Adem Yumlu, The Circle

Sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz.

Bu cümledeki o değerli anlamı keşke her insan yeteri kadar anlayıp hayatına tatbik edebilse diyerek başlayalım yazımıza.  Geçenlerde İskender Sezek beyefendinin “Cemaatin Kürtlerle İlişkileri” başlıklı makalesini The Circle’da okudum. Sonrasında altına yazmış olduğum yorumların kafi gelmeyeceği düşüncesiyle ayrı bir yazı yazmak istedim. Engin Sezen’den de teklif gelince böyle bir yazı kaleme almış olduk.

Öncelikle fikirlere fikir ile karşı çıkılması taraftarıyım. Burada da amacım kendi hayatımdan ve etrafımdaki insanların hayatlarından vereceğim örnekler ile konunun sözkonusu yazıda ne kadar yanlış bir bakış açısıyla ele alındığını göstermek isterim. Ayrıca İskender beyin yazıyı yazarken kullanmış olduğu bir kaç hususa bir Kürt olarak cevap niteliğinde olmasa bile fikri izah getirmek isterim.

Öncelikle kısa bir hikaye tarzında yaşadığım hayatı özetleyerek başlayacağım: Doğuda okulu olmayan bir köyde dünyaya geldim. Okula gitme yaşı gelince mecburen yaklaşık 5 km uzaklıktaki merkez köye okula gitmek için her sabah 2 saat önceden yürüyerek giderdik. Bizim köyden 4 arkadaş her sabah bu sıkıntıyı çekerdik, yazın bizim için bu yürüyüş zevkli olsa da kışın çekilmez bir ızdırap haline gelirdi. Boyumuz kadar karın içinde bata çıka okula gitmeye çalışırdık. Okul dediğime de bakmayın, camları kırık sıvaları dökülmüş eskiden bağışlayın ahır olarak kullanılan bir yeri okul diye bize vermişlerdi. Toplam 24 öğrenci oluyorduk etraf köylerden gelen arkadaşlarla beraber. Ama başımızda maalesef öğretmen yoktu ve köyün muhtarı bize ders veriyordu. Öğretmenin bile olmadığı bu köye istisnasız her sabah asker gelir hepimizi dışarda sıraya sokar eskiden var olan şimdi kaldırılan “Andımız” ı okuttururlardı. Hiç bir kelime Türkçe bilmememize rağmen biz her sabah onu bir şiir neşvesiyle ne dediğimizi anlamadan okurduk. Birinci sınıf böyle bitmişti.

Tabii  o tarihler terörün doğu ve güneydoğuda tavan yaptığı yıllardı. Başımızda Jitem denen bir Allah belası vardı. Köyümüzü gece terörist basardı evde varolan erzağın yarısını zorla alırdı. Gündüz de jitemciler gelip niye yardım ettiniz diye dayak atardı. Gece teröristten gündüz askerden dayak yiyerek büyüdük. E tabi can güvenliğinin bu kadar sıkıntılı olduğu bir yere kim öğretmen olarak gelirdi ki? Derken ikinci sınıfın başında bizim köye gönüllü şark hizmeti isteyerek gelen 25 yaşında gencecik melek gibi bir öğretmen geldi. İsmi Ahmet’ti ve bizi kendine aşık etti diyebilirim. Sınıfa ilk girdiği anı hiç unutmuyorum. Gözleri yıkık virane duvarlar arasındaki çocuklara bakarken; sınıfın ortasında yanan sobanın sıcaklığı değil de o gözlerdeki sıcaklık yakıyordu sanki beni. Hizmet Hareketi’nin evlerinde yetişmiş ve öğretmen olmuş bu genç dava adamı bizimle konuşmaya başladı başlamasına,  ama ne biz onu anlıyorduk ne de o bizi anlıyordu. Çok az Türkçemiz onu anlamaya yetmiyordu. Oturdu ve hepimizi iyice süzdükten sonra dedi ki: “Herşeye beraber başlayacaz çocuklar.”

 Önce okulu adam akıllı bir hale getirdi. Sıra,kalem,masa,sandalye,önlük derken resmen öğrenci olmuştuk. Yetmedi gitti bizim için Kürtçe öğrenmeye başladı ve bize Kürtçe ile Türkçe öğretti. Ne ana dilimizi unuttuk ne de Türkçe’den mahrum kaldık. Bizim oranın insanı vefalıdır, köylüler de Ahmet hocanın yemeğinden tutun çamaşırına kadar herşeyini yapıyordu. Günler geçiyordu ama sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı. Teröristlerin tehditleri bir taraftan jitemin saçma sapan baskıları diğer taraftan devam ediyordu. O zamanlar oynanan oyun hep aynıydı bu iki milleti birbirine düşürmek için hep aynı pis dolaplar çevriliyordu. Gündüz jitem elbisesinde gördüğümüz adamı gece terörist elbisesiyle görmek artık sıradan şeylerdi. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu farkedebilecek bir yaşta olmadığımız için düşüncelerimizde devamlı gel gitler yaşar hale gelmiştik. Yaşanılan zulüm ve baskılara daha fazla dayanamadık ve şehre taşınmaya karar verdik.

Anne-baba ayrı olan bir ailede ve dayılarımla beraber yaşamaya başladığım şehir hayatında çok farklı bir hayatın içine girdim. Ben Ahmet Kaya’yı çok severim. Kendi ağzından duyduğum bir sözde şöyle demişti.

Kendisine bir gün mütedeyyin bir akrabam: “Abi neden sadece solcu veya o kesime yakın şarkılar söylüyorsun. Hiç ilahi veya ezgi tarzı bir tür söylemeyi düşünmedin mi?”  diye soru sorunca Ahmet Kaya cevaben: “Ben 16 yaşımda Malatya’dan İstanbul’a geldiğimde ilk solcular elimden tuttular ben de onların şarkılarını söyledim. Eğer siz tutsaydınız sizin şarkılarınızı söylerdim.”

İşte biz de şehire göç edince ilk PKK’lı tanıdık ve arkadaşlar elimizden tuttular bizde onların sloganlarını atmaya başladık. Artık benim için hayat tamamen düşman olarak gördüğüm o mübarek ülkeyle savaşmaktan ibaretti. Derken kötü alışkanlıklar birbirini takip etti. Sigara,içki derken işin ucu uyuşturucuya kadar dayandı. Artık bir bataklığın içine girmiştim ki sormayın gitsin. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendininde dediği gibi “İsyan deryasına yelken açmışım / Kenara çıkmaya koymuyor beni! ..”

Lise hayatım tamamen PKK’nın gençlik yapılanmasının içinde geçti. Kendi ana dilimde konuştuğum için polislerden ne kadar dayak yediğimi hatırlamıyorum bile. E yaş ilerledikçe artık hayatı ve düşüncelerinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. Annem mütedeyyin bir insandı ama onun haricinde etrafımdaki herkes ateist bir düşünce tarzını benimsemişlerdi. Zamanla Marksist ve Leninist bir düşünce dünyasının içinde buldum kendimi. Artık bilgi olarak da kendimi ateizmde geliştirmiş ve azılı bir ateist olarak insanlarla tartışır hale gelmiştim. Kötü alışkanlıklar bir taraftan imansızlık karanlık dünyası bir taraftan ruhumu artık nefes almaz hale getirmişti. Ve lise bittikten sonra dağa çıkmaya karar verdim artık mücadelemi silahla yapmam gerektiğine herşeyimle inanır hale gelmiştim. Çünkü devamlı hor görülüp ezilme psikolojisi sizi bu hale getiriyor. Etrafınızdan da tamamen bu minvalde bir bilgilendirme olduğu için bu sonucun olması çok ama çok normal. Dağa çıkan arkadaşlar bize birer kahraman olarak gösteriliyordu. Ve sonunda dağa gittim 1 aylık bir dağda silah eğitimi aldıktan sonra üniversiteyi kazandığım için tekrar şehre gidip orda üniversite yapılanmasında olmam gerektiğini söylediler. Ben de istemeye istemeye şehre geri geldim.

Üniversiteye başladıktan sonra bir vesile ile Cemmat’le tanıştım. O zamana kadar hizmeti; Kürtleri asimile eden dinci bir yapı olarak biliyordum. Ama ilk defa içlerine girme fırsatı oldu. Evlere gidip gelmeye başladım. İlk başlarda tek amacım oraya giden Kürt gençleri oradan çıkarmaktı. Ama zamanla ortamın çok farklı olduğunu gördüm. Mesela ilk abim diyebileceğim Erkan abim benimle Kürtçe konuşuyordu ama bir Türktü ve ilk defa bir Türk tarafından dinleniyordum. İlkokul zamanlarımda kendimi Ahmet hocanın karşısındaymış gibi hissediyordum ve huzurlu oluyordum ama yaşadığım onca sıkıntı zulümde unutulacak cinsten değildi. Yapılan muhabbetler gösterilen saygı,insanlık beni o kadar derinden etkilemişti ki anlatılması imkansız.

Derken artık akşamları da evde kalmaya başlamıştım. Zaten hayatımın değişmesine o evde kalmalar vesile oldu. Ateist ve Kürt olmama rağmen beni aralarından dışlamıyorlardı ve evlerinde bile kalmama izin veriyorlardı bunun nasıl bir anlam taşıdığını kolay kolay kimse anlayamaz. Bir gün oturma odasında uyurken gecenin bir yarısında Erkan abinin gelip başımın ucunda namaz kıldıktan sonra oturup benim için ağlaya ağlaya dua ettiğine şahit oldum. O gece sabaha kadar uyuyamadım nasıl olur da bir insan sadece bir kaç ay tanıdığı ve ateist olan birisi için bu kadar içten ve samimi dua edip gözyaşı dökebilirdi. Bu yaşıma geldim öz annem bile bana böyle dua etmemiştir. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Zaman geçtikçe yapılan muhabbetler Erkan abinin gözyaşları tesir etti ve Elhamdulillah iman şerefiyle şereflendik. Ve yepyeni bir hayata göz açmış gibi herşeye sıfırdan başladık. Bu hizmet, bağımlısı olduğum uyuşturucuyu bırakabilmek için beni 6 ay boyunca tedavi ettirdi ve onuda bıraktık çok şükür. Hele birde Risaleleri ve Hocaefendi’nin eserlerini okudukça artık hayat benim için anlam kazanmış ve dünyam değişmişti.

Şimdi yazımızın konusundan çıkmamak adına bazı yerleri kısaca anlattığım bu hikaye eşliğinde ve aşağıdada ifade edeceğim hususlar çerçevesinde İskender beyin yazısını tekrar okumanızı öneririm.

Öncelikle bu Hizmet’in sırtında taşıdığı yumurta küfelerindeki yumurtaların hiçbirisinin aynısı olmadığını unutmamak lazım. Bu yumurtalardan bazıları daha uzun vadede bazıları daha kısa vadede civciv verecektir. Bu Hizmet’in teorisinde hiçbir problem ve sıkıntı gösteremezsiniz çünkü hepsi kitap ve sünnete dayanmakta. Ama sonuçta insan eliyle pratiğe geçtiği için hataların eksikliklerin olmaması mümkün değil. Ama siz kalkıp da bir iki kişinin hatasını bu cemaatin hepsine mal ederseniz hiçbir izan ve mantıkla izah edilemeyecek bir karanlığın içine atmış olursunuz kendinizi. Şimdi eğer siz Ahmet hocanın fedakarlığını Erkan abinin gözyaşı ve dualarını kalkıp da TV ekranlarında hata yaptığını iddaa ettiğiniz kişilerin hataları için sıfırlarsanız ben de size bu nasıl bir hak ve adalet anlayışıdır diye sorarım. Sizin de vicdanınıza sormanızı öneririm. Velev ki İskender beyin yazısında zikrettiği isimler yanlış yapmış olsun siz nasıl olurda bu şahısların hatasını bütün cemaatin yaptıkalarını sıfırladıkalrını ileri sürebilirsiniz.

Ben yıllarca Hizmet evlerinde kaldım. Orta Asya’ da da hizmet etmeğe çalıştık. Evlerde kaldığım yıllarda Kürtçe bilen arkadaşlarla devamlı Kürtçe konuşurduk ve hiçbir kimse bunu yapamazsınız demedi. Onlarca Kürtçe kitap okurduk. Kürtçe müzikler dinlerdik. Hatta çoğu Türk arkadaşa da Kürtçe öğretmişimdir. İskender bey kendi yazısında bir kaç müşahhas örnek vermiş ve o örnekler üzerinden Cemaat’in bütün yaptıklarını sıfırlamış. Peki ben şimdi yazabileceğim onlarla müsbet müşahhas örnek üzerinden STV’de yapılan hataları ortadan kaldırıp bu cemaat hata yapmadı diyebilirmiyim. Nasıl ki ben bu hataları gözardı edemezsem İskender beyde yapılan bu kadar müsbet olayı yok sayamaz. Ben de Tek Türkiye ve bu minvalde ki dizileri tasvip etmiyordum. Kaç kere de gerek mektupla olsun gerek başka yollarla bunu ifade ettim. Ama bu hata beni hak bulduğum yoldan çevirmemesi gerekirdi nitekim çevirmedide. Güneydoğu’da da hizmette vazifeli olarak bulundum. Bir hayli yerde Kürtçe muhabbetler oluyordu. Kim olmuyordu derse hata etmiş olur.

İskender bey yazısında; “Kürtçe bir kitap okuyanlara veya Kürtler adına herhangi bir talepte bulunanlara Kürtçü veya PKK’lı nazarıyla bakılıyordu.” diyor. Ardında da yazısının bir yerinde; “Cemaatin her kurumunun en tepe noktalarında Kürtleri görmek mümkündü ama Kürtçe bir kurum bir Kürd’e teslim edilemedi, edilemezdi de çünkü “ola ki o kişi milli duygularının tesirinde kalabilir ve yanlış şeyler” yapabilirdi.” diye devam ediyor.

Şimdi soruyorum İskender beye  Kürtçe konuşanlara bile PKKlı nazarıyla bakıldığı bir cemaatte nasıl olur da Kürtler en tepe noktalara getirilebiliyordu. Eğer dediğiniz gibi olsaydı benim ve benim gibi bu Cemaat’te tanıdığım çoğu Kürt arkadaş Kürtçe konuştukları halde nasıl oldu da yönetici ve idareci oldular. Dünya TV nin başına ben de bir Kürt arkadaşın gelmesini isterdim ama bunun olmaması Cemaat’in Kürtlere negatif ayrımcılık yaptığı anlamını çıkarmaz. Yine yazının bir bölümünde doğu ve güneydoğuda hizmetin vazifelendirdiği arkadaşların daha önce ülkenin doğusuna hiç gelmemiş ve kürtçe bilmeyen insanlardan seçildiğini idafe etmiş. Belki ilk yıllar olarak bakıldığında bu eleştiri haklı olailir ki; bu normal çünkü bu hizmetin geçmişi ve olgunlaşma sürecine bakarsanız ilk olarak batı şehirlerinden doğuya doğru gelindiğini görürsünüz. Böyle bir durumda ilk olarak batıda yetişen arkadaşların doğuya gönderilmesi normal olsagerek. Ama son 15 yıldır Doğu ve Güneydoğudaki vazifeli arkadaşların çoğusu Kürtçe bilen ve o coğrafyanın insanıydı. Diyelim ki İskender beyin verdiği örnekteki gibi adam gelmiş yıllarca kalmış ve bir kelime Kürtçe öğrenmeyip  bununla da övünerek bir hata yapıyor. Bu bile bu Cemaat’in yargılanacağı birşey değildir. Bu Cemaat oraya çoğunlukta Kürtçe bilen ve konuşan arkadaş göndermişken bir iki tane böyle densizin ortaya çıkması cemaatin yanlış yaptığı anlamını çıkarmaz.

Türk okulları ve Türkçe olimpiyatları meselesine gelecek olursak. Bakın eğer meseleye siyah veya beyaz çizgiler olarak bakarsanız ara renkleri görmeden hayatınızı kendinize zindan edersiniz. Şimdi bu Cemaat maddi kaynaklarının çoğusunu Türk işadamlarından alıyordu. Ayrıca gidilen ülkelere Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olarak gidiliyordu. Yani Türkiye Cumhuriyetinden çıkan bir hareketin Türk okulları açması normal bir durum değilmi sizce. Yani ben bir Kürt olarak gittim o okullarda yeri geldi çocuklara Türkçe yeri geldi Kürtçe öğrettim. Şimdi siz bu örneklem üzerinden diyorsunuz ki neden doğu ve güneydoğuda cemaat okullarında seçmeli Kürtçe dersi verilmedi. Bakın bir kere Türkiye’de 2012 yılında üniversitelere Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü açıldı ne ara ordan Kürtçe öğretmenleri mezun oldu da cemaat onları alıp okullarda öğretmen yaptı diye sormazlar mı size. Bu cemaatin amacı insan yetiştirmek iyi bir Türk veya Kürt yetiştirmek değil. İnsan yetiştirirkende bütün insanlığın kabul ettiği değerler üzerinden yetiştirirsiniz. Hizmetin anlattığı değerler Kürtlerde de Türklerde de aynı değerler. E amaç iyi bir insan yetiştirmek ise ve bu yola insani değerler ile gidiliyorsa sonuca bakmanız gerekmez mi? Bakın benim köyümde hala daha bir okul yok ve benimle beraber okuyan o 24 öğrenciden 10 tanesi dağda hayatını kaybetti malesef. Benim köyümden üniversite okuyan tek kişi benim.Ama aynı köyde geçen seneye kadar hizmetin bir okuma salonu vardı. Şehir merkezinden üniversiteli arkadaşlar saatler süren yolculuğun sonunda gelip köyde haftasonları kalıp çocuklara bu insani değerleri Kürtçe de Türkçe de anlatıyorlardı. Şimdi o okuma salonu kapatıldı oraya bunları anlatmaya giden arkadaşlarda cezaevlerine atıldı. Siz şimdi nasıl olurda bu kadar hassas düşünerek haraket eden bir cemaati bir kaç tane kötü örnek üzerinden yargılamaya kalkarsınız. Türkçe olimpiyatlarında kaçtane Kürtçe şarkı söylendi. Afrikalı çocuğa bu cemaat Kürtçe şarkı söylemeyi öğretti. Adının Türkçe Olimpiyatları olması benimde başından beri kabullenmediğim birşey ama bırakında yurtdışında Türk okulları adı altında açılmış okulların düzenlediği dil olimpiyatlarına Türkçe Olimpiyatları denilsin. Ama şimdi siz bunu alıp sanki Kürtlere birşey yapılmıyor havasına sokarsanız insaf sınırlarını zorlamış olursunuz.

Bir Kürt olarak benim isteğim nedir diye sorarsanız. Dilimi konuşabilmek ve yeni nesillere öğretebilmek. Etnik kimliğim yüzünden negatif ayrımcılığa maruz kalmamaktır. İlk etapta akla gelen bu isteklerin hangisine bu cemaat engel olmuş. İnsani değerler öğretilerek yapılan hatalara haksızlıklara karşı silahla değil kalemle bilgi ile karşı gelinmesi gerektiğini öğreten bu cemaat bunun neyini yanlış yaptı. İskender bey yazısının bir yerinde: “Devlet ile problemli bir kitlenin karşısına devletin argümanları veya benzer argümanlarla çıktığınızda o kitle tarafından devlet ile aynı kategoriye konmaktan kurtulamazsınız ve artık onların nazarında inandırıcılığınız kalmaz. Çünkü dağın yolunu kapatmak bir cemaatin değil devletin vazifesiydi.” diyor. Soruyorum İskender beye, benim çocukluğumda bu devlet ben dağa çıkayım diye elinden geleni yaptı. Ve dağa tekrar çıkmama bu hizmet engel oldu. Bu cemaat hak ve hakikati bana göstererek gerçek insani değerlerle bu haksızlıklara karşı nasıl mücadele edeceğimi gösterdi diye hata mı yaptı. Ne yapsaydı dursaydı da diğer dağda hayatını kaybetmiş arkadaşlarım gibi ben de orda mı ölseydim.

Yazacak daha çok şey var ama yazımızın sonunda şunları hatırlatmakta fayda görüyorum.

Eleştiri insanı iyiye götürecek tavsiyelerde bulunursa eleştiridir yoksa sadece kötü örnekler verilip doğrusu tavsiye edilmediği müddetçe tenkitten öteye geçmez. Eleştiri yapalım. Yapmayalım demiyorum ama bunu yaparken bu kadar acımasızca bir iki kişinin yaptığı hatadan dolayı bütün bu kadar güzelliği yok ederseniz bu eleştiri değil haksızlık olur. Ayrıca bence insan içinde olmadığı zorluğunu çekmediği eğrisini doğrusunu görmediği bir mesele hakkında yorum yaparken çok dikkatli olması gerekir.

28 COMMENTS

  1. İskender Sezek’in yazısını okuduğumda iddialarının birçoğuna hak vermiş, birçoğunu da haksız bulmuştum. Bu yazıdan sonra görüyorum ki İskender Sezek Kürt kimliğini sadece isteyen değil, o kimliğin Türk kimliğinin yanına yurtta ve yurtdışında levha gibi asılmasını isteyen bir Kürt milliyetçisi.
    Bunu da sorun görmüyorum fakat her milliyetçi gibi insanları ideolojik bir körlükle yanıltmaktan çekinmemesi kabul edilebilecek bir şey değil. Bu haliyle Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca’nın Türk milliyetçiliği İskender Sezek’in Kürt milliyetçiliğine rahmet okutacak cinsten ve buram buram haset kokuyor.
    Bence, cemaat gibi, Kürt toplumu da özeleştiriye açık olmalı ve yetiştirdği evlatlarının Kürt değerlerine ne derece sadık kalabildiğini, onları ne derece Kürt örf ve adetlerine göre kanalize edebildiğini sorgulamalıdır.

  2. Bu yazi aynen diger Kürt ve Kürtce ile ilgili yapilan yorumlar gibi abiler tarafindan kaleme alinmistir. Bu kisi hayalidir. Inandirici degil. Mubarek ülke, teroristler vb. tanimlamalar bu dili ortaya koyar. Herkes bilirki bir donem icli disli olmus sa eger her ne kadar tasvip etmezse bile yaptiklarini orgutun onlara katiyen terorist demez onun yerine orgut, gerilla vb kelimeleri kullanir. Cunku ordakiler kendi milletinden caresizlikten dolayi oraya gitmislerdir.

      • adem bey uzun bir yorum yaptıydım silindi bir hikmet vardır kısa geçecem. Bu cemaatin üst kısmında rüya uydurcak yalan söyleyecek propoganda yapacak özel harpçiler gibi hareket edecek potansiyel var, aynı hayrettin karaman gibi de fetvayı verip bunu cihat olarak görebilirler. Savaş şartlarıdır milletin morali yüksek olsun vs. diye her şey yapılabilir. Ama engin beye güveniyorum, size de bir lafım yok tabi, cemaatin tabanında 30 yazıda da bu şüphem devam edecek benim.

  3. Cok uzun ve cok yonlu yorumlara girmeden sadece sunu da dikkatlerinize arzetmek isterim: Hizmet hep ileriye dogru hareket etmis, her giristigi ise sifirdan baslamis musbet yonde istikrarli mesafe almistir. Yolda elbette kazalar olmustur. Soforden, yoldaki yayadan, yolun kendisinden dolayi vs kaynaklanmis, istemsiz, bazen hatta kalici sakatlik ve olumle neticelenmis musibetler, kazalar olmustur, olsa da yine de iyi yonde gelismeler takip edegelmistir. Kimi alanda bu gelisme hizli kimi alanda goreceli yavas olmustur. Fakat bunca yil sadece ve sadece iyi niyetten baska birseye sahit olmadik, bilerek isteyerek ve art niyetle kimseye en ufak zarar verildigini gormedik, duymadik, bunu amaclayan da olmadik. Turkce Olimpiyatlari da bu konulardan sadece bir tanesidir. Bunca yil yurt disindaki okullarda idarecilik ve ogretmenlik yapmis birisi olarak bu faaliyetlerin nasil baslayip gelistigini ve son senelerinde artik nasil Uluslararasi Dil ve Kultur Festivali’ne donustugunu bizzat yasadik, icrasinda bulunduk. Hizmet’in sarkisi, bu sarkinin bestesi maalesef tamam olamadi, olamadan zalimlerin zulmune, akabinde de dostun vefasizligina maruz kaldik.

  4. Yukarıdaki eleştirel yazılara bakınca…
    Bu yazı abiler tarafından yazdırılmış deniyor…
    Yapılan yanlışlardan sonra İtimat sarsuldı…
    Maalesef….
    Bu gibi yazı yazan arkadaşları
    Bir Yörük çocuğu olarak ben gözlerimle gördüm…
    Bu yazı hayal olsa daa ben gerçeğini çok görrdüm…
    Bana bişey olsa Arkamdan dua edip ağlayacak çook Kürt arkadaşım oldu….
    Ben de onlar için öyleee
    Ama Hizmete itimat sarsılmış…
    Asıl problem buuuu
    Ayağa kalkmak tekrar : https://mfatihgezer.wordpress.com/2018/02/06/fatih-terim-taktigi-ile-imtihan-ve-fetihler/

  5. 1) Adem yumlu diye bir yorum yoktu iskender sezek’in yazısında
    2) Jitem-PKK giysisi giyiyor derken, pkklılar asker kıyafeti giyip size zulüm mü ediyordu bunu mu demek istiyorsunuz, yoksa asker pkklı gibi mi geziyordu geziyorsa niye geziyordu orası muğlak kalmış.
    3) Erkan abiniz şuan nerde sonu nasıl oldu merak ediyorum, böyle iyi insalar Adil Öksüzlere mi dönüşüyor ? başkaları için gece ağlayan biri acaba kaç kişinin kul hakkına girdi, kaç masuma kumpas kurdu o ekiplerin içine hiç dahil oldu mu ?
    4) Cemaat evlerine sigara içen bile alınmaz. Değişimi göstermek için yazdım bunu.
    5) Tek Türkiye dizisine karşı çıkıyorsunuz, ama hayatınızın ilk yıllarınızı nasıl anlattıysanız Tek Türkiye de aynen öyleydi. Pkk köylüye zulüm ederdi, asker de iyi gösterilmezdi, askeri içinde ergenekoncular vardı onlar pkkya hizmet ederdi, jitemci mahmut vardı işkence ederdi zulüm ederdi, siz de bunları yaşadım dediniz neyini eleştiriyorsunuz o zaman, 2. maddedeki soruma tabi pkk asker kılığında geziyordu derseniz, tek türkiye dizisinin askeri kötülemesi eleştirilebilir evet. onun dışında öyle bir diyorsunuz ki yani çok sıradan tek türkiye eleştirmek, yani bir cümle ile bile açma gereği duymuyorsunuz, ben mi uzaydan indim diyorum kendime , bu dizi bana niye hiç garip gelmedi ya da neden hiç eleştirildiğini duymadım.
    6) Engin beye güveniyorum ki kimliğinizi doğrulamadan bu yazıyı buraya aktarmamıştır inşallah. Çünkü genel olarak bu cemaatin merkez güçleri ,böyle biz dağın önünü kestik böyle çok insan var diye propoganda yapmaya bayılır, inşallah hayat hikayeniz doğrudur ve engin bey doğrulamıştır bunu. Erkan abi hakkında anlattıklarınız da bana biraz abartı gibi geldi, iki tane de araya rüya soksanız direk üstünüzü çizcektim, kusura bakmayın ama birileri böyle uydurup uydurup çok rahat anlatabiliyor böyle şeyleri. Bu konuda sorumluluk vebal engin beyde. Bu şüphe dışında yazınızı beğendim, güzel oldu yukardaki noktaları açsanız sevinirim.

      • mail atamam adem bey, mail atmak güvenli değil, sizden kaynaklı bir güvensizlik sorunum yok yanlış anlamayın, genel olarak mailler takibe takılır. Burda artık ne kadarını cevaplamak isterseniz. Özellikle tek türkiyeyi cevaplarsanız sevinirim

      • kafama şu takıldı bide siz pkkyı sevmemenize rağmen niye onlara katılıyorsunuz, köyünüzü asker kadar pkk da talan etmiş. Bide terörist demeniz de garibime gitti yukardaki arkadaş demiş bende düşününce garip geldi, Tahir Elçi bile o ifadeyi kullanmıyor çünkü. Ayrıca iskender sezek sizin gibi insanların cemaat tarafından kazanılamadığını belirtmişti, yani asker devlet zulmü görmüş kişiler cemaatteki kişileri ne kadar iyi olarak görse de, anadilde eğitim hakkımız hakkında ne düşünüyorsunuz diye onlara sorar ve bir cevap alamazlarsa sizi de devletçi ya da uyuyan bir kitle olarak görürler demişti.

  6. Üstad Bediüzzaman: Bana işkence edenlere bakınca aralartında Türk göremedim diyor…
    3 Mayıs Türk ve Türkiye Sevdalıları günüydü…
    Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş Üstadımuz Bediüzzaman kabri bulunması nedeniyle suikaste Kurban, Karda üşütülen kalplerin Reisi Muhsin Yazıcıoğlu M. Fethullah Gülen için ve diğer nedenlerle, Adnan Kahveci büyük oyunu bozduğu, Turgut Özal zaten planları altüst ettiği için; hepsi katledildi
    Ağa bize gün mü olur…
    Bunlar gün yüzüne çıkmadan…
    Türk’e de Kürd’e de Alevi Sünni Doğu Türkistan Suriye Mısır… Hepsine ihanet edildi
    https://t.co/o8RLiD2ktl https://t.co/ioB6OfsTBS

    • Üstad o sözü ile ilgili kıtalarasında ya da tr724 yazılar yazıldı. Teknik olarak Said Nursinin birilerinin ırkını bilmesi mümkün değil. Atatürk ve İsmet İnönü türk olmadığını söylemekte çok zor, ayrıca alt kademedi tüm memurlar zaten Türk , ve icra hareketlerini onlar yapıyor.

      İnsanlar eceliyle ölür her şeye suikast dememek lazım, Erdoğanda eceliyle yarın öldüğünde büyük bir kesim suikast diyecek çünkü bir insana insan gibi değer vermiyorlar adeta tapıyorlar. Alparslan Türkeş ile Muhsin yazıcıoğlunu aynı kefeye koymuşsun ama, BBP kurulma nedeni Mhp’nin bizim dinle işimiz yok demesinden dolayıdır. Mhp Türkçülüğü seçtiği için bbp kurulmuştur. Said nursinin mezarı zaten beli bilen biliyor, alparslan türkeşi niye o yüzden öldürsünler kendi eceliyle öldü gitti, zaten Said nursiyi de kürt olduğu için seveceğini düşünmüyorum Türkeşin. 1960 darbesini yapanlar said nursinin mezarını askeri uçak ile urfadan aldılar unutmayın. Türkeşte o ekibin içindeydi bildiriyi okuyan kişiydi hatta, 1980 de kenan evran okudu o bildiriyi , düşünün bildiri okuyanın konumunu.

    • Şunu da diyeyim Muhsin Yazıcıoğlunun Cemaatin üstündekiler ile kavga etme ihitmali de var. BBpten olanlar polisten mitten yargıdan atılıp ya da telefonları dinlendiyse bu durumu M.yazıcıoğluna dediklerinde ne olacağını düşünün. Akp- cemaat ortalıklığını göremeyecek biri değildi. Akp kızdığı kadar o yolsuzluklara hiç ses etmeyen cemaatede kızmış olabilir. Adil öksüz gibi tiplerin de ordunun kontrolünü ele aldığını düşünün, Muhsin yazıcıoğlu bu duruma eyvallah mı çekecekti. 17-25 te gerçekten muhsin yazcıoğlunun tepkisinin vay hırsızlar mı olacağını düşünüyorsunuz. Yani Yazıcıoğlu iyi tanımak lazım şunu da diyebilirdi, evet bunlar hırsızlık ama neden şimdi gündeme getiriliyor ben 2002den beri anlatıyorum 1 kere haber yapmadılar beni Zaman gazetesinde diyebilirdi. Yani bu insanları iyi bilmek lazım, Muhsin yazcıoğlu yaşasa şuan ne yapardı bilmek zor belki fetö diyecekti o da, ayrıca akp yazıcıoğlu suikastini cemaatin kadrolarını kullanmadan nasıl işledi acaba? bide bu soru var

      Türkeş konusunda da linkinize baktım, türkeş kendini suçsuz göstermiş, bilemem belki dediği doğrudur ama düşünce yapısı olarak Türkçü bir parti kurdu, İslam ile alakası olmayan bir düşünce oluşturdu. Kimsenin Türkeşi öldürmek isteyeceğini düşünmüyorum, bahçeliyi bugün kimse niye öldürmezse onuda öldürmezler adamlar zaten devletin adamları, devlet kimse zulm etse alkışlıyorlar devlet niye bunları ortadan kaldırsın

  7. Çok sayıda insandan müteşekkil bir toplulukta, sayılar adedince şahsiyetler olması kaçınılmaz ve normal. Kürt bir ablaya ben “neden çocuklarınızla Kürtçe konuşmuyorsunuz? İnsan anadili dışında evladıyla nasıl konuşur, zor değil mi? “ diye sormuştum da “çocukların her biri başka ülkede doğdu. Etrafımızda başka Kürt de yoktu… zaten oranın dili, Türkçe, İngilizce derken sıra gelmedi ki bi türlü” diye cevap veriyordu. Sonra Kürt olmanın zorluklarından bahse devam ediyorduk ki, sohbete gittiği bir yerde Kürt olduğunu söyleyince “estağfirullah” cevabı aldığını ifade etmişti. Bunun bana hikaye edilmesinde bile yaşadığım dumuru anlatamam. “Cemaatte böyle bakanlar da varmış demek… “ demiştim kendi kendime. “Anadilidir, hakkıdır” diyenlerin “Kürt müsün? Aman estağfirullah olur mu öyle şey” diyenlerden kat kat daha fazla olduğu konusunda hüsnüzannım olsa da, durum bu (tabanda)

  8. Iskender Sezek dün Ismail Sezgin’le yaptığı söyleşi de dağın önünü sadece devlet mi kapatmalı sorusuna veremediği cevapla aslında bir şeyi ortaya koydu: Bu yazı hayali olsun veya olmasın, hiç kimse cemaate var olan şartlar çerçevesinde Kürtleri ve taleplerini görmezden geldi diyemez. Bu hizmetleri görürken tipik yüzüne gözüne bulaştırmaları bu gerçeği değiştirmiyor.
    Bu savunma yazısında en dikkat çekici kısım bence Ahmet Kaya’nın sözü. Ahmet Kaya İstanbul’a geldiğinde elinden cemaat tutsaydı acaba ne olurdu? Yani bence pek bi güzel olurdu ama sanırım sanat yaşamı ölürdü. Şarkılarında bildiğin gerilla güzellemeleri yapan bu adam Türkiye’deki tüm kesimlere kendini nasıl kabul ettirdi, besteleri ile Kürtlerin ile nasıl bir hisleri tercümanlık vazifesi gördü, bunun için gerekli olan aşk ve heyecanı hangi ortamda buldu?
    Bize hem cemaatin his dünyasını bireysel olarak toplumun tüm kesimlerine, şayet global bir hareket isek, tüm dünyaya tercüme edecek insanlar lazım. Bu cemaat sanatçılarının; Kürtlerin, Alevilerin, mültecilerin, köylülerin, şehirlilerin, yoksulların, çocukların, tabiatın ve bütün sistem mağdurlarının karşısında ortalama bir cemaat insanının neler hissettiğini veya hissetmesi gerektiğini anlatacak kıvama gelmesi gerekiyor. Bu da binalarla, göstermelik eğitimle, ebrulu hatlı kermeslerle, birkaç stand upçı yetenekle, Türk sanat müziğini ileriye taşıyamayan, Cem Karacaya öykünmekten ileri gidemeyen birkaç ‘gitar tıngırdatan’ ile olabilecek bir şey değil. Sadece yeteneğin değil, sanatçı ruhun da keşfedilmesi ve sıkı bir eğitimden geçirilmesi gerekiyor ki, ihtiyaç duyulan o çığır açılsın, tek başına TRT’nin yapamadığını yapan kendinden motorlu Barış Mançolarımız yetişsin.

    • Bu yazı hayaliyse bence hiç kürt mevzunu falan tartışmaya gerek yok, çok daha ciddi bir problem vardır. Şöyle bir yazının hayali olması itikadi bozukluğu ve hastalıklı zihin yapısını gösterir. Neyse moralimi bozmucam öyle değildir diyorum inş sadece.

      • Yazının hayali olduğuna ihtimal vermiyorum. Daha doğrusu İskender Sezek’in yazısının ve altındaki yorumların derin bir muhasebeye dalacak kadar ciddiye alınacağını sanmıyorum. Öyle olsaydı, daha mühim(!!!) gördükleri konularda etkileyici fantezilere girerlerdi. Bu durumda yazının gerçek olduğu ve cemaatın Kürt Sorunu noktasında samimi bir yaklaşım içinde olduğu ihtimali daha da büyür. Nitekim İskender Sezek de söyleşide yapılanları inkar edemedi. Efendim, neymiş, dağın önünü kapattık diyerek Kürtlüğe dair tek amaçlarının bu olduğunu göstermişlermiş. Kardeşim, adamlar Hocaefendi’nin kitaplarını Kürtçeye çevirmiş. Bu; bu kitapları alın, sohbetleri Kürtçe yapın demek. Sen bunu yerleştirememişsen, önce kendini eleştirmelisin. Adamlar Türklerle Kürtler birbirine ısınsın diye aileleri kardeş yapmış, bunun için bayramları, şunları bunları fırsat bilmiş, Türkün Kürde önyargısını yıkmaya çalışmak, Kürdün Türke olan gücenikliğini gidermek Kürtlüğe de Türklüğe de bir hizmet değil mi. Napsın adam, Kürt halkına bayrak, logo mu tasarlasın, okulların isimlerini Türk-Kürt okulu diye mi değiştirsin, yoksa sen bizi Türkokürdistanlaştıramadıklarınızdan mı sanıyorsunuz?
        Moralinizi bozmayın Ahmet bey, siz zaten her şeyin arkasında büyük abilerle birlikte Hocaefendiyi görüyosunuz, yazının hayali olmaması sizi bu kadar yıkmamalı. Şayet bu yazı hayali ise, kendi kendine inisiyatif alan bir serseri kurşundur ki, benim tahminime göre İskender Sezek de aynı yolun yolcusu. Eğer Amerikaya gönderilen o raporu sen veya senin gibi düşünen biri hazırlamış ve içeriğindeki söylem yazındaki gibi ise tabii kabul görmez. Ben olsam ben de kabul etmezdim. Bu gibi girişimler aklı başında insanların inisiyatif almaktan çekinmesine de yol açıyor ve insanlar inşallah düzelir diye bekleşip duruyorlar. En çok kızdığım ise sözü dinlendiği halde tabandan gelen bu seslere dikkat kesilip rapor hazırlayabilecek ve bunu rahatlıkla sunabilecek olanların vurdumduymazlığı. Şu Tek Türkiye meselesini bile çözemediler. Bi sahnesine rastgelmiştim, adam köyün muhtarına serzenişte bulunuyordu, Ermeniliğini niye saklıyor ki diye. Ben hayatımda böyle cahillik görmedim. Sonra başka bir dizi fardı, kötü karakter bir Rum vatandaştan yardım alıyordu. Arkadaş senarist misin, hain misin, nasıl bir mahluksun? Cemaatin diyalog temsilcileri harıl harıl gayrimüslimlerle bir şeylerin ucundan tutmaya çalışırken, bu sahneler gözümüzün içine içine sokuldu ve bi Allahın kulu da bunları engelleyemedi.

        • Şuda bir gerçek ama biz hdp = pkk diyorduk. Şuanki akp bakışı neyse bizimde oydu geçmişte. Siviller öldürüldü denilince pkk yalanları bunlar diyorduk, ankara gar patlama olunca bunlar kendilerini patlattılar mağdur gözükmek için demişti akp, Aynısını cemaate diyordu, tek türkiye dizisinde de bu tip senaryolar vardı, Yani ortada iskender sezek eleştirdiği bu gerçeklikte var, Furkan vakfı başkanı diyorduki kürt sorununa solcular sahip çıktı bu gençlerde oraya kaydı, bir tane tarikat cemaat çıkıp sahip çıkmadı hepsi devletin yanında saf tuttu demişti, bence bu ifade doğru gibi iskender sezek de onu eleştiriyor. Zaman-stv yayın politikası net devlet odaklıydı zaten. Zaten ergenekon operasyonları ile belli bir kesime devletin tüm pisliği yıkılmıştı, kürtlere çok rahat şuda deniliyordu, bakın 28 şubatta başörtüsünü yasaklayan güruh işte jitemi de bunlar kurmuş hadlerini bildirdik sizinde mağduriyetiniz bitti deniliyordu. (genel algı olarak diyorum) Ama gördük ki kürtlerin mağduriyeti bitmiyor şuan hdplilerin içerde olmasından bahsediyorum. Yani derin bir mevzu çünkü cemaat kendi bir gerçeklik yaratmış derin devlet diye daha doğrusu cemaatin yarattığı gerçeklik o tek türkiye dizisiydi, şuanki meral,erdoğan tarikat cemaatlerde o tek türkiye dizisindeki gibi bakar olaylara. Cemaatin çoğunluğuda öyle bakar çünkü bu toprakların batının insanıyız devletin tezleri bunlar ve düşünce dünyamıza girmiş. Özel kuvvetler, piskolojik harp dairesi boşuna değil. Ama işte mevzu Gülen’e geliyor, o bir şeyler yapar mıydı? yapamaz mıydı? Devrimci hakperest bir çıkış yapabilir miydi? akp ile el ele iken bu mümkün gözükmüyor tabi şimdi bakınca. Gezi parkında bile özgürlükçü bir çıkış lazımdı, o insanlar %100 haklıymış şimdi görüyoruz bunu. Mavi marmara gibi çıkışlar lazımdı. Ama cemaat o sırada zaten kck operasyonları ile hdplileri odatv ile ahmet şıkları tutukluyordu. Elbette akp ile el ele, gazetede yenişafak yeniakit sabah gibi operasyonları övüyordu. Gazetenin kurtuluşu yok, kck operasyonları yapan polis savcı hakim cemaatten değil dersin çıkarsın işin içinden ama o da pek mümkün gözükmüyor. Alparsan kuytul lafı güzeldi ya, bu kürtler niye sol merkezli örgütlenmiş, 15 temmuzdan sonra anlıyorsun, solcular dışında cemaate sahip çıkan oldu mu, veli saçılık biliyordun hdp adayı ahmet şık gene bunlar sahip çıktı zulüm var dedi, kemalistler,tarikatlar cemaatler hepsi susuyor, tarikatlar kuzu gibi bunlar kürt meselerinde de kuzu gibiydi bir mazulumder değildi hiç biri. işte cemaatte eğer böyleyse bu eleştirilir. Ki böyle olmasa kürtler hdpliler severdi cemaati düz mantıkla. Bide cemaat kendini zaten devlet görüyordu çünkü zaten devlet olmuş, devlet olunca da devlet refleksileriyle otoritesine paralel, devletten hak talep eden, devlete karşı terörist olma potansiyeli taşıyan, devlete küs bu kitleyi de düşman görmüş olabilir. Tıpkı siyasal islamcılar devleti ele geçirince bir anda devletçi olmaları gibi. 2015 çözüm süreci bitince hiç bir gazete sivil ölüm haberi göremezsiniz. Pkk gazeteleri dışında çıkmaz. pkk gazetelerine de güvenilmez. Ama mazlumder raporlarına bakınca baya baya sivil ölüm mağduriyet var orada, cemaatin mazlumderden aşağı kalmaması lazımdı diyorum o yüzden. Ama dediğim gibi Gülen zaten 28 şubatta bile devletle barışıktı, hiç bir zaman sivrilmek istemedi, mevzu daha burdan kopuyor böyle bir hareket, sessiz devrim dediğim işte yavaşça kadrolaşma ile devlete nüfus etmeyi seçmiş, devrimci hakperest bir çıkış yapmaz. başörtü yasaklandığında çıkıp açabilirsiniz başınızı der(elbette direk böyle demedi ama sonuçta açtılar detayını biliyorum mevzunun). Böyle bir hareketinde kürt haklarını devlete rağmen savunmasını beklememek lazım. 2013 olduğunda da cemaatin üyeleri şunu demişti: Neden 28 şubatta çevir bir okulların anahtarlarını teslim ederin dedin de şimdi erdoğana dersaneler için demiyorsun da savaş başlatıyorsun. Cevap basitti çünkü devlette artık kadrolaşma büyük ölçüde bitmişti. 2. bir cevap devşirme devlet elemanları gülen’i yanlış bilgilendirip onun zaaflarından yararlanıp onu kandırdı. Cemaati bir uçuruma sürüklediler. Bunu niye anlattım iskender sezek bey çünkü kürt sorunu olarak görüyor ama bu cemaatin kuruluş çekirdeği devlet ile uyum şeklinde, bunu said nursiye de götürebilirsiniz biz asayişe yardımcıyız sözlerine. Ama said nursi mahkemelerde 1 adım geri atmaz. 31 mart vakasında kendisi serbest bırakılsa bile yaşasın zalimler için cehennem demiştir. Gülen ise 1980’de kahraman ordu yazısı malumunuz, gene 1971 mahkeme savunmasına bakabilirsiniz. Ben said nursiden çok farklı olduğumuzu düşünüyorum ama bunun önemi yok kimse said nursi taklid etmek zorunda değil zaten bugün hiç bir nurcu da o çizgiyi koruyamadı belki şu süleyman demirel ve dp hayranlığını bıraksa yeniasya o çizgiye yakın diyecem ama işte onlarda hala demireli övüyor siyasete giriyorlar. Üzülüyorum said nursiye , eski said dönemine hayranım hakperest cesur müthiş bir çizgisi var ama arkasından gelenlerden 1 tane kişi bile o çizgiyi korumaz mı. said nursi 31 mart vakası savunmaları müthiş gerçekten, 15 temmuza benzer bir olay var orda da. Bide Gülen Osmanlı hayranlığı övmeside sol çizgiden uzaklaştırıyor onu, padişahlar kardeş katli sorulduğunda kısa kesiyordu o sorunun cevabını ve padişahları evliya diye övüyor, ama ortada devletin menfaati için kundaktaki bebeğin katli var. Şimdi sen onu eleştirmezsen, terör operasyonlarında yan hasar olarak ölen siviller olduğunda da sesin çıkmaz. Çıksa ne diceksin, 1000 yıldır Türklerin ordusu karınca bile incitmez diye halka bilinç aşılanmış sende Osmanlıyı överek buna katkı sağlıyorsun. Anlatsan Osmanlı’nın yaptığı zulümleri önce , osmanlının yaptığı zulümleri anlatmadan bu tip olaylara da karşı çıkarsa da Furkan vakfı gibi pkk damgası yer. Osmanlı niye bu kadar övüyor , Atatürk kemalist düşmanlığından dolayı mı NFK gibi belki ondandır diyecem. ben FG nfk yeniçeri kitabını eleştirdiğini de dinlemiştim ama gene NFK referansı vermesi o çizgiden etkilenmesi de ilginç. NecipFazılKısakürek said nursiye de iftira atan biri Abdülhamit ile arasındaki olaydan dolayı bunu da ekleyim.

          • Şimdi burda o kadaaar birbiriyle bağlantılı ama farklı konu var ki, bunların hepsine değinmeye ne zamanım ne ilmim yeter. Hepsine cevap olacak şekilde toparlamaya çalışayım. Biz cemaat mensupları AB süreci ile demokrat olduk, liberallerle ittifak esnasında liberalizmi sevdik ve şu an da demokrasiyi sözde değil özde benimseme sürecinden geçiyoruz. Şu an aykırı vadilerden ses veriyorsak bu da yine cemaatin bize kazandırdığı bi şey.
            Fakat bizim amacımız demokrasi mi yoksa İslamı benimseyip bütün dünyaya temsil etmek mi, bunun için dünya insanına alternatif bir yaşam tarzı veya sistem hediye etmek mi? Elbetteki ikincisi! Demokrasi olsa, Alman demokrasisine ulaştığımızda misyon tamamlanmış olurdu, halbuki Alman demokrasisi benim her ihtiyacımı karşılamıyor.
            Yaşamın kurallarını Kur’an ve hadislerden faydalanarak koymayan Müslümanlar olarak Avrupalının birbirinin canını acıta acıta keşfettiği insani vasıfları görerek hayran oluyoruz ve Hıristiyan olmalarına rağmen bizden ahlaki anlamda daha üstün olmaları karşısında kolayca her şeyi benimseme yoluna gidiyoruz.
            Halbuki cemaatin maksadı bu değil. Hepimizin bildiği zalimler için yaşasın cehennem söyleminden başka bir de medenilere galebe ikna iledir söylemi var Üstad hazretlerinin. Bu medeniler arasında sırasıyla kemalistler, milliyetçiler, AKPliler, liberaller ve demokratik Batı var. Bizim bu ikna sürecimizde uğradığımız her durakta aşağıya inen şakirtler olduğu gibi, o duraklarda trenimize binen medeniler oldu. Diyalog neydi ne oldu, medya neydi ne oldu vesaire.
            İlerleyenleriyle geride kalanlarıyla bu ikna süreci devam ediyor ve sonuç itibariyle cemaate de, Türk insanına da birçok şey katacak, karşılıklı bir etkileşim olacak. Osmanlı söylemine de olimpiyatların başladığı noktadan geldiği noktaya da, kahraman ordu yazısına da, Kürtlerle ilgili tasarruflara da bu gözle bakmak gerekiyor.
            Medenilerin milliyetçi veya İslamcı cenahıyla diyaloga geçmen için Osmanlı söylemine başvurman gerekiyor, bu o cenaha karşı bir adım atmadır. Yoksa o söylem yaygınlaşsın diye bi dert yok. Akılsız olan Hocaefendi böyle dedi diye inanır o başka mevzu.
            Ayrıca bu söylem, milliyetçilikten tamamen bağımsız olarak, yanlış da değil. Biz dedelerimizin büyük bir devlet kurmuş olmasının yükünü sırtımızda taşıyoruz ve tekrar büyük bir devlet olmadan üzerimizdeki kompleksi atacak da değiliz. Üzerinde oturduğumuz birikim hem ziyan edilecek cinsten değil, hem de medenilerin önerdiği yaşam biçiminde karşılığı yok.
            Osmanlının birçok zulme imza atmış olması konuyu değiştirmez. Büyük devletler büyük milletleri yüzyıllarca bir arada barış içinde yaşatmak gibi büyük sevaplara imza attıkları gibi soykırım gibi büyük cürümlere de imza atarlar. Bu eşyanın tabiatında olan bir şeydir, geçmişi inkar etmenin kimseye bir faydası yok ve küçük kalmak da çözüm değil. Kaldı ki, kimse Osmanlı bütün zulümleriyle olduğu gibi geri gelsin demiyor. Ben inanıyorum ki, zaman kemale erdiğinde ve ilgili medeniyle diyaloga girildiğinde Hocaefendi kardeş katline karşı söylenmesi gereken sözü de söyleyecektir. Bu gerçeği milliyetçisi bol Türk halkına gümm diye söylemesinin hiçbir mantığı olmazdı. Aynı şekilde bu toplumu ikna etmeden Kürt sorununa paldır küldür dalması da çözüm olmazdı. O kardeş aile projeleri, bayramlaşmalar Kürtlerden önce Türklere yönelik bir projeydi. Burada sizin gibi insanlar var, onların da sizin gibi birtakım kültürel ve kimliksel ihtiyaçları var demenin ilk adımıydı bu.
            Demek ki, herkesi bir yoğurt yeme tarzı var. Solcuların Gezi çıkışı haklı bir çıkış olabilir, fakat solcuların sırtında İskender Sezek’in yazısında sıkça atıfta bulunduğu yumurta dolu küfe o kadar ağır değil ve yeni bir dünya kurma stratejisi tamamen farklı. Cemaat ise tarikatlerle birlikte Türkiye’nin ithal olmayan tek yerli sivil toplum ürünü.
            Cemaatin sadece bu karakteri bile şiddetle hedefe ulaşma hedefi taşımadığına delil olarak yeter. Kemalistlerin susması normal, Kürtçülük onun antitezi olan bir başka medeni tazahür çünkü, tarikatların kuzu gibi olması normal ve mazlum derin kuzu gibi olmaması da normal. Çünkü o da İslam’ı asrın idrakine anlatma gayesi güttüğü için medeni bir tezahürdür, devrimcidir. İslamcılık modern bir gelişmedir, diyaloğa girmez, yıkar ve yenisini kurar. Hizmet geleneksel İslamı takip eder, yıkmaz, onarır. Bu fıtratta bir cematin ajandasında yeni bir dünya kurmak vardır ama darbe yoktur.
            Bu doğru bir yol mudur, yanlış bir yol mudur tartışılabilir, ama bu yolda ilerleyen insanlar bu fıtrata aykırı durumlar içinde görünmüşse hemen son noktayı koymamak gerekir. Yeni bir dünya kurmaya kim niyetlenirse niyetlensin, fıtratı da ne olursa olsun, devasa bir kapışmanın içine bugün yarın gireceği açıktır. Dolayısıyla başımıza gelenler bu yüzden şaşırtıcı görülmemeli. Bazı şeyleri yıllar sonra da açıklayamayabiliriz. Bugün de hala yüzyıllar sonra Mevlana’yı Moğol casusu olmakla itham edenler var. Demek ki o da devasa bir kapışma imiş, it izinin at izine karıştığı. Fakat Hocaefendi’nin söylemi de, Mevlana’nın söylemi de ortada. Çelişki gibi görünen şeyler küfedeki yumurtalardır. Hocaefendi’nin birtakım yanlışların arkasında bile isteye olmasının mantıklı bir tarafı yok. Hele ki bu kadar yumurta taşıyorsan, niye eline alıp sağa sola yumurta fırlata fırlata ortalığı birbirine katasın. Bu gerçekçi değil.

  9. Arkadaşlar yazının hayali olduğunu zannedenler soruları varsa bana ulaşsınlar ne açıklama istiyorlarsa yapalım burdan size yazacak ne vaktim ne de durumum var. Gerekirse isteyenlerle yüzyüze bile görüşebilirim aşağıda bana ulaşabileceğiniz yollar yazılı.

    dumluadem@gmail.com
    Twitter @Garip_dervis85

    Hayırlı bayramlar

    • Hayırlı bayramlar, yazdıklarınızın hayali olduğunu düşünmüyorum, senaristlerimiz sizin hayatınızdan yola çıksalardı daha mı iyi olurdu, yoksa Sır Kapısı formatında yedirip 100 sezona kadar da çıkarıp bu gibi şeyler karşısında da hissizleşmemizi mi sağlarlardı bilemiyorum.
      Yazdıklarınızda aklımı kurcalayan; uyuşturucudan PKK’ya katılmaya varana kadar her türlü tehlikenin eksik olmaması, bu tehlikeler serisine paralel olarak da her bir abinin katıldığı her sohbette hiçbir güzellemeye eklemeye ihtiyaç duymayacağı şekilde en en mübarek insanların da hayatınızda eksik olmaması.
      Kendimi sizin yerinize koyuyorum, gerilla olup dağa çıksam, sonra onun siyasi uzantısı olup ovaya insem, uyuşturucu ve içkiye kendimi vermezdim. Felek insanı genelde filmlerde bu derece çarkından geçiriyor. Veya dağda bıraktığınız arkadaşlarınıza terörist demeniz de yöre halkının PKKlı olsun olmasın pek başvurduğu bir şey değil. Benim bir Türk olarak terörist demem kolay da, onlarla birlikte olmuş bir Kürt olarak sizin için zor olmalı. En azından onlara benden daha fazla empati besleyeceğinizi ve toz kondurmak istemeyeceğinizden yola çıkıyorum. Sonuçta siz de onlar gibi icabında ölmek için dağa çıkmışssınız. Şimdi bana ben zaten Türküm demeyin de kablolar iyice yanmasın 🙂

  10. Arkadaşlar yazının uzunluğu kadar yapılan yorumlar da oldukça can sıkıcı. Yazıyı yazan arkadaşla 2005 yılında üniversite hazırlıkta tanıştım. Bir yıl aynı sınıfta okuduk. 13 yıldır arkadaşız. Hayali bir yazı olmadığını cok iyi biliyorum. Lakin bilemediğim birseyse açıklık getirmenizi rica ediyorum: madem cemaati bu kadar eleştiriyorsunuz, hodri meydan, cemaat artık yok sizler varsınız, yapın bakalım cemaatin yaptıklarını.

    • Hizmet teoriği eleştiriliyor, ayrıca o teoriği oluşturan FG olduğu için o eleştiriliyor ya da üst yöneticilerin kararları eleştiriliyor. Daha iyisini yapmak ile ne ilgisi var, şirket mi yönetiyoruz burada , hizmetin teoriği İslam dinine uygun olmak zorunda değilse bu eleştirilir, hizmetin teorisi islama uygun olsa bile yöneticilerin kararları uygun değilse bu da eleştirilir. Machiavellist değiliz ki biz, sonuca bakalım, araç ve amaç sonuçtan daha önemlidir. Çocukça bir laf demişsin hadi daha iyisini yapın diye, adam diyor kürtler ile ilgili raporlar Hidayet K. ile Ekrem D. sunulmuş ama sallamadılar diyor. Şimdi rapor içeriğine bakmaya gerek yok bir kere insanlık olarak bu sallama durumu İslamda yok. Yapılan net yanlış ve egoyu gösterir bu tip bir adam da o kurumun başındaysa demekki sistemin bozulduğunu gösterir. Başaları ise görecelidir, o raporu uygulamasına rağmen başarılı olmuş olabilir ama bu bir dini harekat şirket değil, Erdoğan’ı FG yerine getirip koysan emin ol başımıza bunlar gelmezdi, ama bu bir başarı mı olurdu? Şuan AKP başında başka birini düşün ,cemaatin başında da Erdoğan olduğunu düşün büyük ihtimal 2010’dan sonra her şeyin kontrolünü ele geçirip, 17-25’te iktidarı hırsız diye içeri atar ve ülkede cemaati kahraman ilan eder, tüm ülkeyi cemaate bağlardı. Bu peki başarı mı olurdu?

      Bu tip yorumları anlamakta güçlük çekiyorum, bazıları da kendini diğer cemaatlerle ya da kemalistler solcularla kıyaslayıp en demokratik gene bizdik diyor, şirket değil bu hareket din hareketi en ufak bir pislik bile olamaz üstünde ve bu pislik pratikte olabilir, teorikten kaynaklı bir pislik kesinlikle olamaz. Dünyaya alternatif sunan bir hareket kendini Türkiye’ye bile bir alternatif sunamayanlarla karıştırmamalı.

      Darbeye bulaşmış bir cemaat içinde güruh var, hal böyle iken bu cemaat içindeki güruhun tek pisliği darbe olamayacığa göre geçmiş deşilip diğer pisliklerde ortaya çıkarılmaya çalışılınıyor. Bu yazıda zaten bir şey yok, iSKENDER sezek yazısından eleştiri vardı. Adamda genel olarak bakış açısını işin teoriğini eleştirmiş, üst tabakadaki yöneticilerin uygulamalarını eleştirmiş , yukarda dediğim kimse dönüp Dağın önünü kesmeyi başaramadı cemaat dememişki sen gelip hadi daha iyisini yapın da görelim diyeceksin.

    • Hizmet artık gerçekten yoksa birinci sebebi Erdoğan değil, çok iyi biliyorsan kendin yap, şu kadar tesbihat yapmadan, oruç tutmadan kimse eleştirmeye kalkmasnın gibi demagojilerle Hizmet’in ruhuna ihanet eden artistlerdir.

  11. Sayın yazar hizmet hareketinin diğer ülkelere giderken o ülkenin diline ırkına eğitimine örf ve adetlerine uyduğu fakat Kürt illerinde aynı şeyi yapamadigini illeri geçiyorum Irak Kürdistan’ında bile buna hala uymadıklari barizken hizmet hareketinin kendini yenileme gözden geçirme şansını kacirmamasi gerekir.

  12. Şahıs olarak hizmetnen ilgili tecrübeler çok çok pozitif olabilir evde öyledir hizmetin Kolektifin bir devlet görüşü var maalesef devlet anlayışı bir kemalistin bir milligörüşcününkiden hata bir türk Alevi’sinden bir türk solcusundan farkılı değil sadece söylemler farklı ve bu söyler aynı kapıya çıkıyor

  13. Adem hocam çok güzel olmuş kendisine şahidim desem de bunlar kabul etmeyecektir sorun yok tarihe not düşmek önemli olan

Comments are closed.