Engin Sezen, The Circle

The Circle’da kısa bir zaman önce kendisiyle mülakat yaptığımız gazeteci Ahmet Dönmez, Erdoğan’a sorduğu bir soru ile daha tanınır hale gelmişti. Benzer biçimde, kıdemli gazeteci Hasan Cücük de Danimarka’da bir basın toplantısında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sorduğu soru ile dikkatleri üzerine çekti. Orda, akıllarda kalan, Hasan Bey’in sorusuna verilen geçiştirmeli yanıt değil de, Danimarka Cumhurbaşkanı’nın hayretler içinde Abdullah Gül’e bakakalması olmuştu.

Twitter alemi netameli bir evren. Orda benim de Hasan Bey’le bir anım olacak. Üç dört yıl kadar önce (2013 ila 2018 yılları arasında adeta bir zaman kayması yaşadığımı farkettim şu an) yazdığım bir twite cevap vermişti Hasan Bey. Ben de mukabelede bulununca, artçı birkaç polemikal twit daha takip etti. Tam da bu esnada, Amerika’da mukim sevdiğim bir büyüğüm aradı ve Hasan Bey’den söz etti bana. Kendisinin nasıl ve ne kadar iyi biri olduğundan… O gün bugün, kendisine referans olan bu büyüğümün adesesinden bakarım Hasan Bey’e.

O, sanırım gurbetin kendisindeki Anadolu hallerini değiştiremediği kimselerden. Sesinden, yüzünden bunu çıkarabiliyoruz. Yazdıklarından da, bir şeyler yapabilmek için koşuşturan haza bir Hizmet gönüllüsü olduğunu. ‘Süvarinin de küheylanın da yetim’ olduğu şimdilerde insanların yardımına koşan, onların derdiyle dertlenen biri. Yaşadığı coğrafyada Hizmet adına pek çok ilklere imza atmış, temsil keyfiyeti olan, sahada ve aktif biri…

Ömrünün çoğu Dünya’nın en müreffeh ülkelerinden birinde geçmiş. Olaylara, Batılı yaşamdan devşirdiği deneyimden beslenerek sunduğu perspektif çok mühim. Sadece Danimarka’yla ilgili değil, tüm Avrupa ilgili özgün gözlemleri var. Okuyacaksınız aşağıda.

Bu yaz, Avrupa’ya gidersem bir şekilde kendisiyle görüşmek istediklerimden…

 

Alka Superliga. Lyngby Boldklub vs. Silkeborg IF. Anders Kjaerbye/Scanpix

Kendinizi tanıtır mısınız?

Sıradan biri olarak sıradan bir hayat yaşadım. Anadolu’nun su ve elektriği olmayan toprak bir damda (ev) dünyaya geldim. Bir gurbetçi çocuğuyum. Babam ben doğmadan 3 yıl önce Danimarka’ya işçi olarak gitmiş. İlkokul 3’ü köyde okudum. O yıllara dair hatırladığım, sık sık değişen öğretmenlerimiz ve 5 sınıfın bir arada olmasıydı. İlkokul 4 ve 5’i taşındığımız ilçede okudum. Köyümün adı Abdallı, ilçemiz ise Şarkışla. Köyde yokluğun her çeşidi vardı. Fakir bir köydü. Bakallın bile olmadığı bir yerdi. Babam yurtdışındaydı ama paranızın olması bir şey ifade etmiyordu. Kış geldi mi, ilçe ile irtibatınız kesiliyordu.

Hayatımın dönüm noktası lise 1’de oldu. Ortaokul 2’ye kadar ilçede okuduktan sonra İstanbul’a taşındık. Bir yakınımızın da tavsiyesiyle Hizmet’le yolum lise 1’de kesişti. Anadolu’dan İstanbul’a gelen bir ‘taşralı’ olarak ilk başlarda utangaçlık vardı. Derslerim iyi olmasından dolayı arkadaş çevrem kısa sürede oluştu. Ancak Anadolu’dan kalma o mahcubiyet kısa sürede yerini ‘yırtıklığa’ bıraktı. Bazen kendimi bile tanımakta zorlanıyordum ama bu yeni yaşam tarzı da hoşuma gitmiyor değildi hani.

Lise 1’de Hizmet yurdunda kalmaya başladığımda eylül ayıydı. Bir ikindi namazı için meşhur Çamlıca Yurdu’nun camisinde elimi açıp, ‘Allahım şu insanlar gibi olmak istiyorum’ diye dua ettiğimi dün gibi hatırlarım.

Bir noktaya değinmeden geçmeyip, Hizmet yurdunda kalıyordum ama Nurcu’lardan nefret ediyordum. Artık nasıl bir şartlanmışlıksa Nurcu’ların insan olmayacağını düşünüyordum. Yurtta bunu dile getirdiğimde arkadaşlar bana gülüyordu. Aradan 6 gibi kısa süre geçince nefret ettiğim insanlardan biri olmuştum. İlginçti, hayatımda hiç Nurcu ile karşılaşmamıştım ama nefret ediyordum!

Yurt ortamı hayatımın en güzel yıllarıydı. Hakikaten Hizmet’in yüzünü ilk orada tanıdım. Hocaların ve belletmenlerin fedakarlıklarına şahit oldum. Benim için Hizmet, Allahın büyük lütfuydu. Yolum Hizmetle kesişmese çok farklı yerde olurdum. Olumsuz anlamda.

 Şu anda neredesiniz? Ne işle meşgulsunuz?

25 yılı aşkındır Danimarka’dayım. Hayatım gazetecilikle geçti. Zaman Avrupa’nın ilk muhabirlerinden biriydim. Uzun yıllar meslekte kalan bir kaç arkadaştan biri oldum. Eğitim Fakültesi’ne gittim ama bitirmedim. İki yıl öğretmenlik yaptım. Bana uygun olmadığını görünce bıraktım. Gazetecilik virüsü bir kere bulaşmıştı. Kolay kolay bırakmıyordu. Ben de seviyordum. Danimarka gibi küçük bir ülkede olup da gazetecilikte zinde kalmak zordu. Zaten seyrettiğim futbolda kendimi geliştirip, İstanbul merkez için spor haberleri yaptım.

Sadece futbolla ilgili yazmadım elbette. Bir ülkede tek muhabir olunca tüm konuları yazmak durumunda kalıyordunuz. 2000 yılında Danimarka’da ilk aylık Türkçe gazete olarak Bahar’ı çıkarmaya başladım. Adeta tek kişilik kadroydum. Yayın yönetmeniydim ama haber yazıyordum, reklam alıyordum, reklamları hazırlıyordum ve mizanpajı yapıyordum. Bugün ilk sayıları hatırladığımda bozuk mizanpajına gülmeden kendimi alamıyorum. İş yükü ağırdı ama severek yapıyordum.

Mart 2009’da Zaman İskandinavya’yı çıkarmaya başladık. Günlük başlayan yayınımız yaklaşık bir yıl sonra haftalık olmaya başladı. Tirajımız günlük çıkarmanın maliyetini karşılamadığı için böyle bir karar aldık. 25 yıllık gazetecilikten sonra malum 15 Temmuz darbe kumpası bizi de vurdu. Yayınlarımız gelen tehditler, düşen okur sayısından dolayı kapandı. Şuan işsizim. Bir grup arkadaşın kurduğu TR724’de spor yazıyorum.

TR724 hakkında bilgi verebilir misiniz? Nasıl kuruldu, kimler calışıyor, amaçları, finans meseleleri?

Altını çizmek istediğim TR724’in idari kadrosunda değilim. İdari kadrosu var mı sorusuna da herhalde yok cevabı veririm. Benden spor yazmamı Ekim 2016’da rica ettiklerinde kabul ettim. Gazetecilikten kopmak istemiyordum. Avrupa’nın 8 değişik ülkesinde Zaman çıkıyordu, ama 15 Temmuz sonrası hepsi hızlı bir şekilde kepenk indirdi. 25 yıllık Avrupa’da geçmişi olan bir yayın kurumunun bu kadar kolay pes etmesini doğru kabullenmekte zorlanıyorum. Avrupa’da yaşayanlar olarak Türkiye’deki Hizmet’in 17/25 Aralık sonrası yaşadıklarını okumak ve anlamakta zorlandık. Hiçbir B planı yapmadık. Türkiye’nin 3 yıl yaşadığı süreçle biz ilk kez 15 Temmuz’dan sonra karşılaşınca abondene olduk. Şuan olayın şokundan hala çıkamadık.

Yeniden TR724 konusuna dönecek olursam. İlk başlarda arkadaşlar bulundukları yerlerden ve ailelerinin hala Türkiye’de olmasından dolayı müstear isimle yazıyordu. Benim de müstearla yazmamın uygun olacağını söylediler. Zira hakkımda gözaltı kararı çıkmış ve hedef isimlerden biriydim. Şu an herkes kendi adıyla yazdığı için kadronun kimlerden oluştuğuna söylemeye gerek yok. Finansını kim yapar bilmiyorum. Ben e-gazeteye abone olarak ve tanıdıklarımdan rica ederek katkı sağlamaya çalışıyorum.

Danimarka’da  Hizmet Hareketi nasıl? Katkıları ve karşılaştığı güçlükler nelerdir?

Batı Avrupa’da ilk Hizmet’in okulunun açıldığı yer Danimarka’dır. Ağustos 1993’te Özel HAY Okulu açıldı. Danimarka’da Hizmet’in ilginç bir hikayesi var. Görevli hiçbir abi gelmeden bir grup genç Hocaefendi’nin vaaz kasetlerini dinleyerek Cemaat’in ilk halkasını oluşturmuş. O gün bu işe omuz verenler aynı iştiyakla devam ediyorlar. Hakikaten fedakarlık adına destan yazıyorlar. 1987’de bir villa satın almışlar. Taksidini ödemek için haftasonları gazete dağıtmışlar. Keza o dönemde hiçbir abi ekonomik bağımsızlığı olmayan anne- babasıyla beraber kalan, fabrikalarda çalışanlarmış. En yaşlısı 27, en genci 16 olan 20’e yakın abinin tohumları attığı Hizmet, 1993’te ilk meyvesini veriyordu. Bugün okul sayısı 10’un üzerinde bulunuyor. Maalesef, Türkiye’deki zihniyetin buradaki uzantıları öğrenci velilerine baskı kurarak çocuklarının okullardan alınmasını sağladı. Bundan dolayı ekonomik sebeplerden dolayı okullarımızdan kapanan oldu.

Hizmet okulları Danimarka’da Türk toplumunun eğitimine ciddi katkı sağladı. 1993’te okul açtığımızda ülke çapında 34 üniversitte, 105 lise öğrencisi Türk vardı. Sadece HAY Okulu aradan geçen 25 yılda 1500’e yakın öğrenciyi liseye gönderdi. Pizzacı ve manav olmaktan başka çıkış yolu olmayan Türklere yeni bir vizyon kazandırdı.

Sadece eğitim alanında değil, bir çok sahada Hizmet örnek programlar yaptı. Mesela, 2002’de kurulan Diyalog Forum bünyesinde 2009’da Ortak Akıl Platformu oluşturduk. Amacımız Türkiye kökenli politikacıları biraya getirip, hem Türklerin hem de Danimarka’nın sorunlarını tartışmak ve çözüm yolları bulmaktı. Daha önce benzer girişimler olmuş ancak,  yürümemişti. Sebebi, kim başkan olacak olunca bir kaç buluşma sonrası girişim akim kalmıştı. Biz ise başkanlığın olmadığı herkesin kendini ifade ettiği bir platform kurduk. Ayrım yapmadan ülkede bulunan 30 küsür politikacıya davet gönderdik. 8 kişiyle başlayan Ortak Akıl Platformu toplantıları 28 kişiye kadar ulaştı. Farklı partilerde siyaset yapan, dünya görüşü olarak birbiriyle zıt insanları ortak masa etrafında buluşturduk. Önyargıların yıkılmasını sağladık. Nisan 2012’de Ankara’ya 15 kişilik bir heyetle gidip AKP’den Hüseyin Çelik’le, CHP’den Gürsel Tekin’le, MHP’den Oktay Vural’la ve HDP’den Altan Tan’la görüşüp Danimarka’da yaşayan Türklerin, Türkiye’den çözülmesi gereken sorunlarını ilettik. Tüm partilerin ortak kanaati, Avrupa’dan ilk kez bir heyet gelip, sorunları dile getiriyor oldu. Danimarka’da ise Eğitim bakanıyla görüşüğ Türkçenin bazı okullarda seçmeli ders olmasının önünü açtık ve emeklilerin bir seferde 6 ay izin yapmasını sağladık.

Sıradan salonlarda program yapan Türkler, Hizmetle 5 yıldızlı otellerde program yapmayı gördü. İşte son 2 yıldır biz piyasan çekildik. İşte meydan. Arkanızda devletin gücü de var. Buyurun program yapın… Örneğin, biz Danimarka Meclis’inde 4 yıl üst üste iftar programı yaptık. Haydi buyurun yapın. Bırakın iftar programını Meclis’te bir program düzenleyin.

Avrupa’da Hizmet Hareketi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Genel itibariyle…

Alka Superliga. Lyngby Boldklub vs. Silkeborg IF. Anders Kjaerbye/Scanpix

Avrupa’da Hizmet, Türkiye’deki herhangi bir ilinin izdüşümü gibi gelişti. Türkiye’de olan Hizmet yapılanmasının benzerini Avrupa’ya taşıdık. Hedef kitle olarak Türkleri seçtik. Türkiye’den tek farkı Avrupa yapılanmasının ’diyalog faaliyetleri’ oldu. Ancak diyaloga yeterince önem verildi mi? Doğrusu buna gönül rahatlığıyla evet demem zor. Biraz da kerhen diyalog yaptık. ’Herkes diyalogçu’ gibi sahaya yansıması ve gerçekliği olmayan bir slogan geliştirdik.

Avrupa’da Hizmet 30 yılı aşkın bir zamandır olmasına karşılık, burada yetişen gençlere görevler vermedik. Hala karar merciinde Türkiye’den tayinle gelenler bulunuyor. Hocaefendi’nin ’Gittiğiniz ülkelerde idareyi kısa zamanda yerlilere terk edin’ tavsiyesini maalesef Avrupa’da görmedik. Türkiye’den gelenlerle, Avrupa’da yetişen arasında bir nevi kuşak çatışması yaşadık. Türkiye’den gelenler, Avrupalıda yetişenleri ’aşırı kuralcı, esnek düşünmeyen’ olarak tanımlarken, Avrupa’da yetişenler Türkiye’den gelenleri, ’Kuralları bilmeyen, burayı Türkiye gibi sananlar’ olarak gördü. Her iki tarafında haklı olduğu yerler vardı ancak ortak noktada buluşma imkanı da yok değildi.

Bir örnek vereyim: Yukarıda bahsettiğim Danimarka’da açılan ilk okulumuz olan HAY Okulu’nun binası küçük gelince yeni bir binaya ihtiyaç oldu. Dönemin Kopenhag Büyükşehir Belediye Başkanı Jens Krammer Mikkelsen, okulu ziyaret ettiğinde bu konu dile getirildi. Bir öğrenci velimiz ’Gördüğün gibi okulun kapasitesi bu kadar. Daha çok öğrenciye hizmet vermek istiyoruz ama siz yardımcı olmuyorsunuz’ dediğinde siz binayı bulun ben yardımcı olacağım sözünü verdi. Binayı bulduk ama bir sorun vardı. Bina imar planında sanayi bölgesinde gözüküyordu. Bölgenin sanayi ile bir alakası yoktu, ama yıllar önce çizilen imar planında böyle kalmıştı. Binayı alıp imzayı attık. Belediye başkanı ’Dışarıya bir çivi çakmayın ama içeride istediğiniz düzenlemeyi yapın. Biz konuyu çözeceğiz’ dedi. Meclis’teki tanıdık milletvekillerine konuyu açtık. Bir vekil ’Bu konu masa önünden çözülecek bir konu değil. Masa arkasında çözmemiz gerekir’ dedi. Yani rutin prosedürle çözülmez demek istiyordu. Kısaca belediye ve mecliste yaptığımız görüşmeler sonunda 800 yıllık Kopenhag tarihinde ilk kez bir bina için bölgenin imar planı değişti. Normal şartlarda böyle bir şey sözkonusu olmazdı. Ama isteyince olmuyor değildi!

İşte kuşak çatışması dediğim budur. Türkiye’den gelen birine göre imar planı değiştirmek belediye başkanının bir imzasına bakar, Avrupa’da yetişen içinse kanunda ne yazıyorsa o olur. Ortak nokta ise uğraşırsan 11 ayda plan değişir.

Maalesef Avrupa Hizmeti olarak sadece Türkleri hedef kitle seçtik. Yaptığımız tüm faaliyetler Türklere yönelikti. Dil bilmeyen, geldiği ülkede en fazla 4-5 yıl kalmayı düşünenlerin günü kurtarma adına yaptıkları faaliyetlerin faturasını bugün net olarak görüyoruz. Bazen bulunduğum bölgede öyle toplantılara şahit oluyordum ki, sorumlu kişiler ne yaşadıkları ülkenin dilini ne de kültürünü biliyordu. Sağdan soldan kulaktan duyma bilgilere birazda kendi tecrübelerinden harmanlayarak yaşadıkları ülke analizleri yapıyorlardı. Dinleyenler saygıdan dolayı ses etmiyordu ama körün fili tarafi gibi analizler ortaya çıkıyordu!

Ekipçilik olayı işin ayrı bir boyutu. Nedense benzer isimlerin aynı isimlerle çalışma özelliği vardı. Gelirken zaten ekibiyle geliniyordu. Bugün geriye baktığımda bu insanlar için kötü niyetli diyemem. Ancak tayin olduğu ülkede ’ölmeyi’ değil 4-5 yıla dönmeyi düşüncesi onları verimli kılmıyordu. Uzun vadeli planlar yapmaya gerek duymuyorlar. 4-5 yıl durumu idare eden işler yapılıyordu. Bugün bunun faturasını ağır ödüyoruz. Her giden arkasında enkaz bırakıyor. Böyle isimler için tayin bir nevi mükafat oluyor. Gideni kimse hatırlamıyor ama faturayı arkada kalanlar ödüyor. Artık özellikle tayinler konusunda bir başarı kriteri olması lazım. Tamam yeni bir ülkeye gitmek fedakarlık ama görev vermede fedakarlık tek başına yeterli olmamalıdır.

Avrupa’da şartların bize sunduğu imkanları yeterince değerlendiremedik. Büyük fırsat kaçırdık. Gelen muhacirlerle Avrupa’da Hizmet’in bir kaç yıl içinde çehresinin değişeceğine inanıyorum. Artık büyük kitleye hedeflenmiş bir Hizmet var. Elbette niyet sadece Türklere yönelik hizmet değildi ama ’hazır müşteri’ olunca ekstra bir çaba sarfetmeden olanla yetinmenin faturasını bugün acı şekilde ödüyoruz. Dün bizim programlarımızda birinci sıraya oturmak için yarışanlar, bugün bize hakarette ilk sırada yer alıyor.

Bu konuda bir hayal kırıklığımda burada yetişen arkadaşlar. Evet, yeterince ’adam yerine’ konup, vazife verilmedi. Ama bugün bu arkadaşların pasifliğini içime sindiremiyorum. Evde yangın çıkmış, herkesin eline su kovasını alıp koşması gerektiği günlerde ufak-tefek takıntıların esiri olup, geride durmayı… gerisini getirmeyim.

Hizmet medyası?

Hizmet medyası derken ben iki cepheden bakacağım: Türkiye ve Avrupa.

Bugün geçmişe dönük bazı eleştiler yaparken devrin şartlarını bilmek gerekiyor. Bugünün şartlarıyla geçmişi değerlendirdiğinizde veya araba iyi giderken ses etmeyip kaza yapınca ahkam kesmeyi doğru bulmuyorum. Şuanda Hizmet’te günah keçisi olarak ilk sıraya medya oturtulmuş durumda. 1980’li yılların ortamını düşünmek gerekir. Elinizde tek Sızıntı dergisi var. Sağın devasa kalemlerinin kapısını aşındırıyorsun, bir kez dergiden bahsetsin diye. Adınız ’mürteciye’ çıkmış. Keza, Hizmet’in ilk medyası olan Zaman’ı kurucuları Hizmet mensupları değildi. Kurulup idare edilemeyince Hizmet devreye girmiştir.

Tamam elimize eleştiri baltasını alıp Hizmet medyasını dövelim, ama öldürmeden önce az insaf edelim. Şu anki çamur medyasıyla kıyası bile kabil değil Hizmet medyasının. Yayın politikasına benim de ciddi eleştilerim vardı. Örneğin her hafta basma kalıp olarak aynı şeyleri söyleyen partilerin grup toplantılarının haberleştirilmesini anlamsız bulurdum. Muhabir arkadaşlara acırdım.

Ekrem Dumanlı’yı, Hidayet Karaca’yı veya diğer üst düzey isimleri hedefe koymak kolay şimdi. Ama herkes dürüstçe çıkıp şunun hesabını versin, hangi ilin, ilçenin veya beldenin abisi o ilin, beldenin ve ilçenin siyasileriyle içli-dışlı olmadı? Yolsuzluk haberleri neden 17/25 Aralık öncesi girmedi diyenler biraz da bunun nedenini hizmet-siyaset yakın ilişkisinde arasın. Bağımsız gazetecilik yapamadık. Dengeleri gözetmeden işimize odaklanamadık. Hatalarımız var mı? Elbette var. Bugün bunu eleştiren arkadaşlar –bende dahil- zamanında çıkıp elimizi masaya vurup istifa ettik mi? Dışarda eleştirip içerde sustuysak sorumlu birazda biziz. Ha ben söyledim diyen arkadaşlar var. Onlara neden istifa etmedin diye sorarım.  Amacım birilerini döğmek değil. İnsanın olduğu yerde hata olur. Eleştirdiğimiz insanların yerinde olsak acaba biz nasıl davranırdık? Bazen davulun sesi uzaktan kulağa hoş geliyor. Rahmetli Mehmet Ali Birand çok başarılı bir gazeteci ama Milliyet’e yayın yönetmeni olunca göreve ancak bir kaç gün dayanmış biriydi.

Türkiye’ye sık giden biri olarak İstanbul günlerimin çoğunluğu gazetede geçiyordu. Bugün duyduğum eleştirileri o gün de dile getirenler olduğu gibi, toz pembe bir dünyada yaşayanlar da vardı. Bana Avrupa çöküyor ne zaman Türkiye’ye döneceksin diye takılanlar oluyordu. Ben de aylık 12 bin tl maaş verirseniz gelirim deyip ilave ediyordum; Avrupa bugün yerinde dursa, Türkiye bu hızla ilerlese ancak 50 yılda yakalarsınız diyordum. Bugün eleştirdiklerimizi zamanında çıkıp yüksek sesle söylesek daha anlamlı olurdu. Son olarak şu soruya cevap verelim; Hizmet medyası hangi büyük suçu işledi ki, haramice el konuldu. Olsa olsa gazetecilik hatası yapmıştır. Bugünkü çamur medyasıyla kıyaslamıyorum bile. Ayrıca hadi Zaman & STV direk Hizmet medyasıyla ya Koza- İpek? O ne yaptı? Akın İpek, Ankara’dan gelen talimata ’evet’ deseydi, bugünkü medya patronları gibi medyasını Saray’ın emrine verseydi başına bu işler gelir miydi? Hizmet bugün doğru yerde durmanın bedelini ödüyor.

Gelelim Avrupa’daki Hizmet medyasına. Zaman, 1992’de Avrupa’da çıkmaya başladı ama gazeteci yetitiremedik. Çünkü yatırım yapmadık. Bunun vebali hem Avrupadakilerin hem de İstanbul merkezin üzerindedir. Medya olmazsa olmaz deyip muhabire yatırım yapmadık. Gazeteci temsilciliği adı altında ’Hizmet içi bürokrasi’ ürettik. Aslında ’abinin’ yakın mesai arkadaşı olacak, abone temsilciliğinden öte bir vazifesi olmayan temsilciler türedi. Bunlar haber yazmayı basitlik olarak gördüler. Koskoca temsilci haber mi yazar? Ortalık temsilciden geçilmiyordu ama haber yazacak muhabir yoktu. Son dönemde Avrupa’nın 8 farklı ülkesinde Zaman çıkıyordu. Onlarca haber yazan vardı. Şimdi nerdeler? Çünkü çoğunluğu gazeteciliği bir meslek olarak görmedi. Gazetelerin başına hayatında haber yazmamış yayın yönetmenleri getirildi. Nasıl olsa mesleği gazetecilik olmayınca, gazeteler kapanınca daha önceki yaptıklara işlere geri döndüler. İstanbul merkez, bizi Avrupa’daki abilerin insafına bıraktı. Ben gazeteye 1992’den itibaren yazmaya başladım ama maaş almaya 2002’de başladım. Neden? Sebebi basit; günde 2 haber yazmak kaç saat alır? 4 saat diyelim. Günlük 4 saat çalışan için fulltime maaş verilir miydi? İşte maalesef zihniyet buydu. Bakın meydanda bugün yine bizler kaldık. Benim yapacak başka işim yok. Temizlik yapmaktan, pizza yapmaktan gocunmam ama bu mesleğe yıllarımı verdiysem kolay pesetmek istemiyorum. Bırakıp gitmek en kolayı. Dile getirdiğim sorunları Avrupa’da muhabir olupta yaşamayan arkadaş yoktur. Durum son dönemde değişmişti. Ama uzun yılların ihmalinin faturası ağır oldu.

İçerden eleştilerle ilgili değerlendirmeleriniz? Ve Hareket’le ilgili kendi eleştileriniz var mı? Varsa neler?

Son dönemde yapılan içerden eleştilerin tamamını okuyorum. Hiç kimsenin yaptığı eleştiriden dolayı dışlanmasını doğru bulmuyorum. İstifade ettiklerim olduğu gibi, vakit israfı olarak okuduklarım da oluyor. Niyet okuyucu değilim, kimsenin kalbini açıp bakmam sözkonusu değil, ama bazı eleştileri çok sığ buluyorum.

Hizmet, refanslarını dinden alan bir hareket. Hizmet’i ’seküler bir yapı’ olarak görürseniz yaptığınız eleştiler doğrudur. Hocaefendi’yi o zaman bir CEO olarak görmek gerekir. Yolun kaderi diyeceğim kaderci ilan edecekler ama kader benim imanımın bir parçası. Kimse bana bu yolda dünyada cenneti vaat etmedi. Ne yapsak engel olamazdık diyenlerden de değilim ama şimdi Allah aşkına şunun cevabını verin; 17 bin kadın, 700 bebek hangi suçu işledi de hapiste? Geçtim erkekleri. Buna cevap verelim. Akın İpek’in, Boydakların, Nakipoğulları’nın ve daha yüzlercesinin suçunu yazında bilelim.

Hizmet, bu kirli dünyada temiz kalmanın bedelini ödüyor. Doğru yerde durmanın bir bedeli olacak. Kim bilebilirdi; bizimle aynı safta namaza durup, gözyaşı dökenler, Hizmet’e bizden daha çok sahip çıkanların bugünün en büyük zalimi olacağını? Yaşayıp öğrendik. Hakikaten siyasetçi sadece oy ütmeyi düşünürmüş. Acı oldu ama öğrendik.

Yarın bugün yaptığımız eleştilerden ziyade, bu felaket günlerinde neler yaptıklarımız hatırda kalacak. Yangın çıkmış binamızda. Önce yangını söndürelim sonra zaten nerede hata yaptıysak oturup tartışıp, sorumluyu buluruz.

Eleştilerin hedef noktası, bürokrasi oluyor. Hizmet, kavun- karpuz yetiştirmedi. Eğitim faaliyetleri yapacaksın, insan yetiştireceksin sonra bunlar bürokraside görev almasın diyeceksin. Neden? Bunlar başka bir ülkenin vatandaşımı? Sorun Hizmet’te değil sistemde. Türkiye’de Danimarka demokrasisi vardı da Hizmet ’gizli’ yapılanmaya mı gitti? Daha düne kadar askeriden irtica adı altında namaz kılanlar atılmıyor muydu? Türkiye’nin sorunu sadece Hizmet’e mahsus değildi. Hangi Alevi göğsünü gere gere ’Ben Aleviyim’ diyebiliyor bürokraside. Başından beri hep aynı şeyi söylüyorum; kim suç işlediyse hesabı sorulsun. Devlette likayatı olan herkes görev alır. Kim emirleri kanun ve yönetmenliklerden değilde bağlı bulunduğu tarikat, cemaat liderinden alıyorsa hesap sorulsun. Bürokrasi deyince Hizmet’ten olduğu ifade edilen polislerin yaptığı 17/25 Aralık operasyonları geliyor. Bir grup polis, Hizmet’i kayaya çarptı deniliyor. Dosyanın içerğine bakmak lazım. Şuan hala üst düzey bir gazetenin yönetisine bir Avrupa muhabiri 17/25 Aralık’ı sorunca ’Buz gibi yolsuzluk operasyonu, hepsi doğru ama patronun ilişkilerinden dolayı yazamıyoruz’ demiş. Yine Türkiye’de emniyette önemli görevlerde bulunmuş birine sorulduğunda ’Kesinlikle doğru bir operasyon’ demişti.

Sizin eleştiriniz?

Elbette var. Artık ’vazife istenmez verilir, verildiğinde itiraz edilmez’ klişesinin rafa kalkması lazım. Likayat olmazsa olmaz kural olmalı.

Ekipçilik yapanların önü kesilmeli.

Herkes hesap vermeli. Yıllarca aynı koltukta idarecilik yapanlar, başarı grafiğini ortaya koymalıdır. Bir abinin sevdiğim bir sözü var; ’Bu Hizmet’te herkesin yedeği var, Hocaefendi hariç’. Kimse bulunmaz hint kumaşı değil. Hesap verebilir, başarı kriterinin olduğu bir Hizmet ortamı olması lazım. Bölgeciden, okuldaki öğretmene kadar herkes buna dahil olmalıdır.

Hareket’in lider Fethullah Gülen’le ilgili değerlendirmeleriniz nedir?

Fethullah Gülen, benim için Hocaefendi’dir. Hizmet mensupları olarak Hocaefendi’yi son dönemde yalnız bırakıp, vefasızlık ettiğimizi düşünyorum. Dışardan bu kadar zalimce ve alçakça saldırı varken, biz yeterince sahip çıkamadık. Hocaefendi’yi 50 yıldır ortaya koyduğu işler en güzel şekilde anlatıyor. Ancak benim için Hocaefendi’yi farklı kılan bugün acı yüzünü gördüğümüz Türkiye toplumunda pırlanta gibi insanlar yetiştirmesidir. Elbette Hocaefendi de insan. Hatadan beri değil. Ama rica ederim, baltayı alıp dalmadan önce az insaf edelim

Hareket’in geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Yine kaderci diyecekler bana, ama Allah’ın bitirdiğini kimse bitiremez! Biz kendi içimizde bozulmadıkça yolumuza devam ederiz. Bu dünya imtihan dünyası. Bunu baştan kabul ediyorsak sorun yok. Elbette çekilen acılar yüreğimizi dağlıyor. Hayatımızda tad-tuz kalmadı. Hergün baldıran zehiri içiyoruz.

Hizmet’i farklı kılan aksiyoner olmasıydı. Evet sarsıldık. Evet hasar gördük. Evet kayıplar yaşadık. Hangi suçu işledik ki bunlar başımıza geldi? Biat etseydik gelir miydi? Bence Hizmet işte o zaman biterdi. Bugün Hizmet’i bitirmek için yola çıkanlar, Türkiye’de cemaatleri bitirdi. Hizmet kervanı yoluna devam eder.

Benim derdim, Hizmet’in ne olacağı değil, benim ne olacağım. Ben bana düşen vazifeyi yapma derdindeyim. Kendi hesabımı vereceğim, başkasının değil. Hizmet’in sahibi var. Biz kendi içimizdeki saffet ve samimiyeti koruyup, yeni şartlara göre hareket planı yapıp, geçmişin hatalarını tekrarlamazsak uzun soluklu olarak yolumuza devam ederiz.

Ayrıca bugün Hizmet bir testen geçiyor. Düne kadar söylemlerimiz teoride kalıyordu bugün pratikte gösterdik. Bu baskıya uğrayınca şiddete başvurup- vurmayacağımızdı. Çünkü benzer baskıya maruz kalan hareketler şiddete başvurup, marjinalleşmişti. Hizmet’in bu sınavdan yüz akıyla çıktığına inanıyorum. Bunun sebebi de bizi yetiştiren zatın ortaya koyduğu prensipler ve hayatımıza verdiği yeni yöndür.

15 Temmuz?

Mayıs 2016’da Bakanlar Kurulu kararıyla terör örgütü ilan edilen Hizmet’in ’silahlı’ olduğunu gösterme adına ortaya konmuş, çok başarılı bir projedir.

15 Temmuz olmasa Hizmet’le mücadelede bu kadar hızlı sonuç alamazlardı. Bir haraket kimin işine en çok yarıyorsa, faili onlardır. Hizmet’in darbe yapması için cinnet geçirmesi lazım. Hizmet’ten olup da katılanlar varsa, Hizmet’e ihanet etmişlerdir. Tel tel dökülen bir darbe senaryosu var ortada. İnsan aklına hakaret gibi. Ama kimin umurunda! Zalim, mazlumu yemeyi kafasına koymuş. Benim duruşum net; yerim demokrasinin yanıdır. Farzı muhal Hizmet darbe yapacak olsa, arkadaş yolum burada ayrılıyor derim.

Meriç?  

                                                                                                                                                   Ben Sivaslıyım. Kızılırmak bizim için hayat kaynağı olduğu kadar hüzündür. Kızılırmak’ta boğulanlar üzerine onlarca türkü yakılmıştır. Meriç de Hizmet’in Kızılırmak’ı oldu. Özgürlük ile ölüm arasında bir hat artık Meriç.

 Son olarak söylemek istedikleriniz?

Allahın bir lütfu olarak Hizmet’le tanıştım. Hizmet benim hayatıma bir anlam kattı. Bugün bir adım varsa bunu Hizmet’e borçluyum. Dünyaya bin kez gelme imkanım olsa yine Hizmet içinde olmayı tercih ederim. Hayatımda pişmanlıklarım, sadece üzerime düşen vazifeyi yeterince yapamadığımla ilgilidir. Melek misali arkadaşlar tanıdım. Kurtuluşumu bu arkadaşlar arasında olmakta gördüm, görmeye de devam ediyorum. Bizim oralarda gelinler ’Ben bu eve alımla (gelinlik) geldim, salımla çıkarım’ dermiş. Benim için en büyük ödül son nefesi bu daire içinde vermektir.

Bakın 4 yıldır hakkımızda söylenmedik söz kalmadı. İnanın her gece ’Acaba bunlar doğru mu?’ diye muhasebe yaptım. İnanın söylediklerinde tek bir doğru görsem çeker giderdim. Ben ahiretimi kimse için yakmam. Bütün bu olanlara karşı iradi olarak Hizmet cephesinde bulunuyoruz. Şayet bu dedikleri gibiysek ne dünya da ne ahirette yatacak yerimiz yok. Ya peki öyle değilsek? Bize bu iftiraları atanlar bunu biraz düşündük. Çünkü biz değişmedik. Aynıyız. Herkes ama herkes yerin altını düşünerek adımını atsın.

Bugünler elbette geçecek. Yarınlar ne getirir bilinmez ama bizim yeni şartlara gore Hizmet’e devam etmemiz gerekir.

 

37 COMMENTS

  1. Klasik dış kapının mandalı, polyannacı hizmetçilik oynayan abi portresi. O şikayet ettiğin ekipçilik yapanların ekibinde neden olmadığını merak ediyorsan artık öğrenmiş olman lazım. Senin miden kaldırmayacağı için seni almamışlar aralarına. Azıcık kapıdan içeri adım atmışlara sorsan görürsün hizmetin asıl yüzünü. Soru çalmak mı iftira? Rüşvetçilik, adam kayırma, iltimas mı iftira? Kendinden olmayanın hayatını kaydırmak mı iftira? İnsanların özel hayatını tecessüs etmek mi iftira? Siyasilere operasyon çekmek mi iftira? İnsanlara şantaj yapmak, insanları haraca bağlamak mı iftira? Devletin kaynaklarını kendi kurumlarına aktarmak mı iftira? Devlet kurumlarında paralel yöneticilik yapıp bide utanmadan bunlarla övünmek mi iftira? Darbe teşebbüsüne destek vermek mi iftira?

    Hizmet kendisi zamanında çektiği ne varsa, gücü eline geçirince kendisi kat kat beterini uygular hale gelmiştir. Suçlu olan varsa cezasını çeksin diyerek işin içinden çıkamazsınız. Her kurum, her yapı için söylenebilir bu. AKP de de yolsuzluk yapanlar kötü gerisi iyi mi diyelim o zaman? Yukarıda saydığım suçlamalar bu hareketin içinde norm ve yöntem haline gelmişse ve buna itiraz edenler sn. Cücük gibi uyutulmuş veya karar alma mekanizmasından uzaklaştırılmışsa bu artık “bireysel suçlular var” kategorisinden çıkıp bu yapının kokuşması anlamına gelir.

    • “Biz kendi içimizde bozulmadıkça yolumuza devam ederiz.” demis.
      Biz de diyoruz ki: biz bozulduk ve yolumuz sarpa sardi. Ayni Yusuf beyin yukarda yazdigi gibi.
      Kardesim “ic muhasebe” ne zaman yapilacak?

    • evet bu saydıklarınızın istisnasız hepsi iftira. tek tek yazıp bin kere konuşulmuş bahisleri tekrar açmanın bir manası yok.

      hizmet 2014 yazından beri hiçbir devlet kurumunda yok. khklar krallığı kurulmadan önce herkes fişlenip kızak görevlere çekilmişti zaten. 2014 yazından 2018 baharına türkiyede bu saydıklarınızdan değişen ne var. soru çalma, rüşvetçilik, adam kayırma, iltimas, kendinden olmayanın hayatını kaydırma, başkasının hayatını kaydetme, siyasilere operasyon çekme (yalıdan başbakan devirme mesela), devletin kurumlarında paralel yöneticilik yapma, devletin kaynaklarını kurumlara aktarma, insanları haraca bağlama ve saire ve saire… sizin mantığınıza göre cemaat piyasadan çekildiğine göre bunların hepsinde nispi bir düzelme olmalı idi, hiç olmazsa daha kötüye gitmemesi gerekirdi. ama sokaktan kimi çevirip sorsanız, şu anki durum saydığınız her madde için beş sene öncesinden en az on kötü der.

      cemaatten çok kötü insanlar da çıkmıştır. bu saydıklarınıza katılanlar da olmuştur. zira sistemin böyle işlediği bir ülke türkiye. sistemi dönüştürmek isterken yeterince güçlü değilseniz kendiniz dönüşürsünüz. hizmet maalesef yeterince güçlü değildi. manevi zayıflık asimilasyona yol açtı.

      bir sistemin olduğu ve işlediği ülkelerde ise hiçbir sorun yaşanmaz. medeni bir ülkede hiç kimse cemaat mensupları ile şöyle tehlikeli böyle hain bilmem ne diye uğraşmaz. çünkü suçun tanımı bellidir, suça müsamaha da gösterilmez. orada cemaate yakın insanlar da bu saydığınız şeylere meyletmez zira onların bir karşılığı yoktur. azerbaycan özbekistan iran rusya gibi rüşvetle kanunsuzlukla ayakta duran medenileşememiş ülkelerse türkiye gibi hareketi dışlar. hain falan diye yafta takar, telefonlarına aplikasyon yüklemişler, bankaya para havale etmişler diye saçmalayıp dururlar fakat sorun sistemsizlikleridir.

      türkiyede cemaate mensup veya sempatisi var diye işinden edilen yüzbinler, (ki emin olun binlercesinin selamı bile yoktu cemaate, sadece düzene yeterince tapmadıkları için işlerinden edildiler) ülkede bir şeyin iyiye gitmesine sebep olmadı. onların yerine getirilenlerin yaptıklarını yapacaklarını görmek zor olmamalı. cemaati eleştirmek, özeleştiri yapmak ayrı bir şey, (onu ben de yorumlarımda yapıyorum). akp trollerin gece gündüz her yerde sayıkladığı yalanları buraya dizmek ayrı bir şey. insaflı olmak lazım…

      • Yalan sizi mahvetti, boyle devam ederseniz daha da mahvedecek.Olaylari bilerek yaziyorsaniz acik bir sekilde yalan soyluyorsunuz, yok saf ve kesin inanmislardansaniz; Allah kurtarsin.Cemaat darbeye kadar devlette (hem de her yerinde halen etkiliydi).

        Hocaniz hic kimseye hayat hakki tanimayan mafyatik ir orgutun lideriydi.Allah ettiklerini milyon defa cektirsin.Sadece Allah`a kul olun, hic kimseden de korkmayin.Hizmet dediginiz sey neresinden bakarsaniz bakin; iradenizi ve aklinizi almadiklari surece sizden razi olmazlar.Kendiniz olarak kalamaz ve barinamazsiniz; bunlari gorun.Cunku bunlar cok yalin hakikatlerdir…

    • Ne bireysel sucu abicigim.Ortada cok SIKI bir hiyearsik yapi var ve her sey emir-komuta zinciri ile gidiyor.Millet yalan soylemekle bu isten kurtulunacagini filan saniyor.Abi dediginizin adamlarin bir cogu”kucuk daglari” ben yarattim havasindaydi.Ve hizmet dediginiz sey de mafyatik bir orgute donusmustu.Adam bos yere yazmadi:”Dokunan yaniyor” diye.Dokunani yaktilar… Ama Allah`i unuttular. El aleme hirsiz derler ama butun guclerinin kaynagi hirsizlikti: soru calarak , devlete adam yerlestirin sonra da din-islam adina “oradaki” adamlarin gucu uzerinde tepinin.Beter olun,Allah daha beter etsin.Bence daha ettiklerini cekmediler, cekenler de belki iclerinde en masum olanlariydi.
      Bu mafyatik ,sizofrenik liderlige bagli orgute karsi koymak her muslumanin vazifesi olmalidir.Cunku dine verdikleri zarar , millete verdikleri zarardan cokdaha fazla.

      • Dokunan yanıyordu diyen Ahmet şık, kendisi 15 temmuz açıklamalarına bak, gariban taban kesimi bunlar diyor içerde olanlar khk ile atılanlar için, suç kişiseldir diyor, aç oku bakiyim.
        Küçük dağları ben yarattım diye tck da bir suç yok. Bir dini cemaate yakışmayan tavırlar başka şeydir hata insana yakışmayan tavırla başka şeydir suç başka şeydir, dini cemaat bozulmuş ise o yapıya girmezsin ama suç başka şeydir. Senin kafaya göre 2 milyon insan suç işlemiş bir yapı var. Ver bakalım 2 milyon insanın eline silah mafya ve terör örgütü nasıl oluyormuş görürsün, pkk bile dağda daimi kadrosu düne kadar 10 bin kişiydi en fazla, 15 temmuza katılan bin tane asker var toplasan erler dahil, katılmayan direnen gazi olan vs binlerce polis asker atıldı, ve sen diyorsunki hepsi mafyaydı örgüttü, böyle bir mafya örgüt olsa ülkeyi inim inim inletirdi, ergenekon balyoz davalarında toplam 1000 kişi yargılandı 400 kişi mi ne ceza aldı. Hukuk, dini her şeyi bir kenara bıraksam gene mantık ile rakamlar ile böyle bir örgütün olmadığı ortada. Mafya olan devlet hala da mafyalığını yapıyor işte, cumhuriyet yazarlarını da mı hala fetö atıyor içeri, solcuları vs khk ile fetö mü attı? , mafya olan hep devletti, devleti bir zaman eline alan cemaatin belli kişileri de devletin gücüyle mafyalık taslamış ise onların suçudur.
        Mafya ya da dini cemaatlerde egosu yüksek kişilere bu kadar karşıysan , o zaman şuanki tarikatlara mücadele et ve devlet ile. ben 2008-2013 arası türkiye ile 2013-2018 arası türkiye arasında bir fark görmüyorum, senin kafaya göre bugün tüm tarikatları sen terörist diye içeri atarsın. Suça bakmıyorsun çünkü ne modern hukuk ne islam hukuku bilgin 0 , bir insanı sevmemen bir insanı egolu bulman hapiste çürümesi için yeterli böyle insanlardan da toplasan en fazla çat patlasa 100 tane görsen 2 milyonluk bir yapının toplamına genelliyorsun hemen. 2 tane suç demişsin soru çalma, masum insanları hapse atma, onu da yapan eden belli davanın savcısı Erdoğan altındaki emniyet müdürleri de savcılar da belli. Ömrü hapiste geçen ahmet şık müyyer yıldız gibi insanlar bile suçlar bireyseldir diyor, bize bunu yapanlar belli diyor. Onlar bunu derken diyecek başka söz yok. Bekara karı boşamak kolaydır, zulüm gören birbirini anlıyor hukuk ne öğreniyor.

  2. Niye medya eleştirilirken sürekli o devre ya da şuan ki havuz medyası ya da merkez medya ile kıyaslama yapılıyor. Ya bakın o kadar da kötü değildik deniliyor, kendinizi onlarla kıyaslıyorsanız zaten bitmişiz biz, 1 yudum içki içen abi ya kemalistler her gün içiyor diyorsa biz ölmüşüz toprak atın.

    Yangın söndürelim sonra hatalara bakarız. Çok doğru bir laf, ama EKSİK. Öncelikle sadece hata yok ihanet de var. Ve bu hatalar ve ihanetler hala devam ediyor Present perfect tense var yani. Hala devam ettikleri için yangını da körüklüyorlar, ee o zaman yangının sönmesini mi bekleyeceğiz ? Yangını nasıl körüklüyor derseniz, ben yangını sadece maddi zarar olarak görmüyorum, insanlara ümitsizlik aşılayan morallerini bozan kafalarında soru işaretine neden olup onları üzen her şey bence yangındır. Kişinin sadece hapse girmesi değil, hapiste yada dışarıda sürekli kafasında ? varsa, ümitsiz ise bu da yangındır. Yangın tanımını bu şekilde yapmak lazım bence öbür türlü yangın sadece Akp yaptığı maddi fiziki zulüm olarak görürseniz, cemaatin hiç bir hareketi ve davranışı buna neden olmamıştır, cemaatin hareketleri sadece yalnız kalmasına neden olmuştur sadece. Tabi bu yorumu ortada çoğu olayda sis perdesi varken diyorum. Neyse bu önemli bir mevzu değil yangını dar anlamada görürseniz diyorumdum gene de mevzu ihanet de olduğu için ki hataları da dahil edelim, gelecekte de daha da kötü şeyler olasıdır. Mesela gene 15 temmuz gibi bir şey yaşanıp, daha kötü şeyler yapılabilir içerdeki insanlara yani içerden o fiziki yangını da körükleyebilecek insanlar vardır adil öksüz gibi. Bu durumda yangın sönmesini beklemek büyük hata olur. Böyle yangın sönmesini bekleyelim diyen kişilerinde ,galiba Gülen de bu görüşte son bamtelinde ben öyle anladım, samimi olduğunu düşünemiyorum çünkü yukarıda dediğim mevzular bakımından yangın sönmesini beklemek bana büyük bir hata olarak geliyor bu insanlar zeki bilgili insanlar böyle bir hatayı göz göre göre yapmazlar diye düşünüyorum.

    Son cümleniz de eğer hizmet 4 senedir dedikleri gibiyse ne dünya da ne ahirette yatacak yerimiz yok diyorsunuz. Suç kişiseldir, siz de bu gözle bakarsanız o iddiaların doğru olduğunu düşünen seçmen napsın. E o zaman mevzu şuna geliyor cemaat = fetö ise şuan ki yapılan her şeyi hakediyor + ahiretleri de bitti. Cemaat = fetö bile olsa , 2 milyon belki daha fazla insan var kim suçu işlediyse suçu işlerken niyeti neyse ona bakılır, 4 senedir dedikleri iddialar suç bakımından toplasan kaç insanı alır ? . Çok çok dar bir kesimi mi alır zaten o suçlar Akpliler ile işlendi, o yüzden siyasal ayağı nerde diyor herkes, ortada bir örgüt varsa kesinlikle tabandan oluşmaz, basidinden ergenekonu öğrenciler ile ögretmenler ile vs mi yaptılar, yoksa RTE+ Bakanları + Gülen + zekeriya öz + ali fuat mı sayarsınız. Kimin isimlerinin sayılacağını yargı karar vercek tabiki de böyle bir yargı da olmayacak o yüzden diyorum işin cemaate bakan topluma mal olmuş kişileri niye açıklama yapmazlar hala mı Ahmet şık terörist olduğunu düşünüyorlar ?

    • Bu orgute halen ekonomik olarak yardim edenler sucsuz mu olacak? Ortada, orgutlu islenmis bir suc var.Dolayisiyla o orgute yardim eden herkesi kapsar.PKK ya maddi yardim eden adam PKK li olmuyor mu? Illa, eline silah alip asker mi oldurmesi gerekiyor?

      • PKK terör örgütü olduğu saplanıyor sonrasında tüm üyeleri yardım edenler suçlu oluyor. Cemaatin terör örgütü olduğu kaç senesinde saptandı acaba MGK kararı bile 2016’da ayrıca silahlı terör örgütü diye 15 temmuzdan sonra mahkeme kararları çıktı. İkincisi burada karıştırılan bir mesele var, Pkk faaliyetleri hala devam ediyor ama hdp = pkk diyebilir misiniz, ben gidip hdp yardım etsem hdp siyaset yapsam terörist mi olacağım ?, Etrafta herkes biji biji Apo diyor bunlar terörist mi şimdi?
        Cemaati 3 e ayırmak lazım bir masumlar %95 lik kısmı normal dini cemaat olarak faaliyette bulunanlar, bir kesim var bunlar suç işlemiş ama bireysel, bir kesim de bir amaç uğruna devleti ele geçirmek için suç işlemişler, bu 3. kesim terör örgütü olur ve bunlar ne yaptıysa akp ile birlikte yaptılar, hani ergenekon masum gazeteciler hapse atılmasına bakın bunu sadece fetö yaptıysa bugün nasıl oluyor da gene cumhuriyet yazarları vs içerde, şimdi sen burda örgütü akp + cemaat içinde bir kesim olarak tanımlarsan evet silahlı terör örgütü dersin tarihinde yazarsın yardım edenlerde suçlu olur. Ama örgüt cemaatin hepsi olarak lanse ediliyor, 15 temmuz darbesine katılan ülkücüsü kemalisti de var, 2 ordu komutanı genel kurmay personel başkanı ve akın öztürk için direk ülkücüdür diye herkes dedi ilker başbug tv de dedi. Erdoğan otelini basan general darbeciyim ama fetöcü değilim dedi, kimse de yalan falan demedi, ee şimdi ülkücülere kemalistlere bişi mi oluyor ?
        Bu örgüte hala ekonomik yardımdan kast ettiğiniz nedir yani ? adamı işten atmışlar açlığa mahkum etmişler ben ona para verince suçlu mu oluyorum. Ortada örgütlü bir suç falanda yok, örgütlü suç için örgütün amacının suç işlemek olması lazım , örgüte katılan herkesinde o bilinç ile katılması lazım, millet dini cemaat diye girdi, bazılarının tutup cemaati suçlara bulaştırması , örgütün çok az kimsenin bildiği gizli gündemlerinin vs olması tüm cemaatin kapsamaz. Pkk kurulurken amaç vs açıklamış her şeyi belli, para veren nereye gittiğini biliyor, ama ona rağmen Öcalan liderimiz diyen sevgi öpücükleri yollayan kitabını okuyana dokunulmaz ki akpli bakanlarda yapmıştır bunu. Gene pkk ile aynı amaçları benimseyen ama yöntem olarak silahsız şiddetsiz siyasi parti yoluyla bunu yapmak isteyen Hdp’ye de dokunulmaz ki senelerdir de dokunulmamıştır.

  3. Bugün eleştirdiklerimizi zamanında çıkıp yüksek sesle söylesek kaderimiz nolurdu diye sormadan edemiyorum. Gerci Ahmet Dönmez bununla ilgili söylenecekleri söyledi. Birakalim benim gibi siradan insanlari, sizler gibi temsil keyfiyeti olan insanlar bile fevc fevc istifa etseydiniz “yolun kaderi”ni degistirebilir miydiniz emin degilim.
    Insanlarin “Hizmet dairesinde kalayim” samimiyeti, “Kisilere takilmamak lazim” hüsnüniyeti, “Büyüklerin vardir bir bildigi” hüsnüzanni, “Bu böyle gitmez, elbet bir gün hata anlasilir” ümidi itaat kültürünü kendine yontanlarca tepe tepe istismar edildi. Alinan terbiye geregi gösterilen bu tavirlara ayni terbiye ile karsilik bulamadiysak bunun sucu da bizim olmamali.
    Hizmetteki insanlarin cogu hangi abi hangi abi ile bir olup hangi abinin ayagini kaydiracak paparazzilerinden uzak insanlar. Herkesin cigerini bilemezsin ki, makamini basip hesap sorasin. Bildigimiz tek sey berbat yönetildigimiz ve gözümüzün icine sokula sokula yapilan müsriflik ve cahilce yapilan yatirimlardi. “Demek ki, Almanya´da yüzlerce yil hizmet verilecek ki, masallah Misir piramidi gibi gazete binamiz var” diye avunma aptalligi da hadi benim olsun.
    Evet biliyorum siz kaderin yolu derken kaderin üstündeki kaderden bahsediyorsunuz ama o söylemi dönemin simarik Israilogullarina kaptirdiniz. Tipki özgürlügü solculara, samimiyeti liberallere ve prensip sahibi olmayi Selefilere kaptirdiginiz gibi.
    Aslinda keloglanlarimiz sac ektirip, mübarek ablalarimiz günes gözlüklerini esarplarinin üzerine park ettiginde basip gitmeli ve cok begendigim bu hizmeti kendi capimda yapmaya calismaliydim belki de. Ama bunun cok büyük bir vefasizlik olacagini düsündüm hep. Eger kimse saldirmayacaksa hala da öyle düsünüyorum.

    • Esat kardes: “zamanında çıkıp yüksek sesle söylesek kaderimiz nolurdu”
      Bunu bilmiyoruz ama sunu bilelim C Hak sordugunda, biz duzeltmek istedik, biz yanlislari soylemek istedik ve soyledik diyecegiz.
      Gordugu halde susanlar, bildigi halde ses cikarmayanlar dusunsun ne cavap vereklerini.

  4. Hasan Bey’in samimi ve direkt ifadelerini ilgiyle okudum. Aslında “yer ve zaman musait olsa söyleyecek daha çok şeyim var” tadında bir söyleşi olmuş. Hasan Bey de dahil olmak üzere hizmet kamuoyunda bir değişim beklentisi var ve bu değişimin / donusumun çekirdekleri bu dönem toprağa atılıyor. Gerçek dönüşüm şüphesiz zulme uğrayan ve özgürlükleri ellerinden alınan arkadaşların serbest bırakılması ile yaşayanacaktır, diye düşünüyorum. Onların oluşturacaklari dalganın önünde kimsenin durması mümkün olmayacaktır. HE ‘nin tabiriyle bir “dip dalga” oluşacak ve kullanım süresi dolan kişi ve sistemler geriye dönmemek üzere devre dışı kalacaktir. Gerekli olan şey bir dip dalga … onu bekliyoruz.

    • En guzel kafa… Hic bir sey olmamis gibi.Yahu Darbenin emrini Efendiniz, Adil Oksuz ile Kemal Batmaz`a verdi(kendisi abim olurdu).Darbe yapmadilar, adam oldurmediler; iyi olacaklarmis… Adam bos yere yazmamis:”Kursel Hipnoz Hareketi ” diye… Bir an once hipnozdan uyanmaniz dilegi ile…

      • bu hipnoz olayı bende olmuyor … çok denediler basaramadilar, dişçi korkusundan hipnoz yapan dişçi ye bile gittim, beyin bir türlü hibernation mode’una gecmiyor … neyse, kanaatim o ki … Bugünkü zalimlerin sonu gelecek … Bu yagmaci Tayfası, fasizan kafali ortaklari, kezzablar, munafiklar ve bilumum şurekasi gidecek … tarihte bunun örnekleri çok … vakti dolunca en büyük görünen zulüm merkezleri bile bangir bangir yıkılıp gitmiş … Bunlar da gidecek … işbirliği yaptıkları derin katillerle birlikte kaderin hükmüne razi olacaklar … hizmet için de bugun olduğu gibi o gün de kader bir hüküm verecek … hizmetin liyakati yoksa zaten, o gün ortada hizmet diye bir şey de kalmayacaktır. Ama liyakati varsa, ki inşallah vardır, kendi dönüşümu ile birlikte bugün paramparça edilen değerleri de yeniden ibda ve inşa edecektir Allahın izniyle. Duam o yönde. Ak koyun kara koyun elbet ortaya çıkacak. Dönüşümün mimarları da bu sürecin mazlumlari olacak. Tarih ve sosyoloji gecmiste bunun hep böyle olduğunu hep göstermiş.

        Ben bugun yaşanan hadiseleri sizden farklı okuyorum … belki sabah aksam istihbarat kaynakli propaganda ya maruz kalmayan birçok insan da farklı okuyordur. Dunya da farkli okuyordur. Özbekistan Irak ve Mısır in geçmişini bilen ve bu ulkelerde bulunmus biri olarak, TR nin kendi iç propaganda mantığı ile kanaat oluşturmak ve sonra bunu tek gerçekmis gibi görmek de çok doğru bir yaklaşım olmasa gerek. Zira gelinen nokta Tr’nin bir Özbekistan bir Mısır veya bir Irak a donustugu gercegidir.

        Son olarak, 15 Temmuz’un ne olduğu ve ne olmadigi mutlaka bir gün ortaya çıkar. Propaganda bugün ne derse desin, ve güç karşısında papağan a dönüşen insanlar ne derlerse desinler, ben okuduklarımla bu işin hizmetin elinden çıktığına inanmıyorum. Lafı uzatmaya çok gerek yok … vicdani kanaatim ve fikri degerlendirmelerim bu yönde. Dolayısıyla 15 Temmuz söz konusu olunca herhangi bir suçluluk psikolojisine girmiyorum.

        Son soz: bekleyip göreceğiz.

        • Hocanizin diger muslumanlara karsi nefretini( ozellikle toplumda one cikmis vasifli muslumanlara karsi) kendi gozlerimle gordum.Erbakan`a savurdugu hakareterin haddi hesabi yok.Ali Bulac`i kullandilar ama tabana da Ali Bulac`in mit ajani oldugunu taa 1996 dan beri yedirdiler.Kim one ciktiysa ya kumpasla, ya santajla al-asagi etmeye calisti.(Bknz Cubbeli Kumpasi).Cunku adamin derin hastaliklari vardi:Birisi riyaset hirsi, bir digeri de “tecessus”.Bu hastaliklar oyle kolay tedavi edilecek seyler degildi.

          ABD deki abilerine sor, ta 2007 den beri “bu Uzun adam , bizi dinlemiyor” diye kac sikayet almislar.Ali-Heyet istisarlerinde atanan valiler,kaymakamlar, burokratlar hic olmadi, hep bunlar uydurma.
          Beraber ayni corbaya kasik salladigi talebelerini bile dinleten sizofrenik adamin
          kendisinin de, takipcilerinin de kimseye kazanadiracagi bir b.k yoktur, olamaz.Milleti kanini emdiniz, sonra da o kana ekmek dogradiniz.
          Vakia, sizi en iyi yine kurtlerin partisi tarif etmis:”Adamlar askeriyle-polisiyle KCK yi iceri tiktilar,GYV den adam gondererek gecmis olsun dediler.Siz kiminle dans ettiginiz farkinda misiniz”.
          Tip ki, Cubbeliyi hakimi,savcisi, polisi ile iceri tikip; Adil Oksuz ile kitap gonderip ona mehdiyeler duzen; yere batasica bir ahlak..
          Karaktersizlik,kalleslik ve sinsilik en mumeyiz vasiflari olmus insanlar birakin musluman olmayi insan bile olamaz.
          Derin bir mahcupiyete ne dersiniz?

  5. Mevzubahis vatan gibi, aile gibi kaybedilme lüksü olmayan şeyler olsa, ne kadar bozulmuş/darbe almış olsa da düzeltip tekrar yoluna koyalım deriz. Ancak cemaat öyle bir yapı değil. Ne biyolojik, ne fiziki bir altyapıya dayanmıyor, salt sosyal alandan neşet etmiş bir yapı.

    Bu tür yapıların bozulma lüksü yok. Bozuldukları anda tarihin raflarında yerlerini alırlar. Şu an üst yapıdaki direnç aslında neden düzelemeyeceğinin de işareti. O yüzden hiç umut yok. Herkes kendi hayatına baksın.

  6. Başlığı okuyunca ‘tipik apologetic yazı daha’ diye içimden geçirdim. Hani ‘her şey çok daha güzel olacak’ türünden. Aslında hiç te öyle bir yazı olarak gelmedi bana. Kendi açımdan: epey ufuk açıcı (hani stratejik ve taktik yanlışlarla alâkalı), tespitler soğukkanlı ve yerinde. Ee, bunun yanında ‘yiğidi öldür hakkını yeme!’ biraz da olsun yani! İstifade ettik, emeği geçenlere teşekkürler!
    Saygı ve selamlarla!

  7. Selam,
    kafese beş maymun koyarlar. ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.
    her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde,dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. sadece merdivenleri çıkmaya çalışan maymun değil, diğerleri de bu soğuk sudan nasibini alır.bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar.
    bir süre sonra muzlara hareketlenen maymun diğerleri tarafından engellenmeye başlanır. daha sonra, maymunlardan biri dışarı alınıp, yerine yeni bir maymun(adı:”a”olsun) konulur.
    a’nin ilk yaptığı is muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler… Hizmette de böyleydi. Bir abi saçma bişey dediğinde veya yukardan gelen akla mantığa aykırı şeylere itiraz edildiğinde o sohbet halkasının başındaki abiden önce diğer arkadaşlar garip gözlerle bakıp paylıyordu itiraz edenleri çoğu zaman. Ya da bu HE’den geldi. Sen ondan iyimi biliyorsun deniyordu. Bu iyi mi biliyorsun altyapısı da yıllarca bir beyin yıkamasıyla oluşturulmuştu. HE tıp kitaplarını hatmetmiş Tıpçıdan çok anatomi bilen, kimyager den çok kimya bilen , herkesten çok herşeyi bilendi. Çok güzel siyer bilen bir insanın biraz atom fiziği okuyup araya ondan öğrendiği iki teoriyi serpiştirebileceğini hiç kimse düşünmüyor , HE’ yi atom fizikçisi sanıyordu. HE veya diğer cemaat liderleri hatta RTE’ nin en büyük numarası ikna kabiliyetleridir. Bu açıdan bir ikna ustası olabileceği açısından kimse düşünmüyordu , düşünmüyorduk. Söz’ ün bir sihir olduğunu , halkın RTE tarafında sihirlendiğini biliyor ama HE’ninde cemaati bamtelleri ile sihirlediğini aslında sıradan bir ölümlü olabileceğini kendinin defalarca demesine rağmen idrak edemiyorduk. Evet o bir ölümlüydü ve kavga adabını belkide hiç kavga etmediğinden , savaş stratejisini hiç savaşmadığından bilmiyordu ama herkes onu herşeyoloğ olarak gördüğünden stratesini doğru sanıyor, yanlış diyenleride öğrenilmiş çaresizlikle bir güzel dövüyorlardı. Burda artık durmamak lazım dendiğindede, abi düzeltmeye çalışalım özünde çok güzel insanlar deniyordu. Son dönemde hizmetin sohbeti sohbet değildi ve insanlar sırf sevdiği arkadaşlarını görmek için oraya gidiyordu. Bir terslik var ama bu kadar temiz insan yanlış yapıyor olamaz ben yanılıyorum galiba , bende kusur çok nefis büyük, günah çok diyordu..Güzel insanlarda bunlar kalalımda aslında iknanın toplumsal kanıt teorisi idi. Bunu da bamtellerinde HE di tepe tepe kullanıyordu. Biz böyle şeyler yaparmıyız diyordu bakıyordun etrafına tertemiz herkes yok diyordun. Aradan bir abi bizden çıkmazda ben duyuyorum o kadarda boş değil bu söylentiler üzerine gidilmesi lazım diyordu.Abi kanıt getir saçmalama diyordu herkes.Ama 3-5 yerden aynı şey gelince olabilir mi acaba diyor yokya arkadaşlarımız baksana kılı kırk yarıyır, devletin iğnesini kullanırken dikkat ediyorlar diyorduk.Devlete girerken etmedikleri aklımıza pek gelmiyordu, haklarıyla giriyorlar, sınava gece gündüz hazırlanıyorlar diyorduk. Gerçektende yüzbin kişi varsa içinde belki 100-500 arası çok sadık, abiler için olmazsa olmaz kişiye sorular sızdırılıyor ama o küçük kitle tüm cemaatin emeğini emiyordu.Herkes yapıyorya Mehmet Moğultay adalet bakanlığını CHP’ lilerle dodurdum demedi mi deniliyordu. Ama cemaat işi gücünü Hak’tan alıyordu ve küçük bir haksızlık yapınca da sonuç böyle oluyor.
    Hasan abinin bir dediği çok güzel hepimiz kendimizden mesulüz. Katılmadığım yönü ise sanki ülke şeffatıda hizmet sadece gizli işler yaptı. Hizmet küçük koalisyon ortağı hatta büyük gövdenin beyniydi. Anayasayı HSYK’ yı ele geçirecek şekilde dizayn ettirebilen aklı herşeyi şeffaflaştıracak düzeni kurdurmaya da çalışabilirdi ama bu güç eldeyken düşünülmedi. Sonradan da iş işten çoktan geçti. Siyaseti şeffaflaştırmayı hiç düşünmedi zorlamadı mesela. Abant toplantılarının baş konusu lider sultasının partilerden kaldırılması , her bölgenin üyelerinin seçimiyle parti idareci ve milletvekillerinin seçilmesi , kontrol mekanizmalarının net oturtulması olmalıydı. Ecirna denilip siyasetten uzak durulurken siyasetin demokratikleşmesi için hiç kafa yorulmadı. Ülke yönetiminde söz sahibi olacaksan, bürokraside hakimsen, partin olması gerektiği hiç düşünülmedi. Belkide istenmedi. Partiler ne olursa olsun dip dalğaların kontrolünün zor olduğu yerlerdir. Mesela Demirtaş buğün hapisse RTE değil kandil yüzünden hapistir. Demirtaş % 13,5 oyu kemikleştirince PKK cinayetlerine hız verdi ve HDP’ yi itibarsızlaştırdı. Tek mantıklı açıklaması siyasi kanadın barışçı olarak söz sahibi olup dağın artık önünü kesecek olmasıydı. Benzer şey cemaattede olur diye düşünüldü sanıyorum.
    Tek adam ve herşeyolağların en büyük numarası ikna ve tek adam olarak kalabilme kabiliyetidir.Buğünkü doğan sonucun nedeni de budur. Bence HE’ nin ve abi dediklerimizin sözleriyle sihirlenmeden önce sonuçlara, beddua içeriği ve cemaat tabanının son tahlilde çektiğine, her kafadan çıkan soru sızdırma lara,
    15 Temmuz’ un katılan ana gövdesinin profiline çok çok iyi bakmak lazım…Tuzak lafına “Cemaat faremiydiki kapana atladı” lafı çok hoşuma gidiyor. Cemaatin en zerre ferdi bile insan ölümüne neden olan bir organizasyonda yer almamalıydı ve herkesden önce cemaatin abileri, HE’ si o gece ortalığı gücü oranında, sesi çıktığı oranda yırtmalı demokrasi diye o gece haykırmalı idi. Sonrakiler samimiyetten ve gerçekten uzak gözüküyor. Hiçbir etkiside olmuyor..
    Ahmet,

  8. Cemaatten bir arkadaşıma; “cemaat mü’min’e yakışmayacak tarzda, soru çalma, torpil gibi bazı faaliyetlere niçin tevessül etti diye sordum.” Bana “onlar da (diğer muktedirler) çalıyorlardı” diye cevap verdi. “O zaman sizin onlardan ne farkınız var” diye sordum, tatminkar bir cevap alamadım. Hamaset, tarihi yanlış yorumlar, risalelerden yapılan yanlış hesaplar, cemaate ait olayları peygamberimiz zamanındaki olayalara benzetme gibi konular artık cemaat üyeleri tarafından da inandırıcı bulunmuyor.
    Mülanede zat-ı muhterem “yapıyorsak bizim, yapmıyorsak sizin ocağınız yıkılsın, evlerineze ateş düşsün” dedi, cemaatin ocağına ateş düştü. Hazreti peygamber “bayrama mahpustan çıkacaksınız” diye rüyalara girdi, üzerine üç bayram daha geçti. Ali Ünal beyefendi Ağustos 2016’da “iki-üç ay içinde bu iş biter, hizmet sahil-i selamete çıkar” dedi, iki yıl geçti. “Risalede işaret var diye darbe yapmaya kalktılar, işaret olmadığı aynel yakin ortaya çıktı. Uhud benzetmesine artık cemaat üyeleri bile inancını kaybetti.
    Şimdi sorulması gereken şu; “bu cemaat bu kadar büyük ne yanlış yaptı, ne günah işledi de, Allah (cc) cemaati zalimlerle cezalandırdı. Özeleştiri şart, temizlenme şart, gerçeklere gözleri kapayarak daha fazla durumu idare edemezsiniz. İslam dünyasının geri kalmışlığı içerisinde, dinin kirli siyasete alet edildiği ve apış arasına indirgendiği bir dönemde, büyük bir umut olarak ortaya çıkan bu güzel hareket, nasıl oldu da artık insanların ürktüğü, istemediği, nefret ettiği bir yapıya dönüştü.
    Bu durumdan sadece kahrolası abiler mi sorumlu, hizmetin en ince stratejisini dahi belirleyen, 17-25 aralık ile 15 temmuzun talimatını bizzat veren FG’nin hiç vebali yok mu? Hapislerdeki binlerce insanı rüyalarla daha ne kadar kandırabilirsiniz. Uluslararası siyaset bilimciler, Türkiye’deki ekonomik kriz beklentisine rağmen 2029’a kadar bir iktidar değişikliği beklemezken, hangi soyut değerlendirmelerle Türkiye’de büyük değişiklikler olmasını bekliyorsunuz. “Şu an yaralı kan kaybediyor, bu eleştiriler hastayı diriltmez, acil müdahale lazım” deyip, eski yanlışlarla acil müdahale yerine estetik ameliyat yapıyorsunuz da farkında değilsiniz.
    Hata yapan kim olursa olsun hesabını vermeli. Ha pu bize, size bir ders olsun!!!

    • Hem dunyada hem ahirette affedilmeyecek gunah isledilr:Anadoludaki “polis,asker, hakim ve savci olmak isteyen garib-gurebanin cocuklarinin” haklarini caldilar; oyle bireysel filan da degil:”sistematik olarak”.Tahamudden cinayet yani… Kazara oraya girenlere de hayati zindan ettiler.Bu gunahi Ne Tayyip`i seytanlastirarak ; yeryuzunden silebilirsiniz, ne de Allah`in gazabindan kurtulursunuz.Cunku caldiginiz sey:Kul hakkiydi, hem de en zayif kullarin hakkiydi.

  9. Hem dunyada hem ahirette affedilmeyecek gunah isledilr:Anadoludaki “polis,asker, hakim ve savci olmak isteyen garib-gurebanin cocuklarinin” haklarini caldilar; oyle bireysel filan da degil:”sistematik olarak”.Tahamudden cinayet yani… Kazara oraya girenlere de hayati zindan ettiler.Bu gunahi Ne Tayyip`i seytanlastirarak ; yeryuzunden silebilirsiniz, ne de Allah`in gazabindan kurtulursunuz.Cunku caldiginiz sey:Kul hakkiydi, hem de en zayif kullarin hakkiydi.

  10. Adam, yapiya bir cemaat olarak filan bakmiyor, sanki bir “dinmis” gibi bakiyor.Siz Allah`in yerinde olsaniz, kendi grubunu bir dinmis gibi algilayan o grubu ne yapardiniz.Her halde yerin dibine gecirirdiniz.Vakia, bu sadece bu gazetecide olan birsey degil; beyin yikamayla cemaateki insanlarin bir cogunun algisini boyle egittiler.Koca koca adamlar cemaati din saniyor.Din olmadigi cok acik ama “paralel din” gibi birsey… Olcun, etrafinizdaki insanlarin cemaati algilayis ve kavrayis sekillerini ayni sonuca varirsiniz.Istisnalar elbette var.

    • Bu röportajların altındaki yorumlar bana bazen en az röportaj yapılan kişinin yorumları kadar istifadeye açık geliyor. Savunanlar var, eleştirenler var, ağır sözler kullananlar var. Bütün bunlar hizmet içindeki insanların ne kadar farklı bakış açılarına sahip insanlar olduğunu gösteriyor. Bu iddia edildiği gibi bir kültleşmenin veya şu yukarıdaki kara ithamdaki gibi paralel dinleşmenin olmadığına ve olamayacağına işaret ediyor.
      Küsenler var, içerleyenler var, canı burnunda olanlar var, feryat edenler var ama şu yukarıdaki yorumun sahibi gibi terör estiren yok. İşte benim için ölçü olan budur. Küçük dağları ben yarattım edasında abilerin olduğunu sanırım artık saklayan yok, içlerinde hırsızlığı teşvik edenler de olmuş olabilir. Hepsi de cezalandırılsın! Sanırım bunda da kimsenin itirazı olmaz!
      İyi de somut olayları toplayarak net bir sonuca varmak yerine, sırf tezahürleri bir araya getirerek Erdoğan tezlerine bu kadar kolaylıkla nasıl ulaştın? Almış eline neşteri şurası kangren, burası ur, orası iltihap diye diye kesip biçiyor. Üstelik doktor da değil! Neymiş efendim şu an çekenler en masum olanlarıymış. Lütfettin! Pazardan alınıp hapse atılan teyzeye kaç sene indirim bahşedeceksin meraklar içindeyim.
      Mesele 15 Temmuz değil, o tarihten sonra tartışmaya açılabilen sistemdir ve biz var olan sistemi savunanımızdan eleştirenimize ve terör estirenimize kadar kalıbımızın ADAMI değiliz. Şayet 15 Temmuzdaki olay gerçekten bir darbe olsaydı ve başarıyla sonuçlansaydı sadece Hizmet mensuplarının tamamının değil, Türkiye’nin ekseriyetinin iki türlü ortak tepkisi olacaktı.
      Eğer darbeye iştirak edenlerden birkaçı Hizmetten idiyse; cemaat, liberaller, solcular, ülkücüler bir oldu Erdoğan tehlikesini bertaraf ederek ükeyi uçurumdan kurtardı, asil millet, necip millet, aslan, kaplan millet diye bayram yapacaktık. Yok eğer bu tek başına Hizmetin başarılı darbesı olsaydı, şu an Hocaefendi bir kahramandı!
      Bizler her on yılda bir darbe yemiş, onun ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamış ve AB sürecinde darbenin asla başvurulamaz bir yöntem olduğunu sindirmiş bir milletiz. Alman milleti de aynen böyle ama buna rağmen bugün Stauffenberg Suikasti’ni hayırla yad ediyorlar. Neden? Ülkeyi uçuruma götüren adamın karşısında hayatlarını ortaya koydukları için! Darbe karşıtlığını içselleştirmiş Türk milletinin ekserisinin de o karanlık gecede için için başarılı olmasını beklediğini tahmin ediyorum. Bugün Türk milletinin ekserisi olarak envai çeşit küfürlerle, sorgusuz- sualsiz, hukuksuz-yargısız linçlerle ortalığı velveleye veriyor olmamızın tek sebebi kalıbımızın ADAMI olmayışımızdır. Biraz sakin ol yiğidim, sen Hizmet’e tek başına darbe vuramazsın!

      • 1)1985 den beri garibin gurebanin cocugunun hakkini caldin mi, calmadin mi(sorulari caldiniz, yakin sahitiyim?)
        2)Dini kullanarak , Allah`in bir insana vermis oldugu en degerli iki seye, iradeye ve akla ipotek koydun mu, koymadin mi? Bu sayede kendine bir robotlar ordusu kurdun mu, kurmadin mi?
        3)Turkiyedeki bir cok santajin ve komplonun bizzat faili sen misin, degil misin?
        4)Din basini ort dedi, sen actirdin; (ABD de bile bunu yaptin), din oruc tut dedi sen bozdurdun, din icki icme dedi, sen icirtin(Askeriye deki tanidiklarina sorabilirsin); (icmedin icirtin, Allah`la bu yaris niye)
        “Muhammed, Allah’ın rasulüdür. Onunla beraber olanlar kafirlere karşı şiddetli, birbirlerine karşı ise merhametlidirler.” (Feth: 29).Sen ise tam tersi din dusmanlarina karsi oldukca merhametli, ama muslumanlara karsi siddetli oldun mu, olmadin mi? Halen de olmaya devam ediyor musun, etmiyor musun?

        Kalkmis bir de “parallel din” yok diyorsun.Allah herseyi hakkiyla gorendir.
        yaptiginiz inkarlar ve hakarteler hic bir boka yaramadi; yaramaz da.Cunku gercek hayatta, savurdugunuz iftiralarin hic bir karsiligi yok.Kafir kim, munafik kim Rab onlari cok iyi biliyor.

    • siz allahın yerinde olsanız ne yaparsınız diye konuşacak kadar zıvanadan çıkmış, sapık şuur altları olmayan beyinlerini küfletmiş ağzı salyalı ak sırtlanların havuz medyasından hallice propaganda mekanı olmuş burası. allah bu müfteri yamyamların üzerine pislik yağdırmış bunlar burada etrafı sıvıyor. sayfa yönetimi seyrededursun. akp trolleri ne kadar demokratik cemaatmiş derler belki. ifade özgürlüğü ne de olsa. yersen.

  11. ABD’nin dünyanın bir numarası olmasının nedeni, değişim ve gelişim konularını bilim haline getirmesidir. Cemaatin en büyük zafiyeti ise statüko bataklığına gömülmesi ve bu bataklıkta kalmakta ısrar etmesidir.
    Değişim ve gelişime kapalı olmasının nedeni de yanlış veya doğru her faaliyetine kutsiyet atfetmesidir. Efendiler hırsızlık kutsal değildir.

  12. 1)Biraz akli olan basit su soruyu sorar: Etrafina 50-100 tane fedai toplayan adam mafya babasi oluyor.Gulenin etrafindaki fedai sayisi kimde olsa, o da benzer seyler yapardi.Bir de adamin “riyaset” ve “tecessus” hastaligini eklersek; o gucle isleyecegi cinayet iki katina cikar.
    2) Emniyetin nerdeyse tamaminin, yarginin yarisinin,askeriyenin %60-70 nin FG nin emrinde olmasi; guya hak ve hakikat pesinde lafazanlik yapan cemaat entellerini hic rahatsiz etmiyor.
    3)Cok keskin hukuk kurallari altinda olmasi gereken o devasa guc, sizofrenik bir deliye verildiginde sonucu nasil tahmin ederdiniz? Bu konular hic birinin derdi degil.Milyar dolarlari toplayacaksin, ne aldigin belli, ne verdigin belli.Hic kimseye hesap vermeyeceksin, sonra da hak da hukuk da diye aglayacaksin.
    4)Su cok ayildiginiz , bayildiginiz bati ulkelerine yediginiz herzeleri bir anlatin bakalim, size ne cevap verecekler.Ben soyleyeyim: “Eger durum buysa,Tayyip size az bile yapmis diyeceklerdir. Mafyatik bir orgutu savunmak nasil bir akil tutulmasidir?”

    • anladım, adın Adam, birçok şeyin yakınen şahidisin, Kemal Batmaz abin ve kaynağın da Anadolu Ajansı. Şimdi taşlar yerine oturdu. Işık belirdi, ayıldım ve mafyayı gördüm.

      • En usta oldugunuz alanlardan biri, insan haysiyetine,serefine ve onuruna yaptiginiz suikasttir.Allah yalancilarin yalanlarindan, mufterilerin iftarisindan korusun.MERT olun diyecegim ama oyle bir formasyon almadiginiz; siz de haklisiniz.

        • RUMUZla, altını dolduramadığı ithamlar ortadayken, kime atfettiği ettiği ve neyi kastettiği belli olmayan iftiraö yalan, haysiyet suikastı gibi iddialarıyla sağa sola saldırıp yorum kısmındaki terbiye ortamını darmaduman eden kimliği meçhul şahıs kendi İSMİ ile yorum yapan benim MERTliğimi sorgulamış. Eğer bir trolsen, burda sana ekmek yok. Yok eğer bir Hizmet mağduru isen parasız trollük derekesine düşmen çok üzücü. Bir an evvel bir psikoterapiste görünmende fayda var. Durumun pek iyi görünmüyor.

          • adim Mustafa Pekyurek olsaydi; ayni seyleri yazar miydin? Ya da mustear isimle yazan (daha dogrusu senin fikirlerine paralel yazanlara) da ayni seyi soyluyor musun? O ithamlarin altini icerdeki itirafcilarin hepsi doldurdu.Sadece askeriyede 3500 itirafci var, beyefendi… Bos yere ugrasmayin, feto manipulasyonlari ile uyutulup kacamazsiniz.
            Soyledigim seyler ya yapmisimdir, ya gormusumdur; oyle kulaktan dolma, agizdan kapma degil… Sadece 2013 ten beri milletin gozu onunde (medyada , surda , burda) sergilediginiz tavirlar; ne kadar arsiz bir yapi oldugunuzu gostermiyor mu?

  13. Diyelim ki cemaat darbeden aklandı, darbeye teşebbüs etmeyen asker, hakim, savcı, polis, öğretmen, esnaf vs beraat etti. Peki darbeye bir şekilde iştirak etmiş/ ettirilmiş binlerce cemaat mensubu asker müebbet yatarken yürekleriniz sızlamayacak mı? Bu şahıslar hakkını cemaate helal etmeden, cemaat bundan sonra nasıl hizmete devam edecek?

    • vicdanin sizlamasi icin, once olmasi gerekir.Bu yapida en cok kullanilan kelime – bir cogu cok cok dikkat etmesine ragmen- : “kullmaktir.” ‘Kullanmak’ bu yapinin bir nev-i dogal refleksi olmustu.

  14. “15 Temmuz?
    Mayıs 2016’da Bakanlar Kurulu kararıyla terör örgütü ilan edilen Hizmet’in ’silahlı’ olduğunu gösterme adına ortaya konmuş, çok başarılı bir projedir.”
    Burayi kacirmisim.Bu adam gazeteci ve guya yillardir bu yapinin medyasinin gobeginde bulunuyor ama, Orgutun O`sunu bilmiyor.Adil OKsuz,Kemal Batmaz, Tuncay Opcin gibi fetonun kozmik adamlarinin hic farkinda degil; ya da dupeduz algi yonetmeye calisiyor.Beyefendi bilmiyorsan bari sus, ufurukten mazeret uretme.
    Hususi hizmeti yapmamissin ve feto hakkinda zerre miktar fikrin yok…

Comments are closed.