Güler Orhan, The Circle

 

Paydalar Eşit

 

Demir parmaklıklarla tanışalı iki ay oldu. Yeni tutuklananlar da oluyor. İlk geceyi geçirince hemen alışılıyor. Ya da insan, kendini alışmak zorunda hissediyor, kim bilir?

Bunu geçen koğuşta söylediğimde;

“Abla, paydalar eşit ya, eşitlemek için zaman kaybetmiyoruz. Ondan çabuk alışıyoruz birbirimize…” cevabını aldım. Kahkahalarla güldüm.

Gündüz herkes ferdi takılsa da, akşam olunca muhakkak beraber vakit geçiriyoruz. Semaverimizden fokurdayan çay, bizi etrafına topluyor. Yatsı namazlarımızı kılıp, akşam sayımı için indiğimizde, üst kata bir daha çıkmıyoruz. Çayın yanına yapılan (genelde bisküviden) tatlı yeniyor, hatıralar anlatılıyor, taklitler yapılıyor… En çok da eski Türk filmlerinden kesitler canlandırıyoruz. Bu durum, bizim için hobi haline geldi. Şunu anladım. Arkadaşlara göre, daha fazla Kemal Sunal filmleri izlemişim. Babamın ona olan hayranlığından sanırım. Gülmekten kendimizden geçtiğimiz  anları kavga sanıp, gardiyanların kontrole geldikleri bile oldu. Neden bilemiyorum, şu dört duvar arasında insan mutlu olabiliyor. Bu güzel bir şey. Sonra hemen demir kapıların üzerimize kapanmış olduğu  aklımıza geldiğinde, bir vicdan azabı sarıyor. Uzun süren mutluluktan da, mutsuz olduğumuz söylenebilir.

Koğuş Aramaları

Cezaevi sistemindeki kurallar; günde birkaç kere, sessiz bir haykırışla “ÖZGÜR DEĞİLSİN!” diye bağırıyor. Sabah akşam sayımlarında; görüşe çıkarken, mektubunu alırken, havalandırmayı açıp kapatırken vb… Ama bana en çok dokunan, baskın şeklinde yapılan aramalar. Yaklaşık sekiz gardiyan koğuşa geliyor (eğer aralarında erkek varsa bilgi verilip, tesettürlü olanların giyinmesi için zaman tanınıyor). Genelde gürültülü bir giriş yapıyorlar. Uyuyana kalkın kalkın, oturana dışarı çıkın şeklinde bir yaygara kopartılıyor. Hepimiz koğuştan havalandırmaya, üzerimiz aranarak çıkartılıyoruz. Bir kişi gardiyanların yanında kalarak aramaya eşlik ediyor.

Dolapların içleri, yataklar, ranzalar, tuvalet, banyo aranıyor. Yataklar kaldırılıp, yastık yüzlerinin içlerine dahi bakılıyor. Ne aradıklarını anlayabilmiş değilim. Cezaevi rutini sanırım. Bir kere boş bir kavanoz bulup götürdüler. Genelde eli boş gidiyorlar. Sanırım bu durum onları memnun ediyor. Üst kata ayakkabılarıyla çıktıkları için, arama yapıldıktan sonra, ellerimizde bezler, ranzaların demirlerini, koğuşun yerlerini silip, (üzerinde namaz kıldığımız) battaniyeleri seriyoruz. O bağırmaların etkisi bir süre devam ediyor, sonra hayat normale dönüyor.

Elde Çamaşır Yıkamak

Çamaşırlar meselesi, benim için en büyük sıkıntı. Şimdiye kadar hiç elimde çamaşır yıkamadım. Eşim, benim narin olduğumu söylerken ona içten içe kırılırdım. Zira kendimi güçlü kuvvetli sanıyordum. Hapse düşünce anladım. Eşim haklıymış…

Hadi küçük parçalar neyse… Büyük hırka ve eşofmanları ne yapacağım bilmiyorum. Havalar soğuk. Şubat ayı. Kıyafetler sınırlı sayıda. Sık sık temizlenmesi lazım. İlk deneyimimde maalesef iyi bir sonuç alamadım. Kendime göre  yıkayıp iplere astım. Havada dondurucu soğuk vardı. Ertesi sabah, yeleğimin iki tarafından, işaret parmağı büyüklüğünde buz parçaları sarktığını gördüm. Arkadaşlar geldi, bayağı güldü. Yelek ise taş kesilmişti. Kalorifere koyup açılmasını bekledik.

Aradan biraz zaman geçince Aynur abla nasıl yıkamış, baktım. İki leğenin içini doldurmuş, birinde deterjanlı yıkama, diğerinde deterjansız durulama suyu. Bir de güzel sıkmış ki, benim o kadar kuvvetim var mı bilmem. Sonra çamaşırlarımı Aynur ablanın yıkadığı gibi yıkadım. İnanıyorum başaracağım.

Beni Sor!

Koğuşta herkes sevgi kelebeği gibi. Eşler görüşlerde, birbirlerini ne kadar özlediklerini anlatıyor. Bir mektup okuduğunda veya görüş için hazırlandığında, yaşı kaç olursa olsun, yaşadıkları heyecanı gözlemleyebiliyorum. Bu durum, sıkıntı içerisinde bir ferahlık vesilesi mi bilemiyorum. Aynı evde yaşadığımızda, yıllar geçse söylenmeyecek sevgi sözcükleri, parmaklıklar ardında kırk dakikaya sıkıştırılıyor en güzel halleriyle.

Tabi her insan aynı heyecanı yaşamıyor. Kimisi dışına vurabilirken, bazısı daha ketum yaşıyor duygularını.

Gönül abla var. Elli yaşında. Kocası açık görüşte ellerini öpüyormuş. Arkadaşlar dalga geçiyorlar, aşk tazelediniz diye. Gönül abla yılların tecrubesiyle cevap veriyor.

  • Ben otuz yıl boyunca ektiklerimi topluyorum. Siz de otuz yıl geçirin, o zaman konuşalım…

Tüm tatlılığıyla, nasihat veriyor bize. Onun anlattığı gibi olabilir miyim bilemiyorum.

Gönül ablanın eşinden mektup geldi. Eşyaları konuşturmuş. Kahvaltıyı; yediği meyveyi, sokakları, arabayı…

Tutuklu birinin eşi olmak zordur kesin. Ama bayan tutuklanınca, erkeklerin tüm konfor hayatı sona eriyor. Bir de çocukların bakımı olunca, hanımların kıymeti biraz daha anlaşılıyor. Aslında onları kıskanmıyorum desem yalan olur. Adamlar her hafta ziyarete geliyor. Kıyafet getiriyorlar. Bazen, bayanlar beğenmiyor geri yolluyorlar getirdiklerini. Benim için o kadar ulaşılamaz bir durum ki bu. Arada sesli düşündüğüm bile oluyor.

“Bizim adam yine yırttı. Tutuklu olmasaydı valla, hali haraptı.”

Hemen koğuş arkadaşlarımdan cevap geliyor.

“Adamcağız seni yalnız bırakamam demiş, seninle tutuklanmış, yine yaranamamış sana…”

Gülüp geçiyoruz. Ağlanacak hallerimizin hepsine yaptığımız gibi…

Gönül ablanın eşinin yazdığı mektup, dokundu bana. Ranzamın üçüncü katına çıkıp, ondan aldığım ilhamla bir şeyler karaladım.

     Beni Sor!

Sevginin tartısıdır uzaklar,

Eğer bir gün ayrılırsak aşkımıza  beni sor…

Cennetten köşemize,

Güneşe, yıldızlara beni sor…

Gezdiğimiz sokaklara,

Gökyüzündeki kuşa,

Sabah uyandığındaki yalnızlığa beni sor.

Kahvaltındaki tek tabağa,

Sahilde martılara, geçen gemilere beni sor.

Ellerinin ellerimi aradığı anlara,

Elmayı böldüğünde kalan yarısına,

Bir “hoş geldin” sesine beni sor.

Gözlerinin aradığı bir çift göze,

Tutamadığın iki damla yaşa,

Sabah uyandığındaki boşluğa beni sor.

Akşam çayında aradığın muhabbete,

Yağmurun yağmasına,

Rüzgarın esmesine beni sor.

Baharın gelmesine

Aşk şiirlerine, sevda şarkılarına beni sor.

Yüreğinde hissettiğin boşluğa,

Bir güle bakarken, sol tarafındaki acıya beni sor…


Yazarın Önceki Yazıları

Koşamazsak Zıplarız !

Hürriyetsiz Asla!

Aldırma Gönül

Özgürlüğe Veda

Gaziler Günü

Esaret Yolunda

O Razıysa

Bir Aşk Hikayesi

Sevda Türküsü (Şiir)

Bu Hayatta İmtihanlar da Var

Gözlerini Al Yerden

Kabak Tatlısı

Gitti Gül, Gitti Bülbül!

Yasemin

Mektup