Engin Sezen, The Circle

Bu mülakat için pekala uzunca bir giriş yazılabilirdi. Ama kısa kesilecek, ta ki okurla bu mülakatta serdedilen muhteva arasına girilmesin!

Konuğumuz Ahmet Dönmez.

Son zamanlarda özellikle 15 Temmuz Darbe Teşebbüsüyle ilgili en sağlam yazıları kaleme alan kişi.

Gazeteciliği, yazarlığı henüz ortaokul yıllarındayken kafasına koyan bu genç gazetecinin mesleki hayatını ne yazık ki, Türkiye’de bitirdiler.

Ahmet Dönmez, yurtdışında hala durmadan, titizlikle çalışıyor. Mağdurların sesi soluğu oluyor.

Dün Recep Tayyip Erdoğan’a zor sorular soran Dönmez, bugün aşağıda göreceğiniz gibi Cemaat’e de ayni zorlukta sorular yöneltmekte…

Bu sadece gazeteciliğin en temel ilkesi değil, hak-şinas olmanın da kaziyyesi…

Burada, sorduğu sorularla 17 Temmuz Muamması’nın biraz daha anlaşılır olmasını sağlayacağını düşünüyorum.

‘Soru sorma’ya devam!…

İlerde bugünleri anlatan bir roman yazarsa, Ahmet Bey’e romanının ilk cümlesini vereyim:

“Bir gün bir soru sordum, ve hayatım değişti…”

Zaman Gazetesi Basbakanlik Muhabiri Ahmet Donmez 12 Aralik 2014/Ali Unal

 Ahmet Dönmez’i bize takdim eder misiniz?

1978 Hatay Antakya doğumluyum. Öğretmen bir baba ve ev hanımı bir annenin oğluyum. Çocukluğum İskenderun’un bir köyünde geçti. Ortaokul birinci sınıfta ailemden ayrıldım. Yurtlarda büyüdüm. Özel yurtta da kaldım, devlet parasız yatılı okulunda da… Şehirler, okullar ve sınıflar değiştirdim. 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazandım. 99’da mezun oldum.

Memur olmayı hiç ama hiç istemiyordum. Kamu sınavlarına girmeme kararı aldım. Gazeteci olmak istiyordum. Ortaokul lise yıllarımda yazı hayatının içinde olma hayalini kurardım. Edebiyat dünyasında olmak isterdim. Fakat lise sona doğru bu biraz daha somutlaşan, belirginleşen bir hayale dönüştü: Gazeteci olmalıydım. Lise son sınıftayken duvar gazetesini ben çıkarırdım. Kimse bilmezdi. Uzaktan, duvarın önüne birikip panodaki yazıları okumaya çalışan öğrenci arkadaşları izlerken bu hayalimin biraz daha alevlendiğini hissederdim. Tercih listemin hemen alt ve üst sırasında gazetecilik bölümleri yer almasına rağmen ortalarındaki Kamu Yönetimi’ni tutturdum.

Üniversite son sınıfta bir kaç arkadaşla amatör bir dergi çıkarmıştık. Fakat yeterince reklam bulamadığımız için finanse edemedik ve sadece 6 sayı çıkarabildik.

Gazetecilik yapmaya heves edince bu yüzden önce dergilere iş başvurusu yapmaya karar verdim. Aktüel ve Tempo o zaman iyi günlerindeydi. Onlar bana çok büyük geliyordu. Bu yüzden de daha mütevazı görünen Nokta dergisine gidip şahsi başvuru yaptım. Şu anda ismini hatırlayamadığım bir yönetici ile görüştüm. “Finansal açıdan krizdeyiz. Para veremeyiz. Eğer ücretsiz çalışacaksan olur” dedi. Tek kuruş param yoktu. Bir yandan da kimseye muhtaçolmayacak bir gelire ihtiyacım vardı.

Zaman’da nasıl başladınız?

Okuldan bir arkadaşımın Zaman’da sayfa tasarımcısı olan bir yakını vardı. “Gel bizim gazete ile de bir görüş” dedi. 6 sayılık dergiyi koltuğumun altına sıkıştırıp Zaman’a gittim. Bir yönetici ile mülakat yaptım. “Ne istiyorsun?” diye sordu. “Gazeteci olmak” diye cevapladım. “Bu mesleğin en alt basamağı neresi ise oradan başlayıp yükselebildiğim kadar yükselmek istiyorum” dedim. “Sadece asgari ihtiyaçlarımı karşılayın yeter. Eğer kendimi ispat edersem oturur sözleşme yaparız.” dedim. O zamanki yönetici, “Tamam, sekiz ay birbirimizi deneyelim. Biz senden memnun olursak sen de devam etmek istersen seni kadroya alırız” dedi. Öyle başladı…

 Zaman’da çalışmak sizin için nasıl bir tecrübe oldu?

Tek bir gün bile ‘işe’ gitmedim desem yeridir. Benim için iş değildi çünkü gazetecilik. Bir sevdaydı. Müthiş bir tutkuydu.

Haber merkezinde stajyer muhabir olarak başlamıştım. Kadroya girdikten sonra ise belediye muhabiri olarak görevlendirildim. 2003 yılında askere gittim. Dönüşte de yine Zaman’da belediye muhabiri olarak devam ettim. Kısa süre sonra AKP muhabiri oldum. Başbakan’ın İstanbul’daki programlarını da ben takip ediyordum.

Onun dışında genelde özel haberler çalışıyordum. Araştırmacı gazetecilik türünü seviyor ve o tarz haberler yapmaya çalışıyordum. Geriye dönüp baktığımda çok güzel haberlere imza attığımı söyleyebilirim. Bu sayede Sabah ve Star gazetelerinden transfer teklifi de almıştım. Ama olmadı. İyi ki de olmamış.

2009 yılında yazı işlerine geçtim. İstemeye istemeye. Adeta ağlaya ağlaya… Politika sayfalarını yapacaktım. Buna ancak 2 yıl dayanabildim. Sonrasında Ekrem Bey’e gidip “Beni kurtarın. Çok mutsuzum. Artık sahaya dönmek istiyorum” dedim. Sağolsun beni anladı, olumlu karşıladı.

Ankara’da çalışmak istedim. 2011 sonunda Ankara Haber Merkezi’nde göreve başladım. Bir kaç ay sonra da başbakanlık muhabirimiz Erdal Şen’in (Kendisi şu an haksız bir şekilde cezaevinde tutuluyor. Bir an önce kurtulması dileğiyle) başka bir gazeteye transfer olmasıyla birlikte onun yerine ben getirildim.

Sanırım bu esnada  bir “soru” vakası olacak?

Türkiye beni 12 Şubat 2014 tarihli basın toplantısında Erdoğan’a sorduğum sorularla tanıdı. Halen de “Başbakana soru soran gazeteci” diye anıyorlar. Bu bile Türk demokrasisinin ve basın özgürlüğü seviyesinin içler acısı halini göstermeye yeter. Normal bir demokraside hiç üzerinde durulmayacak bir şeydir. İşini yaptı diye gazeteciye ‘kahraman’ muamelesi yapılıyorsa, Türkiye’nin halini anlatmaya başka örnek gerekmez.

Sonrasında çıkardığım iki kitapla (birini sevgili meslektaşım Ufuk Köroğlu ile birlikte kaleme aldık) biraz daha sürecin göbeğine doğru yerleşmeye başladım. Erdoğan ve Binali Yıldırım, hakkımda davalar açtı. Kitaplarımın toplatılmasını ve baskısının durdurulmasını talep ettiler. Binali Yıldırım ayrıca yargıya başvurarak evime baskın yapılmasını ve elimdeki bütün dijital materyale el konmasını talep etti.

Türkiye’yi ne zaman terkettiniz?

1 Kasım seçimlerine 3 gün kala İpek Medya grubuna el konması, hukukun rafa kaldırılması, kişisel husumetlerle cezalandırmanın bir yol haline gelmesi ve bütün bunların üzerine çok kirli ve kanlı oyunlarla AKP’nin seçimlerden yüzde 50 ile çıkması ile birlikte Türkiye’yi terketme kararı verdim.

Yalçın Akdoğan’ın biyografisini yazıyordum. Üçte ikisini bitirmiştim. Çok da ses getirecek bir çalışmaydı. Fakat gerek Akdoğan’ın gerek AKP’nin içine girdiği süreçle kendi gazetecilik çizgimi bağdaştıramadığım için projeyi rafa kaldırdım. İstesem devam edebilir, bugün de çok farklı bir yerde olabilirdim. Ki kendisi devam etmem konusunda ısrarcıydı. Amma zerre kadar pişmanlığım yok. Bu bilinçli bir seçimdi.

Şu anda neredesiniz ve nelerle meşgulsunuz?

Şu an İsveç’teyim. Yazı yazmaya, araştırmaya, okumaya devam ediyorum. Burada, sürgündeki bazı gazetecilerle birlikte Stockholm Center for Freedom (SCF) isimli bir insan hakları derneği kurduk. Türkiye’deki insan hakkı ihlallerini raporluyor ve haberleştiriyoruz. İngilizce bir sitemiz var, orada yayınlıyoruz. Etnisitesi, cinsiyeti, dini, mezhebi, aidiyeti, kimliğine bakmaksızın şu anda Türkiye’de haksızlığa uğrayan herkesin ve her kesimin sesi olmaya çalışıyoruz. Bu kırmızı çizgimiz.

Bunun dışında tr7/24 için yazılar yazıyorum.

Bir yandan da dil çalışıyorum.

İsveç’ten Türkiye’ye bakıyor musunuz bazen?

Onu hiç sormayın! Buradan görünen manzara içler acısı. Mad Max filmindeki gibi bir yer…

Kendi kıyametini yaşamış ve her anlamda çölleşmiş bir toprak…

Çürümüş bir toplum…

Ebedi çıldırma noktasını yakalamış, kendi kendini kirleten, kendi kendine yalanlar söyleyen, bu sayede mutlu, kendinden olmayanı hızla tasfiye edip sınırların dışına atan ve normal insanların artık yaşama şansının tükendiği bir manyaklar çiftliği.

“Ben sizin kurtarıcınızım” diye kükreyen bir adam, bütün bir milleti muhayyel yalancı cennet Valhalla’nın yoluna sokmuş, ve hep birlikte gidiyorlar gündüz gece. Böyle böyle birbirini yiyip eksiltecek bir halk görüyorum orada.

Oldukça ağır ifadeler!

Dahası var.

Hukukun olmadığı, emniyetin kalmadığı, öngörülemezlik ve bilinemezlik girdabında boğuşan, tutanın elinde kalan, yapanın yanına kalan, hırsızlık ve sahtekarlığın cirit attığı bir Çiftlik Bank orası…

Komşunun komşuyu, kardeşin kardeşi ihbar ettiği; toptancıda hamallık işi bulup karın tokluğuna çalışan KHK’lının bile ihbar edilip işten attırıldığı bir muhbirler cehennemi…

Sevginin, merhametin, vicdanın, iz’anın, insafın, empatinin, anlayışın, vefanın terkedip gittiği; kendinden olmayanın ölüsüne sevinen, düğününe üzülenlerin kaldığı bir çeşit kabileler topluluğu.

Hizmet Hareketi’yle münasebetiniz nedir? 

Sonuç itibariyle 15 sene Zaman Gazetesi’nde görev yaptım. Her ne kadar bu mesleki bir konumlanmaysa da ve temelden eleştirdiğim bir çok nokta olsa da o zaman zarfında Hizmet Hareketi ile varoluşsal bir problemim olmadı.

Hizmet Hareketi’ni nasıl tanımlıyorsunuz?

İlkokulu bitirmek üzereydim… O zamanlar bilmiyordum ama babamın geceleri uykuları kaçıyormuş… Oturduğumuz köyde ortaokul yok. En yakın ortaokul 15-20 kilometre uzaktaki İskenderun’da.

O zaman köyden şehre düzenli dolmuş da yok. Babam ‘nasıl yapsak’ diye kara kara düşünüyor…

Mezun oldum. O yaz tatilinde bir gün babam, Antakya’daki kendi köyümüze dedemleri ziyarete gidiyor.

Dönüştü köy dolmuşuna bindiğinde arkada iki genç adam kendi aralarında dertli dertli konuşuyor. “Gördün mü hocam kapı kapı gezdik ama şu köyden yurda bir tane bile çocuk bulamadık” diye hayıflanıyorlar. Bu konuşmaya kulak misafiri olan babam heyecanla geriye dönüp “Siz kimsiniz?” diye soruyor. “Biz Fethullah Gülen Hocaefendi’nin talebeleriyiz abi. Hatay’a ilk yurdumuzu açtık. İskenderun’da. Talebe arıyoruz” diyorlar. Babam sevinçle, “Yahu ben de sizi arıyordum.” diyor.

İşte benim için Hizmet Hareketi budur. Anadolu insanını alıp yoğurarak yeni bir fıtrat kazandıran, onu olumlu manada bambaşka bir forma dönüştüren güzel bir inşa hareketi. 

 En çok da güzel insanlar demek benim için Hizmet Hareketi. Çok ama çok güzel insanlar… Fedakar, alçak gönüllü, tertemiz, sevdalı, başkaları için yaşayan bambaşka insanlar… Sanki bu ülkeye ait değilmişçesine başka insanlar…

Bu konuda söyleyebileceğim çok şey var ama röportajın başka bir yere gitmemesi için bu kadarla yetineyim.

O zaman tam yeri gelmişken sorayım: Hareket’in lideri, Fethullah Gülen hakkındaki düşünceleriniz nedir?

İşte bu inşa hareketinin mimarı. Çığır açan bir lider. Bir bilge. Bir kalp adamı. Kendine ait müstakil bir hayatı olmayan, bundan geçmiş, dertli bir dava insanı. Sadece bu dönemin değil, tarihin en etkili figürlerinden bir tanesi. Fakat hatalarıyla, kusurlarıyla, zaafıyla, etten kemikten bir insan aynı zamanda. “E zaten öyle değil mi, bunu niye söyleme gereği hissettin?” derseniz, şöyle açıklayayım: Onu adeta insanüstü bir mevkie yerleştiren, hatalardan kusurlardan münezzeh gören bir kitle var camiada. Bunu o yüzden vurgulama gereği hissettim.

Hareket’e özellikle son zamanlarda “içeriden” kimi eleştiriler yükseliyor. Bu eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir hakkı teslim etmek gerekir; Türkiye vasatında temayüz etmiş, hele hele İslami sağ bir kökenden neşet eden böyle bir hareket için gelinen nokta çok önemli bir seviyedir. Hatta bu camia için devrim gibi bir olaydır. Çok örneği olmayan bir açılımdır. Şu anda radikal görüşler bile ortaya atılabilmekte ve bu ciddi bir karşılık bulabilmektedir. Cemaat içerisinde önemli bir kitle olgunlukla kendini gözden geçirmekte, özeleştiriler yapmakta, daha fazla insanı sorgulama yapmaya davet etmekte ve sorumluların hesap vermesini istemektedir.

Benim de tecrübem bu yönde. Sözünü ettiğiniz böyle bir kitlenin varlığına şahitlik ediyorum. The Circle’a her gün gelen yüzlerce emailde böyle içten bir özeleştiri, muhasebe var. Aynı zamanda, belirttiğiniz gibi insanların bir kısmında, sorumluluk mevkiindeki kimselerin daha çok öne çıkması ve bir öz muhasebede bulunmaları gibi bir beklenti de var.

Elbette, bu eleştirilerin bir bölümü açık fikirlilikten ziyade canı yanmışlıktan, birilerinden hesap sorma arzusundan kaynaklansa da çoğunluğun çağdaş bir grup içi iletişim kültürüne sahip olduğunu düşünüyorum. Ve bunun yeni bir dip dalgaya tekabül ettiği kanaatindeyim. İşte yeni yapılacak bina, bu arazinin üzerine, bu temelin üzerine kurulmalı kanaatindeyim.

Ben bu açıdan eleştirileri çok önemsiyorum. Bir kere ortada çok ama çok ağır bir hasta var. Önce bunu kabul etmek lazım. Mevcut şartlar içerisinde tedavinin safha safha ve tedrici olması gerektiği düşüncesindeyim. Sonuç itibariyle bu Hareket güzel bir Hareket. Özü, prensipleri, misyonu, mefkuresi harikulade bir Hareket. Mutlaka da var olması, yaşaması, yenilenerek devam etmesi gereken bir Hareket.

Burda hemen araya girerek, peki sizce ne yapılmalı diye sorayım.

Bunun için öncelikle muhakkak bir tedaviye ihtiyaç olduğunu kabul etmeniz gerekir. Ölü taklidi yaparak hastalığı yenemezsiniz. Konsültasyona ihtiyaç var.

Ayrıca da hastalığı tetikleyen nedenlerin önemli bir kısmı hala canlı. Onları da görmek, teşhis edebilmek elzem. Bunlara birazdan geleceğim.

Burda bir kaç noktanın altını çizmek isterim.

Bir; Söyleyeceklerimin hiç biri AKP’yi ve yaptığı sosyal kırımı haklı çıkarmaz, olumlamaz ya da açıklamaz. Onun hesabı ve tartışması apayrı.

İki; özeleştiri çağrısı Türkiye’deki diğer grupların ne yapıp ettiğinden bağımsızdır. Bunu her şeyden önce Cemaat kendisi için yapmalı. Aynı zamanda AKP’nin kaderinden de bağımsız bir ihtiyaç bu. Süreç biter veya bitmez…

AKP gitse bile Camia için bu arınma kaçınılmaz bir gereklilik. Hareket bir yol ayrımında ve bir karar vermesi lazım. “AKP diktatöryası son bulsa bile Hareket eski yöntemleri ve yapısıyla devam etme eğiliminde olursa ben herhangi bir yerinde olmam” diyenler çoğalıyor.  Burada en hayati nokta, aşağıdan yukarıya diyalog kanallarının bilinçli olarak kapatılmış olmasıdır. Damarlar tıkalı. Cemaatin en eski ‘ağabey’lerinden Halit Esendir bile size verdiği röportajda “Uzun yıllardır Hocaefendi’ye ulaşamıyorum. Süreç öncesi ve sonrasıhiçbir yazılı veya sözlü düşüncelerimizi ulaştıramadım kendisine… Geniş kapsamlı istişare yapılarak, yol haritası çıkarılması gerekiyor. Sürecin getirdiği sorunların çözümüne yoğunlaşıldığı bahanesiyle, hala yapılmamış olması ciddi bir problemdir. Bu madde Hocaefendi’ye sorulsa şahsi kanaatim her ülke için ayrı ayrı yapılsın ve yol haritası çıkarılsın diyecektir. Ancak ısrarla sorulmak istenmiyor. Çünkü icrada hala görev yapan abiler bunu arzu etmiyorlar” diyorsa, artık burada daha fazla safdil olmaya gerek yok.

Şu anda eleştiri getirenler, başka çaresi kalmadığı için, umudunu kestikleri için konuşuyor. “Madem ki dahili kanallar kapalı, tartışma ortamı yok, o zaman en iyisi susalım, köşemize çekilelim” mi desinler yani?

“Efendim bunun yeri ve platformu var” deniyor.

Neresi orası? Bu görüşü savunanlar zannediyorlar ki bir Agora var, dileyen gidip istediğini söylüyor, orada kim ne derse dinleyen, not alan ve ilgili yerlere taşıyan birileri var. Şu an böyle bir mekanizma görünmüyor. Ne böyle bir kanal açan var ne de buna ihtiyaç duyan… Yukarılarda bir yerdeki hakim görüş şu; “Şu anda en çok ihtiyaç duyulan şey susulması, beklenmesi ve Allah’ın bizi temize çıkaracağı ana kadar sabırla dua edilmesi.”

Peki kimde bunun garantisi var? Ne kadar süreceğini kim, nereden biliyor. “E Hocaefendi bekliyorsa muhakkak bir bildiği var” deniyor. Elbette bu görüşe saygım var ama bunu söyleyenleri yakın geçmişi şöyle bir daha gözden geçirmeye, bazı söylemlere, alınan bazı kararlara objektif bir gözle bakmaya davet ediyorum.

Dolayısıyla artık “Bunlar uluorta konuşulmaz”, “Medya önünde tartışılmamalı”, “Açıktan eleştiri yapılmamalı” görüşleri geçerli görüşler değil bana göre.

Bir de ‘Cemaat açıktan eleştirilemez’ diyen bir kesim var?

O neden! Diğer herkese yönelik eleştiriler açık olmalı, AKP açıktan eleştirilmeli, o açıktan bu açıktan, bir tek Cemaat mi açıktan eleştirilemez? Neden? Ayrıcalığı ne?

İşlenen her bir suç, küçük olsun büyük olsun, hesap sormayı ve vermeyi gerektirir. Bunun lamı-cimi yok. Tartışmaya açık bir konu bile değil bence. Ortada bu kadar büyük bir vebal varken nerede görülmüş hiç hesap sorulmasın, kimse hesap vermesin, konuşulmasın, şikayet edilmesin. Kusura bakmayın, böyle bir dünya yok.

Bu birilerinin tasarrufunda, onlar ister ve lütfederse olur bir mesele değildir.

 Eğer hiç konuşulmazsa, şikayet edilmezse, eleştiri yapılmazsa birileri ciddi ciddi bundan memnun olacak. E o zaman camia da AKP’yi eleştirmeyecek, kusura bakmasınlar. AKP’liler de hırsızlık yaparken suç üstü yakalandılar ve yargılanmak istemediler. Hesap vermemek için hukuku ve devlet düzenini yerle bir ettiler. Çünkü onların da sözümona ‘ulvi’ bir davası vardı. “Onlar giderse bu ümmetin hali nice olurdu, devlet çöker, işgale uğrardı… O yüzden de böyle yolsuzluk gibi, hırsızlık gibi herkesin yaptığı, adiyattan şeyler yüzünden iktidarı bırakmak olmazdı…” AKP’lilerin bakış açısı böyleydi. O zaman buna da pekala haklılık payı verebilirsiniz. Sorun şurada ki herkes kendisini biricik görüyor. Sadece Hizmet Hareketi değil, neredeyse bütün camialar kendisini seçilmiş, özel, farklı addediyor.

Bir de şu var: Siz eğer bu sorgulamalara karşı kapıları süngüleyenleri değil de konuşanları yargılarsanız, aslında sizin derdiniz ‘yer ve zaman’ ile değil, bizatihi insanların konuşması iledir. Bu eleştiri getirenlere kızanlar, biraz da “Neden bu kanalları açmıyorsunuz arkadaş? Neden kimseye kulak vermiyorsunuz? Neden sorulara hiç cevap vermiyorsunuz?” diye sesini yükseltse ya…

Hal böyleyken ‘eleştiri olmalı mı olmamalı mı?’, ‘yüzleşmeye ihtiyaç var mı yok mu?’ tartışmasını doğrusu çok gülünç ve tehlikeli buluyorum. Bu ayağına sıkmaktır. En az yaşanan süreç kadar cemaate zarar verebilecek bir bağnazlıktır. Kafasını kuma gömmektir. 

 Üç kişi bir araya gelse bunları konuşuyor, ama birisi kamuoyu önünde açıktan konuştuğunda, yazdığında otomatik direnç gösterenler çıkıyor.

Camia içerisinde bir grup insan var ki eleştiriye alerjik ve tiksinti ile bakıyor. Konuşanları cahil, sığ, hovarda, çilesiz, dertsiz, nefisperest gençler olarak görüyor. Sözgelimi bu röportajdan sonra bana, “Bunun da zaten tipi, tip değildi. Bir yamukluk olduğu belliydi. Asıl tehlikeli olanlar bunlar. Sanki içimizdenmiş gibi uzun süre konuşurlar, herkesin duygularına tercümanmış gibi sureti haktan yazılar yazarlar, güven kazanırlar, sonra da yumurtadan çıkan civciv gibi zamanı geldiğinde öyle şeyler söylerler ki bütün saf dimağları mefluç eder, zihinleri bulandırır, darmadağın ederler. Bunlar kriptolardır, kozmik adamlardır” diyecek bir kafa var. Dediler de nitekim.

Ben şunu anlamıyorum; hem küresel bir hareketim diyeceksin hem de kapalı grup refleksleri sergileyeceksin. Olmaz bu. Hem eğitimli bir hareketim deyip, diyalogdan söz edip de diyalogdan kaçmak olmaz. Kendi içindekilerle diyalog kurmadan dışarı ile de diyalog kuramazsınız.

 Kimi insanların yaklaşımlarını görünce şöyle diyorum: Bu eleştiri ne büyük bir belaymış ya hu!

O kadar büyük bir kötülükmüş ki eleştiri, yozlaşmaktan da kötüymüş. Araçları amaç haline getirmekten de ilkelerden uzaklaşıp kendi güç mücadelesinin peşine düşmekten de bulunduğu makamı keyfi nasıl isterse öyle yönetmekten de kötüymüş. MİT’e angaje olmaktan da camiaya kumpas kurmaktan da tuzağa düşürmekten de kötüymüş. Camiayı arkasına alıp kendi iktidar mücadelesini vermekten de samimiyetsizlikleri, iki yüzlülükleri üretmekten de daha kötüymüş. Çünkü sözünü ettiğim bu kimi insanlar, eleştiriye tepki verdiği kadar şu kötü tabloya tepki vermiyor. Demek ki bütün bunlar, eleştirinin yol çacağı hasarlardan daha küçük, daha önemsiz, daha değersiz şeyler.

 Bütün suç eleştirenlerin, soru soranların!

 Evet, En kötüsü ise bunları dile getirmek, eleştirmekmiş…

“Hayır kardeşim, kimse size eleştirmeyin demiyor. Eleştirin ama şimdi değil. İçeride bu kadar insan zulüm görürken cemaati eleştirmeye ne gerek var!” deniyor.

 Bir kere bu görüş, içerideki herkesin bu tartışmadan rahatsız olduğu varsayımına dayanmaktır. Bunu söyleyenler zannediyor ki içeride şu an bu tartışma, bir sorgulama yok. Halbuki bu tartışma, sorgulama bugün cezaevlerinde de var, tutuklu ailelerinde de… Çok ciddi bir sorgulama var.

 Eleştirideki ‘zamanlama’ ile ilgili tek tek ve basit sorular soracağım.

Bir; peki ne zaman eleştiri yapılır?

İki; bunun zamanlamasını kim tayin ediyor?

 Dün güçlü iken eleştiri yapılabiliyor muydu?  Son bir yılda kaç tane mesaj aldım, “Bizde istişareler artık işlevini yitirmişti. ‘Bana düşünen adam lazım değil, itaat edip uygulayan adam lazım. Buraya gelirken beyninizi dışarıda bırakıp gelin’ diyen adamlar vardı” ya da “Bazı noktalarda itiraz ettiğim için, ‘Sen artık istişarelere gelme, buradakilerin zihnini karıştırıyorsun’ denilerek uzaklaştırıldım” şeklinde…

Yani kısacası, dün eleştiri yapılamıyordu.

Gelelim bugüne… Tamam bugün de devam eden süreç ve içerideki mağdurlar için susuldu…

Peki yarın?

 Gelelim yarına…

Bir kere yarının ne olacağını bilmiyoruz. Kaba hatlarıyla ihtimalleri ikiye indirgeyelim:

1- Süreç Cemaat’in lehine bitti diyelim. Bu sefer de “Arkadaşlar ne yaşandıysa yaşandı. Tarifi kabil olmayan acılar çekildi. Herkes büyük bedeller ödedi. Ama Allah’a hamdolsun bu imtihandan da sapasağlam çıktık. Şimdi yeni hizmetlere odaklanma ve yepyeni ufuklara koşma zamanı. Geçmişi kurcalamanın, yarayı tekrar tekrar kanatmanın kimseye bir faydası yok. Zaten herkes kendi muhasebesini yaptı, dersler çıkarıldı. İlgili kişiler, gerekli tasfiyeleri de yaptı. Bundan sonra geçmişin hesabını sormaya kalkmak hem bizim enerjimizi düşürecek hem de eski yaraları yeniden kanatacaktır. Hala hesaplaşma isteyen bu saatten sonra bu davaya ihanet eder.” denmeyecek mi? Bu kafa ile gidilirse yüzde yüz denecek.

2- Süreç hiç bitmedi veya cemaatin memnun olmayacağı bir noktaya evrildi diyelim… Bu durumda da bugün ‘Bir susun artık, yeter! Neden eleştirip duruyorsunuz!’ diyenlerin en fazla bağıran çağıranlar olduğunu görmeye başlamanız yüksek ihtimaldir. Bunların bir çoğu kalkıp diyecek ki ‘O dönemde neden sustunuz? Neden bize doğru yolu göstermediniz? Neden bildiklerinizi sakladınız?’ Çünkü 17 Aralık öncesine dair hemen herkes, gazetecilere, akademisyenlere bu haklı serzenişte bulunuyor şimdi. O zaman konuşmaya, bildiklerini anlatmaya kalkanı ‘Ergenekoncu, Ulusalcı, Kızıl Elmacı’ ilan etmesi an meselesi olan insanlar, sonradan kalkıp “O zaman niye sustunuz!” diye hesap sordu. Şimdi aynı insanlar bu kez, “Niye eleştiriyorsunuz? Susun” diyor. Ve maalesef yine bunların çoğu yarın “Niye konuşmadınız” demesi mukadder olan insanlar.

 Ve şundan emin miyiz; ya bu hesaplaşma ve arınma olmadan süreç hiç bitmeyecekse?.. Sürecin bitmesi, bu camianın kendi iradesiyle kendi bağırsaklarını temizleyip, hastalıklarını tedavi edip sapasağlam ayağa kalkmasına bağlıysa?.. Peki tartışma, konuşma olmadan bu mümkün müdür?

 Kimler hatırlar bilmiyorum ama Abdullah Gül, KHK ile ilgili azıcık ucundan eleştiri yaptığında AKP Sözcüsü Mahir Ünal, “Medya üzerinden konuşuyor olması üzücüdür. Bir ahlak olarak AK Partili olmak birbiriyle medya üzerinden konuşmamaktır. İstişare ile yürütmektir” demişti.

 AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş da “Dostlarımız da maalesef artık televizyon, sosyal medya yoluyla bizimle haberleşmeye başlıyorlar. Evin içindeki bir meseleyi, ailenin parçasıysan, ailenin bir üyesiysen, aile ile ilgili meseleyi ortaklıkta konuşmayacaksın” diye tepki göstermişti. Tipik İslami camia refleksleri. Tipik kapalı grup tepkileri. Bu açıklamalar yapıldığında Ünal’ı ve Elitaş’ı ti’ye alan bir cemaat mensubunun şimdi iç eleştirilere karşı “Uluorta olmaz bunlar” diye kızması ne derece isabetli olur, takdirinize bırakıyorum.

Cemaat içinde AKP tabanı için söylediklerinin aynısını yapan, aynı refleksleri gösteren dar bir kesim var. Gazetecilerden, aydınlardan AKP’yi en küçük kuarklarına kadar eleştirmesini, her şeyini sorgulamasını, lafını budaktan esirgemeden dobra dobra tenkitler yöneltmesini ama Hizmet’le ilgili en ufak bir eleştiri dahi getirmemesini istiyor.

Neden?

Burda üç şık var:

1- Hizmet asla yanlış yapmaz

2- Yapsa da eleştirilmez

3- Eleştirilecekse de şimdi zamanı değil.

Hangisi? 

Böyle sorarsan hemen şu geliyor peşinden, “Hayır canım, tabi ki yanlışlar var. Hatasızlık Allah’a mahsustur.” Ee? Ee’si şu; “Şimdi zamanı mı? Burası yeri mi? Bunları zamanında niye söylemedin de şimdi konuşuyorsun?”, “İsim ve isim…”

Bunların tamamı, aslında “Eleştirmeyin” diyememenin farklı tezahürleri. Doğrudan “Kurcalamayın” diyemeyenlerin sarıldığı gerekçeler bunlar. Kaldı ki az önce de altını çizdiğim gibi, sanki şu an kapalı devre bunları konuşacak platformlar var da ya da o ortamlar sağlanmış da bu insanlar kendini tatmin etmek için tenkitler savuruyormuş gibi… Ki ben, bu imkan sunulsa bile artık kapalı devre iletişimin doğru olmadığını, her şeyin kamuoyunun gözleri önünde şeffaf bir şekilde konuşulması gerektiğini düşünenlerdenim.

Şöyle bir dönemde, şu çağda hala ‘İçeriden eleştiri yapılmalı mı yapılmamalı mı? Hatalarla yüzleşilmeli yüzleşilmemeli mi?’yi tartışan bir hareket, kendini gülünç hale getirir. Hesap vermeyen ve vermemesi de bizatihi bazı takipçileri tarafından salık verilen bir hareket, başkalarına da bir hizmet götüremez. Götürse de uzun vadeli olmaz.

Birine, “Türkiye’de yediği ölümcül darbeden sonra cemaate bir de global olarak zarar ver” desen herhalde ödev listesindeki maddelerden biri, “Farklı görüşlerin önünü tıka, eleştiri getirmek isteyenlere dayak at” olurdu. Şu an bütün dünya Hizmet Hareketi’ni izliyor. Ne tür refleksler verdiğine bakıyor. Erdoğan’a duyulan nefret ile Hareket’e tanınan kredi birbirine karıştırılmamalı. Ve bu sonsuz bir kredi değil. O yüzden Hareket bu süreci çok iyi değerlendirmek zorunda.

 Dikkat çekmek istediğim bir başka husus da şu:

 Bazı insanlar, ‘tenkitçi’ diye tezyif etmeye çalıştığı kişilerin parmak bastığı, son derece acıklı kabahatlerin varlığına üzülmüyor, bunun dile getirilmesine üzüldüğü kadar…

Üzülse, onların konuşulmamasını değil, bilakis “Eğer bu doğruysa, benim bundan daha büyük meselem olamaz ki. Bana ne elalemin hatalarından, günahlarından. Benim önce kendi bünyemdeki virüsle mücadele etmem lazım” der. Sorsan bir çok kişi, “Evet bu eleştirenlerin sözlerinin çoğuna katılıyorum ama…” diye başlıyor.

Hem bunların doğruluğunu kabul edeceksin hem de bunların varlığı değil, konuşulması seni perişan edecek. Burada bir tuhaflık yok mu?Adama, “Bak vücudunda tümör oluşmuş” ya da hadi o çok sevilen benzetme ile söyleyeyim “Koynunda akrep var” diyorsun, adam “Sana ne kardeşim, akrep benim değil mi, sever de sokar da” diye cevap veriyor. Yani söyledikleri bu kapıya çıkıyor.

“Bunu niye konuşuyorsun? Niye açık ediyorsun” diye seni yadırgıyor. Ama aynı adam 17-25 Aralık sürecinde AKP karşısındaki Hizmet’in pozisyonunu savunurken, “Koynunda akrep var dedik diye bize cezalandırmaya kalkıyor” diye eleştiriyordu. Bu anlayışa göre, sorgulanmak, hesap vermek, kendine çekidüzen vermek cemaat dışındaki kurumlar ya da camialar için var edilmiş müesseseler.

Bazıları bir kere ‘hastalığı’ bile kabul etmiyor. “Cemaatin bir hatası, kusuru yok” diyor. Bakın şu fikre katılıyorum; bunların tamamı cemaatin suçları yüzünden başına gelen şeyler değil. Bu süreç, bizatihi cemaatin varlığından kaynaklı bir süreç. Buna itirazım yok. Evet, cemaatin başına gelenler belki yine gelecekti ama şiddeti, yöntemi, taraftar bulduğu zeminin genişliği, nefretin dozajı yine böyle mi olacaktı acaba? Bunların birbirinden ayrı olduğu noktalar olduğu gibi kesişim kümeleri de var. Her ikisine de kafa yormak lazım.

“Teşhis koymadan tedaviye yeltenmek…”, “Tedavi olmadan da iyileşmeyi beklemek…”

 Bazı insanlar şu anda tam olarak bunu yapmaya çalışıyor. Tıp tarihinde bir ilk. Bu kadar büyük bir enkazın altında kalacaksın ama sadece depremi suçlayacaksın… Zaten deprem kuşağında yaşamıyor muyuz? Bu depremin geleceği muhakkak değil mi? Bunu yıllardır biliyor, konuşuyorsun ama önlem almak yerine binayı daha da zayıflatacak şekilde yaşıyorsun. Neden?  Çünkü cemaatin şu an içine hapsolduğu problem, bizatihi kendinden kaynaklı sistemik bir problem de ondan. Bunu birazdan açacağım. Buna dair söyleyeceğim çok şey var. Şimdilik bunu not düşüp devam edeyim…

Kendi kendini kandırmanın lüzumu yok. Ortada büyük bir travma var. Cemaat’in üzerine kurulu bulunduğu en önemli kolonlardan biri olan ‘güven’, ‘itimad’ tuz-buz… Hem içerideki bireylerin birbirine güvenleri anlamında, hem de dışarısının cemaate eskiden duyduğu güvenin yok olması anlamında söylüyorum.

“Bu süreç bitene kadar mağdurlar için koşturmaya, elimden gelen gayreti sergilemeye devam edeceğim. Ama sonra… Süreç bittikten sonra ben yokum” diyen onlarca insan tanıyorum şu günlerde. Neden? Bu çok büyük bir rahatsızlığa işaret değil mi? Ortada konuşulması gereken önemli bir problemin varlığına delalet etmiyor mu?

Yukarıda sözünü ettiğim eleştiriye tahammülü olmayan bir kesimde, hataları adeta bir kutsiyet çeperine alma gibi tuhaf bir yaklaşım da gözlemliyorum. Yanlışları kutsal hadiselerle veya menkıbelerle izah etme gibi bir eğilim var. Neredeyse kutsayacak.

Bazen diyorum ki “İyi ki İslam tarihinde Uhud savaşı olmuş, yoksa bazı insanlar ne yapacakmış acaba”… Sen nasıl bir akılcı itiraz yöneltirsen yönelt biri karşına geçip Uhud Savaşı’ndan, Okçular Tepesi’nden yaklaşıyor. Orada söz bitiyor. Sanki 1500 yıl boyunca tarihte başka hiç bir örnek, başka hiç bir ibret alınacak hadise, örnek vak’a yaşanmamış… Sanki tarih Peygamber Efendimiz’den sonra doğrudan Hizmet Hareketi’nin doğduğu yıllara sıçrıyor. Arada 15 yüzyıllık kocaman bir boşluk var. E o zaman bir sahabenin Hz. Ömer’den kamusal alanda, cuma namazında, ulu orta, açıktan  hesap sorabilmesini niye kendine örnek almıyorsun?

Bunları anlatırken iyi anlatıyorsun da uygulamaya gelince bu kısmını hep es geçiyorsun. O sahabeye bu imkanı tanıyan, hesap sorması halinde başına bir şey gelmeyeceği güvenini veren, ona bu emniyet duygusunu yaşatan Halife, senin dünyanda bir yere sahip değil mi? O sırada camide bulunan cemaatten birileri de ayağa kalkıp o kişiyi susturmaya çalışmış mı? Onu fitneci ilan etmiş mi? ‘Git Halife ile evinde konuş mübarek, ne diye bunu açıktan yapıyorsun?’ mu demiş? Hayır. Tam tersine bunun açıktan olmasının şöyle başka bir hayati fonksiyonu var; ola ki orada aynı sorunun hamili başka insanlar da vardır, bir şeyler içini kemirip duruyordur ama sormaya cesaret edemiyordur; o bir kişi sayesinde bütün bir topluluğun zihnini kemiren sorular cevap bulur. İçi rahat eder. Fitne başlamadan yok olur.

İşin bu yönünü zaten soruyu soran da, soruya muhatap olan da, bu diyaloğa şehadet edenler de bildiği için soran kişiye herhangi bir ayıplama olmaz. O yüzden şu anda gösterilen abuk subuk tepkilerin hiç birini o sahnede göremezsiniz.

Sorulardan kim korkar?

Veremeyecek cevabı olanlar. Konuşulması halinde bir açığının aşikar olacağı endişesi taşıyanlar. Peki ya hiç bir şekilde bu hatalarda dahli olmayan, hatta bunlardan zarar gören insanlar ne diye karşı çıkar ki buna? Bunların çoğu, cemaat mensubiyetini yegane kimlik haline getirmiş, ona yönelecek her bir eleştiriyi şahsına yapılmış bir saldırı gibi algılayan ya da camianın bünyesinde açılacak bir boşluk ile kendi dünyası darmadağın olacak, bir daha toparlayamayacak olan insanlardır. O yüzden konuşulmasını dahi istemiyor. Bundan dolayı diyorum bu tedavinin safha safha olması gerekir diye… Bu da bir sosyolojidir neticede. Bunu yok sayamazsınız.

Tamam, kabul ediyorum, çokları kendi mahreminden daha muazzez tuttu Hizmet’in mahremini. O yüzden de şimdi böyle açıktan örselenmesine, incitilmesine, tabiri caizse ‘hoyrat ellerce’ kırılıp dökülmesine gönlü el vermiyor. Açıktan eleştirilmesine, sanki kendi namusuna dil uzatılıyormuşçasına tepki veriyor. Fakat bugün itibariyle mevcut arızaların çözülmemesi halinde bu psikolojinin, sevdiği birinin cesedini aylarca buzdolabında saklayan bir adamın ruh haline dönüşme potansiyeli var. Eğer gerçekten seviyorsan, bırak bu hasta tedavi edilsin. Nazar eden her gözü kem göz, uzanan her eli de namahrem eli olarak görmekten vazgeç.

Ayrıca da “Din eşittir Hizmet” veya “Hizmet eşittir din”  anlayışından da kurtulmak gerekir. Konuşurken tabi ki kimse bu cümleyi kurmuyor ama yapılıp edilene bakıyorum, çoğu bu manaya geliyor. Nitekim Ahmet Kurucan Bey’in, “Siz siz olun İslamı Hizmet üzerinden de okumayın. Hizmet, Din olmadığı gibi, Din de Hizmet ve Hizmetten ibaret değildir. Tıpkı siyasetin Din, Dinin de siyaset ve siyasetten ibaret olmadığı gibi” şeklindeki tweet’i de bu soruna işaret ediyor.

Eleştiri tartışmaları, eleştirel düşünme hakkında söyledikleriniz fevkalade çarpıcı.

Bunun dışında sizin Hareket’e yönelttiğiniz eleştiriler var mı?

 Evet var. Fakat şunu önemle dile getirmem gerek. Burada konuştuklarımız, şu an Türkiye’de yaşanan sürecin sadece tek parçası. Diğer ve daha büyük parça AKP’ye ilişkin. Onu zaten her zamar yazıyor, yorumlamaya çalışıyorum. Yazmaya da devam edeceğim. Fakat burada spesifik olarak Cemaat’i konuştuğumuz için ister istemez bu eleştiri konularına odaklanıyoruz. Bu da sanki bütün suç cemaatteymiş gibi ya da herkes temizmiş de bir tek Cemaat’te problem varmış gibi bir algı oluşuyor. Bu doğru değil. Ahmet Şık’ın tabiriyle bu devlet ‘seri katil’ bir devlet. Geçmişte ona hakim olanların da eli kanlıdır. Cemaat bunlarla kıyas bile kabul edilmeyecek kadar temizdir. Fakat giydiği kıyafet bu lekeyi kaldırmadığı için derhal leke çözücü kullanmalıdır. “Hadi yıkan” diyenlere de dayak atmamalıdır. Ya bu kıyafeti çıkarmalı ya da üzerine kir bulaştığında da temizlemelidir. İkisi bir arada olmuyor. 

Şimdi sorunuza geliyorum. Buna cevap verirken Ahmet Altan’ın AKP için yaptığı bir benzetmeyi hatırlatacağım. 17 Aralık’tan sonraki süreçte bir televizyon canlı yayınında Ahmet Altan, mealen şunları söylemişti: “AKP sayesinde demokrasimizin defolarını gördük. Lastiğin patlak yerini bulmak için suya sokarlar ya, bu süreçte AKP’nin yaptıkları da bize demokrasimizin nerelerinde eksik var, yırtık var, delik var gösterdi. AKP sonrası dönemde bu deliklere bakarak demokrasimizi yeniden sağlamlaştıracağız.”

Ben bu benzetmenin Cemaat için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Bu süreç, nerelerde defo olduğunu ayan beyan gösterdi. Özellikle 15 Temmuz, çok öğretici oldu. Ben bugün eleştirdiğim bazı konularda bir kaç yıl önce farklı düşünüyordum, açık söyleyeyim. Çünkü lastik henüz bu sulara girmemişti. Fakat hadiseler cereyan ettikçe ve ben bir gazeteci olarak başta 15 Temmuz olmak üzere yakın geçmişte yaşanan bazı olayların perde arkasını araştırdıkça yepyeni şeyler öğrenmeye başladım. Bugün bu röportajda dile getirdiğim görüşlerimin çoğu 15 Temmuz sonrası şekillendi. Bir kısmı eskiden beri sahip olduğum ve dillendirdiğim görüşler, bazıları da son süreçte araştırmalarımla sahip olduğum bilgiler neticesinde ürettiğim fikirler.

Her zaman şöyle düşünürüm; bilmekle bilmemek arasına kainat sığar. Siz bir şeyi bilmiyorken o konuda belli fikirleriniz vardır ama tecrübe ettikten sonra veya bildikten sonra bambaşka bir yere gelirsiniz. Ve bildikten sonra da tavırlarınızda, hadiselere yaklaşımınızda bir değişiklik olmuyorsa sizde bir problem var demektir.

  Bu, lastiğin suya girmesidir. O şeyi tecrübe etmektir. Kağıt üzerinde gayet sempatik duran bir şey, pratikte tel tel dökülebilir. Hizmet Hareketi’nin kurduğu sistem, yakın tarihte çeşitli açılardan tecrübe edildi. Yani lastik suya sokuldu. Ve ortaya çıkan manzara pek iç açıcı değil. Burada kastettiğim şey, Emre Uslu’nun “Prensiplere evet, process’e hayır” diye özetlediği durum. 

 Bu süreci iki farklı yüzü olan bir madalyon gibi düşünelim. Bir tarafta, cemaat yerinde sabit olsa ve hiç bir yanlışa bulaşmasa bile (hatta sırf bundan dolayı daha büyük bir kararlılıkla) imha edilmesi planı var. Diğer tarafta ise bunu kolaylaştıran, cemaatin kendi zaafiyetleri var. Sistemik problemler. Ağır ve çözülmesi zor, kronik problemler. İşte o zaafiyetleri doğuran ana etkenlerle bugün gereğinin yapılmasını engelleyen başlıca faktörlerin aynı kaynaktan beslendiğini, kısacası sistemik olduğunu düşünüyorum.

Biraz daha açayım: Hizmet Hareketi’ni Hizmet Hareketi yapan, bu kadar büyümesini, güçlenmesini sağlayan bazı hususiyetlerin ve yöntemlerin bugün paradoksal bir biçimde ayağına bağ, sırtına kambur haline geldiği kanaatindeyim. Kastettiğim hususiyetler; bazı kişilerde bir rükn halini alan yüzde yüz itaat, sorgulamadan yapma ve bunu besleyen diğer yan kodlamalar…

Ne gibi mesela; değişik kaynaklardan beslenmeye ket vurma, okumamayı ayıplamama ve farklı olmayı ayıp sayma gibi… Kastettiğim yöntemler ise şunlar; sözde bir denetime tabi olup da aslında hiç kimseye hesap vermeyen abilik müessesesi, denge ve denetimden azade gölge bir yapılanma kurulması, bazı ‘abilerin’ dışarıdan devlet yönetmeye soyunması, kapalı devre kararlar alması, kimi yerlerde meşru olmayan yöntemlerin dahi amaç için mübah görülür hale gelmesi, bütçenin denetlenebilir olmaması vs.

 “Türkiye’ye özgü şartlar” nedeniyle müracaat edilen ve bir dönem için belki gerekli olan bu yapılanmanın, belli bir seviyede bizzat cemaatin kendisi tarafından feshedilmesi ve yeni bir formata geçilmesi gerekiyordu. Çünkü sistem, kurulduğu dönemin ağır vesayet koşulları altında hep gizli kalmaya, kendini belli etmemeye kurgulanmış bir format. AKP’nin iktidar olması ve onunla gizli bir koalisyon kurulması ile birlikte bu sistem ‘yöneten’ tarafına geçmeyi ilk kez test etti. Bu yeni bir tecrübeydi. Lastiği suya sokup bakması gerekenler bunu yapmadı. Çünkü işler iyi gidiyordu. Bir yerlerde gruplaşmalar, çıkar birliktelikleri kurulmaya başlandı. Cemaatin üst tarafında bir grup, kendi oligarşisini kurdu. Birileri kendini bakanlardan daha forslu, belediye başkanlarından daha güçlü görüyordu. Bazıları kendini emniyet müdürü, bazıları da general zannetmeye başladı. Bu bahsettiklerim hep siviller. ‘Abi’ler yani… Subjektif kriterlerle belli görevlere gelip kimseye hesap vermeden, hiç bir denetime tabi olmadan sınırsız güç elde etmeye başladılar. Dolayısıyla bu makamları bırakmak istememeler başladı.

Güç birilerini sarhoş etti. Ergenekon tasfiyeleri ile birlikte bu duygu tavan yaptı. Artık ‘devleti biz yönetiyoruz’ algısı oluştu. Halbuki “Yanlış yapıyorsunuz. Bu devlet tarih boyunca hiç bir zaman kendini tek bir güce teslim etmemiştir. Siz tek başınıza her şeye sahip olmak istiyorsunuz. Dikkatli olun, bu yol, yol değil.” diye uyarılar geliyordu. Dinlemediler.

Ben devletçi bir insan değilim. Hele artık hiç değilim. Fakat böyle bir yapılanmayı hiç bir devlet, hiç bir hükümet kabul etmez. Bırakın iktidarları, siyasi partileri; hizmetin kendi kurumlarını yöneten kimi insanlar bile yeri geldi bu yapılanmayı kabul etmediler. Kendi yönettikleri Hizmet kurumlarında, ‘Bölge’ diye tabir edilen birimin müdahalelerini reddedenler çıktı. “Burayı siz mi yönetiyorsunuz kardeşim, ben mi! Herkes kendi işine baksın!” diyerek net bir şekilde araya duvar örenler çıktı. Kendi içinde de haklıydı. Siz cemaatin bir kurumu olarak cemaatin bizatihi hiyerarşik yapılanması içerisinde yer alan ama yasallığı ve görünürlüğü olmayan ‘bölge’yi adeta bir vesayet organı gibi görüp kendi işinize sokmazken, siyasi iktidarlardan veya kamu kurumlarından buna ‘Evet’ demesini mi bekliyorsunuz?

 “Ben problemlerin çoğunun sistemin kendisinden kaynaklandığını düşünüyorum” derken bunları kastediyorum. Evet bireylerin, insanların hataları var ama iddiam o ki; ‘icra’ diye tabir edilen noktalardaki insanların tamamını görevden alın, yerlerine de bugün en çok eleştirenleri getirin ben neticenin çok fazla değişmeyeceği görüşündeyim. Bu sistem değişmeden bugün süreç bitse, hatta 50 kere baştan başlansa bile 50’sinde de duvara toslar diye düşünüyorum.

Özellikle AKP ile yakınlaşılan dönemde iktidarın her türlü nimetlerine ortak olunmaya başlandığı dönemde bu yozlaşma farkedilebilmeliydi. Çünkü güç, mutlak yozlaştırır. Kim olursa olsun. İşte görüyorsunuz, bütün demokratik siyasal sistemler iktidarın sınırlandırılması, dengelenmesi ve denetlenmesi üzerine kurulu.

İnsanlığın yüzlerce yıllık acı tecrübeleri üzerine ulaşılmış seviye bu. “Demokrasiden geriye dönüş yok” deyip antidemokratik bir sistemi savunursanız size kimse inanmaz. Bu gerekli reform yapılamadı. Yapılamamasının sebebi de yine kurulan sistemin kendisi. Birincisi, az önce bahsettiğim modelde derin okumalar yapabilen, bilgi felsefesi ve tarih felsefesi ile bakıp süreçlerin gidişatını analiz edebilen, devleti tanıyan, yönetim modellerini bilen, çapraz sorgulamalar yapabilen, farklı insanları dinleyip bir yol haritası çıkarabilen insanlar söz sahibi olamıyor.

En büyük özelliği ‘itaat’ olan kişileri belli kritik yerlere getirirseniz, onlar da kendi yetersizlikleri nedeniyle altlarında veya çevrelerinde kendilerinden daha iyileri görmek istemezler. Bu da bir kısırdöngü oluşturur. Gidişatı okuyamaz, gerekli analizleri yapamazsınız. Bu da bir körlüğe yol açar.

Ayrıca normal şartlarda önünden geçerken ceketini ilikleyeceği adamların üstünde konumlara sahip olan, zamanla bu işi seven, gücün tadını alan, nüfuz elde eden insanlardan siz bu makamları, bu düzeneği fesh etmesini bekliyorsunuz.

Bu noktada röportajın başında Hizmet Hareketi’nin ne olduğuna ilişkin sorunuza geri dönüyorum. “Bu bir inşa hareketidir” demiştim. En başta da insanın inşası geliyordu. Bütün dini, felsefi, ezoterik yapılarda vardır bu; insan-ı kamil olma. Cemaat bunu çok büyük oranda başarmıştı. Fakat bu noktada karşısına bizzat yaradılıştan gelen ve doğanın kanunlarından biri olan çok büyük bir imtihan çıktı. Yüzüklerin Efendisi’ndeki gibi mutlak gücü temsil eden yüzük başa bela oldu. Hizmet’in asıl başarısının test edileceği, sınanacağı alandı burası… Aynı temayı Star Wars’ta da görürsünüz. Bir çok kitaplara, filmlere konu olmuştur. Bir Jedi iken, bir Darth Vader’a dönüşebilirsiniz. İşte cemaatin bana göre en büyük başarısızlığı, bu imtihandan yüzünün akıyla çıkamamasıdır.

Bazı şeyleri karıştırmayalım; burada söz konusu olan imtihan Van’daki dershane öğretmeninin ya da Amerika’daki esnafın imtihanı değil. Ankara’da devletle kurulan münasebetlerdeki imtihanı kastediyorum. Dikkat ederseniz deminden beri aslında küçük bir gruptan bahsediyoruz. Cemaatin yüzde 90’ı Allah rızası için bir yerlerde koştururken Ankara’da çeşitli münasebetlerde bulunan 50-100 kişinin güçle imtihanı asıl belirleyici oluyor. İşte o grup içinden 5-10 kişinin yüzüğe yenik düşmesinin, yüzbinlerce insanın içinde olduğu bir camiayı uçurumdan yuvarlayabilmesidir anlatmaya çalıştığım, sistem sorunun ta kendisi.

“E ne yapalım, insanın olduğu yerde bunlar olur” denebilir. Buna karşılık, “Kuracağınız sistem, insan faktörünü göz önünde bulundurarak onu bu tür imtihanlarla mümkün olduğunca az baş başa bırakmalıdır.” görüşüne katılıyorum. Bunun yolu da yasallaşmaktan, resmileşmekten, denetlenebilir ve hesap verebilir olmaktan geçiyor.

Adamın birinin veya adamların bir kısmının hesap hatası yüzünden şu an binlerce insan zulüm görüyor. Cemaat’ten birilerine soruyorum, “Falanca konuda hesap sorulan kimse oldu mu?” diye, “Biliyorsun bizim yapıda öyle bir müessese yok” diyor. Kusura bakma da o zaman senin kurduğun sistemin yapı taşlarında bir sorun var. 

 Her alanda sistemli bir şekilde organizasyonunu kurmuş bir yapı ama resmi yetkisi ve sorumluluğu olmayan makamlardan oluşuyor. Denetim ve ceza sistemi yok. Nasıl olacak ki zaten? Denetici neye göre denetleyecek? Hangi yetkiyle? Ayrıca denetim nasıl olacak? Denetçinin yaptırım gücü veya ceza verme yetkisi mi var? Ayrı bir mahkeme sistemi kuramayacağınıza göre? Ayrıca ne cezası vereceksiniz? Vereceğiniz en ağır ceza ne olabilir? Bir kişi hatasıyla yüzbinlerce insanın hayatıyla oynamışsa cezası ne olacak? Siz devlet değilsiniz ki hakettiği cezayı veresiniz. O yüzden diyorum işte bu sistemik bir problem diye.

 Sistemden kaynaklı bir diğer önemli arıza, bugün işte tam da bu röportajların yapılmasına neden olan arızadır. Böylesine ağır sosyolojik travmaları atlatmanın önemli yollarından biri bol bol fikir üretmektir. Bol bol tartışmak, yeni yöntemler geliştirmek, fikirler üretmek, yeni yol haritaları çizmek ve eylem planları ilan etmektir. Ancak bunun için her şeyden önce düşünen adamlara, analitik zekalara, birikimli insanlara müracaat etmeye, donanımlı insanların konuşması için ortam oluşturmaya ihtiyaç vardır. Fakat sorun şurada ki şimdiye kadar formatladığınız insan modeli, buna pek uymuyor.

 Bir tarafta çok renkli bir insan profili var. Sadece dini cemaatlerde değil, Türkiye’deki bir çok sol grupta dahi olmayan kalitede insan profilleri var. Zannedildiğinin aksine bu gençlerin büyük çoğunluğu özgürce varlığını devam ettiriyor. Fakat bir yandan da onlara gazete okumayı bile yasaklayan, “Neden Türk Edebiyatı Vakfı’nın çarşamba sohbetlerine gidiyorsun?” diye hesap sorabilen ‘abiler’ çıkabiliyor.

Cemaat bir eğitim hareketi, dikkatinizi çekerim. Bir yandan eğitime yatırım yaptı, insanlar yetiştirdi ama öte yandan da onların mümkün olduğunca aynı düşünen, çok itaat eden insanlar olmasını tercih eden bir kafa türedi. Neticede ortaya bir sığlık problemi çıktı.

 Eğer bu tavır devam edecekse, bu noktada artık bireylere de kendi bulunduğu yeri gözden geçirme ve tayin etme hakkı doğuyor.

Bu noktada bir parantez açmak istiyorum. Şimdi eleştiri getiren kimi insanların söylediklerine bir de şu gözle bakılmasını rica ediyorum. Konuşan kişinin arkaplanını, geçmişte nerelerde ne kavgalar verdiğini, hangi platformlarda hangi meseleler yüzünden tartıştığını, kimlere ne raporlar sunduğunu bilmeden “Daha önce niye bunları söylemediniz?” veya “Şimdi işler kötü gidince konuşmaya başladınız” diye karşı çıkmak doğru değil. Aslında bilmiyorlar ki bu insanların çoğu geçmişte de benzer eleştiriler yöneltiyordu. Çünkü kamuoyu önünde değil, kapalı kapılar arkasında yapmışlardı. Şimdi bunun pişmanlığını yaşıyorlar. “Bu insan ne söylüyor? Acaba dedikleri doğru olabilir mi? Acaba nelerle karşılaştı, neleri tecrübe etti, ne tür bilgilere sahip?” diye düşünülmesi işleri kolaylaştıracaktır.

Hataların, yanlışların aynen devam ettiğini söylediniz. Biraz daha açar mınız?

Zaten hadisenin nirengisi burası. Bu yanlışlar hala devam ediyor. Hala Hareket’e zarar verme, yeni 15 Temmuz’lara yol açma potansiyeli taşıyor. Bir yerde yaşanmış ve kesilmiş değil. “Aman susun”, “Eleştirmeyin”, “Konuşmayın” diyenler keşke neye arka çıktıklarını da bilseler.

Bakın bugün bile x ülkede, x adam, sırf yüzüne doğruları söyledi diye bir kardeşini fitneci ilan edip onu hiçliğe mahkum ediyorsa ve bu durum ilgililerce bilindiği halde kimse yukarıya götürmüyorsa, bu mekanizmalar tıkanmışsa daha neyin korumacılığını yapıyorsunuz ki?

Bir diğer önemli nokta; paranın denetimi. Sırf Allah rızası için parasından, malından mülkünden infak eden insanlar, “Acaba nereye harcanıyor” diye hiç merak edip sormadan veriyorlar. Bu konuda cemaatin çok büyük oranda alnının ak olduğunu düşünüyorum. Şu Çiftlik Bank olayı ortada iken Hareket’in başka hiç bir artısı olmasa bile sırf bunda gösterdiği başarıdan dolayı sınıfı geçtiğini söyleyebiliriz. Benim bu konuyu açma nedenim, bir takım şayialar değil. Daha temelde, asıl paranın yönetimini tartışmak istiyorum. İnsanların himmetlerinden toplanan paralar üzerinden patronluk yapmak, o paraların verdiği güçle kendine ekipler kurmak, ona göre atamalar yapmak, sözünden çıkmayacak insanları bir yere getirirken itiraz edenlerin ayağını kaydırmak, hoşa gitmeyen şeyler söyleyenlerin ödeneğini keserken kendi suyuna gidenlere muslukları açmak, maaşları veya ödenekleri birilerinin üzerinde demokles kılıcı gibi kullanmak… Bunlar oluyor. Genelleştirmiyorum. Fakat çokça örnekleri mevcut.

Batının 13. yüzyıldan beri tartışıp bugünkü seviyesine getirdiği bütçenin denetimi mevzusu, demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Her şeyde olduğu gibi bu finansal ayağın da şeffaf olması şart. Bunun çok ama çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu mesele halledilmeden diğerlerinde de sağlıklı bir dönüşüme gidilemeyeceği fikrindeyim.

Hareket’in Türkiye’ye neler kattığını, verdiğini düşünüyorsunuz?

Bu öyle bir soru ki, üzerine kitaplar yazılıyor. Ve gelinen nokta o kadar vahim bir nokta ki artık Hareket’in Türkiye’ye neler kattığının hiç bir önemi kalmamış durumda. Uğradığı ağır haksızlık, vefasızlık ortamındaTürkiye’nin Hizmet’ten neler götürdüğünü konuşmak daha ilginç olabilir. Röportajın şu ana kadarki bölümlerinde sıraladığım şeylerden sonra, “E zaten bütün bunlara rağmen Hareket’in karşılaştığı şeyler neden vefasızlık olsun ki?” diyen çıkabilir. Belki çok klasik olacak ama ben bu camianın kirlenmesini, birinciliğin beyaza verildiği kirlilik olarak görüyorum. Bu süt, bu renk bu lekeyi kaldırmıyor işte. Bütün mesele bu. Bir diğeri de şu; siz siyasetten medyaya, askeriyeden emniyete, ticaretten akademyaya, eğitimden finansa her alanda örgütlü olursanız sizin azıcık kirlenmeniz dahi otomatik olarak bütün bu alanlardaki görünürlüğünüze yansıyor. Fazla büyümenin böyle bir olumsuz getirisi oluyor.

AKP ile Hizmet mücadelesini, ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz, bugünkü bağlamda?

Bu soru da başlı başına bir başlık. Tek başına üzerine çalışma yapılacak bir konu. Fakat kısaca söylemek gerekirse iyiyle kötünün, doğrularla yanlışların, ateşle barutun, mesafelerle sınırların, aşkla nefretin birbirine karıştığı sorunlu bir ilişkiydi. Yaşandı bitti saygısızca…

Mülakatımızı 15 Temmuz’la bitirelim?

Bu röportajı kabul etmemin en önemli nedeni bu. Teklifiniz geldiğinde çok düşündüm. İlk gece karın ağrıları çektim. Size de ifade ettim; “Korkuyorum” dedim. “Böylesi ateşten günlerde veballer almaktan korkuyorum.” dedim. Dünya çapına yayılmış acımasız, insafsız, hukuksuz bir cadı avı var. Bir topyekün imha süreci yaşanıyor. Çok travmatik bir süreç. Şu anda acziyet içinde olan insanların rikkatini tahrik edebilirsiniz.

 Tertemiz, pırıl pırıl, masum insanlar bir hayat-memat mücadelesi veriyor… Bu insanların çoğunun tutunduğu tek dal, sahip olduğu yegane şey ‘haklılık duygusu’. İnancı. Umudu. Bir gün herşeyin anlaşılacağına, açığa çıkacağına, kendisinin aklanacağı ve hakkının teslim edileceğine duyduğu inanç. Hepsini alt alta koyduğumda, bıçak sırtı bir durum olduğunu görüyorum. Mağduriyet yaşayan insanları üzerken onlara vahşice saldıranları da memnun etme, kendilerine haklılık payı çıkarma imkanı sunabilirsiniz.

 Ama bütün bunlara rağmen bu röportajı kabul ettiysem en fazla 15 Temmuz yüzündendir. Söylemek istediğim şeyler var.

 Evvela, “Cemaat 15 Temmuz’un Neresinde?” başlıklı 15 bölümlük yazı dizisinde ortaya attığım tezlerin bütünüyle arkasında olduğumu vurgulayayım. O yazı dizisi, 15 Temmuz’dan sonra cemaate içeriden yöneltilen ilk sorgulamaydı. Ve aslında kafası kesilmiş tavuk gibi nereye gideceğini bilemeyen, o zulüm dalgası içerisinde de rahatsızlığını dile getirmeyi ar sayan onbinlerce insanın duygularına tercüman oldu. Çok sayıda destek mesajları aldım. Bunları da dizinin hemen peşinden “Cemaatten ne tepkiler aldım?” başlıklı yazılarla anlattım.

Ve bugün itibariyle o dizideki tezlerimin çok daha fazla güçlendiğini, ete kemiğe büründüğünü de gözlemliyorum. Orada cemaate yönelik tespitlerimin de altının çok dolu olduğunu bilmenizi isterim.

Kabaca özetlemek gerekirse; 15 Temmuz, tarihin en büyük komplolarından biridir. Erdoğan’ın Ergenekon’la birlikte tertip ettiği, cemaat içinden birilerinin de destek verdiği, birilerinin de bilmeden kullanıldığı bir istihbarat organizasyonudur.

 Cemaati tasfiye etmek, Türkiye’yi belli bir yörüngeye oturtmak, başkanlığı getirmek ve Suriye’ye girmek amaçlarıyla tertip edilmiş çok kurnaz ve başarılı bir komploydu. Başarısı, başarısızlık üzerine kurgulanmış bir darbe tuzağının başarı ile sahnelenmesinde. Bir diğer başarısı, darbenin cemaatin darbesi gibi görünmesini sağlayabilmesinde. O yazı dizisini bitirirken, son bölümde şunu demiştim: “Oyun o kadar ustaca oynanmıştır ki, cemaat tıpkı filmlerdeki gibi; polis helikopterlerinin spot ışıkları açıldığında cesedin başında, elinde kanlı bir bıçakla yakalanan tuzak mağdurları gibi kalakalmıştır. ‘Ben yapmadım! Ben katil değilim!’ diye istediği kadar bağırsın. O linç kalabalığının öfkeli gürültüsü içinde duyan bile olmayacaktır.”

 Sevdiğim bir insanın ifadesi ile “Cinayet mahallinde elinde bıçakla yakalanmışsın, ‘E ben karpuz kesecektim’ desen kim inanır?”

 Fakat ne yazık ki tuzağa düşmüş olmak cemaati aklamaz. Bu tuzağa düşülmüş olması, buna yol açan faktörler, ihmaller, ihanetler, paçozluklar hep işte biraz evvel savunduğum ‘sistemik’ arızaların tezahürleri. Hatta o patlak lastiğin gelip duvara tosladığı yerdir 15 Temmuz.

 Bu komplo, cemaat içerisindeki bir ekip olmaksızın asla başarıya ulaşamazdı. Bunu sadece ‘ihanet’ anlamında söylemiyorum. Bir de işin liyakatsizlik, sığlık boyutları var. Bugün AKP’ye karşı direnmek, mücadele etmek ne kadar şartsa, cemaatin de kendi içerisindeki bu damarla aynı şekilde mücadele etmesi şart. Hani, “Zalimle birlikte olup mazlumu taşlama” şeklinde bir söylem var ya… Karıştırılan bir taraf var, o da şu: Sözünü ettiğiniz o zalimin, sizin içinizde ortakları var. İçeride Erdoğan’ın ‘uzun kolları’ var. Bunu net olarak biliyorum. Bu mesele öyle basit bir mesele değil. Neyin üzerine bastığımın da farkındayım. Bir de demin özetlediğim şekilde yapının kendi yozlaşmasından beslenen şahsiyetleri de buna katalım. Hiç de küçük ve sıradan olmayan bir takım adamlar, ur gibi bünyeyi sarmış. Söküp atmakla da atılamıyorlar. Bu da bizatihi sistemin kendisinden kaynaklanan bir başka kördüğüm.

 Biraz daha somutlaştırayım: Bugün Cemaat’in büyük bir bölümü Adil Öksüz’ün MİT’e angaje olduğuna, dolayısıyla hain olduğuna inanıyor. İnanmak da istiyor. Aksi takdirde 15 Temmuz’u açıklayamıyor. Fakat Öksüz’ü yakından tanıyan, yıllarca onunla arkadaşlık eden bir kısım önemli isimler de “Adil Hoca hayatta böyle bir şey yapmaz.” diyor. İnanmıyorlar. İnanmak istemiyorlar. “O halde 15 Temmuz’u nasıl izah ediyorsunuz?” sorusunu sorduğunuzda ise bir cevap alamıyorsunuz. Bu yüzden de pek konuşmamayı yeğliyorlar.

 Fakat Sayın Gülen, France 24 kanalına verdiği röportajda, Öksüz’ün MİT ajanı olabileceğini söyledi. Darbe girişiminden tam bir yıl sonra. Ta en baştan beri neden bu konuda net bir tavır takınılmıyor? Neden sorulara cevap verilmiyor? 

 Halbuki bana kalırsa ilk düğme yanlış iliklendi. Hocaefendi’nin “İçimizden birileri katılmışsa Hizmet’e ihanet etmiştir” çıkışı havada bırakılmamalıydı. En başta cemaatin kendisi bir iç soruşturma başlatıp olayın fotoğrafını çekmeli ve A’dan Z’ye bütün failleri ifşa ederek yollarını ayırmalıydı. Fakat bu yapılamadı. Çünkü içeride bir yumuşak karın vardı.

 “Cemaat, TSK içinde örgütlenebilir mi örgütlenemez mi” tartışmasına girmeksizin burada bazı sorular yönelteceğim: Adil Öksüz, hava kuvvetleri imamı olarak biliniyor. Hayır. Aslında 2015 yılında bütün TSK’nın imamı haline getirildi. Bu cemaat içi atamayı kim yaptı? Öksüz’ün önünü açanlar kimler? Öksüz’le birlikte bütün alt kadroyu kim şekillendirdi? 15 Temmuz’dan önce Öksüz için kim mıntıka temizliği yaptı? Öksüz’e engel olabilecek, bu darbe girişimine müsaade etmeyecek, oyunu bozabilecek, tuzağı farkedebilecek kişiler nasıl tasfiye edildi? İçeride bir uzantı var. Bunlar organize bir şekilde hareket ediyor. 15 Temmuz’dan önce içeride bir ayıklama yaptılar. Bu işi engelleyebilme potansiyeli olanları tasfiye ettiler. Ondan sonra planı icra ettiler. Sözlerinden çıkmayacak kişilerle.

 Sorularla devam edeyim:

 Tasfiye ve tutuklama dalgaları nedeniyle bütün üst düzey ‘cemaat abileri’ yurt dışına çıkarken bizzat Kemalettin Özdemir’in 2012 yılında adını savcılığa verdiğini televizyonda açıkladığı Adil Öksüz’ün çıkmama nedeni nedir?

 Bırakın ülkeden ayrılmasını, 2015’te terfi ettirilmesinin açıklaması nasıl yapılıyor?

 Yurtdışına çıkış yapan kritik isimler zinhar THY ile yolculuk yapmazken Adil Öksüz nasıl olup da son 6 ayda üç dört kere (biri darbeden 2 gün önce olmak üzere) THY ile ABD’ye ye gidip gelmiştir? Bu cemaat açısından önemli bir detay. Çünkü benim ulaştığım bilgilere göre bu THY kararı hiç de öyle küçümsenecek bir karar değil. Bu noktada net bir uygulama var. Peki böyle bir dönemde nasıl oluyor da Adil Öksüz, adeta iz bırakmak istercesine THY ile rahat rahat gidip geliyor?

 Sorulara devam edelim. Öksüz darbeden 4 gün önce ABD’ye geldiğinde Gülen’in yanına uğramış mıdır? Uğramadıysa neden “Buraya gelmedi. Bu bir iftiradır” denmiyor? Uğradıysa ne konuşulmuştur? Adil Öksüz MİT tarafından angaje edildiyse bu ne zaman olmuştur? Bu ilişki nasıl başlamıştır? Hiç farkedilmiş midir? “Yukarılara” hiç uyarı yapılmış mıdır? Eğer farkedilemediyse 15 Temmuz’dan sonra nasıl bu bilgiye sahip olunmuştur? Nasıl ve ne zaman tespit edilmiştir? Bu bir kanaat veya yorum mudur yoksa somut bir bilgiye mi dayanmaktadır? Somut bilgi ise neden yüksek sesle anlatılmıyor?

 Adil Öksüz aslında bugün birilerinin günah keçisi haline geldi. Deşifre olmuş bir isim olduğu için her şeyi onunla izah etmek isteyen ve pisliğin kendisine bulaşmasını onun sayesinde önleyebilen birileri var. Bu birileri onun sayesinde elini yıkadı çıktı. Hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyor. Son güne kadar Öksüz’le birlikte hareket edip de şimdi yurtdışında hala camia içerisinde aktif olanlar var. Aslında Adil Öksüz’ü perde olarak kullanan ve onun arkasında hala mevcudiyetini muhafaza eden bir ekip bu. Organize. Birbirini tutan ve kollayan bir ekip. 

 Yazı dizisi devam ederken, “Bu Ahmet Dönmez ne yapmaya çalışıyor?” diyorlardı. Şimdi de diyecekler. Size ilginç bir bilgi vereyim:

 O yazı dizisinde camia içerisinde en fazla gürültü koparan bölüm, ‘Eşref’ kod adlı bir sivilden bahsettiğim 9. bölümdü. 24 Haziran 2017 idi. Kimdir bu kişi, bu iddialar doğru mu diye sordum. Cevap vermek yerine bir yerlerden öfkeli sesler geldi. Ben de dedim ki, “Madem öyle, Eşref benimle irtibat kursun, sorularıma cevap versin ya da kendiliğinden yazılı bir açıklama yapsın, harfine bile dokunmadan yayınlayacağım.”

 Geldi mi?

 Hayır. Aradan 9 ay geçti. Bu konuda ne yapıldı? Hiç. Araştırma yapıldı mı? Yapılmadı. Neden? Bu kadar insan -affınıza sığınarak söylüyorum- bas bas bağırıyor, herkes feryat figan, neden sizde bir kıpırtı yok? Nedir bu rahatlık? Çok mu zor? Hayır. ‘Eşref’ ABD’de yaşıyor şu an. Houston’da. Neden çağırılıp dinlenmiyor? Onun konuşmasını istemeyen birileri mi var? Anlatacakları birilerinin işine gelmeyecek şeyler mi?

 Üstelik ‘Eşref’ yalnız değil. Onun İstanbul’da yaptığının aynısını Ankara’da yapan ve bazı teknik sivil kişileri Telekom’a vs. götürdüğü iddia edilen bir kişi daha var. O da şimdi Houston’da. Zaten ne hikmetse bunlar Houston’u üs haline getirmiş durumda. Acaba bir aradalar mı? Ortak işler yapıyorlar mı? Bu kişilerin tuzağına düşecekken son anda kaçmayı başaran bir sivil teknik eleman da şu anda yurtdışında. O da biliniyor. Bunları yüzleştirmek çok mu zor? Neden bunu kimse yapmıyor?

 Sadece Amerika’dakiler de değil, 15 Temmuz’da adı geçen bir kaç sivil şu an dünyanın farklı ülkelerinde. Hiç birinin sesi çıkmıyor. Bu normal mi? Normalde ‘Bu bir iftiradır!’ diye ortalığı yıkmaları gerekmez mi? Kimliğini deşifre etmeden de olsa bir görüntülü açıklama yapamaz mı bu kişiler? Gerçekleri anlatamazlar mı? Bunun yerine sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Ben bu isimlere ulaşmaya çalışıyorum ama şu ana kadar başaramadım.

 O gece bazı insanlara kimler kapalı devre mesajlar attı? Polislere giden mesajları atanlar kimler örneğin? Bu kanallara birileri mi sızdı yoksa o kanalların içindekiler de mi darbeciydi?

 “Aman eleştirmeyin” diyenlere bir şey sormak istiyorum; siz bu fotoğraftan razı mısınız? Buna mı kol kanat geriyorsunuz? Buna mı kendinizi siper ediyorsunuz? Bunlar gizli mi kalsın?

 Yarın bir gün bu adamlar bir başka komplo ile karşınıza çıktığında yine ah-vah edecek misiniz?

 Yoksa bu da mı ‘yolun kaderi’ olacak? Evet, yolun bir kaderi var. Ama o yolda başınıza gelen her şey ‘kader’ değil. Hem diyorsunuz ki “15 Temmuz’da bizim içimizden ihanet edenler oldu.” hem de “Kim bu hainler?” diye araştırılmasını, o hainlerden hesap sorulmasını istemiyorsunuz. Hem ‘sırtımdan hançerlendim’ deyip hem de ‘bırak o hançer sırtımda kalsın’ demek gibi bir şey bu. Sen o hançerle yaşamaktan memnunsan ne diyeyim yani. O zaman yeni bir tanesi için daha yer aç sırtında.

 Kendilerine ‘ağabey’ denilen bir çok kıymetli şahsiyeti tenzih ediyorum. Gerçekten çok değerli, paha biçilmez insanlar var. Ki geneli onlar temsil ediyor. Fakat belli yerleri işgal eden ve her yaptıklarında bir hikmet aranan, aldıkları her karar ‘göklerden gelen bir kararmışçasına’ kabul edilen kimi ‘abiler’ de var ki, yaptıklarına inanamazsınız. Kendi aralarındaki ekipleşmelerine ne demeli mesela? Her namaz öncesi imamlığa geçmemek, o sorumluluğu almamak için birbirine tevazu içerisinde 10 dakika ayak sürüyen insanlar yukarıda nasıl oluyor da bir makam için mücadele eden, oraya geldiğinde bırakmak istemeyen, bırakmamak için entrikalar yapan, ayrılırken de sanki canından can koparak ayrılan, kendi aralarında ekipleşmelere giden insanlara dönüşebiliyorlar?

 Tabi ki geneli kastetmiyorum ama 15 Temmuz’a giden sürecin perde arkasında bu var.

Benim gördüğüm şu; Gülen şu anda her şeyi biliyor. Hepsini tespit etmiş durumda. Fakat neşteri vuramıyor. Az evvel dediğim gibi, burada bir yumuşak karın var. O yüzden çok üzerine gidilemiyor. Bir mahcubiyet yaşanıyor diye düşünüyorum. Hem o nedenle hem de bu ‘uzun kollar’ halen aktif olduğu için ‘hesaplaşma’ zamana yayılmış durumda. 

Bazen bombayı tespit edersiniz, bombayı yerleştiren kuryeyi de tespit edersiniz ama asıl bombacılara ulaşabilmek için beklersiniz. Sabırla gözetleme yapmaya beklersiniz. Olay bu da olabilir. Gazetecinin görevi bunları sorgulamaksa, liderin görevi tam tersine beklemek de olabilir. Burada liderden gazetecilik yapmasını, gazeteciden de liderin pozisyonunu takınmasını beklemek yanlıştır.

 

119 COMMENTS

  1. Çok teşekkürler. Ahmet Dönmez’i yaşanan süreci anlama gayreti yolundaki fedakarane çabaları, bilgiye, araştırmaya dayalı konuşması ve sergilediği eleştiri üslubu bakımından çok değerli buluyorum. İyiki böyle insanlar var. Mutlaka okunmalı.

    • Vay be agzim acik kaldi.

      Akici vede cekici bir yazi.

      Ekrem le de roportaj olursa, nasil olur? Cetvel le cizilmis gibi duz mu yoksa, yumurta gibi yuvarlak mi? Olursa goruruz.

      • Bu yazının çok doğru bir yazı olduğunu nerden anlıyoruz ;tuncay opçin in çıldırmasından. Yazının yayına verilmesinden hemen sonra opçin yazının etkisini azaltmak için twit atmaya başlıyor. Bence yazı cematin derinlerini ve onların uşaklarını çok rahatsız etmiş. Houston ahmet dönmezin yazdığından daha pis işlerin olduğu bir bölge. Burada öğretmenlerden zorla alınan haraçlar mağdurlar veya öğrenci bursu olarak değil. Cemaatin abilerine ve abudik gubudik işlerle uğraşanlara gidiyor.

    • Ahmet’ciğim çok güzel söylemişsin, yorum ekleyen arkadaşlarda da sancılı kalplerin sesi duyuluyor. Sistemden geçineneler hariç.

      1- Hizmet’te emeklilik müessesesi
      2- Ombudsmanlık müessesesi
      bu iki madde hayata geçirilebilirse diğerleri kendiliğinden çözülür.

      Tarih çok net bir şekilde tekerrür etmektedir. Ders alınamamıştır. Tarih’teki benzer vakalar, Hz. Osman (RA) efendimiz dönemi gibi aynen yaşanmaktadır.
      Emeklilik ve manevi liderlik/onursal başkanlık gerçekleşmeden bir düzelme beklemek hatadır.
      Bu ortaya konan düşünceler 10-15 senedir vardı, yeni çıkmış değil.
      2000 yılından itibaren hizmet yönetilememektedir. İlk ortaya çıktığı yıllardaki yönetim sistemi o zaman için doğru idi, fakat 2000 ‘den itibaren bir kabuk değiştirmesi gerekiyordu, bunu yapamadı.
      İnsanlar akıllarından geçen eleştirel düşüncelerini baskı veya kendi içlerindeki “acaba yanlış mı düşünüyorum” ikileminden dolayı seslendiremediler. Şimdi doğru düşünüldüğü ortay çıktı fakat geç oldu.
      Üstteki iki maddenin uygulandığını görürseniz ümitlenebilirsiniz, yoksa ihtimal çok zayıf.
      Doğrusunu C Hak bilir.

  2. Tarihi bir roportajdir. Bamteline dokunmus.

    15 Temmuz kisminda bir cok yeni bilgi ogrendim.
    Lider, bu hainleri ayiklayana ve sistemi duzeltene kadar belli mesafeyle gozlemlerim. Bu olmazsa kimseden daha fazla vefa beklenmeye hak yoktur. Sadece magdurlara yardimdan geri duramam; onun da yerine ulasip ulasmadigini kontrol etmek sartiyla.

    Bugunku Bamtelini de ‘okudum’. Yine bana muallak geldi. Yani yapilan hatalar konjokturun geregi miydi, bunu mu diyor HE? Degilse bile bu manayi cikarip, elestirenlerin agzini kapamaya musait muallak ifadeler bunlar. Ha bir de bu roportajda olanlardan dolayi kendini geri cekip, hatali sistemin duzeltilmesini ve tum hatalari yapanlarin hesaba cekilmesini isteyenlere “hizmet irtidadi” yaptin sen denilmesine musait muallak ifadeler var. HE bunlari kast etmese de, ki emin degilim tam net degil cunku, hizmetten kendini bu roportoajda gecen tum itirazlara binaen geri ceken ve cevabini almayi bekleyen insanlara ‘hizmet irtidadi’ onlar denilmesine yorulabilecek muallak ifadeler var malesef. Keske acikca ifade etse de anlasak. Teknolojinin, bilimin dibine vurduk ama HE nin muallak sohbetini nereye cekecegimi, ne anlasilacagini bilemedim… Keske birileri bunu okuyupta kendisine bu serzenisimi de iletse. Tek sohbetlik mevzu degil bu…

    • Magdurlara para toplanip ulastiriliyor! Keske resmi kanallarla yapilsa. Eminim, bir cok resmi kanal mevcuttur. UN kurumlari bile olabilir.
      Neticede birseyler yap ama denetle de. Maalesef suistimal cok! Hirsizlar is basinda. Yine mangir, yine pamuk eller cebe!
      Bir tarafda gercekten magdurlar varken, magdurlar uzerinden bile mali goturen abilerinizin oldugunu dusunuyorum.
      Evet Zan ediyorum. Daha once yapilanlar beni boyle bir zanda dogru yapiyor maalesef.
      Kontrolsuz, denetimsiz, seffaf olmayan birsey…

      • Temel senin tum yazdiklarini okudum ve pek iyi niyetli yorumlarin oldugunuda goremedim. Burda yorum yapan insanlari dikkatlice her yazdiklarini okumanizi ve yazdigi tezatlari gormenizi istirham ediyorum. Temel ismiyle yazan sahsiyet gibi. Tum yazdiklarini okudugunuzda ne dedigimi anliyacaksiniz. Saygilar

  3. Sayın dönmez gazeteci olduğunuzu birkez daha gösterdiniz ve çok önemli bir noktaya parmak bastını.HOUSTON
    HOUSTON eşreflerin sayısı çok fazla. Pisliğe gelen bok sinekleri gibi çok var houston da.pis işleri yapanların en rütbelileri houston da diyebiliriz. İmamı, asker sorumluları,mit abisi,hırsız esnaf,kendisine gazeteci süsü veren sosyal medya teröristi,soru çalanlar, öğretmenleri haraca bağlayıp köle ticareti yapanlar,türkiyede gapiste olanların emanet oarasını zimmetine geçiren hırsız mütevelliler, hepsi houston da toplanmış. Türkiyede askerlerin abileri houston da bölgeci abi olmuş. 15 temmuz günü Turkiyede daha ayaklanma olmamışlken ve herşey normalken çok meşhur gazeteci görünümlü sosyal medya twitter kahramanı ve herkese ayar veren kişi bugün bu iş bitiyor diye kahraman bir general gibi dolaşıyormuş kültür merkezinde ve cemaat fetih okuyormuş. Bunu tüm amerika biliyor. 15 temmuz un cemaat ayağı aydınlatılmak isteniyorsa houston burada önemli bir yerde. Ayrıca cemaatin houston daki yöneticileri halihazırdaki mevcut yönetimi de öyle.

    • Alo Houston,
      Orda Mars’a gidecek bir group toplanmis.
      Gecikmeden gonderin lutfen.
      Cok zor sartlarda toplanabildi.
      Ta eskiden beri var olan Mars hayalleri gercek olsun… Temiz hayallere, kabus gibi girecekler ama olsun.

      • HOUSTON CEMAATİN AMERİKADAKİ LAĞIM ÇUKURUDUR.
        AHMET DÖNMEZ BUNU GÖSTERDİ VE LOGAR KAPAGINI KALDIRDI.
        BU HOUSTON DAKİ PİSLİKLER TÜM CEMAATE BULAŞTIRILIYOR.CEMAAT BUNUN ALTINDA KALIR. HOUSTON DA ÖĞRETMENLERDEN ZORLA VE KAYIT DIŞI ALINAN PARALAR CEMAATİN LAĞIMCILARININ BURAYA ÜŞÜLMESİNE SEBEP OLDU.

      • Ogretmenlerden para alma gibi birsey sozkonusu degil ama birinin profilini paylasayim.
        O kendini bilirin ozellikleri:
        1.kindar olmasi
        2.onden baska arkadan baska olmasi
        3 telekomcu kankasi ve onun gibilerle tenhalarda bulusmasi
        4.zavalli bir grup esnafi kopruyu gecene kadar kullanmasi

  4. Teşekkürler Ahmet bey..okuyup anlama kabiliyeti olanlar icin uzun ama com sade açıklamalariniz olmuş..

    • Haklısınız. Fakat bizim hizmettekiler anlamak istemediklerinden ve yanlışların üstünü örtüp hiçbirşey yokmuş gibi davrandıklarından dolayı böyle yazıyorum. Cemaat giderek akp nin kitlesine dönüşüyor. Bu çok acı veriyor bana. Tam bir kult oluyoruz. Bunun sonuçları maalesef çok ağır olacak. Sadece Mağdur edebiyatı yaparak bu hizmeti-cemaati ayakta tutmaya çalışmak çok yanlış. Mağdurlara para toplanıyor ve gönderiliyor diyenlere sormak lazım.bu işi neden kayıt dışı yapmakta ısrar ediyorsunuz? Amerika da avrupa da kanada da afrika da nirçok vakfımız var. Neden elden toplanan paralar resmi olarak bu vakıfların üzerinden toplanmaz ve magdurlara dağıtılmaz. Şimdi hemen türkiye de bunu yapmak mümkün değil diyecekler. Fakat bu en azından toplarken resmi toplamanıza engel değil. Amma çok seviyoruz kayıtdışı parayı.aynı şekilde kurbanda da durum böyle. Kurban işi bile kayıt dışı. Resmen kara para işi yapan nir yapı oldu cemaat.

      • Magdur insanlara yardim eden kisilerin tutuklanip hapse kondugu ortamda resmi olarak bu parayi nasil ulastirmayi dusunuyorsunuz cozum oneriniz nedir? Bir khk ile bu yollarin hepsini kapatabilecek bir yapiya karsi problemi nasil asmayi dusunuyorsunuz? Resmi topladiginiz parayi gayri resmi nasil cikacaksiniz? Kime nereden hangi hesaba bunlarin hepsi takip edilecek

        • Turkiye disindakilerin organizesi daha kolay olur kanaatindeyim.

          Turkiye icerisindekerin, resmi kanal baglantilari biraz zor ama mumkun olmali. Uluslararasi kuruluslar, Turkiye de ki resmi yardim kuruluslariyla calisabilir. Olmaz demeyin! Adim atin bak nasil oluyormus gorursunuz.
          Kacak durumda ki lere de akrabalari kanaliyla ulasirsiniz…

          Birde, burada ki anafikirlerden birisi, paranin muhasebesinin duzgun tutulmasinin onemi anlatilmak isteniyor, zannediyorum.
          Mesela, Magdurlar icin para toplanmis, bu para yerine ulasamadigi icin, yolda birisi bu parayla falan yerde insaat yapalim demis ve parayi oraya aktarmis! Bunu niye oraya aktardin diye soracak bir yer yok maalesef. Birisi kerhen sormus olsa bile, giden gitti!
          Magdurlara para gidebilir kapisi acilincada, ya biz bu parayi suraya, su insaata acil oldugu icin gondermistik!
          Magdurlarada simdilik su kadari gonderin, kalani sonra gondeririz. Bu parada aslinda falan yerin parasiydi, simdilik gonderin, yeniden toplayinca yerine koruz! Bu ve bunun gibi harcamalar hic tanidik geldi mi?

          Ana fikir, paranin seffaf bir sekilde, uzman muhasebecilerin kontrolunde, yetkili kurullarin imzasindan cikmasiyla, yerine ulastigindan ve yerinde kullanildigindan emin bir sekilde, yurumeli.
          Falan abi soylemisti bizde suraya harcamistik! Buda harcamalar, kalemlere bakiyorsun, fazla fazla odemeler yapilmis, acemilikten.
          Suizan etmiyoruz…

      • Ahmet Koca,
        sen cemaatin gercek dostusun.
        Cunku aci soyluyorsun.
        Gordugum bir seyi de ben aktarayim,
        Abi diye adamin birisi (cok buyuk ihtimalle Esrefin abisi, ona abi olmaya yakisan birisi) esrefde herkimse, heneyse, bu adam , abi diye bir ulkeye geliyor, hizmetleri ziyaret edip hizmet etmesi gereken bir yer, sorumlu, yaninda da birkac kisi ile beraber ulkenin iki onemli yerine gidiyor. Her iki yerde de 5 yildizli otellerde konakliyorlar. 5 yildizli yiyip, icip, 5 yildizli tuvaletlerede gidip donuyorlar.
        Iclerinden biri oteldeyken soruyor, burda okulumuz var, ogretmenleri ne zaman gorecegiz diye, baslarinda ki o bas adamda, cagiralim buraya gelsinler diyor! Evet cagiriyorlar ayaklarina, otelde 20_30dk birkac ogretmenle gorusuyorlar.
        Sirf arkadaslari o beldede ziyaret ettik demek icin.
        O samimi ogretmenler, islerini yapiyorlar, oyle 5 yildizli hotelleri, bircogu bilmez, o ulke zaten cok fakir…
        Milletim parasini calip, harvurup Harman savuranlar var icinizde.
        Eee, denetim yok, tavuklara kis demekde yok…
        Maalesef.

  5. bu işin sonu 15 temmuz u cemaat yaptı ya gidiyor gibi. Ah
    Adil öksüz ile ilgili Mit ajanı belgesini de üreten yine Mit “Abileri”.

    Darbe yapmak için planlamayi asker olanlara degil de bir halttan anlamayan sivil imamlara birakmislar. iş sarpa sarınca boyle darbe mi olur mazeretine sarildilar? boyle salakca planlama ile tabi darbe olmaz.

  6. Yahu kimse de demiyor ki, cemaatin kamuda yapılanması neden olur? neden kamudaki insanları takip eder? Gülen neden kendi adamlarını devlete sokmak ister. mezun olan kişileri takip eder. Bunlar inanılmaz yanlış işler…

    • Bir nevi kadrolasma, bunu herkes yapiyor, cemaatlerde, partilerde, ilimli, asirici, sagci, solcu, alevi, komunist, dinci de yapiyor. Neden yadirganiyor ki! Akrabalarla beraber, sulalece kadrolasiyor.

    • Okadar üniversite mezunu ne iş yapacaktı. Siyasal bilimler mezunu ticaret mi yapsaydı.Yada öğretmen mi olsaydı..Saçma bir düşünce tabikide herkes bir yerlere girecekti.Elin iranlısı ergenekoncusu devlete çöreklenirken sen dışardan bakıp seyredecekmiydin…

      • Hee siz bu kafayla giderseniz, aklanmanız imkansız olyr. Hala kadrolaşmayı savunuyorsunuz, sizin kadrolaşmanız yüzünden girdiğiniz kul hakları umrunuzda değil. Dolayısıyla hak hukuk inanç fasa-fiso sizin için. Yeterki uni mezunu cemaatçi gençler iş bulsun, kul hakkına girilmesi önemsiz, savaş halindesiniz di mi? Gerekirse soru bile çalınır di mi. Bazen üzülüyorum içerideki öğretmenlere ama onlar da sizin kafadaysa, herkes çeksin cezasını.

  7. Burada yayınlanan bütün röportajlar çok değerli ve yol göstericidir. Sadece cemaat perspektifinden değil sıradan birisi için de yol göstericidir.
    Nasreddin hocanın dediği gibi genelleme yapıldığında herkes haklı. Ama burada satır aralarında söylenmesi gerekenlerden bir şeyler çıkarabilmektir.
    Ben bu röportajlardan şunu anlıyorum. Cemaat gerçekten iyi ki cemaat olarak kalmış. Demek ki bir devlet yönetimiyle karşı karşıya kalsaymış bırakın akp yi pakistan-afganistan dan kötü bir duruma getirebilme potansiyeli ortaya çıkıyor. Bütün bu olan biten cemaat için de bir rahmet olur. Bazı şeyleri yapılan bu cesur ifadeler ile anlayarak önlem almaya fırsat doğar.
    Bugün buraya yazamayan içi kan ağlayan ve hiçbir kabahati olmadığı halde 2 yıldır hücrede yatan yüz binlerin ahı var.
    Yıllardır kılı kırk yararak yaşamış devlet memuru var, şimdi aç susuz ve cezaevinde.
    Bir ada(80 yaşlarında) 2 çocuğu ve 1 damadı ceza evinde ayrı ayrı şehirlerde. Devlet çocuklarını da almış elinden. birsinin çocuklarını bulmuş, diğerininkileri hala bulamamış. 5 gün buralarda ceza evlerini ziyaret ederek geçiriyor. Bu durumu daha söyleyememiş çocuklarına. bunun ahı var.
    Uzaktan yakından alakasız askerler generaller polisler akademisyenler… ekmeğe muhtaç. avukatları bile olmayan… bunların ahı var.
    Deniyor ki bu ah akp yi bitirecek.
    Doğru bitirecek ama Cemaatin içindeki ve bu gün amerikada hiçbir şeye ihticaı olmaksızın yaşayan ve bu olayların en büyük müsebbiplerini de bitirecek bu ahlar.
    Bu ahlar Ekrem Dumanlıyı, Hain Mustafa yı (Tuskon gen sekreteri) daha niceleri niceleri… bitirecek.
    Bir şey diyeyim mi? Bu kadar zulme rağmen Bugün akp dese ki; “evet siz masumlara zulüm ettik, haksızlık ettik, boşuna ceza evine attık. Ama bunun nedeni bu cemaat yöneticileri. Hepinizi af getiriyorum. Hürsünüz!!! dese. bunların %1 akp yi suçlamaz, %99 u da söylenileni haklı bulur ve başını öne eğip kaderini yaşar.
    Cemaat hala bunu anlamadı görünüyor. Anladığım kadarıyla da kolay kolay anlaşılmayacak gibi.
    Bunlar arasında liderini anlamamış bir cemaat diyen de var, başka şeyler söyleyen de…
    Bu sürecek gibi. Ama her şeyden öte iyi ki Allah var, iyi ki ölüm var, iyi ki haşir var, iyi ki hesap var…
    Akif’in şiirinde dediği gibi artık angarya işlerimizi bile Allah’a yaptırmaya kalkışan bir Müslüman anlayışı…

  8. The circle takımı yine efsane bir çalışmaya imza atmış, şurada yazılan çizilenler bir seviyeye geldiğinde kitaplaştırılsa keşke, yarın birgün bu emekler üzerinden bile nice araştırmalar çıkar.

    • Efsane olacagini zannetmiyorum.
      sicagi sicagina ilk sorgulamaya baslanmasina vesile olanlardan birtanesi.
      Ileride, bakip gulecekler, aglanacak haller e.
      Bir yapinin, onemli bir cemaatin bu kadar kirlenmesine, idarecilerinin, vurdum duymaz oluslarina, basiretlerinin baglanmasina, hep sucu baskasinda arayan, kendinde hic hata bulamayan insanlarin halleri. Bir arkadasin dedigi gibi, Osmanli’nin son zamanlarina cok benziyor.
      Osmanli nin son zamanlari hicbir zaman efsane olmamistir.
      Ama, ozur diliyorum, ferdi efsaneler olmustur…

  9. Yapılan toplantı, toplanan paraların şeffaf ve açık olmasına itirazım yok. Ancak Türkiye’de insanların şeffaf ve açık, kanunu zeminde yapılmış faaliyetler nedeniyle bugün hapislerde olduğunu unutmayın. Bankasya, sendika, dernek, okul hepsi yasal.. hepsi hukuku çerçevede… ve insanların hepsi bu kurumlara bağlantısı nedeniyle gözaltında, ihraç… cemaat şeffaf olduğu için bu kadar kolay tasfiye edildi.. şeffaf olmadığı için değil… sapla samanı karıştırmayın..

  10. Ahmet bey,mülakatı yapmış olmanız çok isabetli olmuş.Çok değerli bir birikim,çok kaliteli bir gazetecilik ve çok hakperest bir duruş çok teşekkürler..

  11. Guzel yazi ve tesbitler. Aslinda pek cok insanin rahatsiz oldugu insanlar olabiliyor Hizmet icerisinde. Ancak katilmadigim nokta, su surec bitsin de Hizmet’ten ayrilayim vs gibi dusuncelerim benim yok. Olan varsa da kendi bilir.

    • O düşünce bir umutsuzluğun ve vefanın işareti. Yani zor durumda sırt dönmek istemiyor ama süreç bitince yolları ayiririm çünkü değişeceğine inanmıyorum demek istiyor.

  12. Acaba 1 numara Fethullah Gülen olduğu için mi , acaba yumuşak karın o olduğu için mi, hiç bir şey ortaya çıkmıyor ve birileri korunuyor? Bu meselenin ucu oraya doğru gidiyor, 15 temmuzdan sonra zaten her şeyi sorgulayacak biri olarak benim için bir sorun yok. Elbette ağır bir travma olacak bu ama zaten 15 temmuz ve sonrasında o güvensizliği o travmayı yaşadık, 2 sene geçti ben kendimi hazırladım böyle bir sonuca.

    Malum Türkiye’deki 402 bin insan ve akrabaları pasaportları engelli, eğer bu olmasa emin olun ne Houston ne de adil öksüz meçhul kalırdı. Mağdurların gücü devlete yetemiyor Akp ve Erdoğan’a da yetemiyor ama sünni bir cemaat olmaktan gelen genelekler de var “ALLAHA HAVALA EDELİM” diye. Sağ yanağınıza tokat atılırsa sol yanağınızı dönün diye sözler vs. Yani diyeceğim şu bu olaylar ortaya çıkmaz ve eleştirilerin önü alınıp susturulursa galiba herkeste şöyle bir kafa var o zaman ben bu hareketin içinde yokum, şahsen emre uslu ile ihsan yılmaz da bunu ifade etmişti. Ben bu hareketin içinde yokum diyenlerin aslında bu hareketi en pis yerlere sokan ekipten midir ben bilemem şüpheci olmak lazım. Ama bu hareketten çıksanız bile, bizim başımıza bu belaları açan, mit angajeleri ya da kötü insan oldukları için illa devlet ile çalışmalarına gerek yok, kişiler yan gelip yatacaklarını zannetmesinler. Özellikle Yurt dışında olan ve bu harekette ismi öne çıkmış buna sizde dahilsiniz Ahmet Dönmez , nasıl oluyor da bu işleri çözemiyorsunuz çok mu zor pensilvanya gitmek araştırmak konuşmak, korkak mısınız anlamıyor 3 kuruşluk 3 günlük dünyada daha neyi bekliyorsunuz, 2 sene geçmiş, adamlar bylock listelerini mit’e teslim ediyor siz hala eleştiri yapalım, mevzu eleştirinin çok ötesinde , ne yani eleştiri yapıp sistemi düzelteceksiniz ama bu tipler yan gelip Houstan’da yatacaklar mı? ayrıca başkaları olsa aynısını yapardı diyorsunuz güç yozlaştırır diyorsunuz. Güç yozlaştırır doğru ama kimse bu denli ihanet etmezdi, hata ile ihanet farklı şeylerdir.

    Bylocktan 100 bin kişi içerde gerçekten bu insanların eleştiri yapılmasın, tüm bunlar kaderdir başımıza geldi diye mi düşündüklerini sanıyorsunuz. Yoksa whatsupp var iken kim bu programı zorla yükletti? bu program serveri niye kıytırık bir ülkede ve nasıl mit ele geçirdi nerden serveri buldu, buldu da gerçekten hackledi mi yoksa satın mı aldı vs. bunları mı sorduğunu düşünüyorsunuz. En aptal insan bile ilk soruyu sorar emin olun.

    Cesur adımlara ihtiyaç var, Atatürk’ü sevmeyen eleştiren çoktur, bir özelliğine değineceğim 1.dünya savaşı yenilgisi sonrası çıkıp o hengame de o belirsizlikte ki çoğu insan ne yapacağını şaşırmış, ismet inönü hayvan çiftliği kurup emekli olalım demiş vs, çoğu kişi ne yapacağını bilemediği bir dönemde çıkıp kararlılıkla adım atmıştır. 15 temmuz sonra cemaat de bu böyle bir döneme girdi, ama maalesef lider karakterli biri çıkıp noktayı koyamıyor bir adım atamıyor 2 sene geçti. Elbette 1. dünya savaşı yıllarında bir çiftçi çıkıp liderlik yapamazdı, şimdi de cemaatin her mensubundan bunu beklemiyorum. Yanlış anlaşılma olmasın liderlik derken, cemaati dönüştürüp eski hataları bilip düzeltip içerideki pislikleri ifşa edip yola devam etmesini sağlayacak birinden bahsediyorum. Gülen böyle bir şey yapmayacağı geçen 2 yıldan belli, ya korkuyor falan diyorsunuz da , neyden korkacak o pislikler daha neyi ifşa edebilir de ondan korkacak, içeri girmeyen insan mı kaldı ne kaldı ? 2 yıl geçti tık yok, ya ne diyebilir ki ben yapmadım biz yapmadık diyor kendini nasıl ispat edebilir ki ? falan diyenler, bal gibi de ispat eder , Hz.yusuf(as) atılan iftirayı düşünelim , Hz. Yusuf tek kişi olduğu için çaresiz kalmış olabilir orada ama kendini aklayacak deliller mevcuttu, gömleğin arkadan yırtılması gibi bir bilen çağrılmasa bile bu yorumu kendi düşünüp yapardı zaten. Kendini aklamak kolaydır, hiç değilse bu yönde bir çaba görsek o bile yok, Ahmet Dönmez ile stockholm center mi neyse işte o illa rapor yazmak mı zorunda yani onlar yazmasa ortada cemaat lehine hiç bir şey olmayacak mıydı, valla görünen o, olmayacakmış iyi ki onlar bir şey yazmış, onlar da tamamen gazete haberlerinden ifadelerden bu raporları yazıyorlar, yani 3. bir kişi gibi. Olayın garipliğini görün diye diyorum. DAVALI-DAVACI var biz davalı tarafın avukatıyız diyelim kendimizi savunacağız davalı ben konuşmam diyor, biz davacının iddialarına bakarak aradaki mantık hatalarını diyoruz ama oturup bir davalı ile konuştuğumuz yok. Çünkü ben yapmadım diyor sadece o kadar. Avukat bile böyle bir tipi savunmaz bu suçlu der, ama o tip 2 milyonluk bir kesimi temsil ettiği için işte insanlar çaba gösteriyor.

  13. “Araştırmacı Gazetecilik” statüsündeki bir yıldızsınız sn Ahmet Dönmez;
    size de teşekkürler sn Engin Sezen, platformunuzun değeri büyük;

    “o m e r t a” nın en kusursuz işletildiği karanlıkta, ışıksınız;

    s a ğ o l u n .

  14. “Bu süreç bitene kadar mağdurlar için koşturmaya, elimden gelen gayreti sergilemeye devam edeceğim. Ama sonra… Süreç bittikten sonra ben yokum” diyen onlarca insan tanıyorum şu günlerde. ”
    Bu söz doğru, böyle düşünen var ancak hizmetin hakkaniyetinden yanlışlığından dolayı değil. milletin vefasızlığına karşı bir daha bu millete yardım veya irşadın fayda vermeyecepi veya değer bulmadığından

  15. eleştiriye eleştiri
    bu söyleşiye katılan her aydın evvela hizmetin eleştiriye tahammul etmediğinden bahsedip yükleniyorlar. ve muğlak ifadeler var. mesela bir grup var; kim bunlar isim yok. kim hangi eleştiriye şimdi zamanı değil diyor belli değil.hangi suçları açığa çıktı belli değil.okullaşma mı hataydı hastane sendikalşma gazete dergi hangisi. cemaat şu an eleştiriye tahammul değil hayata tutunmaya çalışıyor. kimi kodeste umutsuzca dışardakiler tecrit edilmişliğe geçim sıkıntısına tahammul ediyor.hakaretlerini bini bir para tahammul etmese napacak. bütün bunlara katlanıyorda eleştiriye mi tahammul edemiyor. geçmişler cesedin başına ahkam kesiyorlar. somut suçlarını sayın ,isim isim yanlışı olanları söyleyin kabul ederler eminim.öyle tahammülsüzler hizmeti din olarak görüyorlar lafları incitici.şu an kimse akıllı telefon kullanmıyor bilgisayarları yok.kim bu tahammüsüzler. bizim gibi dışarda sıranın kendisine gelmesini bekleyen fosillermi.Allah’tan kopduk da haberimiz mi yok. erdğnın din anlayışınamı dönelim mutlu olak için.
    en iyisi siz bu küllerden yeni bir yapılanma yapsanız. yanlışı olmayan tedbirli eleştiriye açık…. vira bismillah deyip başlayın.

    • Devlette kadrolaşma, mezun olan öğrencilere Ağbiler aracılığıyla takip etmek, siyasete angaje olmak, Ergenekon ile orduya kumpas kurmak hataydı. Eğitim, hayır ve yardım faaliyetleri dışındaki bütün faaliyetler yanlıştı. Nur Hareketi, eğitim ve yardım faaliyetleri dışındaki faaliyetleri sonlandırdığını açıklamalıdır.

    • Benim tanıdığım HE yumuşak karın dinlemez kendi karnı değilse.O manyaklar yüzünden 120.000 kamu bir o kadar benim gibi özel sektör çalışanı işsiz kaldı.60000 kişi hapislere girip sabıka sahibi oldu.Ama Elhamdülillah vatan haini ve onları saklayanlardan olmadılar.Ben orda olsam o adamları asarım.İlk defa küfür etmek istiyorum ama …Onları saklayan sistemin sahibinin başdarbeci olma ihtimalini düşünse iyi olur herkes..Bunu %90 ispatlayacak dönemde mevcut ..

  16. Bu arkadaşın verdiği mülakat doktora tezi derecesinde olmuş.Helal olsun. Röntgen çekmiş, uru tespit etmiş, çözüm yollarını anlatmış, daha ne yapsın.

  17. Houston nort american univisity rektörü eski fatih üniversitesi rektörü Şerif Ali tekelan var eğer kastedilen kişilerden biri de oysa eğer şu bilgiyi düşmek isterim ki, Ergenekondan çıkan Haberal 1 hafta sonra bunu ziyaret etmişti, ayrıca çocuğu suriyeli esadin önemli adamlarından biriyle evli, bu 2 olgu araştırılması gereken bir olgu. Çamur at izi kalsın değil, temkinli olun diyorum sadece buradan her şey yazılmıyor.

  18. gelecek öngörüsü yaparken bugünü görmeyi kaçırmışsınız. houston’daki “eşref”lerin sorgulanmadığını bunlar için en az zarar verecek şekilde safdışı edilmediğinden/edilmeyeceğiden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? ben biliyorsam vardır, ben bilmiyorsam yoktur! diye kestirip atılmış bir üslup görüyorum. tıp literatüründen örnekler vermişsiniz o yüzden “tümör lizis sendromu”ndan bahsetmiş olayım. ani ve dengesiz şekilde tümör temizlenmesi yapılan hastalar bu tümör hücrelerinin artıkları nedeniyle ölebilirler.

    medyanın ne şekilde olduğu malum. “cemaatçiler birbirine düştü” görüntüsü vermek böyle bir zamanda ne kadar doğru? bu yazı havuz gazetelerinde haberleştirildiği zaman bire bin katılıp olabildiğince hileli şekilde cemaate en çok zarar verecek şekile getirilip haber alma imkanları kısıtlı insanlara en zararlı şekile gelmeyecek mi? bunun için biraz daha galibası bol şekilde konuşmak doğru olmaz mıydı? yani bahsettiğiniz insanların “…sahip olduğu yegane şey ‘haklılık duygusu’. İnancı. Umudu”nu bu kadar kolay tehlikeye atmanız ne kadar sorumluluk dolu?

    “neşteri vuramıyor, üzerine gidilemiyor, yapılamıyor, edilemiyor” bir şeyler havada bırakılıyor” gazeteci insansınız bu cümlelerin nasıl bir görüntü verdiğini benim anlatmam gerekmiyor herhalde.

    cerrahların ameliyata hevesli olması gibi gazeteci arkadaşlar da kendi mesleklerinin gereğini yaparken pek bir hevesli oluyorlar. “nasıl olsa postop ile başkası uğraşacak keser çıkarım” kolaycılığı. başkasının imtihanı hakkında akıl vermek ne kadar kolay. her mesleğin imtihanı kendine.

    hizmet hareketini çok yapıcı bulup bu kadar yıkıcı bir üslupla yazı yazmak da görebildiğim en büyük ironi.

    • Hep bir esrar perdesi koymak zorundamısınız. Görün artık bütün pisliklerimiz ortaya saçılmış durumda zaten. Ahmet dönmez konuşmazsa bu pislikler yokmu oluyor veya temizleniyormu? Ümraniyedeki patlayan çöplük gibi yaptınız hizmeti. Pis işlerin hep üstünü örttünüz yıllardır kapatıyordunuz bu şekilde. Aslında kapanmıyormuş. Gaz birikmesi büyük bir patlama yapar. Şeffaf olmayan bir yapıda denetim ve hesap sorulma-verilme de olmadığı için pislikler kol kırılır yen içinde kalır veya hizmetin merhamiyeti mantığı ile hep kapatılmaya çalışılır. Beyler amerika avrupa hatta afrika bile bir başlarsa sorgulamaya turkiye gibi olmaz. O zaman nereye gidecek bu insanlar. Tabi sizlerin tuzu kuru bir şekilde geminizi yürütürsünüz. Peki pis işler kanunsuz işler yaptırdığınuz şakirtler ne olacak. Yine onların kaderi de bu yurt dışındada kınalanmaları gerekiyormuş mu diyeceksiniz? Ya neden mustafa özcan, barboros,dr ali, şerefli rektör, mehmet yaşa, saffet kaya,atlanta tahsin, izmirli bekirrrrr, dumanli, cemal türk, ismail büyükçelebi, süleyman sargın ve mollalar, tosunlar kınalanmazda hep garibanların kınalanması gerekir. Neden kanada da cansun kınalasansın, adem kalaç kınalansın, rıdvan kızıltepe kınalansın. Koltuk makam olunca hemen koşuyorlar kapmak için. Ama sıra kınalanmaya gelince cennete gelince hiç ortalarda yoklar.

      • Herkes kendi pislikleri adina konussun. Bir pislikten bahsedilecekse herkes kendi pisligini ortaya koysun. Kriz doneminde herkes saglam kalamiyor. HE kendi hesabina ozelestirisini yapti ve halende yapiyor. Hic kimse hatadan dur degildir. AMA herseyi maddi gozle yorumlayanlarin bir an once ahiret inanclarini sorgulamasi gerekiyor. Bu kadar akli gozune inmis insanlarin ortaya koyabilecekleri bir vizyon kesinlikle olamaz.
        HE gibi insanlar Peygamber varisleridir. Onlar hayatlarini tanzim ederken Peygamberimizin ayak izlerine basarak ilerlemeye calisirlar. Kader planinda hata da yapsalar sonunda bu hatalar Rabbimizin Hikmet ismiyle sonucu itibariyle yine hayirlara donusur. Burda herkes Kader planinda imtihana tabi tutulacakti. Butun ummetlerin basina gelenler bizimde basimiza geldi.
        Nasilki Hz Musa sav suyun kenarina gelipte Firavun orada onlari kusatmisti. Hz Musa’nin (sav) ummetinden insanlar onu suclamisti. Burda sizin gibi hakikati sadece akil gozuyle gorenler gibi Hz Musa aleyhisselami sucladilar. Bu durumda Hz Musa sav yanlis mi yapmisti? Hasa!
        Bu ornegi vererek kesinlikle HE’ye ulviyet makami vermeyi dusunmedim kesinlikle. AMA bu cemaat Peygamber efendimiz sav yolundan giden bir cemaat. Hatasi olabilir ama ihaneti yoktur. Hele HE de ihanet arayan zavallilara aciyorum. Cok cabuk cikarimlar yapiyor ve hukumler veriyorsunuz. Rabbim siddiklari mutlaka felaha ve dogru yola iletecektir. Sizler cok AMA cok acele ediyorsunuz hukum vermekte. HE hakkinda ileri geri konusanlar bu dunyada da mahserde de UTANACAKLAR!
        Baska bir konuda bu din Rabbimin Ne bana, ne sana nede kimseye ihtiyaci yok. Sen veya Ben yokum diye hizmetler sekteye ugrayacak diye dusunenler zavalli mahlukatlardir. Surecin uzamasi aslinda dokuleceklerin bitmedigini gosteriyor. Gayri memnunlarin Hz Adem aleyhisselamdan beri ortaya koyduklari hic bir sey olmamis ama, yiktiklari cok sey olmustur. Aksiyon insanlari yeni seyler soyler ve kitleleri suruklerler. Gayri memnunlarda bunlari yikmaya ugrasir.
        Cemaat elestiriyi kaldiramiyor diyorlarya cok guluyorum. Cemaat komple bir zulumu kaldiriyor da elestiriyi mi kaldiramayacak? Elestiri yapici oldugu surece herkes eyvallah der elestirilere. Maksat bagciyi dovmek veya elestiri yapmak adina rencide etmek olursa onada mutlaka soyleyecek bir seylerimiz olur. Elestiri yapanlar oyle bir psikolojiye giriyorlar ki, sanki soyledikleri hersey mutlak dogru. Herseyi cok biliyorsaniz cemaatinizi kurun insanlar size gelsin. Eger soyledikleriniz mutlak dogruysa! Katilmadigimiz hususlari yazinca hemen bagirmaya basliyorlar. Vay sen elestiyi kaldiramiyorsun. Bu ne yaman celiskidir! Senin elestirme hakkin var Ben senin soyledigini elestirince vay sen elestiriyi kaldiramiyorsun! Bu ikilemden kurtulun. Elestirme hakkin varsa elestirilmeyide kabulleneceksin. Yoksa dogruyu nasil bulacagiz.
        Yazilacak cok husus var AMA simdilik bu kadar diyor Rabbim ayaklarimizi hak yoldan ayirmasin diyerek bitiriyorum.

    • Cemil Bey,
      Okuduğum en makûl yorumlardan biri sizinki.

      Ahmet Dönmez başarılı bir araştırmacı gazeteci.Ancak, tr724 teki yazı dizisi de dahil olmak üzere kullandığı dil bazı noktalarda çok genellemeci ve varsayımları somut gerçek gibi sunma eğilimli oluyor. Bir kaç isim veya olay zikredip çok genel sonuçlar çıkarabiliyor. Meselenin özünü bilmeyen kişiler de bunu daha uç noktalara taşıyabiliyor.

      Lakin eleştiri konusundaki birçok tespitine katılıyorum ama bence ölçü şu olmalı.
      Bu aşamada bu eleştirinin yapılması veya bazı yaralara neşter vurulması, mevcut süreçte yarar mı getiririr yoksa daha kötü ve kontrolsöz sonuçlar mı doğurur? Bunu kesinlikle eleştirileri engellemek için söylenen klasik mazeretler babında söylemiyorum.

      Bir örnekle açıklayayım. Geçen hafta bir yazar TR724 te, sınavlarda soru çalınması üzerine bir yazı yazdı. O yazar da Ahmet Dönmez gibi, bir kişi ve bazı duyumlar üzerine genelleme anlamına gelecek ve zift medyası tarafından o şekilde kullanılabilecek yargılarda bulundu. Çok da eleştiri aldı. Gerçekten soru çalmış birileri olabilir, yazar eleştirisinde haklı da olabilir ama zamanlana çok yanlıştı. Çünkü, eğer doğruysa bile, şu anda soru çalma imkanı yok, yani güncel bir “tehlike” yok. Ama o yazıyla son 4-5 yıldır, başka bir somut suç da bulamadığı için “soru hırsızlığı” ithamıyla saldıran dinbaz müfterilere malzeme verilmiş oldu. Eğer soru çalma gibi bir vaka varsa en ince ayrıntısına kadar irdelenip raporlanmalı ve gereği yapılmalıdır ama zamanı gelince.

      Diğer yandan, “mutlak itaat” baz alınarak oluşturulan hiyerarşik yapılanma ve eleştiri kanallarının kapalı oluşu, “GÜNCEL ve YAKIN” bir tehdit olarak ele alınabilir diye düşünüyorum. Eğer durum anlatıldığı kadar ciddi ise, dünya geneline yayılmış bir camiada bu bazı sorunlara yol açabilir. Bulunduğum şartlar itibarıyla şu anda bu durumu ölçebilecek verilere sahip değilim ve açıkçası üç-beş kötü örneğin de fazlasıyla abartılıp gözümüze sokuluyor olmasını da ihtimal dahilinde görüyorum. Yorum veya haber paylaşan herkese güvenmek gibi bir zorunluluğum da yok tabi. Yine de gerekirse profesyonel yardım alınarak konunun üzerine ciddiyetle eğilmekte fayda olabilir.

      Diğer yandan, 15 Temmuz’u HE ye kadar getirecek imalarda bulunanlar, zannımca 15 Temmuz’u sadece zift medyasındaki iftiralar üzerinden takip ediyorlar. Çok çirkin zanlarda bulunuyorlar. 15 Temmuzla ilgili verileri bir ortaokul çocuğunun önüne koysanız ve yarım saat verip 3 tane fail ismi ver deseniz Erdoğan, Akar ve Fidan der. Bunu tüm dünya söylüyor, bu camiadan hazzetmeyen devletlerin ve Avrupa Birliği gibi geniş bir ağın istihbarat kurumları da bunu net verilerle söylüyor.

      Ayrıca, Ahmet Dönmez, başarılı bir tuzak kurulduğunu iddia ediyor ama bence çok zayıf bir tuzak kurulmuş ve bu tuzak çok çok sınırlı kişiler üzerinde etkili olmuş. Her geçen gün görüyoruz ki cematle irtibatlı askerlerin neredeyse tamamı darbeden uzak durmuş. Erdoğanın otelinin önünde darbecilerle çatışan korumalardan üst düzey komutanların emir subaylarına (örn.Burak Akın) kadar yüzlerce asker-polis darbecilerle mücadele etmiş olmasına rağmen sırf Cemaatle irtibatlı oldukları için hapisteler. Hele ki, tutuklanan Bursa Jandarma Alay Komutanının hikayesi her şeyi açıklamaya yetiyor. (Bloğumda bu konuda 15 somut örneğe yer verdim)

      Evet tuzak zayıftı ve bazı üslerde yakalanan 5-10 sivil ve muhtemelen bu civarda asker dışında da kimse bu tuzağa düşmemişti. Ama medya gücü, 3 yıldır pompalanan şeytanlaştırma, toplumun bir kesimindeki genetik düşmanlık, muhalefetin fırsatçlığı gibi unsurlar birleşince bu 5-10 kişi kullanılarak cemaat linç edildi. Aslında elleri o kadar zayıftı ki Zaman reklamındaki doğum sahnesi dahil saçma sapan bir sürü yalanı da delil diye lanse ettiler. Ufak bir obje gözün tam dibinde tutulursa başka bir şey görülemez. Toplum da tam olarak bu durumu yaşıyor şu anda.

  19. Ahmet Donmez,
    cok orjinal, cok cesur,
    birdaha vaybe, agzim acik kaldi.
    Cemaatin bilmedigim yonlerini ogrendim.
    Iclerinde, ceteler varmis!
    15 temmuz da cemaat icin soylenen seylerin dogrulugunun isbatini yapmissiniz…

    3-4 sene once bilmediklerim varmis, yeni ogrendim dediginiz bazi seyleri bazilari biliyordu. Hatta birtanesinin kicina oyle bir tekme attilar ki, acisi halen dun gibi taptaze.
    Denizde, seyreden lux bir hizmet yatinda, garsonluk yapan Adam’in, gozunun ustunde kasi var diye birinci ve ikinci kaptan anlasarak kicina tekmeyi koyup denize attilar.
    Adam, sizin bahsettiginiz lastige benzer bir samrel buldu. Sisirebildigi kadar sisirdi, uzerinde cok delik vardi. Parmaklari, dirsekleri, cenesi, ayagi, bacagi yettigi olcude delikleri tikadi ve hayata tutunmaya calisti. Hayattan, gayeyi hayallerinden, inancindan tam vazgeciyordu ki, karsisina baska seyler cikmaya basladi. Once bir agac parcasi, sonra, biraz daha buyugu, biraz da bez parcasi, (life of pie film in in bir degisigi), sonra, ulkemizde ki baska gruplarin sandallari, ve devletimizin sahil guvenlik gemisi. Sahil guvenlik gemisinde, karsilama hic de hos degil, korsan gemisi gibi yoneten kaptan ve yardimcilari var. Ama olsun yinede, evin yurdun.

    Bir zamanlar, evin yurdun bildigin yer, anadan babadan aziz bildigin yer aslinda bir samrelden farki yokmus, olmaz diyecegin sey olmustu, tekmeyi oyle bir vurmustu ki, azik mazik, su bile vermemisti.

    Turkiye de kalan magdurlar haric, lux yat, cruise yapmaya devam ediyor. O liman bu liman, gezme, eglenceye aynen devam.

    Sarhosluktan daha ayilmadilar…

    Vesselam

  20. Şimdiye kadar yapılan en iyi özet, bravo

    “15 Temmuz, tarihin en büyük komplolarından biridir. Erdoğan’ın Ergenekon’la birlikte tertip ettiği, cemaat içinden birilerinin de destek verdiği, birilerinin de bilmeden kullanıldığı bir istihbarat organizasyonudur.”

  21. Ahmet Bey’in eline kalemine sağlık! Adam gazeteciyim diyor ama kamu yönetimi bölümünü de boşuna bitirmemiş besbelli! Bravo yani! Yaptığı tespitler her biri nokta vuruş yani.
    15 Temmuzla alâkalı kısmına gelince: dedikleri onda biri kadar gerçekse heyhat yani!.. Allah yardımcımız olsun, diyecek söz bulamıyorum!..

  22. Cemaat lideri Gülen’in devlette kadrolaşmasının devletin kristal yapısına toslayacağını hesap edememiş olması mümkündür. Ancak devlette grupların kadrolaşması çeteleşme anlamına gelmektedir. Cemaat mensupları devlette gruplaşmanın çeteleşme olacağını algılayamamış olabilirler. Dolayısıyla duvara toslamanın nedeni cemaatin lider kadrosudur. Bu hataları ile yüzleşmek istemeyeceklerdir. Çünkü hatalarını kabul etmeleri durumunda tabanlarını daha doğrusu kendilerine itaat edenleri kaybedeceklerinden korkmaktadırlar. Bu korku ileriye doğru adım atmayı, yanlışları sorgulamayı engellemektedir. Gülen’den adım beklemek hayalcilik olur. Gülen’in görevden el çektirilmesi ise, anlaşıldığı kadarıyla etrafını saran kraldan çok kralcılardan dolayı mümkün olmayacaktır. Beklenen özeleştirinin olmaması sempati besleyenlerin cemaatten kopmalarını hızlandıracaktır. Cemaatten kopuşların, hataların devam ettirilmesi nedeniyle çok yüksek düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Çete olarak tarif edilen bir grubun hala eski alışkanlıklarını sürdürmesi, internete sohbet verilmesi, beklenen değişikliklerin olmayacağının açık göstergesi olarak anlaşılmaktadır. Gülen eleştirilmedikçe cemaatin ölüm döşeğinden kalkması mümkün değildir. Ahmet Dönmez de lider iyi, çevresi kötü yaklaşımıyla Gülen’i eleştirmekten kaçınıyor, bu da çözüme ulaşmayı imkansız kılıyor.

    • Engin Bey’in Gülen ile röportaj yapması mümkün olsaydı bazı şeyler açığa çıkabilirdi. Ancak Gülen korkularının esir olmuş durumundadır. Lider iyi çevresi kötü yaklaşımıyla hataları düzeltmenin imkanı yoktur. Yukarıdaki yorum her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatmaktadır. Cemaat yöneticileri hatta Gülen’in kendisi asıl olarak yorumları okumalıdır.

  23. ahmet t724 de şu seriye başlasa iyi olur. darbeyi cemaat yaptı erdoğana hediye olsun diye. seri 1… katılanlar 2….. kaçanlar 3…. evvela darbenin erdgn tarafından yapıldığı serisini yazıp sonra cemaat işin içinde olduğunu farkedenler..

    Artık şunu anladık ne siyasi islamcılardan ne diğer inanan kesimden bir şey olacağı yok. tüm dünya üzerine çullanmış bebelerden hamile kadınlara yaşlılara kadar zulmun paletleri altında inlerken eleştiri altında isimsiz yumuşak karınlar kim nerde hangi mesajı attı kim nerden emir aldı sorusu soracağına teker teker ispat edersin. ama yok. demokrat görünecek ya.. üstde makamı bırakmayanlar falan.. yol yurt harap olmuş ayakta duracak karnını doyuracak en ufak lutfa muhtaç hale gelmiş daha makamdan konumdan bahsediyor…

    t724 de bu makamı bırakmayan üst düzey elit kesimi yazasanızda öğrensek ahmet bey..
    öyle biri zaten kılık kıyafetinden de birşeye benzemiyor diyenlerden alınıp kocaman mağdurlara çatmak kolay

  24. Magdurlarin geldigi ulkenin birinde, bu insanlara oturum moturum saglama islerimden altina Volvo SUV ceken yaratiklar gordu bu gozler. Eh, imam da musteri buluyordu bu arkadasa. Imamin diger referans oldugu kisi ise 4-5 milyon tokatladi zengin muhacirlerden. (Imam ise nispeten daha kucuk bir ulkeye gonderildi. Yani “biraz” azletme var..:)) Vereceksin zopayi bunlara..
    Islamin dirahsan cehresinden gelen bir guzellik yansimasi vardi hizmetin yuzunde.. Ona asik olmustuk biz. Hala da asigiz. Ama kizin bazi abileri usandirdi bizi asktan meskten..
    Ha, 80 milyona yakin lesi de unutmayalim. Donmezin dedigi gibi, beyaza en yakin olanlar hala bu kitle. Oyle de kalacak uzun bir sure. Suvari de beyaz gomlekle cikmisti 50 sene once yola.
    Bu sevda bitmez.
    Gorelim mevla neyler.. Elbet guzel eyler.

  25. Ahmet Dönmez’ in röpörtajından anladığım ortaokul yıllarından hizmeti tanıyor. O zaman HE nin micro management yaptığını bilmemesi mümkün değil. Mahrem hizmet nedir onu da bilmemesi ve bunun amacının devleti ele geçirmek değil, devleti ele geçirmek isteyenlerin engellenmesi gerekliliği olduğunu da biliyordur. Güç kazandıkça Ergenekon yada koyu dindar düşmanı kemalist subaylar tasfiye edilince anlaşılan devlet bizim sanıldı. Dün karşı olunan şey güç ele geçince sahiplenildi. Yani yeni vesayet cemaat oldu.Aslında Ahmet Şık ve Cübbeli operasyonları bunu netde gösteriyordu. Devletin sahibi kendine uzanan, uzanabileceği hesaplanan tüm tehlikeleri öften püften sebeblerle kodese tıkıyordu.Hanefi Avcı’nın hapsedilmesi resmi daha da netleştirir. Bütün devleti ele geçirdiğini sananların final hamlesi darbedir. Geriye dönüp bakın anlarsınız.
    Ahmet Dönmez aslında birazda kendini kandırarak HE’ nin hiçbişeyden haberi olmadığını ima etmiş.Bişeyden haberi yoksa bu daha büyük sorun,varsa zaten suç.Onu darbenin 1 numarası yapar. Cemaat darbe komplo demektedir ama altını doduramamaktadır. Darbe öncesi darbeyi ima eden twitlerin sahiplerinin savunmaları komedi düzeyindedir. Osman Özsoy ve Tuncay Opçin’in attıkları twite yaptıkları izahı bulun okuyun bakalım inanacakmısınız.Ben çok inanmaya hazır olmama rağmen analitik düşünceme oturtamadım.
    Aslında mesele 15 temmuz ve sonrası da değil.Önceki Bamtelleri , gizemli hesaplar, sohbetlerin tadının kaçması, gelecekten haber veren çok bilmişler..Hepsi tek birşeyi ima ediyordu ama kimse 15 temmuza kadar konduramıyordu. Ahmet Dönmez şunlarıda sorgulamalıydı bence:
    1.Osman Özsoy dan keşke Albay olsaydım bandı. Sonra dedemde albaydı ondan desede bandın tamamının dedesine özlem çağrıştırmadığı çok açık..
    2.Tuncay Opçin’in şafakta asacaklar twiti. Kötü bir tesadüf olamaz. Ben hep diyordum desede bu kadar net ve öz olanı hiç yok.
    HE’ nin Bamtelleri:
    1. 17/25 oparasyonunu yapan Polislerin hapsinden hemen sonra “Bunlar yıkılacaklar ama ben arkadaşların biz hapis yattık başkaları makamlara kuruldu demesinden korkuyorum” lafı. Yani devlet bizim.Makamı biz dağıtacağız yakında ama makam dağıtırken arıza çıkacak ondan korkuyorum mealine gelen açıklamaları.Arayıp bulabilirsiniz sohbeti.Ben umut dağıtıp cemaatin dağılmasını engellemeye çalışıyor sanmıştım.15 temmuz’ da cuk diye laflar yerine oturdu.HE kafasında işi bitirmiş,bitirmiş de makam isteyeceklerin derdine düşmüş demekki dedim.
    2. 28 Şubat’ ta neden bu kadar sert değildik.Geri adım attık sorusuna verilen “Şimdi civcivler kuluçkadan çıktı” yanıtının ne anlama geldiğini düşünün bakalım ne bulacaksınız.
    3. Gübre olacaklar bahsi. Darbecilerde RTE’nin 200 milyar doları var demişti. “Yani bunlar yıkılacak çaldıkları 200 milyar doları geri getirip ülkeyi yeniden inşaa edeceğiz” anladım ben.
    4.Sohbetlerde 5. Şua ve Hz. Davud’ a atıfların sıklaşıp çoğalması. Bunun planlı olduğunu düşünüyorum.Üstten orta kademeye geliyor onlarda sohbetlerde sebebini bilmeden işliyorlardı. 5. Şua Süfyan ve Süfyan’ın elinden kurtulan ordunun onu derdest etmesi bahsi. Hz. Davud’ un Talut(Uzun imiş) un ordusuna katılıp Calut’ u tek taşla yıkması. Sonrasında Talut’un kral olarak Kenan ilini idaresi ama Hz. Davud’u sevenleri kıskanıp ona zulmetmesi (Bu zulüm kısmı Tevrat’ dan bu arada.Kuran’ da yok). Hz Davut’un sevenleri ile kenan ilini terki ve Talut’un etrafdaki barbarlarca yenilmesi.(Bu kısımda tevrat’ ta geçiyor yine.Kuran’ da değil.)
    5. Bir gecede RTE’ nin adil yöneticiden Süfyan’a dönüşmesi ve hakkında kitaplar yazdırılması.Durmadan bunun cemaatin biz saflarının beynine işlenmesi. RTE’ ye ancak Süfyan denirse darbe meşru hale getirilebilirdi halkın/tabanın gözünde. Süfyan kitaplarını yazanlar talimatla mı yazmıştır Ahmet Dönmez’ e araştırmasını hakça araştırmasını tavsiye ederim.
    6.Kapadokyalılar sohbeti.Havuzda çok işlendiği için detayını yazmaya değmez.Sırf onlar yazdı diye dinlemedim bile…Ama yazma mantıkları çok yanlış gözükmüyor.
    7.Değişen HE sohbetleri.Değişen cemaat davranışları. Toplu protestolar, toplu kadın erken Zaman baskınına direnmeler falan..Sakinlikten militarist direnişe kayış ve bunun toplu gösteri yapılacaksa onunda nasıl yapılacağını biz gösteririz tavrı..
    8. HE’ nin bedduası ve beddua’nın cemaati birebir tutması…Ağzını eğerek “Onlara acıyarak bakacaksınız ” deyişi bana acıyarak bakan AKP’lileri her gördüğümde gözümğün önüne geliyor ve kandırılmanın nefretiyle dolup taşıyorum..
    9. Adil Öksüz ,Kemal Batmaz, Harun Kuniş, Anafartlar Kolejinin sahibi , Türksat’ a ,T.Telekom’ a darbe gecesi giren cemaatle irtibatlı veya kurumlarında etkili yetkili görev almış siviller…
    10. Darbeye katılan muazzaflardan bir kısmının “abiler katıl dedi katıldık” ifadeleri…İşkence demeyin hemen.işkencesiz ifadeleride ben bizzat biliyorum…
    HE’ nin 16 temmuz günü röpörtajındaki vücut dili. Dünyaya verilmek istenen darbe planlaması mümkün olmayan yaşlı ve hasta bilge insan imajı. O sohbette “bize gönül verenlerde katılan olmuş olabilir lafı.” Nerden biliyon demezlermi adama.Bana sorsalar “bizden kimse olamaz, katıldıysada bizden değildir” derdim.
    Darbe gecesi “Darbeyle uzak yakın ilişkimiz yok.Katılan bizden değildir açıklamasının yapılmaması.Tüm kesimler ,siyasi partiler kendisini darbe karşıtı açıklamayla kendini temizlerken, direk suçlanan cemaatin sessiz kalması..O saatte HE ve ekibinin ne yaptığının hiçbirzaman tam olarak açıklanmaması..
    Tüm işaretler 1 numarayı en azından 1 numarının durun demediğini gösteriyor ama hiçkimse konduramıyor. Çünkü bir tarafta zulüm var. Zalimse her 2 tarafında başında..Buranın zalimine laf desen zulmeden zalim daha da haklı gözükecek..Ama bize Hizmet hakkı savunmayı öğretti.Anamız , babamız, Hocamızda hata yapsa hakkı savunmayı hizmetten öğrendik…Hak hep aynı adresi işaretliyor..İnşAllah biz yanılıyoruzdur.Herşey apaçık ortaya çıkar…Bizde zulüm çektik ama haklıydık.Ağzımızı tutamayacak kadar da hamdık/acılı ve aptaldık deriz…

    Saygıyla,
    ahmet

    • Ahmet kardeşim, kısaca işin özü devletin kurduğu cemaat çok büyüyünce yine devlet tarafından lağvedilmiştir. Biraz internetden arama yaparsanız. Sayın bakan Fikri Işık ın 17/25 Aralık öncesi ve sonrası olayların bizzat HE ve RTE nin ortak planı dediğini görebilirsiniz.

      • Kahraman Hocam,
        Cemaati HE kurdu, devlet desteğiyle kurulmadı bence. Düstürları
        çok güzeldi ama RTE için ne dediyse aynı hastalığın kendi cemaatinde ve kendinde olduğunu göremedi.
        1. AKP’ yi dar oligarşik kadro yönetiyor. Dar bir daire bütün kararları alıyor. Cemaati de bir başka dar kadro yönetiyor.(istişare tabana sormak değildi de o üst kuruldan çıkana dini kılıf bulmaktı hizmette. İstişare kararı abi uymalıyız da ben sadece sonuçtan haberdarım demedik malesef.) Kimseyide dinlemiyor. Eğer devlet gücü cemaatte olsaydı AKP tarafı şimdi muhtemelen uluslararası terörist ilan edilirdi.BM’ den falan da kararlar çıkardı. Dar kadrolar tabanı ancak dara düşürür.
        2. AKP ihalelerden çalıyor, ihale dağıtıyor . Cemaat sınavlardan çalıyor, AKP desteğiyle kadro dağıtıyordu. AKP çaldığından cemaate , cemaat çaldığından AKP’ ye yediriyordu 17/25 den önce. Bizde sol ve kemalistlerin her dediğini yalan sayıp ne rüşvete , ne soru çalınmasına , ne haksız kadrolaşmaya inanıyorduk..
        3. AKP’ nin tek derdi para ve çıkar deniyordu. Cemaatte her sohbette her toplantıda, her gezide , himmet de himmet para da para diyordu. Hatta ilk defa sohbete getirilen insanlardan para toplanmaya çalışılmaya başlanmıştı.
        4. İkisininde hoşuna gitmeyenler suçlu , masum denmeden hapsi boyluyordu. Hukuk her zamanki gibi gizli ortak , sonradan açık düşman olacakların ortak sopasıydı.Şimdi ana ortağın tek sopası ama bedelini ödeyecekleri zamanı çok yakında göreceğiz bence.
        5. Biri hocam özledik gel diyor.Öbürki mezardan ölüleri çıkartıp oy verdiriyordu.
        Her 2 side (HE,RTE) kendini patron sanıyor, diğerini kekliyordu.İstediğimde de diğerini (RTE cemaati terörist ilan ederim, HE de bir vuruşta devirir başkasını getiririm) anında boğarım diyordu. Keşke birbirlerini boğsalardı da yüzbinler mağdur, diğer yüzbinlerde günahkar, iftirakar, ahlaksız olmasaydı…Günahsızların,mağdurların günahı hem RTE’ nin hemde eski gizli ortağı HE’nin omzunda. Sadece birine kızdığımız sürece ve birinin hatalarını görmediğimiz sürece bişey değişmez.HE’ nin hatalarını, saçmalamalarını, şirke girecek abartı metodlarını bir büyüklük , kutsallık olarak görmeseydik , zamanında karşı çıksaydık bu yıkılış olmazdı. Eminim AKP tabanıda birgün RTE’ nin yaptıklarını zamanında görseydik başımıza bunlar gelmezdi diyecekler ama Allah cemaatin mühletini bitirdi , onların mühleti şimdilik devam ediyor.
        Yasin süresi 21. ayette “Uyun sizden bir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar doğru yola ermişlerdir.” Sohbetlerin genelde mukaddime yapılıp para istendiğinde hep aklıma bu ayet gelir ve bunlara sanırım uymamalıyız,burda bir dakka daha durmamalıyız der, sonrada onca öğrenci okuyor kendilerine istemiyorlarki iç sesime kulak verir ve devam ederdim.Şimdi 28 milyon dolarları, para güç peşinde koşmaları duyunca safmışız diyorum ama saflığımla da gurur duyuyor ve kim aldığı 1 kuruşu menfaatine , kendi gücüne güç katmaya kullandıysa onları Allah’ a havale ediyorum. Hiçbirşeyden haberi olmayan insanları hapislere atan , mesleklerinden eden azgın zombi sürüsünüde Allah’ ın adaletine havale ediyorum. Kim oh olsun hak ettiniz diyorsa onlarıda Allah’ın adil sıfatına ve kendilerinin hak ettiklerine de tez zamanda erişmelerini diliyorum. Artık zulüm görenler, çocukları hariç kimseye zerre yardım etmekde istemiyorum..Tüm güzel duygularımı iki baş zalim çaldı.

        Saygılar,
        Ahmet

    • Güzel çıkarımlar, Gülen darbe yaptıysa da çıkıp yaptık desin, benim anlamadığım şey bunca zamandır darbe karşı olup demokrasiyi savunup en son gelip Darbe onay vermen, ilkeli olacaksın bu takkiye oluyor, Sen din adamısın binlerce insan senin kitabını okuyor tam olarak nerde takkiye yapıyorsun ben nerden bileyim. İslam tarihinde dolu darbe var, yezid’e karşı ayaklanıyor sahabeler işin sonu kabe’nin yıkımına kadar gidiyor.
      Yani şunu diyorum darbe’nin kötü olduğunu haram olduğunun dinen açıklamasını yapsa bile kendini kurtarırdı 16 temmuzda , ama yapmadılar. Biz karşıyız demek ile olmuyor, Türkiye’de 80 milyon karşı ona bakarsan darbeye, ama kemalist darbe olsa bir kesim, kemalistlere karşı ülkücü-dinci darbe olsa öbür kesim destek vercek

      • Ahmet kardeşim atladığın atladığımız bir nokta var.Eğer HE di çıkıp darbeyi biz yaptık deseydi , bütün coğrafyalarda hizmet okulları kapatılırdı.Modern dünya başarılı darbe sever. Darbe başarısız olursa modern dünyaya aykırı der adamı aforoz ederler. Hizmet sadece Türkiye’ de olsa bence çıkar derdi.

        Öte yandan HE gelse benim askeriyede gizli bir örğütüm vardı onlara darbe yapma fetvası verdim, birkaç sivil imam hariç kimsenin haberi yok deseydi RTE ve ekibi burdaki cemaat sevenlerine bu zülmü yapmayacakmıydı ? Ben yine yapacaktı diye düşünüyorum..Yapsa da taban gam yemezdi o zaman. Yada biz yapmadık, hiçbirşeyden haberi olmayanlara zulüm yapmayın. En azından bu fitneye sebeb olan ben F.G ,Osman Özsoy,Tuncay Opçin gelelim.Bizim yüzümüzden diğer masumlara dokunmayın deseydi.Onlar zaten bunu kabul de etmezdi. Ama bizim içimiz soğurdu.

  26. Bence tum isimler aciklanmali. Kod adi degil gercek isimler. Insanlar abi diye yaklastiklari kisiler hakkinda soylenen iddialari bilmeli ve sormali gercek mi diye. Bu bir kivilcim olmali ve hesap sorma ve seffaflasma surecini baslatmali. Belkide iletisim kanallarini tikayan engeller bu sekilde kirilabilir.

  27. Tecrübeli ve başarılı ne kadar abi varsa maşallah çok güzel yazıyorlar. Tek solukla okuyorsun, bu süreç öncesi ve sonrası için çok önemli malzemeler.
    Ne yazık ki;
    Temel,dursun ve fadimenin hikayeleri gibi kulanılırlar aktroller. Temelsiz, manasız çok hikaye’ye zemin olur. Ak trollerin işini kolaylaştırıyoruz.
    Çok değerli beyler!
    Eminim herkesin kalbi şeffaf modern demokrat ve kemale ermiş bir hizmeti arzuluyor. Kopukluk falan yok, orijinal düşünceleri olup, akılı ve zekki insanlar, Eminim Her kese ulaşabilirler… hizmetin bir kase çorbasını içen ve annelerinden emdikleri sütü helal olanlar hain olamazlar. Hainler yaprak dökümü gibi zaten dökülüyorlar peyderpey. Dünyaya dağılmış, farklı diller, farklı kültürler ve sistemlerle muhatap olan ve halkların medeniyetlerin umudu olmuş bu hizmet, yakın zamanda altın devrini yaşayacak.
    Ne biliyorsanız muhatabını da bulup hakikatı varsa ki vardır. kesilmesi gereken parmak mı baş mı? Oda olur.
    Umutsuzluğa sebebiyet veren bu dünyada cezasını çekemezse öbür tarafta bol bol çeker. Hizmeti hala omuzlayan kahraman yiğitleri seviyorum ve dua ediyorum.
    Rabbim namerde muhtaç etmesin.!

    • Ekremcigim,
      Yanlis teshis. Yanlis teshis hastayi iyilestirmez! Kimse umitsizlige suruklemiyor.
      Realitelerle yuzlesmeye cagiriyor. Bu hastaligin recetesi soruluyor!
      The circle ruzgari biraz sert esiyor simdilik, bakalim ne kadar surecek ve yaprak dokumu ne kadar hizli olacak….

      Gelismis ulkelerde, haysiyetli memurlar, bakan dahi olsa, yasanan aksakliklardan dolayi, zarar goren, olen insanlar olursa hemen istifa ediyorlar…!
      Hizmetler benim(sizin) yuzumden yurumuyor, aksiyor deyip,
      ICINIZDE ISTIFA EDEN BIR KISI OLDU MU?
      Genel manzaraya bakinca, Ben bir kisinin bile
      oldugunu dusunmuyorum. Varsada alnindan opuyorum. Sunuda ekleyeyim, raiyetindekilere bos kagida imza atin, tayin, istifa hersey olabilir diyenler, en basta kendiniz istifanizi sunun lutfen.
      Bu arada Ala kullihal her 15 gunde okunmasi gereken ihlas risalesini, okuyup okumadiginiza bir bakin. Ve ozellikle Istikbal endisesi bolumunu, altini cizerek okuyun.
      Ekremcigim, Hizmet kurumlarindan maas aliyor musunuz? Buyuk ihtimalle evet. Once istifa edin, kendi maisetinizi kendiniz cikarin ve de hizmetlerinize devam edin.
      Isim, Ekrem Dumanli yo da cagristiriyor, onun icinde bir set soylemek istiyorum.
      -Gozunu seveyim, Samanyolu web sayfalarinda, yaziniz ciksin sadece. Goruntunuz cikmasin. Sizin, diger yazarlardan ustunlugunuz mu var?(banagore yok), yada, bu samanyolu sayfasi sahsinizin mulku mu? Degilse, yazinizin tamami ciksin, en sonundada YouTube dan goruntulu ve sozlu reklaminizi yapin, problem yok, yazinin tamamini yayinlayin…
      Ama, HE nin haftalik sohbetlerinin alternatifi gibi pozisyon almayin lutfen.

      Ekrem beycigim(yorumcu kardesimiz), Renk kattiginiz icin tesekkurler, yorumlara saygiliyiz. Surc-i lisan ettiysek afola. Hhe. Kul hakkiyla obur tarafa gitmek istemem.
      Platform, ismimle(Temel) takip etmeye devam edecegim,birsey soylemek isterseniz memnuniyetle okuyacagim.

  28. Daha önce de yazdığım gibi hizmetin içinde bu kadar kaliteli bayan kirlesi varken ve onlar da bu mağduriyetleri defaatle yaşıyorken nefen bu röportajların bir oarçası olamıyorlar?21 bölümlü bir röportajda sıra var mı onlara da?
    Ahmet dönmez bey “derli toplu” herşeyi söylemiş..ağzına ve yüreğine sağlık

  29. Hesaplaşma olmadıkça bu işin çözümü olmayacak. İş öyle bir garabet halde ki karaca hapiste dumanlı değil. Kim nasıl kollanıyor kim nasıl yalnız kalmış belli değil. Nam-ı geda vardı darbeyi an be an haber verdi sonra ismini değiştirdi. Ama yanlışı doğruyu bilmemde herşeyi organize eden Allah’ın izniyle bi yerlere gelen dava international bir medyası yok haber ajansın var dergin var dumanlinin gölgesinde kalmış aslında ilk darbe muhabir kimliği de olan ilçe gazete temsilcilerine gazete dağıtın haber neyinize diyen sistem değişikliğinden fonlardan harcamalardan başlamalı… Yezidi suçlarken yezidi vasıflı işler yapanı suçlayamamak vefa yerine günü kurtaran tabelacılıktan öteye geçemeyen aciz işler

  30. Hizmet hareketnini, asıl kaynağı olan Risale-i Nurların temel dusturlarından uzaklaşması ile kendi sonunu hazırladı. Bunlardan biri Kardeşlik düsturu idi (kardeş kardeşin pederi, şeyhi vs olamaz), maalesef abiler şeyhlerden daha acımasız olup diktatör oldular. İkincisi de siyasete girmeleri (1986 da Özal ve ANAP desteği ile başlandı);
    “Beşinci esas: Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmaması bir düstur-u esasîleridir. Çünkü hâlisâne hizmet-i Kur’âniye, onlara her şeye bedel, kâfi geliyor.

  31. Sarsıcı bir roportaj olmuş ve mutlaka  etkileri olacaktır . Ahmet bey etegindeki bütün taşları dokmuş ,iyi de olmuş denebilir ancak herhangi bir somut çözum önerisi goremiyoruz Pozitif ilimlerle bu problemleri nekadar çözebiliriz. Mesela otele ogretmeleri çagıran kisi için ne yapılmalı. Onu gorevden alıp yerine baska birisinimi getirmek mi , gelen kişinin aynı seyleri yapmamasının garantisi nedir?  Batı oturmuş ,insan odaklı eğitim sistemi sayesinde pozitif ilimlerin meyvesini biraz olsun almış ve daha yasanabilir bir dünya kurmuş. Bizim insanımızın böyle bir şansı olmadı ,olacaga da benzemiyor. O yüzden bir gün Ahmet beye A pozisyonu ve makamı  verilse nasıl davranış biçimi gosterir bilemiyoruz. Aslında bu tür eleştiri konuları için  çözümü herkes biliyor ama bir türlü yapamıyor. Batıdan medet ummaya gerek de yok . Büyük Ustat bütün problemlere receteyi yazmiş ve önümüze koymuş.  Sadece Hizmet Rehberi okunup-uygulansa hizmet içi problemlerin büyük çoğunluğu izale olur.  Elbette pozitif ilimler ihmal edilmemeli ama manevi odaklı yapılar için çözüm yine maneviyatta. İhlas risalesini her onbeş günde okuyun deniyor , okunmuyorsa vede yaşanmıyorsa ; A abisi veya sıradan birisi hangi kritere hareket edecek, kendi doğrularını mı dayatacak yoksa feyizlendiği kaynağın mı? Gündeme gelen olaylar buradaki zaafiyeti net göstermiyor mu?Bu konuda bütün nur cemaatlerinin tepkisine rağmen Nurları gençliğin anlayışına sunan  ve ısrarla okuma programlarını devam ettiren HE daha ne yapabilirdi?HE dile getirilen sıkıntıların çözümünü kendi insiyatifiyle degil kadere havale etmiş görünüyor, mulaaneye bir de bu gözle bakmak lazım. Kendisi için nasıl dua edilmesi karşısında ‘imanla kabre girmem ve cemalullahı müşahade etmem’ için diyen bir kişinin hizmet araçlarına takılacağını düşünmüyorum. Herkesin de  aynı  dua mahiyetiyle hayatına yon vermesi gerektiğini düşünüyorum.

  32. Ahmet Gumus yorumunsda

    Benim tanıdığım HE yumuşak karın dinlemez kendi karnı değilse.

    demis ve turnayi gozunden vurmus.

  33. Bir kaç konu başlığı altında meseleye bakmak lazım:
    1) Hukuk dışına çıkılan işler tespit edilip neden çıkıldığı kimlerin çıktığı
    Bu çıkmalar en üsten emir şeklinde mi yoksa nasıl olduğu
    2) İslam dışına çıkılan işlerin tespit edilip neden çıkıldığı kimlerin çıktığı
    Bu noktada başörtüsünün 2010’dan sonra bile açılması, içki içilmesi gibi tedbir! şeyleri
    3) Hataların kişi bazlı mı yoksa sistem bazlı mı olduğuna bakılması
    4) Sünni geleneksel bir cemaat olunması nedeniyle geçmişten gelen hatalar neler
    Komunizm ile mücadele dernekleri gibi bizim nato projeleri ile ne işimiz var kapitalizm çok mu iyi de biz sol hareketlere düşmanlık yaptık, ya da Osmanlı padişahlarını evliya noktasına çıkarılması, Atatürk düşmanlığından dolayı islamcı gelenekte bu anlayış var, biz nasıl böyle bir anlayışa düştük, Osmanlı padişahlarının kardeş katli ortada, abdulhamit döneminde tıpkı şimdiki khklar gibi millet açığa alınıyordu en ufak şüpheden kaç tane intihar vakası var neden bunlar bilinmez de biz abdülhamitin nasıl kalp gözü açık bunu biliriz ? Maalesef şuan ki tarikatlarda da devlet başa kuzgun leşe tabiri var, o yüzden kimse mağdura sahip çıkmıyor, devletin menfaati önceliklidir zor zamanalar da zor kararlar alınır diyorlar.
    Bunun gibi bünyemizde daha kaç hastalık var acaba ? Ergenekon davalarında aynı linci biz de yaptık bu hastalıklar yüzünden
    5) Said Nursi’den gelen hatalar neler
    Öncelikle kitaplarının ilham ile yazılması yazdırılması anlayışı ile gelen mücedditlik mehdilik kavramları,
    müthiş bir kutsiyet atfedilmesi, sorgulanmaması, örnek seçilmiş cemaat anlayışı, bu kitaplar size yeter anlayışı, ya said nursi mehdi ya kitapları mehdi ya ondan sonra gelecek kişi mehdi anlayışı,
    said nursinin de meseleleri anlatırken bu zülümleri yapanlar da türk değil deme olayı, bunun üzerine FG’nin ülkeyi ecnebiler yönetiyor zaten kafirler yönetiyor tedbir ile devlete girip devletimizi tekrar alacağız anlayışı.
    6) Bu cemaat’in tam olarak amaç ve araçları nedir ? ve neden bir cemaat şeklinde örgütlenilip buna ihtiyaç duyulmuştur?
    Türkiye’de 100 senedir demokrasi sorunu var iken, bunun çözümü de STK gibi ya da siyasi parti kurmak ve aktif mücadele etmek iken, neden dini bir cemaat şeklinde örgütlenip Türkiye’nin demokrasi sorunu çözülmeye çalışılıyor, Star Wars filmini bilirsiniz o adamlar dini bir cemaat mi kurmuşlar, direnişçiler diye bir örgüt her kesimden değişimi isteyen kişiler tarafından araç olarak şiddeti bile kullanıyorlar. zaten dünya tarihinde de buna devrim denir, ülkedeki anti demokratik sistem böyle değişir. Erdoğanı kast etmiyorum türkiye 100 yıldır anti demokratik, ama meseleye neden osmanlıyı namaz kılmanyanlar batırdı şimdi namaz kılanlar yönetime gelince ülke düzeleceğe getirdik biz . Bu kadar sığ bir anlayış olur mu. Ülkeyi demokratik yapmak için her dinden ateisten deisten feminist vs birlikte mücadele etmek varken güç niye dini cemaat olarak örgütlenip bölünüyor, o zaman adamlar siz şeriat kurmak için kendiniz iktidar olmak için ülkeyi ele geçiriyorsunuz derler, zaten haksız da değil gibiler,

    Said nursi’nin yolu belli Yeniasyacılar yapıyor işte dinini yaşarsın millete de örnek olursun, sohbet düzenlersin kim gelirse öyle tamamen şefaf olursun. Peki biz napıyoruz ? bizim bankamız var bizim okullarımız var bizim dersanelerimiz var, bizim evlerimiz var ama her isteyen çocuk gelemez sadece zekiler gelir , yaw bizim işimiz dini yaymak mı , yoksa zeki cocukları devlete sokmak mı , said nursinin yolu hangisiydi. bizim hakim-savcı yurtlarımız var, şimdi tüm tarikatlar da bizi örnek aldığı için maalesef onların da var , hukuk ögrencilerini yurda dolduruyorlar sonra hepsi hakim-savcı oluyor tarikat torpili ile, eskiden bunu cemaaat yapıyordu, senin amacın dini yaymak ise sen niye hakim yurdu diye mevzuyu daraltıyorsun yani burda amaç ne. Sonra devleti ele geçiriyorlar denilince hayır diyoruz. Tamam t.c. vatandaşı her yere girer buna sızma denmez ama bunları yapıp biz hala dini cemaatiz diyemeyiz. Senin hakim savcı yurdundaki herkes savcı hakim olurken sen dışardan o yurtta kalmayıp mülükatta elenen bir kişiye ne dini anlatcaksın seni dinler mi hiç ?,

    15 temmuz aydınlanmasa bile öncesindeki çoğu olay yeter zaten, Adam sana paralal devlet diyor, sen diyorsunki ben dini cemaatim, ama öbür taraftan fuatavni yapılcak tüm operasyonları önceden söyleyip nanik yapıyor, cemaatin imajı neye dönüyor çok gizli bir örgüte dönüyor adam devlet sırları açıklıyor çünkü ordan, sonra ösoya giden tırların durdurulması nasıl açıklayacaksınız bunu, Öso terör örgütü derseniz tamam silah terör örgütüne gidiyordur ama bunu savcı dururamaz, bugün almanya bile 2 aya kadar öso’nun polis gücünün maaşını ödüyordu, bir savcı çıkıp ilgili kişiyi tutukladı mı böyle iş mi olur ? Erdoğan bunlar başka yerden emir alıyor paralel devlet diyor, ve bunu doğrulayan bir hareket yapılıyor mit tırları durduruluyor amaç ne belli değil, Esad’a karşı ayaklanmayı zaten abd-almanya-ing başlatmış adamlar açıktan destek veriyor yukarda almanya örneğini verdim, yani tırlar durdurulunca erdoğan’ın rezil olduğu zor duruma düşeceği ya da yargılanacağı falan yok.
    Ve daha yapılan binlerce hukuksuz operasyon, Cemaat akp yaptı diyor, akp cemaat yaptı diyor, ama savcılar polislerin kim olduğu ortada, mesele sadece ahmet şık’ın tutuklanması değil , 2008-2012 arasında bir çok hukuksuz operasyon var, biri de çıkıp cevap vermiyor bu iddialara, savcı hakimleri tutuklamışlar mahkemede savunma için ek süre istiyorlar, zekeriyya öz gibi yurt dışında olanlar zaten nerde belli değil susuyor. Bir ahmet altan çıkıp balyoz vardı dedi sadece, o da sadece balyoz için.
    Bakın özeleştiri şöyle yapacak direk Gülen:
    Hanefi avcı “haliçte yaşayan simonlar” kitabı yazdı, daha sonra kitap basımı yasaklandı ve adam tutuklandı. Bu adamı biz akp ile birlikte o zaman şu kişiler de olaya şu bakanlar da dahildir tutuklattık, ya da biz işi tek başımıza yaptık bu adamı tutuklattık, ya da haberim yok benim benden habersiz türkiyedeki şu kişiler bunu tutuklatmış. Kitabının içeriği bizim ile ilgili şu şu gizli bilgileri içeriyordu o yüzden yasaklattık. ne dini ne hukuki dayanağımız var cemaatin menfaati daha önemlidir diye yaptık bunu cezamıza razıyız. Bunca din bilgimize rağmen bunu nasıl yaptık neden yaptık?, bir din cemaati nasıl mafia dönüştü, vs anlatacak herşeyi 1 tanecik örnek verdim, hanefi avcı kitabı yasaklandı ya ahmet şık’a da aynısı oldu bunların izahını savunmasını yapacaklarsa yapsınlar bekliyorum. 2008-2012’de cemaate karşı kim varsa adam gidiyor başına bir şey geliyor. Bunu cemaat’e karşı olan herkes pakrudini diye mi açıklayacaksınız

  34. zaten cemaat/hizmet Allah tarafından yürütülüp giden bir şeydi.

    şimdi olan samimiyet imtihanı.

    bu yapıcı maskesi arkasında eleştiri yapanlara verin kursunlar sistemi 2 günde çöker. bildiğiniz enaniyet akıyor her yerden bi kere.

    tersi şeklini düşünelim: hizmet başarı elde ettiğinde bizim süper zekamız sayesinde oldu dedik mi? yok. Allahın lutfü ve imtihanı. durumun ana hatları bu.

    eleştirmen arkadaşlar dese ki “evet ben böyle beöyle yaptım yanlıştı”. helal olsun derik. neymiş ankaradaki 50-100 kişi hata yaptı. (yani biz hata yapmadık)

    ihlas risalesini baştan aşağı bir okusunlar önce.

    başkalarını eleştirmek kendini övmenin gayri samimi bir yoludur fehvasınca bunlara katılamıyorum. vifak lazımken nifak takviyesi yapıyorlar.

    • Kardeşim mevzu eleştiri değil. Sen evinde oturduğunu düşün camdan silah sıkıyorlar sana siper alıyorsun o sıra 2 çocugun kursun isabet etmiş ölmüşler 1 cocugun kalmış geriye tüm bu hengamede bide karının evin anahtarını aşağıdaki düşmanlara attığını görüyorsun, adam da diyor ki bu kadın hain midir niye anahatarı atıyor aşağıya her şeye rağmen ona savunma hakkı veriyorum acil kendini savunsun. Kadın da diyor ki şimdi sırası değil 2 çocuğumun yasını tutcam 1 çocuğumu da korumam lazım. Yan komşuda diyor ki bu adam samimi değil enaniyetli gördüm ben bunu. Yaw kardeşim kadın o kadar profesyionel oynadı ki oyununu hala kadının temiz yüzüne kanıyorsunuz, kadın da enaniyet yok adam da enaniyet var diyorsunuz. O komşu olduğunu düşünmüyorsan kendini kalan son çocuk olarak da görebilirsin, kadın çocuğu hala saf bulun kandırıyor o da annesinin temiz yüzüne kanmış, annem o yapmaz diyor hala, annesi hala her şey düzelecek diye çocuğu teskin ediyor, adam yaşadığı şokta çocuk şoka girmesin diye hala annesinin yaptıklarını anlatmıyor. Ahmet dönmezin bu yazısı babanın çocuğa annene güvenme diye uyarısıdır. Anladıysan mesele böyle yoksa eleştiri falan hikaye mesele o kadar basit değil, mesele eski abilerin ihlası sağlam değildi biz olsak daha iyi yaparız meselesi değil, ortada ihlas ölçer yok, baba anneye açıkla artık niye anahatarı verdin her şey ortada diyor. 2 yıldır bunu diyor , ama anne 2 yıldır topu çevirdi ortada,

    • Selamlar,

      Normalde yazmam çok ama, dayanamadım..

      “zaten cemaat/hizmet Allah tarafından yürütülüp giden bir şeydi” düşüncenizin İslami referansı nedir? Mesela, Akp’yi hak dava gören bir insan benzer bir mantığı kurduğunda kendisine karşı geleceğimiz argümanları siz hangi referanslarınızla bertaraf ediyorsunuz?

      “bu yapıcı maskesi arkasında eleştiri yapanlara verin kursunlar sistemi 2 günde çöker.” ifadesinin “Bunlara iki çoban ver, güdemezler” ifadesiyle benzerliği sizin de dikkatinizi çekti mi?

      “bildiğiniz enaniyet akıyor her yerden bi kere.” şimdi, sizin sisteminizi eleştiren insanların her yerinden enaniyet akıyor, ama siz kendilerinin sizin yerinize geçmesi durumunda iki günde çökerteceklerini söylemeniz enaniyet olmuyor, güzel mantıkmış..

      “tersi şeklini düşünelim: hizmet başarı elde ettiğinde bizim süper zekamız sayesinde oldu dedik mi? yok. Allahın lutfü ve imtihanı. durumun ana hatları bu.” Bunu çok güzel izah eden bir ayet var, mealen: Sana iyilikten ne isâbet ederse, Allâh’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir (Nisa Suresi/79) O yönüyle, iyilik geldiğinde kibirlenmememiz, kötü bir vaziyete düştüğümüzde muhasebeden alıkoymamalı bizi.

      Bir sonraki paragrafla alakalı hissiyatım çok derin ve hassas. Bence biz bu noktada şeytanın sağdan yaklaşmasına müsaade ettik. Kimseyi kırmamak için eleştirmedik, ve bir sıkıntı konuşulurken başkasına “Sen onu bunu bırak da, bu iş için ne kadar ızdırab çektin hocam!?” diye soracak kadar terbiyesiz adamlara bıraktık meydanı. Bu sorunun muhatabının ilk olarak kendini eleştiren bir mübarek olduğunu düşünsenize, ne kadar suistimale açık olur kötü ellerde.. Hasılı, o 50-100 kişi çıkıp da biz yanlış yaptık demedikçe, diğer herkesin en birinci vazifesi onların yanlışlarının hesabını sormaya çalışmak olmalıdır. Haa, tabii, Ahmet Dönmez’in bir yanlışı varsa bildiğiniz, umuma zarar veren, buyrun meydan sizin… O da versin hesabını…

      “ihlas risalesini baştan aşağı bir okusunlar önce.” okunabilir tabii ama, alakasız.

      “başkalarını eleştirmek kendini övmenin gayri samimi bir yoludur” fehvasının referansını paylaşabilir misiniz? Mesela, Akp’yi eleştiren cemaat kendini mi övmeyi amaçlamaktadır? Ya da, 17-25 Aralık sürecinde vifak lazım değil miydi? Akp’deki hırsızlıkları eleştiren hizmet nifak takviyesi mi yapmış oldu? Ha, eğer Akp’deki hırsızla vifak yapmamız gerekmiyorsa, cemaatteki hırsızla neden yapmamız gereksin? Hırsız bizim mahalleden olunca daha mı hoşgörülü olmamız lazım??

      Özetle, argümanlarınız sadece aşırı taraflı bakıldığında kabul edilebilir. Yoksa tarafsız bakıldığında, ki hakkın tarafında yer olmanın ön şartıdır muhakemede bulunmadan önce tarafsız olmak, sizin iddialarınızla bir Akp’li de kendi hırsız liderlerinin ve zalim partisinin doğru ve ak-pak olduğuna pek kolay hükmedebilir.

      Allah’ın selamı hidayet üzere olanlara olsun…

    • Nifak olarak anlama kardesim,
      Masaya yatirmaktan korkma, ve gerekeni yap. Belli bir pozisyonda isen yapamiyorsan istifa et. Elestirilerin bircogu, hizmet icwrisinde ki haksizliklar, hukuksuzluklar ve usulsuzluklere karsi birsey yapilmamasindan kaynaklaniyor.
      Allah yolunda, kim ne yaparsa Allah ondan razi olsun. Sizden de kardesim.

  35. Hususi hizmetlere icra makamında refakat eden kim varsa hesap sorulmaya ilk onlardan başlanıp bu ihanet sarmalı ortaya konmali…ulu orta yazılmamalıdır diyen aklievvelere de benim diyeceğim..Mit gibi 3. Dünya ülkesi istihbaratının en uç noktalarına kadar angaje elemanlarını yerleştirdiği bir yapıdan dünyadaki başka istihbarat örgütlerinin haberinin olmaması mümkün değil.Havuz medyasının neredeyse 5 yıldır çiğnediği sakizdir hizmetin mahremiyeti dediğiniz şeyler..neyi kimden saklıyoruz.. manşetlere çıkmayan ne kaldı ki eleştirerek onlar deşifre ediliyor..Darbeye haince angaje edilmeye çalışılan askerler başta olmak üzere polis ve bürokrasiden samimi binlerce hizmet muntesibi bu kirli tuzağa kendilerini dahil etmiş gibi gösteren sözde “abi” bozuntularindan hesap sorulmasını bekliyor.

  36. gülen eleştirilmeli, hatasını kabullenmeli, görevi iade etmeli diyenler… şeffaflık yok, paralar çalınıyor diyenler… akp trolü değilseniz beyninizi iyi yıkamışlar görünüyor.

    gülen görevi bıraksın laubaliliğini ahmet kuru başlattı. sanki dini bir cemaatin kurucusu ve manevi önderi değil siyasi bir partinin başkanı. ki öyle olsa bile bu dediğiniz sorun olurdu. erbakana totalitersin, beceremedin bırak diyen yenilikçiler akpyi kurup erbakanın ruyasında görse inanmayacağı kabul etmeyeceği sapıklıkta bir totaliter rejim kurdular. bu gülen bıraksıncıların akibetlerinin farklı olacağını düşünmüyorum.

    şeffaf olunsun görmedim ama para çalınıyor olabilir diyenler aynı zamanda ne gerek vardı asya bank açıldı diyor. o zaman da sizin kafanızda şeffafçılar vardı, devlete güvenildi, banka açıldı, sonumuz ortada, başımıza ne geldiyse yok artık o kadar da ileri gidemezler dememizden geldi. paranızın akibetinden şübhe ediyorsanız şübhe edeceğiniz adamlarla iş tutmayacaksınız. herkes tanıdığı ile muhatab olacak. cemaat eski ayarlarına dönecek.

    hatalar yapıldı evet. bu kesin. fakat yenilmişlik psikolojisi içindeki bazılarımız maalesef her şeye hata diyor. bari cemaatin kendisi hata diyin bitsin bu iş.

    allahın izniyle hiçbir şey bitmeyecek. bin yıl sürecek diyenlere inat yüz bin yıl geçse de hiçbir şeyi unutmayacağız. sabır.

    • Sonuna bakarsak kendisi hatayı gönül rahatlığı ile derim.Darbeyi yapmasa bile bir fitne ateşine yüzbinleri attığından rahatlıkla hata bir hareketmiş derim.
      Başına bakarsak Anadolu çocuklarına bir çığır açmasından dolayı,dersaneleri , yurtları köylere kasabasına yayıp Anadolu’ nun çocuklarını okutmasından dolayı iyilik hareketi..Okuttuğu çocukları kullanıp son tahlilde yaptıklarına bakarsak yine bir fitne hareketi gözüküyor..
      Afrika’ dan Amerika’ ya Peygamber efendimizin adını taşıma gayretinden dolayı bir hayır hareketi.Sonra bunu kullanıp ülke içinde güç kazanınca kendini birşey sanıp yüzbinleri ateşe attığından dolayı bir fitne hareketi..
      Tabanı çok güzel, tavanı güçten zehirlenene kadar güzel sayılır.Zektehirlendikten sonra yüzbinleri ateşe attıklarından dolayı iğrenç bir fitne hareketi…
      En zeki çocukları bulup okutan bir iyilik hareketi.Beynini sadece kod falan yazarken kullan, gerisine biz karar veririz düşünme diyen bir robotlaştırma hareketi..
      Herkes sokakları karıştırırken, cesetlerimiz yollarda sürüklensede sokaklara çıkmayın diyen bir sağduyu hareketiyken, son döneminde adliye önlerinde kadın çocuk gösteri yapan , gazetesine el konulurken kadınlar dahil barikat kuran bir sol fraksıyon taklidi…Sonrada pişkin pişkin onunda en iyisini biz yaparız diyen pişkinler hareketi…(Ya o kalabalığa bir bomba atılsaydı. Ya içine sızdırılan bir grup Ya Allah diye başlayıp önüne gelenei yakıp yıksaydı.))
      Daha acısı tavanı hapiste(hapishane yada ev) tabanı Paris’ te , Houston’ da ,Pensilvanya’ da çiftlikte bir Hak getire hareket…

      Akıl, akıl deyip ilk krizde aklını yitirmiş, en ahmakın yapmayacağı kamikaze dalışlara kalkıştırılmış elemanları olan bir kamikaze hareket…(Ben kamikaze lafına çok kızardıım eskiden ama ne farkı var yapılanların.Alemin delisi hizmetmiydi.Mısır’ da Sisi’ ye alkış tutarken RTE’ ye dikine dalmak hangi etik demokratik değerle bağdaşırdı. Azerbaycan’ da Aliyev’ e sevgi gösterirken RTE’ deb daha demokrat diyemi o sevgiyi gösteriyordu hizmet.)
      Sis dağıldı kardeşim. Sis dağıldı ve siyasal , sosyal ne varsa islamcı geçinip islamı kullananaların yüzü ortaya çıktı..Müslümanlar boşuna tüm dünyada bu halde değilmiş..Güçsüzken en büyük hak savunucusu, güçlenince Hakkın H’ si hak getire…
      Hizmet fabrika ayarlarına ,ilk günlerine dönme çabasına girmezse ona bulaşan ancak kendini ve ailesini yakar..
      Saygılar,
      Ahmet

      • bence konuya hakim değilsiniz. sisiye aliyeve gösterilen hürmetin çok daha fazlası erdoğana gösterildi. fakat şerlinin şerrinden korunmak için gösterilen bu hürmet ve muhabbeti bazılarımız gerçek sanıp saçmalamaya başladılar. belamızı da bulduk.

        erdoğan kışkırtılmadı tahrik de edilmedi. 2004’te büyük bir hevesle ben bu işi hallederim dediği cemaati yok etme planını sabırla uyguladı sadece. dershaneler meselesi sadece bir görüntü idi. f. terör örgütü davası 2013te şekillenmişti bile. hatta 17 aralıktan birkaç hafta önce soruşturma resmen başlamıştı. ocak ayında tutuklanacak 800 kişilik liste hazırdı.

        http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/cemaate-sorusturma-13-aralikta-baslatildi

        eğer sizin dediğiniz gibi 17 aralık yolsuzluk operasyonu yapılmasa alemin delisi biz miyiz denip bunların hırsızlıklarına göz yumulmaya devam edilse idi, 15 temmuz khkları 2016da değil 2014te yaşanacaktı.

        en temel şeyleri göz ardı edip ayrıntılara takılınca işte böyle afaki yerlere gidiliyor, bu mülakatı veren ahmet dönmez de aynısını yapıyor, cemaatin ilgisini keşfetmiş uf aman. havuzun hikayesi, o onu aramış beriki tanktan çıkmış öbürü tivit atmış falan ortada 250 kişinin öldürüldüğü korkunç bir katliam varken niye bu kadar az adam öldü bu bize yetmez diye etrafına hırlayan baş it dururken iyi ama bizimkiler niye heveslendi sorusunu önemli bir soruymuş gibi tekrar edip durmak… e boğazına bıçak dayamışlar senin, her şeyini almış, her türlü hakarete uğruyorsun, birileri de diyor ki bak bunlar bugün gidecek, oltaya gelmez misin, gelmemelisin gelmeyen de çok daha fazla zaten ama gelen de var, adam polislikten atılmış, tanktan çıkmış, aman ne büyük olay, apaçık o kadar gerçek dururken yıldıray oğur gibi siz buradan çözün darbenin iç yüzünü…

        • Mehmet Kardeşim,
          13 Aralık davası herşeyi olmasada çok şeyi değiştirir benim için. Tam bir fitne hadisesi..Çizğileri net çekilmemiş gizli ortaklık , iki tarafta belli güce ulaşıp rakipleri öldürünce(bayıltmada denilebilir), birbirini boğazlama aşamasına gelmiş.
          Bence risalelerin eksik yorumlanmasıyla cemaatin siyasi kanadının inşa edilmesi çabasına hiç girilmemesi cemaatin bu süreçte kendini doğru izah edememesine ve her türlü manipülasyonun kolayca yapılabilmesine neden oldu..
          İlk hamlenin onlardan gelmesi yine yapılan hataları sevap hanesine yazdırmaz ama biraz daha anlaşılır yapar..Fitnenin çıkış noktasını, cemaat değil AKP yapar.Bu onların günahını artırır ama cemaatinkini azaltırmı bilemem?
          Bir dünya hata ,bir dünya mahvolan hayat var. Daha da ağırlaşacak gözüküyor. Zaman geçtikçe insanların hem elinde avucundaki , hemde umutları tükeniyor.Başkalarının tabanı gibi intikam duygusuyla hareket etme dürtüsü olmadığından da insanlar kendi canlarına kıyıyorlar. En azından bu konuda da bir çaba başaltılması , intiharların önlenmesi için ne yapılabilinire kafa yorulması elzem gözüküyor.
          Doğan sonuç kapalı sistemlerin ne kadar iyi niyetle kurulursa kurulsun , ne kadar hayıra sebeb olursa olsun, en sonunda telafisi imkansız büyük acılara sebep olduğunu da apaçık gösteriyor. Bir yerde yönetime ortak yada talip olunacaksa bir aşamadan sonra siyasi harekete dönüşülüp yapılması gerekliydi. Risalelerde siyasete bakış , sanırım birazda üst tarafın kontrolü siyasi kanada kaybederiz korkusu bunu yaptırmadı. İlk fırsatta üstten atama olmadan, doğal bu işe hevesli insanlar siyasete teşvik edilip desteklenmeli bence..Güçlü olunan diğer coğrafyalarda da imkan varsa kesinlikle siyasi kanata yol verilmeli ki gizli örğüt algısı yerleşmesin.
          UMUDUM OLMASADA Umarım hizmet darbedeN aklanır ve başından beri bu kavgada haklıdır. Bu imtihandan hepimiz maddi ve manevi büyük sıkıntılar sonunda büyük kazançlarla çıkarız(Canına kıyanlar,zalimden kaçarken vefat eden, şehit olanlar ,geleceği çalınan çocuklar, psikolojisi bozulanlar geri gelmeyecek , ve buda dünya durdukça unutulmayacak) ve hey gidi günler , o günler olmasa dünyanın en demokratik islami yapısı ortaya çıkamazdı deriz..Buğün pek UMUDUM olmasa da dileğim bu eğitimli ve güzel insanların ve emeklerinin zayi olmaması..Kötülerin kazanmaması ki iyiler iyiliğine devam edecek enerjiyi her daim bulsunlar.

          Saygılar,
          Ahmet

          • isfahanlı fuzulinin 2012de erdoğana okuttuğu taslaklarla 2017nin iddianamesi hakkında temelde hiçbir fark yok. yargı iktidara müdahale edebilir yerine 17 aralıkta etti, ordu darbe yapabilir yerine 15 temmuzda yaptı, bir de bol bol hikaye, menkıbeler, pehlivan tefrikaları falan…

            cemaat 2008de bu türkiyede var olma mücadelesini kesin olarak kaybetmişti. haberleşme iflas etmişti, iletişim kanalları kapalı idi. hemen herkes fişlenmişti. aynı yıl tesadüfen kaydedilebilen çakmak paşanın şu ses kaydı her şeyi apaçık ortaya koyuyor.

            https://www.youtube.com/watch?v=7O5aj6p_Zzk

            on yıllık bu kaydı satır satır dinlemek ezberlemek lazım. 2008deki bu hezimeti anlamayanlar, anladığı halde anlamazdan gelenler, kabullenmek istemeyenler, 2012de bile reis ne olur bizden yana ol, tayyip abimiz ol seni baş tacımız yapalım hayalleri ile yalvaran yusuf gezgin tipliler hepsi suçlanabilir. netice değişmeyecek. siz ve sizin gibi düşünenlere göre almanyadaki yahudiler rahat dursaydı naziler onları kesmez veya kesemezdi. hayır ne yaparlarsa yapsınlar keseceklerdi. bunun kararı çok önceden verilmişti.

            erdoğan sadece bir piyon, mücadelesi yetersiz bulunduğundan gülün süresini iki sene uzattılar, bu bir mesajdı, bitiremezsen bitersin dediler, bu arada gül de boş durmuyor ben ondan daha iyi hallederim bunları, imajım daha iyi halktan tam destek sağlarım diyordu. neticede erdoğan 2011de alelacele planı yürürlüğe soktu. 2010 oylaması, 2008-2012 arası hocaefendiye düzenlenen suikastlerin başarısız olması ve cemaatin son çabaları çakmak paşanın bahsini ettiği adı geçen odakların 2010-11de yapmayı planladıkları soykırımı 2014-16lara kadar geciktirebildi. olan budur.

            ahmet kuru takımının bütün laubaliliklerine rağmen çok doğru bazı tesbitleri var. bunlara hocaefendi de eminim ki katılıyor. mesela niye biz askeri darbeyi önlemek için topa girdik diyor. 2005te mi 2007de mi ne zaman olacaksa olsaydı şu darbe, bizi de süpürselerdi, şimdiye çoktan toparlanmış olurduk diyor özetle. bence çok mühim bir tesbit. ben de orada tuzağa düştüğümüzü düşünüyorum. 28 şubatta bütün imkanlara rağmen cemaati temizleyemeyen ergenekoncu tayfayı bizim elimizle cezalandırdılar, böylece deşifre olduk, ve benim inancıma göre sadece bizi yok etmek için kurdurulan akpye kırdırıldık. mesele erdoğanın hırsları olsaydı iş daha 2014te kapanırdı ama yurtdışında da izimizi sürüyorlar, sadece bu bile çakmak paşanın dediği gibi hizmet hareketinin fikrinden ve potansiyelinden korkan bazı büyük odakların olduğunu gösteriyor.

            hiçbiri ahirete inanmıyor, o yüzden o kadar korkak oldukları halde zalimlikte korkusuzlar. onların bir planı var, allahın da bir planı var.

          • Ben 13 aralık davasında fitne falan göremedim. Ergenekon davasının içine haklı haksız herkesi tıkıştır, soru çalarak devletin kritik kurumlarını kifayetsizlerle doldur (bulunduğu makamı dolduramayacak o kadar insan devlete yerleştirildi ki), medyanı silah gibi kullan vs.vs. Devletin 17-25 aralık öncesinde harekete geçmiş olması uzakgörüşlülüğünü, cemaatin bu tarihten sonra sergilediği tutum ve işi darbeye kadar götürmesi de devletin çok doğru bir karar aldığını gösyeriyor. Çünkü darbeye girişme gücünü kendinde görebilen bir yapı bu gücü eninde sonunda kullanacaktı. Böyle bir darbenin başarılı olması da, cemaatin büründüğü otokratik anlayış ve Gülen’in şii velayeti fakihler gibi hatasızlık/günahsızlık makamına oturtulması nedeniyle ülkeyi garabet bir teokrasiye dönüştürürdü.

        • 13 aralık 2013’den önce şubat 2012 vakası var ki, erdoğan ilk defa cemaatin gözünü kararttığını ve o gün sağ kolunu gözaltına almaya çalışıyorsa sonunda hedefin kendisi olacağını o olayda gördü.

          aslında ondan da önce başbuğ olayı var ama o bir nevi anlaşmazlık olarak görülebilirdi. ancak erdoğan’ın sağ kolu fidan’a yönelik pervasız teşebbüs ilişkinin koptuğu noktadır. oya talip olmadan devlete konma girişiminin işaret fişeğidir. erdoğan gibi halk desteğine sahip kurt siyasetçi buna göz yummadı.

  37. ahmet dönmez beyin samimiyetinden şübhem yok. fakat tam olarak demek istediğini anlayamıyorum. başta bazı şeylerin altını çiziyor görünse de kafası fazla karışık.

    en fazla 50-100 kişilik bir grup varmış ankarada, kötü abiler güruhu diyelim buna. bunlar devleti ele geçirmek istiyormuş fakat cemaatteki diğer abilerin, yüzbinlerce insanın bunlardan haberi yokmuş. bu 2010-2013 arası akp propagandası değil mi zaten? hocaefendi iyi, cemaat tabanı da iyi, ama cemaatin içinde kötü bir grup var! hocaefendi yaşlı ve bunlara müdahale edemiyor. bu tastamam akp propagandası idi, hocaefendinin mülaanesi ile başarısızlığa uğradı. akp, cemaat tabanını koparıp kendisine katamadı, bu sefer yok etmek istedi.

    100 kişilik güruh ahmet dönmeze göre nerede hata yapmıştır, mesela akpye hocaefendinin açık karşı çıkışına rağmen senelerce payandalık yapan bunlar mıdır? akp projesi mavi marmara katliamında havuzdan daha akpci kesilen dumanlının zaman gazetesi hocaefendinin sert çıkışıyla nasıl bir sarsıntı yaşamıştır. bu 100 kişilik abi güruhu içinde hocaefendi keşke bu konuda ağzını açmasaydı, akpli kardeşlerimize mahcub olduk diyenler var mıydı? hocaefendi ergenekon operasyonlarının amacından saptığını samanyolunun yayın politikasının yanlış olduğunu söyleyince hocaefendi darbe tehlikesini oradan göremiyor abiler onu lutfen bu konuda bir daha konuşmamaya ikna etsin diyen televizyonculardan bu 100 abilik güruh içinde olanlar var mıydı? saçmasapan insanları sırf yağcılık yapıyor diye cemaatin gözbebeği yapanlar saçmasapan insanların beş para etmez kitaplarını aldıranlar, tvlerde konuşturtup gençlere dinletenler, siyasetçileri öve öve bitiremeyenler bu 100 abilik güruhtan mıdır? 2010da ergenekonun akp aracılığı ile servis ettiği soruları sırıta sırıta alıp zaten başarılı olacak çocuklarla beraber hiçbir işe yaramayan saplara veren, mitin bylock programını dinleniyoruz hezeyanıyla her telefona yükletenler akıllı telefonu olmayana akıllı telefon aldırtanlar bu 100 abiden biri midir?

    iyi de bize parlatılıp duran, bilmem ne abi, cemaatin sözcüsü, şuranın imamı falan, bunların münafık olduğu 17 aralıkta ortaya çıktı. çünkü tasmalarını tutanlar salıverdiler. peki bu 100 kişilik kötü abiler güruhu salıverilmeyen münafıklar mı? yoksa bunlar iyi niyetli fakat aptal ve itaatsiz cemaat mensupları mı?

    münafığı kovmamak ve cemaatte tutmak sünnettir. efendimiz münafıkların varlığından ve kimliklerinden haberdar edildiği halde ifşaatta bulunmamış, onları halkada tutmuştur. hocaefendi bu sünneti uyguluyor. kaderle savaşmayalım, imtihanı kazanmaya çalışalım diyor. biz bu kader değil senin hatan diye isyan ediyoruz. ruşen çakır gülenin şapkasından tavşan çıkaramayacağını cemaat artık anladı diyor. cemaat bir şey anlamadı, bir şeylere inandırılıyor. biz mutlak hakikatin ayan olacağı din gününe kadar tavşanı beklemeye devam edeceğiz.

    • evet adamın kafası karışık zaten gayet normal kafasının karışık olması asıl sorduğu soru bazılarının nasıl zihni bu kadar berrak
      Gülen gitsin diyenin kastettiği gülen’e karşı bir sitem artık insanlar bunu dışa vuruyor, yoksa gülen gitsin başkası gelsin cemaat devam etsin düşüncesi yok, gülen gittikten sonra da cemaat biter zaten
      son olarak mülayane yaptı diyorsun ama gülen sonrasında beddua şeklinde onu tekrarladı, ayrıca beddua dağıttı ettirdi, o beddua da döndü cemaate vurdu , yani mevzu başarısızlık sonrası eleştiri değil sadece orta da bir de beddua var. Ve bu başarısızlık furkan vakfının ki gibi değil, adamların çizgisi netti her şeyleri açıktı direk girdi hepsi hapse , şimdi birileri çıkıp furkan vakfı lideri değişsin eleştiri yapsın demez hapse girecekleri belliydi zaten onlar da girdi, cemaatin durumu bundan çok farklı cemaatin başarısızlığı cemaatin yaptıklarında da hayal kırılığı yaşayan insanlar da.
      2010 kpss ergenekon verdi diyorsun, ales sorularını da mı mit verdi, polis asker sorularını da mı ergenekon verdi ?
      100 kişilik grup diyor içini doldurmuyor evet, içini doldurcak bilgisi yok çünkü, yumuşak karın diyor o da ifade demiyor bazı şeyleri, gülen’i de 100 kişinin arasına koyarsan soru işareti kalmıyor mesela ama ahmet dönmez bunu demiyor.
      münafığı kovmamak sünettir diyorsun da adil öksüz onlardan biri işte kovmadan hal ortada, efendimiz zamanında münafıklar bir taşkınlığa neden olmuş mu eğer olsaydı orda efendimiz de sorgulanırdı ama olmamış o idare etmiş , efendimizin stratejisinin sadece münafıgı kovmamak olduğunu zannetmiyorum idare etmiş diyelim durumu, gülen’in idare edemediği ortada koskoca camia içlerinde toplasan 100 değil 1000 kişinin yaptıklarından dolayı töhmet altına girdi. Kimdir bunlar necidir sen saymışsın işte 15 temmuza karışanlar yapanlar, ernekon balyoz da masumları içeri atanlar amaç uğruna her yolu meşru görenler fetvalarını verenler ales sorularını bile verenler, melik gökçeklerle iş tutanlar , onun hayrı diye devletin arsalarını alanlar. İslama aykırı geldiğini bile bile bunun fetvasını verip yapan suçludur, bide bunlara doğrudan ihanet edenleri ekle, Sen diyorsunki mit dinliyecek diye bylock yüklettiler bu onların aptalığımıydı acaba yoksa ihaneti miydi bunu sorgulamak lazım. cemaat aptal değildi, Mit müştelar yardımcısı fetöden aldılar içeri teknik istibaratı kuran kişi adam sinyal birimi yani mit’in neyi dinleyip neyi dinleyemeyeceğini bilen biriydi whatsupp dinleyemeyeceğini çok iyi biliyordu.

      • 2010 kpss ne oldu bana söyleyebilir misin? bir şey çıktı mı oradan? çıkmadı çıkmaz da. çünkü çalıntı sorulara ulaşanların önemli bir kısmı cemaatten değil akpli. ali demire bir şey olur mu sence? mitle istişare halinde soruları teslim ettiler. hemen arkasından sol gazetelere servis edildi haberi. yok ales çalınmış askeriye sınavları çalınmış, yok bütün sınavlar çalınmış… bunların hepsi kuyruklu yalan. böylece herkesi töhmet altında bırakıyorlar. hangi sene hangi sınavda kopya çekildiği çok açık. ama bilerek üstüne gitmiyor, her şeyi muğlaklaştırıyorlar. böylece bütün cemaat mensupları hatta bütün muhalifler kopya çekmiş olmak suçlaması ile tahdit edilmiş oluyor.

        cemaatçi diye içeri alınan pek çok insanın cemaatle alakası falan yok. başka başka sebeplerden alıyorlar. her içeri girene o gözle bakarsan pek çok yerde yanılabilirsin.

        • Matematiksel olarak verileri çıkardıklarında az çok çalınan yıllar gözüküyor, burada sorulacak ilk soru cemaat soru çalar mı yada devlet olduğu için soruları verir mi ?
          Bu verdikleri sorular sadece askeriye- polis soruları mıdır yoksa Kpss Ales var mıdır?
          Asker-polis sorularını ve bunların kurum içi yükselme sorularını veren bir yapı neden kpss ve ales’i vermesin?
          Olay bu sorulara vereceğin cevaplara göre şekillenir. Cemaati ne kadar tanıyorsan bu sorulara da o ölçüde cevap verirsin, yok cemaati hiç tanımıyorsan bu durumda haberlere itiraflara bakacaksın.
          2010 kpss de bir şey çıkmaz diyorsun, öncelikle şunu diyim asker eşleri almış soruları ordan 80 tane asker tespit edip khk ile attılar değil mi. Onlar akpli mi diyeceksin, şimdi eğer cemaat sadece 2010 yılının KPSS sorularını aldıysa bunu dışında Ales falanda el atmadıysa bu durumda burda bir oyuna getirme var diyebilirsin, itiraflara baktığımız da böyle bir durumun olmadığı gözüküyr adamı bylocktan abi diye alıyorlar ales soruları soruşturmasına da bulaşmış ve bize verildi diyor adam. Cemaat peki hak hukuk yer mi hukuksuzluk yapar mı? Ahmet şık müyerser yıldızı falan masum yere gayet güzel içeri attılar. bunları akp ile birlikte yaptı, savcı öz bbc mülakatına bakarsan zaten akp asla karışmadı bize her işi biz yaptık diyor 😀 ,, neyse ben seni ikna edemem ama 2010 kpss ile ilgili sana şunu dicem ilk medya çıktığında bu olay dediler ki akplilier çaldı suçu bize atıyor stv de haber vardı hiç unutmam 60 alan birine niye öbür sene 62 aldın diye sormuşlar falan :d yani o kadar dosyada delil varken dosyayı karalıyor stv bilerek neden acaba ? ee sonra içimizden biriler çaldı ya döndü bu olay , sonrada içimizden birilerine akp-mit planlı verdi bu soruları falana filana döndü işte kıvrıldıkça mesele kıvrılıyor, sonuçta çok net cemaaten kişiler bu soruları almış en az 100 asker eşi var. Mevzudan bir şey çıkmazsa soru kitapçıkları yakıldığı için hukuken çıkmaz. O yüzden itiraf beyanı lazım. Çoğu sınavda aleslerde seneye tekrar gir diyorlar aşağı yukarı aynı puanı alamayan suçlu duruma düşüyor.
          Furkan vakfı başkanı dediki cemaate soru çaldı diyorsunuz ama siz direk kpss kaldırdınız istediğiniz adamı gene alıyorsunuz. bu noktada bakınca torpil = soru çalma gibi oluyor , cemaat abileri belki yaw torpil kadrolaşma var soru çalsak nolcak cemaatin menfatleri önceliklidir demiş olabilir, ama ben mevzuya tersten bakcam torpil kadrolaşma soru çalmak kadar kötü bir şey iken nasıl dini kılıf altında yapıldı senelerce ? Buna da yapılmadı dersen sen cemaatin çok saf ve berrak yerinde kalmışsın, çoğu olaydan haberin olmamış. Senin oldu niye ses etmedin dersen, 2013 sonra pislikler ortaya 2 tarafta dökünce cemaat kendini evet yaptık ama niye yaptık diye savunduğunda benim haberim oldu yoksa olaylar olurken değil.

          • bence siz gördüğünüz ahlaksızlıkları genelleştiriyorsunuz. cemaat sütten çıkmış ak kaşık diyen yok. fakat şimdi yaptığınız gibi her şey muğlaklaştırıldığında hiç bir delile gerek duymadan demek ki her şeyi çalmışlar sonucu çıkıyor. hangi matematiksel verilerle hangi yıllarda kopya çekildiği ortaya çıkıyormuş? teog sınavı diye bir şey vardı belki hala var, binlerce türkiye birincisi çıkıyor, ne diyeceksiniz bunlar kopya mı çekmiş. 2010da kopya çekilmesinin delili çok sayıda kişinin yüksek puan alması değil. soruların bizzat ali demir tarafından mit talimatları doğrultusunda sızdırılması. erdoğanların aile dostu ali demir niye susuyor, mahkemesi ne oldu? 80 100 asker eşi diyorsunuz. binlerce kişi var kopya çeken. gazete haberlerinde bile var, bürokratlar hala akp yöneticiliği yapanlar kurumlarında yükseltilenler var. bunların kaçı hakkında işlem yapıldı. 2010da çekmişlerse her zaman çekmişlerdir, zaten her kuruma sızmışlar. iki tane itiraf koyarsın ben aleste çektim ben össde çektim biter bu iş. askeriyede 30 yıldır her sene kopya çekiliyordu diyorlar.

            https://odatv.com/allah-rizasi-diyerek-sorulari-calmislar-28031827.html

            yalan.

            90 yılında askeri okula giren ve mezun olamayan aydoğan vatandaş odatvnin iddiasına göre o devredeki tek cemaatçi imiş. ki sınıf arkadaşlarından atılan biri de en azından şimdilik yok. demek ki o tarihlerde soru çalamıyormuşuz yoksa soruları verecek birkaç kişi daha bulmalıydık. ama yine o tarihlerde dershanelerimiz en iyi üniversitelere en yüksek puanlarla adam sokabiliyordu. demek ki ya çocuklara askeriyeye girmelerini tavsiye etmiyormuşuz yahut öys sorularını çalarken askeriye sorularınıi çalamıyorduk. bu herzelerin hepsi konjönktür öyle gerektirdiğinden tekrar edilip duruyor. bir odatv okuyucusunun yorumunu koyayım buraya, benden iyi özetlemiş mevcut hali:

            Komik bir durum.Adamlar, iddiaya gore,ordunun %70 ini ele geçirmişler,bugun Tutuklu olanlarin rütbelerine bakılırsa 90 lardan önce orduya sizmislar,herkese soruları da vermisler,kendi adamlarını kayirmislar da ustelik,ama , deniz kuvvetleri imamı olarak hazırladıkları adamlarının başarısızlıktan ordudan atılmasına engel olamamislar.Bir de,iddiaya gore her şeyini talimatla yapan bu kisinin,daha çok ders calisip,1-2 dersi geçecek kadar başarılı olmasıni sağlayacak talimatı da uygulatamamışlar.Rivayetler,ithamlar ve olanlar birbiriyle çelişki içinde.Herkes birşey söylüyor ve bu konjonkturde her söylenen doğru kabul edildiğinden ve itham edilenler kendini savunamaz durumda olduğundan herşey doğru kabul ediliyor.

        • mehmet,
          30 yıldır değil ama 2002 den sonra çalınma ihtimali yüksek. 1984 86 mı ne yaşar büyükanıttan durumu başlatanlar var, mantıken soruyu o kurumda güçlendikten sonra verebileceklerini düşünüyorum ilk girenler 1980 civari giriyor işte tuggeneral olarak 15 temmuzda tutuklanan işte, ona göre hesap etmek lazım.
          sen yukarda demişsin ki 2008′ de cemaatin ipi çekildi, ses kaydı atmışsın bide çakmak paşa diye, adam denizci denizciler kemalist ve ateist olur genelde, adam ne zaman çıkarız belli değil mandale gibi umutlu olcaz diyor , sen bu ergenekon tayfa çok büyütme, perinçek falan böbürlenmeyi sever, erdoğan kukla değil şuan türkiyenin en güçlü adamı tüm bürokratlarda ona bağlı ve yapılan zulmün arkasındaki tek kişi hepsi onun emriyle oluyor, ergenekona gelince ordu içinde varlar bazıları geri döndü 15 temmuz sonrasında abartılcak bir sayıları yok odatv de fişleme raporları çıktı kaç tane ulusalcı general var bak, hulusi yaşar vs bunlar hem natocu hem emin şirin gibi akp yakın tayfa. 2008-2012 cemaatin en güçlü yıllarıydı kimsenin bitirebildiği falan yoktu, ergenekon abartılcak bir örgüttü cemaat 30 sene örgütlenme sonrasında yıktı geçti onları 4 senede , sonra boşluğa akp geçti güç onda şimdi. Cemaat’in 2008 de nekadar güçlü olduğu şurdan anlayabilirsin, kimler o süreçte hapse girdi buna bakmak lazım. Kayseri albay temizöz, ilhan cihaner, ahmet şık. Şimdi bu 3 isim kimdir, ahmet şık insan hakları savunucusu, jitemi araştırıp kürtleri sorgusuz katleden asker ve polis yargılansın diye uğraşmış, ilhan cihaner ilk kez jitem için dava açan savcı şuan chp de olan sol görüşleri ağır basan ulusalcı denemeyecek biri. Temizöz kim jitemci zamanında çok işe bulaşmış ulusalcı kemalist, hdpli yada pkklı hepisini infaz etmiş olayı mahkemeye taşımamış vatansever pakruduni falan değil öyle şeylere inanıyorsa çakmak ifadesiyle atatürkün askeri acıması yok , osmanlı 3 yaşındaki bebekleri taht için öldürürken, o mu hdplilere acıyacaktı acımamış arada hiç alakasızları öldürmüşdür bilemem ama stv dizilerindeki gibi pkk büyüsün diye kürtleri öldüren asker tipi yok. Cemaat ergenekon diye 3.ünüde alıyor yaw bu 3 kişi nasıl aynı torbaya giriyor diyosun? ahmet şık hdpli aydınlıkta bu adama sövüyorlar, ahmet şık temizöze katil diyor ama jitemin bir piyonuydu yüzbaşıydı ozamanlar diyor, cemaat tuttu bunu aldı diyor sadece başka jitemci mi yok diyor nerde diğerleri diyor, yaw cemaat ilker başbug bile aldı içeri eski jitemcilere mi gücü yetmicek emekli generallere. burda bir gariplik var bakıyorsun ama 3 kişinin ortak özelliği şu, ahmet şık imam ordusu kitabını yazmış, ilhan cihaner erzincanda cemaate operasyon başlatmış, temiz öz de kayseri de gene cemaate karşı operasyon başlatmış.
          Gördüğün gibi cemaat derin devlet ile mücadele etmiyor o yıllarda sadece kendine bulaşanları içeri atıyor. Yani o kadar rahat, bu derin devlet denilen şey bizim klasik türk insanı zaten, faşisttir sağcıdır türkçüdür ırkçıdır ateistleri gayleri ermeniler falan sevmez, kenan evren modeli bazısı ülkücüdür mhpye bağlı bazısı kemalisttir chp vatan partisine bağlı bir kemalist ile ülkücü arasında pek fark yok, bunlar jitem de kurar darbe de yapar, jitem bizim stv dizilerindeki gibi değil ama gidip orda pkklıları öldürüyor direk işkence infaz ediyor, masum köylüyü öldürmüyor, öldürse bile o içerdeki çürük elmalar yoksa devletin politikası o değil, masum derkende altını çizeyim, hdplileri masum olarak görmüyor, aynı şekilde hrant dink gibi ermenileri de masum görmüyor. ama bu insalar fg dediği gibi pakrudini falan değil tamamen türkler, tarihte ilk kez de olmuyor olay, çakmak paşanın dediği gibi atatürk çoluk çocuk affetmezmiş dersimdeki gibi, atatürk bir osmanlı subayıydı ama bizim osmanlı da öyle. ve bu derin devlet denen şeyin öyle örgütlenmesine de gerek yok, klasik türk insanı zaten bu kafada yetişiyor bürokrat oluyor , her türlü bu adamlar çoğunlukta yani, 28 şubatta falan kemalist tayfa terazinin dengesini bozup sivrildi ülkücü türkcü tayfaya ağır bastı, öyle olunca başörtü falan dinlemediler. Akp de şimdi zaten mhp ile ittifak yaptı söylem değiştirdi aynı kafaya tekrar döndü, mhp chpnin ulusal kanadı, vatan, bbp, iyi parti bak bakayım birbirlerinin farkları var mı. Bu olguya perinçekci dememek lazım, çakmak paşanın dediklerini abartmamak lazım. Şuan tek güç erdoğan ezer geçer bunları, şuan bu işlerin arkasında perinçek var diyen bir cemaat o da FG’nin pakruduni gibi açıklamalarından kaynaklanıyor, şunu unutma stv 2 tane dizisinde 1 numara yalçın küçüktü ki bu adam 7 senedir pasif eskiden de deliydi şimdi de deli olan bir gariban arada cemaati bile savunuyor 😀 , ayrıca türkiyenin derin devleti çok net bir şekilde natocudur avrasyacı değildir, nato 1993 sonra soğuk savaş bitince belki değişime uğradığı için mi derin devlet kendini yeniledi yada bu avrasyacı tayfa ne kadar avrasyacı sorgulamak lazım. vatan partisini 2 genel başkan yardımcısı ülkücü direk.

          • 1982den 2010a kadar kopya çekildiğine dair bir dedikodu bile duymadım. 2010da herkesin elinde sorular vardı, o kadar ki herkes çekecekti geri kalmamak için çekmemiz lazımdı diyenler bile çıktı. 2010da olan kpss faciası hala aydınlatılmadı. cemaat de dediğin gibi önce sustu sonra üstünü örtmeye çalıştı. 2010 faciası her yönüyle aydınlanmadan 15 temmuz akp müdahalesi de aydınlanmaz.

            diyelim ki erdoğan gerçekten güçlü, gücü nereden kaynaklanıyor o halde? arkasında kimse yok. demek ki allah ona yardım ediyor, kendisinden güçlü kim varsa tek başına eziyor, bir kadroya da ihtiyacı yok, sokaktan topladıkları adamlarla yapıyor bu işi. nitekim 15 temmuzda çıkın sokağa demese darbe olacaktı!!!

            bunlara masallara inanmak isteyen tabii ki inanabilir, türkiyedeki milyonlar gibi lağım çukurunda mutlu da olursunuz. erdoğanın arkasında perinçek yok. perinçeğin arkasında kimler varsa erdoğanın arkasında da onlar var. cemaatin hatası ergenekonu ergenekondan ibaret sayması oldu. artık gücümüz bunlara yeter dendi, yetti de. fakat arkasından geleni göremedik. çakmak paşanın sözlerini dikkatli dinlersen arkadan gelenleri de sezersin.

            2008-2012 arası cemaatin en güçlü olduğu dönem falan değildi. sadece bir balon gibi şişirildiği dönemdi. her şeye siz hakimsiniz algısı oluşturuldu, bazıları buna gerçekten de inandı. halbuki 2007-2008de sistem tamamen çökmüştü. haber akışı tamamen durmuştu, her noktada kilitlenmiştik. bunu kime sorarsan sana söyler.

            verdiğin ahmet şık vesair örnekler de durumu örneklendiriyor. cemaat haber akışı sağlanamadığından her türlü yönlendirmeye açıktı. biri bir şey yapsa diğerleri arka çıkmak zorunda kalıyordu. çünkü içeriden bilgi gelmiyor, gelen bir yere ulaştırılamıyordu. şık ve diğeri için hoşnutsuzuz açıklaması yaptırılacaktı gyvye, erdoğan çıktı bazı kitaplar bombadan beterdir dedi, aman susalım o bizi korumaya çalışırken ona saldırma vefasızlığına düşmeyelim dendi. böyle yüz tane örnek sayarım.

            sadece iki noktaya işaret edeceğim. sonra isterseniz hala erdoğan çok güçlü masalına inanmaya devam edersiniz. birincisi kasım seçimlerinden bir hafta önce kendisine üç aydır miting miting sövülen merkel türkiyeye geldi. bazı büyük abilere sorsanız ülke karışmıştı, hazirandaki oyu bile alamayacaklar, hepsi yurtdışına kaçacaktı. sadece onlar değil bütün liberal basın, doğanlar falan böyle düşünüyordu. türkiye hdpli bakanların olduğu bir koalisyon hükümeti ile seçime girecekti. merkel bu havada türkiyeye geldi, uzun bir görüşme oldu. üç gün sonra ipek grubuna çöküldü ve doğan medyası buna alkış tuttu. ertesi hafta seçim sonucunu da gördük.

            ikincisi 15 temmuzdan tam bir hafta sonra israille bir anlaşma yapıldı. lozandan bu yana en önemli anlaşma dendi. öyleydi de. türkiye kendi vatandaşları öldürüldüğü için 20 milyon dolar karşılığı israilden özür diledi. mavi marmara davası kapatıldı. alçaklık o raddeye vardı ki bir türk çıkıp avrupada amerikada israili dava edip tazminat alsa bunu türkiye öder maddesi işlendi. islamcılar kamuoyu bilmesin diye 15 temmuzdan sonra imzaladılar demekle yetinip üstüne gitmedi. tabii kimse ses falan etmedi, hatta erdoğan trollerine şehitlere küfredin emri verdi, manyak ruh hastası teröristler dendi, troller eleştirilince erdoğan çıkıp benden mi izin alıp kendinizi öldürttünüz dedi. bu en güçlü ezer geçer erdoğan 15 temmuzda aldığı hangi sözün yerine getirilmesini bekledi ki bunu verdi. hüdayinabit bi canlı mı bu, kendiliğinden çok mu güçlü gerçekten?

            erdoğan halkı uyutan bir masalcı. ülkeyi yönettiği falan yok. bir milyon dolar fazla rüşvet için ülke ülke gezer, iphoneuyla oynar, şehrazat konutlarından ev toplar, man adasında şirket kurar, isviçrede hesabı olmayan banka yoktur. hayalleri de kendi çapındadır. bu bomboş adama önce evliyalık atfeden, bunu da hocaefendiye muhalefet ederek yapan cemaatin ta kendisidir. sonra bu zaten siyasal islamcı, milli görüşçüler hep böyledir zaten çocuksuluğuna düşen de cemaat. kerim balcı hariç tutulursa bunların alayı emre uslular falan hepsi bir siyasal islam ideolojisinin ülkeyi yönettiğini sanıyor. cemaat tabanı da bu masalı dinlemeye maalesef meraklı.

  38. Ahmet Dönmeze tesekkurler…
    elestiride samimiyet ve ait oldugu binayi tamir gayesi oldugunu gostermis…
    İsin hicbir yerinde olmayan Ahmet Kara’lar da altina hemen o yakisiksiz nefret ve yikici usluplariyla pay cikarmya calisiyorlar. Hayir ahmet kara sen tamir ekibinden degilsin yikim ekibindensin.
    Teskkurler Ahmet Donmez samimi oldugunuza inanaiyorum…

    • En sonunda Ahmet Kara gundeme geldi.
      Yikim ekibinin bas adamlarindan, bas muhendislerinden! Yakinda kalfalarida gundeme gelecege benzer. Bunlar hakkinda soylenecek cok sey var, vakti zamani geldikce ibretle gorecegiz, okuyacagiz. Insh.

  39. Yorumlari okurken sunu dusunmeden edemedim: bazi yorumlar farkli isimlerle yazilmis olsa da ayni dimagdan cikmis gibi. Ya icinde fazla kalmis birilerinin ve patlayacak yer ariyorlar, yahut da cemaate gonul vermis herkesin su an yasamakta oldugu bu post-travmatik surec birilerince cok iyi degerlendiriliyor. Zira herseye ragmen hala bu cemaate bagli olanlari en azindan bolmek ve kutuplastirmak icin su donem bulunmaz bir firsat.

    Allah, hakkaniyetle, yani yine kendi rizasi icin bir seyleri duzeltme niyetiyle elestirmeyi nasib etsin. Insafi ve itidali elden birakmadan elestirmeyi. Zira bu sekilde oldugu muddetce, o oligarsik ‘abi’ler icin hizaya gelmekten veya varip kendi yollarina gitmekten baska secenek kalmayacaktir. Kararli, insafli, hakkaniyetli direnis yanlisi duzeltmeye vesile olacaktir. Oteki turlusu, kac kisi kaldiysa onlarin da birbirine dusmesine sebep olur. Dusmanin istedigi de zaten budur.

    Dusmandan kastim AKP veya Erdogan degil. Buyuk resmi gorelim: onlar sadece buyuk planin kucuk parcalari.

    Allah hepimizin yar ve yardimcisi olsun.

    Vesselam.

    • evet maalesef insanlar bunu anlayamıyor. onlara göre geberene kadar bunlarla savaşacağım diyen erdoğan 2012de falan gebermiş olsaydı bunların hiçbiri başımıza gelmeyecekti. erdoğan tabii ki çok önemli. çok profesyonel bir sahtekar, çok rahat yalan söyleyebiliyor, cemaatin tabanını arkasına çok güzel takmıştı ve hocaefendiye suikastte başarılı olabilseler çoktan kendisine katacaktı. hocaefendi her hafta çıkıp bunlara sövüp saydığı halde yine bunlara oy vermeye devam eden, oy vermeyi bırakın seçim çalışması yapan abiler vardı. bunları ancak erdoğan yapabilirdi. mahkumların baş örtüsü açmaya kadar halkın tepkisini çekecek her işi yaptı ve halk hala onu destekliyor. bunu ondan başkası yapamazdı. perinçekten başbuğa herkes de aynı şeyi ikrar ediyor, biz bile bu kadar başarılı savaşamazdık, halk bize inanmazdı diyorlar. hepsine tamam. iyi de erdoğan ipleri başkasında. onu başa getiren, hala orada tutan kimlerse ne yapacağına ne yapmayacağına karar veren de onlar. bu yeteneğinin karşılığı ödülünü de alıyor, görevini tamamlayınca fişi çekerler, görevini tamamlamadı daha. çakmak paşanın 2010da olacak dediği hala olmuş değil.

  40. Ahmet Bey’in soyledigi her seyein altina imzami atarim.bu degerli paylasim icin cok tesekkur ederim. Cemaatin en onemli problemi su egosu tavan yapmis abi/ablalardir. Yuzbinler magdur ama sureci bu hale getirenler cemaatin olanaklarini kullanarak yurtdisinda gayet rahat yasiyorlar. Bir de utanmadan youtube uzerinsen yayin yapiyor, taa oralardan parmak salliyorlar. RTE kadar onlar da cezasini cekecek. Kimsenin hakki kimsede kalmayacak. Ekrem Dumanli, Mustafa Yesil, Suleyman Sargin gibi insanlarin yuzunu gormeye dahi tahammulum yok. Allah buyuk…herkes kalbinin ve amelinin ekmegini er ya da gec yiyecek…

  41. Ahmet’ciğim çok güzel söylemişsin, yorum ekleyen arkadaşlarda da sancılı kalplerin sesi duyuluyor. Sistemden geçineneler hariç.

    1- Hizmet’te emeklilik müessesesi
    2- Ombudsmanlık müessesesi
    bu iki madde hayata geçirilebilirse diğerleri kendiliğinden çözülür.

    Tarih çok net bir şekilde tekerrür etmektedir. Ders alınamamıştır. Tarih’teki benzer vakalar, Hz. Osman (RA) efendimiz dönemi gibi aynen yaşanmaktadır.
    Emeklilik ve manevi liderlik/onursal başkanlık gerçekleşmeden bir düzelme beklemek hatadır.
    Bu ortaya konan düşünceler 10-15 senedir vardı, yeni çıkmış değil.
    2000 yılından itibaren hizmet yönetilememektedir. İlk ortaya çıktığı yıllardaki yönetim sistemi o zaman için doğru idi, fakat 2000 ‘den itibaren bir kabuk değiştirmesi gerekiyordu, bunu yapamadı.
    İnsanlar akıllarından geçen eleştirel düşüncelerini baskı veya kendi içlerindeki “acaba yanlış mı düşünüyorum” ikileminden dolayı seslendiremediler. Şimdi doğru düşünüldüğü ortay çıktı fakat geç oldu.
    Üstteki iki maddenin uygulandığını görürseniz ümitlenebilirsiniz, yoksa ihtimal çok zayıf.
    Doğrusunu C Hak bilir.

    • Tamer bey çok güzel fikir ama çok geç artık.adamların mesleği abilik olmuş. Bunlar emekli olmaz olmamak içinde hertürlü direnirler.
      Ombusdmanlık müessesinde de bence şöyle olmalı, şekilde hizmetle bir ekonomik bağı olmayan mesleki anlamda kendinisini ispat etmiş kariyerli adaletli insanlar olmalı. Bence tren çoktan kaçtı.tek çare hizmetteki maaş işini kaldırmak. Şimdi durum şu şirket batmış.müşteriler yok üretim yok. Ama müdürler şefler yönetim kurulu maaş almaya devam ediyor. Böyle bir durum sürdürülemez.bu abilerimiz eger yanlarına sığınacakları çocukları kardeşleri damatları yoksa veta onlara gidemiyorlarsa bu abiler için kardeş aile kampanyası başlatalım. Göreceksiniz aç açık kalmazlar. Ama böyle devam ederse korkarım herşey bir daha toparlanamayacak şekilde tuzla buz olacak.

      • Cok haklisiniz, maas isi kalkmali.Maksat allah rizasi. İsi, geliri, kulturu,islami birikimi olan kisiler yonetici olmali. Aksi halde; her ne olursa olsun maasini tikir tikir alan insanlar, ne tabandakinin derdini anliyor ne de bulundugu makami birakmak istiyor. Denetim de cok onemli.insanlarin vicdanina birakildiginda her seyi;ne yazik ki yanilma payi olabiliyor. Nefis, seytan insanin pesini birakmiyor ki biran olsun. Umarim her konuda bir orta yol bulunur,saglikli bir yapi insa edilir tekrar…

  42. Arkadaşlar. Mesajlarınızda isim tasrih edip büyük manevi veballer yüklenmeyiniz. Dinin apaçık bir hükmünü ve her hukuk sisteminde suç olan bir şeyi ayaklar altında paspas haline getirmeyiniz. Eleştiri olması lazım insanlar çok dolu anlayış gösterilmeli deyip alttan alarak meseleye bakmak istiyorum. Ama her kafadan yerli yersiz çorba yapılıp boca edilen bir sürü bilgi mi fikir mi belli olmayan yazı ve yorumlara bakıyorum bir de açıktan isim ve kişi isimleri verip onların hedef tahtasına oturtulmasına bakıyorum. Şu gördüğüm durumu 15 Temmuz hadisesi benzeri bir fitne / komplo ateşi olarak görmekten kendimi alıkoyamıyorum.

    Ahmet Dönmez iyi niyetlere güzel çalışmalar yapmış. Üslubu da güzel, kişilerden ziyade sistemsel problemi ortaya koyup nazara veriyor. Ama tutuşturduğu kıvılcım ile tamir edici fonksiyon göreceğine dedikodu kazanına ateş ve odun taşımış oluyor. Bu işe bir bizcesi bir usul, üslup yöntem getirilmeli. Bu iş böyle olmaz. Kurban kesmesini bilip bilmeyen eline bıçağı alıp ortaya çıkarsa ortalık savaş alanına döner. Her şeyin bir yolu yöntemi adabı olmalı…

    • Helal olsun.
      Herseyin bir yolu yontemi adabi olmali.
      Gunaydin.

      Hayat emareleri var.
      Buda umit verici.

  43. Yüreğim yangın yeri gibi…
    Hizmetin bu hale düşmesini görmek, kendi mensuplarınca (gerçekten haklı olan) yıkıcı eleştirilere maruz kaldığına şahit olmak, abi denilenlerin içi boş hayali tarihi figürlerden oluştuğunu gözlemlemek çok ama çok acı..
    Hayırlısı diyorum..
    Keşke
    1.Hırsla soru çalma batağına, kul hakkı batağına düşmeseydik.
    2.Darbe tiyatrosunun olduğu saatlerde HE tv ye çıkıp gürül gürül “Darbeye karşıyım” diyebilseydi.
    3.Biraz mertçe,adamca,kadınca yaptığımız yanlış şeyleri söylemekten çekinmeseydik, özür dileyebilseydik
    4.Ve son olarak “Mülaneye” topluca, bir cemaat halinde “Amin” demeseydik. Yapıldığı yerde kalsaydı, bir cemaatin toplu ahına girilmeseydi.
    O gün neye amin dediysek teker teker görüyoruz hepsini.. Ve daha da fazlasını..
    ….
    Gittiğim hiçbir yerde Gülen hareketinden bahsetmiyorum (Yurtdışı). Sadece mazlumları ve mağdurları anlatıyorum. Daha içindekileri tatmin edememiş bir yapı dışarıya nasıl anlatılır ki…
    Eğer bugünlerde hizmet kendini temizleyemezse dünya tarafından da bir kenara atılacağı muhakkak/ihtimal..
    Acı ama gerçek..

    • En son olarak (eskiden olsa ‘acizane, fakir’ vs yazardım ama artık bireyselliği öğrenmeye başladım) kendi teklifim de Hocaefendi’nin kendisinin de dediği gibi bir uluslararası mahkemede yargılanması.
      Avukatları böyle birşey için kafa yorabilirler.
      Diğer türlü (zahirde gözüken) bu darbe lekesi üzerimizden ömür billah çıkmayacak.
      Eğer “Abicim 3 aya düzelir, bir dahaki seçimde tamam o iş” diyorsanız o başka:)
      İşin latifesi bir kenara.. Net ve açık..
      “Hocaefendi uluslararasi mahkemelerde yargılanmalı”

  44. “aşağıda göreceğiniz gibi Cemaat’e de zor sorular sormakta” denmiş, ama bu yazınızla beni baya güldürdünüz. Bu eleştirilere cevap vermekte baya bir zorlandınız heralde. Bu siteyi de hala nasıl bir hayal dünyasında yaşıyorsunuz diye bazen takip ediyorum.

  45. Güzel bir ropörtaj olmuş. Umarım herkes olanlardan ders çıkarır. Ancak bu eleştiriler mevcut rejimin ve destekçilerinin haklı olduğu anlamına gelmez. Herkes derecesine göre sorumlu. Umarım bu dünyada hesapları görülür. Aksi durumda öteki tarafta işleri çok ama çok zor. Kimsenin hakkını helal etme niyeti yok…

  46. 1- O abilere bir sorun bakalim, helallik konusuyla ilgili neler dusunuyorlar?
    2- Kimseye hakkinin olmadigini iddia edebilir mi? Ihtimal edebilir. Boyle birisiyle ne konusulabilir ki?

    O abilerin yada kardeslerin birbirlerine haklarinin gecmesi, cemaat disinda ki insanlara haklarinin gecmesi meselesi ve helallesme meselesinin, ilmi yonden kistaslari nelerdir?

    Bazi abilerden gordugum kadariyla, cok onemli birsey degilmis gibi geldi. Benim bizzat bildigim, bir ornek, ulke abisine hakkini helal etmeyen, kurumlardan gecimini saglamayan, hatta elinden gelen yardimi esirgemeyen insanlar var.
    Bu insanlar bu imam efendiye neden hakkini helal etmez? Bu onemli bir soru.
    Diger onemli soruda, bu imam efendi helallik almadan yer degistirir ve bilirki net arkadada en az 4-5 insan haklarini helal etmemis!
    Ve bu imam efendi yeni gittigi yerlerde toplumun karsisina cikip, istisare ve sohbetler yapar, mukaddes davaya temsilcilik eder, kul hakkindan bahseder..!
    Bu nasil birsey?

    Helallesmenin genel anlamda cok onemli oldugunu dusunuyordum, halende oyle dusunuyorum.

    Akademik, ilmi ve dini kistaslar isiginda detayli bilmek isterim.

    Bazi kitaplar veya yazilari tavsiye ederseniz cok sevinirim.

  47. Bakın arkadaşlar,

    Yıllar önce Hocaefendi’nin “Hey gidi günler” vaazında C. Hak’kın göstermesiyle gördüğü ve söylediği şeyler aynen vuku bulmuştur. Fakat kendisi de kaderin bir cilvesi olarak, kahrolası-yıkılası dediği abilik müessesesinin altında kalan hizmeti kurtaramamıştır. “Bizde abilik yoktur ancak kardeşlik vardır” düsturu unutulmuştur.

    Daha önce ifadeye çalıştım, bu sistem 2000 yılına kadar çok iyi çalıştı ve bereketle ilerledi. O zamanlar, insan sayısındaki yetersizlikden dolayı, adanmışlık önde liyakat arkalardaydı. Mecburiyetten bir insan anladığı anlamadığı her işe bakıyor, elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Sonra bu potaya önden girenler (HE tabiri) yaşadıkları gibi inanmaya, bu işleri kendilerinin başardığını zannetmeye başladılar. Halbuki Allahualem C Hak, bu samimi ve az sayıdaki insana bir nevi avans vermişti.

    Birçok liyakatli, ehil, konusunda uzman, samimi insan yetişti. Bunlar, bu sosyal hareketi dünyadaki örnekleri gibi, şeffaf ve profesyonel bir vakıf haline çevirmek için çalıştırılmak yerine, önü kapalı, kendi kabiliyetlerine göre angarya denebilecek işlerde kullanıldı.
    Dünyadan haberi olmayan, ilk başlarda samimi iken sonraları zır-cahil olduğu halde kendisini önemli bir oyuncu olarak görmeye başlayan sözde abilere, boğaziçi-odtü vs mezunu arkadaşların şöförlük yapması marifet sayıldı. Abilerin (hatta son zamanlarda ismi beyefendi olarak değişti) çantasını taşımak son derece mübarek bir pozisyon olarak addedildi.

    İstişare mekanizması, sözde abilerin birbirlerinin ayaklarına basmadan, kendi pozisyon ve çıkarlarını zedelemeden karşılıklı yaptıkları bir idare etmeye dönüştü. Esnaf ve işadamları içinde “himmeti ali olanın fikirleri de alidir” modeli işletildi.

    Son derece yaygın, itibarlı ve saygıdeğer olan bu sosyal hareket, doğal olarak halkın nabzını tuttuğunu zannediyordu. Ülke seçimlere giderken, aklı başında, siyaseti okuyabilen bütün arkadaşların uyarılarına “bilmediğiniz şeyler var” ya da “bildiğimiz şeyler var” şeklinde cevaplar verildi. Birinci seçimlerde tahminler tutmamıştı. Ne kadardı yanılma payı? %20 civarı!
    Bunun bir fiyasko olduğu gerçeği, “bilmediğiniz şeyler var” diyenler tarafından gözardı edildi.
    Bir seçim daha geçti, netice aynı…
    Nasıl olur! Bildiğiniz şeylere ne oldu?
    E bana inanmıyormusunuz? Artık aylar değil, günler, belki saatler kaldı. Gidecekler, bütün dünya bunların karşısında.
    Peki bu tip bir olayla ilk defa mı karşılaşıyoruz? Diğer diktatörler böyle 2-3 senede mi devrildi ki erdoğan diktası hemen yıkılsın? Tüm dünya Esad’a gitmeli diyeli kaç sene oldu? Saddam, Kaddafi vs kaç sene hüküm sürdü?
    -bilmediğiniz şeyler var…
    -bildiğimiz şeyler var…
    Ya yanlış biliyorsanız? Olamaz mı, insan birşeyi yanlış bilemez mi? Veya eksik. Ya da hiç…
    En tehlikelisi bilmediğini bilmemek değil mi?
    Vesselam…

  48. Emmilerim, halalarim.. Evet, cok pis dayak yiyoruz. Ama daha mac bitmedi. Bazen sert bir krose maci kazandirir. Dayimi cok hafife almayin bence. Filmin sonunda iyi dedektifler pavyon kabadayilarini marizlerler.
    Bu film de farkli bitmeyecek.
    Lami cimi yok biraderler, kiyamet kopmadan karamsarliga dusmenin tam adidir yeis. Ve esnetilmez sekilde haramdir.
    Ama hain, yetersiz, kotucul, diktatorumtrak abiler.. La biliyoruz onlari. Kocasinin kof kabadayiligindan dolayi yerinden edilemeyen yeteraiz aplalar bile gorduk.
    Napalim? Onlar da insan.. Yetersiz iseler, onlari orada tutan korkak cemaatin sucu bu.. Hain iseler.. kotu iseler.. Hizmet pislik mi barindirir?
    Filmin sonuna gelelim, yine iyiler kazanir..
    Peki nasil olacak?
    Formul basit;
    Cuzzi irade ile azicik gayret.. Dua.. Rabbimin lutfu..
    Aksini dusunen, yamuk abi olsun, labunya olsun.. 😉

  49. Süper bir analiz yapmışsınız , umarım çözüm önerilerinizden bir yol haritası yapılıp sorunların üstesinden gelme girişimde bulunulur zira hizmete gönl vermiş insanların buna çok ihtiyaçlatı var bir nevi afaroz edilmeden yanlışın yanlış olduğunu dile getirmesinden ötürü 🤔

  50. Şu kadar söylemek istiyorum sadece: insanlar içerde hamile kalan tutsaklar varken, bilmem nerelerde zehirlenen, işkenceler meriçte boğulanlar zulüm zirve yapmış paşamın aklı başına yeni gelmiş. Ne vardıysa o zaman söyleyecektin Eyy Ahmet. Sizi seni Ahmet Dönmez, Bulent Keneş ve arkanızdan gelecekleri ALLAHA havale ediyorum.

  51. HE demişti defaatle eleneceksiniz… Eleneceksiniz… Allah bizi sabit kadem eylesin… yolunuz açık olsun çürük elmalar… fitne kazanı kaynatın bakalım kaybeden siz olacaksınız…

  52. Herkesin kapasitesi nin bir seviyesi var. Benimde ayni sekilde. Asagida yazacaklarimin bircogunu ilk defa ogrendim.

    Ahmet Donmez’in analizlerinin bir kismini tekrar okudum ve saskinligim artti.

    -15 Temmuzu, Erdogan, Ergenekon ve Hizmet icerisinde ki uzantilari yapmis! (Belliki Ahmet Donmez in bildigi seyler var soylemiyor..!)

    -Hizmete Bakan yonuyle, bu uzantilari HE bilmiyor mu sanki? Biliyor ama tahmin ediyorum, kendince olmasi gerektigi gibi aksiyon gosterdi ve gosteriyor.

    -Realite bu hizmet icerisinde en ust makamlara kadar istihbahrattan insanlarin uzun yillardir bulundugu. Yani, hizmetin her hareketine, devletimiz her asamasinda hakimdi.

    -Hizmetin icerisinde porsumus abilerin varligi, tembel olanlar, suya sabuna dokunmayanlar, yada cikar pesinde kosanlar.

    -HE bu insanlara karsi en iyi nasil hareket edebilirdi? Bunlar cete…

    -Uzun kollularla, cikar pesinde kosanlarin serlerinden nasil emin olabilirsin ki.

    -Yumusak karinlardan bahsediliyor, bunlarla iliskili olsa gerek.

    -Anadolumun saf cocugu, bu harekete gonul verirken, saf ve fedekar bir sekilde destek oldu.

    -Anadolumun saf cocugunun emekleri bosa mi gitti? Zannetmem. Cunku, beklentisizlik bu isin yapi taslarindan. Allah inanciyla direk alakali. Falanla filanla degil.

    -Hizmette ki uygulamalarda cok buyuk yanlisliklar oldugu ortada. Keyfiyet-Kemmiyet-vifak ayarlarinda cok buyuk dengesizlikler oldugu apacik ortaya cikti.

    -Hizmet icerisinde, insanlarin haklarina girildi, magdurlar edilenler oldu…

    -Denetim mekanizmasi olmadigi icin yapanin yanina bugune kadar kar kaldi.

    -Bundan sonra neler olacak, neler olmali?

    -Porsumus, Cikarci Abilerin yaninda Uzun kollularin oldugu bu hizmet nasil bir yol haritasi belirleyecek?

    -Gorunen o ki, hizmetin merkezi Turkiye den Batiya tasinmis. Bu ne demek, acaba demokrat olmayan bir yerden Democrat bir yere mi tasindi?

    -Porsumuslere ve ‘paralel hizmete’ daha once nester vurulamiyordu,
    bundan sonra mumkun olabilecek mi?

    Evet, birsuru gercek entirikalar varmis. Ben sahsen hic bu kadar olabilecegini dusunmemistim! Bu neki diyenlerde cikabilir, sasirmam!

    Bu bizi yeis’e dusurmesin, hatta daha cok umitlendirsin. Biliyorsun, oyle ise kuru duygusallik yerine daha mantikli dusunebilirsin.

    Bu realiteler isiginda, yapilmasi gerekenin, hizli bir sekilde, seminer ve platformlarla, bu hastaliga care bulmasidir.

    HE nin soyledigi birsey vardi, aslinda cok seylerde gizli o soylediginde.
    Neydi o?
    “Beklentisiz insanlarla istisare edin”

    Hadi hayirlisi, mevlam gorelim neyler, neylerse guzel eyler.

    Vesselam

  53. Şimdi herkes eteğindeki taşları döküp de rahatladıysa artık biraz da hikmet penceresinden içinde olduğumuz durumu bir daha ele alalım, değerlendirmeye çalışalım.

    Bu hizmet doğduğu topraklardaki kapalı sosyal bürokratik yapılar gereği yeterince açık ve şeffaf olamadı. Şeffaf olsa içinde neşet ettiği ülkenin düzelmesi için gereken sayıda insan yetiştiremeden önü kesilecekti.
    Kapalı kaldı ve şark toplumlarının kadim sorunlarıyla da malul oldu. Kapalı sistem olduğundan denetim olamadı. Kişilerin kapasite ve anlayışlarına bağlı yürüme belki esas oldu.

    Ama kaderin cilvesi şimdi doğuya doğru değil batıya doğru açılıyor. Açılmak zorunda kalıyor. Cebri lutfi gibi durum böyle görünüyor. Ve bundan sonra ister istemez batılı sistematik ve yönetim anlayışına ve şeffaflığı alıp kendi sistemini ona göre adapte etmek zorunda. Batı sisteminde kişiye dayalı keyfi yönetim anlayışı da yapamazsınız. Muhasebe ve finans yapınız vs her şey ona göre olmalı.

    Burada eleştirilip duran şeylerin tamamına yakını Rabbimizin zorunlu yönlendirmesiyle değişecek, değişmek zorunda kalacak.

    Herkes önce kendini düzeltsin ve şu dönemin manevî fırsatlarından azami derecede istifade etmeye baksın. Rabbim zira yepyeni şartlar yaratmakta ve hazırlamakta. Bakalım bizler bu gelen yeni şartlara ne kadar hazırlıklı olabilecek ve adaptasyon sağlayabileceğiz.

    Rabbim tüm samimi gönüllerin yardımcısı olsun.

  54. 13 aralık 2013’den önce şubat 2012 vakası var ki, erdoğan ilk defa cemaatin gözünü kararttığını ve o gün sağ kolunu gözaltına almaya çalışıyorsa sonunda hedefin kendisi olacağını o olayda gördü.

    aslında ondan da önce başbuğ olayı var ama o bir nevi anlaşmazlık olarak görülebilirdi. ancak erdoğan’ın sağ kolu fidan’a yönelik pervasız teşebbüs ilişkinin koptuğu noktadır. oya talip olmadan devlete konma girişiminin işaret fişeğidir. erdoğan gibi halk desteğine sahip kurt siyasetçi buna göz yummadı.

  55. Abicim ağzına sağlık. Engin bey sana da minnet borçluyuz. Bu imkanı sağladığınız için…

    Osman Şimşek’e gerçek esaslı sorular sorarak sıkıştırmanızı .istiyorum. Kendisini severiz lakin terlemeyi hakediyor

Comments are closed.