Zaman Gazetesi Basbakanlik Muhabiri Ahmet Donmez 12 Aralik 2014/Ali Unal

Engin Sezen, The Circle

Gazeteci yazar Ahmet Dönmez’in The Circle’a verdiği mülakat ciddi bir alakaya mazhar oldu. Üç günde en çok okunan mülakat oluverdi.

Gayet tabii, dediklerini eleştirenler de oldu, kendisine katılanlar da.

Günün sonunda, söyledikleriyle kimilerini de ziyadesiyle rahatsız etti  Ahmet Bey. Mülakatımızın ilk kısmı daha çok Hizmet Hareketi ile ilgiliydi. Dönmez burada samimiyeti ve cesareti ile öne çıktı. Keskin gözlem ve tespitleriyle çoğumuzu sarstı, düşüncelere sevk etti. İdare-i maslahatta bulunmadı, idare-i kelama tevessül etmedi. Kitabın ortasından, halkın kulağına göre konuştu.

Bu ikinci bölümde kısa kısa sorularıma yanıtlar verdi Ahmet Bey. Eskilerin deyişiyle “müteferrik mevzular”…

Burda daha özel paylaşımlarda bulundu, kişisel anekdotlar paylaştı bizle.

Şurası aşikar ki, kaliteli bir yazarlık kumaşı var Dönmez’in. Sadece “iyi yazarlara” mahsus bir vergi bu. Sonradan elde edilemeyecek bir şey. Zamanla daha da tasaffi edecek bir müfekkireye ve muhayyileye sahip. En alalade gibi görünen şeylerden söz ederken dahi kendini okutuyor.

Aşağıdaki metnin satıraralarında otantik bir bireyin içten sızlanışlarını hissetmemek mümkün değil!

Yazmaya aşık bu genç muharririn, hayata dair, kendine ve bize dair kuracağı daha çok cümleler var.

Yolunuz da bahtınız da açık olsun.

 

Erdoğan?

Bu konuda söyleyeceklerimin sınırı yok. Türkiye’deki süreç çok kahpece gitmese, hepsini söylerim yine de soğuyamam, o derece doluyum. Şimdilik  yazılarımda ifade ettiklerimle kalsın.

Bu işin duygusal tarafı. Bir de realite boyutu var. Sıradan bir yurdum insanı gözüyle bakın, görünen manzara şu: “Erdoğan PKK’yı bitirmiş, eski derin devleti bitirmiş, cemaati (onlara göre FETÖ) bitirmiş, Kemalistleri bitirmiş, Aydın Doğan’ı bitirmiş, MHP’yi kendine bağlamış, ülkeye istikrar getirmiş, milli savunma sanayiini kuran, AB’ye diz çöktüren, Amerika’ya kafa tutan, İsrail’e meydan okuyan bir lider.” Ne diye değiştirsin ki Erdoğan’ı? “Kaldı ki Erdoğan’ı indireyim de yerine kimi getireyim, Kılıçdaroğlu’nu mu?” diye soruyor. Cevap?

İhtiyaçlar hiyerarşisinde bugünkü tercihleri, ekonomi kadar 100 yıllık korkular da belirliyor. Bölgede liderlerini (diktatörlerini) kaybettikten sonra dağılan ülkelerin halini görüp aynı akıbeti yaşamaktan korkan geniş bir kitle var. İşte Erdoğan’ın başarısı burada. O korkuyu ve ümidi çok güzel verdi. Oyunun kurallarını çok iyi çözmüş. Ve o kuralları başarı ile uyguladı. Bu kötülerin oyununda iyilere yer yok. Gereken neyse onu yaptı.

İleride, kıydığı canlarla, yaptığı zulümlerle, hukuksuzluklarla, sahtekarlıklarla, çaldıklarıyla, sıfırladıklarıyla, yok ettiği çevreyle, kestiği ağaçlarla değil; bu ülke ve “ümmet” için yaptığı hayırlarla  hatırlanacağını düşünüyor. Geri kalan her şeyin unutulacağını, tarihin kendisini bir kahraman olarak yazacağını umut ediyor. Ama böyle bir son nasip olmayacak ona. Yaşayıp göreceğiz.

Bir diğer “başarısı” da şu oldu: Türkiye’deki yüzyıllık kutuplaşmaları çok iyi kullandı. Bugün her bir kesimin bir diğerine nefreti, husumeti var. Erdoğan bu düşmanlıkları çok iyi yönetti. Sürüden bir koyunu alacağı zaman, diğerlerinin ona karşı kinini kullandı. Önce cemaatle ittifak kurup ulusalcıların üzerine gitti. Sonra o ulusalcılarla bir olup cemaati tasfiye etti. Bir ara Kürtlere gül uzatıp milliyetçiliği ayaklar altına aldı. Sonra MHP ve ulusalcılarla omuz omuza Kürtleri ezdi, şehirlerini yok etti. Bunu yaparken de her defasında tabanını genişletti. İttifak kurduğu kesimlerin tabanlarından bir şeyler kopararak büyüdü.

 Şeytani ve siyasi bir dehası var. Baba filminde Don Corleone’nin meşhur bir sözü vardır. “Para silahtır, politika ise tetiği ne zaman çekeceğini bilmektir” der. Erdoğan silahı da tetiği de ustaca kullandı. Kiminle nereye kadar yol yürüyeceğini, kiminle ne zaman köprüleri atıp kiminle ne zaman yeni ittifaklar kuracağını çok iyi tayin etti. Siyaseten hep kazandı. Fakat Türkiye’yi paramparça etti. Bir daha bu toplum ne zaman bir millet olur, bilemiyorum. Ya da hiç olmuş muydu, onu da bilmiyorum.

Ama bu cambazlığın da ilelebet gitmeyeceği kesin.

Meriç?

Son ve acı bir çığlıkla yavruları ellerinden kayıp giden anaların, dökemediği gözyaşları… Akan bir Kerbela… Sudan bir soykırım anıtı… Anadolu’nun acı hikayelerini döne döne dünyanın her tarafına ulaştıran bir sessiz tanık.

Türkiye Basını?

Müsvedde…

En gazeteci görüneninin, bir zamanlar millete gazetecilik dersi verirken bugün o haksızlıkların bin katı yaşandığı halde tek satır yazmayan arkadaşlar olduğunu söyleyeyim, gerisini siz hesap edin. Yitip gitmiş bir meslek artık Türkiye’de gazetecilik. Adı gazetecilik.

Hangi sektörde olursa olsun, şu süreçte Fatma Sibel Yüksek gibi, Kazım Güleçyüz gibi, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi, Sezgin Tanrıkulu gibi, Veli Saçılık gibi hakkaniyet göstermeyen hiç kimsenin nezdimde zerre kadar itibarı yok. Yarın da olmayacak. Bunlar kimseye de artık demokrasi, çağdaşlık, gazetecilik dersi veremez. Veremeyecek. Cemaat medyasının geçmişte yaptığı hataları evirip çevirenlerin suratına, o geçmiş hataların bin katını çarpacak kadar malzeme var şu dönemde. Maaşlarını alıp muhalifçilik oynamaya devam etsinler, afiyet olsun.

Cemaat’in geleceği?


Kendi geleceğini yine kendisi belirleyecek. ‘Taban’ diye tabir edilen geniş kitlenin tavırları, talepleri, zorlamaları ve ‘merkez’ olarak adlandırılan yönetim katının buna cevapları belirleyici olacak.

Bir ideal olarak Hizmet Hareketi bitmez. En büyük sermaye, ‘insan sermayesi’…

Çok ciddi bir travma yaşasa da insan sermayesinin hala çok güçlü olduğunu gözlemliyorum. Ama buna mukabil klasik anlamıyla cemaat bitti bana göre.

Bundan sonra aynı organizasyon ile, aynı formatla, aynı yöntemlerle devam edemez. Bu sistem büyük ölçüde çürümüş durumda. Artık yeni bir seviyeye geçmek ve yepyeni bir formatla devam etmek zorunda. Bu olmazsa ciddi kopuşlar olur. Halihazırda var zaten.

Şu anda çerçevesi net, yeni bir sözleşmeye ihtiyaç var. Hareket ile mensupları arasında bir güven tazelemesi yapılması gerekiyor. Bunun için de bütün sorulara cevap verilmesi, geçmiş muhasebesinin yapılması, ortak aklın devreye sokulması ve yeni bir yapılanma, yeni bir manifesto, yeni bir vizyon ve yeni bir eylem planı ile devam edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla resmileşmekten, kayıtlı, şeffaf, hesap verebilir bir düzene geçmekten başka yol göremiyorum.

Bunun ardından cemaatin en önemli işi, bana kalırsa, bu süreçten gerekli dersleri çıkardığına samimi olarak etrafını ikna etmesi. “Aman cemaat AKP’yi deviremesin. Cemaat gelirse çok daha kötü. AKP hiç değilse bir siyasi parti. Seçimlerde oy vermezsin, cezalandırırsın, gider. Ama cemaati bir daha götüremezsin. Bunlar bir dönerse hepimizi mahvedecek” diyen bir kitle var. Her ne kadar artık seçim diye bir şeyin kalmadığını hala fark edememiş olsalar da…

Haklı ya da haksıza girmiyorum. Bu doğrudur veya değildir. Ama bir tespit olarak söylüyorum. Samimi bir şekilde cemaatten korkan, “Bunlar her yeri örümcek ağı gibi sarmıştı. Her yerdelerdi. Dinliyorlar, izliyorlar, takip ediyorlardı. Başka kimseye hayat hakkı vermiyorlardı. Kendi önlerini açmak için her türlü kumpası kuruyorlardı. Nihayet kurtulduk” diyen ve bu korkuda samimi olan insanlar var.

AKP’nin yaptıklarını onaylamayıp da sesini çıkarmayanların bazılarında bu korku hakim. Dediğim gibi, haklıdır-haksızdıra girmiyorum. Doğrudur-yanlıştır, tartışmıyorum. Bu bir vakıa. Cemaat yöneticileri bunu görmek zorunda. Bu söylediklerim aşağılık kompleksi değildir. “Ne münasebet canım, herkes tertemiz bir tek cemaat mi kirli! Hem bu kadar zulme uğrayacağız hem de onlara kendimizi anlatmak zorunda mı kalacağız! Bu nasıl bir mantık böyle, kime niye ispat etmek zorunluluğu var! Herkes kendine baksın!” itirazlarını duyar gibiyim. Fakat buna iki açıdan mesafe koyuyorum.

Bir; kendi ideallerinize, ‘Hizmet’ derken bu kelimenin içini nasıl doldurduğunuza, misyonunuza, mefkurenize, yola çıkış gayenize ve dünyanın size sorduğu sorulara, bundan sonra dünyaya ne söylemek istediğinize bir bakın ondan sonra bu itirazı yeniden düşünün derim.

İki;  bütün kesimler şöyle ya da böyle kötü bir sicile sahip olabilir. Fakat AKP ve eski devletin uzantıları dışında hataları bütün bir ülkeyi, toplumu etkileyen başka yaygın ve organize bir güç yok. Eğer siz kendinizi AKP ve Ergenekon ile kıyaslıyorsanız zaten söz bitmiştir. Hizmet de bitmiştir. Demek bir farkınız kalmamıştır.

Cemaat bugün savunduklarının, karşı çıktıklarının AKP ile ilgisi olmadığını, onun ömrü ile sınırlı olmadığını, bu siyasi iktidar bütün unsurları ile devrilip gitse bile aynı doğruları, aynı ilkeleri savunmaya devam edeceğini göstermeli. Ve bunları içselleştirdiği konusunda da ikna etmeli. Eğer “Hizmet’ diye bir derdi, küresel bir iddiası varsa tabii… Yeniden gönüllere girmek ve çıkmamak gibi bir hayali varsa… Yoksa işin kolayı, kendisini Erdoğan’la, Kemalistlerle, Perinçek’le kıyaslayıp hemen mantığa bürünmektir.

Ki bu dediğim şeyi cemaat başkaları için yapmayacak zaten. Yine kendisi için gerekli bu.

Cemaat Medyası?

Kirlenirken birinciliği kapan beyazlardan biri de Hizmet medyasıdır. Evet hataları oldu. Önemli hataları oldu. Özeleştiri yapmalı mı, evet yapmalı. Fakat Türkiye’de bunu ondan en son isteyecek kesim, Türk medyasının kendisidir. Bir umumhane peşkirinden farksız olan yandaş medyayı hiç katmıyorum. Peki kim daha temiz? Doğan grubu mu? Ciner grubu mu? Demirören mi? Sözcü mü? Kim? Belki tek tek bazı gazeteciler bunu Zaman’dan isteyebilir. Fakat kurumsal anlamda buna hakkı olan bir yer görmüyorum. Aynı şekilde eski Zaman çalışanları da diğer bütün gazetelere özeleştiri çağrısı yapabilir, yapmalıdır.

Cemaat medyası olmalı mı?

Bu, sizin röportajlarınızla bir kez daha düşünüp görüşlerimi revize ettiğim bir konu. Kısa bir süre öncesine kadar, “Bundan sonra kesinlikle olmamalı” diyordum. Fakat artık “Bunun cevabı, Hizmet’in bundan sonra ne olacağıyla ilgilidir” diyorum.

Cemaat mevcut haliyle devam edecekse asla olmamalıdır. Bir daha bir muhabir, “x belediye başkanının belediye otobüslerine kendi benzin istasyonundan yakıt alma zorunluluğu getirdiğini” belgelediğinde, cemaatin o hafta belediyenin tiyatro salonunu kullanacağı gerekçesiyle haberinin girmemesi gibi bir durumla karşılaşmamalı.

Bir muhabir, bir belediye başkanının Halk Ekmek büfelerine kendi oğlunun fırınından ekmek alma zorunluluğu getirdiğini belgelediğinde, daha gazeteye bile ulaşmadan, falanca abinin “Bizim okulumuz o belediye sınırları içinde, haberi girmeyin” telefonu ile karşılaşmamalı.

Bunlar sadece kendi yaşadıklarımdan iki küçük örnek. Daha onlarcasını sıralayabilirim ama bu kadarı kafi. Maksat kimseyi hedefe koymak değil.

Fakat 17 Aralık sabahı kalkıp “Aa bunlar yolsuzluk yapmışlar meğerse” dediğinizde de inandırcı olamıyorsunuz işte.

Sorunuza geri dönecek olursam, Cemaat’in bir medyası olup olmamasının bazı şartlara bağlı olduğunu düşünüyorum.

Belli başlı kırmızı çizgiler koyar, bunlardan hiç şaşmaz, ‘Hizmet işleri ile gazetecilik işlerini’ birbirine asla karıştırmazsa neden olmasın… Ancak bunun hiç de kolay olmadığını kabul etmek gerekir.

Dünya üzerinde neredeyse her grubun, her ideolojinin, siyasi görüşlerin gazeteleri var. Bunlar demokrasinin parçası olan baskı gruplarıdır.

Hizmet medyasının handikapı ise şuradaydı: “Cemaat Türkiye’yi yönetiyor. Yargısı, emniyeti, askeri, bürokrasisi ve onların operasyon merkezi olarak medyası var. Örgütlü bir şekilde hareket ediyorlar.” algısı oluştu. Kimileri bu algıdan rahatsız da olmadı. Öyle olunca da cemaate duyulan bütün öfke, müşahhas olarak medyasına yöneldi.

Yalnız burada lütfen kimse diğer gazeteler ve onların ticari ilişkileri üzerinden örnek getirmesin. “Biz örneği kendinden bir hareketiz” diyorsanız, kendinizi savunmaya geçerken de su-i misal üzerinden misal oluşturmamalısınız.

Diğer alanlarda olduğu gibi medya yönetiminin de objektif başarı kriterleri, hesap verebilirliği olmalı. Sabit bir cemaat okur kitlesine ve süreklilik arzeden abone kampanyalarıyla yüksek tirajlara sahip olduğunuzda, kendinizi objektif değerlendirmeden muaf hale getiriyorsunuz. Çıkardığınız gazetenin başarısını test edeceğiniz piyasa şartlarına girmemiş oluyorsunuz.

Burada okuyucuya da büyük görevler düşüyor. Mesela Türkiye, AKP’nin yolsuzluklarından ilk kez 17 Aralık’ta haberdar olmadı. Gemi ve gemicikler, Abdullah Unakıtan’lar, Ali Dibo’lar, örtülü ödenekler, havuz iddiaları, Şaban Dişli’ler, Galataport’lar, Ofer’ler vs. hepsi herkesin gözünün önünde oldu. Peki eğri oturup doğru konuşalım; Zaman okuyucusu da bu yolsuzluklara karşı tavır geliştirmedi. Gazetesini arayıp da biz bu haberleri niye kendi gazetemizde okuyamıyoruz demedi. O yüzden de herkesin kendine bir ayna tutması şart diyorum.

Lafı şuraya getireceğim; bu konuyu, içinden geçilen süreçlerden soyutlayarak tartışamayız. Bu Türkiye’nin genel bir sorunu. Kutuplaşmanın, kabile kültürünün başımıza açtığı büyük bir bela bu. Sadece cemaatin değil, bütün kesimlerin içinde bulunduğu bir açmazdı. Hep bir ‘büyük resme’ odaklanıldı. Diğer gazeteler de bu yolsuzlukları yazarken yine aynı ‘kabile’ refleksleri ile yazdı. Onların da kendilerine göre başka yumuşak karınları vardı. Mesela kendi grup ya da holding çıkarları aleyhine yayıncılık yaptıklarını göremezsiniz. Hele bugünkü hallerine baktığınızda iğrenmemeniz mümkün değil. Görüyorsunuz işte. Tek kelime bile edemezler. ‘Özeleştiri’, bütün yayın grupları ve bütün kesimler için geçerli. Murat Sabuncu’nun dediği gibi, bundan böyle Türkiye’de yeni bir toplum sözleşmesine ihtiyaç var.

Şunu önemle vurgulamak isterim: Haydi AKP medyası ve kendini merkezde gören ama yandaşlardan farkı kalmayan gazeteciler de 15 Temmuz’u adam gibi sorgulasa ya! Bakın mesela ‘cemaatçi gazeteciler’ diye küçümsedikleri isimler, objektiflerini olayın bütün taraflarına yöneltiyor.

Haydi o yandaşlar da Erdoğan’a 15 Temmuz çelişkilerini, soru işaretlerini, karanlık noktaları yöneltseler ya! Hulusi Akar, Hakan Fidan, Yaşar Güler, Zekai Aksakallı niye mahkemelerden kaçıyor diye soruştursalar ya! Niye Meclis’ten kaçtılar, adam gibi sorsunlar bakalım. Ondan sonra gazetecilikten bahsetsinler. Bugün Türk medyası dediğiniz şey, bir iki istisna haricinde korkaklardan ve çanak yalayıcılarından oluşmaktadır.

Kırgınlıklarınız?

Kırgınlık mı? Bir kaç yıl önceki halimle şimdiki halimi kıyaslıyorum da ben bile kendime inanamıyorum. Nasıl bu hale geldim? Beynime mi ruhuma mı bilmiyorum ama bir yerlere sanki görünmez bir lobotomi uygulandı ve bende büyük bir boşluk oluştu.

Milliyetçi bir insan değildim ama Boğaz’dan her geçişimde başımı çevirir Nakkaştepe’deki o dev Türk bayrağını seyrederdim.

‘Memleket’ kelimesi ve ifade ettiği anlamlar benim için hep duygulu, hep şiirsel, hep sanatsal olmuştur. Orta 1 veya 2’deydim. Kaldığım yurdun penceresinden caddeyi izliyordum. Köyümden birini yoldan geçerken gördüm. Hiç bir özel muhabbet beslemediğim, belki adını bile bilmediğim bu adamı gördüğümde anne babamı, kardeşlerimi görmüş gibi etkilenmiş, ağlamaya başlamıştım.

‘Gurbet’ duygusu beni hiç terketmedi. Koca adam olduğumda bile… Ve buna bir de Orhan Pamuk’un derin derin işlediği gibi ‘eşya’nın bende ne kadar anlamlı olduğunu da ekleyeyim. O eşyaların anlamlandırdığı anları, anıları, sevdaları, memleket hissini, gurbet hissini kastediyorum. Kendime ait bir eşyayı Beyazıt Çınaraltı’ndaki işportacıya satmak zorunda kaldığımda dönüp dönüp ona baktığımı, uzaklardan bir müddet onun diğer eşyalar arasındaki duruşunu, sanki bana sitem edercesine kalışını izleyip de hüzünle ayrılışımı hatırlıyorum. 

Şimdi bütün bir memleketi terkedip gittim. Yalnız içerideki arkadaşlarım, sevdiklerim var gözümde. Onun dışında Türkiye’ye dair hiç bir şeyle karşılaşmak istemiyorum. Memleketimden tek bir insan bile görmek istemiyorum. 11 yaşında pencerede ağlayan o çocuğun nasıl bu hale geldiğine inanamıyorum.

Kırgınlık mı? 7 yaşındaki oğlum, Türkiye’yi hatırladığında geçenlerde şöyle bir şey söylemişti: “Özlemesi hiç bitmeyecek özlemlerim var benim…”

Ona bunu yaşatanlara kırgınlığım var mı? Bülent Keneş’in dediği gibi, “80 milyon kırgınlığım var”… Yoksa kızgınlık mı, acımak mı tam adı, bilmiyorum. En çok da beni tanıyıp, arkadaşlık edip bana ‘öcüymüşüm gibi’ davrananlara… Bir hokkabazın algı oyunları ile bana ‘terörist’ gibi muamele edenlere… “Hain! Dön de yargılansana!” diyen zavallı 20 yıllık arkadaşıma… Arkadaşlarıma… Meslektaşlarıma… Ve iyilik gördüğü bu güzelim insanlara bu gaddarlığı reva gören bütün vefasızlara…

“Asil millet”?

Mehmet Akif’in “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz” dediği zamanlarda kalmış bir eski zaman söylencesi…

Müstakbel İstikbal?

Ben kendime bir gelecek hayal etmiyorum artık. Benim için yegane mutluluk, suçsuzluklarına tek tek şahitlik edeceğim bütün dostlarımın, canım arkadaşlarımın, meslektaşlarımın, haksız yere hapislerde yatan onbinlerce masumun özgür olduğunu görebilmektir. Onun dışında herhangi bir hayalim, beklentim yok. Kendime dair, ülkeme dair kurduğum bütün düşler hazan vurmuş yapraklar gibi savruldu gitti. Sadece yazabileyim yeter.

Geçenlerde arşivimi karıştırırken bir eski fotoğraf çıktı karşıma. Ankara’da oturduğumuz evin salonunda çekilmiş, oğlumun muzip bir anıydı. Evin küçük bir bölümü görünüyordu. Bir müddet çakıldım kaldım. Hem sanki aradan asırlar geçmiş gibiydi hem de her şey o kadar canlıydı ki, daha dün gibiydi. Sanki o fotoğraftan içeriye girsem her şeye kaldığı yerden devam edecekmişim gibi geldi bana. Eve dair her şey hafızamda yerli yerindeydi. Elektrik düğmesinin yeri, televizyon sehpasının yanındaki vazo, hangi rafta hangi kitaplarımın olduğu, holdeki mini müzemiz… Bir filmin içinde bir sahneden geçmişe yolculuk yapan kahramanlar gibiydim. Sonra “Bütün bunlar bir kabus olsa. Sabah kalktığımda hepsinin kötü bir rüya olduğunu görsem” diye düşündüm. Peki hangi sabaha uyanmak isterdim? Uyanacağım sabahın, hangi tarihin sabahı olmasını dilerdim? 15 Temmuz öncesindeki herhangi bir sabaha olacağı kesin ama kendime uyanacak adam gibi bir sabah bile bulamadım. Bu ülke bize böyle bir sabah bile vermemiş, onu anladım.

Mesleğe ilk başladığımda diğer gazetelerde çalışan bazı yaşlı, duayen gazetecilerle uzun uzun tartışırdık. Onlar Türkiye’nin kolay kolay düzelmeyeceğini, hiç bir şeyin iyiye gitmeyeceğini savunurdu. Bense yeni Anadolu’dan, yeni uyanıştan, ‘derin Türkiye’den söz eder umut dolu konuşurdum. “Siz, içinden geçtiğiniz tarihin kötü tecrübelerinden kaynaklı, öğrenilmiş bir umutsuzluk içindesiniz. Göreceksiniz, yanılacaksınız” derdim. İşte o gün umutla konuşmama neden olan insanlar ve onların ufkudur bugün tasfiye edilip zindanlarda, Meriç’lerde soldurulup giden… O meslek büyüklerimden biri şöyle demişti: “Senin yaşındayken ben de böyle konuşurdum. Ama sen benim yaşıma geldiğinde benim kadar bile umutla konuşamayacaksın”

Öyle oldu nitekim. Çok daha kötüsü oldu. Tahmin bile edemeyeceğim, rüyamda görsem kabus deyip ter içinde uyanacağım şeyleri gün gün yaşadım, yaşıyorum. Ki benden binlerce kat fazlasını yaşayanlar var. Onların yanında kendi hüznümden söz etmek saygısızlık olur.

Türkiye, hayata umutla başlayan her neslin hayallerini, bir öncekilere göre çok daha derinden çiğneyip ibret olsun diye meydanda sallandıran ülkenin adıdır.

Bu ülkede öyle büyük büyük, uzun uzun hayaller kurulmaz artık.

 Son söz?

Benimkisi de binlerce görüşten bir tanesidir. Mutlak doğruyu temsil ettiğim iddiasında değilim. Dileyen kayda değer bulup istifade edebilir, dileyen eleştirebilir.

Ben diğer röportajlarınızın tamamından çok istifade ettim. Hepsinden bir şeyler aldım. Elbette katılmadığım yerler de oldu. Okuyucular benim sözlerimden de bazılarına katılacak, bazılarını eleştirecek. Zaten olması gereken de bu. Ama hiç konuşmazsanız, hiç tartışmazsanız, hep önünüze konulanı doğru kabul ederseniz bir gün böyle akvaryumunun camları kırılmış Japon balıkları gibi kalakalıyorsunuz. O yüzden bu röportajlar dizisini düşünüp hayata geçirdiğiniz için tebrik ederim. Bana da bu fırsatı verdiğiniz için ayrıca teşekkürler…

 

55 COMMENTS

  1. Ahmet dönmez ben ve arkadaşlarım da size çok ama çok teşekkür ediyoruz. Allah sana uzun ömür versin. Kurduğun yeni hayatında mutlu kılsın. Kimsenin ama kimsenin canını sıkmasına izin verme. Birilerinin paralı kalemlerinin sana saldırması ve iftira atması bile senin ne kadar doğru bir yolda olduğunun göstergesi. Bu röportaj çok faydalı oldu bunan inanın. Yolunuz da bahtınız da açık olsun. Allah razı olsun.
    Not: ben bu sitedeki bazı eöp ları ve engin beyi çok ağır eleştirmiştim. Sizinle röportaj yapması ve bunu yayınlama cesaretini göstermesinden dolayı hem özür diliyorum hemde teşekkür ediyorum.

    • Ahmet Bey`e iftira atıldığını sanmıyorum. Aksine kendisi BIYOGRAFI konusunu enine boyuna açıklamadığı için zan altında kalmış. Paralı kalem diyerek iftira atan sizlersiniz.

  2. Hca efendinin defaatlerce eleneceksiniz lafı aklıma geldi. İyiki bu süreci yaşamışız yoksa adam zannetigimiz insanlarla sadece dünyada değil ahirette beraber olcaktik. Bir düşünün münafıklarla dünyayı paylaştığınız gibi cenneti de paylaşacaktınız ve bu munafiklarla her-an karşılaşma korkusu ile cennete olacaktınız. ÇOK şükür dökülenleri gördükçe ahiret inancımız bir kat daha artıyor. İyiki hoca efendi gibi bir alimin bizlere ışık tutmasi varmış diyorum. Allah cc hoca efendiye uzun ömürler versin. Dökülenleri görmek benim İÇİN umut kaynağı oluyor.

    • Münâfıklarla cenneti paylaşmak mı? Münâfık, kâfirden de şediddir ve cennet yüzü göremezler.

    • Senin cennetin garanti herhalde Ahmet. Ahmet dönmez bey e sonuna kadar katılıyorum bu işlerin içinde olan birisi olarak.

  3. Hizmet güzeldi
    Veyl olsun onu bu hale getiren hırsın kurbanı zalimlere .
    Sade rte hizmeti yıkmadı abiler içimizdeki abiler bizi yıktı.
    Meğer hizmetin tarlası da çok önceden beri surulmus de bilmiyor muşuz. Helal olsun cesaretle konuşanlara

  4. Ümitsizliğe düşmenizin haricindeki kısımlara katılıyorum Ahmet Bey. Teori pratikte tel tel döküldü. Gazete tırajı 10 sene önce de söylediğim gibi koca bir balondu. Birçok şeyde olduğu gibi. Gerçek olansa acılarımız, acılarımıza rağmen dimdik ayakta durabilmekti. Onca işkenceye ve zulüme rağmen intiharı aklından dahi geçirememekti. Şimdilik Türkiye’de hâlâ yaşamaya devam eden birisi olarak söylüyorum. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler.
    Hamdolsun ki zalimlerden olmadık. Miri malına göz dikmedik. Çıkarlarımız uğruna bilerek bir zerreyi dahi inciltmedik. Herkes kendi hesabından sorumludur. Vesselam.

  5. İki insan portresi tanıdım: Hizmet ile var olanlar Hizmet’i var edenler. Hizmet’i var eden onlarca arkadaşım var. Birçoğu mahpushanede. İçeridekiler cebri okuma kampı yapıyoruz diyorlar, teveccüh kaçırmıyorlar. Dışarıda olanlar taksici, bulaşıkçı. Temizlikçilik yapan doçent arkadaşlarım da var. Hiçbirinin vaziyetinden hoşnutsuzluğunu duymadım. Onlar hâlâ varlar, etrafımızdalar. Ve mutlular. Bilirim ki hakkı gözetip iradenin hakkını teslim etmişler. Diğer yandan Hizmet ile var olanlar zaten yok olmuşlar. Çünkü mefkurelerinde öz varlıkları ve çıkarları hâkimdi. Cüzi maaşla villalar alabildiler, 120bin TL’lik araçlarında fors atabildiler vs. Hizmet’in gri noktası hiç olmadı. Ya karanlıkta küfredenlerle berabersin, ya da ışıklara yürüyenlerle. Ne olabileceğini sen seçersin. Şu an bir başkalaşım içerisinde farklı bir metodolojiyi öğrenme arifesindeyiz. Öğrenmek istemeyenler, gelişime ayak uyduramayanlar ve gelenekselciler de elenecekler; bu yolun yolcusu olsalarda. En azından dönüp baktıklarında onca çabayı bunun için mi yapmışız diyecekler. Ancak yenilikçiler ve yeniliye açık olanlar o fabrikanın çarklarını hareketlendirecekler. Cüzi irademiz hangi mevkide olabileceğimize kendisi karar verecek. Rabbim kısacık hayatımızda mefkuremizi aydınlatsın ve bizleri iyi birer insan yapsın. Ve bizi hep iyilerin kervanında yolcu eylesin inşaAllah.

  6. Hizmet guzeldi, yine guzel. Bence bir yikilmislik soz konusu degil. Hizmet kisinin Allah cc nezdindeki yaptiklaridir, yoksa kac okulunun oldugu, kac abonesinin oldugu veya kurumsallasip kurumsallasamadigi, haramilerin kac kuruma el koydugu onemli degildir. Bu bir sonuc elde etme isi degil, Allah rizasi icin hayir yarisinda bulunma, hayir islerinde birbirini rutbesizce tesvik etme isi. Bu tartismalar kendisini rutbeli sananlarin hayal kirikliklarinin neticesi olabilir belki. Adi hizmet olur, kizmet olur ama insanlarin biraraya gelerek birbirlerini gunahtan utandirma ve sevaba tesvik etme yarislari her daim olmalidir, olacaktir da. Daha sonra pisman olabilecegimiz kirginliklari olusturmayalim ve zanna girmeyelim. Cunku “Zannin cogundan sakinin. Cunku zannin bir kismi gunahtir.”(49-12)

  7. Seytana pabucunu ters giydirecek turden ozel harp komutanligi elemanlari is basinda. Hizmet dimdik ayakta. Hic bir hatasi kusur olmadi bu hareketin. Insalari da tertemiz. Gorevini layiki ile yerine getiremeyen olmustur ancak ihanet eden, suistimal eden asla yok. Kuddus sifati var bu hareketin ve icindeki pislikleri disari atar.
    Elestiren elestirir, kimine katilir kimine katilmaz insanlar.
    Ahir zaman fitnesi buyuk, onunla mikser gibi milletin imanini celmeye calisan iblislerle dolu etraf. Ama yemiyoruz bu numaralari. Hocaefendi’ye Allah uzun omur versin. Bulundugumuz ulkelerde hersey cok daha guzel olucak. Turkiye mi? Bir gun orasi da elbet duzelir. Allah zulum goren kardeslerimize tez zamanda kurtulmayi nasip etsin ve o cehennemden cikip, dunyaya yayilsinlar. Yeni gorevleri onlari bekliyor.

    • Kuddus sıfatı olduğunu nereden çıkardın? Neye dayanarak bu kadar güveniyorsun ilginç, sahabelerden bile kayanlar olmuş o dönemde bile girdikleri yolda en son sahte peygamberlerin yanında savaşarak ölenler olmuş. Hz.Ömer bile cennetle müjdelenmesine rağmen o ozaman için geçerliydi üzerinden seneler geçti neler yaptık neler kendimden emin değilim diyor. Sen direk cemaatteki herkese kefil oluyorsan ihanet yoktur diyorsun kudsiyet koyuyorsun varsa temizlenir diyorsun,
      Semih terzi özel harp komutanlığının 2 numaralı adamıydı, her şey bunlar yaptığı dediğin komutanlıktan kaç tane kişi atıldı, Planları yaparken bu kişilerden gizli mi yapmışlar sence, ya da bu kişiler aynı eğitimden geçmelerine rağmen savunma mekanizmaları geliştirememiş mi, Yani cemaat furkan vakfı gibi bir cemaat olsa dediğini anlayacağım ama devlet olan bir cemaat söz konusu elemanların kimi general kimi büyükelçi kimi 1. sınıf polis kimi mitçi gariban bir örgüt yok ortada devletin her istediğini yapabilip planlar çizeceği, yani daha ne olduğunu çözememişsin ama çözemediğin olayı Özel harpçiler yaptı diyorsun. Bunu 28 şubattaki gibi evlerine 2 silah koyup 2 tane kadın ile rezil ettikleri tarikatlardan biri dese anlarım adamlar eğitimsiz devlet karşında hiç bir güçleri yok anlayacak tecrübe ve bilgiileri de yok. Ama cemaatin kendisine yapılan şeyi anlayamama ihtimali yoktur. Cemaat içinde ihanet kötülük islama aykırı şeyler olmadan, devlet gelip 15 temmuzu özel harp olayla falan cemaatin üstüne yıkamazdı. Hangi özel harpçiyle plan yapcak kime güvenecek de yapcak planı, şuan itirafçı beyanlarıyla adamlar tasfiyeleri yapıyor. Yani az kafa yormak lazım, bu şekilde hizmeti savunmak en çok hizmete zarar verir, aktrollerin ya da hizmet içinde suça bulaşmış kişilerin yaptığı yorumlar gibi yorum yapmışsın. Adam hizmet içinde suça bulaşmış hizmetin kendini ayıklamasını tabi istemiyor, yurtdışında keyfine bakıyor. Her şey düzgündü hizmet hatası yok diyor niye hata yoksa zaten hata yapanda yoktur ihanet yoksa zaten ihanet eden de yoktur vb

      • Sen lafi anlamiyorsan ben napayim. Insanlar kayabilir, kimsenin garantisi yok. Ancak Hizmet Allahin davasi ve bu davaya kir leke yapismaz. Ha insan ona hakketmiyorsa o zaman bir sekilde bir bahane, sebeb, olay ile bu isin icinden ayrilir. Kimileri buna kaymak der kimileri baska sey.
        Evet bu buyuk bir imtihan ve ben de sabirla bekliyorum neticesini. Cemaatteki kimseye kudsiyet koymuyorum ancak sen iyi bir mikser arkadassin sana laf anlatmak tabiki mumkun degil. Hic kimsenin bu dunyada garantisi yok.
        Hocaefendi bu gunlerin gelecegini cok onceden biliyordu. 1999 da 1 milyon insan yurt disina ciksin dedi, sonrasinda da bunu defaat ile tekrar etti. Kimseyi kolundan tutup disari cikartamazdi ve netice olarak bu olay cebren de olsa gerceklesti.
        Her kim ki hizmetin dusturuna ihanet ettiyse o zaten hizmetten cikmistir. Ceistli maskeler takanlar, iki yuzlu olanlar, cikar icin burada duranlar, vs vs dokuldu gitti ki bu normal ve beklenendir.
        Goruyorum ki tam olarak vaad edilenler gercek oluyor. Ha biz bu ise layik degilsek hizmet insanlar gider Allah yerlerine baskalarini istihdam eder ve Allah nurunu mutlaka tamamlar. Benim bilemeyecegim bir konu bu. Benim gorevim ise samimi olarak bu hareketi ve insanini desteklemek, elimden geleni yapmak.

        Son soz, biraz daha calis, bu soylemlerin ile hizmetteki insanlarin aklini celemezsin.

        • Hizmete hangi manada Allah’ın davası diyorsun, dini tüm tarikat ve cemaatler o zaman Allah’ın davası mı? Yani Hizmet’in onlardan farkı nedir?
          Hocaefendi 1999 gördü demişsin, ama yok öyle bir şey bir insana üstün vasıflar vermeye gerek yok, madem hocaefendi gördü sormazlar mı adama, insanlara neden yurtdışına git öğretmen ol demek yerine, bizim türkiye’deki şu dersanemizde öğretmen ol aynı zamanda polislere abilik yaparsın vs. ya da hizmet için en önemli yer TSKdır vs. söylemi nasıl gelişti? Cemaat evine giren hangi çocuğa seni yurt dışına öğretmenlik yurt dışı sınavlarına hazırlıyoruz denmiş
          Yani kudsiyet yükleme hiç bir şeye sonra sen zor durumda kalırsın, ben demiyorum bunu Gülen yanındaki Ahmet Kurucan diyor, islam= hizmet değil hizmet olamadan da islam var, bu Allah’ın davası diye kudsiyet yükleme.
          İmtihat derkende kim döküldü tam olarak, 2 yüzlü ihanet edenler döküldü diyorsun kast ettiğin 17-25 sonrası giden akpliler mi ? hüseyin gülerce falan mı kast ediyorsun. Onların samimi olmadığı 10 km öteden belliydi, şuan dökülünmesi istenen kişiler hizmeti suç olan işlere karıştıran kişiler hiç birinin de döküldüğü yok hepsi görevde.

    • tek kelimeyle yaziklar olsun diyebiliyorum. ismet sifati sadece peygamberlere mahsustur. nasil olurda böyle yazarsin? ve hersey acikta iken. Gülen ile cemaat iki farkli grup olmusken. sistem tamamen tepetaklak olmusken. sadece benim cevremde bile sirf görevliler yüzünden okadar ayrilan insan varki… katil… kisilere takilma edebiyati ile sakin ama sakin gelme. kisi degil, sistem böyle. rezalet almis basini gidiyor. elestiri yaparsan hainsin, tayinler su-istimal ediliyor, millet korkutuluyor, sonrada Allah tayini cikardi deniyor. en ufak fikir alisverisi yok. herseyten yukardan dikta usulu, göstermede istisare. allah Rizasi arar olduk, toplantilar hep para hep para. nefret ettirdiniz insanlari. bunu düsman demiyor, en icerdekiler söylüyor. yaziklar olsun böyle senin gibi düsünenlere

  8. Hizmetin bu noktaya getiren sadece malum şahıs ve eski devlet artıkları değildir. Polyannacılıkta zirve yapmış makam mevki dolduran sözüm ona “ağabeyler” unvanı ile gezenler de sorumludur. Osmanlı’da olsa “gösterdiği olağanüstü ahmaklıkla donanmayı yaktırmaktan” kellesi alınacak adamlar, bugün yine aynı koltuklarına bir çocuğun oyuncağına yapışması gibi yapışmış,gençliğini hapiste geçirecek ve samimiyetle inanmış insanlara ahkam kesip üst perdeden konuşmalara devam etmekteler. Japonlar’ın, -bizim topraklarda bırak geri çekilmeyi, üstüne saygı duyulmasını isteyecek yüzsüzlükte- en ufak hatalarından dolayı intihar etmeleri bile “karakter” ve onur’un ne demek olduğunu gösteriyor bizlere.

  9. Ahmet Bey’in bu röportajı bir mirasyedi gibi hizmetin geçmişteki fedakarlıklarnı pazarlamayı ve bu şekilde hizmet ettiğini sanan bı kesime özellikle ağır gelebilir… özellikle ünite hizmeti denilerek devlet kademesindeki ilgilenilen insanları da kullanarak güçle sarhoş olmuş ve yaptiklariyla bu hizmeti kirletmis olanların varlığını safiyane ve ihlâsla hizmet etmiş hizmet tabanına göstermesi açısından önemli diye düşünüyorum…Benim gibi haftada bir sohbete katilip fedakarliklari dinleyen ve bu hizmete asla toz kondurmayan,gucu olcusunde Altin Nesil icin infakta bulunan insanlar bu hizmetin ;sayısının çok olmadığını düşündüğüm üç beş kendini bilmez tarafından nasıl kkirletilebilecegine bu yazıda şahit oldum(k).Bu hizmeti bu ihanet şebekesinden H.E ve hizmeti seven insanlar kurtarmali.. ama nasıl?? Halit esendir abinin bahsettiği heyetler bir an önce teşekkül edip bazı kararlar alıp bir an önce uygulamaya baslanilmali..Rabb’imize havale ediyoruz çünkü hizmetin mahkemesi de ceza verecek hapishanesi de yok.. Allah’ından bulsun bu gafil ve hainler…Veballeri çok ama çok ağır..

  10. EN BÜYÜK KORKUM da şu ki…BU DARBEDEN baştan beri F.gulenin haberi vardı…haberi olmasına rağmen sessiz kalmayı tercih etti veya onlar yani ulusalcılar yapsın siz yanlarında olmasanizda karşılarında da olmayın.veya yanlarinda gibi gozukup surec sonrasi kendinizi saglama alin demis olmasi….darbe sonrası işinize devam edin demiş olması…Adem Yavuz Arslan da bunu ima etti.. Ahmet’dönmez de tepkilerden cekinmese bunu söylerdi diye dusunuyorum…ama fetullah guleni hedef tahtasına oturmak istemiyor hickimse… Yaptıklarıyla saygıyı hakettigini ve konumunun sorgulanmasinin ciddi kopuslara sebeb olacağı endişesi…Haksız da değiller ama hakikat er ya da geç ortaya çıkacaktır.. Başını kuma gömen devekuşu rolündeki ağabeyler sadece kendilerine gece yapıyorlar..Cemaat bu pisliği üzerine sicratan ve kirli ağları olan Houston ekibinden kurtulmali..yoksa çok daha ağır kopuslar olacaktır…

    • Abdullah,bey,

      Son dönemde benim de kafamı kurcalayan en önemli konu bu. Ve büyük bir hayal kırıklığı ile HE’nin bilgisinin olduğundan korkuyorum.
      Hizmet içinde A.Öksüz’ün ihanet ettiği kabul görmüş gibi, ancak çok basit bir şekilde HE’nin de bilgisi (Öksüz ve Batmaz’ın Temmuz başı ABD ziyareti) dahilinde oyuna getirilmiş olabilirler.

      15 Temmuz ile kesin olarak bildiğim TSK mensubu hizmet gönüllülerinin bir kısmının ise hiç bir haberi yoktu.

      Rabbimden tek dileğim bu masum hizmeti ve binler masumun niyetini kirletenlerin zirvesinden zırvasına hak ettiğini bulmasıdır…

  11. Teşekkürler Ahmet Dönmez kardeşim! Buradaki duygu ve düşüncelerinizle yüzde 99 hemfikirim. Objektiflik bu olsa gerek…
    Hem cesaretinize hem olayları iyi realize ve kritik edişinize tebrik ederim.

    Afferin Âdem kardeşime.
    Gerçekleri görüp rahatlıkla itiraz edeceksiniz! Edeceksin ki kendini “Allah yerine” koyup kendi kafasına göre “hizmet(!) (aslında HEZİMET)” ettiğini sananlar belki utanır da “abi(!) olmaktan” bir an önce istifa ederler. Ama yüzsüzlüklerini üzerine gömlek gibi giyenler bunu nasıl becermiş olurlar…!!!

  12. Bakın arkadaşlar,

    Yıllar önce Hocaefendi’nin “Hey gidi günler” vaazında C. Hak’kın göstermesiyle gördüğü ve söylediği şeyler aynen vuku bulmuştur. Fakat kendisi de kaderin bir cilvesi olarak, kahrolası-yıkılası dediği abilik müessesesinin altında kalan hizmeti kurtaramamıştır. “Bizde abilik yoktur ancak kardeşlik vardır” düsturu unutulmuştur.

    Daha önce ifadeye çalıştım, bu sistem 2000 yılına kadar çok iyi çalıştı ve bereketle ilerledi. O zamanlar, insan sayısındaki yetersizlikden dolayı, adanmışlık önde liyakat arkalardaydı. Mecburiyetten bir insan anladığı anlamadığı her işe bakıyor, elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Sonra bu potaya önden girenler (HE tabiri) yaşadıkları gibi inanmaya, bu işleri kendilerinin başardığını zannetmeye başladılar. Halbuki Allahualem C Hak, bu samimi ve az sayıdaki insana bir nevi avans vermişti.

    Birçok liyakatli, ehil, konusunda uzman, samimi insan yetişti. Bunlar, bu sosyal hareketi dünyadaki örnekleri gibi, şeffaf ve profesyonel bir vakıf haline çevirmek için çalıştırılmak yerine, önü kapalı, kendi kabiliyetlerine göre angarya denebilecek işlerde kullanıldı.
    Dünyadan haberi olmayan, ilk başlarda samimi iken sonraları zır-cahil olduğu halde kendisini önemli bir oyuncu olarak görmeye başlayan sözde abilere, boğaziçi-odtü vs mezunu arkadaşların şöförlük yapması marifet sayıldı. Abilerin (hatta son zamanlarda ismi beyefendi olarak değişti) çantasını taşımak son derece mübarek bir pozisyon olarak addedildi.

    İstişare mekanizması, sözde abilerin birbirlerinin ayaklarına basmadan, kendi pozisyon ve çıkarlarını zedelemeden karşılıklı yaptıkları bir idare etmeye dönüştü. Esnaf ve işadamları içinde “himmeti ali olanın fikirleri de alidir” modeli işletildi.

    Son derece yaygın, itibarlı ve saygıdeğer olan bu sosyal hareket, doğal olarak halkın nabzını tuttuğunu zannediyordu. Ülke seçimlere giderken, aklı başında, siyaseti okuyabilen bütün arkadaşların uyarılarına “bilmediğiniz şeyler var” ya da “bildiğimiz şeyler var” şeklinde cevaplar verildi. Birinci seçimlerde tahminler tutmamıştı. Ne kadardı yanılma payı? %20 civarı!
    Bunun bir fiyasko olduğu gerçeği, “bilmediğiniz şeyler var” diyenler tarafından gözardı edildi.
    Bir seçim daha geçti, netice aynı…
    Nasıl olur! Bildiğiniz şeylere ne oldu?
    E bana inanmıyormusunuz? Artık aylar değil, günler, belki saatler kaldı. Gidecekler, bütün dünya bunların karşısında.
    Peki bu tip bir olayla ilk defa mı karşılaşıyoruz? Diğer diktatörler böyle 2-3 senede mi devrildi ki erdoğan diktası hemen yıkılsın? Tüm dünya Esad’a gitmeli diyeli kaç sene oldu? Saddam, Kaddafi vs kaç sene hüküm sürdü?
    -bilmediğiniz şeyler var…
    -bildiğimiz şeyler var…
    Ya yanlış biliyorsanız? Olamaz mı, insan birşeyi yanlış bilemez mi? Veya eksik. Ya da hiç…
    En tehlikelisi bilmediğini bilmemek değil mi?

    • Kardeşim,
      bu güzel hareket hepimizin gönlüne girdi Rabbimizin dilemesiyle…
      hey gidi günler…
      esas itibariyle sizin söyledikleriniz içeriden en somut seslerdir… elbette ki elini vicdanına koyan herkes bunu görmüştür, hissetmiştir…..
      Rabbim bir an evvel zulüm altındaki kardeşlerimize kurtuluş nasip etsin.
      Bu güzide hareketin de insanlığın gerçek umudu ve bunun tam karşılığı olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ederim.

  13. Benim sormak istediğim; cemaat in her kurumda yetişmiş adamı olduğu halde böyle bir tezğahtan niye haberi olmadı?
    Oldu da bir yerlerde ip mi koptu? Yoksa farklı ictihatlaramı girildi?
    Yazık oldu bu kadar güzel insana.
    Konturolsüz güç,güç degildir.

  14. Nicelik arttıkça nitelik azalır. Gülen cemaati artan sayının ve devlette kadrolaşmanın kurbanı oldu. Gizli gündemi olanların truva atına dönüştü. Gülen, cemaati bırakmadıkça “Nur Hareketi”nin arınma ve düzelme ihtimali yoktur. Harun Tokak, cemaatin yönetmeye en güzel adaydır. Nur Hareketi, devletten ve medyadan uzak durmalıdır.

  15. Gülen, 15 Temmuz Cuntasından haberdardı. Sadece başarılı olmadığı için sahiplenmek istemiyor. Darbe başarı olsaydı kahraman olacaktı. Başarısız olduğu için hain ve terörist oldu. Gülen gibi birisinin cunta girişiminden haberdar olmaması mümkün mü? Kimi kandırıyorsunuz? Hala Gülen’e inanan nurları okumuş saf insanlara acımıyorum. Gülen’i savunanları, Çiftlik Bank’ta iki kez dolandırılan mağdurların durumundan faksız görüyorum. Gülen size yalan söylüyor, tıpkı bazı Ağbilerin yalan söylediği gibi…Ekrem Dumanlı’nın da 15 Temmuz Cuntasından haberdar olduğunu düşünüyorum. Siz asıl konuşanlara değil, konuşmayanlara bakın dememişler mi?
    Ahmet Dönmez, askerlerden konuşmayanları röportajında anlattı. Peki Gülen Hareketinde konuşmayanlar ya da konuşmak istemeyenler kimler ve neden konuşmak istemiyorlar? Açık sorulara açık cevap veremeyen herkes şüphelidir, buna Gülen’in kendisi de dahildir.

    • Duduk makarnasi, Hocaefendi sozunde sadiktir ve asla yalan soylemez. Binlerce sohbeti var birinde soylediginin celistigi gorulmemistir. Ama sen kendini sorgula kac tane yalanin var hayatta. Hocaefendi asla darbeye tenezzul etmez. Bunu tum dunya istihbaratlari bunu bilir ve bundan hizmet global olarak zarar gorur korkusundan degil, demokrasi ve insan haklarini tamamen icsellestirdiginden, insani esrefi mahliukat gordugunden ve yillar once 90larin basinda “Demokrasiden geri donus yok” derken durdugu noktadan diyor.
      Goruyorum ki, el birligi ile saldiriyorsunuz. Saldirin ancak bilin ki Allah’in dostuna dusmanlik yapan, karsisinda Allahi bulur. Gogsune vuruldukca genisler, genisledikce tum bu seytan planlari yapanlar, Salih zatin galibiyetini gordukce hezeyan icinde kivranir da kivranir.

      • Şeyh uçmaz mürid uçurur, FG’nin vaazlarını dinlesen keşke madem bu kadar çok uçuruyorsun, nasıl hiç bir vaazında çelişen bir şey yok ? 1970li vaazlarında cami kürsüsünden kız çocukları okumasın Fatih’in annesi okumuş mu ne işiniz var sizin imam hatiplerde biz o imam hatipleri madem birileri okuyor bari bozulmasınlar diye yaptık yoksa milleti okumaya teşvik olsun diye değil diye cevap veriyor. Daha sonraki vaazlarını demeye gerek yok 28 şubatta okumak için başınızı açın bence diyor. Uçurma kimseyi FG gitsem bu çelişki desem gayet normal bir şekilde o zamanki ufkum darmış der. Sen gelmiş hiç bir çelişkisi yoktur diyorsun, tamam git vaazı dinle kitabı oku sonra gel yorum yap, içinde bulunduğun hizmetten daha bi habersin.

        • Bak kardeşim,
          Gerçeklerle değil zanla,söylenenle değil sanılanla konuşuyorsun.HE nin Kızlar okumasın dediği vaazını bul getir. Başınızı açın okuyun dediginide. sadece denen baş açan Kafir olmaz,günaha girer .örtünme ana kaide değildir.İsteyen açar günahına katlanır okur ,istemeyen açmaz okumaz başka yol arar.Furuat ı teferruat anlayan kemalistler gibi sallama.O gün HE insanları kendi haline bırakmasaydı kızların %90 ı hem açılır hemde cemaatlerden ve imandan uzaklaşırdı. Anadolu halkında öyle çokta tesettür bilinci yoktur.Ailemden komşularımdan bilirim.En koyu milli görüşcü din hocamın kızı da perukla okudu ve sonrada perukla öğretmenlik yaptı. Vur abalıya yapma,hakkı konuşalım..
          HE dediğimiz kişinin sorunu asıl AKP döneminde başladı.”Güç kazandıkça dili tersini söylese de halen,davranışen ben yaptım demeye başladı.Herseye söyleyecek benimde sözüm var demeye başladı.”Devlet erkanı gibi herşey e görüş bildirmeye,bu da her kesimi tahrike sebeb oldu.Yaşlılık ve hastalıklarıyla bence başka bir yerde görmeye başladı kendini. Bu tüm cemaate sirayet etti.Cemaat enaniyeti ve cahil cesareti 15 temmuz u getirdi.Başmimar inşa ederken nasıl baştacı ise yanlış işten ölen olunca da yargılanır. Cemaatin körkütük aşıkları başmimarın yanlış yere temel atmaya kalkışıp bütün önceden yapılan güzel binayı,şaheseri çökerttiğini göremiyor.Ama görecekler yada biz göreceğiz ,oh ne güzel aldandık.Biz haksızmışız ,iyi ki de haksız çıktık diyeceğiz.Hizmet hep güzelmiş,biz yanılmışız diyeceğiz.
          Saygılar,
          Ahmet

          • Ben ne dedim FG kendinle çelişiyor, eski-yeni açıklamaları, bu da bence normal görülebilir, şahsiyetini mehdi falan görüyorsan normal gözükmez ama.

            Ben cemaatin ne yaptığını da FG’nin fetvasıyla olduğu görüşündeyim. Yani mevzu sadece 28 subattaki açıklamaları değil sonrası 2000-2016 kadar bu iş nasıldı ona da bakmak lazım.

            Bulamam vaazı nerden bulayım pc de vaaz arşivi mi saklayacam bu zamanda. Soru-cevap serisi olması lazım sesi genç 1970-1980 arası olabilir, kız çocuklarının okuması sorusu soruluyor, verdiği cevabı da mealen verdim , okumayın diyor evinizde aileden evlenince kocadan eğitim alırsınız diyor fatih sultan mehmet annesi gibi, net bir şekilde imam hatipler sizi okumaya teşvik olsun diye değil, aranızdan okuyanlar çıkıyor onlar bozulmasın diye var diyor. Bunun neresi zan ben anlamadım dinlediğim vaazdan aklımda kalanı direk aktarıyorum, böyle bir vaaz var sen bilmeyince yok mu olacak, belki haber yapmışlardır o vaazını bulursan bir yerden, o vaazı bul getir falan geçti o işler yurtdışında arşivi duran birinden aratırsın. 28 şubat açıklamasını ararken buldum bir şeyler al dinle kendin değerlendir. Bu benim dinlediğim vaaz değildi benimkinde benzer şeyleri diyor ama bide fatih’in annesi mevzuna giriyordu belki bunun devamıdır kesmişlerdir bu vaazı.
            https://www.youtube.com/watch?v=sfoyzKa02qM

            Vaazda şunları vurguluyor :
            1)Dini emirlerini yerine getireyeceği okula gidemez,
            2)mektepte okumak zaruret değil
            3)Ama ben din hizmeti yapcam diyorsa da kendi düşünsün daha işin başında taviz vermesin
            4)Meşkuk bir semere için muhakkak bir günaha girilmez
            5)Kanun başı açmaya amir değil mücadele etsin

            İkinci mevzuya gelirsek günahtır füruattır falan onları geç, ben ne demişim : “28 şubatta okumak için başınızı açın bence diyor”
            FG ne demiş : “Okullarımızdaki başörtüsü sorunu, çok hassas hale geldi. Ancak şu kadar söyleyeyim, okumayı istemek ile okumamak arasında kalan bir insan ne yapmalı? Ülke ve millet adına okumak mı yararlıdır, okumamak mı? Dinin füruata ait bir meselesinde bu denli hassas olmak mı, yoksa tercihini başka istikamette kullanmak mı gerekli? Kişi kanaat-ı vicdaniyesi ile bu mevzuda hükmünü verip öyle davranmalıdır. Bana göre okumayı tercih etmelidirler.” (Orhan Yurtsever röportajı, Akşam, 13 Mart 1998)(https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/gulen-hakkinda/sorularla-fethullah-gulen/37634-fethullah-gulen-hocaefendi-tesettur-ve-basortusu-icin-farz-degil-olmasa-da-olur-dedi-mi)

            Son cümleye bakarsan okumayı tercih etmeli diyor, nasıl okuyacaksın başını açıp okuyacaksın başka türlüsü yok çünkü yasak o zaman.

            Benim bu cümleyi ifade edişimde ben sorun göremiyorum, gayet tüm gerçekliğiyle FG sözünü özetlemişim. Sallama çarpıtma uydurma kemalist gibi anlama olayı yok. başınızı açın ve okuyun diyor işte.
            Öncesinde ne diyordu, onu üsteki vaazda 3dk da dinle çelişki var mı sen karar ver.

            HG: Bir taraf bunu kavga sebebi yapmamalı, diğer taraf da tepkileri kavga başlatıldı diye görüp üzerine gitmemeli…” (Avni Özgürel röportajı, Radikal, 21 Haziran 1998)

            Bak burda da mücadele edenlerin mücadelesini etmemesi söylüyor, önceki vaazda ne diyordu gerekirse okuldan atsın ama her türlü mücadeleyi yapsın kanuni yasak yok diyor, 1998 de kanuni yasak yoktu neyse bu tartışılır çelişki var mı yok mu zamanına göre konuşmuş dersin

            Gel gelelim 2000-2016 yılları arasında cemaat ne yaptı, direk 2010-2016 bakcam başörtüsü üniversite serbest olduktan sonra cemaat ne yaptı ? büyük bir sevinçle milllet başını mı kapattı yoksa tedbirli olalım mı dendi, ben hukuk-ibf okuyan bir kızın ne okulda ne mezun olunca başını kapattığını görmedim hiç, asker polis eşi vs de kapattığını görmedim. Hizmet evlerinde kalan kızlara da serbest olsa bile tedbir için kapatmayın dendiğini DUYDUM.
            Şimdi 2010-2016 arasını sen araştırırsın ben kız değilim %100 detay veremem sana, ki uygulamaya bakmasan bile FG açıklamalarında bence çelişki var yukarıda kaynakları da attım.

            O gün FG kendi haline bıraksa %90 açılır demişsin, 28 şubatı kastediyorsan zaten açılın demiş işte millet de açıldı. Yaptığı şeyler ne kadar doğruydusun da değilim ben zaten o mevzuya girmiyorum mevzu çelişkiydi, bana görede çelişki var insan olmanın beşer olmanın şarttıdır zaten eski fetva 20 yıl sonra eskimiş demek ki ya da ilki doğruydu zaman geçtikte amaç uğruna her şeyi araç edindik bilemem. Ama ömer aziz arkadaş, FG çok üstün görüyor ileri görüşlü görüyor 20 sene önceden her şeyi gördüğünü ona göre karar verdiğini vs. görüyor. Bende onun için bu örneği verdim.

          • yanlış anlaşılma olmaması için şunu da söyleyim, FG kız çoçukları okumasın derken 1)Dini emirlerini yerine getireyeceği okula gidemez,
            2)mektepte okumak zaruret değil, bu iki kriterden dolayı okumasın diyor.

          • Ben de darbenin F.G den fetva alınarak yapılamayacağını düşünüyorum.
            Çelişki aramaya zorlama bence kendini.F.G nın son 4 senesi çelişkiden daha fecaat.Birini bile tanımam dediği polislere oy toplatması standlar açılması,sokaklar tehlikedir deyip zamana insandan barikat ve polis davalarında cumhuriyet mitingleri gibi kadınlı erkekli bayraklı gösteri yapmak v.b..Kolay zamanda herkese büyük adam,önemli olan zor zamanda doğru adımları atabilmek ve istikametten sapmamak.Cemaatte F.G ve dar ekibinin yönlendirmesi ile ne istikamet nede akıl kalmıştı.Yüzbinlerce üniversite okumuş insanı trolleyip mahvettiler.Emre Uslu nun sis örneği çok güzel.Sisin içindeyken fecaati anlayamazsın ,dışardan bakınca anlarsın havanın nasıl pis olduğunu.
            bence hem F.G in de RTE binde kendilerini seçilmiş Mehdi yada halife ne dersen sanıyorlar. hatta F.G yi Mesih sanan cemaat mensupları da var demişti bir arkadaşım.Simdi bana saldıracaklardır.İste onların tamamına yakını HE Mehdi yada Mehdi ye ordu hazırlayan Can Can denilen seçilmiş kişi diye düşünüyorlar bu nedenle de görülen açık duruma gözlerini kapatıyorlar.
            Çokluksa evangelist kilisesinin kurucularından daha iyi Mesih falan olur..
            benim düşüncem ise evet cemaatin tabanı üzerinde Allah ın bir lütfu var.Bu lütuf ancak tepesi temizlenince ortaya çıkacak.F.G inandırıcılığını tüm ekibiyle kaybedecek ki arınmış birileri gelsin sözde değil özde istişare ve gerçek İslam istikametinde cemaati kanalize etsin..Bu kadar tabanı düzgün ,çıkarsız,Allah rızası ićin karşılıksız çabalayan bir cemaati Allah zayi etmez..Hata yapan F.G ise onuda eler yoluna devam ettirir inşAllah.Allah her topluluğa gerçek Mürşidi Kamil nasip etsin.
            Ahmet,

  16. Kontrolsüz güç ,güç değildir diye bir reklam vardı. Gülencilerin başına gelen de tam olarak budur. Her yaptıkları hataya zulme bir kılıf bulup binlerce insanın kanına giren zavallı bir hareket. Hala hiç bir hatası kusuru olmadı bu hareketin diyenlerin de Allah bin belasını versin. Kusursuzluk Allah a ait bir sıfattır.

  17. Selam, Yasadigim ilginc bir olayi burada ilk defa sizlere yaziyorum ben cemaatinizi disardan izledim, sevdigim bir arkadasimin sayesinde cemaatinizi biraz taniyordum. size ilginc bir sey anlatacam bu tamemen gercek ve yasanmis bir olaydir. biz fakir bir aileydik(ekonomik olarak) kardesim belediyenin taseron şirketinde calisiyordu, maaşları asyabanka yatıyordu, banka kardesime kredi karti vermis, o da yettiremediği icin ödemesini yapamıyor, gel zaman git zaman icra islemleri başladı 700 olan borç avukat icra o bu masrafları eklenerek 1500 olacak sekilde kardesimden tahsil edildi. bu olay 2010 yılları civarı oldu. gel zaman git zaman bu 17-25 soruşturması basladigi ertesi günü sabah uyandığımda bu haciz kağıtları odamda bulunan masamin uzerindeydi, sanki bir el gece o kagitlari masama koymuştu. az cok maneviyatım o donemler vardi, ve ben bu olayı cemaatin girdiği yoldan buyuk bir zarar ile karsilascagina yordum.. Ahmet beyin yazisini okuyunca bunu paylasma geregi duydum.

  18. Bir hizmet-i imaniye ve Kur-aniye vardır; ki Efendimiz S.A.V. den beri devam eden ila-yı kelimetullah yoludur. Bir de bir zaman dilimine ait bir takım iş yapma usullerinden, binalardan, bugün kapanmış, el koyulmuş hallerini ancak gördüğümüz yapı ve kurumlardan müteşekkil bir hizmet/cemaat vardır.

    Birincisi hiç değişmez, zaman zaman kabuk değiştirmek suretiyle devam eder. İkincisi devrini dönemini doldurduğu zaman tarih kitaplarında ancak yazılır ve okunur, yad edilir.

    Hz.Ebubekir ne diyordu? Kim ki Muhammed S.A.V. e tapıyor idiyse bilsin ki o vefat etti. Kim ki Allah a kulluk ediyorsa o Hayy dır, asla ölmez…

    Bizler de belki bugün böyle dememiz lazım. Hiçbir şey olmamış gibi yepyeni kurumlar, yapılar ihdas etmek lazım. Dün ne yanlış ve hatalar yapıldıysa bunları müşahhaslaştırmadan dedikodu ve gıybete girmeden gerekiyorsa ortaya koyup, daha güzelini ve doğrusunu gerçekleştirdikten sonra fiili olarak işte daha doğrusu daha güzeli böyle yapılıyormuş, yapılabiliyormuş dedirtmek lazım. Aksiyon insanına yakışan da budur…

    Dr.İsmail Sezgin in “Belki bir gün biz de dirileceğiz” başlıklı ‘başyazı’ sını analiz ettiği videoları izlemelerini bütün takipçi arkadaşlara şiddetle tavsiye ediyorum. Ye’s ve karamsarlıktan ancak yenilikçi aksiyonerlikle çıkılabilir.

    Herkes bugün kendine bir sorsun. Benim şu an olduğum yerde Hocaefendi ya da Üstad hz. olsa idiler ne yaparlardı? Nasıl bir üretkenlik ve aksiyon içerisinde olurlardı? Bence hepimizin de bunu kendine sorması ve gereğini yapması lazım.

    Allah’a emanet olunuz.

  19. Ahmet Dönmez ve arkadaşlarının yaptıkları bence güzel de bir örnek. İsveç gibi üst seviye bir Avrupa ülkesinde en az oranın standartlarında, ‘İnşallah zamanla çıtayı daha da yukarılara çıkarmak Rabbim nasip etsin’ referans-habercilik ve insan hakları duyarlılığını ve farkındalığı artırıcı çalışmalar yapıyorlar. Bir aksiyon içindeler. Bir taraftan sorulduğunda ve yeri geldiğinde de yapıcı eleştirisini cesaretle ortaya koyuyor, sistemsel arızayı ön plana çıkarıyorlar. Şahısları hedef almıyor, gıybet üslubuyla polemik oluşturmuyorlar.

    Eğer sistemde bir arıza oluşmaya başladı ise bunu kutsal hale getirip dokunulmazlık ihdas etmeye gerek yok.

    Arkadaşlar, bilelim ki böyle bir dönemde ölü toprağını üzerinden atmayı başarabilenler için, boş durmayıp hiç olmazsa yerinde zıplamayı tercih edenler için, çok sürpriz maddi-manevî bereketli bir dönemi yaşıyoruz. Hırsız düzenine yalakalık payandalık yapmak yerine, taksicilik garsonluk tezgahtarlık yapmayı tercih edenler, kim bilir fitratlarindaki hangi önemli eksiği ve hastalığı tamir etmekteler, çok istifade edecekleri nice yeni kabiliyetleri Rabbim onlara kazandırmakta. Zira bereket hakiki güç ve kuvvet ise kendi nefsinden gelen gücüne güvenmede değil, acz ve fakrının farkında olup o hasletleri şefaatçi yaparak fiili-kavli duaya devam edebilmekte… Şimdi birçokları Hakka’l-yakîn mertebesiyle acz ve fakrının farkına varıyor, duada tam ihlasa belki muvaffak oluyor.

    Gayrete gelin, bakın ne bereketler göreceksiniz.

    Yolunuz ve nasibiniz açık olsun.

  20. Hizmet mensuplarinin bir kisminda bazi ezber laflar var,
    sagdan soldan duyulmus, uzerine dusunulup icsellestirilmemis, bu yuzden de sakil duran..
    ve belki degerli bir hakikat taklidi agizlar nedeniyle anlamini yitiriyor.
    Ben yorumumda bunlardan bahsetmek istiyorum.

    1) “HE herkese cikin dedi, cikmadiniz, simdi cebren cikiliyor”
    Hayatinda sehir bile degistirmemis, baska bir cografyada is ve hayat kurmamis insanlarin sig sozu bu. HE cikin diye kimlere dedi, bunu asagi dogru yaymasi ve uygulamasi gereken kisiler kimlerdi ve bu konuda ne yaptilar? Acaba cemaat mi cikmadi, yoksa cikmak isteyen az sayidaki insana “aman gitmeyin burada lazimsiniz” diyen “excel’ci abiler”mi cikartmadi. Eger ortada HE’nin bir sozune/emrine muhalefet varsa, burda suc cemaatte degildir, bu emrin uygulanmasi icin zemin hazirlamayan yoneticilerindir. Peki bugun garibanlar cebren hicret ederken veya mahpusken, donemin yoneticileri nerelerdeler?

    2) “Hizmetin kusuru yoktur, Kuddus ismini haizdir, Ismet sifati vardir, biz hata yapmadik vs vs” gibi sonu nereye varacagi belirsiz cumleler en kibar ifadeyle safdilliktir, sadece soyleyenin ve bu sozlere inananlarin kendini tatmin etmesinden oteye bir anlami olmayan gaza gelmisliklerdir. Kutsal olan inancimizdir, hedefimizdir, davamizdir; hedefe giden yollar, araclar ve istihdam edilmis insanlar kutsal olmadigi gibi, adi ustunde insandir. Hata yapar, gunah isler, nefsinin ve seytanin hilelerine aldanabilir ve hatta aldatabilir. Bunlarin hicbiri sasirtici degildir. Kaldi ki sayisi milyonlarla ifade edilen muntesipleri olan bir topluluktan hatasiz isler yapmasini beklemek ne kadar mantiklidir? Ama yukaridaki cumledeki asiri korumaci refleks hatalari ve hata yapanlari bulmanin onundeki en buyuk engeldir. Ozellikle 17Aralik’tan sonra yapilan yapilan fatal hatalarin bir sorumlusu olmali degil mi? Hizmetin ve HE’nin toplum nazarinda bir nefret objesi haline donusmesinde hangi yanlislarimizin etkisi oldu, sorumlusu kimler? Ama zihin konforunuzu bozmak istemezseniz, yolun kaderi, Sufyan vs der gecersiniz..O zaman size Iyi uykular…

    3) “He iyi ama cevresi kotu, HE etrafindakilerin cigerini biliyor, HE bir bilgiyi 5-10 yerden teyid ediyor”
    Allah askina, Halit Esendir bile yillardir gorusememekten yakinirken, HE kendisine aktarilan bilgileri kimlerden, nasil teyid etsin. Yonetim tamamen cevresindeki “dar oligarsik kadro”nun kontrolunde. Muhtemelen almak istedikleri cevaplara gore soru soruyorlar, begenmediklerini gorusturmuyorlar, ekipcilik yapiyorlar. Simdilerde elestirilerin hedefi olacaklarini bildiklerinden, elestirinin onunu kesme gayretleri var. Ama artik mizrak cuvala sigmiyor, sigmaz. Tabanda, mutevellide tahmin ettiklerinden cok daha fazla direnc var. HE’ye dua etsinler, onun kredisini yiyorlar. Birgun HE onlara kapiyi gosterirse, gidecekleri yerlerde cok ilgi gormeyecekler.
    Kamp’daki buyuk abi gecinenlerden birisi gelen gidene “sadece guzel haberleri anlatin, HE’yi uzecek seylerden bahsetmeyin” diyor. Yahu niye karisiyorsunuz! Birakin HE karar versin dinleyip dinlemeyecegine. Hareketin lideri olarak herseyi bilmeye hakki var, sadece sizin onayladiklarinizi duysun, dunyaya sizin gozunuzle mi baksin istiyorsunuz?

    4) “HE’yi dinlemedik, HE bugunleri tee ne zaman soylemisti”
    E, dinleseydiniz kardesim. Koca koca adamlar, ilim adamlari, hocalar da bu turkuyu tutturmus soyluyor. Demek ki siz yillardir HE’yi dinliyormus gibi yapiyordunuz ama gecistiriyordunuz, bugune kadar kimbilir hangi konularda HE’yi dinlemediniz. Sormak isterim, hangi mutevelli, esnaf, talebe, ev hanimi, memur, burokrat HE’yi dinlemedi? Yoksa dinlemeyen sadece siz yonetim kadrosu musunuz? Walla bu cemaat, abileri ne dediyse yapti bugune kadar. Eger He’yi dinlemediyseniz, dinleyip geregini yapip yaptirmadiysaniz, suc sizin, simdi, bir zamanlar bir havuzcu medyacinin dedigi gibi “kendiniz hakkinda geregini yapin”
    vesselam..

    • Hayati Kardesim,
      Söylediklerin doğru. Şunları ilave etmek istiyorum:
      Gerçekten kadroculuk yapan
      Kapasitesiz
      Ehliyetsiz
      Liyakatsiz oligarşik kadro bu kötü neticenin sebeplerindendir.
      Fakat şu olgulara cevap bulamıyorum:
      1- Lider bu tip adamları kilit noktalarda veya yanında tutamaz. Eğer tutuyorsa liderlik vasfını kaybetmiş demektir. Kendi koyduğu kurallara uymamış demektir.
      2- Biz neden şimdiye kadar bu şekilde uyuduk? Neden yanlışları gördüğümüzde müdahele etmedik?
      Neden HE’ye “Efendim yanlışlıklar var, müdahele edilmesi lazım” demedik, diyemedik.
      3- Tekrar birinci maddeye dönüyorum: Lider etrafındakilere düşünceleri rahatça ifade edebilme hakkını vermelidir.

      • Merhaba,

        1) Oligarsik kadronun bu kadar guclendigi yapilarda, onlari tamamen tasfiye etmek veya pasifize etmek imkansiza yakindir. RTE bunu bildigi icin, cevresindeki hic kimseyi cok guclendirmiyor. 3 donem kuralini cok demokrat oldugu icin degil, guclu isimleri kolay tasfiye etmek icin koydu.
        Ayrica HE, oligarsik merkezi tasfiye etmek istiyor ve bunu onlara anlayacaklari sekilde ifade etmistir veya ima etmistir. Fakat onlar gorevi birakmiyor.
        Maalesef kadroculuk her zaman olmustur, olacaktir. Ancak eski bir rektorun, her gittigi yerde rektor olmasi yanlistir. Zat-i muhterem ABD’ye gitmis, mevcut rektore sen kalk bu oturucak demisler, gariban kalkmis, o da hic utanmadan sikilmadan, babasinin mali gibi oturmus. ABD’deki rektor guclu birinin adami olsaydi kaldiramazlardi, TR’den gelen daha guclu, cetin ceviz cikti.

        2) Aydinlanmak bir surec gerektirir. Herkesin aydinlanma sureci de farklidir.

        3) HE’ye dusuncelerinizi rahatca soyleyebilirsiniz. Herkese bu hakki veriyor, sikinti He’ye ragmen birseyler yapmak isteyenlerin varligi. Ama siz yanina girmeden “aman soyle konus, boyle konus” diyen “buyuk” abiler HE’nin dogru bilgilendirilmesini engeller. HE istisarenin hakkini veren, cok centilmen ve analiz yetenegi yuksek bir liderdir.

        Ben suna inaniyorum ki; 17Aralik oncesinden itibaren HE’nin iletisim kanallarina sizdilar ve yakin cevresinden adam devsirdiler. Boylece HE’ye yanlis bilgilerin akmasini saglayarak, bugunlere gelindi. Ben eminim ki HE dogru bilgilere sahip olsa ve bunlari dogru insanlarla istisare etse, bircok yanlis yapilmazdi.

        Oligarsik kadronun sebep oldugunu dusundugum hatalardan bazilarini siralamak gerekirse:
        Emniyetcilerin ve Hakan Sukur’un milletvekili yapilmasi dusuncesi
        30 Mart secimlerinde %30’un altinda kalacak bilgisi
        Bazi yerlerde aciktan CHP’ye oy verme ve verdirme stratejisi
        Her secimde dayaktan yorulmadan, yine aktif olunmasi
        Zaman’a operasyon yapildiginda tum dunyaya karsi magdur rolunun oynanmasi yerine Ekrem Dumanli’nin kahramanlastirilmasi
        Bir GYY’ye suikast yapilacagi bilgisi uzerine yurtdisina cikmasi (belki bu bilgi yalandi, kacti algisi olusturmak icin istihbaratin bir oyunuydu belki? Ugur Mumcu, Bahriye Ucok, Abd Ipekci suikast sonucu olduler, davalarina daha cok faydalari olmadi mi? Benim kanaatim, gittigi ulkelerde olup oraya gomulsun dedigimiz ogretmenlerimiz gibi, Turkiye hapishanelerinde iskence ile sehit abilerimiz gibi gazete genel yayin yonetmenimizde suikast sonucu sehit olsaydi, kendi ahireti de kurtulurdu, dunyada da yer yerinden oynardi. Fakat emin olun, boyle bir suikast asla yapilmayacakti, bu da RTE’nin bir oyunuydu)
        Dersaneleri 28 Subattaki gibi verip, daha az hasarla yola devam etmek yerine medya ve burokraside savas acilmasi
        Ergenekon Balyoz davalarinda takinilan tavir yuzunden bugun bircok dusman kazanilmasi
        Ahmet Sik’in basilmamis kitabinin toplatilmasi ve tutuklanmasi
        AKP ile kucak kucaga olup, toplumun diger kesimlerinin nefretinin kazanilmasi ve su zulum gunlerinde 1 kisinin bile bize destek vermemesi
        15 Temmuz kumpasinin uzerimize yikilmasi, boylesi buyuk bir oyunun gorulmemesi

        • Hayati Bey,
          Siraladiginiz hatalar cok isabetli, fazlasi var eksigi yok.

          Yanliz, “Ben eminim ki HE dogru bilgilere sahip olsa ve bunlari dogru insanlarla istisare etse, bircok yanlis yapilmazdi.” demissiniz. Genel yaziniza bakinca, RTE nin HE’diden daha ustun bir lider oldugu ortaya cikiyor.
          3 donem kuralini esas HE yillar once kendisi koymustu. Kendi koydugu kurallara kendisi uymadi derken bunlari kastediyorum. Bir arkadas bir gorevde 3 seneden fazla kalmamali prensibi HE aittir.
          Fakat, etrafindaki oligarklara bakin, zamaninda hasbelkader is gormus, kapasitesiz, vizyonsuz kisiler. Eger cekilseydiler, zamaninda gordukleri isler icin hasbelkader demeyecek, Allah razi olsun diyecektim.
          HE bu kadar genis bir vizyona sahipken, yanindaki bu kabiliyetsiz, dedikoducu, boşboğaz, sırnaşık, ikiyüzlü, dalkavuk kisileri farkedemesini kabul etmiyorum. Dunya capindaki bir hareketi NEZAKETE, IMA ile anlatmaya vs kurban edemezsiniz kardesim.
          20-30 kisi var etrafinda HE’nin. Yuzbinlere, milyonlara karsilik bunlari tutmak? Kabul edilemez bu…Reddediyorum…

        • hayati bey yanlışlar diye sıralama yapmışsınız da en büyük yanlışları en son saymışsınız, en başta saydığınız şeyler yanlış mı o bile tartışılır, en baştaki saydığınız şeylerde mesele ekrem dumanlının kahramanlaşması ne islamiyete ne hukuka aykırı bir durum yok en son saydığınız şeyler bitirdi cemaati. Bide açıktan chp oy vermek niye yanlış olsun, açıktan hırsız arsız akpye oy vermek yanlıştı zamanında. Akp oy istemeyince zaten açıktan chp istemiş olursun, mhp de hiç bir zaman farkı olmadı 2015den beri ittifaklar zaten. Chp oy verildi diye tavır alan olduysa defolsun gitsin onlar zaten her türlü ehven-i şer diye akp oy verecekti. Hangi siyasi partiye oy verildiğinin önemi yok, halkın da bu mevzuyu iman mevzusu yapmaması lazım bunun dersinin verilmesi lazım. Boş yere chp oy isteyenler fişlendi dersen o ayrı mevzu o konuda haklısınız derim.

    • kimin yorumunu sildi? bir kişi yorumumu silebilir misiniz diye sormuş ama yorum hala duruyor…bence isteyen kişinin yorumu istiyorsa silinebilir. sadece kişinin rızası yoksa silinmemeli

    • Sayin Editor:
      Bir kısım önemli mesajları bazı isimler açıktan kullanıldığı için yayınlamadığınızı biliyorum.
      Bunu özgür ifadeye karşı buluyorum fakat sizin takdiriniz.

      Yanlız şu üstteki tyler durden isimli seviyesizi neden yayınladınız, sormak isterim?

  21. Yeni bir oyun kurgusu geregi bu ozelestiri surecine girilmediyse onemli bir adim atilmis.
    Su hususlarin uzerine dusunmek konusmak faydali olabilir ;
    Birincisi mite angaje olup olmadigini tartisirken angaje olunma ihtimali olan ve hizmetin buyumesi icin girift iliskilere girilen diger ulkelerin istihbarat kurumlarina kimler ne kadar angaje oldular ne roller ustlendiler ?
    Ikincisi bu kadar devasa imkanlara sahip ve guc sarhoslugu yasadigini soylediginiz abilerin para ile pulla ilgili islerini kim kontrol ediyordu ?
    Mesela cevreye verilen zararlar verilirken bu isleri kolaylastirici rol ustlenenler himmet adi altinda rusvetten pay alanlar kimlerdi ?
    Mesela imara acilacak yesil alanlardan cemaat sermayesine yer aldiran buyuk abiler kimlerdi ?
    Ucuncu husus ise acaba cemaat dediginiz yapinin gizli orgutlenme sekli donemin sartlari diyerek gecistirilebilecek bir konu mu yoksa varolus gerekcesi ile ilgili bir sorun mu ? Seffaf bir yapi kullanilabilirligini kaybeder mi ?
    Dorduncu husus lider iyi cevresi kotu klisesi ile yeni bir yol haritasi cikarmak mumkun mu ?
    Besinci husus size gore 15 temmuzda devlet tuzak kurdu. Peki bu tuzak sonuc itibariyle darbe imkaninin onunu acmak ise darbe yapabilecek kapasitede askeri orgutlenmeyi ve icsellestirilmis askeri darbe fikrini nasil acikliyorsunuz ?
    Altinci husus insanlar samimiyetle sizin kotulugunuzden korkuyor. Bu korkuyu algi yoneterek yikamazsiniz.
    Samimiyetle ifade etmek isterim ki yapiniz benim nazarimda teror orgutudur. Lideriniz ve yonetici kadrolarini vatan hainidir.

  22. Göz göre göre gelen fırtına karşısında yapılan refleksler acaba tartışılmalı mı yoksa bu da başa gelecekmiş deyip geçmişi sorgulamadan geleceğe mi odaklanılmalı işte bunu tam anlamıyla çözümlemeden birşeyleri düzeltmeye çalışmak çokta isabetli bir karar olmaz kanaatindeyim.bu kadar insan böylesi akla gelmez zulüm haksızlık ve hatta soykırıma maruz bırakılıyorken, tüm bunların aniden geliştiğini düşünmüyoruzdur herhalde. Kocaman bir projenin uygulama safhasında bulunuyoruz. Bu yüzden kim hangi mevkide bulunuyorsa kendi payına düşen hatasını düşünmeli ve öz eleştirisini de yapmalı. Cemaatin içine düştüğü veya düşürüldüğü güç zehirlenmesinin ve ilaveten siyasete bu denli yakınlaşılmasının sebeplerini ve de sorumlularının da kesinlikle tespitinin yapılması gerek. Haksızlığa uğrayan yüzbinlerce insana cemaatin kendi içerisinde bir açıklama yapması zaruridir.

  23. akp trolleri zaten her yerde istedikleri gibi saçmalıyor, yalan söylüyor, çarpıtıyor, gevezelikle konuyu dağıtıyor, insanların zeka seviyelerine kast ediyor… bari buraya şunları sokmayın bunun adı ifade zenginliği falan değil, insanların zekasına hakaret edilmesine müsaade ediyorsunuz. neymiş herifçeğizin gözünde terör örgütüymüş samimiyetle söylüyormuş, ah senin samimiyetini senin o gözlerini… diyesim geliyor.

    üç sene havlarsınız beş sene havlarsınız belki elli beş sene havlarsınız, nihayetinde hepimiz aynı toprağın altına gireceğiz. bunlara söylenecek bir söz yoktur, bu hesap artık ahirete kaldı, muhataplarımız ahirete inanmasalar da…

  24. :))).Iflah olmazsiniz, olamazsiniz.Cunku, icinizde gercegi butun ciplakligiyla soylebilecek bir adam yok.Tek bir kutsaliniz var. o da sizofrenik hocaniz.Ona dokunulmasin, isterse dunya yansin.Sizden aydin, fikir adami olmasi mumkun degil; cunku siz bir delinin arkasindan cezbeye kapilmis giden insanlarsiniz.Yazik, boyle cani bir adami degisik kilif ve kaliplarla satmaya calismak icin nasil bir vicdana sahip olmak gerekiyor acaba?

  25. Hizmet başlangıçta hak davayı temsil noktasında kılı kırk yararak hareket etti ve sadece dostunun değil düşmanının da teveccühünü kazandı. Büyüdükçe keyfiyet anlamında başlangıçtaki seviyeyi kaybetti ve hassasiyetlerini yitirdi. Hizmet eden bir cemaat, soru çalan, torpil yapan, zulmeden bir topluluğa dönüştü. Acı tarafı bu yanlışlara kutsiyet atfedildi. Cemaatin son zamanlarda hükümet aleyhinde sıkça dile getirdiği “gayretullaha dokunacak” ifadesi çoktan kendi üzerlerine düştü. Allah (cc)’ın hilm ve lütuf sahasından çıkan cemaat özeleştiri yapıp, başta FG olmak üzere tevbe etmezse, korkarım ki tarihe kötü bir iz bırakarak karışacak. Şu anda en iyi hizmet yapılan yanlışları ortaya koymak, yapanları tespit ederek ayıklamak, yeni vizyon ve yeni kadrolarla yola devam etmek olacaktır.

  26. Bir kac kisinin devlet hirsi hizmet ve allah adina gizlenmis bir strateji imis,Koca koca akil dedigimiz insanlar toplum sosyolojisini kavrayamayanlar önlerine kattiklari biz koyun sürülerini kendileri önden atlamadan bizi atlattilar.
    O kadar saf ve bir okadar kadir sinas toplumu Sadece Allah diyerek kandirdilar.Gencligin imanini yine gencligin gelecegi altin nesil diyerek caldilar.
    Himmeti alabilmek icin önce minnet borcunu ödemeleri gerekenleri memur amir yaptilar.Bunlar iyi niyetle planlanmis bir strateji degildi.Biz gözümüzü actik ama lakin özümüzden kactik.Simdi kimse bana hersey güzel olacak demesin.Onu zaten ALLLAH söylüyor Her zorluktan sonra bir kolaylik vardir.Sonra bak demedikmi derseniz hadi ordan derim

Comments are closed.