Engin Sezen, The Circle

Gurbet Dergisi Fethullah Gülen’in ilk yazılı verimlerinin yayınlandığı bir dergidir. İzmir İmam Hatip Derneği tarafından çıkarılan Gurbet Dergisi, Gülen’in Düşünce tarihi bakımından önemlidir. Bu konuda yaptığım bir çalışmayla ilgili 2013 yazında gazeteci yazar Fehmi Koru’yla da uzunca bir söyleşi gerçekleştirdik. Kanal 7 televizyonu binasında yaptığımız bu sohbetten bir kesit yayımlıyorum. Aşağıdaki sözler yazar Fehmi Koru’ya aittir:

 

Öncelikle Gurbet Gergisinin Milli  Kütüphane’de olması bana çok enteresan geldi. Çünkü o zaman çıkarılan dergilerin böyle kütüphanelere vs. gönderilmesi konularında pek bilgi sahibi değildik. Ben o zaman dergininin 15 yaşlarındaki müdürüydüm.  Bir çok konuda bilgimiz yoktu. Mesela, 15 yaşında, birinin bir  derginin Genel Yayın Yönetmeni  olamayacagını vs  bilemiyordum. Milli kütüphanede olması bu bakımdan entersan geldi bana. Derginin original nüshaları benim de arşivimde mevcut  sanıyorum…

 Bizim İmamhatip okulunda öğrenci oldugumuz dönemde Abdullah Aymaz, ben, daha bir kaç arkadaş aynı sınıftaydık. Bizden bir kaç sınıf yukarda İhsan Emci vardı. (İhsan Emciyi birkaç yıl evvel, Ankara’da müeessif bir kazada yitirdik maalesef). Aslında dergi tamanen merhumun bir projesidir, biz de ona yardımcı oluyorduk. Kendisi bizden üst sınıflardaydı, herkesin abisi gibiydi. İmam hatip okulları mezunları adına çıkarılıyordu Gurbet dergisi. Ama  biz öğrenciydik o dönemde.

 Ben Aymaz beyle aynı sınıftaydım.

İmam Hatip Mezunları Derneği’nin çıkardığı bir dergiydi Gurbet. İhsan Emci dernek adına bu sorumluluğu üstlenmiş konumdaydı, biz üçüncü sınıf öğrencisiydik o zaman. Dernek dergiyi çıkarma  görevini  İhsan Emci’ye vermişti. O da bizlerle bir araya gelerek dergiyi  çıkarmaya karar vermişti. O dönem İzmir kültürel faaliyetlerin yoğun olduğu bir yerdi. Entelektüel bir ortam var şehirde. Herkes okuyordu. Okul harici etkinlikler de vardı bizim müdavimi olduğumuz. Türk Ocağı diye İzmir’de fikir hareketlerinin merkezi olan bir yer vardı mesela. Bu kurum önemlidir.  Hepimiz orda konferans dinlemeye giderdik. Kitap eleştirileri yapmaya, kitaplar hakkında yapılan konuşmaları, eleştirileri dinlemeye gidiyoruz, tabii orda birbirimizi de  tanıyoruz.

Türk Ocağı Derneği,  bizim birbirimizi, birbirimizin akranlarımızı tanıyabilmemiz  için faydalı ve güvenli  bir ortam sağlıyordu. İzmir gibi bir yerde bizim gibi öğrencilerin toplanıp sosyalleştikleri, yeni şeyler öğrendikleri bir merkezdi burası….Hem Türk Ocağındaki o tartışmalara giden hem de yazıya merakli bir grup gençtik. Biz derginin sorumluluğunu üstlendik. İhsan Emci, Gurbet dergisinin yayın yönetmeni ve sahibiydi, ben de yazı işleri müdürüydüm.

 Zübeyir  Yetik’in anıları bir kaç yıl önce çıktı. Yetik orada  İzmir’in kültürel ortamını  anlatıyor o dönemlerle ilgili…

 Bu dergiden önce Özlem diye bir dergi  çıkıyordu. Biz onun yazı kadrosunda değildik ama dağıtım islerine bakıyorduk. Ordan edindiğimiz bir tecrübe de vardı. Bir dergi nasıl hazırlanır, nerelerde dağıtılır gibi seyleri az çok ordan öğrendik… Ordan aldığımız cesaretle ve heyecanla belki  bu işe giriştik diyebilirim. Gurbet’in her nüshası 2500 veya 3000 civarında basılıyordu. Sadece İzmir ve çevresinde değil Türkiye genelinde de abonelerimiz vardı. Abonelik dediğimiz de bugünkü kadar yaygın bir sistem değildi o zaman. Dergiden haberdar olup ben de edinmek istiyorum diyenler çıkıyordu… Kaç paraysa o zamanlar bedelini gönderiyorlardı. Biz de her ay onlara gönderiyorduk. Bu arada camilerde cuma günleri dağıtımı  yapılıyordu.

 Biz çıkartırken Yaşar Hoca vardı. İlk yazıları çıkmıştı. Başlarda Yaşar Tunagür Hoca vardı, saygın bir din görevlisiydi ve dergiye destek veriyordu.

Fethullah Hoca hatırladığım kadarıyla  Türk Ocağında konferanslar verdi. İzmir’e yeni gelmiş genç bir din adamı, vaiz olarak Fethullah Hoca tabii çok iyi konuiuyor ve  vaazlar veriyordu. Kısa sürde ilgi odağı haline geldi. Bununla birlikte, kürsü  hitabetiyle yazı kabiliyeti arasındaki irtibatı bizler kuramıyoruz henüz.

Türk Ocağı’nda bir iki konferans verdi Fethullah Hoca. Zannediyorum o konferanslardan edindiğimiz intibayla  onun bizim dergide de yazılar  yazabileceğini, yazmasının da dergiye çok şey katacağını  düşündük, yazı heyeti olarak. Kendisine teklif ettik, ondan sonra da yazmaya başladı. İhsan Emci’nin tabii herhalde Gülen’i bir yönlendirmesi  olmalı burda.  Ama hepimiz de bir yayın yayın heyetimiz vardI.  Orda karar alıp Fethullah Hoca’ya yazı yazma teklifinde bulunalım dedik.

 Gülen’in çok başarılı, etkileyici bir hitabet kabiliyeti vardı.Dolayısıyla onun dergide yazması  satışı da etkileyebilecek bir unsurdu. Onun yazılarını o şekilde bir başyazı gibi sunduğumuzu tahmin ediyorum.

O sırada Türkiye’nin çesitli yerlerinde benzer dergiler çıkıyordu. Mesela Konya’da vs. imam hatip dergileri  çıkıyordu. Mesela İstanbul’da Tohum, İslam Medeniyeti gibi dergiler çıkıyordu. Bu tür dergiler hep o dönemin muhafazakarlık anlayışı çerçevesinde yayın yapan dergilerdi. Gurbet’in başka yerlerden de ismi  duyulmuştu. Çevreden dergiyi  kerli ferli aklı başında insanların çıkardığını zannediyorlardı. İzmir de ne de olsa taşra sayılıyor.

 Zaman zaman ilginç geri dönüşler de alıyorduk. Mesela Nevzat Yalçıntaş bize bir mektup yazdı ve başlattığımız İslam dünyasının çeşitli yerlerindeki dini liderlerin hayatlarını işlediğimiz Büyük Aksiyonerler yazı dizisinin adını eleştirdi. Buradaki Aksiyoner tabirinin daha çok iktisadi birkullanımı olduğunu ve bunu yanlış kullandığımızı belirtti… Hoca aynı zamanda, isterseniz ben de size bir yazı göndereyim dedi. Yazıları da çıktı sonra… Böyle geri dönüşler alıyorduk. beklemedigimiz türden bir ilgi gördük.

 Biz ne de olsa genç insanlardık, genç bile sayılmazdık, henüz çocukluktan yeni çıkmış insanlarız, böyle bir ilgi odağı haline gelmiş dergi çıkartıyoruz. Tabii iş sadece yazılardan ibaret değil, o yazılar toparlanıyor, hangi yazı hangi sayfada yer alacak, estetik düzenlenemler, kalıplar hazırlanıyor, matbaaya gidiliyor. Bu gibi  mekanik işlerin bütünü neredeyse hepsi benim omuzlarımdaydı.

 Gurbet ilk yazdığım, imzamla ilk kez yazı  yayınladığım dergiydi. Şu anda yazarlıkta 50. yılımdayım dolayısyla benim için Gurbet Dergisi çok önemlidir.

O zaman Cemaat diye bir şey yok tabii. Dergi vs işler organizeli işler değildi. Elini taşın altına sokmakla ilgili bir durum sözkonusu oluyordu. Ordan biraz para burdan biraz para  şeklinde gidiyordu. İzmirli hamiyet sahibi  servetli insanlar vardı. Ne zaman kapısını  çalsak asla boş döndürmeyen insanlar vardı. Gerçi ben o para isteme gibi işleri beceremezdim ama  başka arkadaslar vardı o işlere  bakan. İlk sayı  için para toplandı, sonra zamanla dergi kendini finanse eder hale geldi. Aralarda boşluklarla  yayın hayatına devam etti, devamının gelmemesi zannediyorum bir ya da iki  kişinin sırtında kaldı. Bizim amacımız daha çok insan  bu işe katkıda bulunsun şeklindeydi. Zannediyorum bulunmadılar, o kişiler çıkmadı gelmedi arkadan…İşin içindeki  bir iki kişinin de artık taşıyacak tahammüleri de kalmadı. İhsan Emci o konularda çok istekli gayretli bir insandı. Ona kalsa mutlaka yürürdü. Ama muhtemelen bizlerin biraz bu  işi yürütemeyiz gibi düşüncesinden dolayı olmuştur.

Bu arada 50  yıl öncesini konuşuyoruz. Bazı şeyleri hatırlamak çok zor.  Ama derginin heyecanını hala hatırlarım. Ticaret matbaasında basılıyordu. Adamlar şaşırıyorladı böyle bize. Küçücük insanlar böyle, daha sakalları bitmemiş genç insanlar birşeyler yapmak için koşuşturuyor. Matbaadakiler de her sayıyı merakla bekliyor, getirmiyor musunuz ne oldu gibi sorular soruyorlardı.

 Ben Osmanlıcadan bazı çeviriler yapmıştım onlar  yayınlandı. Bir iki arkadaş, Abdullah Aymaz onlardan biri Arapçadan tercümeler yaptılar. Biz bir grup halinde yapıyorduk o  işleri. Dergiden  bazi siyasiler de çıktı. Mesela Ayşe Yüksel Gemalamaz şiirler yazıyordu, kendisi  doktordur.  Halen İzmirde yaşıyor. Baha Kitapçı  Türk Ocağı başkanıydı. Fikir hareketleri  açısından İzmir  hareketliydi. Haftalık Türk Ocağı  sohbetlerini iple  çekerdik.  Gürül  gürül yanan sobanın falan yandığı bir ortam düşünün…

Fethullah Hocanin ilk konferansı  çok  ilgi çekmişti. Uzun yıllar sonra, hatırlayabildiğim kadarıyla, herkese sempatik gelebilecek bir konuda konferans vermisti. İzmirin entellektüel çevrelerinde ilgi çekmesinin en önemli nedeni o konferanslardır. Bir kaç konferans vermişti üst üste. Ondan sonra da bizim dergide bir biçimde değerlendirildi. Daha sonra da uzun bir süre ben bir yerlere gittiğimde Gurbet dergisi hatırlanırdı. Tabii zamanla  unutuldu. Gurbet, başlangıç olarak önemlidir. Kendimize  güvenimizin geldiği bir şey olmuştur. Bir de Çağlayan Yayınevimiz vardı şimdi hatırlayabildiğim. Mevlana Mevdudinin  doğum kontrolu diye bir kitabını  yayımlamıştık. Hatta  kitabın bir önsözü takdim yazısı vardır, benim yazdığımı  hatırlıyorum şimdi. O  genç yaşlarda  yapılan işler tabii  mükemmel değildi ama bir şeyler yapılmaya çalışıldı o dönemin şartlarında. Tercüme faaliyetini  bir kaç arkadaş birlikte yapıyorduk.

 Benim şehirli olmam, İzmirli olmam hasebiyle, o zamanlar kendi evimde kalıyordum. Kestane Pazarı öğrenci yurdunda kalmıyordum. Kestanepazarı öğrencileri Aymaz ve diğerleri Kestanepazarında hayatlarının en önemli safhasını geçirmislerdi. Onlarla da biz çok yakın arkadaş olduğumuz için sık sık uğruyorduk tabii. Orda kalmasam bile Gülen’le yurda geldiği ilk günden beri irtibatlı olduğumu  hatırlıyorum. Kestanepazarı bir camiiydi, büyükçe Osmanlıdan kalma bir camii. İlk kez orayı İmamhatip ve ilahiyata öğrenci yetiştirme derneği vardı. Bu dernekte yaşlı başlı insanların İzmirin eşrafının ön ayak olması söz konusuydu. O zaman imam hatip okulları yeni açılmış 6 tane imam hatip  açılmış 1950lerde. Onlardan bir tanesi İzmir’di. Ona öğrenci yetiştirmek , daha kaliteli olsun öğrenciler diye oraya alınıyor. Aymaz’la benim aynı sınıfta olmamın nedeni de buydu. O hazırlık okumuştu. Arapça vs görüyorlardı bir iki üç yıl duruma göre. Kestanepazarını avlusu içerisinde bir tahta kulube hatırlıyorum. Gülen onun içinde kalmıştı. Kalabileceği daha düzgün yerler olabilirdi. Herhalde teklif de etmislerdir. Sizi şurda konaklayalım diye ama Gülen o zaman işte küçük bir yerde kalmayı tercih etmişti. Dikkat çeken şey odada işte her yer kitaplar dizilmisti. Bakıyorsunuz yani o döneme göre din adamlarının pek okuduğunu tahmin edemeyeceğiniz türden kitaplar okuyordu. Okuduğu kimi  romanlar vardı.

Sonra Bornovadaki camide vaaz etmeye basladı. Ben o dönemlerde çok yakın takip edebildiğimi söyleyemem. Her hafta gidiyorduk vaazlarını dinlemeye. Hem vaaz ediyordu hem hutbe veriyordu. Camii lebaleb doluydu, insanlar  sırt sırta namaz kılabiliyordu. Çok etkileici bir insandi,din görevlisiydi…

 Aymaz bu konuda sizin en iyi kaynağınız olabilir. Kendisi sadece o dönemi  yaşamadi, Hocaefendinin çok yakınıydı ve halen de yakını zaten. Hem de tek tek isimleri bilir. Ben maalesef o camianin içinde olmadığım için o dönemlerde ve sonrasında pek çok olayı, gelişmeyi şimdi hatırlayamıyorum. Hatırladığım mesela Mustafa Birlik….Gülen geldigi zaman Risale-i Nur için en önemli isim Mustafa Birlik’ti. Onun evinde toplantılar yapılıyordu.  Ama Gülen gelince artık o odak haline dönüştü İzmirde. Kendisine özel ve yakın bir çevre edindi kısa zamanda…O isimlerı tek tek Aymaz bilir. Ondan alacağınız bilgiler size doğru bir çerçeve verir. Cemaat dediğimiz şey aslında İzmirden çıktı. Ballıkuyu’da bir okul, sonra Fatih olacak Yamanlar olacak bir proje…

Ali Rıza Güven İzmir’de önemli bir isimdir. Başkanlık yaptı  uzun yıllar. Damadı Necdet Doganata onun kurduğu bir kolejdir Fatih. O sonraki kolejlere benzemez, muhafazakar bir yapısı olduğu söylenemezdi, herkese açıktı. Cemaat’in ilk çıkış noktası okullar açısından Yamanlar’dır bence de Cemaat’in en önemli  çıkış noktasıdır Yamanlar Koleji.

 Bir hatıra…

O zaman siyaset yeni yeni canlanıyor 1969’da Milli Nizam Partisi kurulmuş, sonra 71’de Milli Selamet Partisi olmuş. O dönemlerde de artık Cemaat kendisini toplamıştı, kamplar düzenleniyordu. Hatırladığım o dönem Erbakan İzmir’e geldi, o sıralarda bir yerlerde kamptaydıGülen. Bir grup genç arkadaşlarla Erbakan onu ziyaret etti. Ama başarılı bir ziyaret olmadı  bu Erbakan açısından.. Erbakan iyi karşılandı,ağırlandı ve uğurlandı,  ama siyaset dışı kalma diye bir prensipleri vardır Nur camiasının. Orda bir daha görmüş oldum ben onu şahsen . Gülen, istese siyasetle yakından ilgilenebilirdi, o ziyareti önemseneyebilirdi. Ama öyle olmadı. Sohbetler edildi uğurlandı o kadar.  Bunu bugün çok net hatırlayabiliyorum.

3 COMMENTS

  1. Fehmi menfaatını iyi koruyan birisi kendisini herkese dava adamıdiye iyi yutturdu tam bir dava fikir fahişesidir

Comments are closed.