Engin Sezen, The Circle

Başından beri ısrarla dile getirdiğim bir husus var: Hizmet Hareketi’nin en büyük gücü ‘insan kaynakları’. Yüzlerce eğitim kurumu, milyonlarca insanın hayatına dokundu…

The Circle’daki mülakatlar vesilesiyle bunu bir kez daha anladım. Tebrik ve takdirleriyle birlikte gönüllü olarak yardım taleplerini de ileten, “bize de düşen bir görev var mı” diyen çok sayıda kişi ile tanıştım ve sohbet etme imkanı buldum. Genellikle genç bir kuşak bu…

Mesela Endenozya’daki kolejlerden birinden mezun kız bir öğrenci Vancover’dan yazdı, tebriklerini sundu. Orda doktora yapıyormuş, siyaset bilimlerinde. Hizmet okullarındaki belletmen hocasını hala unutamıyor. Sonra Filipinler’den genç bir akademisyen “İngilizce bize düşen bir şey varsa emredin” diyor… ve böyle onlarcası…

Dr. İsmail Tutar’ı da bu sürede tanıdım. Yazıştık, telefonda sohbet ettik. Pırıl pırıl bir dimağ. İçten, duyarlı…Hayatına Amerika’da devam ediyor. Yengemiz de Amerikalı. Dr. Tutar, Türkiye’nin en başarılı okullarından mezun olmuş. Doktorasını Amerika’nın en iyi üniversitelerinden birinde tamamlamış. Amazon’da çalışıyor.

İsmail okuyan, düşünen, memleket ve dünya meselelerine kafa yoran, açık görüşlü; Hizmet Hareketi geleneğinden gelen, yüzü geleceğe dönük biri… Ben İsmaille  tanıştığıma çok sevindim. Umarım sizler de memnun olacaksınız..

İsmail Tutar kimdir?

Ankara Fen Lisesi mezunuyum. Elektrik Mühendisliği dalında lisans derecemi Bilkent Üniversitesi’nden, doktoramı ise ABD’nin Seattle şehrindeki Washington Üniversitesi’nden aldım. Doktora sonrası bir start-up’ta, yani yeni kurulan bir şirkette, kanser teşhisini kolaylaştırıcı bilgisayar algoritmaları geliştirdim, akabinde Microsoft’ta proje yöneticiliği yaptım. Şu an itibarıyla Amazon’da bir mühendislik takımının başındayım. Makine zekâsı geliştirerek ürünler arasındaki ilişkileri bulmaya ve müşterilerimiz için ideal bir alışveriş deneyimi sağlamaya çalışıyoruz.

Hizmet Hareketi’yle nasıl tanıştınız?

Ortaokul birinci sınıfta arkadaşlarım aracılığıyla Hizmet Hareketi’nden kopmuş olan bir başka Nur Cemaati ile tanıştım. Bir yıl kadar bu grubun evlerine gittim. Yaklaşık bir yıl sonra ise Hizmet Hareketi’nin evlerine gitmeye başladım. İşin doğrusu babam, dindar olmasına rağmen, Risale-i Nur dershanelerine gitmemden pek hoşnut değildi, hatta bir süre gitmeme izin vermedi. Sonrasında komşumuz olan merhum şair M. Akif İnan Hoca’nın babamı ikna etmesiyle tekrar gitmeye başladım. Güzel insandı, Nur içinde yatsın.

 Cemaat eleştirileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hizmet Hareketi içinde hiçbir görevim ya da ağırlığım olmadı. Okuyucularınızın çoğunluğu beni tanımayacağından, kendi adıma konuştuğumu vurgulayayım. Gazeteciler ve akademisyenler dışında, Hizmet Hareketi’yle bir şekilde yolu kesişmiş insanların da sesini duyurmak istediğiniz için sorularınızı cevaplamaya, düşüncelerimi paylaşmaya karar verdim; hepsi bu.

Sorunuza gelirsek, insanoğlu eskiden beri daha iyi ve güzele ulaşma çabası içinde olmuştur. Bu çabada eleştirinin rolü hayatidir. Örneğin, bilim adamları birbirilerinin düşüncelerini kritiğe tabii tutarlar, reddederler veya geliştirirler. Batı dünyasının ilerlemesinde, eleştiriyi içselleştirmeyi başarmalarının büyük payı var. Basit bir örnek ama Amazon’da yıl sonu performans değerlendirmelerini yaparken uyguladığımız kriterlerden biri, çalışanın söz ve davranışlarıyla özeleştiride bulunup bulunmadığıdır. İnternette bulabilirsiniz.

Türk kültüründe ise eleştiri matah bir şey değildir. Herkes ötekinin “özeleştirisinin” üstüne atlar ama kendi cenahından birileri özeleştiride bulunduğu zaman agresif bir tepki gösterir. Eleştirenler ya itirafçılıkla suçlanır, ya davaya ihanet etmekle, ya mahremi ortaya dökmekle, ya da üç kuruşa satılmakla. En hafif tepki, zamanlamanın doğru olmadığı şeklinde getirilir. Cemaati eleştirenlerin aynı tepkilere maruz kalması şaşırtıcı değil. Onlara yöneltilen karşıt eleştiriler arasında belki de tek katıldığım nokta Batı normlarını benimsemiş oldukları iddiası. Son derece doğru. Ortada bir zihniyet çatışması var.

Nasıl bir zihniyet çatışması bu?

Bunu birkaç cümleyle anlatmak son derece zor. Mavi Yorum ve Kıtalar Arası’nda bu konu üzerine onlarca makale yayımlandı. Bir tarafta aklı ve rasyonelliği öne çıkaran bir anlayış var; diğer tarafta ise bizim sahip olmadığımız bir bilgiye sahipmişçesine konuşan, başarısızlıkları bütünüyle kadere bağlayan, lidere ve yönetim kadrosuna neredeyse kutsallık ve yanılmazlık atfeden bir anlayış. Epistemolojik çerçeveler farklı olunca çatışma kaçınılmaz.

Bugün Cemaat ile ilgili eleştiri yapacak olsanız hangi hususları vurgularsınız?

Hizmet Hareketi Türkiye’de daha önce hiçbir dini yapılanmanın sahip olamadığı insan kaynaklarına sahip oldu. Bir kısmını kendisi yetiştirdi, bir kısmını ise dönüştürmeyi başardı. Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen öğrenciler, kendileri gibi düşünen, dindar ama dünyayla barışık bir grubun parçası olmak istediler. Ben kendi adıma, Bediüzzaman’ın Münazarat’ındaki açılımları, Hocaefendi’nin bilim adamlarıyla ilahiyatçılardan oluşacak tefsir komiteleri vizyonuyla birleştirdiğim zaman gelecek adına umutlanıyordum. Hizmet içinde şakayla karışık kendilerini neo-Mutezile olarak nitelendiren ilahiyatçılara rastlıyordum ve heyecanım artıyordu. Şimdi ise gelinen nokta içler acısı.

Nedir gelinen nokta?

Fikir bağlamında geldiğimiz noktanın özeti şu: Farklı sözler söyleyen ilahiyatçıların sesi çıkmıyor ve muhalifler, örneğin Kitalar Arası yazarları, çeşitli suçlamalara maruz kalıyor. Bazıları Hizmet Hareketi içindeki tartışmaları hareketin bir zenginliği olarak görüyor ve gösteriyor, ama ben buna tam katılamıyorum. Muhalifler seslerini kendi imkanlarıyla duyuruyorlar.

Peki ne oldu da bu noktaya geldik?

Birkaç yıldır bunu düşünüyorum. Kendimce birkaç sebep buldum. Bunlardan birincisi stratejik muğlaklık. Başından beri söylemlerde muğlak, yoruma açık bir taraf vardı. Ayni ifadeler, farklı kişilerce farklı şekillerde yorumlandı. Bu ifadelerin sahibi olan Fethullah Gülen ise neredeyse hiçbir zaman ifadelerini netliğe kavuşturmadı. Ve tartışmalara dahil olmayarak, bilerek ya da bilmeyerek, etrafını kuşatmış insanlardan yana tavır almış oldu. Örneğin, istihbaratçıları dinlediği kadar akademisyenleri dinlemedi. Bizim gibi tabandaki insanların fikri zaten hiç sorulmadı. Bu da benim de aralarında olduğum binlerce insanın, kendisinin yanlış yönlendirildiği tezini kabullenmesine yol açtı. Burada bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum, ‘’kendisi iyi ama çevresi kötü’’ sözü sıradan insanlar için bir mazeret teşkil edebilir. Lider konumundaki bir insan ise yanlışlardan sorumludur. Bunu okuduğumuz Risaleler de söylüyor.

Diğer bir neden Hizmet’in misyonunun açık ve net olmaması. Batı’da bir vakıf ya da şirket kurduğunuz zaman günlerce, hatta haftalarca, misyon ve vizyon tanımı üzerine çaba sarf edersiniz. Katılım mekanizmalarını belirlersiniz. Çünkü ileride bir problemle karşılaştığınız zaman yolun başında belirlediğiniz bu esaslar size rehberlik eder. Aslında Hizmet’te son beş altı yıldır kurumsallaşma yolunda çaba sarf edenler vardı, ama global bir hareket için çok geç kalınmıştı. Misyonda, mesela siyasi konularda, yaşanan sapmaların faturası büyük oldu. Yeri gelmişken söyleyeyim, Hizmet’te kimlerin karar aldığını dün de bilmiyorduk, bugün de bilmiyoruz.

Nasıl yani! Fethullah Gülen’in kendisi, “büyük abiler”?

 Şeffaflığın olmadığı yerde benim gibi sıradan bir insan kimin karar verdiğini nereden bilebilir ki? Ortada iki hakim görüş var. Birincisi Hocaefendi’nin her karara müdahale ettiği, ikincisi ise onu dinlemeyen bazı ağabeylerin kafalarına göre işlere kalkıştıkları. Bu görüşlerin her ikisinin birden doğru olma ihtimali yok. Son dönemde Hocaefendi’nin günlük işlere karışmadığı söyleniyor. Benim havsalamın almadığı şu: Bir yerde o ülkenin kanunlarına göre kurulmuş kurumlar varken, hiçbir sorumluluğu ve yetkisi olmayan bazı kişiler, mütevelli heyetlerini tahkir ve tezyif edercesine, o kurumların işlerine müdahale etme cüretini nereden alıyorlar?

Bir önceki sorunuza geri dönersek. Bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamaya çalışırken bulabildiğim üçüncü neden, belki de, ilk iki nedenin doğal sonucu. O da Hizmet Hareketi’in kimlik bunalımı yaşaması. Hizmet nedir? Yerli midir, global mi? Devletçi midir, özgürlükçü mü? Bu sorulara tatmin edici cevaplar verilmedi. Bir taraftan son derece kucaklayıcı yorumlar geliştirildi. Kendi hayatımdan örnek vereyim, eşim Amerikalı olduğu için Noel’de evimizi süsleriz. Buradaki ağabeyimiz bizim evimize geldiğinde “İsmail Hocam, ne güzel olmuş. Türkmenistan’da da Ruslar böyle süslerdi” diyecek kadar geniş gönüllülük gösterirken, Hizmet Hareketi İran’a karşı son derece dışlayıcı bir tutum takınabiliyordu. Irak Kürdistan’ında okul açıp Kürtlere iyi bir eğitim sunan hareket, ülke içindeki Kürt siyasetçileriyle diyalogu tamamen kapatabiliyordu. Oysa ki Hizmet istese de istemese de küreselleşmeye mahkum olduğunu görebilmeliydi. ABD’deki Hizmet’le ilgili vakıflardan, Ermeni soykırımı yasa tasarısını reddetmeleri için milletvekillerini ziyaret edip lobi yapmaları istendiğinde, buna karşı dile getirilen itirazlar dinlenmeliydi. Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin uzantısı olmamalıydık. Düşünsenize, Zafer Çağlayan ABD’yi ziyaret ettiğinde Hizmet kurumları onuruna yemekler verip hesabı ödüyor, hemen ardından yolsuzluk skandalı patlıyor.

Cemaat’i nasıl bir gelecek bekliyor sizce? 

Türkiye için öncelikli dileğim bir an önce masum insanların hapisten kurtulmaları; işlerini kaybedenlerin, haksızlığa uğrayanların hayatlarını ve itibarlarını geri kazanmaları. Bu süreç zarfında dik durmayı başaran, sabır ve metanetle “Bu da geçer Ya Hu” diyen insanlardan çok şey öğrendim. Giden zaman geri gelmiyor ama uğradıkları maddi zararların AİHM kararlarıyla misliyle tazmin edileceğinden şüphem yok. Şunu da ekleyelim, haksızlığa uğrayanlar bir tek Hizmet mensupları değil. Kimlik gözetmeden, tüm mağdurların hakkını savunmalıyız.

Tekrar vurgulamak istiyorum: Hizmet’in lider kadrosunun kimlerden oluştuğunu bilmiyorum. Hocaefendi’nin bir kenara çekildiği söyleniyor ama bu yeterli değil. Bu kamuoyuna da duyurulmalı. Lider kadrosu bir kenara çekilip dua ve niyazla vaktini geçirmeli. Kısaca “The Cemaat” kendini lağvetmeli ama hizmetler devam etmeli. Ufukta beliren kültleşme tehlikesinin önüne geçmenin en etkili yolu bu.

Nasıl?

Yani, Hizmet’in yetiştirdiği insanlar, kendi şehirlerinde yerel birliktelikler şeklinde vakıflar kurmalı ve tespit ettikleri misyonlara uygun icraatlarda bulunmaya devam etmeli. Bakın, yediği bütün darbelere rağmen, Hizmet hala yetiştirdiği insan gücü itibariyle diğer bütün İslami grupların çok önünde. Sizin siteniz de dahil olmak üzere, hizmet mensuplarının takip ettikleri web sitelerinin, Youtube kanallarının ziyaret ve tıklanma sayılarıyla diğer cemaatlerinkini kıyaslayın, order of magnitude, yani kıyaslanamayacak bir fark olduğunu göreceksiniz. Üstelik Türkiye’den internete erişim imkanları kısıtlı ve on binlerce insan hala hapiste iken. Bu insan gücü Hizmet Hareketi’nin en büyük eseridir.

Sizin “Hizmet” tanımınız nedir ve kendinizi Hareket’in neresinde görüyorsunuz?

Hizmet, benim gözümde insanlığa doğruyu anlatmak ve güzellikleri paylaşmaktır. Bir şablonu yoktur. Birey, kendi karakterine ve ilgi alanına en uygun hizmet yöntemini, kendisi seçebilmelidir. Maalesef, Hizmet Hareketi muğlak bir dava kavramıyla kendi mensuplarını verimsiz ve hor bir şekilde kullandı. Şu an için Hizmet Hareketi’nin içinde olduğumu söyleyemem. Diğer taraftan, iyiliklerinden şüphe duymadığım arkadaş ve dostlarıma da sırtımı dönmem. Bu süreçte haksızlığa uğrayanlara yardım etmenin önemli bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Hizmet Hareketi ile ilgisi olsun ya da olmasın, Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan yazılımcılara iş bulmaları için elimden geldiğince yol göstermeye çalışıyorum.

Amerika’da yaşayan bir Müslüman olarak ilgimi çeken ve birbiriyle ilişkili birkaç alan var. Bunların önde gelenleri, Batı dünyasında Müslümanların konumu ve Müslümanların bilimle ilişkisi.  Amerika’ya ilk geldiğimde, buradaki Müslümanlar hakkında büyük beklentilerim vardı ama maalesef büyük hayal kırıklığına uğradım. Muhtedi olsun, ikinci kuşak olsun, Amerikalı Müslümanların büyük çoğunluğu Doğu’yu romantize ediyor ve kusurlarını görmezden geliyor. Örneğin, değer verdiğim bazı Müslüman vakıf ve okulların insan haklarını ayaklar altına alan devletlerden bağış aldıklarını duyduğumda çok üzülmüştüm. Geleneksel İslam’daki devlete biatı esas alan, menkıbeler üzerinden gerçekle ilgisi olmayan bir şanlı tarih kurgulayan anlayış maalesef burada da hâkim.

Amerikalı Müslümanların bilim ve modern hayatla olan ilişkisi de Türkiye’de olduğu gibi problemli. Buradaki ortalama Müslüman da evrimi inkâr eden, bilimle dini yorumlamak yerine, teleskopun henüz icat edilmediği dönemlerdeki din yorumu ile bilime karşı tutum belirleyen; kadınlara gelince geleneği empoze eden bir kimliğe sahip. Pew Kurumu’nun anketlerine baktığınız zaman, Amerika’da İslam’dan ayrılanların belirttiği sebepler arasında dinin modern yaşamı kısıtlaması ve hâkim İslam yorumunun evrim teorisini reddetmesi en başlarda.

Bu sebeple çocuklarıma din eğitimini kendimce en uygun şekilde vermeye çalışıyorum. Örneğin, bugünlerde 5 yaşındaki oğlum ve 7 yaşındaki kızımla Cosmos belgeselini izliyoruz. Görsellere bayılıyorlar. Arada videoyu durdurup, onlara büyük patlamayı, evrimi, yerçekimini basit şekilde anlatıyorum. Çocuklar, bu yaşlarında bütün canlılardaki genetik kodun benzer olduğunu, evrenin genişlediğini vs. biliyorlar. Onlara bilimin nasıl sorusunu cevapladığını, neden sorusunun yanıtını vermediğini anlatıyorum. Fakat çabalarımın yeterli olmadığının farkındayım. Bu çocuklar gelecekte bir topluluğa aidiyet hissetmek isteyecekler. Bu ise birey olarak tek başıma yapabileceğim bir şey değil.

Hizmet’in yetişmiş insan gücünün, benzer şekilde düşünen Amerikalılarla beraber çalışarak, İslam’ın yorumlanmasında yeni bir açılım yapabileceği ümidini taşıyorum. Böyle bir zihniyet devrimi gerçekleşirse, çocuklarımız kendilerinin kabul edebileceği, modern hayatla barışık bir İslami yorum ve bu anlayış etrafında topluluklar bulabilirler. Bu tarz bir misyonun üstlenilmesi halinde, hizmetin global bir iyilik hareketine dönüşmesi mümkün.

Son olarak?

Kendimi ifade imkanı verdiğiniz için teşekkür ederim.

35 COMMENTS

  1. Maşallah bir sürü akademisyen, sosyal bilimci ve ilahiyatçıya nisbetle çok dolu dolu analizleri var. Hizmet adına ümitlendim

    • Hizmetin geldiği nokta ile ilgili eleştiriler gerçekten dikkate değer ve makul.
      Bu arada kendi profesyonel alanından dışarı çıkarak, esasen altında dinsizliğin ve agnostizmin yattığı evrim teorisi inancını modern bilimmiş gibi sunmak veya düşünmek, son asrın en büyük eseri Risalei Nur temeliyle yetiştiğini söyleyen birisine yakışmadı. Çok sevdiğiniz ve hayranlığınızı gizleyemediğiniz batıdaki sıradan muhtedi’ler bile evrime şu şekilde cevap veriyor; evrim bir teoridir ve ben onu çürütmekle memur değilim, zira benim inandığım yaratıcı, eğer insanı maymundan getirseydi bunu kitabında söylerdi. Çünkü o herşeyi herşeyden yaratabilir. Birşeyden herşey yapar. herşeyden birşey yapar. Fakat, insanı Hz. Adem ve Hz. Havva’dan yarattığını açıkça söyleyen Allah’a yalan isnad edenler, inandığınız bilimle haşrolacaksınız.

      • Hizmetin oligarşik yapısı sizlerin bu evrim vs malzemenizi kullanıyor. Yaptığınız son derece kaliteli sosyal eleştiriler, heba oluyor. Haklı muhalefeti Tevhid’den haberi olmayan, bilime tapan darwinistler olarak yansıtıyorsunuz. Neye inandığınız kimseyi ilgilendirmediği halde, yazının içine saf ahmakları etkileyeck bir zehir gibi sızmış.

      • Evrim Teorisi’ni maymundan gelmeye indirgemek bizim genlerimize islemis. Bir kere bu dogru degil. Bati’da insanlar evrim teorisini tamamen reddeden insanlari halen dunyanin tepsi gibi olduguna inanan (evet bunlar var, konferanslari dahi var!) insanlar kategorisine koyuyor desem mubalaga etmis olmam. O yuzden Kur’an-i Kerim’den getireceginiz ayetler, sadece demirciler carsisina goturulmus antika degeri ifade edecektir. (Bu arada Kur’an Hz Adem ve Havva’nin yaratildigini soyluyor, evrimin olmadigini mi soyluyor?) Eger labaratuvar ortaminda yuzlerce bilim adaminin yaptigi calismalari yapmadiktan sonra bilimi inkar eden insanlar sinifina koyuluruz. O yuzden aman diyeyim ben size, bir de bilimi inkar ederler dedirtmeyelim kendimize.

        • Seyfi’cigim,
          Sadece cevapsiz kalmasin diye yaziyorum. Tepsi konularini filan bosver,
          Labaratuvar ortamlari, calismalari, sonuclari her 10-20 senede bir degisir.
          Ne kadar batidasin bilmiyorum, ben hemen hemen en batida sayilirim yaklasik 20 senedir. Senin soyledigin tepsicileri gormedim, beni ve benim gibi evrime inanmayanlari bu sekilde yaftalayanlari da.
          Neticede: C. Hak’kin semavi kitaplarinda soylediklerine bakariz, soylemediklerine degil. Evrimin esas cikis amaci, birkac adim sonrasinda herseyin kendi kendine olustugunu iddia etmektir. Yaraticiyi devre disi birakmaktir. Tabii ki bazilari tereddut icinde kalacaklar. Bu da onlarin imtihani. Surekli celiskili, bir turlu cevabini bulamayacagi sorular. Hep acaba diyerek yasarlar…

  2. İsmail bey çok teşekkürler. İnanın bana ben bu sitedeki röportajların bir kaçı hariç abiler tarafından taptırıldığını ve sizinde dediğiniz gibi,he ve etrafındaki abileri koruma amaçlı ve onların yanlış yapmayan insan üstü varlıklar olduğunu düşünmemiz için kurgulanmış olduğunu düşünüyordum. Ve buraya çok sert okuyucu yorumları yazdım. Engin bey de sanırım biliyordur.
    Ama bu yazı için hem size hemde bizimle sizi tanıştırdığı ve istifademize sunduğu için çok teşekkür ederim.
    Sizin gibi insanların varlığının bana verdiği mutluluğu anlatmam imkansız.
    Sağlıcakla kalın. Allaha enanet olun. Aileniz ve sevdiklerinizle çok mutlu veuzun ömrünüz olsun inşaallah.

  3. Hizmetin anayasasını H.E. nin eserleri oluşturur.Bu metinlerden kanun ,tüzük ve yönergeler hazırlayıp mensubu olunan devletin yasalarına aykırı paralel bir hukuk literatürü geliştirmek sanirim yapılan yanlışların en büyüğüydü.2013 ten sonra da KHK larla !!! işler maalesef götürülür oldu.2003 ten bu tarafa ara ara KHK çıkıyordu ama cemaatin bundan haberi olmuyordu.Isin garip tarafı Anayasa yi yazan larda bazen “ben anayasayı filan tanımam diyebiliyordu.(fiilleriyle ve olurlarıyla)”.2009 da yurt dışında bir ülkede himmet veren esnaf “yapılan işlerden haberimiz yok neler oluyor verdiğimiz paralar nerelerde kullanılıyor bilmek istiyoruz.Kaç yıldır buradayız bir karış mesafe alamıyoruz “gibi itirazlarda bulununca ve ben de bunları ilgili kişiye iletince”boşver hocam onlar anlamaz eski kafalı ,herşeye karismasinlar”demişti.Arada biz kalıyor,insanlara tevillerle izahatlar yapıp,sakinlestiriyorduk.Daha sonra anlaşamadık,itiraz ettim bu duruma ve oradan ayrıldım.Yen kırıldı kol içinde kalmıştı.Yaklaşık 9 yıl oldu ben oradan ayrılalı.İNKİSAF yok.

  4. Teşekkürler , gerçekten çok istifadeli oldu.

    Hizmet Hareketi ve Çevre
    Hizmet Hareketi ve Kadın
    Hizmet Hareketi ve Sanat
    Hizmet Hareketi ve Küreselleşme
    Hizmet Hareketi ve Ötekine Bakış

    konularına dönük çalışmalar yapmış veya o alanda çalışmış kişilerle de röportaj yapabilir misiniz?

  5. Eleştirilerin ortak bir noktası var gördüğüm kadarıyla.
    Hizmet hareketini tamamen ruh ve mana köklerinden uzaklaştırarak tamamen batı tarzı hümanist bir yapıya büründürmek. Temelde metafizikle olan bağını kopararak yaşadığımız dönemin geçerli kriterleri ile yeni yol haritasını belirlemek.
    Yani Hizmet hareketinin yöntemlerini eleştirelim adı altında gerçek amacından uzaklaştırmak ve batı tarzı bir yaklaşımla konuyu ele alarak metafizik yönünü tamamen köreltmek.
    Bu iş için kendi topraklarındaki milyonların hizmete hücum edip linç ettiği zamandan daha güzel bir zaman yakalamaksa imkansız diye düşünülüyor.

    • Buna eleştirenlerin tamamını aynı kefeye koymak ve rahatına bakmak denir. Eğer siz ortalığın hercümerc olduğu bir dönemde dahi yerinizden kımıldamaz ve aynı yanlışlarda ısrar eder ve kimseyi muhatap almazsanız en sert tepkiyi batı tarzı düşünce içinde asimile olmuş olanlardan alırsınız. Çünkü batı tarzı yapının zihniyetinde var olan müktesebatı eski ilan edip yeni olanın hakkını mücadele ile söke söke almak vardır. Bu asimile arkadaşlar da bunu yapıyorlar. Gazalivari işe koyuluyorlar ama asimile olup gittikleri için modern düşünce gereği köşeli konuşmaları gerekiyor. Klasik İslam geleneğinde olduğu gibi diyalog yoluyla çözüm bulma dertleri yok ama fırsat kolladıklarını söylemek de dehşet derecede yersiz. Bence eleştirilere kulak tıkayıp eleştirenlerin hepsini aynı kefeye koyanların aralarındaki istihbarat elemanlarına dikkat kesilmeleri daha yerinde olurdu. Arkasından yapmanız gereken de damgalamak yerine diyalog yapmak. Eğer diyalog yapamayacaksanız bunu diğer dinlerden insanlarla yapmayı da bırakın. Kendi içinde diyalog yapamayan dışarda hiç yapamaz. Amelsiz emel hayaldir.

  6. Dolu bir röportaj olmuş. Tebrikler. Elbette itirazlarım var ama konuşulmadan orta yol bulunamayacak. HE ve abiler konularında bir hüküm vermek için daha erken olduğunu düşünüyorum. İçinden geçilen süreç devam ederken yenilenme işin tabiatina aykırı diye düşünüyorum. Hizmet koşturma dönemi yaşadı. O donemde yapılabilecek en önemli şey o demde belirlenen alanlarda koşturmaktı. Şu süreç hizmeti düşünme evresine soktu. Süreç hafilediginde ya da bittiğinde yeniden yapilanma evresi olacaktır. O sebeple şu an yapılan önerilerin uygulanması o zaman test edilir.

    Fikir üretmeye devam ama icraat için acele edilmemeli diye düşünüyorum.

    Kolaylıklar

  7. Dolu bir röportaj olmuş. Tebrikler, teşekkürler.

    Elbette itirazlarım var ama konuşulmadan orta yol bulunamayacak. HE ve abiler konularında bir hüküm vermek için daha erken olduğunu düşünüyorum. İçinden geçilen süreç devam ederken yenilenme işin tabiatina aykırı diye düşünüyorum. Hizmet koşturma dönemi yaşadı. O donemde yapılabilecek en önemli şey o demde belirlenen alanlarda koşturmaktı. Şu süreç hizmeti düşünme evresine soktu. Süreç hafilediginde ya da bittiğinde yeniden yapilanma evresi olacaktır. O sebeple şu an yapılan önerilerin uygulanması o zaman test edilir.

    Fikir üretmeye devam ama icraat için acele edilmemeli diye düşünüyorum.

    Kolaylıklar

  8. Röportaj yapılan kişiyi okuyunca zaman zaman Risale sohbetlerinden ziyade Ankara Ekolü’nden Hayri Kırbaşoğlu’nun sohbetlerine katılmış izlenimi edindim. Değindiği birçok hata ‘biz şu an naptığımızın farkında mıyız?’ sorusunun vaktinde sorulmamış olmasında birleşiyor ve elbette çok da haklı. İyi de, sen 72 milleti gezerken pergelinin ayağı olmadık yerlere kaymış, evrimi kabul etmeyişimize kadar çizdirmişsin kimliği ve bi de kimlik bunalımından bahsediyorsun. Böyle olduktan sonra ne gerek var ki yani Müslümanlığı temsil etmeye, Hıristiyan, ateist olup pamuk gibi olan insanlar da var. Bizim ilahiyatçılarımız derste kaldı diye neomutezileye mi kayacağız, hem prensipten bahsediyorsun, hem de asıl menbandan uzaklaşmada bi beis görmüyorsun. O zaman Norveç gibi, Vatikan gibi bi ülke için uğraşaydık abi, ne gerek vardı kimsenin sözüne itibar etmeyen abi taifesinin duvarı önünde ağlamaya. Özeleştirini bu durumda sen yap ve güle güle! Semavi söylemden kopuk bütün uç oluşumlar kendi karşı ucunu oluşturdu, kapitalizmin karşısına komünizm, natüralizmin karşısına bilmem ne çıktı, oralarda dertsiz-gailesiz çalışın, ikiyle ikiyi toplayın dört etsin, dünya hayatını kolaylaştırın, hadi siz de başımızı döndürün!
    İşin acı olan tarafı bunun en büyük sorumluları; Sadukilerden ve Farisilerden bir farkı kalmamış, biz sizin için her şeyi düşündükten öte yeni bir şey söylemeyen, pergelin çivisini olduğu yere çakmış, dünyayı dönse yerinden milim oynamayan üst kadro. Profillileriniz müktesabatı ile, profili düşük olanlarınız HE taklidi ile (bir saat mütevazı konuşup aniden kalkıp hışımla sohbet ortamını terketmek çok karizmatik di mi!) kimini ağzı-dili mühürlü memurlar yaptınız, kimini unutulmuşlar zümresine soktunuz. Naptığının farkında olmamayı hizmetin en kılcal damarlarına kadar soktunuz. ‘Viyana hizmeti böyle yoksa çok iyiyiz’, ‘Berlin’de biraz sorun var, yoksa bizim okullarımız var aslan gibi’ hüsnüzanlarla kendini avutan insanların parasını, enerjisini, güvenini bozuk para gibi yediniz. Bi tane büyük abi de çıkıp ortalıkta Firavun gibi dolanan taklitçi yöneticilere Pensilvanya’daki binanın dekorasyonunu burada da yaptırmanın alemi ne diye sormadı, soramadı, sorduysa da sorduğuyla kaldı. Pergeli Mevlana’nın kastettiği gibi kullanabilecek insanları yıllarca cetvel diye, silgi diye, kalemtraş diye kullandınız. Bunu da ayetle, hadisle, taklitle yaptınız. Alın işte size neomutezileciler! Bunlar hem sizin eseriniz, hem sizin eseriniz değil!

    • Muslumanlarin evrim teorisine karsi cikmalari nispeten modern bir olgu. Allah bu dunyada kendisini perdelerin ardina gizler, hikmet dairesinde is gorur. Evrime bu gozle bakmanizi tavsiye ederim. Evrimi kabul etsek bile din olmadan yanitlayamayacagimiz sorular var, nasil var olduk, neden var olduk, gibi. Bu nedenle bilimsel bir cerceve olarak evrimi kabul eden muslumanlarla, evrimi ateizme delilmis gibi gosteren insanlari bir tutmamanizi rica ediyorum. Su da mumkun, belki de yuzyil sonra evrim teorisinin yanlis oldugu ortaya cikar, hic problem degil. Onemli olan Allah’in eserlerini, bilimle ve akilla aciklamaya calismak. Dogrusunu ancak Allah bilir.

      • Müslümanların evrim teorisine karşı çıkmalarının modern bir olgu olması, evrim teorisinin bizatihi kendisinin modern bir olgu olmasından kaynaklanır. Keşke evrim teorisi kerli ferli bir TEORİ olarak bundan bin yıl önce ortaya atılsaydı da her yönüyle Müslüman biliminsanlarının sistematik bir analizine tabi tutulabilseydi. Halbuki biz bugün sadece Hıristiyan biliminsanlarının ancak bir yere kadar getirilebilmiş analiziyle karşı karşıyayız. Birtakım tasavvuf ehlinin ortaya attı fikirler evrim teorisine değil evrim düşüncesine yönelik fikirler olarak değerlendirilebilir ancak. Bu bağlamda; şayet evrim teorisi teori olmaktan çıkıp bir kanıta ulaşırsa Müslümanların buna olumsuz yaklaşacağını sanmıyorum. Herkes Amerikadaki sömürge psikolojisini üzerinden atamamış Müslümanlar gibi değil. Hatta evrim teorisi kendini kanıt gibi dayatmaz, dini bir düşman gibi algılamazsa, onu daha ziyade bir nedim gibi, musahip gibi algılarsa bu süreç daha da hızlanır. Bakın ne güzel söylüyorsunuz: Belki de yüzyıl sonra evrim teorisinin yanlış olduğu ortaya çıkar. Peki evrim teorisinin kendisi de olaya bu şekilde bakıyor mu? Hizmetin bütün okullarında evrim teorisi öğretilmek ZORUNDA!
        Sanırım bu anlatımlardan sonra kimseyi kimseyle bir tutmadığımı anlamışsınızdır. Siz benim için yine inanan ve Hizmet terbiyesi almış bir kardeşimsiniz. Keşke çocuklarınıza yüzyıl sonra yanlışlanabilecek bir teoriden faydalanarak ilahi hükümleri anlatmasaydınız ama napalım ben HE’nin herkesi konumunda kabul etme söylemine inanıyorum.
        Bilim de bugün siyasi bir karaktere sahip ve bu bakımdan din olmadan yanıtlayamayacağımız sorular var demek bana pek hedefe yönelik gelmiyor. Siyasilerin de tarih boyu nedimleri, musahipleri, danışmanları oldu. Bilimin bunlarsız geldiği nokta ortada. Musahip olarak felsefecileri seçmenin sonuçları da yine ortada. Özellikle şu dijital çağda bilimin bizi nereye götüreceğini bilmeden bi ayağımız diken üzerinde yaşıyoruz. Zannetmeyinki sadece Hizmet abileri ne yaptığının farkında olmadan iş yapıyor. Şimdi mesele şurada: Bu nedim kim olacak: Hayrettin Karaman mı yoksa naptığının farkında olmadan sistemsiz, programsız Hizmet mi?

  9. Her satirinin altina imzami atarim. Hemen hemen ayni sekilde yetismisiz kariyer kulvarlarimiz farkli olsa da. Tesekkurler Ismail bey

  10. Evet, böylesi nitelikli insanlara ihtiyacınız var.
    Önce sorunun ne olduğunu tanımlayıp, ardından kendi hayat tarzı ve çözümleri sıralamış.
    Yani yaşananlardan bir akıl sahibi olarak evrensele ulaşan, sürdürülebilir sonuçlar çıkarmış.
    Ortadoğunun buna ihtiyacı var çünkü. Onun da isabetle belirttiği ve defalarca biz size dıştan bakanların da eleştirdiği gibi öncelikle bu “Dünyayı fetihçi” anlayıştan vazgeçmek gerekiyor. Dünya dediğiniz gibi tek renk olsa sıkıcı olmaz mı? Üstelik bu hayalci amaçlar uğruna size inanmış, fedakar gariban insanlara bunu ödetmek, olmaz.
    Hele Sayın Konuşmacının söylediği:
    “”Kendi hayatımdan örnek vereyim, eşim Amerikalı olduğu için Noel’de evimizi süsleriz. Buradaki ağabeyimiz bizim evimize geldiğinde “İsmail Hocam, ne güzel olmuş. Türkmenistan’da da Ruslar böyle süslerdi” diyecek kadar geniş gönüllülük gösterirken, Hizmet Hareketi İran’a karşı son derece dışlayıcı bir tutum takınabiliyordu. Irak Kürdistan’ında okul açıp Kürtlere iyi bir eğitim sunan hareket, ülke içindeki Kürt siyasetçileriyle diyalogu tamamen kapatabiliyordu. Oysa ki Hizmet istese de istemese de küreselleşmeye mahkum olduğunu görebilmeliydi.
    Buradaki ortalama Müslüman da evrimi inkâr eden, bilimle dini yorumlamak yerine, teleskopun henüz icat edilmediği dönemlerdeki din yorumu ile bilime karşı tutum belirleyen; kadınlara gelince geleneği empoze eden bir kimliğe sahip.
    Muhtedi olsun, ikinci kuşak olsun, Amerikalı Müslümanların büyük çoğunluğu Doğu’yu romantize ediyor ve kusurlarını görmezden geliyor. Örneğin, değer verdiğim bazı Müslüman vakıf ve okulların insan haklarını ayaklar altına alan devletlerden bağış aldıklarını duyduğumda çok üzülmüştüm.””
    NE KADAR DOĞRU…

  11. Evrim konusunu kabullenme haric ayni fikirleri paylastigim br roportaj olmus.
    Bence bu roportaj ile ortaya cikan bir gercek var, o da: elestirenler sadece birkac sosyal bilimci degil, “gelenekcilerin” tahmin ettiginin aksine cok genis bir kitle elestiriyor”.
    Bu da, bir suredir akademisyenlerin, kitalararasi ekibinin uzerinde olusan baskiyi biraz olsun hafifletecektir.
    Emin olun, burada roportaji yayinlanan, eli kalem tutan veya bir sekilde sesini duyurabilenlerin disinda cok genis bir kitle elestirel gorusleri benimsiyor.

    Bu roportajin bence digerlerinden en onemli farki, belki de kimsenin kendine sormaya cesaret edemedigi soruyu sormasi hatta cevaplamasi. Bir HE dusunun ki,
    -soran herkesin cocugunun ismine,
    -dunyanin her yerindeki okullarin ismine,
    -sirketlerin adinin ne olacagina
    -gazetelerin yayin politikasina ve televizyonun haber bultenlerine, STV dizilerindeki “karanlik kurul”un diyaloglarina karar veriyor.
    -Kendisine ayaga kalkilmasina kiziyor ama ziyaretine giden misafirleri yerde oturtuluyor, (bu uygulama son yillarda degisti), (bir ziyaretimde A+ bir isadamini israrla yukari oturtmustu diger ziyaretcilere teklif dahi edilmedi, oysa siz teklif edin isteyen yine yerde otursun)

    Bu ve benzer uygulamalar zihinlerimizi kurcalayip abilere sordugumuzda, HE’yi kutsayici bir eda icerisinde, “buyugumuzun boyle bir talebi yok, gelenler ona israrla sorunca o da nezaketen cevap veriyor” dediler. Ama dogru olduguna inanmiyorsa ve boyle yapilmasini istemiyorsa kim ona istemedigi birseyi yaptirabilir. Eger net bir sekilde “arkadaslar sizin yasadiginiz ulkenin, sehrin realitelerini siz benden iyi bilirsiniz, ben burda yillardir inziva hayati yasayan biriyim, bana sormayin bu tip seyleri, mutevelli ile istisare edin deseydi, kimse ona sormazdi. Kendisine ayaga kalkilmasini istemiyor ve kimse de kalkmiyor, burada onun sozunu dinleyen cemaat, diger alanlarda dinlemiyor mu? yoksa kendisi de bilincli olarak surece dahil olmak mi istiyor acaba. Zaten HE’nin bizzat karistigi o kadar cok ornek var ki, onu kutsayarak savunanlar muhtemelen bunlari bilmeden savunuyorlar. Yillaaar once gazetenin cikardigi bir cocuk ekine, ondan habersiz yapildigi icin kizip yayindan kaldirttigini donemin aktorleri hatirlayacaktir.

    Acikcasi bugun cemaat tekrar birlesmesi zor gorunen 2 parcaya ayrilmis durumda. Gelenekciler ve yenilikciler diyebilecegimiz bu 2 grup, tartisilagelen konularda birbirinden taban tabana zit yaklasimlari benimsedigi icin, G.Bacik’in tanimladigi “cemaat merkezi” kimin kontrolunde ise digeri disarida kalacak.

    Muglaklik tespitine kucuk bir katki saglamak isterim. Soyle ki: 17/25 Aralik’tan sonra operasyonalrin cemaat tarafindan yapildigi yonundeki sorulara cevaben HE, “ben onlarin binde birini bile tanimiyorum, hic gormedim vs” minvalinde aciklamalar yapti. Oysa ki sorulan sey, HE’nin emniyetcileri, hakim ve savcilari bizzat taniyip tanimadigi degil, bu operasyonlari yapan gorevlilerin cemaat mensubu olup olmadigi ve bu operasyonlarin yapilmasinda HE’nin bigisi ve onayi olup olmadigidir. Bugun hepimiz biliyoruz ki o kahraman polisler, savcilar, hakimler, hizmet hareketine mensup fedakar, cefakar kisilerdir. Hal boyleyken, sonuclari ne olursa olsun hareketi cok derinden etkileyecek, tarihin en buyuk yolsuzluk operasyonunun, HE’nin bilgisi disinda yapildigina inanmak cok zor. (Burada bir kez daha o kahramanlari saygiyla selamliyorum.)
    15 Temmuz darbe girisimi icin de ayni bakis acisini kabul edebiliriz. Darbeyi hizmet mensubu askerler planlamamis, yapmamistir ama ordu icindeki hareketlilikten HE’nin haberinin olmamasini dusunemiyorum.
    Hepimiz biliyoruz ki, HE’nin devlet icindeki hemen herseyden haberi olur ve olagelmistir.

    Sevgili Editor;
    Boyle tabandan insanlara yer verdiginiz icin tebrik ediyorum. Bence kisir bir tartismaya donusen ic kritik surecini, genisletip, rahatlattiniz. Savas Genc, Gokhan Back, Ahmet Kuru ve digerleri zamaninda cemaat bunyesind egorev yaptigi icin, anlamsiz bicimde “o zaman niye soylemiyordunuz bu elestirileri” diyenleri susturacak bir ornek olmus bu roportaj. Boyle daha fazla ismi gundeme tasiyin. bugune kadar hizmetten 5 kurus almamis tam tersine, parasini, vaktini, gencligini, omrunu, hayallerini vermis kisilerden ornekler bulmaya calisin.
    Yolunuz acik olsun

  12. Merhaba,
    Öncelikle İsmail abi Türkiye’ de olmadığı için çok sevindim. KHK, ispiyonlama mağduru olurdu muhtemelen burada. Özel sektörü,özel sektörün en büyük firmalarındaki çok başarılı insanları beraber cecdeye gittiği arkadaşları bu cemaati seviyor savunuyordu deyip istihbarat birimlerine gammazladılar.Etik v.s den bahseden o firmalar(bir kısmı uluslararası) elimizden bişey gelmez, geri alabiliriz sizi gibi kandırmalarla ikna odalarına aldılar. Hani 28 Şubat’ ta başötüsü açma ikna odalarının mağduriyetini yapıyorya o gammazcı kardeşlerimiz, birçok şirkette ikna odası kuruldu. İstifa et bizi de uğraştırma. Mevcut hak ettiğiniz tazminatı verelim ama geri dönüş falan dava etme bizi , zaten sizi devlete bildirsek dövüyorlarmış, günlerce hücrede kalıyorlarmış dediler. O batılı dediğiniz insanlar varya beş kuruşlarını yemediğimiz, haram olur deyip her haklarını babamızın malı gibi savunduğumuz batılı firmalar önce paraya taptılar. Nasıl en küçük en minumum parayla diktanın gözüne gireriz diye baktılar. Batıya olan inancımızıda bitirdiler.Şiketlerin etiği yoktur parası sadece koruyacakları paraları vardır. Etik masallarıda onu korumak içindir. Paramı etik mi konusunda sert bir tercih gerektiğinde en zor duruma bırakılırken 3 kuruşunuzu nasıl daha az öderiz diye bakarlar.
    Batılı firmada çalışmanın en büyük yararı şu oldu bana. Bir sorun varsa önce yönetici hesap verir. Çünkü o hem yetkili hem sorumludur. Bugün gelinen durumda yüzbinler mağdurken yolun kaderi deyip kimse sorumluluktan kaçamaz.Kaçıyorsa onlarda dört nala kaçın. Başarılarda kendini seçilmiş diye görenler, başarısızlıkta yolun kaderi diyemezler. Gereği neyse bu hizmetin başından gitmekse gitmelilerdir. Hizmette bu kadro ile büyük bir risk gözüküyor. Bu iktidar gitse bile tepedekilerin artık iktidar değil tüm türk halkını hedef alan uygulamaları Hizmet^i AKP değil devlet düşmanı hale getirecektir. HE dahil üst yönetime 1500 TL gibi bir maaş bağlanıp (imkan genişlerse rahat ettirilirler. Bugünlerde malum her yer sıkıntıda.) hizmetin dışında bir mahalleye taşınmaları sağlanmalıdır. Yeni kadro tüm kararları küçük istişarelerden toplanan geri bildirimlerin harmanlanmasıyla almalıdır. Eğer Hocaefendi tabanı dinleseydi RTE ye diklemesine dalıp yüzbinleri madur etmezdi. Usulca AKP treninden inilir yavaş yavaş mesafe konulur, şiddetli aşk şiddetli savaşa dönüşmezdi. 60 yaş üzeri insanlar esnek olmazlar. AKP treninden usulca kopmanın yolu kendi siyasi partini kurup yavaş yavaş oraya kanalize olmak olurdu. Bunu her dediğimizde biz siyaset yapmıyoruz dendi ama AKP liler sohbet odalarına kadar sokuldular. Oy toplatıldılar. Peygamber anma gecelerine Burhan Kuzu lar davet edildiler. Eğer siyasi bir parti kurulsaydı ne kavga şiddetli olurdu nede memurlar, iş sahipleri bu kdar örselenirdi. Pakistan’ daki benzer hareketin lideri kadar esnek düşünemeyen dar oliğarsik kadro(başını herkes tanır.) yüzbinleri madur etti . Kendileri İsveç’ te , Amerika’ da falanlar ve aynı teraneleri okuyorlar. Ekrem Dumanlı ya hep sormak isterim. Hizmet olmasa seni kim Gazeteye genel müdür yapardı. Sen hiç çocuğun bişey isteyince oğlum dur paramız kaç gün yetecek belli değil.

  13. Merhaba…. bu platformdaki yazıları ilgiyle takip ediyorum. Uzun bir aradan sonra insanlar yavaş yavaş konuşmaya başladılar.insanlar bir varoluşsal kriz içinde. Ben ve eşim de mağdurlardanız. Eşim özel bir kurumda çalışan bir doktordu. Şu an hala hapiste. Çocuklarım ve ben zor günler geçirdik ve hala geçiriyoruz. Ben İsmail beyin söylediği birçok şeyi 2-3 yıl önce söylediğimde herkes tuhaf tuhaf bakıyordu. Benim için cevaplar hep yetersizdi. İsmail beyin hizmetin donanımlı insanları harcadığı sözüne tamamen katılıyorum. Eşim de bunlardzn biri bence… sıradan lise mezunu dini bilgiye sahip insanların yapacağı işi onca yıl eğitim almış insana yaptırmaya çalışması çok yazık….ve bu insan vefa borcundan dolayı hayır diyememiş. Hizmetten tek kuruş almamış , hep vermiş hep koşmuş bir insan. .. şimdi ceza aldı. Adli siciline işlendi. Mesleğini yapabilir mi tekrar iş bulur mu bilemiyoruz. Yıllarca tıp eğitimi almış alanında uzman ve bulunduğu yerde çok tanınmış ve çoksevilmiş bir doktor eşim.. yukarıdakilerin bir özür borcu var… kimin aldığı belli olmayan kararlara sorgulamadan itaat bekleniyorsa eğer şimdi kalkıp yolun kaderi demek hiç insaflı değil… o zaman bizi aklımızla başbaşa bırakmazken şimdi herkesi başının derdiyle bıraktınız.

  14. Olumlu ya da olumsuz, yorumda bulunan herkese tesekkurler. Barika-i hakikat, musademe-i efkardan cikarmis.

  15. Hizmet prensiplerine tutunarak (ihlas, fedakarlik, beklentisizlik icinde olma, tevazu, riza-i ilahi yi gaye edinme), hatalarini duzelterek (cemaatcilik yapip hakkaniyetten sapmama, istisarenin hakkini verip fikirleri uslup ile dinleme vs.) yoluna devam eder. Ihasla yola cikmis 5 imam hatipli koylu cocuguna 40 yilda bunlari baslattiran Allah, dunyanin 4 bir tarafina dagilmis donanimli 1000lerceye neler yaptirmaz. Aylardir bu Hizmet/Cemaat’in artik niye yok edilmesi gerektigini anlatan, Rusen Cakirlari vs. zevkten eriten arkadaslarin butun sozleri mevcut insan kaynagini kullanma adina (bir nevi mirasa/ganimete konma, takipci kapma). Bir de nasil Yapacaklarini anlatsalar. Mesela su sorulari cevaplayabilirler mi?
    1) onumuzdeki 20 yil icinde yeni 50,000 vasifli, ahlakli kisiyi nasil yetistirmeyi dusunuyolar? Projeleri nelerdir?
    2) Bu insanlarin Islam hassasiyetini nasil verecekler? Geceleri teheccudlu olmayi, sabah namazini kacirinca kahvalti yapmayan, seccadesi yasli nesilleri nasil yetistirecekler? YOksa bunlar onemli degil mi?
    3) 5 kazanip, 2 sini himmet eden nesiller nasil yetisecek? Yoksa 150bin Dolar maas alip 1-2bin verince minnet bekleyen nesiller yeterli mi?
    4) Mesela Afrika vs. okullari begeniyorlar. Aradaslar hadi onumuzdeki 10yil icinde 10 tane okul acacak esnaf ikna etsinler. 10ar taneden 100 tane gidecek ogretmen yetistirsinler, biz de arkalarindan gidelim.
    Liste uzayip gider, burda keselim. Ve bu sahislarin hepsi kendilerine sorsunlar: Allah’in bu cami imamina baslatmayi vesile yeptirdigi hizmet olmasaydi su anda ihitmal hesabi olarak kendileri nerde olurdu? buyuk ihtimal, ya bir islamci, ya kemalist, ya turkcu ya kurtcu fasist olabilirdik.

    • 1) Binalara yatırım yerine insana yatırım yaparak. Yapılan binalara da Topkapı Sarayı muamelesi yapmamak. On yılı aşkın çalıştığım kurumun binasında inşaat hiç bitmemişti. 50 bin kişi için öncelikle hedef kitlesinin profilini çıkarmak ve ona göre proje çizmek. Alakasız kitle için hazırlanan alakasız projelere milyonları yatırmamak. Çeşmenin başına sorumluluk sahibi insanları koymak.
      2) Aynı hassasiyete sahip, gözü yaşlı, teheccütlü insanlarla. Hadis, ayet dayatarak, insanları kendi istediği noktaya getirmek için Ölçü ve Yoldaki Işıklar’dan ruhsuzca ezber alıntılar yapanlar daı onların bu kemikleşmiş karakterlerine daha uygun alanlara çekebilirsiniz. Bunlar çok önemli çünkü gözü yaşlı, teheccütlü samimi insanların Hizmet’e kazandırdığı insanların bu tiplerin değirmeninden geçirmeyin artık.
      3) 2. maddeyi yerine getirirseniz bu da peşinden gelir. İkinci çok önemli nokta da bu beklentiden hemen vaz geçmek. Türkiye’den bütün dünyaya bakmış bir cemaat var sizin karşınızda. Sorularda uyuz bir ‘biz olmasaydık’ öcüsü dolanıp duruyor. Sen hala himmet peşinde misin? Anlamadım ki, senin sayende mi kurtçu olmaktan kurtuldum yoksa para sayesinde mi?
      4) O esnafların sadece cebine bakmaktan vazgeçip biraz da ilgilenebileceğim, yetiştirebileceğim çocuğu var mı diye bakın, ilgilenmekten kastım torpille okutup adamdan himmet almak değil.
      Haa bi de, bütün bir Türk toplumunu kendinizden nefret ettirdikten sonra bi de karşımıza çıkıp enkazın yanı başında kemmiyetli görevler vermekten vazgeçin.

  16. Esat Bey, once bir varsayimi ortadan kaldirayim: ben de Ismail Bey gibi TR’nin en iyi universitelerinden mezun olup yurt disinda Ph.D. yaptiktan sonra on yildan fazladir yurt disinda yasayan birisiyim. Yani o uzun zamandir tu kaka yapilan “Abi” lerden degilim (ihlasla hizmet etmis cogundan Allah razi olsun). Sizin soylediginiz yanlislara 5 de ben katarim, ama ben zoru (15 temmuz) gorunce iki tekme de ben vurup “Hadi bana eyvallah” demeyecegim. Yanlislarin uzerine gidip tutup kaldiracagiz insallah. Bu insanlarin soyledigi hatalarin %80 ninde hemfikiriz, ama farkliliklarim sunlar:
    Hizmet’in hatalarini yazarken guzellikleri de yazip dengeli olma. Bu hatalarin sadece hizmet’de olmadigi, belki hizmet;de daha az oldugu ama hizmet’de de oldugunu dusunuyorum. Ornek, Bulent Korucu, Bulent Kenes, Adem Yavuz Arslan roportajlari. Constructive Confrontation, YIKMA degil YAPMA gayeli. Savas Genc diye birisinin adini ilk defa 1 ay once bir yazisini okuyunca duydum. Yazisini okuyunca vardigim sonuc: ” Bu Hizmet gercekten Tayyib’in dedigi gibi hashasimsi birsey, icerdeki 70bin insanda bu suclari islemistir, hak etmistir”. Yuh olsun.
    Neyse, uzatmayayim lafi. Kitalararasici insanlari takip edecegim. yazi yazmaktan baska 5-10 yil sonra nasil bir eser ortaya koyduklarini gorecegiz.

    • Hamza bey, bence bir akademisyen olarak kitalararasicilari takip etmekle yetinmek yerine bu siteye makalelerinizle katkida bulunmalisiniz. Ben Savas Genc´i taniyorum ve kendisini siteyi kuran üc isimden ayri tutuyorum. Siteyi kuranlarin da hizmetin güzelliklerinden habersiz olduklarini sanmiyorum, nihayetinde hepsinin vardigi ortak nokta hizmete yazik oldugudur. Eger hakli olarak bu insanlarin fikirlerinin hakim olmasini istemiyorsaniz, makaleler yazarak tezlerini cürütebilirsiniz.
      Ben akademisyen olsam öyle yapar ve özelestiri meydanini modernizm düsüncesi icinde asimile olmus insanlara birakmazdim. Yine Savas Genc´in cok güzel tespit ettigi gibi kendim de Hizmet icinde asimile olmaz, duymak istediklerimi söyleyen Bülent Kenes, Bülent Korucu gibi yazarlar disinda söylenenlere de kulak verirdim.
      Sadece duymak istediklerinize kulak verirseniz o kazanmayi arzuladiginiz 50 bin insani da magdur eder, insanlarin sadece Hizmete degil dine de sogumasini saglarsiniz. Evet kitalararasi yazarlari belki birakin 50 bini, 50 kisiyi bile kazanamayabilirler, ama onlari kaale alirsaniz, 100 binlerce insanin magdur olmasina engel olabilirsiniz. Iste günümüz sartlarinda YAPMAK budur. Siz susuyorsunuz diye onlarda mi sussun veya sizin konusmanizi mi beklesin? Bu arkadaslar meseleleri modern cerceveden ele aliyorlar ve söylemlerini bu minvalde dile getiriyorlar. tepki alamayinca da modernist yaklasimin bir sonucu olarak muhatabi harekete gecirmek icin provokatif de olabiliyorlar. Kimse kimseye tekme atmiyor, bizler muhabbet fedaisi, hosgörü kahramani olmali degil miydik. Diyaloga gecin, tezlerini cürütün, elestiri kültürüne siz sekil ve yön verin! Kolaysa siz 50 bin kisi kazanin, her sey abilerin sayesinde demek demagojiden öteye gecmez.

  17. Neden hep hizmete vuranlari konusturuyorsunuz. Sizleri omuyan insaar bu hizmet kendisine yapan bu zulumleri milimi milimine haketmiş duygusuna kapiliyor
    Sanki bu arkadaslarimiz ağaç kovuğundan çıkmislar . Sizlerode yetistiren bu hizmet degilmi.

  18. ben cemaatten değilim fakat hakkımda fetö şüphesiyle nerdeyse bir buçuk yıldır bir soruşturma var gizli tanık ifadesine dayanan. en azından böyle söyleniyor tescilli akp muhalifi bir dindar olduğumdan kripto diye oyalıyorlar. evim polisçe arandı ve pasaportuma el kondu, sonra iade edilse de yurtdışı yasağı devam ediyor. öte yandan memuriyetten atılmadığım gibi açığa da alınmadım. ilk başlarda her khkda atılmayı bekliyordum, artık o hava da geçti. hakkımda bulabilecekleri hiçbir şey yok, çünkü bu cemaatle yolum hiç kesişmedi, hiçbir bağlantı bulmaları mümkün değil, fakat mahkeme olmadığından stres devam ediyor. hayatımın her alanına bu stres yansıyor…

    bu röportajı okumak beni mutlu etti. bir musibet bin nasihatten evladır derler. bu başınıza gelmese muhtemelen aynı kafa devam edecektiniz. determinist olmayın sebep sonuç ilişkisi kurmayın diyorlar, halbuki bu dini gelenekte var. ayağınıza iğne batmışsa bir sebebi vardır. biz hata yapmadık değişmedik falan… hayır değiştiniz. 2003-2013 arası on yıllık dönem puta taparcasına erdoğana tapıyordunuz. biri vardı 2007 seçimleri için saadet niye kapanmıyor oyları bölüyor diyordu. bir diğeri erbakan yavşak, erdoğan gerçek bir mücahit diyordu. ikisi de khk ile atıldı. biri bana erdoğana oy vermediğim için fitneci diyordu, arkamdan tekfir de ediyormuş. şimdi içeride. bütün tabanınız çıldırmışçasına erdoğancı ve akp fanatiği idi. 2010da aranız bozulmaya başladıktan sonra bile erdoğan iyi çevresi kötü diyordunuz. boğazınıza kadar siyasete bulaşmıştınız.

    bir hata yaptıysanız bu 2013 sonrası olmadı. 2013te iş işten geçtikten sonra konan iradeyi 2007de falan koysaydınız bunlar başınıza gelmezdi. hiç o zamanlar şöyleydiler falan diye kendinizi kandırmayın. onların nasıl olduğunu gayet iyi biliyordunuz. yazıcıoğlu cinayetine de bütün yolsuzluklara da hakimdiniz. 2007de oy vermiyorlar diye kasımpaşada süleymancıların yurdunu yıkıp mushafları parçaladıklarında haber bile yapmadınız aman dava zarar görmesin, darbecilerle savaşıyoruz… siz şeytanı yönetebileceğinizi sandınız. belanızı buldunuz.

    bu bela inşaallah günahlarınıza kefaret eder ve aklınızı başınıza getirir, ağır olacak ama temele sormuşlar ya idam sehpasında son sözün nedir diye, o da “bu da bana ders olsun” demiş… vesselam.

Comments are closed.