Cemre Sena Rengin, The Circle

İyiler Kaybetmez, Kaybedilir

Geçimini kalemiyle sağlayan bir yazar. Hani hepimizin bir hikayesi vardır ya Peyami Safa‘nın da hikayesi iki yaşında babasını kaybetmesiyle başlar. Babasız büyümenin zorluğu yanında sekiz dokuz yaşlarındayken kemik hastalığına yakalanır birde. On yedi yaşına kadar bu hastalığın getirdiği fiziki ve ruhi acılara katlanmak zorunda kalacaktır artık. Hastalıklar ve geçim sıkıntısı gibi sebeplerle tahsil hayatına devam edemez. O kendi kendini yetiştiren bir yazardır. Çocukken hastanede yattığı sırada bir kitap ve bir sözlükle Fransızca çalışmaya başlar. Yıllar sonra tercüme yapacak kadar da ilerletir Fransızcayı. Ömrünün sonuna kadar geçim sıkıntısı çeken, ikinci el kıyafetler giyen Peyami Safa bir yazısında ”Ben iki yaşında babasız kaldım. Bütün çocukluğum ve gençliğim korkunç bir hastalığa ve fakirliğe karşı mücadele içinde geçti. Kimsesiz, sıhhatsiz, parasız ve tahsilsiz kaldım. Orta sekizden yukarı okul görmedim. Hastalık, cehalet ve sefalet ejderleriyle boğuştum.” diyerek zorlu hayatını özetler.

Yetim büyüyen, oğlunu askerde kaybeden acılı bir babadır Peyami Safa. Kendinin hem hocası hem talebesi aynı zamanda. Bir psikolog kadar psikoloji bilen, bir felsefeciyle tartışacak kadar felsefe bilgisine sahip olan entelektüel yazarlarımızdan. Derine inen, baktığının ardındakini gören usta kalemiyle döneminden kesitler sunuyor önümüze.

Yaşadığı acıları sanata dönüştürmeyi bilmiştir Peyami Safa. 9. Hariciye Koğuşu’nda anlattığı, ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüyen hasta bir çocuğun hikayesi değildir yalnızca. Otobiyogrofik özellikler taşıyan romanın, ismini bilmediğimiz kahramanının ağzından bize çok şey söyler. ”Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile… Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır…” diyerek yalanın yıkıcılığını; ”Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki bundan sonra hayatımın bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.” diyerek de bir şeyler üretme şevkini çok latif bir şekilde dile getirmemiş mi?

Cumhuriyet döneminde çağdaşı yazarlardan ayrılan, Dostoyevski’ye yaklaşan muhteşem tasvirler ve tahliller yapan yazar; kusursuza yakın psikolojik tahlillerde o kadar başarılıdır ki kahramanının ağrıyan bacağının acısını siz de hissedersiniz. Kişilerin hem bedeni hem ruhi buhranlarını çok iyi verir. Okuyucuyu kendi içine doğru bir yolculuğa çıkarır ve ona kendi kendini sorgulatır Peyami Safa.

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki medeniyet değişiminin halk üzerindeki etkisini, toplumsal yozlaşmayı, yanlış batılılaşmayı, bireysel ve toplumsal yalnızlaşmayı işlemiş olan yazar okumayan bir topluma sanatsal ve edebi değeri yüksek kitaplar bırakmıştır. Yalnızız, Bir Akşamdı, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu…

Yaşadığı maddi sıkıntılar onu çok zorlayınca edebi değerinin düşük olduğunu düşündüğü eserlerini “Server Bedii” takma adıyla yazmış Peyami Safa. İnsan düşünmeden edemiyor. Böyle yokluk görmeseydi bize edebi değeri yüksek daha çok kitap bırakmaz mıydı? diye.

O Güzel İnsanlar O Güzel Atlara Binip Gittiler