Burhan Demir, The Circle

Çevre sorunları, küresel ısınma ve sonuçları, oldukça sıkıcı konulardır.

80’li yıllarda, çocukluğumuzda TRT’de konuyla ilgili birkaç belgesel izlediğimi hatırlıyorum. Sadece gözlüklü olduklarını hatırladığım batılı bilim insanları, önlemleri alınmazsa dünyanın önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde, ciddi iklim sorunları ile karşı karşıya kalacağını ve bunun nedenlerini anlatıyorlardı.

90’lı yıllara geldiğimizde aynı bilim insanları yakıt akıtlarının havada sera gazı etkisi yaparak ısınmaya neden olduğunu ve bunun sonucununda ozon tabakasındaki delinmenin başladığından bahsediyorlardı.

2000’li yıllarda artık iklim aktivistlerinin, hükümetlerin çevreyle ilgili aldığı veya almadığı bir kararı protesto ettikleri çatışmalı sona eren gösterilerini medyada veya batıda yaşadığımız şehirlerin meydanlarında görmeye başladık.

Bilimsel verilerin öngördüğü tarih aralıkları ise artık 3-5 yıllara kadar düşmüştü. Mesela 2009 yılında öngörüler 5 yıl içerisinde ortalama ısınmanın 2°c olacağını ve kuraklığın artacağını, Güney Avrupa’da kış sporları organizasyonunun sadece suni karla mümkün olabileceğini söylüyordu. 2014 yılında TV’de Bavyera’daki kış sporu müsabakaları için onlarca kamyonun orman yollarına ve pistlere suni kar püskürttüğünü görünce,iklimle ilgili hiçbirşeyin artık eskisi gibi olmayacağını anladım.

Son iki yıldır Avrupa’da ay geçmiyor ki herhangi bir şehirde sıcaklıkla ilgili yeni bir rekor derece kaydedilmemiş olsun.

Çıplak gözle bile izleyebildiğmiz ve bilimsel verilerin net olduğu iklim değişikliğinin sonuçları şüphesiz insanların tamamını doğrudan etkileyecek. Bugün siyasi ve ekonomik sebeplerden dolayı göç etmek zorunda kalan insanlara, önlemi alınmaz ise önümüzdeki yakın gelecekde iklimden dolayı yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan göçmenler eklenecek.

Peki; hayati bir konu olan çevre ile ilgili önlem olarak tüketim alışkanlıklarımızın değişmesi, farkındalık, tepki verebilme gibi konularda sorumluluk sadece seküler bilim insanlarının ve aktivistlerinin mi?  Muhafazakar toplumlar bu sorumluluğu paylaşabiliyorlar mı?

Bütün insanlığı ilgilendiren temel hak ve özgürlükler, kadın hakları, işci hakları ve ırkçılık gibi konularda sloganların ötesine gitmeyi başaramamış müslüman toplumlar maalesef çevre konusunda da duyarsız kalmayı tercih etmektedirler. ”Bizim mücadelesini vereceğimiz daha önemli meselelerimiz var, çevreyi de başkaları düşünsün” yaklaşımı; mahalle kavgalarına ve siyasi programı baskı ve hukuksuzluk olan iradelere yol açmıştır. Tüm toplumsal konularda olduğu gibi bu konuda da verilerle fikir beyan eden akademisyenleri, kibirli olmakla suçlayıp ignore etmeyi seçmişlerdir.

Israrla bahsedilen fakat uygulamada çok zayıf kalınan toplumsal birliktelik ve barış için, çevre etkinliklerine katılmak olağanüstü bir fırsat olabilir. Müslüman aileler çocuklarını bu türlü etkinliklere katılmak için teşvik eder ve kendileri de tüketimde duyarlılık gösterirlerse sağlıklı bir toplum için katkıda bulunmuş olurlar. Çevreye duyarlılık popülizmin de ilacı olabilir. Alman Fizikci ve filozof Carl Friedrich von Weizsäcker; ”çevreyle barış olmadan insanlar arasında barış olmaz” der.

2003 Doğumlu İsveç’li genç çevre aktivisti Greta Thunberg farkındalık oluşturarark Fridays for Future etkinlikleri ile Avrupa’da gençleri mobilize etmeyi başardı. Motivasyonu ve argümanı çok güçlü olan Greta’nın: ”bugün duyarsız tüketimiyle siz yetişkinlerin hasar verdiği dünyada yarın biz yaşam mücadelesi vereceğiz” sözüne kulak asmak zorundayız.Unutulmaması gereken; tercihlerimizin sonuçları çoğunlukla sadece kendimizle ilgili kalmıyor, Bizden sonraki nesillerı de etkiliyor; Greta bize bunu hatırlatıyor. Birini beklerken yazın klima, kışın kalorifer çalısmaya devam etsin diye motorunu stop etmediğimiz 6 silindirli aracımızın yakıt atığı, veya geri dönüşüne dikkat etmediğimiz plastik ambalajlar Greta ve akranlarının dünyalarına vereceğmiz ve maalesef de geçici olmayacak bir rahatsızlık olarak ortaya çıkacaktır.

Çevre hakettiği ilgiyi henüz görmedi.

İlgi duymaya başladığımızda umarız çok geç olmaz…..