Nurullah Öztürk, The Circle

Ülke gündeminin ilk sırasında ekonomi iş aş pahalılık ve yoksulluk var.

Bu gerçek bir gündem ve çözüm bulunamazsa kalıcı bir gündem.

Ekonomik gerçekliğin diğer gündemlerden en önemli farkı ‘işsiz ve aşsız ‘kalan insanı algılarla bir yere kadar oyalayabilirsiniz. Gerçeği görmesini kamufle edebilirseniz yine oyalayabilirsiniz ,kişi yaşadığı hayatın gönüllüsüyse artık ona hiçbir şey yapamazsınız .

Ülkede temel ihtiyaç maddelerinin ve kamu -özel hizmetlerin fiyatları ortalama % 50 oranında arttı.( şimdilik)

Geçen ay birleşik kamu iş tarafından yayınlanan araştırma temel ihtiyaç maddelerindeki artış oranlarını özet olarak ifade ediyordu zaten.

Bu artışların kaynağında yatan temel sebep ise zincirleme olarak üretim maliyetlerindeki kalemlerin hepsinin fiyatlarının artması ve fiyatlamanın temelini oluşturan arz –talep dengesinin bozulması olduğu gözlenmektedir.

Uzunca bir süreden bu yana ekonomik düzenin temellerini kökünden sarsacak onarılması çok güç ve zaman alacak hatalar  bu tabloyu ortaya çıkardı.

Bugün yaşanan’ darlık buhranı’ zincirleme olarak yapılan yanlışların finali…

NEDEN YAZMAYA KARAR VERDİM

Sait Faik Lüzumsuz Adam’da;

“Söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canim sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım” diye ifade eder duygularını.

Yaklaşık dört beş yıl öncesinden bu yana ekonomik düzenle ilgili yapılan yanlış ve doğruları ifade etmenin bedeli olarak hükümet aleyhinde algı oluşturmakla itham edilerek ağır cezalık olmam, yazı yazacak bir mecranın bulunmaması vb. nedenlerle usta yazarın duygu dünyasına benzer duygular içerisinde kendi dünyasına kapanmış münzevi bir yaşamı sürdürmeye çalışıyorum. Çalışıyorum dediysem bu da lafın gelişi…

Konu tedarik, üretim ve perakende olunca bu sektörün her noktasında ;en aşağıdan en tepeye kadar sektöre uzun yıllar emek vermekle kalmayıp, gidişatla ilgili hükümetin konu ile ilgili en yetkili kişilerini bilgilendirmiş ve uyarmış bir kişi olarak, bu bilgilendirmeyi, konunun sebep sonuç ve süreç ilişkisini yazmayı kendi adıma bir  sorumluluk bildim.

Bu konunun sebep sonuç ilişkisini de çözümünü de gayet iyi biliyorum. Eğer sorunu gerçekten çözmek istiyorsanız yardıma da hazırım…

1995 ‘ten 2019’a Perakende enflasyonu

1995 yılından bu yana Carrefour da başlattığım, temel 300 ürünün fiyat değişimleri üzerinden, devletin açıkladığı enflasyon rakamlarından bağımsız olarak çıkarttığımız gerçek enflasyon oranları o günlerden bugüne kadar daima devletin açıkladığından farklı sonuçlar içerdi. Gerçek gıda enflasyonu bizim yaptığımız araştırmalarda ortaya çıkıyordu aslında.

Bu yıllarda keşfettiğim bir gerçek de şu idi; ekonomik krizin aslını esasını ve derinliğini anlamak için uzun uzadıya araştırma ve analizlere gerek kalmaksızın, iki temel sektöre bakarak bunun net bir şekilde görülebilir olduğuydu.

Bu iki sektör; Perakende ve finans sektörleri…

Çarşı Pazar ve finans durumu anlamak için yeterli veriyi içerisinde barındırıyor…

Krizlerle yoğrulan bir ülkede yaşadığımız için, kriz söylentilerinin dışında işin gerçeklik payını ve derinliğini bizatihi bu iki sektördeki duruma bakarak ölçümleyebiliyordum. Hala da öyle…

Türkiye tarihinde birçok krizi önemli şirketlerin tepe yöneticisi olarak bizzat yaşadım, önlemler aldım, aldığımız önlemler sayesinde gemiyi limana sağ salim ulaştırmayı başardık.

Ülkenin yaşadığı ve siyaset dahil her şeyi alt üst eden krizi 2001 yılında yaşadık. 2001 krizi bugüne kadar yaşadığımız en derinlikli kriz olarak tarihteki yerini aldı. Bu dönem o günün koşullarından çok farklı, bu nedenle bu sürecin nasıl sonuçlanacağına dair öngörüde bulunmak çok kolay değil…

TARİHTE İLK KEZ DİE RAKAMLARININ ALTINDA ÇIKTI

2001 kriziyle birlikte sadece ekonomi değil, moral motivasyon ve güven de dip yapmıştı.

Toplum o zamana kadar sağ – sol –merkez, herkesi denemiş, zaten kriz de bu üçlü koalisyon zamanında çıkmıştı. Denenmemiş bir tek İslamcılar kalmıştı. Fakat toplum İslamcılara iktidarı teslim etmekten korkuyordu.

AK Parti böyle bir ortamda zuhur etti.

Seçime birkaç ay kala Çengelköy’de yapılan bir çay faslında, sonradan birçoğunun milletvekili vb. olduğu bir grupta Sayın Abdullah Gül’e ‘’ Millet size iktidarı teslim edecek, fakat sizler de milletin beklenti umut ve güvenini boşa çıkartıp korkularını haklı çıkartırsanız bu millet için büyük bir yıkım ve hayal kırıklığı olur ‘’ dediğimi bugün gibi hatırlıyorum.

İşte bu minval üzere iktidar değişti ve memlekette oluşan olumlu havanın etkisiyle çarklar yeniden çalışmaya başlamakla kalmadı, bu durum her şeye pozitif yansıdı.

Bu tarihlerde yapmış olduğum araştırmada reel perakende enflasyonu belki de nadir görülecek bir şekilde DİE ‘nin açıkladığı enflasyon rakamlarının altında çıktı.  

Bu haberin medyada yer almasından sonra, bizzat Sayın başbakanın talimatıyla aylık olarak düzenli bir şekilde marketlerdeki enflasyon oranlarının takip ettirildiğini bizzat söylemişlerdi.

Perakende enflasyonunu resmi rakamların altına çeken hususular birer birer yok olmaya başlayıp, ekonomi bilimine muhalif icraatlar artınca da bu defa durum tersine döndü.

 11 Eylül sonrasında körfez sermayesinin paralarını başka güvenli limanlara taşıma arzusu ve 2003- 2007 sonuna kadar Dünyadaki bol ve ucuz paradan nasiplenen Türkiye bu özgüvenle devamında hatalardan hata beğendi ve bugüne kadar gelindi.

Bugün yaşananlar önceki gün ve dün yapılan yanlışların tecelli etmesinden ibarettir.

‘Kazanın doğurmasına inanalar öldüğüne inanmak istemiyor ‘…

BÜYÜK KRİZLER BİR GÜNDE GELMEZ

2013 yılında Türkiye Perakende federasyonu yöneticileri için ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı Sayın Ali Babacan’dan randevu aldım. Dolmabahçe’de çok verimli bir toplantı gerçekleştirdik.

O tarihte kendisine iki önemli rapor verdim. Biri büyük bir global araştırma kurumu ile birlikte yaptığımız Dünya ve Türkiye’de ekonomik gidişat

Diğeri de Türk perakendesindeki sorunlar ve çözüm önerileri.

İlk raporda 2008 de yaşanan global krizin Türkiye’ye sınırlı bir etkisinin olacağı ancak Türkiye’nin kendine özgü bir krizle karşı karşıya olduğu, bu krizin de kredi kartları krizi olduğuydu. Önlem alınmazsa kredi kartlarının patlamaya hazır bir bomba olduğunun altını çizdik.

Nitekim Sayın Babacan, bu konunun üzerine derhal gitti ve o dönem kredi kartları düzenlemeleri yoluyla muhtemel bir krizin önünü kesti.

Perakende raporunda da ‘ eğer devlet gerekli tedbirleri almazsa, önce bakkalların birer birer kapandığını devamında yerel zincirlerin rekabete dayanamayarak battığını, nihayetinde pazarın üç dört perakendecinin eline kalacağını, bu durumun da üretici, tüketici ve devlet açısından büyük sorunları beraberinde getireceğini özellikle belirttim.

Hatta Türkiye’de ortaklık kültürünün çalışmadığını fakat bunun zorunluluk olduğunu ve Almanya, İsviçre Fransa vb gibi ülkelerde perakendeci ve tedarikçilerin kooperatifler yoluyla ayakta kaldığını örneklerle izah etmeye çalıştım.

Sayın Babacan ‘hükümetin liberal ekonomik modeli benimsediğini ve herkesin başının çaresine bakmasının doğru olacağını’ ifade etti.

Eğer o günlerde konu üzerinde hassasiyetle durulsaydı bugünlerde yaşanan depremde hasar bu denli büyük olmazdı.

BU TABLODA KAZANAN VE KAYBEDEN KİM?

Üretici; Üretim maliyetleri ortalama % 85 artmışken üreticinin bu maliyetleri göz ardı etmesi mümkün değil…

Üretici yaşama savaşı verirken, sorunun kaynağını inkâr ederek üreticiyi terörize etmek doğru da vicdani de değil.

Perakendeci; Bir süre önce değişen hal yasası perakendecilerin direkt üreticiden ürün almasına ve daha ucuza temin etmesine imkan sundu.

 Mağaza sayısı 200  üzeri olan ve büyük miktarlı alım yapan zincirler sadece sebze meyve değil tüm ürünlerin tedarikinde büyük miktarlı alım avantajını kullanarak pazardaki diğer rakiplerinden daha iyi şartlarda ürün temin edebilir.

Hal böyle olmasına karşın yıllık satış rakamları ve cirolar karşılaştırıldığında yıllık bazda et ürünlerinde %12 süt ürünlerinde %5 tavuk ürünlerinde %7 ve diğer kategorilerde de benzer küçülmeler var.

Cironun bir önceki yıla göre artışı hemen hemen tüm kategorilerde enflasyon artışından kaynaklanmakla birlikte yine de artışların enflasyonun altında olduğu görülmekte.

Bu noktada ilginç bir gözlemimi aktarmak istiyorum sektörün önemli araştırma firması nielsen başına bir iş gelmesinden çekindiği için olsa gerek örneğin kâğıt ürünlerindeki %55’lik fiyat artışını ciro büyümesi olarak aktarmış Halbuki miktar anlamında bir satış büyümesi yerine ciddi bir daralma söz konusu.

Bu noktada büyük birkaç market ve mahalle aralarına kadar girerek bakkalları bitiren indirim marketleri haricinde kar eden olmadığı gibi birçok yerel market sabit giderlerini karşılamakta önemli zorluklar yaşamaktadır.

Devlet bir müddet sonra bu kez perakendeci ve diğerlerini kurtarma operasyonları yaparsa sürpriz olmayacaktır.

TÜKETİCİ

Bugünkü yaşanan dramdan bağımsız olarak, pazarın üç beş zincirin keyfine bırakılması orta uzun vadede tüketiciyi, bunların inisiyatif ve keyfine terk etmek demek olduğunu her defasında dile getirdik.

Sorun iki aylığına çözülse bile, kaldı ki çözülmesi mümkün değil, eğer kalıcı düzenlemeler ve tekelleşmenin önüne geçilmezse üretici, tüketici ve devlet bu işin birlikte kaybedeni olacaktır.

FİYATLAR NEDEN ARTIYOR?

Fiyatların artmasının birçok nedeni var, o nedenlerden bir tanesi de aşağıdaki tablo.

Bu tablo ile birlikte; akaryakıt, yol köprü, doğalgaz kira personel gibi temel giderler arttığı için fiyatlar da artıyor.

 Soğan sarımsak biber patlıcan lobisinden bahsedilse de gerçekte böyle bir lobinin varlığı tespit edilemedi.

Hükümet et ithalatı ile et piyasasını soğan patates ithalatı ile sebze piyasasını hizaya sokmak istese de bunların hiçbiri kalıcı bir çözüm olamadı.

Ne et ithalatı ne soğan depoları baskınları işe yaramadı.

Şimdi fiyatları ucuzlattık diye pazara sunulan sebzelerin fiyat ve maliyetleri mi ucuzladı yoksa ürünler ucuza mı satıldı önümüzdeki günlerde anlaşılacaktır.

Ekonomide temel kural; fiyatları maliyetler ve arz belirler.

Maliyet yüksek üretim az ise hiç kimse zorla fiyatları ucuzlatamaz.

Fiyatların ucuzlaması için de bu tablonun düzeltilmesi şart.

SONUÇ OLARAK

Bir ülkenin refah ve mutluluğu; hukuk, özgürlük, liyakat, eğitim kalitesi, şeffaflık, hesap verilebilirlik, güven ve barış ortamının tesisinden geçer.

Ülkenin yarısının diğer yarısını yok saydığı veya düşman gördüğü, adalet duygusu ve güvenin yara aldığı bir ortamda ot yaprak yeşermez…

Sorunlar da palyatif tedbirlerle çözülemez.

Bugün ülkede gerçekleri ifade etmenin bir bedeli var ve bu bedel çok ağır bir bedel…

İşte bu bedele de soğan sarımsak patlıcan patatesin fiyatının belirlenmesinde etken ve satış fiyatının üzerinde bu maliyet de var…