Atanur Akat, The Circle

İslamiyette Devlet ve Yönetim Felsefesi

Bir önceki yazımız da eski yunan ve batı yönetim felsefelerin de devlet kavramı üzerinde durmuştuk. Bu yazımda islami felsefede devlet yönetimini ele almaya çalışacağız. Kur’an-ı Kerim temelli istişare ve danışma sistemlerine dayalı yönetimler benimsenmişti. Hz. Muhammed kendisinden sonra kimin halife olacağına karar vermedi. Halifeyi kendisinden sonraki sahabeler kendi aralarında danışarak seçtiler. Elbette Hz. Muhammed dönemindeki  23 yıllık süre, İslam düşünürleri için farklı yönetim ve liderlik perspektifleri ortaya koyma bir prototip oldu.

Önemli İslam filozoflarından olan Farabi’ye göre ideal yönetici çok az idi. Bunun için her ideal yönetici, en ideal yönetici olan Alemlerin Efendisi’ni taklit etmeli idi. Ve yönetim şekli Kur’an-ı Kerim ve hadisler ışığında belirlenmeli idi. Farabi’ye göre faziletli devlette yönetici diğerlerinden önemli biri değildi, onun amacı herkesin mutluluğunu sağlamaktı. Politikanın amacı olarak halkın mutluluğunu gören Farabi, yöneticilerinin faziletli ve erdemli olması ile ancak faziletli bir devlet  olacağına inanıyordu. Faziletin ne olduğunu tek bilebilecek kişi ise filozoftu yada İslami terminolojiye göre âlim, erdemli kişi veya insan-ı kâmil idi. Yani iktidarın filozofta olması gerektiğini savunan Farabi, faziletli yönetime de bu yolla ulaşılacağını düşünmekte idi.

Gazali ise halife ve askeri hükümdar olan sultanın ikili rollerini değerlendirdi. Tanrı’nın hukuku ve adaleti kavramına insan unsurunu ilk sokan kişi Gazali’dir. Hukukun kökeni üzerine kafa yormuştur. Tanrı, kuralları insanların hayrına koymuştur. Eğer bu açık bir şekilde metinlerde(Kur’an-sünnet-hadisler) görünmüyorsa hukukçular bunun üzerine düşünüp insanların hayrına karar verebilirler der. Yani kutsal metinlerin sessiz kaldığı durumlarda hukukçuların insanlık hayrına kararlar verebileceğini savunan Gazali, diğer taraftan insanların da  itaat etmeleri gerektiğini savunan görüşü ile günümüz siyasal islam felsefesinin en önemli argümanlarından birinin zeminini hazırlamıştır.

Gazali’nin bu savına göre “itaat dinin gereğidir. çünkü itaatin alternatifi isyandır. isyan ise en büyük günahlardandır. çünkü cemaatin birliğini yıkıp düzensizlik yaratabileceğini ve toplumun yararına olmayacağını savunur.” ileriki zamanlarda islamcı ve muhafazakar İslam alimlerince çokça tartışılmış olan bu düstur bir çok hükümdar tarafından dini gücü kullanıp halk kitleri üzerine baskı amaçlı kullanılmıştır. Gazali’nin bu teorisi, ondan sonra gelen bir çok İslam düşünürünü etkilemiştir. Özelikle sünni alimler, hükümdar ne kadar baskıcı olursa olsun ona itaat edilmesi gerektiğini savunur. Bunun tek istisnasının da hükümdarın onlardan  itaatsizliği istemesidir.

Bu bakış açısına göre hükümdar ya da yönetici; ana veya baba yerine konularak, onların Allah’a itaatsizlikleri dışındaki her şeylerine itaat etmeleri gerektiği savını salık vermektedir. Gazali’ye göre, “bir günlük anarşi olacağına 60 yıl adaletsiz yaşanabilmelidir.” Bu felsefe ve sonrası akımlar İslam toplumlarında yönetici ve lidere karşı mutlak itaat kültürünün oturmasını sağlamıştır. Efendimiz zamanında ve sonrasında halife ve devlet yöneticilerinin özgürce eleştirildiği ve hesap sorulduğu dönemlerden liderin ve devletin kutsandığı siyasal İslam geleneğinin temel felsefesinin oluşumuna katkı sağlanan günlere evrilmiştir.

İktidarını ve gücünü halk kitlelerinin itaati için kullanmak isteyen hükümdar fıkhi ve hukuki metinlere de benzer yorumlar çıkararak gücünü pekiştirmiştir.

Diğer taraftan İbn-i Rüşt’e göre ise filozoflar  siyasete  karışmamalıdırlar der. Filozofluk en üstün makamdır. Felsefe, toplumun ilerlemesi için kullanılmalıdır ve yöneticilerin akılcı, sorgulamacı ve hesap verebilir olması gerektiğini savunmaktadır. Modern İslam felsefesini siyasal İslam felsefesinden ayıran en önemli ayrılık burada ortaya çıkmaktadır. Siyasal İslam felsefesinde Tanrı devlet ve Tanrı tarafından görevlendirilmiş yönetici ile cihanda İslam yayılabilir. Devlet İslamı yaymak ve anlatmak için hatta dini baskı kurmak için bir araçtır.

Öte yandan İbn-i Teymiye ise siyaset çevrelerinin Kur’an ve sünnette uygun bir yönetim sergilemeleri gerektiğini söyler. Dünyevi hükümdarların savaşla değil ikna ile yola getirilmeleri gerektiğini savunur. Bir hükümdarın olması ve ne kadar adaletsiz olursa olsun ona itaat edilmesi gerektiğini savunarak Gazali’nin felsefesini destekler. Âlimin devlet işlerinde hükümdarın ortağı olması gerektiğine inanırdı. Osmanlı devlet yönetim sisteminde İbn-i Teymiye felsefesinin izlerini görebiliriz. Günümüzde ise modernleşme ve reform yanlıları İslami kuralların hayata ve yönetime adapte edilebilir olduğunu düşünüyorlar.

Bazıları ise İslam’ın bir iman işi olduğunu ve devlet işleri ile ilgilisi olmadığını söyleyerek uhrevi işler ve dünyevi işler olarak ayırırlar . Tabi bu bir tür laik görüş. Bu görüşün karşısında ise bazılarının şeriatçı dediği İslamcılar var. Onlara göre bir müslüman olarak dinin gereklerini yapmak için İslami bir idare ve devlete ihtiyaç var.

Devlet ve iktidarı kutsal dava için önemli gören bu anlayışa göre bazen devlet amaç, din ise araç olabilmektedir. Amaca dönüşen devlet aygıtı yeterli gücü elinde bulundurduğunda gerektiğinde dini ve din ile ilgili olan kavram ve felsefeyi kendine düşman olarak görebilmektedir. Bu durum yine tarihi bir çok vak’a da olduğu gibi güçlü din devleti hükümdarlarının güçlerine ortak gördükleri dindar yada filozofları cezalandırdikları ve öldürdükleri gözlenmektedir. Bir sonraki yazımız günümüz Türkiye’desinden devlet aygıtı ve bu aygıtın nasıl kullanıldığı üzerine olacaktır.


Yazarın Önceki Yazıları

Devlet Kavramı Üzerine Değerlendirmeler – 1 Tanımlar

1 COMMENT

  1. Gülen’in görüşüde Gazali çizgisinde ”bir günlük anarşi olacağına 60 yıl adaletsiz yaşanabilmelidir” şeklindedir. 1980 öncesi kavgalarda da, akıncılar ülkücüler anarşistler komünistler bunları kıyasıya eleştirir, hepsinin hapse girip mahvolduğunu söyler. Bizler sokaklara çıkmayıp kendimizi geliştireceğiz der, üzerine son karakol yazınısını okuyun 1980 darbesi sonrası yazdığı vs. ama sonuç gel görki aynı kaderi bizde paylaştık.

    Osmanlı nasıl ibn-teymiye felsefisini benimsiyor ? ^^Siyasal İslam felsefesinde Tanrı devlet ve Tanrı tarafından görevlendirilmiş yönetici ile cihanda İslam yayılabilir. Devlet İslamı yaymak ve anlatmak için hatta dini baskı kurmak için bir araçtır.^^bu tanım cuk diye osmanlının kut anlayışına ve savaşlarına uyuyor.

Comments are closed.