Kendinizi kısaca tanıtınız.

Adım S.T. Mesleğim xxx. xxxxx işiyle uğraşıyorumç evliyim, iki çocuğum var. Pek sosyal bir insan sayılmam, hatta asosyal bile denilebilirim. Ama işimde son derece titizimdir. Zannediyorum bu sayede başarılı oldum ve o yıkıcı cezaevi deneyimimden sonra bile; şu anda yani, tekrardan xxx yapıyor ve işime devam edebiliyorum. İyi ki memur değilmişim..

17/25 Aralık Sürecinden bugüne, gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

  İşin garibi benim Cemaat sohbetlerine gidip gelmem 2012 yılı başında olmuştu. …..daki derneğin kahvaltılarına muhasebecim tarafımdan ısrarla çağırılmam üzerine gidip gelmeye başladım. Meğer bu Cemaat’in ‘insan kazanma’ yollarından biriymiş. Ama asla pişman olacağım bir şey yaşamadım bugüne kadar: hasbi,temiz ve saygılı insanlar oluşturuyordu sohbet ortamlarını ve sohbet veren ‘öğretmen’leri kanıksamadım.

2013 yılında adına ‘mütevelli’ denilen bir sıfatla; hayır-hasenat işlerini ve adına ‘emri bil maruf, nehyi anil münker’ denilen prensiple hareket etmeyi bir hayat düsturu haline getireceğim bir kimlikle, ya da sıfatla hizmet hareketinin bir gönüllüsü, iyilik elçisi olmam yolunda teklif getirdi ilçeden sorumlu abi. Kabul ettim. Çünkü bu biraz da bizim gibi taşrada, periferde yaşayanlar için prestij demekti. Ama tek motivasyonum tabiî ki bu ‘prestij’ değildi, dini duygularımın da tesiri vardı. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini okurdum ama bir Cemaate ya da sohbet grubuna gidip gelmedim hiç. İlçemizin tanınmış, saygın pek çok esnafı, işadamı mütevelli seviyesinde hizmete gidip gelirlerdi.

Her şey stabil bir seyirde seyrederken 17-25 Aralık oldu. Meğerse 7 Şubat’tan sonra başlayan ve yüzeye çıkmayan ciddi bir sürtüşme varmış ama henüz köprüler atılmamış.. Bizim bulunduğumuz beldede bu  tarihten sonra ayrılan pek bir insan olmadı ama ‘ne oluyoruz acaba?’ düşüncesi hepimizin zihninde yer etti. Ortada bir ‘yolsuzluk’ var. O kesin. Ama bunun sırası mıydı ? 2003’ten beri 10 senedir bu herifler baştaydı ve siz bu yolsuzluğu yeni mi fark ettiniz? Ben, şahsen asla bu süreci desteklemedim ve ‘oh,iyi ki yapılmış bu operasyonlar’ diye de düşünmedim. Ama Hizmet çevresinden de kopmadım. Sessizce olanlara bakakaldım. Çünkü her şey çok büyük bir hızda ve istencinizin hilafına gelişiyordu. Bir anda koca bir camia, bir sosyal grup terörist, hain olma yoluna emin adımlarla sokuluyor ve tabiri caiz ise fena halde ‘zencileşiyordu’. İtiraf etmem gerekirse çevrem, sosyal ilişkilerimin çoğu bu yeni tanıştığım (2012 de 4 yıldır yaşadığım beldeye başaka bir yerden gelmiştim, çünkü 2008 de buraya taşınmış ve çevremi, arkadaş grubumu hizmet hareketine mensup insanlar oluşturmuştu) hizmet hareketine mensup, müntesip insanlardı ve aramızdaki uhuvvet,sevgi-saygı, muhabbet pek bir kuvvetli idi. (şimdi geriye dönüp baktığımda bunun da insan fıtratında bulunan ve takım tutmak ya da taraftar olmak gibi bir aidiyet hissinin şiddeti ve olayların varacağı sonun görülmesini engelleyen bir perde olarak görüyorum, yani bu da bir çeşit ‘asabiyet’di, hizmet asabiyeti..). Ama istisnasız tüm esnaf arkadaşlarım 17-25 Aralık’ı sorguladı ve olumlamadı. Ancak ‘öğretmen’ olan hoca tayfamız ve ‘bölgeciler’ hariç tabi ki.

Yazdıklarım biraz hissi gelebilir ama benim görüşüm bu yönde. Evet biz bir cemaat olarak emri bil maruf nehyi anil münker yaparak islama ve millete hizmet şiarı ile bir araya geldik, üstelik kaba,yoz,dar bir çevre ile sınırlı değildi ufkumuz. Tüm dünyaya, tüm insanlığa açılmaktı gayemiz. Bunun için çaba harcamış ve harcayan ve şu anda da cezaevlerinde ve sürgünlerde bedeller ödeyen çilekeş kardeşlerim hakkında böyle konuşmak zoruma gidiyor ama hakikat bu. Sorgulamadık, düşünmedik, itaat ödüllendirildi. O zaman şimdi bizi ve tabandaki zavallı öğretmen, bölgeci ve esnafları sorgulatmayan, düşündürtmeyen ve itaat isteyen  has daire insanları’ bu yıkımın, bu çöküşün, bu infılakın, bu bozgunun neden olduğuna dair bir malümat versinler tabandaki kardeşlerine. Yoksa hakketmiyor muyuz? Ama bizim ülkemiz bir ‘çiftlikbank’ ülkesiydi galiba? Unutmuşum. Şimdi şu ifadem çok mu cüretkar ve iddialı oldu? Ama insaf be kardeşim! Neden bu kadar kolay yıkılabilecek binalar yaptınız? Divane misiniz? Her konuşmanızda ‘yol emniyeti’, her lafınızda ‘hizmetimize zarar gelmesin’ vardı. Şu andaki gelinen duruma bir bakınız.  Eğer bu batmış geminin kaptanı ben olsaydım ben hesap verirdim. Ama maalesef kaptan değildim.. Gemi batarken, okyanusun dibine azgın dalgalara gark olurken; kaptanlık da bir racondur: Kaptanlar gemiyi terk etmez. Onlar da beraber batarlar. Tıpkı ‘Titanic’ gemisinin kaptanı gibi.

Evet, Allah’ın veli kulları eziyet,sıkıntı çekmişler. Ama unutulmaması lazım tarihte her olay kendi başına tekildir. Her olayın illeti ve neticesi tekildir. Birbirine benzeyen belki toplumun ve insanın içtimai yapısı ve sürüsel davranışıdır. Tüm İslam tarihini sadece 23 yıl sürmüş Efendimizin (sav) deneyimleriyle açıklayamazsınız, yanılırsınız. Evet inanan insanlar çok sıkıntı çekti. Belki bu yolun kaderi budur, eyvallah ama tarihte kendi insanları çile çekip yokolurken, dışarıda, güvenli bir yerlerde onları inancıyla tehdit etmemişti hiçbir peygamber veya veli. Bizatihi kitlelerinin, ümmetlerinin başında çile çekmiş, Tih sahralarında onlarla beraber sürünmüştür. Kudret helvası ve kuş yemişler, bal ve çekirgeyle beslenmişlerdi. Hatta zindanlarda, kerbelalarda susuz can vermişti liderler. Ama lider kitlesinin başındaydı hep! Neyse..

Benim kişisel fikrim 17-25 Aralık bir sonuçtu. Bu sonuca götüren sebepler bence Türkiye içinde değil, dışındaki şartların zorlamasıydı, neticesiydi: Amerikanın Türkiyenin İranla olan yasaklı ticaretinden ve bunun alenen yapmasından rahatsızlığı vardı ve Cemaatin yurt dışındaki, özellikle de kıta avrupası ve kuzey amerikadaki okulları, dernekleri, misyonlarının devamı ve inkişafının zevale ya da duraksamaya uğramaması adına bu operasyonlar yapıldı. Amerika (batı) pek de hazzetmediği ve bu operasyonla, Türkiye gibi çevresine nispeten görece demokrasi muktesabatı olan, gelişmekte olan ticaret köprüsü formuna haiz bir ülkenin ‘yolsuz’ başbakanının ve hükümetinin kolayca altedileceğini zannederek, hasmını küçümsedi. Bu operasyonları yaptıranları ya da yapanları ‘amerika’ ya da ‘batı’ denen ve zihnimizde ‘kıskanç, bencil,haçlı’ vs. heyulalarından müteşekkil bir klik ya da ‘karanlık kurul’ vs. olarak algılamıyorum.bizatihi amerikanın güvenlik bürokrasisi yada fbi nin sadece Amerikanın ticari çıkarlarını koruma adına türkiyedeki dostlarından, yani cemaatin güvenlik bürokrasisi ekibinden rica ettiğini sanıyorum. En mantıklı senaryo bu gibime geliyor. Benimkisi sadece düşünce.. karşılığında tüm batıda hizmet misyonlarına kapıların sonuna kadar açılması ve içeride (yani yurtta) hükümetleri devirici-kurucu bir güç olarak kendini kamuoyuna tescil ettirmek vardı. Bir taşla iki kuş.

Süreç’i bireysel olarak nasıl tecrübe etmektesiniz?

Olayların bizatihi, kendi başına bizim erdemlerimizle yorumlanacak tarafı yoktur. Daha doğrusu olayların, olguların, fenomenlerin kendi başına ahlaki referansları yoktur. Bu referansları onlara biz koyarız. Siyasette ahlak, erdem yoktur. Çıkarlar vardır.

Hesaplar güzel yapılır, masa başında her şey bir güzel düşünülür: Amma velakin savaşı ordular yapar ve cephedeki değişkenler o kadar çoktur ki..

Şimdi ‘olan’ı yani ‘olmuş’u tasvir ediyoruz: Sonun böyle olacağını bilseydim ve bilseydik; yani ferasetimiz olsa idi şahsen ben 17-25 Aralıktan sonra asla ama asla cemaate gidip-gelmezdim. Ama dediğim gibi kişisel olarak ilişkilerimizden, sosyal çevremizden kopabilmek o kadar basit mi? Hele de bizim ülkemizde. Ki ben eskiden beri apolitik bir insandım. Siyasetle hiç ilgim, alakam olmamıştır. Bir anda kendimiz bu girdabın içinde bulduk.

Peki hesap edilmeyen neydi? Ne olacak: kibirle perdelenmiş, görmeyen gözler. Erdoğan’ın kim ne derse desin bir ‘asabiyet’i, yani kendine ait, iyi konsolide olmuş, hele 2013 den beri bayağı ‘bindirilmiş kıta’lar gibi birbirine kenetli bir kitlesi var. Bunu fark etmemek, belki bizim seviyemizdeki insanlar için mazur sayılabilir. Çünkü misalen, hizmet bir bina, bir gökdelen ise biz bu gökdelenin alt katlarında oturuyoruz. Elimizde hiçbir imkan, istatistik, veri, done, yok. Ama tepedekiler, yani kulenin cihannümasındakiler heryeri görebildikleri cihetle sorumluluktan kaçamazlar.

Tabi Erdoğanın asabiyeti de sorgulanabilir: makarnacıları, kömürcüleri kastetmiyorum. Kendini, tek sermayesi olan canı pahasına tankların paletlerinin altına yatıranlar, feda edenlerden söz ediyorum.ve bu kitle türkiyenin bence %10 u vardır ve bu ciddi bir güçtür. Üstelik bu kitleden istene ucuz bir şövenizm dışlayıcı-kötücül- milliyetçi bir dincilik den ibaret.. kin tutarak, nefret ederek diri tutulan bir kitle ve bununla sağlanan lidere tam bağlılık, tam itaat. Korkunç..

Oysa ya Hizmet? Ne kadar naif ve temiz kalıyor bu mukayesede? Allahım bu kadar mı iki grup arasında fark olur? Ahura Mazda- Ehrimen diyalektiği gibi.

Ama son tahlilde bu bir güç mücadelesiydi ve ‘asabiyet’lerin cengiydi..

Süreci kişisel olarak nasıl tecrübe etmektesiniz?

1 yıl hapis yattım. Hakimler dinlemediler bile beni. Burada hizmet adına para toplayan kişi itirafçı oldu ve yüzlerce insan hakkında acımasızca iftiralarda bulundu mahkemede. 6 yıl 5 ay ceza yiyerek tahliye edildim. Esnaf olduğum için heralde.. son derece yıpratıcı bir süreçti..üzerinde çok konuşmak istemiyorum.

Süreç’in kendi hayatınıza yansıyan olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?

Tamamen uzlete çekildim. Okuyorum, yazıyorum. Evvelden de okurdum ama bu kadar değildi. Şimdi sürekli ve düzenli olarak okuyorum. Klasikler, felsefe, araştırmalar, anılar.. ve cezaevinden beri düzenli olarak günlük tutuyorum. Yazarak kendi kendimi sağaltıyorum. İçerideyken bir roman yazdım. Kısa bir şey. İleride nasip olusa günlüklerimle beraber yayınlayacağım. Kimbilir, ilerde bizim gibi suçsuz-günahsız yere tutuklanacak müstakbel siyasi mahkumlara teselli olur.

Şu anki durum itibariyle Hizmet Hareketi ile olan münasebetinizi nasıl görmekte ve değerlendirmektesiniz?

Artık Türkiye’de böyle bir hareket yok. Yeraltına indi ve ötekileşti. Türkiye’de hizmet hareketi diye adlandırdığımız cemaat artık güvenlik bürokrasisinin ilgi alanına giren ulusal bir sorun haline geldi. Ben de pek tabiî ki hizmet hareketi üyesi değilim. Yokum yani. Değil şimdi, yarın şartlar başka türlü olsa bile yokum. Çünkü Müslüman aynı yerden iki kere ısırılamaz. Kendi küçük dünyama, güvenli yuvama, yani kendime çekildim ve orada tefekkür ediyorum, uzletin tadını çıkarıyorum. Ve şükrediyorum: iyi ki bu bozgunun başındaki komutan değilmişim..

4 COMMENTS

  1. 1) Siz hizmetten ayrılmamışsınız, çürüyen hizmet sizden uzaklamış. Hizmeti sadece Fg ve üst tabaka olarak görmemek ya da bir hiyerarşi içine dahil olmak olarak görmemek lazım. Bu hareketin asıl amacı belliydi, siz yarın başka bir grup mağdur olduğunda şuanki dilsiz şeytanlar gibi susar mısınız yoksa onlara yardım mı edersiniz, bu yaşadığınız zülümlerden sonra başka insana bunu yaşatır mısınız, bu 3 günlük dünyaya artık kıymet veriyor musunuz. Fikirde prensiplerde ortak olmak lazım. Asıl ayrılan o itirafçı olup millete iftira atan utanmadan bide kendi altındakileri söyleyen, hadi kendi abini diyorsunda kendin hizmete kattığın insanların ismini neden verirsin. Bu konuda Allah kimseyi imtihan etmesin, zülüm baskı yerine göre gerçek işkence var. Korkup isim verenlere de bir şey demiyorum, ama iftira atmanın izahı yok. Ve devlet kapıları kapattığı için bu hizmetten ayrılınca elinde hiç bir şey kalmayacak , mirasyediler üst tabakada hala bu hizmete ihanet edenler bu hizmetten ayrılanlar. Şoför onlardı her virajda milleti savurdular arabadan.

    2) Hizmet için Türkiye her zaman daha önemlidir. Askeriye yargıya polise 1 kişi daha göndermek her zaman daha önemlidir. O yüzden yurtdışı okulları için 17-25 operasyonunu yapmazlar. Operasyonun başka nedenleri vardır, asıl neden 2010 sonrası zaten akp ile başlayan kavga güç mücadelesi gibi. 17-25 yaparkende zaten avrupa gezi olaylarıyla abd de bu ambargo olayından bunlara kızgın diye düşünmüş olabilirler. Ama birinci faktörün bu olduğunu düşünmüyorum. Tabi bu planlar üstte yapılır , kayıp zekirraya özlerin yapacağı bir plan diyorum, komiserlerin falan bunu bilceğini zannetmiyorum. Onca zaman yolsuzlukluk suç varken gelip 2013’te bu operasyonun yapılmasının izahı gerçekten yok, ergenekon davaları vardı aynı anda iki hedef olmaz diyorlarsa, ergenekondaki o zaman usulsüzlükleri/masumların içeri girmesini izah etsinler ve paralel devlet olduklarını kabul etsinler bunu diyerek. Hani Erdoğan emir veriyordu cemaat polisleri maaşaydı ergenekonda? Öyle diyenlere bunu demek lazım. Zaten dini cemaat mi, örgüt mü, operasyon takvimi düzenleyerek kendini nasıl dini cemaat olarak adlandıracak ? 17 aralık direk yolsuzluk çok sağlam, ama 25 aralığın gene izahı yok, tamamen erdoğana yönelik bir operasyon , polisin yapacağı bir darbe tam 25 aralık operasyonu gibi olur. Polis yargı gelip bir ülkenin başbakanını alamaz , tutup oğlu üzerinden gidemez , mit müşteşarını alamaz biz avrupa ülkesi değiliz. Burası Türkiye , madem cemaatin polisleri savcıları bu kadar cesur bu kadar ileri demokrasiyi uygulayan kişiler bu kadar kendi başlarına bu kararları alıyorlar çünkü onlar böyle bir eğitimden gelmiş cesur gözü pek kişiler madem öyle neden 15 temmuzdan sonra çatır çatır cemaateki insalara operasyon yaptılar? Cemaatin yetiştiği değerler kendi başlarına hareket ediyorsa neden 15 temmuzdan sonra takipsizlik veremedi mi ? hakimi beraat veremedi mi ? . Kimsenin günahını almak istemem ama o savcılar kendi başlarına hareket etmiyor polis müdürlerininde en başlındakilerin de öyle bireysel hareket ettiğini düşünmüyorum. O yüzden operasyonun zamanlaması da manidardı. Bir ihtimal o polislerin hepsi kendi başına hareket etmiştir, ama cemaat bu polisleri bilerek istanbul maliye atamıştır bunlar zaten deli divane buraya atayalımda akpye kesin bunlar operasyon yapar diye. Ya da savcı zaten yapacak bunlar hiç korkmaz diye. Gülen beddua etti de paralel devlet bu oluyor işte.

  2. Kusura bakmayın ama siz hizmeti hiç anlayamamışsınız.17 25 Aralık operasyonu hiç yapılmasaydı bile AKP her halükarda hizmete çökecekti.H.Efendi niye gemisinin başında değil diyorsunuz.H.Efendi yıllardır sürgünde.Türkiyede olup kaçsaydı o zaman haklılık payınız olurdu.

    • yazar zaten 17-25 sonuçtu demiş ya, yani olmada gene aynı şeyler olacaktı. Çünkü cemaat güç dalaşına çok önceden girdi, Erdoğan da temizlemeyi kafaya koymuş, soru çalma ve kadrolaşma olaylarından dolayıda halk cemaati sevmiyordu, ve Erdoğan çok rahat istediğini yaptı 17-25ten sonra da fuatavni gibi tipler sağolsun iyi bir şey yaptığını sanarak cemaatin aslında bir din hareketi olmadığını devlet içinde gizli her şeyden haberi olan bir derin devlet olduğu izlenimini yapıştırdı. Ve 15 temmuzdan sonra halk resmen şeytan taşlar gibi bizi taşladı , hizmetin içinde ihanet edenler olmasa Erdoğan hiç bir halt yapamazdı, 28 şubatçılar gibi halkın tepkisiyle karşılaşırdı, furkan vakfı gibi 100 kişi atmıyor içeri 400 bin kişiyi aldı. Bide bu akp her türlü çökecekti yani çok önemli bir mevzu değil ki yanlışı tespit ederken hukuka islama bakılır yanlış varsa vardır, akp zaten çökecekti bize diye tüm süreçteki yanlışlar ihanetler aklanamazki.

    • Fetullah Gulen ve adamlari baskasinin omzundan tufek atiyor, adamsa doner turkiyeye. Yakinda iade edilirse sasirmam ama bu seferde kacacak baska ulke arayacaktir tahminim. Kendisi yuzde 1 risk almayanlarin her gun kelle koltukta gezenlere ve zulum gorenlere verecegi nasihat yoktur. Ayinesi istir kisinin lafa bakilmaz.

Comments are closed.