Ekrem Köse, The Circle

‘Gaye-i hayal olmazsa veya nisyan ile tenasi edilse, ezhan enelere döner veyahut etrafında gezerler’ (Mektubat)

Gayemiz nedir ve ne olmalıdır? Aslında en önemli soru bu olsa gerek. Üstad, eserlerinde insanın varlığını, yaratılış gayesini ve dünyada hayatının en önemli mücadelesinin ne olması gerektiğini kur’andan mülhem pek çok yerde ifade etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de ‘Ben, cinleri ve insanları yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım’ (Zariyat,51/56) ayeti de bu gayenin ‘kulluk’ olduğunu açıkça ifade etmektedir. Yine Üstad Bediüzzaman ‘Nereden geldin, nereye gidiyorsun ve necisin?’ soruları ile insanın hayatında bu üç önemli suale cevap bulması için bir mefküresinin olması gerektiğini ifade etmektedir.

Hizmet hareketinin en önemli ilham kaynağı Hocaefendi ve Risale-i Nur eserleridir. Aslında her iki kaynak da Kur’an-ı Kerim, Efendimiz ve Ashab-ı Kiram efendilerimizden beslenmekte ve günümüzde insanlığa faydalı olma adına ortaya konan hizmetler de bu menbağdan mülhem örnekler olarak ortaya konulmaktadır. Bugün ‘hizmet hareketi’ başta eğitim olmak üzere, sağlık, sosyal, kültürel ve ekonomik pekçok alanda örnek müesseseler inşa etmiş, hem kamusal alanda hem de özel sektörde ‘örnek insan’ mefküresiyle hayatın her ünitesinde toplumun yeniden ‘ba’sü badel-mevt’ inancıyla dirilmesinde bu yolun ‘Peygamber Yolu’ olduğuna inanmıştır.

Ancak bu mefküreye dilbeste olmuş pekçok Nur cemaati ‘17 Aralık Süreci’ sonrasında hizmet hareketi ile ciddi arasına mesafe koymuş, hatta tavır alarak Diyanet’in ortaya koyduğu  ‘fırak-ı dalle’  iftirasına itiraz etmeyerek bir yönüyle ’15 Temmuz’ sonrası ‘hizmek hareketi’ne yapılan bu zulme ortak olmuşlardır.

Cemaatin, 170 ülkede ortaya koyduğu hizmetler aslında, Üstad Bediüzzaman’ın hayatını adadığı bu idealin realize edilmesinden başka birşey değildi. Bizlerin de içinde olduğu bu güzel çalışmalarda elde edilen meyveler, hareketi yakından tanımaya çalışan pek çok insanın gözlerini yaşartıyor ve kelimelerin kifayetsiz kaldığı takdirler ile hizmet hadimlerine şükranlar sunuluyordu.

Ne olduysa bir gece de oldu ve hizmet hadimleri ‘terörist’ ilan edildi. Görüldükleri yerde derdest edildiler, bir cani gibi nezarethanelerde, zindanlarda veya bilinmeyen koylarda yokluğa mahkum edildiler. Halbuki, herbirinin hayatında tek bir gaye vardı, o da Allah’a iyi bir kul olma, O’nun rızasına nail olma ve insanlara O’nun sevgisini duyurma!

Yıllardır dinleriz belki ama çok da irdelemeyiz Kur’anda geçen hadiseleri. Hz. Yusuflar neden zindanlara atılmıştır, neden iftiraya maruz kalmıştır? Hz. İbrahim’i ateşlere atan ve o ateşlere odun taşıyanlar kimdir? Ve ateşin ‘berd-ü selam’ olması ne anlam ifade eder!. Hz. Nuh, Salih, Zekeriya ve Hz. Musa… Nedendir hiç sorguladık mı, kırk günde bir toplumun ‘buzağı’ya tapar hale gelmesini ? İki peygamberin gölgesinde, koca kızıl deniz aşılır da bir peygamberin nasihatlerine rağmen nasıl bir toplum ‘gaye-i hayali’ni bir ‘Samiri’nin yalanlarına, vaatlerine ve iftiralarına feda eder?

‘Hafıza-ı beşer, nisyan ile maluldür’ tabiki ama eğer unuttuğu varlık gayesi ve yaşama nedeni ise işte insan için en büyük kayıp bu olur. Öyle ki, varlık gayesini unutmuş ve kendisini dünyevi amaçlara kaptırmış her insanın artık zihni, aklı ve mantığı ‘ene’ girdabına kapılmış demektir. Bu girdabın içinde ‘beyinler sarsık, kalpler baygın ve dava meçhul!’ olmakta, bencillik ile toplum birbirine düşürülmekte ve gün be gün toplum huzuru dinamitlenmektedir.

Bir hikaye vardır çoğumuzun duyduğu, hatırlamakta fayda var; ‘Bir çocuk yaşlı babasına sorar:

“Baba, hayatın anlamı ne?” Yaşlı baba, bu soruya cevap vermez ve çocuğuna bir taş verir sonra şöyle söyler: “ Oğlum, al bu taşı pazarda sat. Fiyatını soranlara sadece iki parmağını göster!” Çocuk taşı alır ve pazara gider. Taşı almak isteyen bir kadın fiyatını sorar. Çocuk iki parmağını gösterir. Kadın: “ iki para mı! Alıyorum” der ancak çocuk satmaz ve babasına gider olanları anlatır. Babası çocuğa: “ Oğlum bu taşı müzeye götür ve orada sat!”. Çocuk taşı müzeye götürür ve bir adam taşı beğenir almak ister. Fiyatını sorar, çocuk yine iki parmağını gösterir. Adam “200 para mı! Alıyorum” der. Çocuk çok şaşırır ve babasına olup biteni anlatır. Babası “ Oğlum, bu taşı sen değerli taşlar satanlara götür orada sat!”. Çocuk dediğini yapar ve taşı değerli taşların satıldığı çarşıya götürür.  İşin erbabı bir tüccar taşı görür ve  “Bu taş, dünyada nadir bulunan bir elmastır çok değerlidir, bunu bana satar mısın?” diye sorar. Çocuk yine iki parmağını gösterir. Tüccar “ 200.000 para mı! Alıyorum” der. Çocuk yine satmaz ve babasına durumu anlatır. Babası oğluna: “ İşte oğlum hayatın anlamı bu!”

Her insan bir elmas cevheridir kıymetini bilene. Nerede doğduğumuz, nerede yaşadığımız, rengimiz, dilimiz veya makamımız değildir bizleri yücelten. İnsan olduğumuzu bilmemiz, varlık gayemize uygun bir hayat yaşamamız ve geri kalan herşeyin gelip geçici olduğunun şuurunda olmamız.

Bugün ‘hizmet hadimleri’ bu şuur ile herşeye rağmen istikametlerini koruyorlar. Bir hezeyan ile kendilerini ‘terörist’ ilan edenlere ve buna itiraz etmeyenlere rağmen çizgilerini muhafaza ediyorlar. Yaptıkları hizmetlerden elde edilen yümn ve bereketin hayatlarına kattığı değeri biliyor ve herşeyi ‘Sahibine’ vererek bu yola revan olmaya devam ediyorlar.

Evet, nerede durduğumuz önemli! Eğer kıymet bilenlerin yanındaysak bir elmas değerindeyiz. Elmas kıymetindeki değerlerimizi, kıymetsiz cam parçalarına değiştirecek değiliz ya! Kıymet bilmeyen nadanlar varsın ‘hain’ görsün. Önemli olan ‘Hakkın hatırı!’ değil mi?


Yazarın Önceki Yazıları
Lezzet Veren Acılar!
Bosna Günlüğü
Hizmet Gönüllüsü Mülteci Bir Doktor