Engin Sezen, The Circle

 

Özgür Koca ismi 17/25 Aralık Süreci’nde yazdığı özgün yazılarla öne çıktı.

Sakindi, iddiasızdı, ama etkin bir sesti bu. Dikkat çekti, hem tenkitlere maruz kaldı, hem de takdirlere mazhar oldu.  Dr. Koca, sürecin en başından beri çığırtkanlığa soyunmadan, popülizme prim vermeden, ucuzluga tevessul etmeden bir makuliyeti dile getirdi. Evet, bu ses, müvazeneli olduğu kadar hakkaniyetliydi de.

Halen, kırmadan dökmeden, suçlamadan, iri iri konuşmadan kendi köşesinden tarihe haşiyeler düşüyor kitalararasi.com’da.

Özgür Koca, uzun yıllar Türkiye’den uzaklarda yaşıyor. Doğal olarak Türkiye meselelerine daha soğukkanlı ve geniş bir perspektiften bakabiliyor. Bu, daha dün yurtdışına çıkıp da tepkisel argümanlarla Türkiye’yi değerlendirmeye, anlamaya çalışan acemi bir ses değil; oturmuş, durulmuş bir tavır. Önemi de burda.

Prof. Koca, The Circle’ın “Diaspora’daki Türkiye Aydını” serisinde sorularımızı yanıtladı.

Özgür Koca kimdir?

Eş, baba ve akademisyenim. Hali hazırda Amerika’da Müslümanların kurduğu ilk universitelerden biri olan Bayan Islamic Graduate Institute’de Felsefe, İlahiyat, ve Karşılaştırmalı Dinler alanlarında çalışmalar yapıyorum ve dersler anlatıyorum. Ayrıca aynı üniversite’de idari sorumluluklarım var.

Eğitim durumunuz?

Daha önce uzun yıllar Fizik ve Matematik öğretmenliği yaptım dünyanın değişik yerlerinde. Öteden beri isteğim din, bilim, ve felsefenin birbirine değdiği alanlara odaklanmaktı. Bunun için daha sonraları felsefe alanında master ve din çalışmaları alanında Claremont Graduate University’de doktora yaptım.

Bu aralar üzerinde çalıştığınız projeler?

Öteden beri ilgim çok değişmedi diyebilirim. Din, bilim, ve felsefe arasındaki ilişki hep ilgimi çekmiştir. Genelde yaşadığımız problemlerin bu ilişkiyi doğru kuramamaktan kaynaklandığını düşünürüm. Bu fevkalade geniş konu üzerinde çalışırken tasavvuf, kelam, metafizik, İslam felsefesi, ve bilimsel gelişmeler üzerinde de düşünmeniz gerekir.  Dolayısıyla yakın bir şekilde bu konularla da alakalıyım.

Karşılaştırmalı dinler de çalışmaktan zevk aldığım ve çok önemli bulduğum konulardan birisi. Özellikle dinlerin daha manevi eksenli yorumları arasında benzeşmeleri ve farklılaşmaları anlamak bana çok önemli geliyor. Bu farklı din mensupları arasında sağlam bir zemin üzerinde karşılıklı birbirini anlama ve kollektif aksiyon için gerekli görünüyor.

Hali hazırda iki kitap projesi üzerinde çalışıyorum. Birisi edit ettiğim bir kitap, Sectarian Peace and Violence in Global Islam. İslam dünyası genelinde Sunni ve Şiiler arasındaki gerilime, bunun sonuçlarına, ve çözüm önerilerine yer veriyor. Bu sahadaki önemli isimlerin makalelerini içeriyor. Bu kitap önümüzdeki aylarda piyasaya çıkacak.

Diğeri uzun zamandır üstünde çalıştığım kozalite ve özgürlük gibi konuları ele aldığım bir kitap. İslam tarihi boyunca bu hususlarda yapılmış tartışmalara bakıyor. Eşari, İbn Sina, Gazali, İbn Arabi, Curcani, Sühreverdi, Molla Sadra, ve Nursi gibi düşünürlerin bu hususta söyledikleri sözleri yorumlamaya çalışıyorum. En sonunda da modern tartışmalar ile bu geleneği birbiriyle konuşturmaya çalışıyorum.

Ayrıca kitalararasi.com adlı sitemizde Türkçe olarak İslam dünyasının yaşadığı krizin düşünsel temellerini anlamaya çalışan makaleler yayınlıyoruz. Bu platformu ileride İngilizce olarak ve genişleterek devam ettirmeyi düşünüyoruz.

Diyaspora’da yaşamak?

Amerika’ya 2003’te geldim. Çocuklarımız burada büyüyor. “Ev” doğduğumuz yer değil çocuklarımızı yetiştirdiğimiz yerdir diye düşünüyorum. Dolayısıyla kendimi diyasporada gibi hissetmiyorum. Hem Türkiye’yi hem şu an yaşadığım ülkeyi seviyorum ve elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Cemaat’le ilgili olarak?

Gülen cemaati global bir iyilik hareketi olabilirdi. Özellikle eğitim ve diyalog alanındaki faaliyetleri ile ümit verici işler yaptılar. Ama cemaat anlamsız bir inadla Türkiye’nin kısır siyasi gündemlerine eklemlenmeyi tercih etti. Gereğinden çok fazla devletleşti. Bunda, her seviyede, hareketin liderlerinin tercihleri etkili oldu.

Bu cemaatin içinde benim de tanıdığım dünya kadar değerli insan var. Eğer bu yaşananlardan ders alırlarsa kendilerine ve içinde yaşadıkları toplumlara fayda sağlayabileceklerini düşünüyorum. Cemaatin karar alıcıları ise “yolun kaderi” gibi söylemlerle ciddi bir sorgulamayı erteliyor görünüyor.  Bu da cemaati gittikçe daha çok marjinalize edecek ve tarihin dışına atacak gibi duruyor.

Böyle bir sorgulamaya, lider kadro seviyesinde, girişeceklerine dair ise açıkcası benim ümidim yok. Bu yalnızca psikolojik ve maddi sebeplerden, alışkanlıklardan, ya da makam-kürsü sevdasından vs. dolayı değil. İçinde yaşadıkları epistemolojik evren buna izin vermiyor. Bu açıdan İslam dünyasının genelinde yaşanan düşünsel ve  yapısal krizin bir parçası olarak görünüyorlar.

Bu durumda bu cemaatin global iddiasını ve heyecanını yitirmiş gittikçe küçülen bir grup olarak bir müddet daha varlığını devam ettirebileceğini öngörüyorum.  Post-Gülen dönemde orada burada küçük gruplar olarak bir süre daha bir dayanışma ruhuyla bir arada kalacaklardır.  Ama şu anki halleriyle gelecek nesillere aktarabilecekleri heyecan verici vizyonları ve ikna edici söylemleri olduğunu söylemek zor. Büyük bir itibar krizi yaşadıkları da ortada. Bundan dolayı bulundukları ülkelerde yeni taraftarlar kazanmaları da epey zor gözüküyor. Yaşanılan hayal kırıklığı ve travma da göz önüne alındığında cemaatin geleceği için, eğer çok şaşırtıcı hamleler yapmazlarsa, iyimser olmak zor.

Bu hale bakınca bence hareketin lider kadrosunun her seviyede bu cemaate iyi niyetlerle gönül vermiş insanlara çok büyük bir özür borcu var. Cemaat mensuplarının yaşadıkları acıların tek sorumlusu onlar değil elbette. Ama global bir iyilik hareketi olma potansiyeli taşıyan bir oluşumu Türkiye siyasetinin peşine acemice ve bazen ilkesizce takanlar onlar oldu.

Bu arada The Circle‘a başarılar dilerim.

 

20 COMMENTS

  1. Bu konuda eleştirel bir yazı yazdım…
    RÜYALARLA AMEL OLMAZ
    1)@ibuyukcelebi adlı kişinin Tweetine göz at: https://twitter.com/ibuyukcelebi/status/937613428331614208?s=08
    2)@ibuyukcelebi adlı kişinin Tweetine göz at: https://twitter.com/ibuyukcelebi/status/937613646183784449?s=08
    3)@ibuyukcelebi adlı kişinin Tweetine göz at: https://twitter.com/ibuyukcelebi/status/937614494892781569?s=08
    Rüyalar
    A)Rahmani
    B)şeytani
    C)günlük yaşamla ilgili
    1)Efendimiz Hz. Muhammed  (Sav) kılığına şeytan giremez, O’nun (Asm) girdiği rüyalar; Rahmani olduğu bildiriliyor.
    Buradan O’nun (Asm) Nebi ve Resul (Asm) arkadaşlarının kılığına da giremez; yorumu çıkarırsak yanlış olmaz herhalde.
    2)Tasavvufta; Peygamber Efendimiz’in rüyada görülmesini:
    A)Rüyayı görenin adeta bedenen hasta olup gıda takviyesine ihtiyaç olan kişye verilen gıda takviyesi gibi görmesi gerekip; herhalde aşk ve şevk için gıdaya ihtiyacım varmış deyip şatahata düşmemesi yönünden bakması söylenir.
    2.B)Rüya hayra yorumlayanlara anlatılmalıdır
    2.C)Rüyayı gören gıda takvesi aldığı için yeni vazifeleri ve imtihanı artabilir ama; Rabbimizin teyidi ve sekine ile yardımı da daha da artar denilir
    2.D)Rüyayı dinleyenler “hased” damarıyla değil Gıpta yönüyle arkadaşlarına dua etmeli
    .Bazı yorumlarda ise…
    @Cafercn adlı kişinin Tweetine göz at: https://twitter.com/Cafercn/status/937323499751985153?s=09
    Sürecin sonuuuuu

    Cemaat ödediği ağır bedele mukabil sadece kendini değil, İslam’ın da izzetini kurtardı. Aksi halde sürecin sonunda, İslam’ı temsil edecek ne bir fert ne bir cemaat kalırdı.

    Fıkıh ve İlmihal der ki:
    Rüyalar mübeşşirattır. Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’ye göre Amel edilir
    متي نصر الله

    Hasan Basri Hz’leri ile ilgili bir kıssa anlatılır: Haccac-ı Zalim kendi yaptığı zalimliklere arka çıkmayıp; hak ve hakikatin yanında duran ve bu istikamette vaaz ve nasihatte bulunan bu Allah dostunu huzuruna çağırıp güya haddini bildirmek ister.
    Hasan Basri (Rahimehullah); bu zalimin karşısına çıkarken içinden dua eder. Duanın akabinde Haccac-zalim ters bir laf etmeyi bırakın; iltifat edip hürmet eder bu Hak dostuna.
    Sorarlar Veli Zat’a nasıl dua ettin diye: O da şöyle cevap verir;
    يا وَلِيَّ نِعْمَتي و مَلاذَ عِنْدَ كُرْبَتي إِجْعَلْ نِقْمَتَهُ ( ما أَخَافُ و أخْشي ) بَرْداً و سَلاماً عَلَيَّ كَما جَعَلْتَ النَّارَ عَلي اِبْرهيم عَلَيْهِ السِّلام
    Ey! Nimetlerin Sahibi ve Sıkıntılarımı gideren Rabbim:
    Şu karşımdaki zalimin bana eziyetini ( korku ve kalbimin darlığını )
    İbrahim (As) için ateşi serin ve güvenli kıldığın gibi
    Şu aciz kuluna da Getirdiği Salat-ı İbrahimiye’ler hürmetine güzellik selamete tebdil eyleyiver
    Diye dua etmiştir.

    İbrahim (As)’ın Rabbimizden isteği
    وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَىٰ ۖ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن ۖ قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي ۖ قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا ۚ وَاعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
    Sureyi Bakara: 2/260

    İbrahim Rabbine: “Ey Rabbim, ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona : Yoksa inanmadın mı..? dedi, İbrahim: Hayır İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için görmek istedim. dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra kesip parçala, her dağın başına onlardan bir parça koy, sonrada onları kendine çağır, koşarak sana gelirler…”
    -Hz.İbrahim (As), ölüyü nasıl dirilttiğini sorması üzerine, Allah’u Teala cevaplamış ve göstermiştir. Bu kıssa, dini konularda, Hak’kın İZZET ve YÜCELİĞİNİN ZUHUR ŞEKLİNİ anlamak için araştırmanın caiz olduğunu gösterir.
    Salat-ı İbrahimiyelerde getirilen Salât ve selamlar hürmetine

    ولاكن ليطمءن قلبي… diyoruz
    Artık Rüyalarla değil
    Hikmet Hakikat Kalp tatmini bekliyor Muzdaripler
    Hep sürecin sonu….
    Yahuuuu
    İbrahim (As) sünnetine uyarak
    ليطمءن قلبي diyor artık Muzdaripler
    Yoksa…
    قِصَّةٌ لا تَنْتَهي
    Bitmek bilmeyen bir kıssa
    Toplantıda gereksiz uzatana: Gılgamuş destanı okumayın derlerdi …
    Bir zamanlar
    ….
     Yazar: M.Fatih GEZER

  2. Sayın Koca, dışarıdan bir ses gibi eleştirmek yerine daha yapıcı bir yaklaşım sergileyerek söz konusu “lider” birimlerle bir araya gelerek bahsettiğiniz “şaşırtıcı hamleler”in neler olabileceğine dair fikirler sunsanız?..

  3. Bu gunlerde kufur ve hakaret icermeyen her seye sevinir olduk; o acidan sorun yok yazida en azindan. Fikir beyan edilmis, saygi duyariz. Ama cok sig bir analiz olmus, onu da soylemeden edemeyiz. Bu yazilari arsive koymak, 5 sene sonra analiz edip gormek lazim ne kadar isabetli. O zaman komin hadiseleri ne kadar iyi okudugu belli olur…

  4. Türkiye ‘de zulmün tarihine iyi bakmak lazım. Bir çok grup (idelojik, etnik) soykırıma maruz kaldı. Azınlıklara yapılanlar, kürtlere yapılanlar, alevilere yapılanlar, solculara yapılanlar, dindar insanlara yapılanlar ve en son cemaate yapılanlar. Hepsinde de devlet haklıydı! Halka anlatılanlar hep ezilen bu grupların bunu hakkettiği şeklinde idi. Tarihimiz devletin kendi insanımızla yaptığı kavgalarla dolu. Cemaate gönül veren insanlar sadece ülkelerinin bu makus talihini değiştirmek istediler. Oluşturulan sahte suçları ve algıları bir kenara bırakın. Anadolu insanıyız biz. Bu ülkeye gökyüzünden düşmedik. Ülkemizin her yerinde görev almak, her alanda hizmet etmek devletleşmek değildir. Tabi eğer kastedilen buysa. Cemaat kötü olsaydı onu bertaraf etmekle ülkemizin daha iyi bir yer olması gerekirdi. Hergün bir önceki günü aratır oldu. Bütün bunlar ortadayken insanın aklına eşeği çalınan Nasreddin hocanın şu fıkrası geliyor; “- Hırsızın hiç mi suçu yok?”
    Son olarak yazar bence dünyayı Türkiye’den ibaret sanmamalı. 20 küsür yıldır ben de yurt dışındayım. Ama öyle bir itibar düşüşü yok buralarda. Tam tersi şu saçma adamlarla yolumuzun ayrışmasının getirdiği saygı var.
    Tabi herkes istediği düşünceyi ifade edebilmeli ve saygı görmelidir. İşte bunlar da benim düşüncelerim. Öyle yukardan da değil.

  5. Öncelikle her eleştiriye saygı duyuyorum ve her eleştiride doğruluk payı vardır diyorum ancak eleştiriyi de eleştirmek vardır.
    Özetle: Türkiye’de özellikle AKP tabanı ve milliyetçi muhafazakar kesimde 3-4 yıldır cemaatin üyelerine sen/siz iyisiniz ama abileriniz var ya onlar kötü, hain vs. dendi. Bu, Cemaati üst yöneticilerden ayırmak ve parçalamak içindi. Tutmadı, başarılı olamadılar. Şimdi üç beş akademisyene içeriden söyletiyorlar gibi geliyor bana. Özür dilemek bir suç olduğunu ve bunu kabullenmek anlamına geldiğini gösterir. Bir çok kişinin Hoca efendiden özür dileyin bitsin bu iş demesi gibi yani.

  6. Yolun kaderi diyen sadece Hocaefendi mi ?
    Bu sorunun cevabini verirseniz oryantalist bakis acisinin benzeri takintilardan kurtulursunuz.
    Cemaate gelince sosyalojik varoluş gerekçeleri ortadan kalkarsa cemaat biter !
    Yoksa cemaat zaten tedrici değişkendir
    Problemlere cözüm üzerinde calisir
    Sahsi cözüm önerileri ile sosyolojik yapilara sunulan cözüm önerileri benzerlik gösterse de farklıliklari vardir

  7. Ozgur Bey kendi penceresidnen boyle goruyor olabilir bir akademisyen olarak. Acimasizca elestirilere ugramasi ne kadar dogudur. Cesaret gostermis ve kendince dogru gorduklerini dile getirmis. Sizinde eliniz kalem tutuyorsa buyurun meydan sizn

  8. “İlim öğrenmekten maksat öğrenilen şey değil, öğrenilen şeyden elde edilen faydadır.” Der İmam Şafii.
    “Ettiğin Hayır öldürdüğün kurbağaya değsin” demiş atalarımız.
    Şu dönemde yazarken de söylerken de çok dikkat edilmeli.
    Doğru zamanda doğru yerde fikirler özhürce ifade edilmeli. ”
    “Tesadümü efkardan barikay-ı hakikat tezahür eder.”
    Şu musibet döneminde masumları, mağdurları ve mazlumları üzecek söz ve yazılardan sakınılması gerektiği düşüncesindeyim.

    “Çünkü düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralar beni.”
    “Dost vefasız düşman kavi tarih zebun…
    Sadıklara selam olsun.

  9. Kafayi kuma gomerek anca kendinizi kandirabilirsiniz, mesru bir hedefe gayri mesru yollardan erismek istediniz.Sonunda binlerce masumun hayati ile oynadiniz devlet ile beraber.ne zaman ozelestiriyi hakkiyla yapip, pozisyonunuzu, dusuncelerinizi ve kurana olan bakisinizi guncelleyeceksiniz?

  10. Bazılarının ben hic cemaatten olmadım yalanının en son hali.. şu tespitler bir tarafa da, Azerbaycan da Amerika’da Cemaat okullarında çalışıp cemaat parasıyla doktora yapıp çoğu zaman kamplarda sohbet yapıp “bik bik “ konuşurken, şimdi onlar demek? Bana bariz korkaklık ve kişiliksiz gibi geldi…

  11. sebepler açısından öyle görülebilir… haklılık yanlarınız da var… fakat eklemelisiniz bu cemaat hocaefendi ile bu toplumdan neler neler inşaa etti gelecekte dünyanın insanlarıyla neler neler inşaa edebilir??
    ben meseleye tek taraflı(sebepler açısından haklı) baktığınızı düşünüyorum, oysa eleştirel bakış olaya çözümsel bir yaklaşımı da katarak cemaatin mayasını de değerlendirmeye alıp gelecekte de neler yapabilceği ihtimalini eklemekle olurdu. siz sadece cemaatin hataları üzerinden tezinizi sürdürüyorsunuz ama sadece bu var… ama bu hatalar ki bu toplum oluşturuyor bu cemaati normal hatalardır öyle bilinçli yapılan bir hatadan da söz etmek mükün değil…
    yolun kaderi meselesine gelince de kader ve yol ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmek icap eder…. bu söylemde zannettiğiniz gibi meselenin üzerini örtmek değil(bunu kullananlarda olabilir) yolun temel taşlarını tekrar gözden geçirip hatalarımızı anlamaya çalışmaktır… fakat içte ve dışta bu kadar baskılara rağmen hayatta kalmaya çalışan bir cemaat; ona yapılanlara sessizce destek veren bir toplum hatta sizin gibi boğulmakta olan bir cemaati önce kurtarmak yerine aslında evet ya bunlar da zamanı iyi okuyamadı saçmalıklarını savunan aciz insanlar varken bile halen neler yapabiliriz de insanlığa faydalı olabiliriz diye düşünen bir cemaat var bir avuçta olsa, siz istemesinde var olmaya devam edecek ve insanlığın kaderini de değiştirecektir Allahın izni ile…. kader işte…

  12. Evet özür dilenmeli hemde çooook büyük bir özür dilenmeli ama kimden dilenecek bu özür ve dileyenler kimler olacaklar.Cevabı özür Hocamızdan ve onun halesi içerisinde soluklarını hisseden kıymetli abilerimizden dilenecek kim dileyecek bu özrü tabii ki biz dileyeceğiz söylediklerini gereği gibi anlayamadık,işaret etmiş oldukları noktalara dikkat edemedik,ahesterevlik ettik,olur olur gider dedik,hata ettik ve bu derdin çilesini onlar gibi çekemedik.Özür dileyecek varsa biziz abilerimiz tertemiz.Profesör bey yolun kaderi söyleminin eleştirinin önünü kestiğini söylüyor ama bence yanılıyor çünkü yolun kaderinde dost görünümlü insanların eleştiri başlığı altında saygı duyulan,güvenilen,arkalarından gidilen insanların hata yapmış olma ihtimalinin varlığının sezdirilmeside var.Umarım bu eleştirel bakış grubunun hali ifk hadisesine inanan sahabi efendilerimizin durumu gibi olurda bir şekilde itap gördükten sonra normale dönerler eğer öyle değilse bu yazılanlar ve anlatılanlar bir fitnenin başlangıcı olurda bir yangın çıkarırsa en başta yananlar kendileri olacaklardır ki Allah korusun.Bunun yanında Hocamız minberleri bırakıyordu hiçbir zamanda bu işi benden daha iyi yapan olmaz düşüncesine girmedi eline imkan verseler unutulup yalnız başına öleceği bir nur dağı bir hira sultanlığı bulur ve Rabbi ile başbaşa kalıp günlerini rahatça geçirebilirdi ama bırakmadılar biz bırakmadık ve bırakmayacağızda nasıl İzmir de kürsüye veda ederken bırakmadılarsa nasıl ameliyat sonrası geçen hadiselerde bırakmadıysa bizde bırakmayacağız.Biz Hocamızdanda yanınındaki sevgili arkadaşlarındanda razıyız.Razı olmayanlar yeni cemaat kursunlar inananlarınıda alıp kendi hizmetlerini yapsınlar Allah yollarını açık etsin ne diyelim.Bunun yanında Hizmetin vereceği mesajların 3.perdesi yeni açılıyor kısa zamanda biter diyenlerin ömrü kıyamete kadar sürse Sur a üflenirken İsrafilin borusundan çıkan seste Bu hizmete yazık ettiniz nidasını duyarlardı.Vel hasılı kelam Bir mum ki Allah yaka üflemekle sönmez.Üfleyen prof da olsa araştırmacı yazarda olsa parti başkanıda olsa farketmez güzel kardeşlerim

  13. Bugun hizmet ve he yasadiklarive maruz kaldiklari,ustadin yasadiklari ve maruz kaldiklariyla cok benzer fakat misliyle cereyan ediyor..ustada alman ajani,devlete sizmaya calisiyor,dini kullanarak devleti ele gecirecek vs dendi bugunde cemaate deniyor.dindar bir hukumet olarak bilinen menderes hukumeti son donemde hizmete ve ustada cok baski yaptilar.oysa ustadonlar iktidara geldiklerinde dua etmisti onlar derinlerle is tutup ustada ve hizmete zulmettiler.bugunde bunlarin aynisi oluyor ve oldu.misliyle oldu.bereketi ve neticeside insaallah misliyle olacak.simdiki soylenen miyop sözlere bakmayalim.ey hizmet senki dunyada acan guksun sen gullerinle gül ki güllerin efendiside gülsun. Gülecek inş.

  14. Sayın Özgür Koca, yazdıklarınızı takip ediyorum. Ancak ciddi bir bilgi ve yaşantı eksikliği olduğunu düşünüyorum. Bir ülkeyi değerlendirmek için o ülkede yaşamak, buradaki boğucu atmosferi solumak ve yapılanlara serin kanlı bakmak lazım. Ayrıca sorunu dile getirmek kolay. Dışarıdan bakınca koca koca tirtlere, doktoralara bilmem nelere sahip olmadan da bu analizler yapılabilir. Malum hadiseyi inceleyince ortada kocaman bir kumpasın olduğunu da görmek lazım. Yapılan analizlere bakınca birilerinin kandırıldığı ve ortada bırakıldığı görülüyor. Bu tuzağa kim olsa düşerdi. Biraz da bu hadiselerle ilgili analizlerinizi görelim. “Cemaatteki merkezin ümitsiz vaka” olduğunu iddia edenler gibi, yüzeysel ve bilgisiz yorumlar yerine Ahmet Nesin’in yazdıklarını okuyup hadiseleri daha gerçekçi ve geniş açıdan değerlendirmenizi öneririm. Yani sorunu dile getirme kolaycılığını bir kenara bırakın artık herkes görüyor çözüm için öneri ne? Ne yapılmalı? Bu darbe nasıl aydınlatılmalı? İnsanlara nasıl yeni ufuklar gösterilmeli?

  15. Arkadaş bir de tiranlardan özür dileyince içerideki 50-60 bin kişinin, sosyal lince uğramış 100binlerce insanın ne elde edeceklerini de bir söyleseydi. Cemaat kötü yaptı, özür dilesin demeyi biliyor da o kadar zulme uğrayana özür ile teselli veriverin gitsinden başka bir önerisi yok. Amacı nedir anlamadım. Hal okuyor güya ama yapıcı bir tavrı yok. Anlaşılan cemaati gözden çıkarmış arkadaş, çöpe atıyor kendi nazarında. Sen dur bakalım, en başta o hapislerde çürütülen veya işini kaybedenler hizmeti çöpe atıyorlar mı? Onlar atsa da Allah atıyor mu? Ve senin seviyorum dediğin ülken cemaate bu eziyetleri yaparak çöpe mi gidiyor senin bulunduğun ülkenin seviyesine mi yaklaşıyor. Sen kafayı cemaate takmışsın ama ülkende hüküm süren ve karar verenlere tek lafın yok. Ne olacak bu ülkenin hali, bir de onu konuş bize. Anladık, senin nazarında cemaat çöpe gitti. Şimdi başka işlere de kafa yor.

  16. Zaman, ‘enaniyet çağı’. Eğer karşınızdaki insan mütevazı ve hakperest değilse ağzınızla kuş tutsanız bile, bir ‘yanlış’ını ona kabul ettiremezsiniz. Siz onu eleştirirken o sizi dinlemez ve cevap olarak vereceği cümleleri zihninde sıraya koyar.

    Bu zamanda yokluğu en çok çekilen üç altın vasıf var.

    Birincisi mütevazı olmak. İnsanın mâlik olduğu şeyin (ilim, zekâ, makam, para) kibrine düşmemesi.

    İkincisi hakperest olmak. Yanlışını fark ettiğinde geri adım atabilmek.

    Üçüncüsü adil olmak.

    Eleştiren kişi bu vasıflara sahipse sizi eleştirirken bu altın vasıfları üslubuna ve cümlelerine yansır.

    Ama bu ‘altın’ vasıflar sizde yoksa yapılan eleştiri yine de boşa gider.

    O nedenle eleştiren ve eleştirilen belli bir olgunluğa sahip değilse söylenenlerin kıymeti yoktur. Esprinin bile yersiz ve zamansız yapılanı sakil kaçar.

    Eleştiriye gelince ‘yerinde’lik fevkalade önemlidir.

    NİYETİNİZ HALİS DAHİ OLSA

    Diyelim ki okulumuzda yangın çıktı. Herkes yangını söndürmekle meşgul. Ama ben elim cebimde çevreme öfkeyle şöyle bağırıyorum:

    “Ben demiştim, buraya yangın kovası koyun.”

    “Ben hep demiştim, yangın söndürücülerin tarihi geçmesin.”

    Bu üslup, şikâyet ve eleştirilerimde yüzde yüz haklı bile olsam antipati toplar. ‘Esas’ doğru, ‘usul’ yanlıştır.

    Aynı şikayetleri gidip sokağın başındaki kafede yapsam yine antipati toplar.

    Yangın mahallinde ‘su’ taşınır, ‘cankurtaranlık’ yapılır. Niyetiniz halis dahi olsa, insanlar acı çekerken “Ben demiştim!”, “O zaman da demiştim” diye konuşmak, maksadı hasıl etmez. Bilakis reaksiyona neden olur.

    Düşünün ki büyük bir deprem olmuş. İnsanlar enkazdan can kurtarıyorlar. Birileri de yapılan bazı inşaatların yönetmeliklere uygun olmadığını, suiistimallerin olduğunu anlatıyor.

    Bir de şunları ilave ediyor. “Bir daha burada şehir kurulmaz. Siz bittiniz. En fazla marjinalize olursunuz. Yakında buralar tarih dışına itilecek. Ümitsiz vak’a…”

    Bunlar bir deprem sonrası söylenecek sözler midir?

    Ben yapılanın yanlış olduğundan bahsetmiyorum. Psikolojik algıdan ve karşılaşılacak reaksiyondan bahsediyorum.

    İlmî birikiminiz var. İşin gidişatı, tarihçesi ve fizibilitesi hakkında samimâne eleştiriler getiriyorsunuz. Siz ne kadar samimi olursanız olun, insanların bazıları açlık ve sefalete mahkûm edilmiş halde can derdindeyken, bazıları hapishanelerde eza görürken sizin onlara sunacağınız en orijinal reçeteler bile hak ettiği karşılığı bulmaz. Siz de samimane gayretinizle moral bozukluğuna uğrarsınız.

    Bu yüzden Hizmet Hareketi’nin felsefesi hakkında bilimsel çalışmalar yapan, bu uğurda beyin sancıları çeken bazı akademisyenler bu ‘usul’ hatasından dolayı yanlış anlaşılıyorlar.

    HERKESE SÖZ HAKKI

    Bizim gelecek vizyonumuzda “Herkesi kendi konumunda kabul etme” var idiyse herkesin söz hakkı da olmalı. İnsanların rahatça, özgürce konuşamadıkları bir ortamda ‘doğru’ nasıl bulunur, istişarelerin hakkı nasıl verilir? Evin içindekilere rahat konuşma fırsatı vermeyen dışarıdakilere nasıl versin?

    Bu konuda hem eleştiren hem de eleştirilen kimseler için güzel bir Hadis-i Şerif var: “Müminler hakkındaki güzel zan, güzel ibadetten sayılır.” Mümince bakış açısı budur.

    Eleştirenlerin niyeti, bugüne kadar yapılagelmiş yanlışlıkların tekrarlanmaması… Atılan her adımın, yapılan her istişarenin usulüne uygun yapılması, suiistimal kapılarının kapatılması… Eleştirenlere bu niyetle bakmak vecibedir.

    Eleştirenlere gösterilen tepkide, bazı makalelerdeki bir takım sevimsiz benzetmelerin, maksadı aşan karşılaştırmaların payı olduğunu da göz ardı edemeyiz. Her yazar ifade ettiği konunun gerektiği uyarıcı fonksiyonu yerine getirmesi için abartıya başvurur. Ama sözün muhatapta bire bir algılandığı, ironinin hakikat muamelesi gördüğü bir atmosferde konuşurken veya yazarken kılı kırk yarmak şarttır. Hele milyonların onların vesilesiyle hidayete ulaştığı, doğruyu bulduğu, bataklıktan kurtulduğu kimselerden bahsederken dikkatli bir dil kullanmak insana saygının bir gereğidir.

    (Bu arada çok önemli bir noktayı atlamayalım. Sosyal medyada her tartışmayı alevlendirmek için pusuda bekleyen AKP trolleri var. Bunlar Hizmet mensubu gibi bir dil kullanmaya çalışıyor. Başaramasalar da bunları ciddiye alan arkadaşlar çıkıyor. Şunu ana bir prensip yapsak: Gerçek hesap olmayan, kendini gizleyen hiç bir hesabı ciddiye almayalım. Tepki göstermeyelim.)

    ‘ELEŞTİRİ’NİN YERİ

    Arabanın arızası diş hekimine anlatılmaz. Diş tedavisi veterinerde yapılmaz. En mahir cerrah da olsanız sokak ortasında kalp ameliyatı yapamazsınız. Aynen bunun gibi sosyal medya üzerinden dünyaya nizamat verilmez.

    İki tür eleştiri var:

    1- Belli şahısların ve belli bir kadronun eleştirisi

    2- Sistem eleştirisi

    Eğer ben şahıslardan kaynaklanan bazı problemleri çözmek istiyorsam, bunu uluorta genellemelerle çözemem. O şahıslarla ilgili şikayetlerimi üst mercilere götürmem lazım.

    Ben bir okuldaki bazı hocaların ders anlatma biçiminden şikayetçi isem bunu okul müdürüne iletirim. Hocalardaki eksiklikleri öğrencilere anlatmakla, kantinde söylenmekle o problemi çözemem.

    Bu konuda kalem oynatan arkadaşların hemen hepsi, rahatça en üst noktalara gider ve hüsnü istikbal edilirler. Bunu da en iyi onlar bilir. Bunu yapmıyorlarsa entelektüel cesaretleri hakkında soru işaretleri doğar. “Birileri acaba ne der” diyerek bu yiğitliği gösteremezlerse o zaman başka birilerine şunu deme hakkı doğar: “Sizin bir aydın, entelektüel ve sosyal bilimci olarak dile getirmekten çekindiğiniz ettiğiniz problemleri ‘sıradan insanlar’ nasıl dile getirisin?” Hz. Ömer’e itiraz eden hakperest sahabi bu itirazını Kufe mescidinde yapmıyordu. Gidip Hz. Ömer’in olduğu mecliste bizzat kendisine yapıyordu.

    Maksadım üzüm yemekse bunu yaparım. Ama niyetim birilerini sopalamaksa -ki sopalanmayı hak edenler var- akademik bir dille genellemelerle ‘dövüp’ geçerim. Ama aydın sorumluluğunu yerine getirmiş olmam.

    Bir aydında olmaması gereken iki şey vardır. Öfke ve bezginlik. Öfkeyle kimseye bir şey öğretilmez. Aydın öfkelenirse, halk çıldırır. Hz. Musa’ya Firavun’a karşı bile “yumuşak söz” tavsiye ediliyor. Öfkeye, herkes öfkeyle cevap verir. Aydın, dişini sıkar yumuşak bir dil kullanır. Ki bu yönüyle kendisine denenlere yumuşak bir dille sakince cevap veren akademisyenlerimiz de var.

    ELEŞTİRİNİN İÇERİĞİ

    Genellemeler her zaman insanı yanıltır. Hata ve kusurlar somutlaştırılmadan seslendirilirse haksızlık olur. Her Hizmet insanına düşen hata ve kusurları tespit etmek ve çözme merciine iletmektir. Hata ve kusurlara karşı sessiz kalmak, bizi o taksirata ortak yapar.

    “Üst kattakiler gürültü yapıyor taşınsınlar!”

    “İkinci kattakiler evde ateş yakıyor, atalım.”

    “Alt kattakiler kirayı ödemiyor, çıksın!” gibi genellemelerle hiçbir problem çözülmez. Gayba taş atmak yanlıştır. Biliyorsam eleştiririm. “Falan şahıs filan hataları yapıyor” veya “yaptı” derim. Kimseyi genellemelerle zan altında bırakmaya hakkım yok. Adil olmam lazım.

    Yanlışları delillendirip ikna yolunu seçmem lazım.

    YAPILMASI GEREKEN

    Ama şikayetlerim usûle ait, işleyişle alakalı ise, fikri argümanlara dayanıyorsa, sisteme dair ise (istişare, toplantı, atama, terfi…) bunların her biri makalelere konu olmalı, teknik olarak izah edilmeli, tartışılmalı. Tartışılıyor da…

    Hatta vizyon sahibi kalemlerin muhtemel problemlere karşı hazırlıklar yapması, projeler hazırlaması, tehlikelere dikkat çekmesi alkışlanması gereken fevkalade güzel bir gelişme.

    Ama her şeyde olduğu gibi bunda da üslup önemli. İnsanları pataklayarak demokrat yapamazsınız. Demokrasi ve meşveret kültürel bir olgunluk düzeyidir. Bilinç ve şuur meselesidir. Zorla kazanılmaz. Zaman ister. Dikte edilmez. Tepeden aşağı doğru inmez. Aşağıdan yukarı doğru da çıkmaz. Cemaat bütününün toplam demokrasi kültürünü “toplar” ortalamasını alırsınız. Ne seviyede çıkarsa işte Cemaat de o kadar demokrattır. O kadar meşverete saygılıdır.

    Eğer alt kadrolar demokrat ise, hakperestçe itiraz edebiliyorsa üst kadro demokrat olmasa bile demokrat davranmak zorunda kalır. Her koltuğu ele geçiren bir süre sonra ‘diktatör’leşiyorsa o yapıyı alttan zorlama olmadan demokratikleştiremezsiniz. O nedenle demokrasi “götürülebilir”, “taşınılabilir” bir şey değildir.

    Anlatmak, yazmak, ikna etmek ve insanların şuuruna sabırla işlemek gerekir.

    ESASA DAİR

    İslam dünyası, birkaç yüz yıldır hak, hukuk ve adaletin tamamen ortadan kalktığı, cehaletin, yobazlığın alıp başını gittiği bir enkaz halinde. Tüm ülkeler, taban tavan, tencere kapak uyumu içinde diktatörlükle yönetiliyor.

    Bediüzzaman Hazretlerinden başlatırsak 100 yıldır, Hizmet Hareketi olarak 50 yıldır bu enkaza karşı mücadele veriliyor. Cehalete, her türlü radikal akıma, şiddet ve teröre; ırkçılık ve fanatizme karşı savaş veriliyor.

    Bu mantalitede binlerce akademisyen, on binlerce öğretmen ve diğer meslek dallarında insan yetişti. Bunlar şu an dünyanın her yanında varlar. Ve İslam’ın aydınlık yüzünü temsil ediyorlar. Bunu görmeyip büyük bir karamsarlıkla İslam dünyasının perişan haliyle Hizmet’i dövmek pek kadirşinaslık sayılamaz.

  17. Ozgur Bey’i kesip bicmeden once insallah ne dediklerini okumussunuzdur. Sadece basliga bakarak yargilanmain hemen. En azindan icinzden cikan birinin dedigini dilnleyin.

  18. Bu tartismalari icte de dista da pek cok insan izliyor bundan eminim, kimi heyecan ve ilgiyle kimi de belki firsatcilik ve haset nazariyla. Bu zaviyeden oncelikle bu platformda dikkat edilmesi gereken en onemli esas, elestiride de verilecek cevapta da ‘yuksek perde’ den konusmamak, hamasetten kacinmak ve mutevaziligi elden birakmamak olmalidir. Bu sayede tartismalarin esasi bir tarafa, usuli olarak ortak bir kavli leyyin uslubunda bulusulmasi, gelecek adina meselelerin akli selimle konusulabilmesi ve hizmetin devami acisindan son derece umit verici bir hal ve keyfiyet olusabilsin. Bununla birlikte, her gun yudum yudum zehir zemberek hadiseyi yasayan yuzbinlerce insanin oldugu bu zamanda elestiri ile umit (hatta daha da baskin olacak sekilde) bir arada olacak sekilde daha yapici yorumlarda bulunmak eldeki potansiyelin dogru degerlendirilmesine yardimci olacaktir. Insanlara bir yandan “Evet siz bir yalana inanmadiniz” derken, bir yandan da inandiklari bu davanin dinamiklerine yine kendi icinden yada tarihteki benzerlerinden cozumler sunmakla insanlari da umitsizlige sevk etmemis olur. Bu cemaat sadece yonetici bir merkezden olusmuyor. Dip dalgayla geleck bir reform da yasanbilir, hizmet klasik bir cemaat yapilanmasi degildir zira. Sayin Koca nin ve bu platformu takip eden akademisyen insanlarin hassasiyetle bu yorumlari okuyacaklarina inanarak soylemek istiyorum ki; ‘merkezde’ yada ‘kenarda’ bir takim insanlarin bildikleri ezberle meselelere yaklasmasi mutlaka olacak ama hamiyeli, parlak ve genc dinamik dimaglarin bu tartismalardan kendilerine bir yol haritasi cikaracaklari, belki de bu hareketin gelecekteki kaderinde insiyatif sahibi olacaklarina da emin olabilirsiniz. Bir kisim ‘Merkez’ in her turlu ezberine ragmen..

  19. Öncelikle, hizmet hareketi ile ilgili eleştirilerin, hizmet hareketine olumlu katkılar sağlayacağını belirmek isterim. Bu sitede çıkan yazıların tamamını okudum. (Umarım atladığım olmamıştır.) Katıldığım görüşler olduğu gibi katılmadıklarım da var. İlkini ve en çok dikkatimi çekeni söyleyeyim hemen. “Cemaat (özellikle abiler/lider kadro/Hocaefendi), şunu yaptı da başlarına bu geldi. ” türünden yaklaşımları çok dar ve olaylarla bağlantısız buluyorum. Tarık Toros beyin de dediği gibi “Ne yapsalardı bu olaylar cemaatin başına gelmeyecekti?” veya ben şöyle ifade edeyim; Sanki AKP hükümeti,cemaate yaptığı uygulamayı tamamen hukuk içinde yürütüyormuş da ve cemaat de öyle hukuksuz işler yapmış da bu olaylar başına gelmiş. İnsanların yanlış kararları olmuş olabilir. Bence yapılan eleştiriler ve başa gelen olumsuzluklar birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmeli. Eğer bu zulümler olmasaydı cemaati bugün eleştirmeyecek miydik? Yani güçlü olan haklı, zayıf olan haksız mıdır? Mesela yahudiler neyi yanlış yaptı da Hitler bu soykırımı yaptı? Adam soykırımı kafaya koymuş, yapacak ve yaptı. Tekrar belirteyim, hizmet hareketindeki insanların yaptığı yanlış uygulamaları konuşabiliriz. Bu başka bir konu. Ancak,yapılan zulümleri hatalarla ilişkilendirip sadece ona verirsek bu insanların bu kadar zulmü hakedecek bir cürüm işlediklerini kabul etmiş oluruz. Bu da ayrı bir zulüm olur.

Comments are closed.