Bera Baha, The Circle

“Bütün iyi kitapların sonunda bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda meltemi senden esen soluğu sende olan, yeni bir başlangıç vardır…”  (Edip Cansever)

Yepyeni başlangıçlar yapmak için dipdiri ümidin olmalı.

Yorgunum..

Hayatın binler meşakkatleri beni çok yıprattı..

Artık kaldıramıyorum..

Çekecek çilem varsa oturur çekerim..

Tükendim..

Enerjim kalmadı..

Mukavemet edemiyorum üzerime gelen bu dev musibet dalgalarına..

Şayet Allah’tan korkmasam intihar ederim..

Demeye başladıysan vaktin gelmiş demektir. Şimdi seninle kısacık bir Seyehate çıkacağız..

Haydi atla hayal hızında hareket eden hakikat aracıma..

Şimdi bak hayalen..

Gördüğün Adem Babamızdır..

Hani RABBİM’İZDEN,

“Böylece onları aldatarak mevkilerinden düşürdü. Şöyle ki: O ağacın meyvesini tadar tatmaz, edep yerlerinin açık olduğunu fark ettiler. Derhal, buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar. Onların Rabbi ise nida edip buyurdu: “Ben sizi o ağaçtan menetmedim mi? Ben Şeytanın sizin besbelli düşmanınız olduğunu söylemedim mi? Niçin Beni dinlemediniz de bu perişan duruma düştünüz?” (A’râf sûresi:22)

“Nihâyet onları(Âdem ile Havvâ’yı) şeytan Cennet’ten çıkarılmalarına ve içinde bulundukları nîmetten uzaklaştırılmalarına sebep oldu. Biz de; “birbirinize düşman olarak buradan (yere) inin yeryüzünde sizin bir vakte (ömrünüzün sonuna)  kadar yerleşmek ve menfeatlenmek vardır” demiştik.” (Bakara sûresi:36)

İtabını alan ve yamaçlarında reftâre dolaştığı cennetten RABBİSİ tarafından çıkarılmış olan Adem Babamız.

Tecelliyat-ı İlâhiyenin azami derece lütuf sağanağı halinde kendisine mütecelli olan, muhataplığın en zirvesinde bulunan, Rabbisinin kendisini marifet sofrasında eşyanın hakikat ve esmasını yudum yudum içirip yedirdiği bir ortamda bulunan ama Allah’ın yapmasını istemediği şeyi yapması ile onca gınadan mahrumiyete düçar olup tabir yerindeyse bir önceki durumuna nispetle fakr ve mihnete yurduna gönderilen Adem Babamıza..

Önce RABBİSİNE muhalefetin nedameti, sonra cennetten çıkarılmasının hacaleti, ve bir de bunların üstüne Havva’sını kaybetmenin hüznü kendisini ihata eden Adem Babamıza..

Hani Kudret Aleminden Hikmet alemine indiğinde zellesine tam 30 sene göz yaşı döken Adem Babamıza..

Olayların seyrine bakarak röntgeni iyi çek kardeşim.

Bir kaybedene bak (zahiri esbab açısından).. Birde kaybedilene..

Cennet’te dahi imtihan olunmuş..

Ve bir de müeyyidesi olmuş..

Peki ne yapmış Babamız Adem

Yılmamış..

Küsmemiş..

Darılmamış..

Kırılmamış..

Yeise düşmemiş..

Canına kıymak istememiş..

.

.

.

Havva’sı ile beraber 40 gün hiç bir şey yiyip içmemişler.. 30 sene zellelerine gözyaşı dökmüşler.. Ve bir gün şöyle seslenmiş Rabbine:

“Ey Rabbim! Tövbe edip, sana rücu’ etsem, beni tekrar Cennet’ine kor musun?” dedi. Allahü teâlâ; “Evet” buyurdu.”  (Râvi: Übey bin Ka’b)

“Derken Âdem, Rabbi’nden bir takım kelimeler aldı. O’na yalvarıp tövbe etti. O da tövbesini kabûl buyurdu. Çünkü, Allahü teâlâ (kullarının) tövbelerini kabûl ve (onlara) merhamet edendir.” (Bakara sûresi: 37)

Evet sonrasında kaybettiğini düşündüğü her şeyi muazzam bir tevbe, evbe ve inabe ile yeniden kazanmış. Rabbi O’nu insanlara rehber yapmış ve Peygamber olma şeref ve payesi ile serfiraz kılmış.

Şimdi de Şeytana bak. İşte karşında zifte dönmüş bütün latife ve hasseleriyle insanları kendine benzeten o aşağılık ve kovulmuş şeytana..

Cennette serbest dolaşım hakkına ve Rabbiyle konuşabilecek mazhariyete sahip olmasına rağmen daha ilk imtihanda narı-ı nuru kapkara bir zulmete zifte dönüşmüş olan şeytana..

Allah’ın ondan istediği şeyi yapmak yerine haset ve kibir duygusuyla ve de kelime oyunlarıyla Rabbine karşı asi olan, isyan eden, tabiri yerindeyse baş kaldıran küstah ve laubali şeytana..

Hatırla o muhavereyi:

“Allah (c.c) buyurdu ki: ‘Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?’ dedi. İblis; ‘Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın. Balçıktan, işlenebilir kara topraktan yarattığın insana secde edemem.’ diye cevap verdi. Allah şöyle buyurdu: ‘Öyle ise çık oradan! Sen artık kovulmuş birisin! Muhakkak ki hesap gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!..’”(Hicr, 15:32-35; A’raf, 7:12-13; Sâd, 75-78.)

Denilmesine rağmen geri adım atmıyor. Battığı bataklığa iyice gömülerek şunları söyleme cüretinde de bulunuyor ve daha da batıyordu:

“İblis: ‘Ey Rabbim! Bana hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver.’ dedi. Allah (c.c); ‘Sen bilinen gün gelinceye kadar mühlet verilenlerdensin.’ buyurdu. ‘Ey Rabbim! Beni saptırdığın için, yemin olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim, halis kıldığın kulların hariç, onların hepsini saptıracağım.’ (dedi)”(Hicr,36-40)

“Yemin ederim ki, senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım, sonra önlerinden, artlarından, sağlarından ve sollarından onlara sokulacağım. Çoğunu sana şükredenlerden bulmayacaksın.”(Â’raf, 7/16-17)

Ümidini kaybeden çıkış bulamaz. Rahmetten ümidini kaybetmese belki aff u saffa uğrayacaktı. Bu ifadeler yeise saplanmış zavallı şeytanın sözleriydi.. Ve kendi kendini bitirdi. Asırlar, devirler boyunca o ümitsizlik kendisini aşağılık bir yalancı, küstah bir düzenbaz, hayat karartan karanlık ve mel’un bir varlık yaptı. Ve ebediyen kaybetti.

Şimdi ebediyen kaybetme vartası olan hatarlı bir yola girmemek için, kabil-i kıyas değil ancak kendinle kıyas et.

Ümidim kalmadı..

Yorgunum..

Kırgınım..

Bitkinim..

Usandım..

.

.

.

.

Dediğin anda nerelere savrulabileceğini dikkatle tefekkür et. Sana iki yol görünüyor,

Ya düşsen de motivasyonunu kaybetmez kaybettiğinden fazlasını kazanmak için müthiş bir gerilimle yeniden başlar güzel bir “Âdem” olursun.

Ya da ümidini yitirir, inanç ve insanı merkeze alan değerlerini (İslam) ve de o değerleri ikame EDENİ (ALLAH), lafzen olmasa dahi hâl’en inkar edip çirkin küçük bir Şeytan olursun.

Hem unutma!

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf Sûresi, 87)

Beyanı refikin olsun. Hiç ummadığın zaman ve zeminde, kapkaranlık dem ve dönemde birden zulmet perdesini yırtıp aleme mukaddes neşve salacak bir şehrayini bekle. ‘Zulmetin’ sahibi ‘Işığın’ da sahibidir. Kış O’nun olduğu gibi baharı dahi O getirir. Öyleyse sabırla bekle.

Zemin ve Âlemi tefekkürle birlikte hadiseleri Hikmet gözlüğünü takarak okumaya çalış.

Sana neler diyecek neler anlatacaklar.

Hem dinle!

“Bak kitab-ı kâinatın safha-i renginine,

Hâme-i zerrîn-i kudret, gör, ne tasvir eylemiş.

 

Kalmamış bir nokta-i muzlim çeşm-i dil erbâbına,

Sanki âyâtın Hüdâ nur ile tahrir eylemiş.

 

Bak, ne mu’ciz-i hikmet, iz’an-rübâ-yı kâinat,

Bak, ne âli bir temâşâdır feza-yı kâinat.”

Seyirci olarak girdiğin bu seyrin sırrına vakıf olmak istersen teemmel!!!