu işler neden böyle şöyle olsa desen.arkadaki büyük resmi gören yegane şahıs varken sen kimsin ki.hem bir de hikmet abi merhemi var ki her derde deva.
    tabi ki o hikmeti de anca baştaki söylerse eftaldir.kabul edilir sen ben söylesen deli derler.
    araç olan maddiyat amaç haline gelince en büyükk abin bile ne yani bu çağda çatırdan mı yönetcez bu işleri demeye başlar.heyhat dersin geçersin.
    dar dairedeki tarikattan farkı olmayan öğreti ve istekleri geniş daireye aynı kıvamda vermeye çalışırsan senin sırtından milyonlarca evliya kisvesinde münafık türetirdin.sınır komşun gibi.
    bu iş şimdi siyasetin elinde kaldı.namazsız niyazsız ne çok politik veli türeyiverdi.gördün.duydun.değil mi.
    iff.identification friend foe.sistemi sökülmüş bir insan topluluğu oluşturdun.
    ilk başlarda hicret ve başka diyarlarda tutunma adına uluscu ırkçı klancı marazlardan arınmak kabul görmek tepki çekmeme işine yaradı.
    her işte olduğu gibi cemaate ver fokunu çıkarsın burada da işledi.dost düşman belirsiz nereye kadar gider nerede durur kararsız kafalar oluşturdun.
    alt yapısı senin elinde olmayan 1725 gibi.ergenekon gibi dümenlerin değnekçiliğine soyundun.nereye çekildiğini bile anlamadın.
    damarlarında şöyle gezeceksiniz dediğin devlet işleyişini hiç anlayamadın.halkın nabzını böyle tutacaksınız dediğin halkı ne yazık ki hiç tanıyamadın.
    okul veli toplantısını bile ne teveccüh bu be diye gördün.çocuk müsameresinin eğlenceli ağlak hallerini bile olimpiyatta birşey oluyoruz zannettin.
    hani teveccühü nas istenmez verilirdi ya.hep veriliyor tuzağına balıklama atladın.
    abese halleri kaçınılmaz oldu.hacı patron doğruldu hocam sizi hiç tanıyamamışız dedi.iki büklüm oldu estağfirullah biz tanıtamamışız buyurdular.
    arka odada çeteleci başları bu inekleri nasıl sağarız hesabı yaparken ihlas akıyordu her yerden.zülkarneyn üfleyin demişti ya.
    1000 abone 10bin abone himmetleri bodoslama giderken kim inerdi bu trenden.abi bu ne diye soran bile olmazdı.ne de olsa seddi zülkarneyndi.yaa hikmet ağabey.
    hocamız çok üzgün çok kırgın.ben şimdi efendimize ne derim buyurdular.
    evlere şenlik sohbetlerde vardı.yüzyüze bakamayan birbirine o kadar yabancı insan heralde en çok oralardaydı.
    ne okusak ne yapsak.hazretten bir baş yazı kompozisyonu iyi gider.pozisyonu hiç bozma dayan gitsin.
    ne uhuvvet ne ihlas ama.körler sağırlar ağırladı birbirini.lokalde küçük deccal son evresinde süflileşti yarılanma ömrü 80 seneye dayandı.
    büyük deccalin genelde ne dümenler çevireceğini var sen hesapla.uzaya giden ilk gemi için mekik doku.uzar bu yazı uzar da.uzatma.med.kısa kesmekte.bir sekte.

  8. Hizmet Gönül isi beklentisiz olmak. Allah Razı Olsun yeterli
    Hizmetin mimari Hocaefendi Hazretleri ki
    Son Asirda tüm insanligin aradığı yegane birisi.
    ,
    Isin içine riya gösteriş ve makam sevgisi girdi.
    Is guzel dusunce guzel mevye verdi çok güzel.
    Fakat yolda yuruyuste durusta asliyetten uzaklasildi
    Her ne yapilacaksa mutlaka ortak akil ile yapiliyorken bu terk edildi
    Kisilerin birbirinden ustulugu takva ve ihlas ile idi bu degisti once hizmeti tanimis sonrakinden hep ustun oldu
    Beklenti de maddiyat hiç yokken maas ve burs istisnasiz yayginlatirildi Bu belirli ve çok az sayıda kişilere bedenen calisma imkani olmayanlara verilmeli
    Kısaca bu guzel.is devam.etmeli önce fabrika ayarlatina donulmeli
    Herkes bulundugu yerde saginda solunda kucuk kucuk birlikteliklerle çok büyük işler yapabilir ve yapiyorlarda
    Akıbet hayır olsun.

Comments are closed.