Engin Sezen, The Circle

“Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden.”
Yahya Kemal

İhsan O. Anar sürgünü ve sürgünlüğü tanımlarken, “Ait olduğunuz bir yerin gerçekten var olduğuna ve bizzat kendinizin de orada olmadığına inanıyorsanız, hepsinden öte, oraya erişmenize engel olan biri ya da bir şey varsa, kelimenin basit anlamıyla sürgündesiniz demektir.” diyor. Türk Dil Kurumu sözlüğünün sürgün maddesinde de “Ceza olarak, oturduğu çevreden çıkarılıp başka bir yere gönderilen kimse” yazıyor.

Dilimizde sürgünlük için daha önceleri kalebent, ikamete mecbur, nefy, menfi, menfa, teb‘id, mevkuf gibi kelimeler de kullanılmıştır. Mesela müzmin sürgünlerden mutasavvıf şair Niyazi-i Mısri  Rodos’ta, vatan şairi Namık Kemal de Magosa’da kalebent hayatı sürmüşlerdir. Tarihimizde Kütahya, Bursa, Adana, Çorum, Trablusgarp, Bağdat, Akka, Rodos, Malta, Sinop gibi şehirler sürgün beldeleri olarak anılagelmişlerdir.

Şimdilerde ise, Avustralya, Belçika, Amerika, Laos, Almanya…. dünyanın her yerine çil yavrusu gibi dağılmış aydınımız. Ve Kanada. Son dönemde Kanada’ya gelen onlarca aydından biri de gazeteci Arzu Yıldız.

Gazeteci Yıldız, Türkiye’de mesleğini icra etmesinin bedelini en ağır ödeyenlerden. Canı kadar sevdiklerinden, ailesinden, ülkesinden, doğup büyüdüğü topraklardan… ayrı yaşayarak ödüyor araştırıcılığının, soruşturuculuğunun bedelini….Kanada devletinin verdiği yardıma eyvallah etmeden, benim diyenin yapamayacağı işlerde çalışıyor, alın teriyle kazanıyor ekmek parasını.

Okumak Arzu Yıldız’ın en büyük sığınığı. Sürgün için, okumak, en güvenli limanlardan, en mütmanin teselli ve ilham kaynaklarından biridir. O da yaşama sevincini, ilhamını sığındığı kitaplardan devşiriyor. Yeni bir dil öğrenmek, kitaplarla hemhal olmak, en etkili terapi biçimlerinden biri oluyor onun için. Okuyarak dağıtmaya çalışıyor efkarını, alışmaya çalışıyor gurbet ellere.

Evet, The Circle olarak “Diyasporadaki Türkiyeli Aydınımız” serimizin ilk konuğu, daha düne kadar haberleriyle Türkiye’de gündem yaratan gazeteci Arzu Yıldız.

Nerelerdesiniz? Sanki biraz kayboldunuz.

Toronto’da yaşıyorum. Daha doğrusu yaşamaya çalışıyorum diyelim. Geçen dönem bir okula yazılmıştım. Fakat okulumuzdaki akademik grev ve genel ekonomik durumlar motivasyonumu epeyce kırdı. Devam etmek istemiyorum artık. Bu aralar iş aramak ve çalışmak ile zaman geçiriyorum. Elimde olsa eve gelmek istemiyorum. Çalışmak dışında bir şey yapmak da istemiyorum.

Toronto’yu nasıl buldunuz?

Bu şehirde ilgimi çeken birçok şey var aslında. İnsanlar kurallara uyarak yaşıyor. Saygı çerçevesinde. Burada gördüğüm insanların çoğu Ortadoğu’dan gelmiş. Kendi ülkelerinde demokratik, ekonomik ve siyasi sorunlar var. Gözlemlediğim kadarıyla, insanların tamamı trafikte, günlük yaşamda,  iş hayatında devletin kurduğu sisteme, nizama bağlı ve birbirlerine saygılı yaşıyorlar. Burada işleyen bir devlet sistemi içerisinde insanların sorunsuz ve saygılı bir hayat yaşadıklarını gözlemliyorum. Bu da şu gerçeği ortaya çıkarıyor: Sorun insanlarda değil, siyasetçilerde, sistemin işletilmemesinde, işler bir düzenin ihdas edilememesinde. Düzensiz ve yozlaşmış bir siyaset ve çürümüş bir sistem halka mal edilmemeli. Sorumlu, her defasında sistemi çıkarları için taciz eden politikacılarda. Sistem olduğunda ve işlediğinde herkes uyum sağlayabiliyor. Bunu burada net görebiliyorsunuz.

Toronto ya da Kanada’da hayat çok pahalı bu yüzden geçim odaklı bir hayat yaşıyorsunuz. Aldığınız para ile ev kirası, ve faturalarınızı öderseniz bu sizi mutlu etmeye yetiyor. Ucu ucuna bir hayat bu.  Tüm bu zorluklara rağmen bu ülkede kendinizi güvende hissediyorsunuz. Garip bir huzur veriyor yaşadığınız ortam. Her ne kadar eksik olsanız da. Toronto’da insanlar kadar tüm canlılara verilen değeri görüyorsunuz. Bir AVM bahçesinde “Yabani ördeklerle karşılaşıp, yürüyüş yaptığınız parkta kurt çıkarsa panik yapıp, koşmayın” uyarısı karşınıza çıkıyor. Bunun dışında yeşil alanlar korunmuş ve her yerde nefes alabiliyorsunuz. Tabiattaki tüm canlıların istenildiğinde uyum içerisinde bir arada yaşayabildiği nadir yerlerden burası.

Hayatınız nasıl geçiyor Diyaspora’da?

Yaşamak sorusuna gelince, herkes yaşadığını sanıyor ama aslında yaşayan çok az. İnsanlar kaygılarla hareket ediyor. Başkalarına göstermek için giyiniyor, duygularını her şeyi onlara göre kontrol etmeye çalışıyorlar. Yaşam bir başkasına ispat için verilen anlamsız bir şeye dönüşüyor. Bunun yanı sıra tercih ettiğiniz ya da istediğiniz hayatı yaşıyor musunuz, bu tartışılır. Buradaki yaşamı tercih ettiğim söylenemez bir nevi zorunluluklar beni buralara sürükledi. Fakat geri dönmeyi düşünmüyorum. Şu an yaşamak istediğim hayata erişmek için yaşıyorum. Yaptığım tek şey çalışıp para kazanmak. Bu da ayakta kalabilmek için…

Kanada’yı nasıl buldunuz genel olarak?

Kanada dünyanın başka bir ucunda. Avrupa küçük Türkiye diyebiliriz. Burası bana göre en iyi tercih. Çünkü etrafınızdaki her şey farklı. Kendinizi dinleyebiliyorsunuz. Avrupa Türkiye’ye yakın ve aslında kültür siyaset olarak benziyor. İnsan sorunlardan mesafe koyarak kaçamaz. Ama en azından her gün benzeri bir hayat sürmenizi engelleyen bir yer burası. Çok sosyal bir devlet. Şade hayatlar ve düzen var. Balkonunuzdan baktığınızda bir orman görüyorsunuz, doğası her şeyi hala çok bakir. Kirlenmemiş bir insan gibi. Herkes kendi işine gücüne bakıyor. Sen de öyle yapıyorsun. Soğuktan şikayet ediyorlar fakat ben geçen sene gelmiştim bu sene soğuğuna da alıştım. Ve hatta yaz gelmese de olur diyorum. Zaten sessiz olan ülkeyi soğuk daha da sakinleştiriyor. Gürültülerin arasından gelmiş bir insan için kafa dinlemelik bir yer. Kış ayı da hani yüksek sesle müzik dinlerken ses rahatsız eder ve kıs dersiniz. Sonra o sessizlikte bir oh çekersiniz öyle bir his veriyor.

Gazetecilik?

Mesleğine devam etmek için ekonomik rahatlık ve yaşadığınız ülkenin diline hakim olmanız lazım. Ben gazeteciyim ve bu mesleği evrensel anlamda yapmak için öncelikle evrensel dili iyi konuşup yazmam gerekiyor. Fakat bu aşamada bunu yapacak seviyede değilim. Kendi ülkemdeki gündemi takip ediyorum ama dünyanın her yerinde sorun var. Meslek gereği aslınsa bir yere odaklanmanın yanlış olduğunu burada daha iyi anladım. Yaşadıklarım da bunu öğretti. Komple bir dünya vatandaşı olmak gerek. Öncelikli hedefim dil sorununu aşmak. Sonrasında tabi ki kendi işimi yapmak istiyorum. Ama şu an buna hazır değilim. Ve kendi işini yapman için imkan ve koşullar uygun değil. Maddi sorun her şeyin önüne geçiyor. Onu aştığında belki bir şeyler yapmaya başlarsın. Gecelerimi kitap okuyarak geçiriyorum. En azından bu beni rahatlatıyor. Yazmak için zamana ihtiyacım var. İnşaat, sandalye ustalığı, pizzacılık ve garsonluk gibi bir sürü farklı iş denedim. Hiç erinmedim, gocunmadım. Birçok insanla tanıştım. Ama bunlar da işimin bir parçası haline geldi. Burada gördüklerimi hayatta kalırsam ileride yazmak isterim. Her şey bir tecrübe ve her tanıdığın insan ayrı bir alem, başka bir hikaye. Bu işleri yaparak ve bu insanları tanıyarak aslında kendi işimi de yapıyorum diyebilirim. İleride yazdığımda bugünleri ve farklı hayatları birileri görür ve belki beni daha iyi anlar. Buraya ilk geldiğimde geçen sene çok iyi bir İngilizcem yoktu. Evime yakın bir yerde Event Rental group diye bir büyük iş yeri vardı. İşe ihtiyacım olduğunu söyledim. Hemen işe aldılar. 5-6 ay çalıştım. İşyerinde, tamamı yeni gelen insanlar çalışıyordu. İş veren işe bizden erken geliyor, o da bizimle birlikte çalışıyor, yemek yiyor, ve bizden sonra çıkıyordu. Ne zaman istersem oraya gidebileceğimi söylediler. Hayatımda bu kadar disiplinli, alçak gönüllü insanlar görmedim. Çalışanın maaşını düzenli ödüyorlardı. İşten ayrıldıktan sonra da sigortamı ödemeye devam ettiler. Beni sık sık aradılar. Yılbaşında biraz para yatırıp yeni yılımı kutladılar. En zor günümde yetiştiler. Her çalışana da aynı şekilde ilgi gösteriyorlardı. Kurtarıcı gibi oldular en sıkıntılı anlarda.

Türkiye özlemi?

Türkiye’yi özlüyorum. Orası benim yaşadığım büyüdüğüm yer. Önceleri özlemediğimi düşünüyordum. Geriye dönüp baktığımda aklımda sadece ayrıldığım gün vardı. O gün sadece acı veriyordu. Bu yüzden Türkiye’de geçen onca senemi değil ayrıldığım günü düşündüğümü fark ettim. Eğer bir gün öncesini düşünsem ülkemde yaşadığım güzel günleri anımsayacaktım ve burada olmak acı verecekti. Bunu psikolojik bir savunma olarak beynimin yaptığını anladım. Özlemimi gidermek ve üzülmemem için hep bana o çıkış anını hatırlatıyordu. Ağlayarak gitmek zorunda kaldığım günleri. Oysa onlarca senem geçmişti. Birçok anı ve sevdiklerim vardı. Bununla yüzleştiğiniz de özlediğinizi anlıyorsunuz. Fakat kalbim çok kırık. Geri dönmek istemiyorum. Hatta insanların yüzlerini bile görmek istemiyorum. Bırakın Türkiye’yi buradaki Türklerle bile görüşmek istemiyorum.

3 COMMENTS

  1. Senin kadar MERT, DELİKANLI olamadık be Arzu Hanım….
    Allah senden razı olsun, Rabbim inşaallah bu günleri unutturacak çok güzel günleri burada ve ahirette gösterecek.

Comments are closed.