Engin Sezen, The Circle

Twitter’a ne zaman girsem, ilk önce onun paylaşımlarıyla karşılaşıyorum. Sürekli online. Adeta kamunun gözleri önünde yaşıyor günlük hayatını…Sürekli yazıyor, yorumluyor, paylaşıyor…

17/25 Aralık’ın hemen ertesinde çok önemli YouTube yayınları gerçekleştirdi; yeni bir medya yolu açtı… keşke hiç ara vermeden devam edebilseydi dediğim yayınlardı onlar…

Sosyal medyadaki 7/24 eforuyla, yönettigi haber siteleriyle adeta tek başına bir medya! Makul, hukuksuzluğa, adaletsizliğe tepki koyan vicdanlı bir ses…

Fuat Baran’dan, kendini her daim değişime açık tutan bu yenilikçi (innovative) “vatandaş gazeteci”den söz ediyorum. Baran, yapıp ettikleri ile karanlıkta sürekli yanan bir mum gibi çevresine ışık saçmaya devam ediyor, bir bakıma tarihe kayıt düşüyor. Baran’ın bu zaman zarfında kendine mahsus bir okur kitlesi oluşturduğunda şüphe yok. Muhtelif konulardaki görüş ve düşüncelerini sürekli bu okurla paylaşan Fuat Beyle biz de The Circle’da sizler için konuştuk.

 

Fuat Baran kimdir?

Fuat Baran Bingöl’de doğup ömrünün bir bölümünde İzmir’de yaşamış, sonra babasının memuriyeti nedeniyle Gaziantep’e göç etmiş, İmam Hatipli, Çukurova Kimya bölümü mezunu bir kimyager…

2006 yılından beri Amerika’da yaşıyorum. Evliyim ve iki çocuğum var.

Amerika’da neler yapıyorsunuz?

Kimyagerlik mesleğini hiç yapmadım.

Amerika’da Hizmet Hareketi’nin bir çok müessesesinde çalıştım.

Bir müddet, video editörlüğü ve grafikerlik yaptım Ebru TV’de.

2013 yılında başlayan dershaneler kriziyle sosyal medyada yazılar yazmaya ve twitterda aktif olmaya başladım.

Sonra Yeniyön haber sitesinde haber koordinatörlüğü yaptım.

Youtube üzerinden yayın yapan Özgürlük Zamanı ve Habergraf programlarında yorumcu ve sunuculuk yaptım.

Sonra Ebrutv kapatılınca boyacılık ve internet üzerinden ticaret ile uğraştım. kendi haber sitemi kurdum.

Şimdilerde elektronik eşya tamirciliği yapıyorum geçimim için…

Nasıl bir Türkiye manzarası görüyorsunuz?

Bulunduğum yerden Türkiye’ye bakınca mumyalanmış, içten çürümüş ama dışından hala kendisini korumaya çalışan bir ceset görüyorum. Türkiye ve Türk milleti hakkındaki tüm düşüncelerim bu yaşanan süreç ile değişti.

Öncelikle bu yaşanan süreç ile, gözümdeki perdenin kalktığına şahit oluyorum.

Bu beni üzüyor, ama ayni zamanda gerçekleri görme adına hayırlı da oldu.

Mesela, ben bir kürdüm; ve maalesef hayatım boyunca kürtlere yapılan ayrımcılıklara şahit oldum. Fakat herşeye rağmen, ailecek bunun bazı kötü insanlar tarafından yapıldığına inandım.

Bu süreç ile, bu kötülüğün tüm bir ülkenin günahı olduğunun farkına vardım.

Ermenilere, Alevilere ve Kürtlere yapılanların bugün Hizmet Hareketi mensuplarına yapılıyor olması ve buna halkın ses çıkarmıyor olmasını görünce, yapanların yanında, yapılanlara ses çıkarmayanların da bu kötülükte büyük payları olduğunu gördüm.

Bu nedenlerle Türkiye ile ilgili tüm iyi düşüncelerim ve ümitlerimi kaybettim diyebilirim.

Bundan sonra, her şey yarın normale dönse bile, Türkiye’de yaşamayı istemiyorum.

Cemaat’le ne zaman tanıştınız?

Hizmet Hareketi’ni ben 10 yaşında tanıdım. Hiç unutmuyorum, İmam Hatip lisesi orta kısmına başladığımın 2. haftasında bir arkadaşım, “abiler var ders çalıştırıyorlar” dedi ve böylece abilere gitmeye başladım.

Daha sonra yine ders çalışma amcıyla abilere gidip gelmeye başladım. Ailem önceleri karşı çıktı.

Özellikle babam, Hizmet Hareketi’nin milliyetçilik yaptığını söyleyerek karşı çıkmıştı.

Ben de, “bu insanlar milliyetçilik yapıyor olsaydı neden kürt bir çocuğun derslerine yardımcı olsunlar ki” dedim ve gitmeye devam ettim. Ailem muhafazakar bir ailedir.

Bu nedenle namaz kılınan ve kitaplar okunan bir yere gitmeme uzun süre itiraz etmediler.

Daha sonra Hizmet Hareketi’nin değişik kademelerinde yer aldım.

2013-1014 yani 17-25 aralıktan sonra Hizmet Hareketi hakkında yazılar yazmaya başladım.

O günlere bugünden bakınca Hizmet Hareketi’nde çok büyük değişiklikler olduğu kanaatindeyim.

Yaşanan süreci, Hizmet Hareketi’nin yeni bir evreye girme süreci olarak görüyorum. Öncelikle, Hizmet Hareketi çok steril bir fanus hayatı yaratmıştı içindeki insanlar için. Zira Hareket’in içindeki insanlar, kendileri gibi insanlarla dost arkadaş ve çevreye sahiptiler. Bu steril fanus içinde yaşayan insanlar, camdan duvarların arkasında olduklarından halk ve toplum ile iç içe görülseler de, toplumdan kopuk bir hayatları vardı. Bu nedenle toplumu tanıyamadılar ve toplumdan gelen sinyalleri ve sesleri duyamadılar.

İşte böyle bir hayat süren Hizmet Hareketi, 17-25 Aralık operasyonu ile o camdan fanusa ilk darbeyi yedi.

Fanus çatladı. Sesleri duymaya başladılar. Fanusun içinden herşeyi güzel gören insanlar, dışardaki toplum ile ilk defa direk kontağa geçtiler.

Ve bu geçişleri ne yazık ki kötü bir tecrübe oldu.

Hareket mensupları, toplumun hemen hemen hepsi ile temasta olup, içinde bulunsa da, aslında toplumdan, hatta bireylerin en yakınları olan aile ve akrabalarından ne kadar uzak olduklarının farkına vardılar. Düne kadar hareketi el üstünde tutan toplum, bir anda kendilerine terörist diyenlere inanmaya başladı ve cemaattekiler de kendilerini topluma anlatamadılar.

Zira toplumun dilini ve kodlarına vakıf değillerdi. Ama dediğim gibi bu fanusun kırılması bir bakıma da hareket adına faydalı oldu.

Bunun başında, Necip millet denilen toplumun aslında ne olduğunu, gerçek yüzünü gördüler. Adeta bir yalancı rüyadan uyandı Hareket.

İkincisi, Hareket fanusun içinden çıkınca, ya da fanusa dışardan hava girmeye başlayınca, daha önce görmedikleri, yada görse bile, bazen konforu kaybetmeme, bazen korkudan, bazen sorun adam ilan edilmeme korkusuyla sustukları yanlışları dile getirmeye başladı. Bu bence hareketin en büyük kazancı oldu.

Elbet bu hemen olacak ve kolay olacak bir süreç değil. Ama Hareket artık şunu rahatlıkla yapabiliyor, eleştiriyor, yanlışa itiraz ediyor ve bunu yüksek sesle dinlendiriyor.

Dün neden konuşulmuyordu sorusunun cevabı çok basit ama kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor.

Neden?

Çünkü dün hizmet içinde çalışan insanlar, hem maddi olarak, hem de çevre olarak hizmete mahkumlardı.

Ve para aldıkları ve sosyal çevre olarak tümden içinde oldukları ve bir bakıma mahkum oldukları hareketi eleştiremiyorladı.

Bazıları bazı yanlışlara itiraz etse de, bu sefer de toplumdan dışlanma korkusuyla bunu yüksek dille söyleyemiyorladı.

İşte bu süreç ile insanlar herşeylerini kaybetti.

Mesleklerinden oldular, çevrelerinden oldular ve artık toplumla ister istemez kontak halindeler. Bu nedenle hem dışardan hizmete bakabiliyorlar, hem de maddi olarak olsun, toplumdan dışlanma  korkuları olmadığından yanlışları dile getirebiliyorlar.

Bu aslında Hizmet Hareketi adına çok büyük bir kazanç.

Ben AKP-Hizmet Hareketi arasında yaşanan bu sürecin yaşanmaması durumunda, belki maddi olarak hareket bir zarar görmeyecekti ama, içten içe başlayan kokuşma ve siyasal islamcı virüs belki de hareketi tümden saracaktı ve daha kötü bir sona doğru gidecekti bu yapı.

Hareket bu süreç ile çok önemli şeyleri öğreniyor. Bunların başında da demokrasi ve çok sesliliğin ne olduğunu öğreniyor.

Aslında hep dillerde olan bu söylemlerin bugün nasıl yaşanıldığını görüyor.

Va son zamanlarda buna karşı yapılan eleştirilerin nedeni de, varolan sistemin bundan korkusu ve kabullenememesi.

Hizmet hareketi ile ilgili eleştirel yazıları ben 2014-2015 yıllarında da yazıyordum.

Fakat bu yazılar o zaman çok fazla gürültü koparmıyordu.

Bunun iki nedeni var kanaatimce,

Birincisi, 15 Temmuz öncesindeki süreçte hareket mensupları olaylara daha akl-ı selim ile yaklaşıyor  ve radikal değillerdi.

İkincisi, hareketteki çoğu insanın kullandığı bir söylem olan, bunca zulmü ve mağdur varken, bunları konuşmanın zamanı mı söylemi.

Öncelikle bazı insanların bazı yanlışları dillendirmesi, mağduriyetlerin duyurulması ve mevcut hastalıkların tedavi edilmesine engel değil.

Hem kendi içimizdeki acıları ve yaraları sarabiliriz, hem de nerelerde hata yaptığımızı konuşabiliriz.

Konuşmamızın en büyük nedeni, bugün Türkiye’de yaşanan mağduriyetlerin, eğer bu şekilde devam ederse, dünya çapında başka ülkelerde de yaşanabilecek olmasıdır. Dolayısıyla erken teşhis ve tedavi çok önemli.

Zira yanlış her yerde yanlıştır ve dünya çapında başlayacak olan böyle bir süreç, domino etkisi ile harekete çok ciddi tamir edilemez zararlar verecektir.

Aslında kendi adıma eleştirilerimin en büyük sebebi budur.

Zira görüyorum yanlışları ve bu yanlışların nelere sebep olabileceğini yaşadığım ülkede görebiliyorum.

Ayrıca, Hizmet Hareketi bir yandan da şu an dünyada en tanınır ve kredisi olduğu zamanları yaşıyor.

İnsanlar size krediyi verirken, sizden bazı değişimleri görmek ister.

Unutmamak lazım ki, kredileri sonsuz değildir.

Hizmet Hareketinin şu an bir kredisi var ve bu kredinin iyi kullanılması lazım.

Artık Hareket bir cemaat değil ve cemaat refleksleri ve sistematiği ile hareket edemez.

Eğer aynı işleyişte ısrar edilir ve eski refleksler ile tepkiler verilirse, mercek altında olan ama bir o kadar da kredisi olan Hizmet Hareketi bundan çok ciddi zarar görür.

Bunun yaşanmaması adına, yanlışlarımızı düzeltelim, konuşalım, bir araya gelelim, çözüm yolları bulalım, aynı zamanda mağdurların seslerini de dünyaya duyurup, onlara yardımcı olalım diyorum.

Süreç bitince sorunlarımızı konuşalım diyenlere de sormak istiyorum, sorunlu olduğunu kabul ettiğiniz sistem ile, süreç 5 yıl daha sürecekse yine de bitmesini mi bekleyeceksiniz.

Bu sürede bu sorunlu sistem ve yanlışlar size daha fazla zarar vermeyecek mi?

Bu nedenle dediğim şey çok basit, “kimseyi hedefe koymadan, şahısları tartışmadan, sistemde ve anlayışla gerekli olan değişimi sağlamak adına kafa yoralım, oturup konuşalım ve bunları hayata geçirelim”.

Sizin için Hizmet nedir?

Hizmet Hareketi benim için bir yaşam biçimi. Bu Hareket benim için, inandığım ve yapmam gerekenleri yapmamda bir araç.

Hizmet denilince aklıma ilk gelen, kişinin kendisine hizmet etmesi geliyor.

Nasıl yani?

Şöyle, Hizmet, kişinin kendisini tanıması, iyi bir insan olması ve insanlara yararlı bir insan olma gayreti benim için öncelikle. Ben hizmeti, insanın kendisinden başlaması gereken bir olgu olduğuna inanıyorum. Zira kendisini halledememiş insanların, başkalarına faydalı olabileceğine inanmıyorum. Daha sonra insanlara iyiliği emretme kötülükten men etme vazifesinin yapılması adına kurulan sistemdir benim için Hizmet Hareketi.

Hareket’in kurucusu?

Fethullah Gülen Hocaefendi benim için çok değerli bir lider ve alim. Kendisini, kendi zaviyemden anlattığım bir yazı kaleme almıştım.  Orda da yazdığım gibi, peygamber sevgisi ve sahabeyi kendi adıma öğrendiğim insandır.  Ve bence çok büyük bir liderdir de.

Şu an ne olduğunu daha net gördüğümüz bir topluluktan Hizmet Hareketi gibi bir yapıyı çıkarması başlı başına tez konusu bir hadisedir bence.

Şu anda Cemaat’le olan irtibatınız?

Her hafta Bamtelini dinlerim, imkan ve fırsat oldukça da ziyaretine giderim. Son yıllarda konumumdan dolayı sohbetlere gitmiyorum. Ama Hareket ile ilgili irtibatım yok sayılmaz da.

Merkez?

Her sistemde merkez ya da idareci kesim ile çevre vardır. Bu durum Hizmet Hareketi için de geçerlidir.

Bu yadırganacak bir durum değil. Ben genel itibariyle Hizmet Hareketinin doğru işler yapan iyi insanlardan meydana geldiğini düşünüyorum ve buna şahit oldum. Ha arada kötü niyetli, yada konumunu kullanıp kendisine çıkar sağlayan art niyetli insanlar da olabilir ve vardır. Fakat bunun sayısının çok olduğu kanaatinde değilim.

Fakat son zamanlarda yaşanılan ve bazı hadiselere verilen tepkilerden gördüğüm kadarıyla, merkeze yakın bazı etkin kişilerin ortak hareket ederek bazı noktalarda Hareket’i Gülen’e rağmen kontrol etmeye çalıştıkları sonucuna vardım.

Bunu yazılarımda da dillendirdim.

Bu duruma Gülen’in de farkında olduğunu düşünüyorum.

Peki Gülen neden buna müdahale etmiyor?

Ben bu soruya 3 madde ile cevap veriyorum kendimce:

1- Gülen, bu insanların daha fazla insana zarar verir korkusuyla yakınında tutuyor.

2-Gülen, bu insanların ahiretlerini de düşünüp köprüleri tamamiyle yıkmıyor.

3- Gülen, Hareket içindeki insanların bu isimlere takılıp onların da sorunlar yaşamaması için ses çıkarmıyor.

Ama kanaatim odur ki, Gülen her şeyin farkında.

Fakat yine kendi düşüncem, bu süreç uzadıkça bu kişilerin hasarları daha fazla olacaktır ve bu bir yerde kopacaktır.

Fethullah Gülen, bu zor süreçte bence Hareket’i çok iyi yönetti. Her tarafı uçurum bir yokuşu çıkıyor şu an Hareket. Fazla gaz ile uçuruma savrulma ihtimali var, fazla yavaş giderse tümseklere takılıp geriye gitme durumu var.

Böyle kritik bir haldeki hareketi 5 yıl boyunca iyi idare etti ve ediyor kanaatindeyim.

Dengeleri gözetiyor ve bazen yenilikçi ve değişimlere destek veren açıklamalarda bulunuyor, bazen de buna karşı olan ve mevcut sistemin devamını isteyenlere de mesajlar veriyor.

Hizmet Hareketi nasıl düzlüğe çıkar?

 Değişim ve dönüşüm ile ancak düzlüğe çıkar.

Şu çok ortaya çıktı ki, eski sistem ve anlayış ile bu hareket varlığını sürdüremez.

Ve yine çok net ortaya çıktı ki, Hizmet Hareketi’nin bir kriz yönetimi yokmuş.

Yaşanılan süreç çok büyük dersleri ve çok büyük eksikliklerin görülmesini sağladı.

Eğer bu yaşanılanlardan ders çıkarılıp, Hareket kendisini yeniden dizayn eder ve dünyaya uyumlu bir hale getirecek değişimlere giderse eskisinden daha kuvvetli ve etkin çıkar bu süreçten.

Hareket’in artık cemaat anlayışından sıyrılması ve değişime gitmesi lazım.

Şeffafiyet, profösyönellik, kurumsallaşma, yerellik, milliyetçilikten sıyrılma, devletçi anlayışı terk etme, yazılı bir hukuku olma, tekelleşmeyi bırakma gibi daha sayabileceğimiz değişimleri yapması durumunda hareket bu süreçten çok daha güçlü çıkar.

Hareket’in potansiyeli de var bu değişimler için. Tam da bundan dolayı, Hareket’in düşünen ve yazan insanlarının bir araya gelerek hareketin geleceği adına beyin fırtınası yapması ve kararlar alması gerektiğine inanıyorum. Hareket’teki en önemli ve öncelikli yapılması gereken değişimin ise, kendimce Hareket’e laiklik anlayışının gelmesi lazım diye düşünüyorum. Yani işi din ve dini yaşamı anlatma olan insanların, Hareket’in diğer işlerinden elini çekmesi gerektiği kanaatindeyim.

Hatta Hareket’in medya, okul, hastane, vb işleri özelleştirmeye bırakması ve bunlarla kişilerin profesyonel olarak ilgilenmesi gerektiğine inanıyorum.

Tabi bu konular üzerinde daha detaylı konuşulacak konular; burda sadece kısaca değinmiş oluyorum.

Cemaat size ne kattı?

Hizmet Hareketi beni varoşlardan alıp bu günlere getirdi.

Ben fakir bir ailenin varoşlarda büyüyen çocuğuyum. Benim hem karakter, hem fikir, hem dini hayatımda çok büyük etkisi vardır Hizmet Hareketi’nin. Fakat benim belki de hem sorun adam olma, hem de bugünlere gelmemdeki en önemli unsur, sürekli dışarı ile de irtibatımın olmasıydı.

Sadece Hareket’in kitaplarını değil, çok farklı görüşteki insanın kitaplarını da okudum ve bunun da çok büyük faydasını gördüm.

Hareket mensuplarına da tavsiyem, kendi mahallelerinden çıkıp başka mahallelerde de dolaşmaları. Bunun büyük faydalarını göreceklerdir.

Süreci nasıl yaşıyorsunuz?

 Bu sürecin en büyük bedelini ne yazık ki Türkiye’de hapishanelere atılan masumlar ödediler. Bu insanlar için dua etmediğim bir günümü hatırlamıyorum. Ve bu insaların seslerini duyurma adına elimden geldiğince bir şeyler yapamaya çalışıyorum.

Haber sitesini kurmamdaki tek amaç da buydu. Zira 15 temmuz sonrasında cemaate ait tüm medya susturuldu ve insanlar sustular. Bu ortamda yazmamayı bir ihanet olarak gördüğüm için yazmaya devam ettim ve bu siteyi kurdum.

Bu amacım doğrultusunda yazmaya ve bu mazlumların seslerini duyurmaya devam edeceğim. Bu arada maddi olarak da elimden geldiğince mağdur insanlara yardımda bulunmaya çalışıyorum.

Süreç beni de herkes gibi, hem maddi hem manevi olarak çok hırpaladı.

İşimi kaybettim, işsiz kaldım, değişik işler yaptım.

Manevi olarak aklınız hep Türkiye’de ve Türkiye’de yaşınılan zulümlerde.

Ailemle aram bozuldu, ailem hepsi AKP li ve bana terörist, eli kanlı örgüt üyesi dediler.

Dedem ninem vefat etti, bu nedenlerden dolayı amcamlarımı arayıp taziyede bile bulunamadım.

Ülkeye 7 yıldır gitmedim ve ne zaman gidebilirim bilmiyorum.

Tabiki sürecin etkisi Türkiyede yaşayan insanlar kadar bize olmadı ama yinede etkilendik tabiki.

Hemen her hafta geceleri rüyamda Türkiyede oluyorum ve gözaltına alınıyorum, kaçıyorum, yani kısacası ülkede kardeşlerimin yaşadıklarını rüyalarımda yaşıyorum. Ve uyanınca hem halime şükrediyorum, hem de orda bunları yaşayanlara daha fazla dua ediyorum.

Süreç’te yurtdışına çıkan binlece insan var?

12 yıldır Amerika’da yaşıyorum. Bugün cebri hicret ile dışarı çıkan insanlara en büyük tavsiyem, kimseden bir şey beklemesinler.

Kendileri bulundukları ülkenin imkanlarını araştırsınlar. Dillerini mutlaka öğrensinler ve yarın döneceğiz psikolojisinden derhal sıyrılıp artık burda yaşayacağım diyerek bir ortam kursunlar kendilerine. Bu dediklerim zor biliyorum ama emin olsunlar ki belli bir süre zorluk çektikten sonra rahatlayacaklardır.

Meriç size neler çağrıştırıyor?

Meriç deyince aklıma çocuklarım geliyor. Önce Maden ailesi, sonra Meriç’te yaşanan faciadan sonra günlerce çocuklarıma bakarken gözlerim doldu.

Ben bir babayım ve faciada hayatını kaybeden o masumların yaşları benim çocuklarımın yaşlarına yakın. Evlat acısını hayal edince bile yüreğim kaldırmıyor.

Ve bu faciayı yaşayan bu insanlar, acaba neler yaşadılar ki, çocuklarının ve kendi canlarını tehlikeye atarak o yolculuğa çıktılar diye hep düşündüm.

Ve bunun cevabını, Meriç’te vefat eden ablamızın cenazesine ailesinin sahip çıkmaması, cenaze namazına köylülerinin gelmemesi, imamın cenaze namazını köy imamının kıldırmaması, bana o garibim kardeşlerimin neler yaşadıklarını daha net anlamamı sağladı.

Meriç Türk insanının vefasızlığının ne kadar derin ve soğuk olduğunu bana hatırlatacak artık. Bildiğimiz kayıpların yanında, kim bilir kaç can o nehrin soğuk sularında gitti bilemiyoruz. Kaç insanın hayalleri o soğuk sularda akıp gitti. Kaç çocuk bedeni o derin sularda annesinin kucağında duruyor şuan. Kaç çığlık, kaç feryat duydu o sular bilemiyorum.

Ama Meriç benim için vefasızlığın ve zulmün bir sembolüdür artık. Her şey normale dönse ve her şey düzelse bile, ben artık, Meriç nehirinin soğuğu kadar vefasız ve bu zulümlere  karşı Meriç Nehrinin derinliği kadar gaflet uykusunda olup, bu zulümlere destek veren insanların yaşadığı Türkiye’de bir daha yaşamak istemiyorum.

Hizmet Medyası’na yönelik ciddi eleştiriler yükseliyor son zamanlarda.

 Hizmet Hareketi’nin medyasının geçmişte büyük yanlışlar yaptıklarını düşünüyorum ve toplumun Harekete inanamamasının en büyük sebebinin de, AKP ile çok fazla birlikte görüntü veren medyasının olduğunu düşünüyorum. Bundan dolayı cemaat ve medya üzerine yazdığım yazıda da belirttiğim gibi, cemaate ait bir medya olacaksa bu medya Irmak tv gibi olmalı. Haber ve diğer konularda yayın yapan bir televizyon veya gazetenin cemaate ait olmasını doğru bulmuyorum. Medya işinin kişilerin yapması gerektiğine inanıyorum. İşadamları veya bu işlere meraklı ve imkanı olan insanların medya işini yapmasının, hem medya adına, hem hareket adına daha hayırlı olacağına inanıyorum.

Bugün Hareket’in medyasının etkili olamamasının sebebi olarak da geçmişten kalan kötü imajın etkili olduğunu düşünüyorum. Bu imajın silinmesi biraz zor ve zaman alacaktır.

Ancak önceden Hareket’in medyasında çalışan ve sonradan ortaya çıkan kişilerin kuracakları daha özgür ve bağımsız medya oluşumlarının zamanla etkili ve önemli işler yapacağına inanıyorum.

Fakat burda önemli noktanın, cemaate angaje olmadan daha geniş kesimlere hitap edecek yayın ve yorumlar ile olabileceğine inanıyorum.

Türkiye’ye ne zaman dönersiniz?

Bunu bilmiyorum. 7 yıldır gitmedim ve artık gidebileceğimi düşünmüyorum. Gidersem de, daha önce dediğim gibi ancak turist olarak giderim. Zira artık o ülkede yaşamak istemiyorum.

Kırgınlıklar?

Kırgınlığım tabiki var.  Öncelikle Türk halkına çok kırgınım. Sonra kendi çevreme ve ailemden insanlara kırgınım. Zira bize hiç hak etmediğimiz suçlamalarda bulundular ve bizlere yapılan zulümlere destek verdiler.

Bu kırgınlığım hiç geçmeyecek.

Hayalleriniz?

En büyük hayalim, mazlumların ve mağdurların tez zamanda rahata kavuşmaları ve bunları yapan insanların gerçek yüzlerinin ortaya çıkması.

Kendi adıma bir beklentim ve hayalim yok.

İnsan olarak doğduğum bu dünyadan, bir insan olarak göçüp gidebilirsem yeter bana.

 

5 COMMENTS

  1. “Meriç’te vefat eden ablamızın cenazesine ailesinin sahip çıkmaması, cenaze namazına köylülerinin gelmemesi, imamın cenaze namazını köy imamının kıldırmaması, bana o garibim kardeşlerimin neler yaşadıklarını daha net anlamamı sağladı.”
    Bunu okuyunca aklima “Tuba lil gureba” mujdesi geldi! Allah bu kardeslerimizi ve bacilarimizi ve onlarin yuzu suyu hurmetine bizleri de bu mujdeye nail olan kullarindan etsin.

  2. Vakaya mutabık konuşan sayın barandır öbür denen aydınlarsa sanki fırsat bu fırsat hizmete söylemediğimiz lafları hürdüşünce bilmem ne adı altında yerden yere vuralım onlar içindeki zehiri aktıyorlar bazı haklı noktaları bahane ederek hizmete attıkları kadar akp rte söyledikleri söz yok söyledikleri mahale nenelerin siyasi analizinden öteye değildir

  3. Arkadasımızın teklifleri gayet guzel , degisim ve gelismeye acik gorunuyor. Umarız ki bu yonde adımlar atılır ve bu seslere kulak verilir. Bununla birlikte cemaatin sadece ileriye donuk projeler degil gecmişin de muhasebesini yapıp agırlıklarından kurtulması elzemdir. Yani cemaat mensuplarının özellikle de sorumluluk konumundakilerin kırdıkları , ahını aldıkları insanlardan  hellalik alıp tövbe etmesi bir vecibedir. Çünkü hizmetin bugun Turkiyede vebalı durumuna düşmesinin nedenleri iyi düşünülmelidir. Mesala; büyük bir şehirde büyük bir kurumda 10 yil calıstıktan sonra bası acık oldugu için isine son verilen bir bayan bugun en sevdigi kisilerle bile gorusmek istemiyor.Buna vesile olanların bir kısmı ust seviyede konumuna devam ediyor ve herhangi pismanlik belirtisi görünmüyor. Bu bayanın  gonlunu almadan gelecege nasıl yuruleceginin vicdanen cevabının verilmesi gerekir.  Bu tür hadiseler muhtemelen munferit çıtasını aşmış durumdadır ve tövbe ile izale edilmezse Kaderin kendi cesasını kesmesi mukadderdir. Ehli kapl birisinin yasanaların yüzde yetmisi ceza gibi duruyor tespitini de hatırlatmak gerekir

  4. COK DENGELI VE GUZEL BIR YAZI ALP ARSLAN BEY YAZMIS.
    OKUMANIZI TAVSIYE EDERIM.

    Hizmet çok ağır bir imtihan ve çok sıkı bir elekten geçiyor.. İçinden geçtiğimiz bu meşum süreçte yazan, çizen, konuşan bir çok insan zuhur etti. Yazıp çizenlerin çoğu Firavun cephesinin modern sihirbazları olarak arz-ı endam etti.. Bunlara modern sihirbaz dedim çünkü yaptıkları vazife Firavunun etrafındaki sihirbazların yaptıklarının aynısıydı. Firavun ve emelleri hesabına halkı aldatmak.. Yalanı hakikat göstermek, hakikatı da yalan.. Birde bizim cephede bir zümre zuhur etti. Bunların az bir kısmı eskiden beri yazıyor, çiziyor ve konuşuyordu. Dün açık yüreklilikle, sadece ve sadece Hizmeti geleceğini düşünerek düşünüyor, yazıyor ve ciddi uyarılar yapıyorlardı. Ancak bir kısmı Hizmet (zahiren) düştükten sonra kalemlerine ayrı bir güç, fikirlerine başka bir ilham, yazılarına farklı bir bereket geldi, cesaretleri arttı.. Modern sihirbazları bir kenara bırakıp bizim cephede yazılıp çizilenler hakkında bir kaç konuya temas etmek istiyorum.

    Hizmet ve ona gönül verenler artık sadece Türkiye`de değil bir çok ülkede özellikle hak, hukuk, demokrasi, kanun ve adaletin olmadığı ülkelerde ciddi bir tehlike ile karşı karşıyadır.. Kardeşlerimiz bay, bayan, çocuk demeden şeytani plan ve operasyonlarla ciddi bir taarruza maruzdur.. En son Meriçte katledilen kardeşlerimiz ciğerlerimizi yaktı kül etti.. Neredeyse hergün bir kardeşimiz bir ülkede bir operasyona maruz kalıyor.. Bütün bu yaşananlar karşısında Hizmet`in ve yönetiminin sahalarında uzmanlar eşliğinde Hocaefendi`nin tabiriyle ortak akıl ile çok daha etkili, daha ciddi, daha kapsamlı stratejiler üretilmesi beklenirdi.. Belli konularda Hizmet`i eleştirenler yaşanılan çok ağır ve acı hadiseler karşısında yüreği yanarak çırpınıyor ve çığlık olup inliyor.. Bunların çoğunu şahsen bir yürek yangını ve samimi serzenişler olarak görüyorum. Zira hala Hizmetle gönül bağlarının kopmadığını düşünüyorum.. Yani Hizmeti ve insanlarını dert edinmektir ki insanı konuşturuyor..

    Son dönemlerde özellikle bazı şahısların Hizmete karşı yaptıkları eleştiri, kritik veya bazılarının ifadesiyle muhasebe, murakabe ameliyeleri ve sorgulama tarzları soruluyor. Bu türden murakabe, muhasebe, eleştirileri yapanlar çeşit çeşit. Bazıları kalem ve fikirleriyle, bir kısmı pozitif katkılarıyla, bazıları sözleriyle, kimileri gıybetleriyle, kimileri tenkidleriyle, kimileri kusur müfettişliği ile hemen her zeminde, her yerde ve her beldede bu tür insanları görmek mümkün.. Acizane kanaatim şudur.. Bu hal Hizmetin içinden geçtiği vetirede kaçınılmazdır. Bu süreç yaşanacaktır.. Bunu engellemeye kimsenin gücü yet(e)meyecektir.. Ama bir şey var yarın bu süreç bittiğinde d]nya çapında bir vicdan sesi hayali olarak size bir mikrofon uzattığında “sen ne yaptın” sorusuna verecek cevabımız olmalı.. Bütün mesele de budur..

    Hocaefendi ne diyor?..

    Öncelikle Hocaefendi bu süreçte yaşananlarla ilgili ne dedi ona bir bakalım..

    Birinci örnekte Hizmeti kusursuz görüp savunanların bolca kullandığı argümanlar… Bir çok örneği olabilir. Sadece bir iki cümle paylaşıyorum..

    “Benim esas meselem: İftira ve bühtanın bir hastalık haline gelmesi, Mü’minlerin arasına bile sirayet etmesi… Bakın!.. “Acaba ne yanlış yaptık ki biz -falanların yanlışı- bugün bu iş başımıza geldi? Ali’nin yanlışı, Veli’nin yanlışı, Osman’ın yanlışı!..”

    “Böyle kritik bir dönemde “atf-ı cürüm” -hukukta geçen bir tabir- çok olur. Bazı insanlarda, başkalarını suçlamak suretiyle işin içinden sıyrılma gibi bir “kompleks” vardır: Atf-ı cürüm… “Birini karalarsak, biz, işin içinden sıyrılırız!” Hasımlar da -esasen- onu istemektedirler. Hafizanallah, böyle bir dönemde “gıybet” çok olur.”

    “Günah-ı kebâir, tevbe ile zâil olur; fakat insan yaptığı günahı, gıybeti, iftirayı, bühtanı, bir mahzursuz şeymiş gibi görüyor, hem de böyle sürekli tekrar edip duruyorsa, bunu “mahzursuz” kabul ediyorsa; beş vakit namaza beş de ilave etse, on vakit namaz kılsa, yine kâfir, yine kâfir, yine kâfirdir!..”

    Birinci örneği kendilerine rehber edinenler, sürekli bu ve benzeri notları ve söylemleri kullanarak konumlarını tahkimleştirenler, nedense yine aynı Hocaefendi`nin mesela aşağıdaki sözlerini veya benzer cümleleri nedendir bilinmez hiç kullanmazlar. Hatta Hocaefendi`nin Çağlayan dergisindeki baş yazıları görmezden gelirler. Son baş yazının başlığı “Kendiyle yüzleşmede Peygamber ufku..”

    İkinci örnek ise ikinci grubu yani bir muhasebe, murakebe ile yeni stratejiler üretip yine Hocaefendi`nin sözüyle “Güzergah emniyeti” alma gayretinde olanları haklı çıkarıyor.. Ancak ne var ki bazen gıybet ve tenkid noktasında kantarın topuzunu kaçırıyorlar…

    “Evet, o açıdan oturup-kalkıp bir taraftan “Başımıza gelen şeyler, şundan oldu!”; bir taraftan “Doğru, misyonumuzu edâ edemedik. Bütün argümanları o istikamette kullanamadık!”; bir taraftan da “Umum dünya konjonktürünü nazar-ı itibara alarak, demek bundan sonra Hizmet metotlarımızı, sistemimizi yeniden ayarlamamız lazım!..” mülahazası ile meşgul olmalıyız.”

    “Meseleye ve maruz kaldığımız şeylere icmâlî bakmalı ve “Şimdi bu gâile ve bu badirelerden sıyrılmanın yolu nedir? …. Öyle ise biz, dua, tazarru ve niyaz koroları oluşturmalıyız. Ve sonra bu badireden, bu gâileden akıllıca, mantıklıca sıyrılma yollarını araştırmalıyız.”

    Hizmet`i korumak ama kimden?.

    Bu iki örnekten de anlaşıldığı gibi, Hizmet`i koruyacağım diye bilerek veya bilmeyerek Hizmet`i bir felakete doğru sürükleme ihtimali mevcut. Daha da ötesinde ahiretimizi mahvetme tehlikesi sözkonusudur. Ama burada bence asıl olan Hizmet`ten önce herkes kendini korusun.. Vebale girmekten, iftira atmaktan, gıybetten, zulm etmekten, yalandan, dalkavukluktan, sünepelikten, riyadan, yaltaklıktan ve daha neler neler… Zira bu dava Allah`ın davası ki bunda şüphe yok. Allah davasını koruyacaktır.. Kimse kendi konumlarını koruma hevesine, şahsi hesapları adına Hizmet`i kurban etmesin yeter.. Her iki cenah için de geçerlidir. Aslında her iki görüşün de derdi bence aynı. (Bazı istisnalar, şahıs ve gruplar müstesna) Ama bazen ifrat bazen tefrit ile olan yine Hizmet`e oluyor. Dolayısıyla bir kısım insanlar bu tür tartışmların içinde adeta kısır bir döngü ile fasit bir daire oluştururken bu dehşetli zamanda asıl yapılması gereken işler yapıl(a)mıyor. Onbinler hapiste, yollarda, hicrette, gaybubette vs.. Hizmet gücü ve enerjisini önce bu insanlara harcamalı. Ama bu arada yol emniyetini almayı da ihmal etmemeli.. Zaman geçiyor acılar, dertler, handikaplar artıyor.. Hasılı hür olan, dışarda olan, demokratik ülkelerde bulunan, imkanı olan insanlara çok ama çok iş düşüyor…

    Bu arada bir nokta gözden kaçırılıyor olabilir mi? Allah Kur`an-ı Kerim`de bir çok yerde defaatle ‘Sizi mutlak imtihan edeceğim…, İman edip kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz?, İmtihan olmayacağınızı mı zannediyorsunuz?, Başınıza öncekilerin başına gelenler gelmeden cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz?” buyuruyor. Acaba bu ayetlerin muhatabı kimlerdir?. Bu arada insanın karşılaştığı bu imtihanlar karşısında insanın cüz-i iradesini yok saymak, tamamiyle hadiselere teslim olmak demek de değil…

    Bazı tespitler…

    1- Özellikle yazı yazmak suretiyle Hizmet`i kritiğe tabi tutanların eleştirdikleri meselelerin bir kısmına katılıp bir kısmına da katılmadığımı ifade etmek isterim. Bunların detayı ayrı bir yazı konusu. Amma benim çok merak ettiğim bu tür yazı yazanların bir çoğunun özellikle batı medyasında, çağa damgasını vuran asrın Zaliminin zulmünu anlatıp tenkit ettikleri, bebekleri bile zindana tıkacak kadar vahşiliklerini, haramilerin hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, yazdıkalrını şahit olmadım. Bu şahısların yabancı dilleri de çok iyi olmasına rağmen bu manada bir yazı yazdıkalrını görmedim. Bence içinden geçtiğimiz bu musibetten dem vururken önce, zalimin zulmünden Nemrud`un ateşe verdiği ülkeden, milleti topyekün ifsat eden müfsitten, Peygamber torunlarını katleden Yezit`ten, bütün ülkeyi cehaletin bataklığına gömen Ebu Cehiller`den, ve masum bebeklere operasyon yapan Firavunlar`dan, masum kadınları ve bebeklerini Meriç`te boğan canilerden bahsetmeli.. Yani durum şu bir kavgaya girmişiz, karşımızdaki zalim bizi öldüresiye dövüyor, yetmiyor sövüyor oda yetmiyor boğuyor ama biz boğulurken bile birbirimize tekme tokat atıyor, kaç göz işaretleriyle hakaretler ediyoruz…

    2- Hizmeti ve hizmet edenleri adeta tirübünlerde oturup, elinde çekirdek çıtlatarak, ayak ayak üstüne atmış kahvesini içme keyfiyetinde eleştirenler, kusur müfettişliği yapanlar ve hizmet insanı için lafazanlık yapmaktan başka bir şey yapmayanların sözlerine zerre kadar itibar etmeyin. Bu tür insanları okumayın, dinlemeyin, izlemeyin, görmezlikten gelip yokluğa mahkum edin. Çünkü bu tür insanların Hizmete katabileceği bir değer olduğuna inanmıyorum.. Olsada zarar ve tahriplerinin daha fazla olacağını düşünüyorum.

    3- Şayet sahada, şöyle böyle koşturuyor, düşe kalka da olsa hizmet etmeye, mazlumların, mahkumların, gariplerin sesini soluğunu duyurma heyecan, plan ve stratejileriyle koşturuyorsa, bizzat sahada ter döküyorsa, on binlerce masum, mazlum ve mahkum için sahip olduğu imkanları seferber etmek suretiyle bir gayret ortaya koyuyorsa, ve aynı zamanda Hizmetin içinde bulunmak suretiyle Hizmetteki bazı arızaları gidermek derdiyle bazı fikirler beyan ediyorsa bunları dinleyin. Bu muhasebe ve murakebeler çok değerlidir. Bu tür insanlar konuşuyorsa konuştukları değerlidir. Ve bu insanlar asla ve kata hain değildir.

    4- Tenkitleri Hocaefendi`ye kadar dayandıranlar hatta bütün bunların müsebbibinin Hocaefendi olduğunu söyleyenler var. Bu çok doğru!. Bütün bunların başımıza gelmesine sebep Hocaefendi`dir. Hocaefendi`nin ufku ve bütün insanlığa sunduğu küresel ve insani reçete temelde Hizmet hareketinin lokal ve global bir taarruza maruz kalmasını netice vermiştir. Asırlarca İslam ve hakiki müslümanlarla mücadele eden dinsiz şebeke ve şirzime-i kalil elbette İslamı kendi coğrafyalarına hapseden, İslam yobazlarına bu tür operasyonları yapmayacaktı tabii ki.. İslamı güneşin doğup battığı her yere ve yöreye götüren Hizmet ve Hocaefendi bu tür soykırıma maruz kalmayacak da, IŞİD, El Nusra, Boko Haram, Hizbullah, Harici, Haruri kafalar mı bu soykırıma maruz kalacaktı? Yoksa camiden eve, evden camiye giden müslümanlar mı? Dinsiz şebekenin istediği Müslüman tarzı ya terörist olmalıydı veya kara cahil, sünepe, dünyadan kopuk olmalıydı. Hizmet bu ikisinden de değildi. Hizmet İslam`ın yeryüzünü kucaklayan bütün insanlığa sunacağı evrensel mesajı 180 ülkeye götürüyordu. İşte bunun için Hocaefendi suçluydu!. Ama dinsiz şebekeye, nifak çetelerine, derin zındık komitelerine, kefere ve fecereye göre suçluydu.. Ama inananlara göre asla ve kata…

    5- Hocaefendi elbette kusursuz bir insan değildir. Her insan hata yapabilir. Ama ben şayet bir hatası varsa onu teşbihte hata olmasın şuna benzetiyorum. Hocaefendi yıllarca Türkkiye`de bulunan cemaatine “dünyanın dört bir yanına yayılın. Hicret edin. Benim adım güneşin doğup battığı her yere gidecektir diyen bir Peygamber`in (sav) ümmeti olarak İslam`ın o güzel yüzünü dünyaya gösterin. Gidin zira insanlığın size ihtiyacı var” dedi. Ve daha neler neler dedi. Daha da ötesi aslında kendi hayatı ile cemaatine örnek olmuştu. Bizzat hicret ediyor ve haliyle de hicret edin hayat bulun diyordu. Ama Maalesef Hizmet erleri o yada bu sebepten bir türlü dünyaya tam manasıyla yayılamadı. İşte bunun için Allah (cc) tabiri yerinde ise bir sinsi planı vesile kılarak Hocaefendi`yi yanıltmış olabilir. Bu hata neticesinde Hizmet adeta bütün dünyaya yayılmış oluyor olabilir. Murad-ı ilahi tahakkuk ederken çok ciddi bedeller de ödeniyor olabilir. Yani tıpkı ilk insanlık hatası neticesinde insanlığın Cennet`ten çıkarılıp dünya ve imtihan hayatına gönderilmesi gibi.. İşte aynen bunun gibi bu hata neticesinde Hizmet erleri yeryüzüne birer tohum gibi saçıldı. Kendi dünyalarından insanlık dünyasına yayıldı. Adeta bir akvaryum içinde hayatını devam ettiren Hizmet bu akvaryumun parçalanmasıyla uçsuz bucaksız okyanusa açılıverdi. Okyanus şimdilerde biraz korkutucu ve sıkıntılı ama yarınlarda okyanus bize çok sıcak ve kendi evimiz gibi gelecek. Çünkü yeryüzü mirasçıları için yeryüzünün her yeri bize vatandır..

    6- Hizmetin özellikle yönetim kademelerinde bulunup Hocaefendi`nin bile bir sürü “acabalar”la kendini muhasebe etmesine, cemaatine yazdığı aylık mektuplarda sürekli kendimizi sorgulayan yazılar kaleme almasına rağmen kendilerini kusursuz ve daha doğrusu suçsuz görenlerin de hizmetin selamet ve bekası için çok ciddi bir murakebe ve muhasebeye ihtiyaçları vardır. Ortak aklı, sahasında uzman insanlardan hakkıyla istifade etmeyi, istişarenin hakkını vererek ve sonunda da alınan kararları samimi, ciddi ve pratik hayata taşıyarak Hizmet`i içinde bulunduğu badireden atlatmak durumundadırlar. Bunu çok samimi bir şekilde icraatlarıyla ortaya koymaları gerekmektedir. Zira yarın çok geç olabilir. Ve bütün insanlığa götürülebilecek bu evrensel mejasın akim kalmasına veya gecikmesine sebebiyet vermek tarihi bir vebal olacaktır. Allah hepimizi bu duruma düşmekten ve düşürülmekten muhafaza buyursun..

    ALP ARSLAN ATAER

    alparslanataer@gmail.com

    alparslanataer.wordpress.com

    • Kalplerde olanı yalnız ALLAH bilir. Işte en buyuk hatalardan birisi de bu. Insanlara nemrut vs derken rubububiyetten bir cüz mu var elimizde?
      Hz. Peygamberin vefatinda ne demişti Hz. Ebubekir efendimiz? Davası Muhammed olanlar bilsin ki o vefat etmiştir. Davası Allah olanlar bilirler ki Allah ölmez.
      Dava hizmet mi, Allah mi? önce bunu bir idrak edelim. Davası hizmet olan ile bir işim yok. O hizmetine devam etsin.
      Ancak davası Allah olana diyeceklerim var. Hoca efendi de dahil.
      Pensilvanya işi baştan ayaga yanlış yanlış yanlış. Akli salim tarafsız hicbir kimse bunu tasvip etmiyor. Bu hareketin merkezi muslumani can evinden vuran kardesi kardese kirdiran daha saysam gunler alacak fitne fesadin kaynagi ABD olmamali. Bu durum tum komplo teorilerine kapi araliyor. Haklilik payi da veriyor. Kaçan abilere kucak açanlara baktığımızda da insan ürküyor ve bu teorilere hak veriyor.
      Oncelikle bu itici dili bırakmak gerekiyor. Bu gün uhuvvet ihtiyacı her zamandan daha fazladır. Ayeti kerime müminler ancak kardeştir başka birsey olamaz derken iman ettim diyen herkesi kastediyor. Hz. Peygamberimiz munafiklari bile deşifre etmemiş küfürle nemrutlukla suclamamisken bize ne oluyor da kendimizde bu yetki ve selahiyeti buluyoruz? Işte buralar aklıselim insanları ürkütüyor. Halbuki hizmet hareketinin en sevilen kısmı diğer muslumanlar ile ugrasmamasi didismemesiydi.
      Kim ne derse desin gezinin arkasında da 15 temmuzun arkasında da hizmet hareketi vardı. Sokaktaki en cahil insan bile bunun farkında. Hoca efendi bas cavuslugu bile hak etmeyen insanları general yaptı sonra bunların general olduğuna kendisi de inandı. Karton kule ykilinca da böyle oldu.
      ABILER
      DAVASI HIZMET OLAN HIZMETINE DEVAM ETSIN. HICBIR DIYECEGIM YOKTUR.

      ANCAK DAVASI ALLAH OLANA DIYEGIM SU DUR KI; BUTUN BU YANLIŞ ISLERI REDDETSIN. YENI BIR YAPILANMAYA GIDILSIN. MERKEZI ABD OLMAYAN. ŞEFFAF. SAMIMI. TAKIYYE YAPMAYAN.
      Biz hocaefendinin yaklaşımı çıkardık. Hz. Peygamberin hirkasina talibiz diyen yepyeni bir hareket. Bunun altyapısı var.
      Maksat ıslam ise ilayi kelimetullah ise hizmet sadece o takkenın altında yok. Yepyeni bu güneş gibi sorabiliriz dünyaya.

Comments are closed.